Orijinalini görmek için tıklayınız : Hıncı Alınmamış Öfke!
kemalistcan
27-09-2010, 23:18
Öfkenin ve şiddetin önü bir türlü alınamıyor; çok yaygın ve sıklıkla başvurulan bir şey olduğundan mı? Öfkeyle oturan zararla kalkar; ama öfke baldan tatlıdır. Açmazımız bu mu? Eğitimciler, meclis, yargı, polis, din adamları, psikolojik danışmanlar, sivil toplum örgütleri vb devasa yığın bu sorunu çözmek için çabalıyor; ama çözülemiyor. Şiddeti şiddetle bastırmak, şiddetle terbiye etmek, şiddetle cezalandırmak gibi ikircikli ve ikiyüzlü tutumlarımız mı bunu bir kısır döngüye çeviriyor?
Öfke kontrolü, medyaya sansür, polisiye önlemler, caydırıcı cezalar, daha çok sosyalleşme, sanata-bilime-spora yönlendirme vb bir sürü şeyde pek işe yaramıyor gibi. Çünkü bulunan çözümler bataklığı kurutmuyor; deprem gibi, şiddeti hayatın bir gerçeği olarak kabullenip en hafif şekilde atlatmanın yolları bunlar.
Sahi neden şiddetin önü alınamıyor? Şiddet avcı atalarımızdan kalan genetik bir miras mı; kültür, medeniyet diye kendimizi mi kandırıyoruz? Şiddet yaşam alanlarımızın daralıp kıç kıça yaşamamızın sonucu mu; yüz kilometrekareden yüz metre kareye düştüğümüz düşünülürse. Başta dil olmak üzere iletişim kanallarındaki ve birbirimizle ilişkilerimizdeki beceriksizliğimizden mi; asosyalliğin, apolitikliğin arttığı günümüzde pek şaşırtıcı olmasa gerek. İdeal anlamda temin edilememiş hukuk devleti ve hukuk devletinin gereğine inanmayan insanların oluşturduğu anarşi mi; orman kanunlarının olduğu yerde şiddet kaçınılmazdır. İnsanların strese yenik düşmeleri mi, kendilerini gerçekleştirmenin bir başka yolunu bulamamaları mı(fight clup filmi), erkek egemen sistem mi, birilerinin oyununa gelmeleri mi, medyanın tutumu mu, körüklenen ırkçılık mı, terörü çözüm gören örgütler mi? Hangisi: Hep si mi?
Evet, hepsi; hatta daha fazlası. Ancak günümüzde çığrından çıkmış olan şiddet olaylarının altında bunlardan farklı, daha derin, daha karmaşık bir şeyin yattığını düşünüyorum. O da hıncı alınmamış öfke!
Bu bildiğimiz öfke gibi ama bir taraftan da değil; çünkü onbinlerce yıllık bir birikimin sonucu. Biz onu atalarımızdan aldık. Biz de farkına varmadan o hınçla büyüdük ve o hıncı daha da büyüterek yeni nesillere devredeceğiz. Garip gelecek ama hınçlanmakta haklıyız; ama öfkemizi çoğu zaman yanlış yerlere yöneltiyoruz. Çünkü düşmanımızla yüzleşmiyoruz…
Hıncımızda haklıyız çünkü bize binlerce yalan söylediler, bu yalanlarla yaşamamızı istediler ve bu yalanları onlar gibi diğerlerine söylememizi istediler. Çünkü yalanlar olmadan bu düzen ne kadar devam edebilir?! Kandırılmak, kendini kandırmak ve başkalarını kandırmak; ne hakla ne cüretle? Aslı astarı olmayan dinleri, paylaşım savaşları sonucu oluşan küçük bir kesimin menfaatlerine hizmet eden devletleri, arpalık olmuş partileri kendi öz benliğimizden daha kutsal bilip, hep onlar için var olduğumuzu, buna karşı çıkanları can düşmanımız bellememiz gerektiğini düşünerek geçiriyoruz yaşamlarımızı. Eşit olduğumuzu söylüyorlar: Yalan! Açlık ve yoksullukla mücadele ettiklerini söylüyorlar: Yalan! Dünya barışını temin etmeye çalıştıklarını söylüyorlar: Yalan! Gözümüze baka baka bunların sorumluları yalan söylüyor. Aptal yerine konulmak herkesi kızdırır!
