PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Turkiye "Bir Zamanlar" Tarim ve Hayvancilik Ulkesi Idi.


evrensel-insan
06-10-2010, 23:42
Saygideger arkadaslar;

Hatirliyorumda, 60'lar, 70'ler, hatta 80'ler ve 90'lar da Turkiye; kendi hayvanini kendi uretir/tuketir; kendi urununu, kendi eker/bicerdi.

Gecenlerde Televizyon haberlerinde, domatesin "zam sampiyonu" oldugu soyleniyordu. Gerci gorunen domatesler, Ulkenin domatesleri ne de benzemiyordu ya, neyse. Domatesin su anki ulke fiati (giderek yukseliyor), Avrupa Ulkelerini gecmis durumda.

Ustelik, et konusunda, ithal etlerin "daha ucuz" olacagi, soylendi, ama; soylentide kaldi.

Butun bunlar hangi politik uygulamanin sonucu dersiniz. Kendi kaynaklarini, ya sat, ya kurut; disaridan ihrac et ve yine de borctan kurtulama, bollugu yakalayama.

Artik, bir sonraki nesile, ulkemizin bir tarim ve hayvancilik ulkesi oldugunu, bir masal gibi; oturur anlatiriz.

Saygilarimla;
evrensel-insan

kemalistcan
07-10-2010, 00:43
Ecevit'e bizi zamanında ortak pazara sokmadığı için birçok insan tarafından suçlandı. Oysa adamın haklı bir gerekçesi vardı, diyordu ki: Onlar ortak olacak, biz pazar ve bizi sömürecekler. Aynı bugünkü gibi...

Nasıl marshal yardımları ve natoya kabulümüz bize petrole bağımlılk ve pahalı taşımacılığa, montaj sanayiyi ve tekstili aşamamıza neden olduysa son yaşananlar ülkemizin tam sömürge olmasının önünü açmıştır.

Re-laX
07-10-2010, 01:06
sayın arkadaşlar ülkede maliyetin yüksek olmasından dolayı üretim yok,üretim olmayan bir yer dışa bağımlıdır.

keşke sadece domates fiyatlarında avrupa birincisi olsak,daha bunun petrol fiyatları var et fiyatları var sigara ve içki fiyatları var saymakla bitmez daha,zengini daha zengin fakiri daha fakir yapan bir zihniyete lanet olsun,

kominizm dahi böyle bir sistemden daha iyidir.hiç olmazsa bu kadar sınıf ayrımı yapılmaz.kapitalist dünyanın modern köleliğini yapıyoruz sosyalist bir ülkeyiz diyede halkı inandırıyolar.

o ithal edilen herşeyden, tarımın durma noktasına gelmesinden,bazı ürünlerin pahalı olmasından birileri faydalandığı,zengin olduğu için bunlar oluyor.


istanbulu zenginlere peşkeş çekmişler.

her yeri parsellemişler.küçük üretici ve tarım yapan hayvancılık yapan insanların mallarıda ya elinde kalıyor yada yasal engellere takılıyor yada maliyetin yüksek oluşundan hiç üretemiyor.



saygılarımla

Neva
07-10-2010, 10:11
Saygideger arkadaslar;

Hatirliyorumda, 60'lar, 70'ler, hatta 80'ler ve 90'lar da Turkiye; kendi hayvanini kendi uretir/tuketir; kendi urununu, kendi eker/bicerdi.

Gecenlerde Televizyon haberlerinde, domatesin "zam sampiyonu" oldugu soyleniyordu. Gerci gorunen domatesler, Ulkenin domatesleri ne de benzemiyordu ya, neyse. Domatesin su anki ulke fiati (giderek yukseliyor), Avrupa Ulkelerini gecmis durumda.

Ustelik, et konusunda, ithal etlerin "daha ucuz" olacagi, soylendi, ama; soylentide kaldi.

Butun bunlar hangi politik uygulamanin sonucu dersiniz. Kendi kaynaklarini, ya sat, ya kurut; disaridan ihrac et ve yine de borctan kurtulama, bollugu yakalayama.

