PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ordular Neden Var?


Jolly Jocker
17-10-2010, 00:37
Ordu kurumunu biraz eleştirelim.

Pek çok insan askeriyenin varlığını ''vatanı korumak''tan ibaret sanır. Ama yanlıştır. Daha doğrusu eksiktir. Devletin egemenlik sahasını korumanın yanı sıra ve bundan daha önce, vatandaşları hizaya sokma amacı güder askeriye. Devletin ordusu, çıkarlarının temsilcisi olarak örgütlendiği sınıfın diğer herkese karşı gözdağı verme aracıdır. Askeriyede insanlar süründürülür, hazırola sokulur, bokun başında nöbet bekletilir, küfür yer, ağaca selam verir. Tek amaç kişinin içindeki direnme potansiyelini törpülemektir. Devletin otoritesi en başta kendi askerleri, daha doğrusu askeri haline getirdiği halkı üzerinde tesis edilir. Dünyanın en mantıksız ve gereksiz emirlerine hiç sorgulamadan ve düşünmeden itaate zorlanır insanlar. Zira ne olursa olsun onlara itaat etmeye alıştığında halk artık uysallaşacak ve onların düzenleri güvende olacaktır. İsyan kıpırtısı daha başlayamadan yüreklerde bitirilmiştir çünkü. Artık askerlik bittiğinde de komutanın emirleri kişinin aklına hükmetmeye devam eder. İnsanlar, verilen her emri ikiletmeden uygulamaya koşullandırılırlar. ''Herşey vatan için''dir zira, ''vatana can feda''.

Her koşulda itaat eden, sorgulamadan emri yerine getiren insanlar tam da devletin istediği insanlardır. Bunlar ölmeye hazırdır, makinedir. Çünkü gururları yoktur artık, kendi çıkarlarını düşünmezler, hiçbir şeyi sorgulamazlar, vicdanları da köreltilmiştir; sadece emri yerine getirmek, disiplin ve üstlerine itaat etmek vardır. Halk, devletin ordusu eliyle makineleştirilir. En iyi asker, en insanlık dışı emirleri bile tereddüt etmeden uygulayan değil midir? Ölüm saçan robotlara dönüştürülür insanlar. Ve bunun gerekçesi de, başka devletlerin tebasının da böyle olması olarak gösterilir. Yani bir orduyu meşrulaştıran şey bir diğer ordunun verdiği tehlike duygusu olarak sunulur. ''Benden memnun değilsin ama mecbursun, çünkü benim gibi başkaları da var''. Halbuki her ordunun gördüğü en büyük düşman öncelikle kendi halkıdır. Ordu, yönetenlerin, yönettikleri karşısındaki güvenlik sübabıdır. Ezilen halkın bir gün isyan etme olasılığı, her ordunun en büyük korkusudur.

Öte yandan, ordu toplum üzerindeki düzenleyici ve cezalandırıcı otorite rolüyle aslında bir çeşit babadır. Aile içindeki tiran artık tüm toplumdadır. Askeriye, ataerkil baskıların en örgütlü hallerinden biridir. Pek çok savaş tabiri erkeklerin cinsel saldırganlığına atıf yapar. ''Sınırlarımıza tecavüz ettiler'', ''Vatan borcudur, namus borcudur'' v.s... Askerlik 'erkek işidir' bir de. Erkek, vatanı ve kadın dahil içindeki tüm nesneleri koruyan bir özne olarak sunulur; kadın ise vatanla birlikte korunan bir nesnedir. Kadının nesneleştirilmesi ve erkek hakimiyetine verilmesi askeriyenin temel unsurlarından biridir.

Ne zaman birilerinin çıkarı tehlikeye düşse ve toplumun en altındakiler hareketlense, bunu bastırmak için tüm toplumun askerleştirilmesi yoluna gidilmesi ordunun işlevini açıkça göstermiyor mu zaten?
Kimin askeriyiz biz? Neden itaat etmemiz gerekiyor? Makineleştiriliyor muyuz? İç tehdit olarak ne görülüyor ve bunu böyle gören kimdir de ordunun kafalardaki meşruiyeti devam ediyor? Nasıl oluyor da orduyu yücelten ve militarizme, milliyetçiliğe tavır koyamayan insanlar diğer yandan da feminizmden veya özgürlüklerden bahsedebiliyor? Herkesin çıkarını sağlamak için örgütlenmiş eşitlikçi bir toplumda orduya gerek kalır mıydı? Neden milis gücü yeterli değil de toplumun üstünde/dışında otoriteryen bir kurum gerekiyor?

