Orijinalini görmek için tıklayınız : Sosyal devlet tabusu (Resmî gasp)
TurkceRap
23-10-2010, 18:27
Yanlış hatırlamıyorsam daha önce Türkiye işverenler sendikası'nın bir raporundan ve bir işverenin Türkiyede ortalama %51 toplam vergi verdiğini dile getiren istatistikten bahsetmiştim.
Düşününki bir işyeri sahibi ya da bir şirket sahibi adına her ne derseniz diyin kazancının %51'ini Devlet babamıza vermekte, o vergiler de kimi zaman devlet lüzumsuz kurumlarına, kimi zaman da sosyal bilmem ne ile başlayan kurumların hantal yapılarına kurban gitmekte, yapılandırılmamış harcamalar sonucunda da ama işveren, ama işçi, hepimiz alın terimizin önemli bir kısmını devlet babamıza vergi adı altında vermekteyiz.
Gasp diyorum çünkü, vergiden bile vergi alan bir anlayış ile vatandaşın parasını birileri babasının parası gibi lüzumsuz yerlere harcamaktadır.
Trt, Rtük, Diyanet gibi Kimisi lüzumsuz kimisi hantal kurumlar bir yana, Temel işlevi vatandaşların güvenliğini sağlamak olan devlet mekanizmasının Sağlık, eğitim, sigorta gibi işlere girmesi de ayriyeten fiyaskodur.
Örneğin: Yeşilkart, gerçekten ihtiyacı olan kişiler neyse, peki ya ihtiyacı olmayanların da Yeşilkart almadığının garantisi varmıdır?
Devlet batık bankaları kurtardığında, kadrolara ihtiyaç dışı eleman aldığında ya da teşvik adı altında üzerinden kâr elde etmeden verdiği destek vs vs. Bir başkasının cebinden zorla para alıp, başka birine vererek o parayı gasp etmemişmidir?
Sıradan bir vatandaş evinize girip size ait birşeyi ya da paranızı alırsa bunun adı hırsızlıkken, Devlet zorla birinden alıp başka birine verdiği zaman buna sosyal devlet denilmektedir.
Sonuç; ağır işleyen hantal devlet yapısı, Bugün git yarın gel, tanıdıklara peşkeş çekilen ihaleler, yolsuzluk, rüşvet, yüksek vergiler vs vs.
Peki neden bu tabudan kurtulamıyoruz? neden devletin vatandaşlarına dadılık yapması gerektiği inancındaki soğuk savaş zihniyetli kişiler sosyal devlet de sosyal devlet diye bu konuya değişmez TANRI kanunları gibi yaklaşmaktadır?
Gelişmiş ülkelerde vatandaşlar devlete artık düş yakamdan, Senden beni başkasından gelecek zararlara karşı korumandan başka birşey istemiyorum demeye başlamışken biz niye halâ bir güvenlik şirketi için baba sıfatını kullanıyoruz?
Düzenleme: Yazdığım iletide Devlet değil, Sosyal devlet olgusu kastedilmiştir.
Jolly Jocker
23-10-2010, 19:19
Liberal dogmaların insanın gözünü nasıl kör edebildiğine dair çarpıcı örneklerden biri olmuş bu yazı. İddiaları tek tek irdeleyelim;
Düşününki bir işyeri sahibi ya da bir şirket sahibi adına her ne derseniz diyin kazancının %51'ini Devlet babamıza vermekte, o vergiler de kimi zaman devlet lüzumsuz kurumlarına, kimi zaman da sosyal bilmem ne ile başlayan kurumların hantal yapılarına kurban gitmekte, yapılandırılmamış harcamalar sonucunda da ama işveren, ama işçi, hepimiz alın terimizin önemli bir kısmını devlet babamıza vergi adı altında vermekteyiz
Hayal görüyor olmalısın. Ülkemizde çok uzun yıllardır vergi yükü çalışan kesimin üzerindedir. Para babalarının kayıt dışı ekonomi, esnek çalıştırma dayatması, taşeronluk ve vergi kaçacakları ile muafiyetlerinde ne denli ihtisas yaptıklarını da biliyoruz. Devlet aldığı vergilerden çok azını kamu kesimine ve toplumsal ihtiyaçlara ayırmakta, büyük kısmını emperyalistlere olan dış borç ödemelerine, çoğu devlet üzerinden zenginleşen burjuvalara olmak üzere iç borç ödemelerine ve inatla sürdürülen iç savaştan ötürü savunma harcamalarına aktarılıyor. En son, işsizlik fonları bile patronlar tarafından cukkalanmıştı. Türkiye'de sosyal devlet hiçbir zaman tam olarak uygulanmamıştır. Bilhassa 12 Eylül darbesiyle önü açılan 29 Ocak neo-liberal ekonomik politikalarıyla birlikte sosyal devletin kırıntıları da süpürülmüştür. Liberalleşme karşısında oluşacak sınıfsal tepkinin soğurulmasında parlamenter düzeni yetersiz gören egemenler tarafından 12 Eylül darbesi yapılmış ve ortam piyasa için düzelenmiştir. Dünyanın neredeyse tüm yarı-sömürge ülkelerinde neo-liberalizm darbelerle gelmiştir. Bu da liberallik ile demokratlık arasındaki zıtlığı göstermesi bakımından kayda değer bir bulgudur.
