Orijinalini görmek için tıklayınız : Cumhuriyet, Aydınlanma, Özeleştiri
Jolly Jocker
04-11-2010, 02:10
Cumhuriyet ve aydınlanmanın önemine dair lafları tekrarlayıp duruyoruz.
Peki bunların anlamını yeterince biliyor muyuz?
Cumhuriyet tek başına ele alındığında, elbette egemenliğin tek adamın(sultanın) elinden alınması açısından değerlidir ama, esas olarak demokrasi açısından, insanların yönetime katılımlarındaki gelişim açısından önemlidir. Yoksa islam cumhuriyetleri var olabildiği gibi, cumhuriyet olmadığı halde demokrasi ve özgürlükler açısından gelişkin olan monarşi örnekleri de vardır. Örneğin; İngiltere, Hollanda, İsveç gibi.
Aydınlanma ise, bireyin düşünme ve karar alma işini bir başkasına bırakmayıp kendi yapması, cesurca kendi aklına güvenmesidir. Akla sınır koyan her kişi, kurum ve mevhum aydınlanmanın önünde engeldir. Aklı kendi dolayımından geçmeye mecbur eden dinler, gelenekler, ahlak kuralları gibi, akıllar için birer yanılmaz rehber kabul edilen önderler de aydınlanma önünde engeldir. Çünkü insan aklını söz konusu liderin 'herşeyi bilen dehasına' bağımlı kılmaktadır.
Kemalizm, gerek 'alttakileri' yönetime dahil etmekte pek yetersiz kalan, tepedenci ve elitist, vesayetçi, tek partici otoriter anlayışı gerekse Atatürk'ü bir yanılmaz 'ulu önder', 'Türk milletinin fikir rehberi' olarak sunan anlayışıyla hem cumhuriyet hem de aydınlanma konusunda istenen seviyenin bir hayli altında kalıyor. Bir sosyalist olarak itiraf etmeli ve gerekli özeleştiriyi yapmalıyım ki, yaşanmış sovyet sosyalizmi deneyimleri de bu açılardan pek parlak değil. 'Sosyalist cumhuriyetler' de işçi sınıfının yönetime katılımı, kendi kendini yönetmeyi öğrenmesi konusunda oldukça çekinik kalmış, yönetim işini komünist partinin 'yanılmaz ve şaşmaz' merkez komitesine, polit büroya ve yalaka bürokratlara terk etmiştir. Öte yandan, insanların kendi akıllarının efendisi olmasına da izin vermemiş, marksizm leninizmi eleştirilemez bir dogma haline getirip adeta 'resmi din' hüviyetine sokmuş, herşeyi çok bilen 'önder-yoldaş'lar emekçilerin akıllarına tahakküm etmiş, bu önderlere muhalefet etmek 'komünizm düşmanlığı ve sınıfa ihanet' olarak sunulup karalanmıştır.
Eski 'sosyalizm' deneylerini de(Stalinizm ve Maoizmi yani), kemalizmi de aynen devralıp savunmaya kalkmanın bir anlamı yoktur. Güçlü bir eleştiriyi hak etmektedirler. Ne olursa olsun; sistemin geleceği, ekonomik gereklilikler, parti önderleri, 'milletin çıkarları', komutanlar, 'kahramanlar' v.s. değil insan ve insan mutluluğu, insan arzu ve ihtiyaçları, insanın gelişimi merkeze alınmalıdır. İnsanlığın kendini yönetmesini öğrenmesi ve aklına mukayet olması, aklını kimsenin vesayetine terk etmemeyi öğrenmesi biricik gerçek cumhuriyetçilik ve aydınlanmadır.
Kendi liderlerini, ideolojilerini, tarihlerini eleştirmesini bilmeyenler aydınlanmadan bahsedemezler, kendilerini geliştiremezler.
