PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ütopya


kemalistcan
06-10-2010, 00:09
Vatani görevini yapmak üzere ücretsiz toplu ulaşım araçlarından birine binerek pamuk tarlalarının yolunu tuttu. Okulca yaptıkları tarlalardaki otları yolma, çeşitli yerlere fidan dikme, saksıda bitki yetiştirme gibi basit zirai işlerle kalmıştı tarımla ilgisi; ki Ütopya eğitim programının gereği olarak her Ütopyalı zaten asgari bir tarım eğitimi alırdı. Daha çok atölye ağırlıklı seçtiği için seçmeli derslerini marangoz ya da demirci olarak gitmeyi umuyordu; ama en fazla iki ay sonra güneşin altında çalışmaktan kurtulacaktı. Ayrıca vatani hizmeti bittikten sonra tembellik hakkını kullanarak dünya seyahati düşünü gerçekleştirebilecekti; tembellik hakkı her ütopya vatandaşına sorumluluklarını yerine getirmek kaydıyla 5 kez tanınan bir haktı yıllık izinlerin dışında ve üstün hizmetleri geçenlere ekstra izinler söz konusuydu. Sevgilisinden 6 ay boyunca ayrı kalmak çok koyacaktı ama hayalindeki tatile birlikte çıkacak olmak her şeyi unutturacaktı ona. Sevgilisi de vatani görevini çöpçü olarak yapacaktı; idealist bir çevreci olduğu için daha iyisi Şam’da kaysıydı.

Onunla okulun yaparak, yaşayarak, yerinde eğitimin bir parçası olan gezi gözlem uygulaması için gittikleri şehirde tanışmıştı. Şehrin 30 km uzağında kamp kurarak bölgenin habitatıyla, eko sistemiyle ilgili gözlemler ve çıkarsamalar yapacaklardı; birçok fotoğraf ve video da yanlarına kar kalacaktı. İşte o fotoğraflardan birinde rastladı Satı’ya. Kazara, şans eseri o da girmişti objektife; ama Emre için çok daha büyük bir şanstı bu. Henüz kamp yerinden ayrılmamışken bulmalıydı onu. Birkaç gün içinde bulmayı başardı. Kıvrak zekasıyla ve karizmasıyla önce ortamına girdi sonrada gönlüne. Satı’nın çevre konusundaki duyarlılığı onu çok etkiledi ama onu devamlı bu şeyle paylaşacak olmak ve kendine itiraf edemese de konu doğa, doğal yaşamı koruma ve çevreyle ilgili sorunlar olunca ikinci planda kalmak canını sıkan ve onu kıskandıran bir şeydi. Yinede onun ve kendisinin duygularından emin olduğu sürece bunun her şeyi mahvetmesine izin veremezdi.

Bu uygulama kampı boyunca onunla birlikte olma ve güzel anlar yaşama şansını yakalamıştı. Arada öğretmeninden de izin alarak ya da kamptan firar ederek birlikte şehre gidiyorlardı. Birlikte şehrin bütün müzelerini gezdiler. Satı daha önce defalarca gezdiği müzelerde birçok ayrıntıyı atladığını ve birçok çıkarsamayı yapmadığını Emre sayesinde fark etti; bu Emre’yi daha çok sevmesine neden olmuştu. Tensel çekimin yanında entelektüel kesişme ilişkilerini çok daha özel kılmıştı. Ama maalesef tiyatral, müzikal ve kitap zevkleri için aynı şey söylenemezdi. Emre için satranç ve go bir tutkuydu, Satı için resim ve heykel. Ancak onlar kendi ortak paydalarını kendileri yaratıyorlardı sanki.

Emre bir an anılarından sıyrılarak vatani görevini ve kendini nelerin beklediğini düşündü. Beş yıl sonra tekrar çağırılacaktı ama eğer üstün hizmet sınıfına girerse bu görevden muaf sayılacaktı. Üstün hizmet sınıfına ancak sanatçılar, bilim adamları, sporcular ve ülkeye ciddi hizmetleri olanlar girebiliyorlardı; ancak onlarda çoğu kez bu ayrıcalıktan faydalanmamayı seçerek vatani görevlerini yerine getiriyorlardı. İlkokuldan beri birçok ütopyalı gibi müzik aletleriyle haşır neşirdi, özellikle piyanoyla; sanat eğitimi ütopyanın temel eğitim stratejilerindendi. Öğretmenleri, ailesi ve çevresi ondan bu anlamda çok şey bekliyordu. Oysa o şimdiden gözünü tembellik tatiline dikmişti. Ancak yolculuk boyunca birçok kitap okuma fırsatını da yakalayacaktı hiçbir meşgalesi olmadığından; geçen sene 15 kitapta kalmıştı, bu tatilde 50 kitap okumak işten bile değildi.

Okul meclislerinde ve derneklerinde pek faal olmamıştı ama Satı ile tanıştıktan sonra onunla birlikte olmanın tek yolunun onun olduğu yerde olmak ve onunla birlikte aynı şeyi yapmak olduğunu anladığında kendini ideolojik ve siyasi bir yolda buldu. Ütopyada tam temsil demokrasisi olduğu için siyasetten ve ideolojiden uzak olmakta düşünülemezdi gerçi. Yine Satı’nın hayatına kattığı bir şeydi felsefe. Ki ütopyada düşünmeyeni, çoğulcu olmayanı dövüyorlardı.

Satı çevreci faaliyetleri ve eğitimi dışındaki zamanını halk evlerinde geçiriyordu. Birçok tiyatral, folklorik, müzikal, görsel sanatlarla ilgili gurubun yanı sosyal diğer guruplar da baya etkindiler; tamamen halk katılımıyla yapılan, halkın yönettiği ve işlettiği bu kurumlara devlet ciddi ödenekler ayırıyordu. Bütçeden eğitim, üretimi destekleme, sosyal güvenlik gibi temel kalemler kadar pay alıyordu bu evler. Satı ciddi bir şekilde etkindi burada. Emre daha önce piyano öğrendiği bu evlerde şimdi piyano öğretmenliği yapıyordu. Ama idealist bir yaklaşımdan daha çok Satı’nın gözüne girmek için galiba. Emre yoldayken Satı oradaki arkadaşlarıyla vedalaşıyordu. Daha iyi bir dünya için çalışmanın, bunun mücadelesini vermenin ve bu uğurda hiçbir şeyden yılmamanın sözünü defalarca vermişlerdi. Ama Emre pek anlamıyordu; daha ne istiyorlardı her şey yeterince iyi değil miydi? 100 öncekilerin hayal bile edemeyeceği kadar özgür ve refah içinde değil miydiler? Ama onunda akıl edemediği bir şey vardı; bu güne mücadele edenler ve daha iyisini hayal edenler sayesinde ulaşılmıştı…