Hıncımızda haklıyız çünkü onbinlerce yıldır sömürülüyoruz, eziyete maruz bırakılıyoruz ve hakkımızı aramaya çalıştığımızda daha kötüsü ile karşılaşıyoruz. Binlerce yıldır köleydik, ektiği toprak bile kendinin olmayan köylüydük, başkalarının menfaatleri için en feci şekilde ölen ve öldüren canından başka sermayesi olmayan askerlerdik; soykırımlara, katliamlara, tecavüzlere maruz kaldık. Şimdi başka şekillerde sömürülüyoruz; ama sınıflar arasındaki çizgi hala pek kalın, sömürü hala devam ediyor!
Kimi dönemler bu öfkenin hıncı alındı. Spartaküsle, Fransız ihtilaliyle, 19. yüzyıl köylü ayaklanmalarıyla, Rus devrimiyle, Türk devrimiyle, güney Amerika devrimleriyle, üçüncü dünya ülkelerinin kurtuluş savaşlarıyla… Belki de göçebelerin, barbarların, Moğolların, Türklerin uzun yürüyüşlerinde, fetihlerinde, kavimler göçünde bu hınç vardı!
Bugünlerde hepimiz gergin, hepimiz dolu. Ama niye kızdığımızı bilmeden başka(eften püften) şeylere patlıyoruz, sadistçe hatta mazoşistçe davranıyoruz, türlü bunalımlara gark olup toplumsal cinnetin bir parçası oluveriyoruz. Nedeni: Hıncı alınmamış öfke!
Çok güzel bir noktaya değinmişsiniz sevgili Kemalistcan.
Tamamen dolduruşa - gaza getiriliyoruz ve zorla inandırılıyoruz yapay olaylara.
Saygılarımla.
Benim gözlemlerim insanlarin öfkelerini mesrulastirdiklari. Bu degisik bicimerde olabiliyor. Ama mutlaka öfkeyi hakli gösterecek bir takim seyler bulunuyor. Mesela yasami boyunca hep acilarla büyümüs olunuyor, cok cok ezilmis oluyor, hakki yenmis oluyor. Bunlar kimi zaman bize arabesk gelen komik tarzlarda öfke patlamalarina, kimi zaman icin icin yanan bir öfkeye yol aciyor. Ama mutlaka hakli olacak bir gerekce oluyor. Belki bircok durumda böyle de olabilir. Ama böyle olmayan durumlari da cokca gördüm. Yani adam aslinda öyle acilarin cocugu falan degildir, tersine hep birileri tarafindan sirtlanmis, desteklenmistir. Kendisi baskalarina acilar yasatmistir, ama zalim olmak da insanda bir savunma mekanizmasi yada yansitma mekanizmasi kurmayi gerektirir. Kendisini hemen mazlum haline getirir.
Kisacasi öfkenin nedenleri cok farkli olabiliyor. Insanlarin bunun icin bulduklari gerekceler cogu zaman gercek degildir, savunma mekanizmasidir.
Peki öfkenin gercek nedeni yada nedenleri neler? Bu konuda yapilmis calismalar mutlaka vardir. Bence gelecek kaygisi en önemli öfke nedenlerinden biri. Hizli toplumsal degisimlerin de öfkeye yol actigini düsünüyorum. Türkiye'nin son yillari cok hizli degisimlere sahne oldu. Yasam biciminden kültürel kodlara kadar herseyin degismesi kaygiyi ve dolayisiyla öfkeyi artirir. Baska mekanlara gitmek, göcler de mutlaka kaygi yaratan seyler olsa gerek.
