PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Güncel Seçmeler Saçmalar...


Hyper
25-10-2010, 17:11
AKP nin hukuk idolü Prof.Ergun Özbudun bugünkü star gazetesine demişki;

AYM'nin 1989 tarihli kararında "Kamusal kurallar, hukuk kuralları dinsel kaynaklı olamaz" deniyor.
O zaman şunu sormak lazım. Biz niye şeker bayramını veya kurban bayramını resmi tatil olarak kutluyoruz? Niye pazar ve cumartesi günleri resmi tatil? Pazar malum hıristiyanların, cumartesi musevilerin dini günleri.

Demek ki en katı laik sistemde bile bazı kuralların dini kaynaklı olması mümkündür.

Yanlış....

Herhangi bir gün veya günlerin resmi tatil olması için illede dini kaynaklı olmasına gerek yoktur..Bu günler ve bayramlar ülkemizde toplumsal kültürün bir parçası olmuştur. Bu yüzden Laik Devlet açısından herhangi bir mahsur yada mental engel teşkil etmez.

Bir insan kendi içinde bu kadarmı çelişkiye düşer devam edelim bakalım ne demiş Ergun Abi...

Bütün batı demokrasilerinde laiklik deyince devletin, çeşitli din ve mezhepler ile inançsızlık karşısında tarafsız ve eşit mesafede olması, din ve devlet kurumlarının da birbirinden ayrı olması anlaşılır. (Bu lafa karşı çıkan olmaz zaten ama bakın nereye bağlıyor Ergun Baba...) Batı demokrasilerinde dinin sosyal görünürlülüğünü yasaklamak gibi bir uygulama yoktur. Hepsinde din, bu veya şu ölçüde sosyal görünürlülüğe sahiptir.(Öyle değildir ama hadi öyle varsayalım neticede sosyal görünürlük olayı legal kılıyor...) Bizim laiklik anlayışımız ise dini sadece mabedlere, evlere ve vicdanlara hapsetme. Onun dışında kamusal görünürlülüğünü tümüyle inkar eder, bu anlamıyla da militan laiklik ya da dayatmacı laiklik dediğimiz bir modeldir.(İşte bu cümlede film kopuyor, baştaki nefis tanımlama ile son cümle sağ gösterip sol vurmak değil de nedir...)

Netice :

Söyleşinin ana fikri şu Laik bir ülkede yaşıyorum Laikliği de biliyorum ama kendi dini inançlarım için devlet, yasalar, hukuktan ayrımcılık istiyorum...Evrensel hukuk kuralları, İnsan hakları bizi bağlamasın çünkü biz çoğunluğuz azınlıkta kalanlar idare etsin...:)

Dikkatinizi çekerim bu şahıs yeni TC Anayasısını hazırlayacak ekibin başında olacaktır...

Not : Bu eyyamcıların ellerindeki en büyük koz üniversitelerde türbana özgürlük argumanıdır. Bu kozu onların ellerinden almak zorundadır Cumhuriyet... O zaman gerçek istekleri gizli ajandaları ortaya çıkacaktır..Zaten CHP kamusal alan garantisi istediği an sesleri kısılmış uzlaşmadan kaçmışlardır...

Hyper
25-10-2010, 17:15
Bu başlık altında bütün arkadaşlar dikkatlerini çeken güncel seçmeler yada saçmaları paylaşırlarsa iyi olur sanırım...

asinar
25-10-2010, 20:32
Zafer Üskül Hazretleri buyurmuşlar:

İlköğretim çağındaki çocuklarını türbanlı olarak okula göndermekte ısrar eden ailelere TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül’den uyarı geldi. Üskül, “Bu iş daha ileriye giderse, aile çocuğu baskı altına alıp öğrenim özgürlüğünü engelliyorsa devlet o çocuğu alır ve öğrenim görmesini sağlar” dedi.

Adana, Konya ve Mersin’de ilköğretimde yaşanan türban ısrarını değerlendiren, velilerin “Bu çocuk okuyacak” sözünü anımsatan Üskül, şunları söyledi:

“Doğru, bu çocuk okuyacak. İlköğretim zorunlu, mutlaka okula gidecek. Ancak devletin koyduğu kurallara uyarak gidecek. 18 yaşını henüz doldurmamış çocuk ve gençlerin gittiği okullarda, ilköğretimde ve ortaöğretimde devlet düzeni kurmakla ve kurallar koymakla yetkilidir.