Bu konuyu özellikle sosyalistlere ve kemalistlere yönelik olarak açtım. Bu türden eleştirileri aslında liberaller başta olmak üzere her türden sağcı çok daha fazla hak eder kuşkusuz ama onların zaten aydınlanma ya da cumhuriyetçilik gibi bir dertleri olmadığı, insanı önemsemedikleri için onlara hitap etmedim. Özeleştiri davetini sadece sosyalistlere ve kemalistlere yapıyorum. Eski türdeki sosyalizmin ve kemalizmin gerek cumhuriyet, demokrasi ve özgürlükler gerekse de aydınlanma konusunda fazlaca eksik ve yanlışları bulunuyordu. Dolayısıyla bu ideolojilerin simge isimlerine ve liderlerine hatasız insan muamelesi yapmamak, fanatikçe davranmamak, onları da eleştirebilmek fazlasıyla önemlidir. Elbette insanı merkeze koyarak...
kemalistcan
05-11-2010, 03:24
Kemalistlerin ve sosyalistlerin(marksistler, marksist leninistler, troçkistler, Sultan Galiyevciler...) hemen akla gelebilecek bir kaç açmazını yazayım hemen.
1. İdeolojilerinee, idollerine, uygulamalarına yöneltilen tüm eleştirileri kişisel alma, saldırı ve hakaret olarak addetme, kötü niyetli görme. Bu beraberinde özeleştiri yapmayıda engelleyen; tabuları, dogmaları, beraberinde getiren bir durumdur.
2. İdeolojilerinin, idollerinin, uygulamalarının olabileceğin en iyisi olduğu düşüncesi ve ap açık yanlış, hatalı, eksik gibi gözüken şeylerin bile görünürün dışında makul bir nedene bağlı olduğu, olması gerektiği ve savunulabilinir olduğu öngörsüsel düşüncesi.
3. İdeolojilerin, idollerin, uygulamaların yarattığı büyük gelişmenin, ilerlemenin, dönüşümün bugünün dünyasında o günün tüm değerlerini, öğretilerini, yöntemlerini hiç değiştirmeden sağlanılabileceği görüşü. Dünyanın, çevrenin değiştiği gerçeğini kabul etmemek beraberinde bir tür ideolojik sığlığa ve perspektifsel bir güdüklüğe neden olmaktadır.
4. İdeolojiye, idole, uygulamaya getireceği olası eleştirilerin bir tür ihanet gibi görmesi, görülmesi. Bu da öznel yaklaşımları artıran bir durumdur.
Şimdilik genel bir irdeleme yaptım. Daha sonra öz eleştiri yapacağım...
Sayin Freddie,
Stalizm , Maoizm ya da Kemalizmin tikandigi noktalari cok iyi belirlemissiniz ve benim tesbitlerimle cok yakin benzerlik tasiyor ....
Ozetle:
Ideolojilerin baslangic amaci ne kadar idealist olsa da eger yasamin degisimine ayak uyduramiyorsa ayaklara birer pranga olmaktan ote gidemiyorlar ......
Cok ilginctir : Dialektik olarak Kapitalizm tezine antitez olarak Komunizm cikti .... ama iki kisimda bir sentezde bulusamadilar ..... Kapitalizm de Komunizm de sadece kendisinin dogru oldugunda diretti .... dialektik Kapitalisterce kabul edilmedigini goz onunde bulundurursak ..... Komunistlerin neden bir sentezi kabul etmediklerini anlamakta zorluk cekiyorum ..... Sanki antitezlerinde sikisip kalmislar gibi ya da sentezlerini dikte etmeye calisiyorlar .....
Kemalistlerde peygamberi inkar edip "ULU" onderlerine tapiniyorlar ..... Dindarlar nasil peygamberlerinin en ufak elestirisini kufur olarak algiliyorlarsa .... Kemalistler de neredeyse o derece "ULU" ondere laf ettirmiyorlar .....
kemalistcan
06-11-2010, 03:40
Kemalizmi eleştirmek öyle her babayiğidin harcı değildir; kofti-naylon-omurgasız aydınların, zirzop tiplerin haddine bile değildir. Ancak liboşların eleştirilerini başka bir kefeye koyuyorum; onlar kemalistlere ne kadar saldırırlarsa ne kadar bok atarlarsa o kadar doğru yolda olduğumuzu hissediyorum.