Zaten kendi varlığının meşruiyetini insanların sahip oldukları hakların güvenliğini sağlamakla temellendiren bir kurumun, bir yandan da en temel insan hakkı olan yaşama hakkını onlardan talep edebilmesi tam bir çelişki değil midir? Hele ki askerliğin zorunlu tutulması, bireyin devlete feda edilmesi anlamına gelmiyor mu?

Gelin tartışalım.

kemalistcan
17-10-2010, 02:01
Şimdi sazan gibi atladığım düşünülecek bu konuya kemalist olduğum için; ama inan yazının tümünü okudum. Emeğine sağlık.

Bir öğretmen bir uzman çavuştan daha az aylık alıyorsa, bu ülkede ciddi bir sorun var demektir. Belli hizmetlerden belli bir zümre yararlanabiliyor, bu zümrenin alt-üst ilişkisi resmen bir kast sistemine dönüşmüşse, halkla arasında bir mesafe oluşmuşsa bu ülkede ve bu kurumda ciddi bir sorun var demektir. Bu ülke nice eğitimli gencinin ve yetkin insanının beyin göçü olarak dışarı gitmesine bizzat neden olurken, KPDS sınavından yüksek puan alan memurunu uygun bir konuma getirmeyip ona dil tazminatı vermekle yetinirken; birilerinin vatan görevini sadece askerlik ve vergi olarak görmesi düşündürücüdür. Bir ülkenin kurumu kendini sanki her an alarm durumundaymış gibi herşeyin üstünde görüp demoklesin kılıcı gibi baskı uygulamasından, kurtuluş savaşı ruhundan ve devrimlerden oldukça uzaklaşmasına, onlara saygısızlık yapmasına rağmen hala ona atıfta bulunarak kendini tanımlamasından oldukça rahatsızım. Yapılan darbelerden, müdahalelerden dolayı rahatsız ve hınçlıyım. Ayrıca ordu göreve, diye gerçeği görmeyerek körce ve edilgence slogon atanlarında artık ordudan bir beklenti içinde olmamalarını ve ellerini taşın altına koymanın gereğini kavramalarının gereğini ısrarla söylüyorum.

Benimde orduya ciddi eleştirilerim var ama iyiki var dediğim zamanlarda az değil. Örneğin kurtluş savaşı, ikinci dünya savaşı, kıbrıs barış harekatı, kuzey ıraka olan askeri harekatlar ve ciddi bir caydırıcı güç olarak şimdi. Ama kore savaşı, darbeler, müdahaleler tam bir utanç kaynağıdır.

Ordunun belli odaklara hizmet ettiği, milli olmadığı, kendi halkının sorunlarına duyarlı olmadığı gibi kimi zaman halkı zor durumda bıraktığı bir gerçektir. Yinede ordunun içinde kimiz duyarlı çevrelerin olduğunu bilmek, bu anlamda akp'nin bu konuda çekincelerinin olması hoş.

İdeal anlamda bir eşitlikçi düzen sağlanmadan önce neler yapılabilinir bu sistem içinde; önceliğimiz bu olmalı, gerisi hayal, laf...

Bronx
31-10-2010, 00:41
Sadece şunu sormak istiyorum belki ütopik bir yaklaşım gibi gelebilir ama;
Bütün dünyada silahlanmaya ve militarizme harcanan para sağlık,eğitim ve araştırmalara harcansa, gençler en verimli çağlarında (Bugün dahi kabul edilen insanların büyük kısmı onları tanımamızı sağlayan keşiflerini 25-30 yaş aralığında yapmıştır ki bu yaş aralığı üniversite bitirmiş birisinin askere gideceği yaş aralığıdır) muharebe sahalarına sürülmese, kışlalara hapsedilmese nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk?

Oligarşik amaçlardan tutun da devrimci amaçlara kadar her türlü silahlanmadan insanlığın ilerlemesini baltaladığı için insan olarak utanıyorum.

Sangre
31-10-2010, 00:57
Oligarşik amaçlardan tutun da devrimci amaçlara kadar her türlü silahlanmadan insanlığın ilerlemesini baltaladığı için insan olarak utanıyorum.

Ben de dostum.

Re-laX
31-10-2010, 02:57
sayın arkadaşlar

ordu sadece türkiye de yokki bütün dünya ülkelerinde var şimdi sorunu çözmek için bütün ülkelerdeki ordularında dağıtılması gerekiyor türkiyede olmaması için yada başka bir örgütlenme lazım nedir isizn kafanızdaki başka örgütlenme modeli..?


saygılarımla

kemalistcan
31-10-2010, 12:47
Orduların neden var olduğundan çok, kime hizmet ettiği önemli. Diyeceksiniz bu aynı şey değil mi, kulağa tersten göstermek değil mi? Tam olarak değil, bazen hiç değil. Sovyetlerinin kızılordusu kime hizmet ediyordu, Mao'nun devrimci ordusu kime hizmet ediyordu, kurtuluş savaşında TBMM ordusu kime hizmet ediyordu?