(Hmmm. Demek ki 18 yaşını doldurmuş gençlerin gittiği okullarda devlet, düzeni korumaya ("korumayla" değil) ve kurallar koymaya ("koymakla" değil) yetkili değil ha?)

Zaten anne babalara düşen yükümlülük de o kurallara uygun biçimde çocuklarını okula göndermektir. Bu konuda taviz verilemez. Taviz verilmesi demek o çocukların eğitim hakkının engellenmesi demektir. Aileler mevzuata karşı koymakta direnirlerse suç işliyorlar demektir. Valilerin görevlerini yapması gerekir.

(Yine hmmmmm. "Mevzuata karşı koymakta direnen aileler suç işliyorlar demektir" ama Anayasa'yı iplemeyen YÖK başkanı olacak şahıs sütten çıkmış ak kaşık, insan hakları savunucusu bir kahraman, öyle mi?)

Bu iş daha ileriye giderse, aile çocuğu baskı altına alırsa çocuk aileden alınır. Bu yetkiler devletin elindedir. Tabii bunlar aşama aşama uygulanacak şeyler. İdare önce veliyi ikna etmeye çalışır. Şu anda yapılan bu. İkna olmazlarsa cezalar var.

(Gidecek, gideceeeeeek. Rüzgar ektiniz, fırtına biçeceksiniz. Yuvarladığınız taşların altında kalacaksınız. Günü gelince sizi de iplemeyecekler, Bay Üskül.)

Çocuk aynı zamanda aile içinde baskı altındaysa ve öğrenim özgürlüğü engelleniyorsa devlet o çocuğu aileden alır ve öğrenim görmesini sağlar."

asinar
25-10-2010, 20:53
Zafer Üskül Hazretlerini iplemeyeceklerinin ilk belirtileri gelmeye başladı "netekim".

http://www.timeturk.com/tr/2010/10/25/uskul-un-yasadigi-surc-i-lisan.html

withoutreligion
25-10-2010, 21:40
Bugün Amerika dünyanın tek süper gücü ve ortadoğu cografyasında laik ve tam bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti istemiyor onun istediği TAM GÜDÜMLÜ İSLAM CUMHURİYETİ ki örnekleri ortadadoğuda fazlasıyla var.Malesef AKP iktidarı sayesin de önündeki tüm engelleri yıka yıka hedefinde ilerliyor.Ama bir gün Atatürk gençliğinin dur diyeceği zaman gelecektir.
Her zaman söylediğim bir sözü burada da tekrarlayayım.Erbakan tarafından ekilen tohumlar artık Erbakanı iplemiyor Tayyip Erdoğanın ektiği tohumlarda onu iplemeyecek.Şarkıdaki gibi lakin çok geç olacak.

Hyper
27-10-2010, 16:54
Türkiye'de Diktatörlükmü Demokrasimi ?

Yaratılan kavram kargaşası ve halkın genelinin konulara tam anlamıyla vakıf olamamasından kaynaklanan bir oldu bitti yaşanıyor canım Türkiyem de...

Hürriyet yazarı benimde yazılarını çok beğenerek okuduğum sevgili Özdemir İnce bugünkü köşe yazısında bu konuya değinmiş gerekli açıklamaları ile...

İşte yazıdan bir bölüm ;

Genel seçim, demokrasinin gerçekleşmesi olasılığının en zayıf halkası. Diktatörler de her dört yılda bir seçimle gelebilirler. Yöneticinin ya da yöneticilerin yönetim gücünün totaliterleşmesini engellemek için kuvvetler (erkler) ayrılığı ilkesi getirilmiştir. Gerçek demokrasi, bu kuvvetler ayrılığının gerçekten bulunduğu rejimlerde vardır. Ancak Türkiye’de tekrarlandığı gibi “Yasama, Yürütme ve Yargı erkleri birbirlerini denetlerler” tarzı bir tanımın doğru bir yanı yoktur. Gerçek demokratik rejimlerde Yasama Erki (Meclis) ve Yargı Erki (Anayasa Mahkemesi, Danıştay), Yürütme Erki’ni (hükümeti) denetler. Denetleme ve sınırlandırma yetki ve sorumluluğu yasama (TBMM) ve yargıya aittir. Yürütmeyi (hükümeti) denetlerler. Ve bu durum demokrasinin dayattığı bir zorunluluktur. Yürütmenin, yasama meclisi ile yargı erkini denetimi altına almasına “diktatörlük” denir.