Insanlar kendi öfkelerine hep hakli bahaneler bulmaya calisirlar. Toplumsal öfkenin de bircok nedeni vardir; aydinlarin, bilim adamlarinin yapmasi gereken bu nedenleri ortaya koymak olmali. Bahaneler bulmaya calismak ve onu hakli göstermeye calismak ise bence yanlis bir yaklasim olur.
evrensel-insan
28-09-2010, 17:22
Saygideger kemalistcan;
Bir topluma yerlesmis, ofke, intikam, linc, katliam v.s. temelli insanlikdisi siddet ve guc kullanimi nerden gelmektedir ve nesillerden nesillere nasil aktarilmaktadir? Buna baskici, ya da askeri dusunce ve davranista diyebilirsin. Kulhanbeyligi, efelik ve hatta delikanliliga verilen anlam ve icerigi, hapiste yatmanin kisiyi "degerlendiren" bir olgu oldugu, kan davasi, tore cinayetleri, dolayisiyle, dayak, falaka, kulak cekme, cetvelle avuca vurma, daha eskiden kalma, kirbaclama v.s. yi de atasozlerini, deyisleri, hatta kazak kilibik, sogan erkegi v.s. temelli lakaplarida, ekleyebilirsiniz.
Evet sizce bunun temeli ve nesillerdir suregelirligi neye baglidir?
Saygilarimla;
evrensel-insan
kemalistcan
29-09-2010, 23:34
Saygideger kemalistcan;
Bir topluma yerlesmis, ofke, intikam, linc, katliam v.s. temelli insanlikdisi siddet ve guc kullanimi nerden gelmektedir ve nesillerden nesillere nasil aktarilmaktadir? Buna baskici, ya da askeri dusunce ve davranista diyebilirsin. Kulhanbeyligi, efelik ve hatta delikanliliga verilen anlam ve icerigi, hapiste yatmanin kisiyi "degerlendiren" bir olgu oldugu, kan davasi, tore cinayetleri, dolayisiyle, dayak, falaka, kulak cekme, cetvelle avuca vurma, daha eskiden kalma, kirbaclama v.s. yi de atasozlerini, deyisleri, hatta kazak kilibik, sogan erkegi v.s. temelli lakaplarida, ekleyebilirsiniz.
Evet sizce bunun temeli ve nesillerdir suregelirligi neye baglidir?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Yazımın tam da buna cevap olduğunu düşünüyorum...
evrensel-insan
29-09-2010, 23:43
Saygideger kemalistcan;
Hinc ve ofkenin anlam ve icerik temeli, insanoglu turu ve birine aittir ve insanoglunun kendi tur butunlugunun bunyesindeki savasimidir.
Sence her ikisinin kokeni ve temelleri, insanoglu turu ve biri olarak neye dayanmaktadir. Insanoglu disi etmenlere, guclere mi?, bir ic celiski mi?, ya da...
Saygilarimla;
evrensel-insan
kemalistcan
30-09-2010, 00:00
Saygideger kemalistcan;
Hinc ve ofkenin anlam ve icerik temeli, insanoglu turu ve birine aittir ve insanoglunun kendi tur butunlugunun bunyesindeki savasimidir.
Sence her ikisinin kokeni ve temelleri, insanoglu turu ve biri olarak neye dayanmaktadir. Insanoglu disi etmenlere, guclere mi?, bir ic celiski mi?, ya da...
Saygilarimla;
evrensel-insan
Bunu bir kemalistin söylemesi garipsenebilir ama ben tarihsel materyalist diyalektiği yabana atmayan biri olarak tarihin basit bir egemenlik mücadelesi içinde gelişen sınıf savaşı, bir başka deyişle ezenlerle ezilenler arası savaş olduğunu düşünüyorum. Çoklukla bu savaşı ezenlerin kazandığını düşünürsek ezilenlerin öfkelerin çığ gibi artmasını anlayabilirsin. Ezenlerle ezilenlerin iç içe bir sarmal haline geldiğini, kimliklerin kimi durumalra göre değişebildiğini gördüğünde neden öfkenin bu denli yaygın ve eski olduğunda anlayabiliyor insan.
evrensel-insan
30-09-2010, 00:05
Saygideger kemalistcan;
Hinc ve ofkenin anlam ve icerik temeli, insanoglu turu ve birine aittir ve insanoglunun kendi tur butunlugunun bunyesindeki savasimidir.-kemalistcan-
Sen mesajinda, algiladigim kadariyla, benim yukaridaki cumlemi dogruluyorsun, oyle degil mi?
O zaman soru hala gecerli ve soyle sorayim. Neden bu savasim var?
Yaratilis mi, insanoglunun dogasi mi?, insanoglunun hayvani ozu mu?, ya da...