Bugüne kadar kofti aydınlar ve zirzop tipler dışında kemalizme ciddi bir eleştiri getiren çok az kişi oldu. Onlarda ideolojinin ruhundan çok uygulamalara getirilen eleşirilerdir genelde. Ayrıca kemalistlerin birçoğu inönü dönemini ciddi bir sapma olarak algılarken, Atatürk dönemi ve 27 mayıs dışında kemalist bir zaman tanımlamazken, kemalizm eleştirilerinin bu dönem ve sonrasına yönelmeleri çok ilginçtir.
*******
Bu bağlamda kemalizmden ziyade kemalislere eleştirilerim olacaktır; ancak bu da kimi kemalistleri kapsayan bir eleştiridir.
Benim en büyük rahatsızlığım halkçılık ilkesinin çok fazla göz ardı edilmesidir. Özelleştirmelere, yabancı sermayeye, batının kurumlarına karşı çıkışın ulusçuluk ve devletçilik bağlamında yapılmasının yeterli olmadığını düşünüyorum. Sendikal mücadelenin vatan-millet-sakarya edebiyatından daha önemli olduğunu düşünüyorum.
İkinci eleştirim: Ordu, yargı, chp, internet vs üzerinden edilgen bir taraftarlık yerine eylemselliğe dönük bir örgütlenme içinde taraf olmak gerekliliğidir. Bursa nutku ve gençliğe hitabe ortadadır.
Üçüncüm eleştirim: Ulusçuluk gibi bütünleştirici bir kavramın kimilerince türk milliyetçiliğne ve şövenizmine dönüştürülerek saptırılmasıdır.
Dördüncü eleştirim: Laiklik ile dinsizlik arasındaki farkın ciddi anlamda algılanmamasınadır.
Beşinci eleştirim: Kemalizm bütünleştirici, kapsayıcı bir ideoloji olmasına rağmen ülkeyi ciddi kamplaşmalara götürmeleri ve halkı kendilerine kışkırtmalarınadır.
**********************************************
İnönü'de eleştirilerden payını almayı hak etmektedir. Tam bağımsızlıktan, laiklikten, köy enstitüsü gibi uygulamalardan verilen ödünler; ülkenin gerici bir iktidara teslim edilmesi, varlık vergisi uygulaması vb şeyler eleştirileri kesinlikle hak etmektedirler.
************************************************** ************
27 mayıs devrimini gerçekleştirenlerde ciddi bir eleştiriyi hak etmektedirler. Alparslan Türkeş gibi tipleri neden egale edememişlerdir, nato ve centoya neden bağlı olduklarını bildirilerinde belirtmişlerdir, devrimci bir anayasa hazırlayıp neden ülkeyi sağ iktidarlara teslim etmişlerdir, Talat Aydemir'e neden katılmamış, neden sahip çıkmamışlardır? Ciddi bir savsaklama söz konusu.
************************************************** *************
Kemalist devrimin sonunu getiren aynı sovyetlerdeki gibi bürokrasidir . Güçlü devlet anlayışı ve merkezi yönetim bürokratların elini çok güçlendirmiştir. Bürokratların feodal yapılarla ve yeni palazlanmakta olan sermaye ile iş birliğine gitmesi ve devrimlerin takipçisi olmaması ciddi sorunlara yol açmıştır; bununla birlikte bu durum iktidarla halkı birbirinden iyice uzaklaştırmıştır, karşı devrimcilerin elini güçlendirmiştir. CHP, içindeki muhalefete DP'yi kurmasına izin vererek bir ur gibi kendinden uzaklaştırdığını düşünmüştür musubetin ama durum beklendiği gibi olmamıştır.
İnönü ile erkin keyfiyete, suistimale ve faşizme cevaz verir hale gelmesi devrimlerin pekişmesini ve gelişmesini önlemiş; hatta başlı başına karşı devrim haline gelmiştir.
Kemalizm devrimci olduğu kadar evrimcidir de; birçok şeyin eğitsel ve sosyal süreçler sonunda gerçekleşeceği öngörüsü bazı şeylerin zamana bırakılmasına ve gevşek tutulmasına neden olmuş olabilir.
