PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hiçbir Şey Bir Hiçten Meydana Gelemez


hur-kus
09-10-2010, 00:10
KENNETH L.T. tarafından anlatılmıştır.

KISA ÖZGEÇMİŞ: Bir jeologum ve şu anda Flagstaff’daki (Arizona) ABD Jeolojik Araştırma Kurumu’nda çalışıyorum. Yaklaşık 30 sene, gezegen jeolojisi de dahil çeşitli jeolojik alanlardaki bilimsel araştırmalarda yer aldım. Hazırlamış olduğum araştırma makalelerinden ve Mars’ın jeolojik haritalarından birçoğu onaylanmış bilim dergilerinde yayımlandı. Bir Yehova’nın Şahidi olarak, her ay yaklaşık 70 saatimi, insanları Mukaddes Kitabı okumaya teşvik etmek için harcıyorum.
Bana evrim kuramına inanmam gerektiği öğretilmişti, fakat evrenin meydana gelmesi için gerekli olan muazzam enerjinin güçlü bir Yaratıcı olmaksızın ortaya çıkmış olabileceğini mantığım kabul etmiyordu.

Hiçbir şey bir hiçten meydana gelemez. Ayrıca Mukaddes Kitapta da bir Yaratıcının varlığını destekleyen güçlü kanıtlar buldum. Bu kitap, uzmanlık alanımı ilgilendiren bilimsel gerçeklere sayısız örnek içeriyor. Örneğin dünyanın küre şeklinde olduğunu ve “hiçliğin üzerine” asılı olduğunu söylüyor (Eyub 26:7; İşaya 40:22). Bu gerçekler, insanların yaptığı araştırmalarla kanıtlanmadan uzun süre önce Mukaddes Kitaba yazılmış.

Nasıl bir yapıya sahip olduğumuzu da düşünün. Duyu algılarına, bilince, akıllı şekilde düşünme yetisine, iletişim yetilerine ve duygulara sahibiz. Daha da önemlisi sevgi duyabiliyor, sevgi gördüğümüz için minnettar olabiliyor ve başkalarına sevgi gösterebiliyoruz.
Evrim insanların bu muhteşem niteliklerinin nasıl oluştuğunu açıklayamıyor.

Kendinize ‘Evrimi desteklemek amacıyla kullanılan bilgi kaynakları ne kadar güvenilir?’ diye sorun.
Jeolojik kayıtlar eksik, karmaşık ve kafa karıştırıcı. Evrimciler evrim süreciyle ilgili teorilerini laboratuvarlarda bilimsel yöntemlerle kanıtlamak konusunda başarısız oldular.
Ayrıca bilim adamları genelde bilgi edinmek için iyi araştırma teknikleri kullansalar da, buluşlarını yorumlarken sık sık bencil güdülerden etkileniyorlar. Bilim adamlarının bir bilgi ikna edici değilse veya çelişkiliyse bile görüşlerini savundukları bilinir. Kariyerleri ve özsaygıları bunda önemli bir rol oynar.

Hem bir bilim adamı hem de Mukaddes Kitabı inceleyen biri olarak en doğru anlayışa sahip olabilmek için, bilinen tüm gerçeklerle ve gözlemlerle uyumlu olan hakikati arıyorum.

Bana en makul gelen seçenek, bir Yaratıcıya inanmak.

ozgur_beyin
09-10-2010, 00:17
Hem bir bilim adamı hem de Mukaddes Kitabı inceleyen biri olarak en doğru anlayışa sahip olabilmek için, bilinen tüm gerçeklerle ve gözlemlerle uyumlu olan hakikati arıyorum.

Bana en makul gelen seçenek, bir Yaratıcıya inanmak. hür kuş
yahu hür kuş burası fikir platformu . amenna anladık ama saçmalama platformu değil.
bunu niye anlamıyorsun?
bu saçmalıklara senin gibiler inanabilir niye bizden böyle zor işler bekliyorsun.
peygamber dediğiniz adamın yaşadığı belli değil .russeliniz teyitli dolandırıcı .neyi ve kimi övüyorsun. russell'e ali kalkancı arasındaki fark ne ,sence?

hur-kus
09-10-2010, 00:38
Hem bir bilim adamı hem de Mukaddes Kitabı inceleyen biri olarak en doğru anlayışa sahip olabilmek için, bilinen tüm gerçeklerle ve gözlemlerle uyumlu olan hakikati arıyorum.

Bana en makul gelen seçenek, bir Yaratıcıya inanmak. hür kuş
yahu hür kuş burası fikir platformu . amenna anladık ama saçmalama platformu değil.
bunu niye anlamıyorsun?
bu saçmalıklara senin gibiler inanabilir niye bizden böyle zor işler bekliyorsun.
peygamber dediğiniz adamın yaşadığı belli değil .russeliniz teyitli dolandırıcı .neyi ve kimi övüyorsun. russell'e ali kalkancı arasındaki fark ne ,sence?

Sayın ozgur_beyin,

Sizinki fikir de adamlarınki ve de benimkiler fikir değil mi?

Üstelik fikirlerimi bu forumun DİNLER için açılmış bölümünde yazıyorum...

Sizde karşır fikirlerinizi yazyorsunuz, doğrular ancak böyle açığa çıkar..

Sizce de öyle değil mi?

Ayrıca Dinler bölümünde FB-GS hakkında konuşacak değiliz her halde...

Ben bunda bir yanlış görmüyorum... Evrim konusu ayru bir bölümde tartışılıyor zaten...

Ya da söyleyelim dinler ile ilgili bölümleri kapatsınlar....

Tek telli sazınızdan siz çalıp siz dinlersiniz...

Saygılarımla

AhbAp
09-10-2010, 00:41
Hiçbir Şey Bir Hiçten Meydana Gelemez...

Peki ya tanrı?

hur-kus
09-10-2010, 00:48
Hiçbir Şey Bir Hiçten Meydana Gelemez...

Peki ya tanrı?


Sayın AhbAp,

Konuda, "sonradan meydana gelenler" den bahsediliyor. Onlar için "bir hiçten meydana gelemezlerler" deniyor....

Tanrı hep var olduğundan bu kategoriye girmiyor......

Umarım yardımcı olmuşumdur..

Saygılar

evrensel-insan
09-10-2010, 00:50
Saygideger Hur-Kus;

Hiçbir Şey Bir Hiçten Meydana Gelemez-H.K.-

Hic neden meydana gelir ve nasil tanimlanir?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Nova
09-10-2010, 00:57
Herşeyin yaratıcısı var ise allahı kim yarattı?

Eğer o hep var ise, herşey hep vardır ;)

İğneyi kendine çuvaldızı elaleme saplamayın.

AhbAp
09-10-2010, 00:59
Sayın AhbAp,

Konuda, "sonradan meydana gelenler" den bahsediliyor. Onlar için "bir hiçten meydana gelemezlerler" deniyor....

Tanrı hep var olduğundan bu kategoriye girmiyor......

Umarım yardımcı olmuşumdur..

Saygılar

Sayın hur-kus,

Birşeylerin hiçlikten oluştuğunu iddia eden nedir veya kimlerdir? Evrim mi? Evrim bunu nerede iddia etmiş?

Hiçlikten yaratılma konusu, sizin inancınızın ve benzerlerinin iddiasıdır; her ne kadar konu başlığınızla birlikte tezat oluştursa da.