Artik, bir sonraki nesile, ulkemizin bir tarim ve hayvancilik ulkesi oldugunu, bir masal gibi; oturur anlatiriz.

Saygilarimla;
evrensel-insan


Cok guzel bir konu yakalamissiniz sayin evrensel-insan..

DTO(Dunya Tarim Orgutu) sagolsun demek gerekir sanirim.

Sadece bu degil elbette..

"Buralar bir zamanlar dutluktu" derler ya buyukler, niye derler ki acaba?

Domates dediniz de aklima geldi. Turkiye tatillerinde, bir Canakkale domatesi gelirdi, o ne koku, o ne guzellik icine beyaz peyniri basip isirirdik .. Peynir de o zamanlar cok pahali bir sey degildi.

spartacus
07-10-2010, 12:56
Türkiye bir zamanlar tarıma dayalı bir ekonomi idi, evet. Ama şimdi ise ranta dayalı bir ülkedir. Bu sadece tarım olarak düşünülemez, elbetde sanayi de, eğitimde, sağlıkda, sosyal hizmetlerde aynı şekildedir.

Hiç bir ülke tarıma dayalıda olsa, eski sisteme ait üretim biçimi ile(feodal) üretimi sürdüremez, sürdüremediği gibi de verimli sonuçlar elde edemez. Değişen dünya ve ekonomik koşullarda, toplumların hem üretim anlayışı, hem üretim tarzı ama hemde pazarı değişmektedir. Bir zamanlar üretilen tarımsal ürünler belirli bir kesimin sahip olduğu mal ve zenginlik iken, ürünlerin kendisi bizzat değişimin aracı olabiliyordu, anında nakite çevrilebiliyordu. Örneğin bir hizmeti almak için özellikle eldeki(ambardaki) ürünü pazara götürüp paraya çevirmek yerine, bizzat alınan hizmetin karşılığı olarak sunabilme şansı vardı. Arz-talep meselesi bu kadar çetrefilli olmadığı gibi illada bir pazar ekonomisi gerektirmiyordu....

şimdi, tarıma dayalı üretimde feodalitenin tasviyesi beraberinde kapitalist pazarı ortaya çıkartmıştır. Artık üretici ürünleri üretecek ve nakite çevirebilmek için ürünü pazarda satmak zorunda idi. İş başa düşmüştü ve üretilen ürünlerin değeri eskisi gibi 1 kilo buğday, 50 yumurta şeklinde ve genelde değişmez kurallara dayanmıyor, yerine ürünlerin fiyatını pazarın belirlediği bir sistem geçiyordu. Yani tarım artık kapitalist pazar için ticaret malı üretiyordu ve bu pazar tarım ürünleri üzerinden rant geliri elde etme anlayışına sahipti(kolay elde et, ayağına gelsin, sen üstüne koy, işle-işlet kazan).

Ürünlerin fiyatını eğer pazar belirler ise ne olur?

kapitalist üretimde ürünlerin hem değerini ama hemde hangi ürünün ne kadar üretileceğini pazar belirler hale gelmiştir. Bu bir tarafdan baktığımızda bize doğru veriler sunuyor gibi görünsede, aslında bu üretimde çarpıklığıda ortaya çıkartan temel bir unsur haline dönüşecektir. yanıltıcıdır. Çünkü her bir üretici toplumsal ihtiyacı baz alarak değil, bir ürünü üretirken maaliyeti ve kazancı olarak yaklaşacaktır. Haliyle bu arz-talep meselesinde sürekli değişen ve güncel olarak dengeleri bozan bir unsur olarak işlev göreceği gibi üretimde rant gelirine olan yönelişi de tetikleyecektir. haliyle üretici ister farkında olsun ister olmasın kendiside piyasa değerinin üzerinde bir ürün üretmek yada ona yönelmek noktasından rant geliri sağlayacak ve rantçılığa yönelecektir.