Sizce günümüz Türkiyesinde acaba hangisi yaşanıyor...

Hyper
27-10-2010, 17:39
TSK....

AKP yandaşı malum medya kuruluşları son bir kaç hafta içinde TSK personelinin çok fazla olduğu konusunda yayınlarına hız verdi...

Türkiyede 270 bin maaşlı askeri personelin bulunduğu bu sayının Avrupa ülkelerinden çok fazla olduğu gibisinden bahanelerle toplu atışa başladılar....

Bu duyarlılıklarından dolayı kendilerini kutlamamak mümkün mü? Alt tarafı vatan savunması yapıyorlar değil mi canım, hem ne gerek var ortalık güllük gülistanlık, yurt içi ve yurt dışı her taraf dost kaynıyor zaten...

Duyanda sanırki memlekette gereksiz harcama yapılan başka kurum ve kuruluş yok...

Yapmak istedikleri çok açık tam bağımsızlığı savunan ulusalcı güçlerin en büyüğü TSK'ni yok etmek/etkisizleştirmek...

O zaman şu aşağıdaki istatistikleride bilmemizde ve gündeme getirmemizde fayda var...

- Ulkemizde, Din görevlisi memur sayısının.. 87.000 oldugunu,
- Cami sayısının... 77.000 oldugunu,
- Her 345 kişiye bir cami düştügünü.
- Halen inşaatı devam 1140 cami oldugunu,
- Ulkemizde, Okul sayısının 67.000 oldugunu,
- Eğitim SEN'e göre 200 bin, Hükümete göre 96 bin öğretmen açığı oldugunu!
- Hastane sayısının 1220 oldugunu,
- 60 bin kişiye bir hastane düştügünü,
- Sağlık Ocağı sayısının 6300 olduugunu (Alt yapıdan yoksun, çoğunda hekim yok),
- Doktor sayısının 77.344 oldugunu,
- Her 870 kişiye 1 doktor düştügünü,
- Türkiye'de hastanelerde sadece 189 bin yatak kapasitesi bulunurken, aynı anda 26 milyon kişinin camilerde namaz kılabildiğini.
- Buna rağmen önümüzdeki 1-2 yıl içerisinde yeni yapılması gereken sağlık kuruluşu/hastane sayısı 30-40 arası ifade edilirken,
inşaatı sürmekte olan cami sayısının 1340'a ulaştığını.
- Türkiye'de her 345 kişiye bir cami düşerken, 60 bin kişiye bir hastane düştügünü.
- Almanya'da 70 bin Sağlık Kuruluşuna karşı sadece 8 bin kilise, Fransa'da ise 60 bin sağlık kuruluşu ve sadece 9 bin kilise oldugunu.
-Almanya'da 11 bin 332, Fransa'da 4 bin kütüphane varken, 70 milyon nüfusu olan Türkiye'de bu sayının sadece 1435 oldugunu.
- Turkiye'de sadece 13 ilde Devlet Tiyatrosu oldugunu,
- Diyanete bağlı Kuran Kursu sayısının ise 82 ilde mevcut olup sayısının, 3 bin 852 oldugunu,
- Ankara Ticaret Odası'nın (ATO) yaptığı araştırmaya göre, 14..403 tane cami yaptırma derneğinin bulunduğu,
Türkiye'de, maalesef sadece 1 opera, 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema, 38 tiyatro derneği bulunduğunu.
Bu durumda , geleceğin nerede arandığını.???
- Türkiye'de 14.403 Cami yaptırma ve kuran kursu derneği varken, " Dini faaliyetleri kontrol - altında tutmak icin kurulan " DİB'na ne gerek oldugunu !
- DİB'nın 1997 yılında 66 trilyon olan bütçesinin, 2006 yılında 1.2 katrilyona çıktıgını.
- 8 Bakanlığın bütçesinin, Diyanet İşleri Başkanlığından daha az oldugunu.
- Dört bakanlığın toplam bütçesi ve 22 Üniversitenin toplam bütçesi ise DİB bütçesine eşit oldugunu.
DİB Bütçe'sini yıllar itibariyle dokumunun :
1997 66 Trilyon 751 Milyar 962 Milyon
1998 119 Trilyon 679 Milyar 140 milyon
1999 180 Trilyon 824 Milyar 159 Milyon
2000 270 Trilyon 362 Milyar 931 Milyon
2001 302 Trilyon 130 Miyar 110 Milyon
2002 553 Trilyon 364 Milyar 200 Milyon
2003 771 Trilyon 267 milyar
2004 1 Katrilyon 126 milyon 41 bin
2005 1 katrilyon 122 trilyon 41 milyar lira
2006 1.209.692.000 YTL
2007 1.176.969.000 YTL
2008 1.221.605.000 YTL oldugunu,