Ayrıca, siz bizi aydınlatın ve öncesinden de haber verin(!). Ya tanrı?

vartor
09-10-2010, 04:03
Bina ve mimari var muhabbeti yapiyor arkadas.
[QUOTE]Kendinize ‘Evrimi desteklemek amacıyla kullanılan bilgi kaynakları ne kadar güvenilir?’ diye sorun[/QUOTE
Sizin okudugunuz masal kitabindan cok daha fazla guvenilir evrimi destekliyen bilgiler.
Eski ahitde tanrinin sacmaliklarini, adaletsizligini, masal kitaplarindakinden bile daha bariz palavralari asil siz nasil goremiyorsunuz? Ha isa geldi eski ahite son verdi degfil mi? yani allah bastan yanildigini fark etmis de mi kendini degistirmek icin isa oglunu Meryem'e yerlestirmis. Hergun gozunuzun onunde bile nesli kaybolan hayvanlari, degisen iklim sartlarina daynamayip yok olan, veya adapte olup kuculen, buyuyen canlilarin da farkinda degilsiniz herhalde? Kafa yorma yerine, bir varmis bir yokmus, daha kolay tabi.

milomanara
09-10-2010, 09:44
Ecnebiler buna bullshit(öküzboku) diyor. Hakikaten doğru. Dünya hiçliğin üzerinde asılıymış! Peh, elektromanyetizma ve kütle çekimi kanunlarından haberi olmayan bir armut kelamı!

Jeolojik kayıtlar eksikmiş! Ya, ya... Angutlar evrime inansın diye film şeridi gibi fosil kaydı mı olacaktı? Öyle bile olsa değişmeyecek ki sizdeki bu idefiks! Darwin'in Evrim Kuramı canlılığı tüm detayı ile açıklamaya muktedirdir. Aksini söyleyen ya yeterince araştırmamıştır, ya da din denen beyin virüsünü kapmış ve başkalarına bulaştırmaya çalışan bir hastadır.

spartacus
09-10-2010, 10:05
Sayın AhbAp,

Konuda, "sonradan meydana gelenler" den bahsediliyor. Onlar için "bir hiçten meydana gelemezlerler" deniyor....

Tanrı hep var olduğundan bu kategoriye girmiyor......

Umarım yardımcı olmuşumdur..

Saygılar

Tanrı nın hep var olduğunu sana kim söylüyor, mitolojik çağlarda kalmış insanlar mı?

Evet, evet aynen öyle ve siz 2000 yıl önce insanların mitolojik yaşamlarında dillendirdiği efsane ve destanlarla yoğrulmuş anlatımları baz alıyor, bu anlatımlardan doğmuş olduğunuz coğrafyanın size verdiği elek ile eliyor, bana göre mantıklısı budur deyip seçim yapıyorsunuz. Aslında istisnai durumlar dışında mantıklısı gibi bir seçimi sağlayacak bir iradeniz yoktur, seçerken değil sizler savunurken bu söylemi kullanıyorsunuz. Çünkü inançlarını siz iradenizle belirlemediniz, onlar size yüklendi. Çeşitli yazılımlar var ve siz bir harddisk olarak bu yazılımları aldınız. Öncelikle alternatif düşünce geliştrebilmeniz için, bir spyware, adware ve virüs temizliği yapmanız gerekir. Bununla birlikde iletişim alanlarında size sürekli ve iradeniz dışında iletilen spam mesajları(tebliğler) temizlemeniz ve sonrasında ise sağlam bir sektörel tarama ve hatalı dosyaları onar seçeneği ile scandisk yapmanız gerekir. Hatta size yüklenmiş veriye göre format da gerekebilir. Neden gerekir, çünkü harddiskinizdeki sektörel bölümleme tarih öncesinden kalmış olabilir ve bu kuvvetle muhtemeldir.

Bunları yaptıktan sonra dürüstçe yaptıktan sonra insan kendi fikrini geliştirebilir. bağımlılık ve önyargılar düzleminde oluşturulmuş bir yolda ilerlerken, ilerleyen siz olsanız da sizi götüren yol olacaktır. Hiç kimse bilmediği yoldan bir yere giderken yanılmıyor, girişde gideceği yerin tabelası var ise o yol kişiyi gideceği yere götürür. o yüzden mantık dediğimiz şeyi ifade ederken bunlara dikkat etmek gerekir.

Zeus'a ,inananlar sizden daha mı az mantıklı idi! Asla değildi, mantıkları çizilmiş yolda işliyordu ve o yol stablize bir yoldu. Sonra asfalt döküp aynı yolda ilerleyip, ben mantık yürüttüm demek abesdir, yol ister stablize olsun ister asfalt isterse otoban olsun, mantığınız aynıdır, gideceğiniz yerde, gidiş şeklinizde, amacınız da aynı. O yola bir kez girmiş ve şartlanmışsınız.

Şimdi masal kitaplarını, öyküleri bir yana bıraktığımızda elde ne kalır, pek bir şey kalmaz. Ama bir mantık şöyle işliyor ise;

A kutsal kitabının C ayetinde, "tanrı vardır" diyor o halde bu bir ispattır diyorsanız, pekala B kitabının D ayetinde de, Zeus vardır demektedir yada Ahura Mazda!. Pekala bir başka kitabda ise, "Kırmızı başlıklı kız eve gittiğinde evde ninesini yemiş ve O'nun kılığına girmiş(üstelik konuşan bir) kurt vardır" demektedir. Bu tür şeyleri ispat olarak alan kişi mantık işletebilme yetisinden yoksundur.

Bir Tanrı'nın varlığı sözde O'nun yarattığını ileri süren insanların öne sürdüğü evren den daha sorunlu bir varlıktır. Birincisi sebebin sebebi ile düşülecek yol sonsuzdur ve konu tanrı olunca gideceği hiç bir yer yoktur. Başladığı yerdedir ve hiç bir yere gidemez. Orada başlar, orada biter... İkincisi hiç bir varlığın olmadığı koşullarda yoklukdan söz edilemez, bu anlam da hiçlik olarak tabir edilirse bu tabirde tanrı varlığının hiç bir anlamı yoktur. Hiç bir şey yokken bir tanrı varolamaz, bir tanrı var olabiliyor ise, hiç bir şeyin de sebebi tanrı olamaz. Üçüncsü, varlığın sebebi bir başka varlık olmak zorundadır diye bir şart konamaz, konursa dahi varlığın sebebeinin, sebebi gibi bir çıkmaza düşülür. Dördüncüsü tanrı gibi metafizik, doğa ve yasaları ötesi bir varlığın(hayaletler, cinler, Pinokyo vb gibi bir varlık, zihinsel bir uydurma), nesnel anlamda ve somut olarak kendisini ortaya koyabilmesi hem imkansızdır ama hemde, bu anlamda zihni olarak tüm ortaya koymalarda subjektiftir, nesnel anlamda bir tanrı varlığı ise yaratılmaya muhtaçtır. Bu muhtaçlığı öngören ise yine inancın kendi mantığıdır. Her şey yaratılmak zorundadır yoksa var olamazdı diyen mantık dönüp dolaşıp tanrıyıda yaratmak zorunda kalmıştır. Binlerce tanrı yaratmış ve çeşitli versiyon(software) güncellemeleri yapılmıştır. olay bundan ibarettir, ortada sanal bir kahraman vardır(bknz, süperman)... Daha çok örneklerle devam edilebilir ama adına mantık diyeceksek mantık böyle işlemelidir. Yani önyargısız ve dürüstçe, yalana, yanlışa sapmadan.

Her şey yaratılmak zorundadır, mantık derki, o halde tanrı da...
Bir yaratıcı vardır, o halde mantık der ki, sadece bir mi? Oysa bu, ileri sürdüğünüz önermeye göre sonsuz olmalı!