Öte yandan, sermaye sahiplerinden alınan vergileri ''vatandaşın parasını gasp etmek'' olarak gördüğün halde, söz konusu sermaye sahibinin gasp ettiği emek gücünü neden görmemeyi tercih ettiğin de merakımı cezbediyor. Emek, varolabilmek için kendini sermayenin tahakkümüne sokup 'ücretli emek' haline gelmeye zorlandıkça özgürlüklerden bahsetmek mümkün değildir. Zira insanlar hayatta kalabilmek için, emeklerini bir başkasının tahakkümüne sokup emeği üzerindeki tüm kontrol hakkını sermaye sahibine devretmeye zorlanarak basit bir maliyet unsuruna indirgeniyor. İnsanın, her an değiştirilip yerine yenisi bulunabilen bir maliyet unsuruna indirgendiği; üretenlerin değil işyeri yöneticilerinin ve patronun yönettiği, siyasal demokrasi karşısında özerk bir alan olarak görülen piyasa ekonomisinde otoriteryan bir iş sürecinin sürdürüldüğü, sermayenin insan ihtiyaçları için değil insanların sermayenin bekası için varolmaya itildiği bir düzen evrensel insan haklarının da taşıyıcılığını yapamıyor. Artık liberaller iki yüz öncesinin ezberlerini bırakmalıdır. Hem liberal hem demokrat, insan hakkından yana, özgürlükçü olabilmek mümkün değildir.
Kamu kurumlarının tek biçimi merkezi devletin sıkı kontrolünde olmak değildir. Pek çok kamu mülkiyeti biçimi vardır. Kamusal alanın demokratikleştirilmesi, merkezi devlet karşısında özerkleştirilmesi, üretenlerin söz ve karar hakkının artırılması, üretim ve tüketin kooperatiflerinin yaygınlaştırılması v.b. önlemler yoluyla hem hantallık aşılır hem de ekonomik alanı da kapsayan gerçek bir demokrasiye ulaşılmış olunur.
Bu arada, devletin ezilen kitleleri düşündüğü yönünde liberal bir ezberle olaya yaklaşman da biraz komik olmuş. Kapitalist devletler zaten burjuva sınıfının ihtiyaçları için vardır. İnsanlardan vergi alıp ''teşvik'' adı altında burjuvaziye aktarırlar; ihalelerde kendine yakın burjuva fraksiyonlarını kayırıp palazlandırırlar; hatta piyasanın krizini aşmak için batan özel kuruluşları devletleştirip burjuvaların borçlarını halka ödetmek gibi cinliklere girişirler. Bu yüzden en başta burjuva sınıfı -bilhassa günümüz dünyasında- bir hayli devletçidir. Bahsettiğin türden ''safkan bir liberalizme'' en başta burjuvazi tepki gösterir. Liberalizmin devlet karşıtı özgürlükçülüğü de iki yüzyıl öncesinde kalmış bir ezberden ibarettir.
Bu arada, devletin sosyal roller üstlenmesine karşı çıkıp bilhassa güvenlik konusu üzerinden varlığını savunmakla, devlete olan bakışının onu kendi mülkiyet ve sömürünü korumaya indirgediğini açık ediyor.