DİĞER BAKANLIKLARLA BÜTÇE KARŞILAŞTIRMASI

Diyanet İşleri Başkanlığı 1.122.203.000
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI 783.047.000
DIŞİŞLERi BAKANLIĞI 562.643.000
BAYINDIRLIK VE iSKAN BAKANLIĞI 677.219.000
ULAŞTIRMA BAKANLIĞI 687.265.000
SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI 280.095.000
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAK. 249.296.000
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI 632.417.000
ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI 404.396.000

sargon
27-10-2010, 18:36
Zafer Üskül'ü destekliyorum. Ailenin tutumu cocugun egitimini engelliyor ise devletin sorumlulugu vardir. Aile cocuklarin saglik, egitim, gelisme ihtiyaclarini karsilayamaz ve kötü yönlendirirse, bütün gelismis ülkelerde cocuklar devletin sorumluluguna alinir.

Aileden sorumlu Devlet Bakani Aliye Kavaf da Uskül'ü desteklemis.

http://nethaber.com/Politika/166099/Aileden-Sorumlu-Bakandan-Zafer-Uskulun

Tabii ki, buna karsi cikan islamcilart olacaktir. Yukardaki örnekteki gibi laiklerden de karsi cikanlar olacaktir. (Düsünce yapisini anlamasam da)

Ornegin su yazi
http://www.timeturk.com/tr/makale/cyrano-de-bergerac/zafer-uskul-hemen-istifa-etmeli.html

Cyrano beyefendinin buyurdugu su cümle ne demek?

Ailelerin dini ve felsefi görüşlerine göre çocuklarını biçimlendirebileceklerinden gerçekten habersiz mi?

Cok huzursuz edici bir tartisma. Hadi kapisiyorsunuz, dininiz, ideolojiniz adina herseyinizi vermeye razisiniz, bari cocuklari karistirmayin..

Not: Ergun Özbudun'un ilk cümlesinde garip birsey görmedim. Ikincisi tartisilir. Gercekten de Avrupa'daki bircok devlet laik oldugu halde hiristiyanlik ile damgali durumda. Hyper'in karsi cikisi bence haksiz. Politik olarak farkli düsünmek baska, politik hasminin her söylediginin yanlis oldugunu iddia etmek baska sey.

Hyper
27-10-2010, 21:12
Not: Ergun Özbudun'un ilk cümlesinde garip birsey görmedim. Ikincisi tartisilir. Gercekten de Avrupa'daki bircok devlet laik oldugu halde hiristiyanlik ile damgali durumda. Hyper'in karsi cikisi bence haksiz. Politik olarak farkli düsünmek baska, politik hasminin her söylediginin yanlis oldugunu iddia etmek baska sey.

Sevgili Sargon Ergun Özbudun'un verdiği örneğin yanlışlığı şurda..Bu tip gerekçelerle Laikliği olduğundan farklı bir tanıma sokamazsınız. Kavram nettir, amaç aşındırmak (minareye kılıf uydurmak yani). Ayrıca toplum tarafından içselleştirilmiş (Laikliğe aykırı olmamak kaydıyla) yani kültürel bir özellik kazanmış herhengi bir görüş yada kural referansı ne olursa olsun yasalarda yer alabilir.

Gelelim 2. cümleye; buradada ilk cümledeki gibi başkalarının yaptığı yanlışlar örnek gösterilerek (Laikliğe aykırı olsada) bizimde bu yanlışlara uyabileceğimiz hatta uymamız gerektiği söyleniyor.

Son olarak Laiklik bir politika değildir. Bir dünya görüşüdür, bütün insanlığın devlet ve yasa koyucu karşısında korunmasının en temel argümanıdır. Evrensel hukuk ve İnsan Hakları bunu emreder. Şu veya bu partinin görüşü değildir.