Mantık düşünceleri ele aldığında neden, niçin, nasıl, nerede, ne zaman gibi sorulara ağırlaşır, mesala;

Bir tanrı olduğuna inanmalıyız. Neden? çünkü kitap öyle diyor. Bir kitap olduğuna inanmalıyız. Neden? Çünkü tanrı öyle söylüyor. Nerede söylüyor? Kitapda. Bir peygamber olduğuna ve dediklerinin doğru olduğuna inanmalıyız. Neden? Çünkü Tanrı öyle söylüyor. Nerede söylüyor? Kitap da................................................ ................ sonsuza kadar devam edelim, yol yok tabela var ama hiç bir yere çıkmıyor, bu çok saçma, işte bunu mantık söyletir! Sizde gelirsiniz forumlara bunu sanki bir kalemde söylemek güçmüş gibi, Yok Tanrı sevgi gösterir, delili kitabın bilmem ne ayeti, yok Tanrı vardır delili, 3000 yıl önceye dayanan yaşamış bir kralın sözlerinin kitapda yer alması, yok şu yok bu.... Sayfalarca doldurursunuz ama ne yazık ki, hem bu kadar kalabalık anlamsızdır ama hem de insanın kendi kendisini kandırmak ve diğerleirnide inandırmak(!) çabasından öte anlamı yoktur, mantık işletilememektedir çünkü. Öyle bir şey söyleyin ki mantığımızla ölçebilelim... Kimseden de mantığını çalıştırma, sen sadece inan yönlü dayatımlarımızı kabul etmesini beklemeyelim.. Ancak inançlıları inandırabilirisniz ki, bunun için dahi uğraşınız boş bir uğraştır, inançlı zaten inanmıştır, ha şu olur, Microsoft ile Google'nın savaşı gibi, rekabet ortamında bana gelin, bana gelin diyebilirsiniz. başka ne yapabilirsiniz, inanmayanlarıda kendiniz gibi her tarafa yüklenen, saldıran gibi sanıp, saldırı varmış gibi hissedip savunmaya geçersiniz, dökersiniz binlerce, milyonlarca sayfa savunu adına yazar çizersiniz! Ama bu bile sizlerin sorunu, biz özgür yazılım kullanıyor, gerekirse kaynağında dahi değişiklik yapıyoruz. Bizim aldanmanın diğer yarısı olan inanmak ile çizebileceğimiz yolumuz yoktur(bunu biliyoruz ve mümkün oldukça uzak duruyoruz), olsa bile daha baştan biliriz ki, bu aldatıcı olabilir, mantığımız özgür işlemeye devam edecektir. Çünkü inanmak aldanmanın öbür yarısıdır.

Şimdi beni aldatmaya meyil vermemiş bir şeyler söyle, ama hiç olmazsa bile mantıklı olsun!

saroz
09-10-2010, 11:56
Sevgili Spartacus, derli toplu, muhteşem bir değerlendirme yapmışsın.

Tebrikler:)

evrensel-insan
09-10-2010, 17:53
Saygideger arkadaslar;

Spartacus'un aciklamasi; "Mantik hatasi" olarak soyle belirtilmis.

Kısır döngü (Begging the Question) : Sonucun kendisinin veya bir kısmının iddianın içinde bulunması durumu.

Ali--Tanrı var olmalı
Burak--Bunu nereden biliyorsun ?
Ali--Çünkü Kuran öyle söylüyor
Burak--Neden Kuran'a inanayım ?
Ali--Çünkü o Tanrı tarafından yazıldı.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=1874

Saygilarimla;
evrensel-insan

hur-kus
09-10-2010, 21:22
Tanrı nın hep var olduğunu sana kim söylüyor, mitolojik çağlarda kalmış insanlar mı?

Evet, evet aynen öyle ve siz 2000 yıl önce insanların mitolojik yaşamlarında dillendirdiği efsane ve destanlarla yoğrulmuş anlatımları baz alıyor, bu anlatımlardan doğmuş olduğunuz coğrafyanın size verdiği elek ile eliyor, bana göre mantıklısı budur deyip seçim yapıyorsunuz. Aslında istisnai durumlar dışında mantıklısı gibi bir seçimi sağlayacak bir iradeniz yoktur, seçerken değil sizler savunurken bu söylemi kullanıyorsunuz. Çünkü inançlarını siz iradenizle belirlemediniz, onlar size yüklendi. Çeşitli yazılımlar var ve siz bir harddisk olarak bu yazılımları aldınız. Öncelikle alternatif düşünce geliştrebilmeniz için, bir spyware, adware ve virüs temizliği yapmanız gerekir. Bununla birlikde iletişim alanlarında size sürekli ve iradeniz dışında iletilen spam mesajları(tebliğler) temizlemeniz ve sonrasında ise sağlam bir sektörel tarama ve hatalı dosyaları onar seçeneği ile scandisk yapmanız gerekir. Hatta size yüklenmiş veriye göre format da gerekebilir. Neden gerekir, çünkü harddiskinizdeki sektörel bölümleme tarih öncesinden kalmış olabilir ve bu kuvvetle muhtemeldir.

Bunları yaptıktan sonra dürüstçe yaptıktan sonra insan kendi fikrini geliştirebilir. bağımlılık ve önyargılar düzleminde oluşturulmuş bir yolda ilerlerken, ilerleyen siz olsanız da sizi götüren yol olacaktır. Hiç kimse bilmediği yoldan bir yere giderken yanılmıyor, girişde gideceği yerin tabelası var ise o yol kişiyi gideceği yere götürür. o yüzden mantık dediğimiz şeyi ifade ederken bunlara dikkat etmek gerekir.

Zeus'a ,inananlar sizden daha mı az mantıklı idi! Asla değildi, mantıkları çizilmiş yolda işliyordu ve o yol stablize bir yoldu. Sonra asfalt döküp aynı yolda ilerleyip, ben mantık yürüttüm demek abesdir, yol ister stablize olsun ister asfalt isterse otoban olsun, mantığınız aynıdır, gideceğiniz yerde, gidiş şeklinizde, amacınız da aynı. O yola bir kez girmiş ve şartlanmışsınız.

Şimdi masal kitaplarını, öyküleri bir yana bıraktığımızda elde ne kalır, pek bir şey kalmaz. Ama bir mantık şöyle işliyor ise;

A kutsal kitabının C ayetinde, "tanrı vardır" diyor o halde bu bir ispattır diyorsanız, pekala B kitabının D ayetinde de, Zeus vardır demektedir yada Ahura Mazda!. Pekala bir başka kitabda ise, "Kırmızı başlıklı kız eve gittiğinde evde ninesini yemiş ve O'nun kılığına girmiş(üstelik konuşan bir) kurt vardır" demektedir. Bu tür şeyleri ispat olarak alan kişi mantık işletebilme yetisinden yoksundur.