Jolly Jocker
23-10-2010, 19:35
Aslında sana verdiğim üstteki yanıtı biraz daha ''süsleyerek'' ayrı bir konu olarak açmam daha iyi olur sanırım. Bana yeni bir konuya dair ilham verdiğin için sağol. :)
Engse Hohol
10-03-2017, 15:29
✔ (http://www.dogrulukpayi.com/beyanat/57f6094560813) Türkiye'nin 2002'de 130 milyar dolar olan brüt dış borcu 2016'nın ilk yarısı itibariyle 421.4 milyar dolara yükseldi, AK Parti hükümetleri döneminde Türkiye'nin dış borcu yüzde 225.2 oranında arttı.
✔ (http://www.yenicaggazetesi.com.tr/iste-turkiyenin-dis-borcu-140786h.htm) Hazine Müsteşarlığı 2016 mart sonu itibarıyla açıkladı; Türkiye'nin brüt dış borç stoku, 411,5 milyar dolar, stokun milli gelire oranı yüzde 58,1 olarak hesaplandı. Türkiye'nin net dış borç stoku da aynı dönemde 257,2 milyar dolar olarak gerçekleşti. Hazine garantili dış borç stoku da 11,7 milyar dolar oldu. Stokun milli gelire oranı yüzde 36,3 olarak kaydedildi. Kamu net borç stoku, bu dönemde 162,9 milyar lira olarak gerçekleşirken, stokun milli gelire oranı yüzde 8,1 olarak hesaplandı. AB tanımlı genel yönetim borç stoku 649,8 milyar lira, milli gelire oranı ise yüzde 32,3 olarak belirlendi.
spartacus
10-03-2017, 16:44
Hitler'in modeli sosyal devlet değil, milli devlet...
İşverenler, eğer sosyal devletden-vergiden yakınıyorsa, işçi olsunlar, hem yüksek vergiden kurtulsunlar hem de bol kazanıp rahat etsinler!...
Lakin ne Türkiye ne de benzerlerinde sorun devletin sosyal karakteri değildir, TC'nin soyal karakteri yoktur, TC oligarşik kutsal devlettir haliyle her kutsallık kullanımı ve istismarı, monarşisini, otokrasisini, oligarşisini, bürokrasisini, AKP ile birlikte netleşen biçimiyl kleptokrasisini vareder ve kleptokrasinin okları faşizmi gösterir, faşizme, faşist modele ilerler ve bu devlete sosyal değil kutsallık üzerinden dinsel veya ırksal motiflerin asli sembol, etiket olarak ve dokunulamaz bir zırh olarak maskelenmesiyle zemin bulur. Böylece devletler ya bir mezhebin, ya bir dinin ya da bir milletin, KUTSAL sayılan subjektif, boş etiketlerine, sırf bunalrı temsille görevli kurumalrına indirgenir, devlet toplumların ihtiyaçlarını ve hizmetleri karşılamakla, insan öznesine yaslanmak ve insanalrın daha iyi koşullarda yaşamasını sğlamak, insanca koşulların kurumlarına mükellef olmaktan çıkıp yerine dini, mezhebi veya herhangi bir milelti temsil vazifesiyle mükellef olmaya indirgenir. haliyle iş topluma hizmet kurumu olmaktan çıkıp, kutsalalrın sopasının ve bayraklarının sallandığı, emir-komuta zincirleri ve hiyerarşilerin örgülendiği, bürokrasi->oligarşi->kleptokrasi->faşizme dönüşür. Hitler şahsında yansıyan süreç farklı değildir, mesele salt Hitler de değildir.