Klasik kapitalist analizler ise bu gün için yeterli değildir. Yani üretimin ihtiyaçları karşılamak değil, kar için olduğu gerçeği şimdi yanına üretimin daha az maaliyet daha az emekle, daha çok kazanmak amacına dönüştüğünüde görmek gerekiyor. Diğer taraftan yine klasik söylemlerden bir tanesi nedir, bir üründe fiyatı belirleyen o ürün için harcanan emek zamanı+diğer unsurlar=maaliyet+patronun koyacağı kar(artı-değer)... şimdi ise bu kurallar yetersizdir, çünkü artık bir ürünü belirleyen sadece maaliyeti ve ürünü ürettirenin arzuladığı kar değil, yanında pazarın belirlediği arz-talep-pazarlama-reklam ve nerede-nasıl pazarlandığı meselesi vardır. İşin boyutları değişmiştir ve üreticilerde üst paragrafda belirttiğim gibi artık, en az emekle en çok nasıl kazanırım yönlü bir seçiciliğe girmiştir. Haliyle arz-talep dengesini sağlamak kısa vadede mümkün olmayackatır ve piyasa sürekli allak bullak bir rota izleyecektir, tabi üreticilerde...

Türkiye de tarıma dayalı üretim, ürünü üretenler açısından tamamen korunaksız ve üreticiyi bir başına bırakan bir hale getirilmiştir. yani bir ürünü üreten köylü ürettiği ürünü pazarlama konusunda hem çaresiz ama hemde yalnızdır, o sadece ama sadece hangi ürünü üreteceği konusunda tercih sahibi konumundadır ve bu tercihi ise pazar ekonomisi yönlendirmektedir. Artık hangi üründen ne kadar talep var, ihtiyaçlar nedir gibi bir tespit yapabilmekden hem uzağızdır ama hemde kimin neyi, ne kadar üreteceği ve neye göre belirleyeceği ise paşa gönlüne kalmıştır. tabi bu iş burada bitmeyecektir, üretimdeki seçicilik ve pazar ekonomisinin, rant ekonomisine dönüşmesi sonucu, sürekli balıkların birbirini yuttuğu bir ortam doğacaktır. Bu durumda en küçük balık olan üretici belirli bir süre diğer büyükler tarafından sömürülecek ve öyle bir kırılma noktasına gelecektir ki, iflas edecektir. Yerine kapitalist çiftliklerin gelmesi gerekirken, o tür çüftliklerde yine malesef rant(rekabet) ekonomisine dayandığı içindir ki, doğan boşluk kapatılamamaktadır. Türkiye de tarım iflas etmiştir...

Sanayide iflas etmiştir, çünkü bu günki pazar ekonomisine göre küçük balık üreten, büyük balık ise ürünlerden fahiş rakamlar elde eden pazarlamacılar halini almıştır. Yani eskiden büyük balık üretici iken şimdi pazarlamacı olmuştur. basit bir örnek vereceksem, bu gün bir bakkalda 1 tl ye aldığınız kolayı, sahil kesiminde 1,5 tl ye alırsınız, daha ileri düzeyde eğlence yerlerinde ise belki 2 belkide 3 tl ye alacaksınız... İşte pazarlama dediğimiz ve işi rant olan, rant ekonomisinin tanımı budur... Haliyle Pazarlamacı tarımsal ürünlerede böyle yaklaşacak ve üreticinin tercihlerinde belirleyici unsur halini alacaktır. Zamanla üreticilerde kendileri için karsız olan alanları hem terkedecek ama hemde içine düştüğü iflas konumundan dolayı alınterini başka kanallarda(işçi olmak gbi) kullanmaya yönelecektir. iç ve dış piyasanın talepleri ise karşılanamayacak, kimi ürünlerde ise aşırı derece de talep fazlası ortaya çıkacaktır. İşte talep fazlasının da bir şekilde nakite dönüştürülmesi gerekir ki, bu durumda devreye yine pazarlama girecektir. Üreticiye bak bu mallar elinde kaldı, azizim, hepsi sana patlayacak gel sen bana bunları maaliyetine ver, nakite çevir!(işte önemlisi bu) bende onları senden alayım....... (tabi en önemlkisi ise pazarlamacı piyasadan ürün çekebilecektir, misal iç talebi daha karsız görüp, dış piyasaya taşıyabilecektir, borsa gibi vs... her neyse uzamasın.)