Bir Tanrı'nın varlığı sözde O'nun yarattığını ileri süren insanların öne sürdüğü evren den daha sorunlu bir varlıktır. Birincisi sebebin sebebi ile düşülecek yol sonsuzdur ve konu tanrı olunca gideceği hiç bir yer yoktur. Başladığı yerdedir ve hiç bir yere gidemez. Orada başlar, orada biter... İkincisi hiç bir varlığın olmadığı koşullarda yoklukdan söz edilemez, bu anlam da hiçlik olarak tabir edilirse bu tabirde tanrı varlığının hiç bir anlamı yoktur. Hiç bir şey yokken bir tanrı varolamaz, bir tanrı var olabiliyor ise, hiç bir şeyin de sebebi tanrı olamaz. Üçüncsü, varlığın sebebi bir başka varlık olmak zorundadır diye bir şart konamaz, konursa dahi varlığın sebebeinin, sebebi gibi bir çıkmaza düşülür. Dördüncüsü tanrı gibi metafizik, doğa ve yasaları ötesi bir varlığın(hayaletler, cinler, Pinokyo vb gibi bir varlık, zihinsel bir uydurma), nesnel anlamda ve somut olarak kendisini ortaya koyabilmesi hem imkansızdır ama hemde, bu anlamda zihni olarak tüm ortaya koymalarda subjektiftir, nesnel anlamda bir tanrı varlığı ise yaratılmaya muhtaçtır. Bu muhtaçlığı öngören ise yine inancın kendi mantığıdır. Her şey yaratılmak zorundadır yoksa var olamazdı diyen mantık dönüp dolaşıp tanrıyıda yaratmak zorunda kalmıştır. Binlerce tanrı yaratmış ve çeşitli versiyon(software) güncellemeleri yapılmıştır. olay bundan ibarettir, ortada sanal bir kahraman vardır(bknz, süperman)... Daha çok örneklerle devam edilebilir ama adına mantık diyeceksek mantık böyle işlemelidir. Yani önyargısız ve dürüstçe, yalana, yanlışa sapmadan.

Her şey yaratılmak zorundadır, mantık derki, o halde tanrı da...
Bir yaratıcı vardır, o halde mantık der ki, sadece bir mi? Oysa bu, ileri sürdüğünüz önermeye göre sonsuz olmalı!

Mantık düşünceleri ele aldığında neden, niçin, nasıl, nerede, ne zaman gibi sorulara ağırlaşır, mesala;

Bir tanrı olduğuna inanmalıyız. Neden? çünkü kitap öyle diyor. Bir kitap olduğuna inanmalıyız. Neden? Çünkü tanrı öyle söylüyor. Nerede söylüyor? Kitapda. Bir peygamber olduğuna ve dediklerinin doğru olduğuna inanmalıyız. Neden? Çünkü Tanrı öyle söylüyor. Nerede söylüyor? Kitap da................................................ ................ sonsuza kadar devam edelim, yol yok tabela var ama hiç bir yere çıkmıyor, bu çok saçma, işte bunu mantık söyletir! Sizde gelirsiniz forumlara bunu sanki bir kalemde söylemek güçmüş gibi, Yok Tanrı sevgi gösterir, delili kitabın bilmem ne ayeti, yok Tanrı vardır delili, 3000 yıl önceye dayanan yaşamış bir kralın sözlerinin kitapda yer alması, yok şu yok bu.... Sayfalarca doldurursunuz ama ne yazık ki, hem bu kadar kalabalık anlamsızdır ama hem de insanın kendi kendisini kandırmak ve diğerleirnide inandırmak(!) çabasından öte anlamı yoktur, mantık işletilememektedir çünkü. Öyle bir şey söyleyin ki mantığımızla ölçebilelim... Kimseden de mantığını çalıştırma, sen sadece inan yönlü dayatımlarımızı kabul etmesini beklemeyelim.. Ancak inançlıları inandırabilirisniz ki, bunun için dahi uğraşınız boş bir uğraştır, inançlı zaten inanmıştır, ha şu olur, Microsoft ile Google'nın savaşı gibi, rekabet ortamında bana gelin, bana gelin diyebilirsiniz. başka ne yapabilirsiniz, inanmayanlarıda kendiniz gibi her tarafa yüklenen, saldıran gibi sanıp, saldırı varmış gibi hissedip savunmaya geçersiniz, dökersiniz binlerce, milyonlarca sayfa savunu adına yazar çizersiniz! Ama bu bile sizlerin sorunu, biz özgür yazılım kullanıyor, gerekirse kaynağında dahi değişiklik yapıyoruz. Bizim aldanmanın diğer yarısı olan inanmak ile çizebileceğimiz yolumuz yoktur(bunu biliyoruz ve mümkün oldukça uzak duruyoruz), olsa bile daha baştan biliriz ki, bu aldatıcı olabilir, mantığımız özgür işlemeye devam edecektir. Çünkü inanmak aldanmanın öbür yarısıdır.

Şimdi beni aldatmaya meyil vermemiş bir şeyler söyle, ama hiç olmazsa bile mantıklı olsun!


Sayın spartacus merhaba,

Düşüncelerimiz farklı olsa da, samimi görüşlerinizi seviyeli olarak derinlemesine yazdığınız için teşekkür ederim.

Yazılarınızı dikkatle okuduğumu ve üzerinde düşündüğümü bilmenizi isterim.

Size sadece aşağıdaki cümlenizle ilgili bir şeyler söylemek isterim:

"....Dördüncüsü tanrı gibi metafizik, doğa ve yasaları ötesi bir varlığın(hayaletler, cinler, Pinokyo vb gibi bir varlık, zihinsel bir uydurma), nesnel anlamda ve somut olarak kendisini ortaya koyabilmesi hem imkansızdır ama hemde, bu anlamda zihni olarak tüm ortaya koymalarda subjektiftir, nesnel anlamda bir tanrı varlığı ise yaratılmaya muhtaçtır...."

Sayın spartacus,

Yazadıklarım size yine mantıksız gelecek biliyorum; ama yine de söylemeliyim.

Tanrı inancına karşı antipatiniz olduğu için bazı gerçeklerin farkında olmayabilirsiniz......
Çünkü kendinize işin başında bir engel koyuyorsunuz.

Ne yazık ki bu durum, fizik kanunlarıyla ispatlanması zor olan ve çıplak gözle göremediğimiz bazı varlıkları fark etmeniz ve sizin hayatınızı ne kadar yönlendirdiklerini anlamamanızla sonuçlanıyor....

Aslında onların yani bu varlıkların da istedikleri budur............Yani onları yok saymanızdır.
Bu durumda siz, tabiri uygun görürseniz "zokayı yutmuş" oluyorsunuz...

Beğenmediğiniz Kutsal Kitap onlardan bu dünyayı perde arkasından yöneten "cinler" diye bahseder. Yuhanna 12:31, Matta 4:8,9

Kutsal kitaba göre cinler, son günlerin başlangıcı olan 1914 yılında yeryüzüne atılmışlardır. Vahiy 12:5-9

Onların faaliyetleri dünya ile sınırlandırılmıştır.

Cinler diye adlandırılan görünmez ruhi bedenlere sahip bu varlıklar, insan üstü yeteneklere sahiptirler. Ve ne yazık ki özellikle o yıldan beri tüm insanlığı etkilemektedirler.

Size komik gelebilir ama lütfen araştırın,
dünyadaki bir çok önemli devlet adamının danışmanları arasında gaipten (Cinlerden) haber alan medyumlar da vardır.

Binlerce yıllık insan tarihinde 1914 yılından bu yana gelişen teknoloji nasıl açıklanabilir?......

İnsanlar binlerce yıl çok mu geri zekalı idiler ?

Mısır, Babil gibi kadim devletlerin hala hayranlıkla izlediğimiz ve teknik imkansızlıklar içinde yapmış oldukları eserleri, böyle olmadıklarını söylüyor....

Peki son yüz yıl içindeki beynimizin almadığı gelişmeler için ne söylenebilir?

Biz, bilim ve tekniğe karşı değiliz;

Ama ne yazık ki sanat, müzik ve teknoloji alanında buluşlar yapan bazı kişilerin (Hepsini kastetmiyorum) ispiritizma yani ruhlarla iletişim ile uğraştıkları ve onlardan ilham aldıkları görülmektedir.