Bu piyasa tanımlarına göre bir yaklaşımdır, aslı ise her devlet belirli egemen azınlığın(%1, %2 gibi!), ekonomi-politik ve hukukunu, sömürüsünüde koruyan ve sürekliliğini sağlayan yapıdır ve TC gibi ülkeler feodal yapıdan gelen mal ve can korunumunun bedeli adı altında -ki feodalitede böyledir- fahiş rakamlar alıp, bir kaç milyon bürokratına etli kemiği verir. İşverenler mülkiyeti olan toprakalrın ve pazarının korunumunu devlete bırakmıştır, devletde bu koruma ve güvence-sürekliliğini sağlama karşılığında para alır, bürokrasi ile ters düşen işverenlerin ise kolayca, bir kaç günde ipi çekilir, sömürü ve sömürgeni hem korur hemde korumasının karşılığını alır(sözde kutsala -din, ırk vs- dayalı her devlet böyledir, sosyal deletlerde ise durum daha farklıdır, vergiler genelde toplumsal hizmet namına kullanılır ve fahiş rakamlar yerine daha dengeli rakamlarla ve elbette mümkün olduğunca az bürokraside elde olan paranın aslaklarca tüketilmesinin önüne geçer. Hitler faşizminin bir nedenide budur, sosyal ve toplumsal talepler ve mücadeleler, devleti, sosyal karaktere zorlamaktaydı, oysa devlet vahşi kapitalist bir yapıyı hala arzediyor ve sosyal-toplumsal bilinçlenme, örgütlenme, hak talepleri, sendika, sigorta, çalışma saatleri, insanca yaşam ücreti, sağlık, eğitim alanındaki talepler, vahşi yapıyı zorluyor, törpülüyor ve ucuz iş gücünüde düşürüyordu(insanların bunlara olan muhtaçlığı azaldıkça.....). O vahşi sömürü koşullarında hakim egemenler daha iyi sömürüyordu, daha kolay hakim olabiliyor ve daha az maaliyetle kazanç sağlıyorlardı ve en önemliside büyük zenginlerden ziyade orta ve küçükler, sosyal taleplerin getirdiği kazanımlardan, toplum adına denetimlerden(!), herkesin insanca yaşam koşuluna sahip olabileceği ücret, sosyal hizmet politikalarından vb daha fazla kaygı ile etkileniyordu... kendileri adına, ne yapabilirlerdi? Dincilik, olabilirdi, ırkçılık, milliyetçilik olabilirdi ve kolayca çoğunluğa hitap etme şansı olabilirdi, birde içine apokaliptik(kıyamet senaryoları) kaygıalr eklenirde, din elden gidiyor, ırkımız elden gidiyor, bayrak elden gidiyor vb eklenirse tam olurdu ve oldu, kısa sürede bu tür subjektif propaganda ve sloganlar kitleleri kandırmaya yetti.
bilgivehis
10-03-2017, 17:31
Hitler milli devleti faşist ve emperyalist saldırı için istiyordu, Atatürk ise milli devleti demokrasi ve savunma için istiyordu.
Bugün Türkiye'nin kapitalist sömürü ve faşizm altında olmasına bakarak her milli devlet istegini Hitler ile özdeşleştirmek ne kadar doğru olabilir?
Demokrasi denen sistem bıçagın sırtında olan bir sistemdir, kim ona sahip çıkarsa sistem de ona çalışır. Atatürk demokrasiyi getirdiginde feodaliteden yeni çıkmış halkın ona sahip çıkamayacagını ve bunun zamana bağlı oldugunu bildigi için sürekli aydınlanma çalışması içerisindeydi. Bugün ezilen sınıf demokrasiyi kendi lehine çevirememiş ülkeyi faşizme teslim etmişse bunu Atatürk'ün milli politikasına bağlamak ne kadar doğru olabilir?
Vahşi kapitalizm ülkeleri bölüp-parçalarken, Atatürk'ün savunma amaçlı yurt milliyetçiligini ilkellik ve faşistlikle suçlamak ne kadar doğru olabilir?
Oysa bugün faşizmi uygulayanlar ve uygulatanlar da Atatürk'ün milliyetçiliginden rahatsızlar. Çünkü yurt milliyetçiligi, işgalcinin işini zorlaştıran bir vatanseverliktir, toplumun vatanseverlik iradesi işgalcilerin işine gelmez...
spartacus
10-03-2017, 18:30
Hitler milli devleti faşist ve emperyalist saldırı için istiyordu, Atatürk ise milli devleti demokrasi ve savunma için istiyordu.
Bugün Türkiye'nin kapitalist sömürü ve faşizm altında olmasına bakarak her milli devlet istegini Hitler ile özdeşleştirmek ne kadar doğru olabilir?