Saygilarimla;
evrensel-insan
kemalistcan
30-09-2010, 00:20
Saygideger kemalistcan;
Hinc ve ofkenin anlam ve icerik temeli, insanoglu turu ve birine aittir ve insanoglunun kendi tur butunlugunun bunyesindeki savasimidir.-kemalistcan-
Sen mesajinda, algiladigim kadariyla, benim yukaridaki cumlemi dogruluyorsun, oyle degil mi?
O zaman soru hala gecerli ve soyle sorayim. Neden bu savasim var?
Yaratilis mi, insanoglunun dogasi mi?, insanoglunun hayvani ozu mu?, ya da...
Saygilarimla;
evrensel-insan
İnsanın iki tür temel içgüdüsü var bir çok hayvanda olduğu gibi: İleri atılmak ve geri çekilmek; evrimsel bir sürecin sonucudur bu. Ne kadar ileri atılabildiğinizi ya da geri çekilebileceğinizi şartlar ve potansiyeliniz belirler. Öfke aynı merak gibi insanın ileri atılmasını sağlayan içgüdümüzün sonucudur. Aynı şekilde şüphe de olduğu gibi geri çekilme içgüdümüzünde harekete geçirebildiği birşeydir. Bu üçgüdüsel yönelim insanın bir arada yaşamasıyla kollektif bir hal alır. Bu anlamda hem iç hem dış etkenler sürece dahildir.
evrensel-insan
30-09-2010, 00:33
Saygideger kemalistcan;
Dogal zihniyet ve onun tum insanoglu turu icin evrensel aynilikta yapilanisi ve de isleyisi, dogal ve normaldir.
Onemli olan, insanoglu eliyle ve adina olusturulan bu "dogal" yapilanis ve isleyisin, sizin acinizdan, bir sorun olmasi, ve/veya rahatsizlik yaratmasi.
Boyle bir durum varsa, bunun da analizi politikanin ayrimci ideolojilerinde degil; felsefenin ve psikolojinin bu sorunu var kilan temelinde aranmasidir.
Bu temelde bakildiginda, ofkenin psikolojik ikizi intikam, ya da oc almaktir. Sizin deyiminizle hinc.
Peki ofke nerden kaynaklanir? Ya da ofke olmadan, yapilan uygulamanin hinc almayi yaratacak, icerik ve anlami nedir?
Ayrica basligin icerigini, "hinci alinmamis ofke" olarak bir tarafa veriyor. Peki oteki tarafin yapmis oldugu nedir?, neden yapmistir?
Dogasinda "oldugu icin mi?, yapma "zorunlulugu mu?", ya da...
Yani "gerekli kilan" nedir?
Saygilarimla;
evrensel-insan
kemalistcan
30-09-2010, 00:45
Bu konuda beni çok mu ketum gördünüz? Israrla duymak istediğiniz nedir? Yoksa siz de mi bilmiyorsunuz?
Bir zorunluluktan çok durumun, şartların incelenmesi gerek. başlangıçta yiyecek ve karşı cinse sahip olma içgüdüsünün temellendirdiği sahip olmak için saldırma, sahip olduğunu korumak için saldırma daha sonrasında insanlığın gelişimiyle daha da karmaşık bir hal alır. temel olan kişinin, topluluğun egemenliğidir. Egemenliğin tehdit ve tecavüz edilmesi başakasının egemenlik anlayışı haline geldiğinde tepki kaçınılmaz olur; illede bir zorunluluk arıyorsanız budur.
evrensel-insan
30-09-2010, 00:50
Saygideger Kemalistcan;
Basligin, politika degil de, felsefe-psikoloji bolumunde olmasi, verilecek yanit ve mesajlarin; iceriginin politikanin ayrimci ideolojik inancsal dogrularinin kendi aralrindaki dogrusal savaslarini icermiyor. Oyuzden konuyu felsefi ve psikolojik ele almak gerekiyor.
Basliginizin icerigi politik taraflilik, ama yeri felsefe ve psikoloji bolumu. Bu temelde de, insanoglu turu ve birinin bu baslikta dile gelen sorun temelinde felsefi ve psikolojik analizini ortaya koymak gerekiyorki, SORUN ALGILANSIN. Bak, cozulsun demiyorum.