2. dünya savaşında Hitler almanyası yunanisttanı, yugoslavyayı, fransayı, hollandayı bir günde işgal etmişken neden türkiyeye giremedi sanıyorsunuz; üstelik sovyetleri kafkaslardan kuşatma gibi stratejik bir şansı varken.

Ordu gerekli ama safını ve sınıfını iyi seçmeli...

Jek
31-10-2010, 13:42
Ayrıca orduların ve devletlerin oluşmasının sebebinin hep "kaynak yetersizliği yüzünden birinin bir diğerinin yemeğine göz dikmesi" olarak anlatıldı bizlere ders kitaplarında.Eğer bugün - diğer arkadaşlarında dediği gibi- dünya,ırkları ayırmadan tek bir çatı altında birleşebilseydi gayette güzel bir eğitim alıyor olacaktık,yaşam kalitesi sürüyor olacaktık.Afrika ülkeleri aç kalmayacaktı ve en önemlisi kutuplaşmalar olmayacaktı.Hepsi de güzel şeyler değil mi ? Evet öyle ama günümüzdede bir o kadar ütopik.Pek çok etken var ütopik olmasına sebep açan bunlardan başlıcaları insanlara küçüklükten beri aşılanan din,vatan,millet,sakarya naraları,ve kendi egolarımızı bastırabilmiş olamamamız.
Zeitgeist:addendum belgeselini izleyenler bilir orada her türlü sorunumuzdan ne dinle ne milletle ne ayşeyle ne mehmetle kurtulamayız,sadece teknoloji ve bilim ile kurtuluruz.Bu söz çok doğru ve yukarda yazdığım noktayada değiniyor.Bugün bu saydığım tek dünya ulusunun olması çok çok zor fakat insanlar bilgilendikçe,teknoloji geliştikçe ve açgözlülüğümüzü artık bir kenara koyabildiğimizde asıl yaşam bizim için başlayacaktır.

Bronx
31-10-2010, 19:55
Unutmayalım ki bugünün kurgusu ve ütopyası yarının gerçekliğidir. Ben olup olamayacağına değinmiyorum olması gerekenden bahsediyorum.
Bir söz var:
Hapishane yapmaya harcayacağınız parayı okul yapmaya harcasanız hapishanelere ihtiyaç ortadan kalkar. Ordu da aynı mantık, insanlık olarak silahlanmaya harcayacağımız parayı eğitim ve ilerlemeye ayırsak silahlanmanın gereksizliği ve sözde silahlanma ihtiyacı ortadan kalkar.

taylan
06-11-2010, 20:53
Savaş ve şiddet insan evrimiyle paralel hep varolmuştur. Doğada dayanışma vardır paylaşma da vardır ama tüm bunlar karşılıklı çıkarların korunması ile alakalıdır. Doğada son sözü savaş söyler. Çünkü canlı olmak demek sürekli sorun çıkartmak demektir. Sürekli sorun ise sürekli büyüyen ve durduğu noktada yaşamsal fedakarlık gerektiren bir süreçtir.

İnsanlar hep savaşıcaktır bunu engelleyebilecek bir güç yoktur. Çünkü doğal olan budur. Yaşam statik değildir. Birinin mutluluğu diğerinin huzursuzluğu olacak, büyüyen nüfuslar birbirini tedirgin edecek ve yeni cepheler kurulacaktır. Çünkü kaynaklar yetmeyecektir. Kaynakların yetmediği yerde başkasının kaynağına göz dikilecek. Yine savaş...

Sürekli bir barış ortamı mümkün değildir. Yaşamın kendisine aykırıdır. Geçici barış dönemleri olacak ve bu dönemler bittikten sonra toplumlar yine savaşacaktır. Önemli olan geçici barış dönemlerinde diplomasi ve akıl ile süreci daha da uzun tutmaktır. Eninde sonunda savaş çıkacaktır.

Tüm bunlar ulusların silahlı güç teminini zorunlu kılar. Çünkü bu işin kökeni çok daha eskiye gider evrimsel süreçte kıdemi son derece büyüktür.

Benim bu söylediklerim sizi yanıltmasın savaşa taraftar bir insan değilim. Ama yaşam denilen olgu sürekli huzursuzlukları içinde doğal olarak barındıran bir olgudur. Etrafınıza bakın huzurlu bir ortamın uzun sürmesi pek olası görünmemektedir. Yakın tarihi inceleyin. İki büyük dünya savaşından sonra dahi huzurun olduğu hiç bir yer göremiyorum.