Sevgili bilgivehis
Böyle bir iddiam olmadı, bu iddia ve ifade yine kendine ait, söylemediğim şeyleri söylemiş gibi gösterip yazılması, takdir edilir bir davranış olmuyor:)
Oradaki Hitlerin devlet modelinin sosyal devlet olmadığının ifadesi, ne yapalım böyle diyeceksin diye zinhaarrrr ifademizden vazmı geçelim, gerçeği mi ret edelim?... Kenan Evren özgürlük kelimesini yasaklarken, özgürlüğü çağrıştırır diye, uçurtma uçurmayı bile yasakladı(Türk-islam sentezi zoraki dayatıldı, zırhına girildi, neresi Sosyal devlet ise!), Hitler devam etseydi sosyal kelimesini yasaklardı(yasaklamadıysa ayıp etti, Faşizmin esası sanki sosyal devletmiş gibi gösterme çabası bile başlı başına ciddi bir sorun)
bizler müslüman olsaydık, dini devletide aynı şekilde savunacaktık, bu objektif bir yaklaşım değil... Millisi, dinlisi her neylisi ise, varacağı nokta bellidir, karakteride ve dile getirdiğim gibi bürokrasiside, kleptokrasiside, insan ve topluma hizmet yerine etiketler, subjektif, kof semboller, kutsalın-dokunulamaz, zinharrr sorgulanamaz ve bu zırhı kullanmak, sembolik olarak temsili üzerinden kutsal, dokunulamaz sayılan kurumlar oluşturmasıda, böylece faşizme evrilmeside kaçınılmaz... Ne görüyorsunuz Türkiye'ye bakınca, şimdi bakın!
Devlet diyorsunuz iyi düşünün, insanın inancı olabilir, insanın etnisitesi olabilir, insanın dinide olabilir, devletin olmaz. İnsan-toplum yerine devleti ikame etme işi, cehaletten, sefaletten, insanı mal-meta yerine koymaktan, kandırılmışlıktan, güdülmekten(evet güdülmek-kullanılmak- tam anlamıyla bu ve günümüzde en fazla, anti-laik temelde, aidiyetler siyaseti bu maksatlarla kullanımdadır), kullanılmasından vb gelir... Ve aidiyetlerin istismarı en kolay hakimiyet-teslimiyet yoludur...
Bir zeminde kutsallaştırılabilir, o da anti-laik, anti-sosyal zemin değil mi?
Kısaca konuya giriş amacım belli, sosyal devlet zannıyla, alakası olmayan bürokratik, kleptokratik, faşist devlet uygulamaları üzerinden, sosyal devlet olgusunu Hitler referansıyla deforme-dejenere eden yaklaşıma açıklık getirmek.
İnanç, aidiyet siyaseti bir kez yapıldı mı artık ne insan kalmıştır ortada ne de insana dayalı bir siyaset(öyle değil mi?) ve bu tür mezhebe, dine, ırka şu ya da buna dayandırılan -yani mahiyeti dışında- kullanılan ve kutsallaştırılan devlet anlayışlarında adaletsizlikler ve hukukun da nasıl yaralandığı açıktır. Daha 1980'lerden bugüne bir dolu cinayet işlenmiştir, cinayetleri işleyenler ise devlet şebekeleridir, ama hepside devlet adına-dokunulamaz!- kahraman ilan edildi, ve hukuku altüst edip, insanların yaşam haklarını bile alacak düzeyde gaspları ne yapıyorsak Türk Milleti için, üstelik hepside vatan kahramanı, milletin kahramanı meşruluğu, lafzına kurban edilmiştir ve bu katiller(milli, olmazsa dini kahramanlar) milyon dolarlarla, kara para, naylon faturalarla ayrıca ödüllendirilmiş, boş kaldıklarında silah eroin, kadın ticareti yapmışlardır. bu değişebilir, yarın ne yapıyorsak dinimiz-yada eşdeğer lafızla devletimiz- için yaptık da olabilir(devlet, devlet adına kendi yurttaşını öldürebilir mi?), öldürdüysek dinimiz(= devletimiz, çünkü devlet=din yapılmış) için de denebilir oysa devletin mükellef olması gereken işler bunlar değil!
Devlet nedir ki? Ya Laiklik ne için ki?