(Örnek vermek istemiyorum bir zahmet biraz da siz bu konuları araştırın)

Cinlerin amacı,

gelmekte olan Tanrın'nın müdahalesini insanların fark etmemesidir. Bu yüzden bilimin bir kutsal inek haline getirilmesi onların tezgahıdır...

Düşünce ve inançlarımı beğenmiyeceğinizi ve saçma bulduğunuzu biliyorum....

Bu durum, ülkemizdeki ABD kaynaklı klasik ortodoks tıp temsilcilerinin, dünyada uygulanmakta olan alternatif tedavileri kesin bir dille redetmesi gibi bir şeydir......

Yani konu biraz da kullandığımız gözlükle alakalıdır......

Bizler ise, onları farkediyoruz ve ne yapmak istediklerinin biliyoruz..

Beğenmediğiniz Kutsal Kitap en azından bize bu konuda anlayış sağladı.....

Siz isterseniz onları yok saymaya devam edin,

ama şunu bilin ki onlar size şu anda gülüyorlar..... Ve kontrol altında olduğunuzu düşünüyorlar..... :)

Kızdırdıysam kusura bakmayın......Bu da benim fikrim ve inancım.

Saygılarımla

evrensel-insan
09-10-2010, 21:31
Saygideger Hur-Kus;

Hic neden meydana gelir ve nasil tanimlanir?-e.i.

Yukarida size bir soru sormustum, cevabiniz , ya da Tanrinizin cevabi var mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

hur-kus
09-10-2010, 23:44
Saygideger Hur-Kus;

Hic neden meydana gelir ve nasil tanimlanir?-e.i.

Yukarida size bir soru sormustum, cevabiniz , ya da Tanrinizin cevabi var mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Sayın evrensel-insan,

Hiçlik,

genel anlamda varolmama durumu olarak tanımlanır.
Varlıkta bulunmayış durumu, mevcut olmama hali olarak belirtilir.

Kutsal yazılarda Yerkürenin boşlukta durduğu anlatılırken bu ifade kullanılmaktadır.

Ayı, güneşi ve yıldızları yukarıda tutan nedir?

Bu sorular, binlerce yıl süresince insanların merakını uyandırdı. Yerküreyle ilgili olarak Mukaddes Kitabın basit bir cevabı var.

Eyub 26:7’ye göre Tanrı “hiçliğin üzerine dünyayı asar.” Burada orijinal İbranicede “hiçlik” (beli-mah’) için kullanılan sözcük harfiyen “hiçbir şey” anlamına gelir ve Mukaddes Kitapta sadece bir defa geçer.

Boş uzayla kuşatılan bir yerküre tablosu, bilginler tarafından özellikle yazıldığı zaman için “dikkate değer bir görüş” olarak nitelendi.
Bu da, o günlerde insanların çoğunun evrenle ilgili görüşüne tamamen aykırıydı. Eski bir görüşe göre, yerküre, kocaman bir kaplumbağanın sırtında duran filler tarafından destekleniyordu.

MÖ dördüncü yüzyıla ait ünlü Yunan filozof ve bilim adamı olan Aristo, yerkürenin asla boş uzayda asılı olamayacağını öğretiyordu. Onun yerine, gök cisimlerinin sağlam ve saydam kürelerin yüzeyine bağlanmış olduğunu öğretiyordu. Küreler birbirlerinin içindeydiler. Yerküre en içerdekiydi; en dıştaki küre yıldızları taşıyordu. Küreler birbirlerinin içinde nasıl döndülerse onların üzerinde olan nesneler—güneş, ay ve gezegenler—gökyüzünde böyle hareket ettiler.

Mukaddes Kitabın yerkürenin gerçekten ‘hiçliğin üzerine asılı’ olduğu ifadesi Aristo’dan 1.100 yıldan fazla zaman öncesine aittir. Gene de, Aristo kendi günlerinde başta gelen düşünür olarak kabul edildi.

Ölümünden hemen hemen 2.000 yıl sonra görüşleri hâlâ gerçek olarak öğretildi! The New Enyclopoedia Britannica’nın söylediği gibi, Aristo’nun öğretileri MS 16. ve 17. yüzyıllarda kilisenin gözünde “dinsel dogma durumuna yükseldi.”

On altıncı yüzyıl filozofu Giordano Bruno, yıldızların “tek bir kubbenin içine gömüldükleri” fikrine meydan okumaya cesaret etti. Bruno, “‘[yıldızların] gökyüzüne iyi bir yapıştırıcı ile iliştirilmemiş ya da en kuvvetli çivilerle çivilenmemiş olsaydı üzerimize dolu gibi düşecekleri fikrinin’ gülünç ve çocuksu bir şey olduğunu” yazdı.

Oysa Aristo ile hemfikir olmamak o günlerde tehlikeli bir oyundu—kilise, evren hakkında ortodoks olmayan kişisel fikirlerini yaydığından dolayı Bruno’yu diri diri yaktı.
Kozmik Çorbada

Teleskobun icadıyla sayıları artan astronomlar Aristo’nun görüşlerinden kuşkulanmaya başladılar. Eğer güneş, ay ve yıldızlar yerküre etrafında dönen kürelere iliştirilmemiş ise, o zaman onları yerinde tutan ve döndüren ne olabilirdi. On yedinci yüzyıl matematikçilerinden René Descartes cevabı bulduğunu düşündü.

Bizimle diğer gök cisimleri arasındaki yerin boş olamayacağı konusunda Aristo ile aynı fikirdeydi. Bundan dolayı, evrenin “bir tür kozmik çorba” olan saydam bir sıvı ile doldurulmuş olduğunu varsaydı.

Bu kuram iki problemi çözmüş gibi görünüyordu. Bir taraftan, gök cisimlerini ‘yerinde tutmak’ için bir şey sağladı; hepsi çorbada asılıydı! Diğer taraftan, gezegenlerin hareketlerini açıklamaya yardım etti. Descartes, gezegenlerin sıvıda çevrintiler ve girdaplar tarafından tutulduğu için, yörüngelerinde döndükleri kanısındaydı.

Bu “Girdaplar Kuramı” bugün bize oldukça hayali gelebilir. Oysa, evrenin araştırılmasında, bazı ülkelerde bir yüzyıldan fazla hâkim olan kuram buydu.
Birçok bilim adamı bunu, İsaac Newton’un ilk olarak 1687’de yayınlanmış olan evrensel kütleçekimi kanununa tercih ettiler.
Newton, gezegenlerin yerlerinde kalabilmek için mekanik, maddi nesnelere ya da maddelere ihtiyacı olmadığını öne sürdü. Onların hareketlerini yöneten ve onları yörüngelerinde tutan kütleçekiminin gücüydü. Aslında, onlar uzayda hiçliğin üzerine asılıydılar.
Newton’un birçok meslektaşı kütleçekimi kavramıyla alay etti. Ve Newton bile uzayın hemen hemen tümüyle maddeden yoksun bir boşluk olduğuna inanmakta güçlük çekti.

Her şeye rağmen, Newton’un görüşleri zamanla galip geldi. Bugün, Mukaddes Kitapta yerkürenin hiçliğin üzerine asıldığını ince bir sadelikle belirtildikten 32 yüzyıl kadar sonra, gezegenleri yerlerinde tutan nedir sorusunun bilgili ve parlak bilim adamları arasında ateşli tartışmalara yol açtığını kolayca unutabiliriz.

Eyub bu şeyleri tam bu şekilde nasıl dile getirebiliyordu? “Uzmanlar”ın aynı sonuca ulaşması 3.000’i aşkın yıl aldığı halde yerkürenin hiçbir şey tarafından tutulmadığını nasıl söyleyebildi?