Cunku soruun cozumunden once algilanmasi gerekir.
Ayrica, sorular; senin kisisel dusuncenin dile gelmesi ve ogrenilmesi icindir. "Rahatsizlik mi" verdi, sorular?
Saygilarimla;
evrensel-insan
kemalistcan
30-09-2010, 01:00
Kesinlikle hayır. Ancak ben paylaştığım ilk metinde birçok şeye yanıt verdiğimi düşünüyorum; ama herşeyin yanıtını bir metinde ve o metinin yazarında aramak pek sağlıklı olmasa gerek.
Ben yazımı paylaştım. Sizin sorularınıza mertçe, entellektüel, akılcı yanıtlar vermeye çabaladım. Ancak görüyorum ki yanıtlarımı tatmin olmayıp kabul etmiyor ya da kendinizce belirlediğiniz bir yanıtı duymak istiyorsunuz. Her iki durumda da yapacağım birşey yoktur; kusura bakmayın, elimden geleni yaptığımı düşünüyorum.
Bu noktada size düşen, bu soruya ya kendinizin yanıt vermesi ya da arkadaşları da katarak uzlaşmacı bir sonuç elde edilmesidir.
Saygılar, sevgiler,
evrensel-insan
30-09-2010, 01:09
Saygideger kemalistcan;
Ben yanitimi daha once vermistim, herhalde "dikkatten kacmis". Dogal zihniyetin dogal ego temelli yapilanis ve isleyisine bagli olarak dusunce ve davranista hinc ve ofke dogaldir ve normaldir. Onemli olan bu dogalligin ve normalligin sorun, rahatsizlik, zarar olarak algilanip algilanmayacagidir. Eger boyle algilanirsa, once sorunun dogal zihniyet temelinde tam bir resimsel analizi ortaya konmali ve insansal zihniyet adina da bu yip, carpik dusunce ve davranisi veren zihniyetten ve egodan kurtulmak icin, bu zihniyetini ve egosunu kisi kendinde sorgulamalidir.
Ayrica mesajlarimin icerik olarak degil de; algi olarak sizi zorladigi bir izlenimi verdiyse, ozur dilerim.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Siddet, insanin dogasinda potansiyel olarak bulunur. Kotuye egilim seklinde islenir beslenir veya tam tersine islenir koreltilir.
Hicbir sekilde de yok edilmesi mumkun degildir. Yok etmeye kalktiginiz her etapta, gene siddet kullanmak zorundasiniz cunku..
evrensel-insan
01-10-2010, 21:41
Saygideger neva;
Yok etmeye kalktiginiz her etapta, gene siddet kullanmak zorundasiniz cunku.-neva-
Siddetin uygulanmasi, ya da yok edilmewsinden ziyade; konu, siddetin bilinci ve farkindaligi ve bu farkindaligin insanoglu turu ve birine verdigi her turlu fiziksel ve dusunsel zarar ve rahatsizliktir. Bu sorun algilanirsa, siddetin dusunce ve davranisi zihniyet olarak icerik ve uygulamadan kurtarilabilir.
Bu da insansal zihniyet ve insanoglu turu birinin tursel self bilinc ve farkindaligi ile mumkundur.
Kavramlar ortaya atilmis olarak vardir. Bu kavramlarin yasama gecmesidir, sorun ve onlenmesi gereken. Bu da zihniyetten baslar.
Cunku siddet ayni zamanda, bir guc, otorite ve ustunluk dile getirimidir, yani hem ayrimci, hem de tanrisal iceriklidir. Cunku siddetin elde etmek istedigi, kisinin hakimiyetini ve ustunlugunu saglamasi algisidir.
Ayni zamanda siddet, caresizligin ve korku salmanin bir urunudur.
Insansal zihniyette siddete dusunce ve uygulama olarak yer yoktur. Siddet insanlikdisi bir dusunce ve davranistir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayin evrensel insan ;
Orada kullandigim cumle geneldir.
Dediklerinizde dogrusunuz.
Bahsettiginiz o bilince varana kadar da, insan kendine bir nevi magnitudu dusuk siddet(baski), (dikkate al, gozlemle, dinle, duy vs.) uygular. Ama bunlar zararsizdir.