Türkiye de bu gün ayak bağı olan!, ama zamanında yerli üretimi korumak için bazı önlemler alınmıştır. Nedir, ithal ürünlere %135, %80 vergi konması gibi. Bu et içinde geçerli bir önlem iken, sizce yurtdışındaki üretici neden ürününü üzerine bu kadar ağır vergiler binecek olduğu halde Türkiye'ye sunmaktadır? neden bir ülkenin bakanı daha ucuz et olacak demiştir. neden ülkedeki et fiyatlarını o et için harcanan emek+maaliyet+kar değilde, pazar belirler olmuştur? Demek ki üreticinin tercihleri ya başka yerlere kaymıştır yada üretici iflas etmiştir. İç yada dış talep karşılanamamış yada pazarlamacılar! iç talebi hiçe sayarak en çok nereden kar elde ediyorlarsa o pazarlara malları taşımıştır! İşte rant ekonomisi ve işte rant piyasası böyle bir şeydir. tabi iç talebin karşılanabilmesi için mevzuat değişikliklerine de gidilir, gidilmiştir, örnek ithal ete uygulanan %135 vergi, %35 e indirilmiş olabilir....

Şimdi bu noktalara gelinmesinde neyi esas almamaız gerekir bunları düşünmek gerekir. Kağıt üzerinde önlemleri mi değiştirmek gerekir yoksa iyi bir tüketim pazarı olan Türkiye'nin kendisine bir çeki düzen mi getirmesi gerekir. Peki gidişat bu yöndemidir, hemen bir örnek vereyim;

Bu gün SSK hastanesine gittiniz diyelim, doktor size reçetenizi yazdı. Siz yahu bu nasıl iştir, doktor sordu ben cevapladım, muayene bile yapmadı ama reçetemi yazdı. Bu kaygı ile kalkar özel hastaneye gidersiniz. hastanede hemen girişde bir bayan karşılar sizi. Size bir beyefendi gibi hitap ederken, siz kendinize verilen değeri görür önce bazı kaygılardan sıyrılır diğer taraftan hem mutlu olur hemde kendinizi iyi hissetmeye başlarsınız. Sonra derki, sizi çağıracağız der ve doktorun karşısına çıkıverirsiniz. Durumu anlatırsınız ve doktor anında abartır, o yönlü davranışlar sergiler. Güvendesiniz demek için, 1,2,3,4,5 tane tahlil ister. Siz gidersiniz cart, 30 dk içinde tahlilleriniz çıkmış, üstelik hiç yalnızlık çekmemişsiniz, nereye giderim, nasıl ne yapacağım sorularını dahi sormadan sizi yönlendirmişler, refakat etmişlerdir. Doktor rahatsızlığınızı söyler reçeteyi yazar, ve buyrun reçeteniz der. İşin garibi ise SSK doktorunun teşhisi ile bu teşhis hem aynıdır ama hemde ilaçlarda ya aynı yada ismi farklı muadillerdir. Tabi cebinizden de 500 tl çıkıvermiştir. Bilinçsiz müşteri iseniz bilinki gayet mutlu oldunuz! İşte bu günün ekonomik ve pazarlama anlayışı bundan ibarettir. İhtiyaçlarınıza değil size hitap edecektir!. Bu sistemin adı, CRM dir, yani artık 1980-1990 ların pazarlama anlayışının yerini bu yönteme dayalı pazarlama anlayışı almaktadır. CRM hakkında isterseniz bir arama motoruna CRM yazıp inceleyebilirsiniz. (Aslında daha detaylı ve anlamlı yazılaiblir fakat ne zaman nede şu anki sayfa genişliği buna elvermemektedir, ki ne kadar kısa tutmaya çalışsam da çok uzun bir yazı oldu. Ama hem bu günün hemde geleceğin dünyası işte böyle bir dünya olacaktır, ya herkes kazdır yada herkes tilki, sonuç herkes kazdır bazı istisnalar ise tilki)

Aynen bir bakanın çıkıp et dediğinde daha ucuz et alacaksınız demesi gibi, hitap size olacaktır, ama gerçek bu değildir.