Neden Mukaddes Kitap Kendi Döneminden O Kadar İleridedir?

Mukaddes Kitap mantıklı cevabı verir.
II. Timoteos 3:16’da şunu okuruz: ‘Her mukaddes Yazı Tanrı tarafından ilham edildi.’

Böylece Mukaddes Kitap insan hikmetinin ürünü değildir, daha ziyade Yaratıcı’nın düşüncelerinin bize tam bir iletimidir.

Mukaddes Kitabın iddiasının doğru olup olmadığını saptamak sizin için hayati derecede önemlidir. (I. Selânikliler 2:13)

Bu yolla siz, bizi tasarlayıp yaratmış Olan’ın fikirlerini öğrenebileceksiniz.

Geleceğin ne getireceğini ve bu dert dolu dünyada mutlu, verimli bir hayatın nasıl yaşanabileceğini bize anlatmak için daha iyi bir kaynak olabilir mi?

Saygılarımla

evrensel-insan
09-10-2010, 23:49
Saygideger Hur-Kus;

genel anlamda varolmama durumu olarak tanımlanır.
Varlıkta bulunmayış durumu, mevcut olmama hali olarak belirtilir.-H.K.-

"varolmama" ve de varolma" nin ikisinin birden ve birbirine karsit olarak mevcut olabilmesi icin, ONCE VAR KOKENININ OLMASI GEREKIYOR, OYLE DEGIL MI? Yani, var kokeni olmasa, var olmamayi turetemezsin, ne dersin?

Yani, sey olmasa, ne bir sey (herhangi birsey, ya da hersey) olur, ne de hic birsey den bahsetmek mumkun olmaz.

Bu da insanogluna yansiyan "!?" nun isareti olan varin, algisidir. Varin algisi da; ifade olarak ya kendine paralel, pozitif/olumlu (var olmak), ya da kendine karsi "negatif/olumsuz (var olmamak) dir. Var burada, sru ve unlem yansisinin, isareti olan algidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

hur-kus
10-10-2010, 00:05
Saygideger Hur-Kus;

genel anlamda varolmama durumu olarak tanımlanır.
Varlıkta bulunmayış durumu, mevcut olmama hali olarak belirtilir.-H.K.-

"varolmama" ve de varolma" nin ikisinin birden ve birbirine karsit olarak mevcut olabilmesi icin, ONCE VAR KOKENININ OLMASI GEREKIYOR, OYLE DEGIL MI? Yani, var kokeni olmasa, var olmamayi turetemezsin, ne dersin?

Yani, sey olmasa, ne bir sey (herhangi birsey, ya da hersey) olur, ne de hic birsey den bahsetmek mumkun olmaz.

Bu da insanogluna yansiyan "!?" nun isareti olan varin, algisidir. Varin algisi da; ifade olarak ya kendine paralel, pozitif/olumlu (var olmak), ya da kendine karsi "negatif/olumsuz (var olmamak) dir. Var burada, sru ve unlem yansisinin, isareti olan algidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Sayın evrensel-insan,

Dilbilgisi dersi için teşekkürler.

Dediğiniz gibi "şey" çok önemliymiş.. :) Olmasaydı "hiç" olurduk diyorsunuz...

Anladım. :)

Saygılar

evrensel-insan
10-10-2010, 00:22
Saygideger Hur-Kus;

Dediğiniz gibi "şey" çok önemliymiş.. Olmasaydı "hiç" olurduk diyorsunuz...-H.K.-

Soyle aciklayalim. Yansiyan !? isareti ile birlikte vardir. Yani sorumuz veya unlemimiz, "var?!" olarak yansir. Bu yansinin algisinin sorusuda "Ne var?" cevabi da "sey var" olarak sonuclanir.

Bundan sonrasi algi degil; algilananin ya kendi paraleli var olmak, ya da karsiti var olmamaktir.

Yani ilk algi; SEYIN YANSISININ VAR ALGISIDIR.

Buradan da yansinin algiya tasinmamis hali, soru ve unlemdir, isareti var ile birlikte artik algidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus
10-10-2010, 00:27
Teşekkür ederim sevgili saroz.

sevgili hur-kus,
Kızdırdıysam kusura bakmayın......Bu da benim fikrim ve inancım.

demişsiniz, tabi ki, fikrinizi ve inancınızı söylemekde özgürsünüz, buna ben kızmak bir yana alınganlık dahi gösteremem...

Tanrı inancına karşı antipatiniz olduğu için bazı gerçeklerin farkında olmayabilirsiniz......
Çünkü kendinize işin başında bir engel koyuyorsunuz.

Demişsiniz, oysa sizce bu bir zorlama değil mi? Bunu ifade edebilmek için ciddi anlamda kendinizi zorlamanız gerekir, çünkü tanrı konusunda inançsal bir yaklaşıma sahip değilim, dolayısıyla önyargılı olmadığım halde siz kendi düşüncenize göre böyle bir sonuç çıkartmış iseniz dahi, benim önyargılı oluşum, bizzat inandığınız ve taptığınız için bu konuda sizin şartlı ve önyargılı oluşunuzun yanında lafı bile olmamalı.

Siz Zeus'u nasıl algılıyorsunuz? Şunu diyebilir miyiz, Zeus inancına karşı antipatiniz vardır ve bazı gerçeklerin farkında değilsiniz... buradan bakın, benim görüşüm de, Zeus ne ise tanrı da odur. ben tanrı dediğim anda, bu Zeus'dur, Ahura(tanrı) Mazda'dır, Taru'dur(teşup*), Enlil'dir, Baal'dir, El'dir(El-ilah, Elohim) ve daha nicesidir. Ama ben her zaman baş Tanrıları ön plana çıkartıyorum, nedeni ise hepsinin ortak bir olgudan beslendiği, egemen tanrılar (Sümer ve Hint mitolojisi) oldukları içindir.

Kısaca Bu gün tanrı dediğiniz, bir Sümer-Sami inancıdır. Dönemin baş tanrısı olarak ifade edilebilirler. Aynı ortak inancın diğer toplumlardaki ortak tanrı ve inancı ise zeus'dur, taru'dur vb. yani inanç aynı, toplumlar ve seslendirme farklıdır. nasıl denir senaryo aynı olmakla birlikde kurguda ve oyuncularda biçimsel farklar vardır. Şimdi bana göre ben tanrı dediğimde size göre bile masal gelen bu tanrılar akla geliyor ise, bilin ki ben birilerine ayrıcalık tanıyıp, onu öne çıkartmıyorum, yani EL-İlah(Yehova, Allah) da benim açımdan aynıdır. tanrı mı dedim, işte kastettiğim budur. Size düşen ise, Sümer, Yunan, Hitit ne bulursanız metin ve ilahilerini tapınma düzeyinde okumaktır, işte umuyorum ki o anda bu konuda anlaşabiliriz.

evrensel-insan
10-10-2010, 00:53
Saygideger Hur-Kus;

Bakin sizle bir skec yapalim.

Siz "yok" diyorsunuz. Ben NEYIN YOK OLDUGUNU SEY OLARAK ALGILAMAK ZORUNDAYIM. O yuzden soruyorum.
Ben "Ne yok?" Siz cevabiniz ile, neyi sey olarak belirliyorsunuz.
Siz "A yok" buradaki A herhangibir sey olabilir.

Bu su demektir. A kavram olarak ve var olarak ortaya konmustur. Sizin, KENDINIZE AIT ve A ile ilgili TUM OGRENDIKLERINIZ ISIGINDA kavram olarak var olan A yi "yok" olarak ifade ediyorsunuz. Yani, VAR OLAN A KAVRAMI, SIZIN A ILE ILGILI OGRENDIKLERINIZ VE IFADENIZ TEMELINDE YOK.