Ne kisiye, ne de karsidakine zarar verir. Aksine kisinin yararinadir. Bu anlamda kisinin kendinde potansiyel bulunan siddet'e hukmetmesi, egilimini koreltmesi basaridir diye dusunuyorum.
evrensel-insan
02-10-2010, 00:33
Saygideger neva;
Insanoglunun bir konuya yanasirken, iki turlu degismezi vardir. Birincisi alisilagelmis, yerlesmis ve otomatiklesmis yanasim, ikincisi de yuzeysel, gorunussel, yanasim.
Siddet konusu da aynidir. Mesela "erkek kadini dover" cumlesine yanasimin, alisilagelmisligi ve yuzeyselligi sorunu cozmez ve de sorunu algilatmaz. Cunku konunun temeli siddete ve bunun ne oldugunun epistemolojik gerceklikle tum resmini ortaya koyabilmeye baglidir. Yani once, sorunun ne oldugu algilanmali, sonra onun insanoglu turu ve birine verdigi zarar rahatsizlik ve insandisilik algilanmali ve bu algilarin uzerine bilincli ve farjkinda olarak ve ONCE KENDINDEN BASLAYARAK, KENDINI SORGULAYARAK gidilmelidir.
Cunku bu dogal zihniyette, zihniyet sahibi olanin kendisi ortada olmadigindan, aynasida yoktur ki, donup kendine baksin.
Siddet, insanoglunun kendi dogal dusuncesini (kendiliginden gelen ve dusunce uretmeyen) yapilandirir ve islerlige koyarken, hayvandan algiladigi ve esinlendigi hayvani oze sahip, bir uygulamadir.
Tabi hayvan bunun uygulamasini dogal olarak yapmakta, dolayisiyle insanogluda bu algiladigi dogalligi dusunce ve davranisa tasimakta ve uygularken de "ne yapayim, benim dogam bu" cumlesine siginabilmekte ve herkesten once, kendini kandirabilmektedir.
Siddetin tek amaci, hakimiyet, ustunluk, otorite ve gucun egosal tatminidir. Ustelik, bu egosal tatmin, bir cozum olarak algilandigindan da, kimse "baska cozum yok mu?" sorusuna yonelmez.
Siddetin her turlu cesidinin ne oldugunu ve nasil uygulandigini, insanoglu tarihi hem cografi hem de toplumsal olarak bizlere gostermekte ve nasil bir miras oldugunu da algilatmaktadir.
Zaten terorun, bir baska ismi de siddettir. Cunku amac, korku salmak ve karsi tarafi bertaraf etmek ve etkisiz hale getirmektir. Tamamen dogal zihniyetin dogal egosunun insanlikdisi bir zihniyeti, dusunce ve uygulamasidir.
Ustelik, siddet ile sindirilenin, en kisa bir firsatta intikama yonelecegi de, ayri bir gercektir. Bu temelde de tum etik izmler hemen hemen her turlu deger, veri ve tabunun korunmasi ve kollanmasinda, en azindan sozlu siddet uygularlar. Ayip, gunah v.s. temelli yanitlar da, buna dahildir.
Ayrica, konunun aci olan baska tarafi da, siddetin uygulayan acisindan degilde, uzerine uygulanan acisindan degerlendirilisi, acima, merhamet v.s. terimleriyle, "hafifletici unsur" haline getirilmeye, ya da "kocandir, dover/eti senin, kemigi benim/dayak cennetten cikmadir/babanin-annenin vurdugu yerde gul biter/kizini dovmeyen, dizini dover/dayagi ye de, aklin basina gelsin/ben hem dover, hem severim/Aklin basina gelsin-adam olasin diye vurdum/dayagi yedi, sustu/dayagin gozunu seveyim" v.s. yerlesmis, deyim ve atasozleriyle, sanki olmasi gerekenmis, normalmis v.s. gibi gosterilmeye calisilir.
Siddet hic bir zaman, cozum degil; her zaman sorundur ve sorunu da katmerler.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Kuskusuz siddet hicbir zaman cozum degildir. Ve ciddi bir sorundur toplumsal yansimalari..
Baskin toplumsal motifler, siddetin idame mekanizmasidir.