Sevgiyle ve akılla...

sargon
27-10-2010, 21:24
Yani diyorsun ki, dinsel kökenli uygulamalar eger o toplum tarafindan icsellestirilmis ve kültürel bir özellik kazanmis ise yasalarda yer alabilir. Afganistan'da kadinlari burka'ya sokmak icsellesmis ve kültürel bir özellik kazanmis, Gambia'da 4 kadinla evlenmek, Irak ve Iran'in bazi bölgelerinde recm, daha da sayabilirim.

Ayni seyi söylemis oluyorsunuz aslinda. Ama sen dinsel bir uygulama eger icsellestirilmis ise kanun olabilir diyorsun. Ergun Özbudun'un böyle düsündügünü sanmiyorum. Tahmin ediyorum ve yukardaki aktarimindan cikartiyorum ki evrensel hukuk kurallari ve devletin dinden ayri kurulmasi ve din kurallari ile yönetilmemesini baz aliyor.

Sonuc olarak senin kurdugun cerceve cok tehlikeli. Özbudun ise demokratik bir cerceve kurmus. Laiklige karsi cikmiyor, dayatmaci, zorba bir laiklik yaklasimina karsi cikiyor. Iyi de ediyor, zorba bir zihniyetle laiklik falan kimseye kabul ettirilemez. Sorun burda.

Hyper
27-10-2010, 22:37
Cümlelelerimdeki parantez içlerine daha dikkatli bakarsan sevinirim...

Hyper
30-10-2010, 13:29
Gündemden bir türlü düşmeyen aksine her geçen gün dahada kronik hal alan TÜRBAN gerçeği....

Özdemir İnce cesaret edilemeyenleri söylemiş yine helal olsun alkışlıyorum...

Değerli okurlar, türbanla saçları örtme zorunluluğu konusunda Kuran metninde hiçbir dayanak yok. Bu durumu iyi kavramak için, Prof. Dr. Suat Yıldırım’ın “KUR’ÂN-I HAKÎM’in açıklamalı MEALİ” adlı çevirisinin 359. sayfasında yer alan NUR SÛRESİ’nin 31. ayetinin tamamını birlikte okuyalım: “Mümin kadınlara da bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini açmaktan ve günahtan korunmalarını söyle! Yine söyle ki mecburen görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerini kapatacak şekilde örtsünler. Ziynet takılan yerlerini kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, üvey oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, mümin kadınlar, ellerinin altında bulunanlar (köleler), erkeklikten kesilip kadınlara ihtiyaç duymayan hizmetçileri veya kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocukları dışında kimseye göstermesinler.”
* * *
24/31. ayette yer alan başörtüsü (hımar) Arap Yarımadası kavimlerinin binlerce yıldır çöl güneşine ve rüzgârların savurduğu kumlara karşı korunmak için başlarına taktıkları geleneksel örtü. Kuran, bu örtülerin uçlarının göğüsleri örtecek şekilde salınmasını söylüyor. Türkiye’de 21. yüzyılda güneşten sakınmak için başka çareler var ve zaten çöl kumlarından korunmanın da gereği yok. Çok uzun zamanlardan bu yana kadınların göğüslerini örten, saklayan giysiler ve başka şeyler var. Bütün Müslüman kadınlar pek güvenli olmayan örtünün dışında başka giysiler ve parçalarıyla göğüslerini örtüyorlar.
Peki, Nur (24) Sûresi, 31. ayet, kadınların mahrem yerlerinden habersiz çocuklar ve erkeklikten kesilmiş hizmetçiler de aralarında olmak üzere, kadınların kendilerini sakınmak zorunda olmadıklarını da yazıyor. “Kadınların mahrem yerleri” nereleri acaba? Demek ki günümüz kadınları 1400 yıl öncesinin kadınlarına göre çok daha korunaklı, çok daha iffetli!
Gerçek bu! Türbanın herhangi bir kutsallıkla hiçbir ilişkisi yok. Bunu yazarak kadınlara hakaret etmek mümkün değil. Söz konusu ayetin Türkçe çevirisi yukarıda yer alıyor. Aklı olan, gerçeği kolayca anlar. Ancak türban, İslamcı militanların gözünde sadece türban değil, Cumhuriyet’e karşı bir başkaldırı simgesi. Demokrasiyle, insan haklarıyla, herhangi bir bireysel özgürlükle hiçbir ilişkisi yok! Yazdıklarımın tamamı belgeli, kanıtlı. Kuran’a saygısızlık söz konusu bile değil. Tam tersi! Yazılarıma saygı duyulması gerekir!


Sevgiyle ve akılla...