Bu temelde de olan A'nin uc turlu yoku vardir.

Birincisi, A eskiden vardir ve simdi varligini yitirmistir, yani extinct; dinazorlar gibi.

Ikincisi A sizde, ustunuzde, dusuncenizde v.s. yoktur. Yani olan A sizle baglantili olarak yoktur, absent; mesela para vardir da, o an uzerinizde yoktur. Ali vardir da, o an yaninizda yoktur v.s.

Ucuncusude, varlik olarak ortaya konan bir A nin sizin ogrendiginizin isiginda varligi yoktur, yani not exist. Mesela, Zeus kavram olarak vardir, yalniz sizin acinizdan Zeus kavrami hakkinda ogrendikleriniz temelinde, varligi sizin icin mevcut degildir.

Burdan cok onemli bir algi ortaya cikar, herhangibir sey !? olarak belirdikten sonra, isaretlenmeden once zaten algi olarak NEGATIF OLDUGUNDAN, ALGI YANSIYI ALIRKEN POZITIFE DONUSTURUR. ONDAN SONRADA BU POZITIFI, YA KENDI OLARAK, YA DA KARSITI OLARAK IFADE EDER.

Yani, siralama; -,+ ve -/+ ten birisi. Bu su anlama gelir. yansiyan negatiftir, pozitif olarak algilanir ve kavram ile ozdeslesir. Sonra da o pozitif, algilamanin kendi ifadesi temelinde ya kendisi, ya da karsiti olarak yansitilir.

Bu temelde, yansi-vara
var-algiya
algi-kavrama
kavram-yansitmaya donusmustur.

Bu da yansiyanin, algi olmadan ortaya konamayacagi ve yansiyanin kendisini kendi adina ortaya koyamayacagi anlamina gelir.

Konu dilbilgisi degil; konu insanoglunun nasil ortaya koyusunu sekilendirisinin tum resim olarak dile gelmesidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus
11-10-2010, 09:40
Tanrı nın hep var olduğunu sana kim söylüyor, mitolojik çağlarda kalmış insanlar mı?

İkincisi hiç bir varlığın olmadığı koşullarda yoklukdan söz edilemez, bu anlam da hiçlik olarak tabir edilirse bu tabirde tanrı varlığının hiç bir anlamı yoktur. Hiç bir şey yokken bir tanrı varolamaz, bir tanrı var olabiliyor ise, hiç bir şeyin de sebebi tanrı olamaz.



Aslında konudaki yokluk-varlık noktasını detaylandırmak gerekiyormuş.

Yokluk-varlık ile varlık ise yokluk ile bir bütündür ve birlikde varolurlar. Hiç bir şeyin olmadığı bir yoklukdan bahsedilemez. Eğer bunu bir madalyon olarak düşünürsek daha anlamlı hal alır, ön yüzü olmayan bir madalyon olamayacağı gibi arka yüzü olmayan bir madalyonda olamayacaktır. Yani arka yüz(yokluk), ön yüz(varlık) ile, ön yüz arka yüz ile birlikde varolurlar.

Mesala bir örnek vereyim, dindarlar şu söylemi severler.

Sen doğmadan önce yoktun derler. Oysa ben doğduğum için bir yoklukdan bahsedilebilir. Böyle bir soru ancak varlık ile mümkündür. Haliyle yokluğu olmayanın varlığı, varlığı olmayanında yokluğu anlam dışıdır. Pekala şöyle bir soru sorduğumuzu varsayalım, hiç doğmamış birisine sen doğmadan önce yoktun demek bir anlam taşır mı? Taşımaz çünkü özelde bu sorunun muhatabı(bir varlık) yoktur. Peki hiç doğmayanlar yokturlar sözündeki dayanak nedir, doğmuş olanların varlığıdır, görüldüğü gibi bir yoklukdan bahsedilecekse dahi, o ancak varlıkla ifade edilebilir. Bir madalyonun iki yüzüdürler.

Başka bir noktadan bakmamız gerekir ise, Yaratılış Destanları bu konuda çeşitlilik gösterirler. Mesala ortadoğuda, tek tanrılı dinlere ve müslümanlık gelmezden önce, mantıklı bir açılım vardır.

Tevrat'dan önce Tanrı'nın yaratıcı olması pek sözkonusu değildir. Yaratıcılık işin ruhani yanıdır. örneğin insanın yaratılışının, şekil verilmiş bir çamura üflenen ruh ile ifade ederler. yani nesnel anlamda bir yaratım söz konusu değildir. Öncesi ve sonrası olmayan bir tanrı'dan bahsedilebilecek ise, pekala öncesi ve sonrası olmayan bir evren den de bahsedilebilir. Ki bu varlık-yokluk dediğimiz bir madalyonun iki yüzü açısından daha anlamlı olacaktır. Tevrat'a geldiğimiz de ise, "hiç bir şey yoktu, Tanrı'nın ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu" dendiğini görürürüz. Görüldüğü gibi hiç bir şey yoktur ama ortada bir su vardır, bu anlatımın kaynağı ise tabiki Sümer Yaratılış inancıdır. Ora da önce su vardır çünkü... çünkü hiç bir şeyin olmadığı bir yokluk anlam taşımayacaktır. Yine Uzakdoğu inançlarının bu konuda daha mantıklı olduğunu görürüz, Tanrı yaratıcı değildir, yani yoktan varetmez. Çünkü yoktan varetmek anlamsızdır, bir şeyi yok olarak öngördüğünüz andırki o'nu zaten var etmiş olursunuz. Bu anlam da Tanrı yaratmaz ama, her şeyin özünde ve her şeyin kendisi ve sebebidir anlayışı vardır.

İnsan'ın yaratılışı dahi bir yoktan varetmek değildir, özü, çamurdur, topraktır vs maddelerdir. Peki Tanrı ne yapar, tanrı varlığı yaratmaz, varlığa şekil verir ve YARATIM dediğimiz olgunun aslında nesnel değil, öznel ve zihni bir şey olduğunu görürüz. Bu gün din yorumcuları belkide Muhammed'in hatası yada belkide O'ndan sonra gelen ve her şeyi yeniden günün çıkarlarına göre değiştirip sunanların hatasıdır bu, ama yaratım maddenin yoktan var edilmesi değil, varolanın işlenmesi, ve en nihayetinde var olana bir ruh verilmesi(bilinç ve irade) şeklindedir. Bu Sümer, Yunan inancında olduğu gibi, İslamiyet de de öyledir....

Bu paragrafı detaylandırmak isteyen, itiraz eden olacaksa o zaman daha da detaylandırabiliriz, şimdilik yukarıdaki açıklamanın yeterli olduğunu düşünüyorum.

Demek ki, Yaratmak fiili ruhani, bir iradi müdahale-dönüştürme eylemidir. Özü ise ruhanidir, iradi ve zihnidir(Tanrı O'na ruh verdi, Tanrı Adem'i çamurdan şekillendirdi, ve O'na ruh verdi, Zeus insanı çamurdan şekillendirdi ve ona ruhundan üfledi vs). Yaratım maddi değil manevi bir söylemdir.

Hicr
(29) Hani Rabbin meleklere, "Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin" demişti.

Nerede demişti Tabiki Sad suresinde;

71. Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: "Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım."
72. "Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin."

herneyse, Yokluk-Varlık bir bütündür ve birlikdedirler, birlikde varolurlar.