Neyse, konuya girişim, Hitler'in devlet modelinin, "sosyal devlet" olduğu yanılgısı üzerine idi, lütfen alakasız ülke ve tarihleri öne sürüp bulandıran ve Hitler modelinin ciddiyetinide önemsizleştiren, sıradanlaştıran ve bu isimin yanına da Atatürk gibi isimleri koyan biçimlerle gelmeyelim.
bilgivehis
10-03-2017, 19:10
Sevgili spartacus, yorumum sana değil ki, niye kendi üzerine alındın :)
Senin yazıda milli devlet kelimesi geçince aklıma milli devlet ile ilgili gördügüm yanılgıya karşı kendi görüşümü belirtmek geldi., haliyle o da sana gönderme şeklinde algılandı, sana olsaydı ya alıntı yapardım ya da ismini kullanırdım :)
spartacus
10-03-2017, 22:17
Sevgili spartacus, yorumum sana değil ki, niye kendi üzerine alındın :)
Senin yazıda milli devlet kelimesi geçince aklıma milli devlet ile ilgili gördügüm yanılgıya karşı kendi görüşümü belirtmek geldi., haliyle o da sana gönderme şeklinde algılandı, sana olsaydı ya alıntı yapardım ya da ismini kullanırdım :)
Sevgili bilgivehis
anladım, öyle sanmış, yanlış anlamışım :)
Engse Hohol
18-06-2017, 16:32
✔ (http://t24.com.tr/haber/erdogan-liste-biraz-nurlu-oldu-denince-bunlar-alni-secdeye-degen-arkadaslar-karsiligini-verdi,409614) Fetö kapsamında tutuklanan eski Başbakanlık Başmüşaviri Birol Erdem'in 2010 yılında HSYK listesiyle ilgili anlattığı anısını okudum az önce. Başbakanlık Müsteşarlarından Ahmet Kahraman, HSYK'ya seçilecek isimleri tek tek Başbakan Tayyip Erdoğan'a arz ederken şöyle demiş;
- Müsteşar Ahmet Kahraman : Efendim liste biraz nurlu oldu.
- Başbakan Tayyip Erdoğan : Bu arkadaşların hepsi dürüst, alnı secdeye giden arkadaşlar değil mi?
- Müsteşar Ahmet Kahraman : Öyle efendim.
- Başbakan Tayyip Erdoğan : Öyleyse bu arkadaşlardan zarar gelmez, bunlar olsun.
✔ (http://t24.com.tr/haber/erdogan-liste-biraz-nurlu-oldu-denince-bunlar-alni-secdeye-degen-arkadaslar-karsiligini-verdi,409614) Fetö kapsamında tutuklanan eski Başbakanlık Başmüşaviri Birol Erdem'in 2010 yılında HSYK listesiyle ilgili anlattığı anısını okudum az önce. Başbakanlık Müsteşarlarından Ahmet Kahraman, HSYK'ya seçilecek isimleri tek tek Başbakan Tayyip Erdoğan'a arz ederken şöyle demiş;
- Müsteşar Ahmet Kahraman : Efendim liste biraz nurlu oldu.
- Başbakan Tayyip Erdoğan : Bu arkadaşların hepsi dürüst, alnı secdeye giden arkadaşlar değil mi?
- Müsteşar Ahmet Kahraman : Öyle efendim.
- Başbakan Tayyip Erdoğan : Öyleyse bu arkadaşlardan zarar gelmez, bunlar olsun.
peki ne değişti birkaç yılda da nurlular nursuz ilan edildi? faturayı kesmeye önce kendilerinden başlamaları gerekmez miydi bu durumda? bence düşmanı içerde aramayıp sıradan insanların içinde aramak fetö tehlikesinin daha bitmediğini gösterir.
Bunlar için FETO tehlike mi sizce ? Bence Feto yu gösterip muhalafeti susturacaklar.
Bu ülkeyi normal şartlarda yönetemiyorlar çekip gitmeyeceklerine göre Bir sopa bulup baş kaldıranın başına vuracaklar işte feto ellerindeki sopa.
Biz 12 eylül darbesini de gördük ilk günlerinde bir kaos vardı ama 3- 5 ay sonra herşey yerine oturdu. 12 eylül ün sebebini her kes biliyordu kime karşı kimi korumak için yapılmıştı biliniyordu. Bu gün suç fetonun sa niçin başkaları cezalandırılıyor.
Feto bahane asıl iş iktidarda kalmak hesap ödememek. Ben hala feto ile uzlaştıklarını düşünüyorum Hatta referandumda hala Feto dan destek aldıklarını düşünüyorum.