kemalistcan
05-10-2010, 01:33
— Onun bunun çocuğu!
— Adi herif!
— Şerefsiz Şeref!
Pis pis gülüyordu; her hareketi gibi gülüşü de gıcık ve sinir bozucuydu. Şerefsizliğinden mi, pişkinliğinden mi, soğukkanlılığından mı yoksa adıyla kendine edilen hakaretin karşıtlık ve ironi oluşturmasında mıdır nedir, Şeref durmadan gülüyordu. Bu karşıtlık, ironi aslında pek sık görülen bir durumdu. Toplum kolektif bir iki yüzlülükle, ikircilikle bunun üstesinden gelmeyi biliyor ve asla “Kral Çıplak!” demiyordu. Maçlarda ağız dolusu küfürler eden insanlar, gerçek yaşamda gerçek şerefsizlere, adilere, onun bunun çocuklarına iki çift laf edemedikleri gibi onlara minnet, saygı, hayranlık, sevgi duyuyor ve o yönde sözler sarf ediyorlardı. Para ve güç, ateş ve barutu yan yana tutmakta pek başarılıydı. İnsanlar kalpleri ile mideleri arasında kaldıklarında kazanan hep mide oluyordu başka bir değişle. Ama kalpleri olmayan insanları mideleri de olmuyor bir süre sonra.
Şeref, havlayan köpeğin ısırmayacağını bildiğinden mi, kuru gürültüye pabuç bırakamayacak bir tip olduğundan mı yoksa güvendiği bir şeyler mi var ne, inadına kalabalığın içine daldı ve rüzgar gibi geldi, geçti. Herkes ilk hareketi bir başkasından beklediğinden onlara mal gibi bakmak kalmıştı...
Şeref hakaretlerine maruz kaldığı insanların bir zamanlar dostuydu. Adından daha mertti bir zamanlar. Onu birde sendikal mücadelede görecektiniz. Şeref patronların en korkulu rüyası olmuş, kendine teklif edilen şeyleri elinin tersiyle itince başına nice işler açılmış, ölümlerden dönmüştü; ama mertti, delikanlıydı, eli ağırdı alimallah. Gür sesiyle, etkileyici ve anlamlı konuşmasıyla, karizmasıyla, güven veren duruşuyla kitlelerin önderi oluvermişti birden. Çalıştığı fabrikada işçiler birçok hak gaspından onun sayesinde kurtulmuş ve birçok yeni hakka da onun sayesinde kavuşmuştu.
Fabrika satılınca fabrikanın yeni sahibi Şeref gibi önderlerden birini parayla satın alıp şef yaptı, birkaç düzine sendikalı işçiyi de iyi bir maaş ve lojman karşılığında başka bir şehirdeki fabrikasına aldırdı. Daha fazla maaş karşılığında bütün işçiler sendikalı olmaktan vazgeçtiler. Ayrıca fabrikada ciddi bir dini ve ırkçı propaganda estirildi. Bu şartlarda Şeref bir anda bozguncu, komünist olarak kolayca lanse edildi. Sözlü sataşmalar, itip kakmalar, mahalle çocuklarına evin camlarını taşlatmalar hatta bir de linç girişimi. Bir süre sonra Şeref işten kovuldu; ancak hiçbir iş arkadaşı bu gidişe ses çıkarmadı hatta çoğunun onun onca iyiliğine rağmen patronun oyunlarının başarısından dolayı sevindiği görüldü.
Şeref’i o günden sonra uzun bir süre gören olmadı. Ama nasıl olmuşsa olmuş Şeref o fabrikanın sahibi olarak geri dönmüştü bir gün. İlk işi geçmişteki mesai arkadaşlarını kapının önüne koymak oldu, olaylara karışmışları adı gibi bildiğinden bir bir ihbar edip yakalanmalarını ve çeşitli işkencelerden geçmelerini sağladı, son olarak da yaşadıkları gece kondu mahallesinin arazisini satın alıp evleri bir bir yıktırmaya başladı. Her ne kadar yüzleri olmasa da arkadaşları aman dilemeye, yalaklanmaya geldiler ama o hepsinin yüzüne tükürdü geçmişi…
Şeref onca kalabalığın arasından kılına bile zarar gelmeden geçmiş ama önünde çiroz bir delikanlı bulmuştu. Şeref onun kim olduğunu sordu. Onun işe girmesine neden olan, gurbetten gelince evlerinde barındıran, mertliği-delikanlılığı, devrimciliği ve Atatürk’ü belleten ustabaşı Ahmet Amca’nın en küçük oğlu Onur’dan başkası değildi o. Onur’un başını okşamak istedi ama çakmak çakmak gözlerinden ateş fışkırdı bir anda Onur’un. Onur “Bize böyle mi sahip çıkacaktın, babama verdiğin sözü böyle mi tutacaktın, babamın yaptıklarının karşılığı bu mu?” diye gürleyen Onur’u duyunca birden yutkunuverdi. Maalesef rahmetli Ahmet amcanın büyük oğlu da işten çıkarmalardan nasibini almış ve Onurların gecekonduları da yıkılmıştı. Şeref her şeyi geri çevirmeye hazırdı ama Şeref bir söz bile etmeden Onur ceketinden ekmek bıçağını çıkarttı ve Şeref’in kalbine sapladı. “Böylesi daha iyi”, dedi Şeref son nefesinde; bu işler onun bunun lütfuyla, sadakasıyla olmaz diye düşünüverdi ve gülümsedi. O sırada yeni işçileri Onur’u linç ediyorlardı ve biraz önce Şeref’e hırlayanların hiçbiri Onur’un yardımına gelmedi. Velhasıl şerefte öldü, onurda…
— Adi herif!