Eğer hiç bir şey yoktu denmeye devam edilirse sorulacak ilk soru Yokluğu yaratan kimdir? Sizce hiç bir şey yok ve bir tanrı var olsun, yokluk nasıl bir şeydir? Bir sınırı var mıdır? Mesafesi var mıdır? Bir sınırı yok ise, yokluk tanrı'nın içinde midir, öyle ise yokluk da bir varlık olur? Bir sınırı var ise, ötesinde ne vardır? Tanrı içinde midir? Yoksa dışında mı? Dışın da ise, bu durumda tanrı nın çevresini yokluk oluşturmaz mı? O halde yokluğu yaratan nedir? Tanrı mı? Öyle denecekse, tanrı yokluğu yaratmadan önce çevresinde ne vardır? Hiç bir şey yoktur demeyin derseniz bu zaten yokluk olur.

maddi anlamda hiç bir şey in olmadığı bir an, mekan düşünemezsiniz. İsterseniz deneyin ama bunu başaramayacaksınız, çünkü yoklukdan bahsettiğiniz an varlıkdan da bahsetmiş olursunuz. Hiç bir şeyin olmadığı bir an yoktur. En küçük iğne ucu kadar dahi bir boşluk düşünseniz, iğne ucunun çevresi her daim olacaktır, çevresinde ise bir şeyler. Varlık olmadan yokluk telaffuz edilemez.

"Enel Hak", "Allah beni Ademdedir" söylemide bu konu için önemli bir anlam taşır.

spartacus
11-10-2010, 09:59
Küçük bir ekleme yapayım;

işin Tanrı kısmına, yani kurgulama-öykü yazma kısnmına değindimde, doğa kısmına değinmedim değil mi?

ama yaratım maddenin yoktan var edilmesi değil, varolanın işlenmesi, ve en nihayetinde var olana bir ruh verilmesi(bilinç ve irade) şeklindedir.

İş subjektif olarak yaratımdan bahsetmek ise, bunu manevi olarak ifade etmek ise, maddi olarak gerçekleşen nedir peki? Tabi ki hiç bir iradi etmen olmadan, bu dönüşümü, gelişimi sağlayan doğada ki(evren deki) doğal işleyiştir. Bir kimse yeni doğmakla, evrene iğne ucu kadar dahi madde eklenmez, ölmekle de iğne ucu kadar bir şey eksilmez... Durmaksızın var olan hareket, durmaksızın bir ilşki, sürekli dönüşüm, sürekli etkileşim, tepkileşim, sürekli değişim, dönüşüm(yaratım!)....

ozgur_beyin
11-10-2010, 17:21
sevgili hür kuş ,bu başlığın sonundaki spartacus ismini görünce, bakma ihtiyacını duydum.
spartacus ismi. beni ne yazmış diye meraklandırıyor ve okuyorum.
senin adını görünce yine ne saçmalamış diye okumaya çalışıyorum. ama bitiremiyorum.
genellikle din diye yazdıkların kimliği belli olmayan adamlara atfederek yazıyorsun.
belli bu yazı ve isimler seni kandırıyor. beni asla

yucemanitu
12-10-2010, 19:56
Hiçbir şey bir hiçten meydana gelemez ama; bütün kâinatı yaratacak kudretteki tanrınız bir hiçten meydana gelebilir. Ne diyeyim ki artık? O da güzel...

corleone
09-09-2011, 14:21
http://www.youtube.com/watch?v=5a3nZKMRKF8
adını ne koyarsanız koyun biz bir akkıllı varlık tarafından var olduk.Allah tamam o nasıl oldu bilmiyoruz ama sonuçta bizi yaratanda o isme takılmayın adını ne koyarsanız koyun sadece o kavramı algılayın

Olimpiyat
09-09-2011, 14:33
Jeolojik kayıtlar eksik, karmaşık ve kafa karıştırıcı. Evrimciler evrim süreciyle ilgili teorilerini laboratuvarlarda bilimsel yöntemlerle kanıtlamak konusunda başarısız oldular.
Ayrıca bilim adamları genelde bilgi edinmek için iyi araştırma teknikleri kullansalar da, buluşlarını yorumlarken sık sık bencil güdülerden etkileniyorlar. Bilim adamlarının bir bilgi ikna edici değilse veya çelişkiliyse bile görüşlerini savundukları bilinir. Kariyerleri ve özsaygıları bunda önemli bir rol oynar.

Hem bir bilim adamı hem de Mukaddes Kitabı inceleyen biri olarak en doğru anlayışa sahip olabilmek için, bilinen tüm gerçeklerle ve gözlemlerle uyumlu olan hakikati arıyorum.

Bana en makul gelen seçenek, bir Yaratıcıya inanmak.

Şuna bak bilim adamlarına laf atıyor ama kaynak olarak inanç kitabını gösteriyor..
Gel de gülme..

yerim senin diplomanı ve kariyerini:evil:

spartacus
09-09-2011, 15:09
Hiç bir şeyinde, hiç içindeki bir şeyinde bir başlangıcı yok, dolayısıyla bir başlatanı da... önceler ve sonralar içkindir, varlık içredir. buda şu demektir, varlığın bir başlangıcı olmadığı gibi bir başlatanı da yoktur, çok çeşitli biçimler, şekiller, değişimler, ilişkiler ortaya çıkar bizim başlangıç ve bitiş, önce ve sonralarımızda tüm bu ilişkiler, değişimler, dönüşümleri referans alır.

Hiç bir şey yoktu ama A çıktı yarattı demek özünde mantık dışıdır ve çıkmaz bir paradokstur-ki gereksizdir-. Hiç bir şeyin olmadığı bir koşulda A'nın varlığı saçmadır, A'nın varlığı koşulalrında da hiç bir şeyin olmadığını söylemek saçmadır. A dışında hiç bir şey yoktu demek de, A'nın varlığı ile çelişir, o halde A neyin nesidir?

Tüm bunlar insanın akıl oyunlarının ürünü, oysa başlangıçlar ve bitişler varlığa içkindir, dışında değil üzerinde gerçekleştir dolayısıyla salt iradi bir yükleme ile varlığın dışına taşınmış zaman kavramı anlamsızdır-çünkü oda varlıkla içkindir, varlık yoksa zaman yok, haliyle varlığın olmadığı bir zamandan(böyle bir zaman yok) ve bir başlatandan bahsetmek mantıksızdır, saçmadır, akıl oyunudur, spekülatiftir(kurgusaldır).

SonKOZ
03-10-2011, 02:17
Hiç birşey bir hiçten meydana gelmez. Herşeyin bir pozitifi bir de negatifi vardır. Enerjinin ve maddenin de. Ve hepsinin toplamı 0'dır.

Evreni bir ayna olarak düşünürsek;

Aynaya bakarken baktığımız kısmı pozitif evren ve yansımayı da negatif evren olarak kabul edelim, bu 2 ayrı kavramın birleştiğinde, aynanın yüzeyini yani tekil evreni oluşturduğunu düşünebiliriz. Tabii burada pozitif evren ve negatif evren (daha doğrusu enerji) birbirine göre simetrik değil. Demek istediğim birbirine tam olarak eşitler ve toplamları bir hiç :)

Yani biz pozitif hiçte yaşıyoruz ama bir de negatif hiç var :)

Vandenys
03-10-2011, 18:42
"zaman ve mekan dışında olanın" zaman ve mekan içinde bir anlamı yoktur, tartışma konusu değildir.

RENAULTFERRARİ
06-10-2011, 20:40
"zaman ve mekan dışında olanın" zaman ve mekan içinde bir anlamı yoktur, tartışma konusu değildir.

zaman ve mekandan münezzeh ama
zaman ve mekan ondan münezzeh değil
kapiş...