— Şerefsiz Şeref!
Pis pis gülüyordu; her hareketi gibi gülüşü de gıcık ve sinir bozucuydu. Şerefsizliğinden mi, pişkinliğinden mi, soğukkanlılığından mı yoksa adıyla kendine edilen hakaretin karşıtlık ve ironi oluşturmasında mıdır nedir, Şeref durmadan gülüyordu. Bu karşıtlık, ironi aslında pek sık görülen bir durumdu. Toplum kolektif bir iki yüzlülükle, ikircilikle bunun üstesinden gelmeyi biliyor ve asla “Kral Çıplak!” demiyordu. Maçlarda ağız dolusu küfürler eden insanlar, gerçek yaşamda gerçek şerefsizlere, adilere, onun bunun çocuklarına iki çift laf edemedikleri gibi onlara minnet, saygı, hayranlık, sevgi duyuyor ve o yönde sözler sarf ediyorlardı. Para ve güç, ateş ve barutu yan yana tutmakta pek başarılıydı. İnsanlar kalpleri ile mideleri arasında kaldıklarında kazanan hep mide oluyordu başka bir değişle. Ama kalpleri olmayan insanları mideleri de olmuyor bir süre sonra.
Şeref, havlayan köpeğin ısırmayacağını bildiğinden mi, kuru gürültüye pabuç bırakamayacak bir tip olduğundan mı yoksa güvendiği bir şeyler mi var ne, inadına kalabalığın içine daldı ve rüzgar gibi geldi, geçti. Herkes ilk hareketi bir başkasından beklediğinden onlara mal gibi bakmak kalmıştı...
Şeref hakaretlerine maruz kaldığı insanların bir zamanlar dostuydu. Adından daha mertti bir zamanlar. Onu birde sendikal mücadelede görecektiniz. Şeref patronların en korkulu rüyası olmuş, kendine teklif edilen şeyleri elinin tersiyle itince başına nice işler açılmış, ölümlerden dönmüştü; ama mertti, delikanlıydı, eli ağırdı alimallah. Gür sesiyle, etkileyici ve anlamlı konuşmasıyla, karizmasıyla, güven veren duruşuyla kitlelerin önderi oluvermişti birden. Çalıştığı fabrikada işçiler birçok hak gaspından onun sayesinde kurtulmuş ve birçok yeni hakka da onun sayesinde kavuşmuştu.
Fabrika satılınca fabrikanın yeni sahibi Şeref gibi önderlerden birini parayla satın alıp şef yaptı, birkaç düzine sendikalı işçiyi de iyi bir maaş ve lojman karşılığında başka bir şehirdeki fabrikasına aldırdı. Daha fazla maaş karşılığında bütün işçiler sendikalı olmaktan vazgeçtiler. Ayrıca fabrikada ciddi bir dini ve ırkçı propaganda estirildi. Bu şartlarda Şeref bir anda bozguncu, komünist olarak kolayca lanse edildi. Sözlü sataşmalar, itip kakmalar, mahalle çocuklarına evin camlarını taşlatmalar hatta bir de linç girişimi. Bir süre sonra Şeref işten kovuldu; ancak hiçbir iş arkadaşı bu gidişe ses çıkarmadı hatta çoğunun onun onca iyiliğine rağmen patronun oyunlarının başarısından dolayı sevindiği görüldü.
Şeref’i o günden sonra uzun bir süre gören olmadı. Ama nasıl olmuşsa olmuş Şeref o fabrikanın sahibi olarak geri dönmüştü bir gün. İlk işi geçmişteki mesai arkadaşlarını kapının önüne koymak oldu, olaylara karışmışları adı gibi bildiğinden bir bir ihbar edip yakalanmalarını ve çeşitli işkencelerden geçmelerini sağladı, son olarak da yaşadıkları gece kondu mahallesinin arazisini satın alıp evleri bir bir yıktırmaya başladı. Her ne kadar yüzleri olmasa da arkadaşları aman dilemeye, yalaklanmaya geldiler ama o hepsinin yüzüne tükürdü geçmişi…
Şeref onca kalabalığın arasından kılına bile zarar gelmeden geçmiş ama önünde çiroz bir delikanlı bulmuştu. Şeref onun kim olduğunu sordu. Onun işe girmesine neden olan, gurbetten gelince evlerinde barındıran, mertliği-delikanlılığı, devrimciliği ve Atatürk’ü belleten ustabaşı Ahmet Amca’nın en küçük oğlu Onur’dan başkası değildi o. Onur’un başını okşamak istedi ama çakmak çakmak gözlerinden ateş fışkırdı bir anda Onur’un. Onur “Bize böyle mi sahip çıkacaktın, babama verdiğin sözü böyle mi tutacaktın, babamın yaptıklarının karşılığı bu mu?” diye gürleyen Onur’u duyunca birden yutkunuverdi. Maalesef rahmetli Ahmet amcanın büyük oğlu da işten çıkarmalardan nasibini almış ve Onurların gecekonduları da yıkılmıştı. Şeref her şeyi geri çevirmeye hazırdı ama Şeref bir söz bile etmeden Onur ceketinden ekmek bıçağını çıkarttı ve Şeref’in kalbine sapladı. “Böylesi daha iyi”, dedi Şeref son nefesinde; bu işler onun bunun lütfuyla, sadakasıyla olmaz diye düşünüverdi ve gülümsedi. O sırada yeni işçileri Onur’u linç ediyorlardı ve biraz önce Şeref’e hırlayanların hiçbiri Onur’un yardımına gelmedi. Velhasıl şerefte öldü, onurda…