Şimdilik bu kadar...
Jolly Jocker
06-11-2010, 21:12
Ben de bir sosyalist olarak, daha önce kendi bloglarımdan birinde uzun bir yazımın giriş bölümündeki özeleştiriyi aktarayım;
Devrimciler için asıl olan, her tür yabancılaşmadan çıkıştır. Sosyalizm, insanlığın bu doğrultudaki yürüyüşünde ileri bir adım olduğu ölçüde özlemlerimize konudur ve tercih edilebilir bir alternatiftir. Yabancılaşma, insanın kendi potansiyelini kullanmaktan uzaklaşarak yaşamını dışsal unsurlar dolayımıyla sürdürmek zorunda kalmasıdır. Bu anlamda devlet bir yabancılaşmadır, zira insanların kendi kendilerini yönetmek yerine az veya çok bürokratik bir teşkilatça yönetilmelerini anlatır. Devletin demokratik olması elbette bir ilerlemedir fakat neticede temsiliyet ilişkilerinden ve toplumsal alan ile siyasal alan arasındaki bölünmüşlükten kaynaklanan yabancılaşma sürmektedir. Keza din bir yabancılaşmadır, zira insanın kendini geliştirmesi yerine, kafasında gelişmiş bir sistem(din veya cennet) tasarlayıp ona iman etmek ve önünde eğilmekle yetinmesidir. Dogmatik ahlak bir yabancılaşmadır, çünkü insan mutluluğunu temel almak yerine insanüstü bir görünüme kavuşarak insan canı alabilmektedir. Sermaye düzeni(kapitalizm) bir yabancılaşmadır, zira üretimin insan ihtiyaçları için değil sermayenin büyümesi, yani kar için yapılmasını anlatır. İnsanın sermayenin büyümesinde araçsallaştırılmasını ve dolayısıyla bir meta haline gelmesini beraberinde getirir. Gerek devlet, gerek patron sınıfı, gerekse cemaat liderlerinin yönetimi birer yabancılaşmadır, çünkü bunların yönetmesi demek, insanların kendi kendilerini yönetememesi demektir. Bu durum, insanın kendine yabancılaşmasının sonucudur. Sosyalizm, insanlığı her tür yabancılaşmadan kurtarabildiği ölçüde gerçek bir alternatif olabilir ya da insanlık yabancılaşmadan çıkış için harekete geçirilebildiği ölçüde kurulabilir.
Çok açıktır ki geçmiş sosyalizm deneyimleri sosyalizmi kurma mücadelesini başlangıçta samimiyetle yürütmüş fakat zaman içerisinde yozlaşarak bürokratlaşmış ve hiçbir zaman sosyalizmi kuramadan yıkılmıştır. Bu tür sosyalizan denebilecek deneyimlerin yine de pek çok kazanımı olmuştur. Parasız ve nitelikli eğitim, sağlık ve ulaşım hizmetleri, işsizliğin yok edilmesi, kağıt üzerinde de olsa mülkiyetin kamulaşması, kadın özgürlüğündeki ilerleme, sanayileşme, planlı kentleşme, yaygın bir sosyal güvenlik, dinci ve milliyetçi düşmanlıkların geriletilmesi, tam bağımsızlık v.b. kazanımlar hiç kuşku yok ki geçmiş sosyalizan tecrübenin sahip çıkılması gereken yanıdır. Öte yandan, geçmiş sosyalizan tecrübe, bu sistemlerin ortaya çıktığı ülkelerin tarihsel ve özgün koşullarının bir ürünü olarak bürokratlaşmıştır. Bürokrasi kısa süre içinde marksizmi bırakarak bu ad altında kendi ideolojisini(revizyonizm) üretmeye başlamıştır. Sendikalar yasaklanmış, çalışanların üretici ve tüketici kimlikleriyle örgütlenerek planlama sürecine katılmalarının koşulları yaratılmamış, planlama işi sadece bürokratlara bırakılarak kumanda ekonomisi yaratılmış, bu durum halkın ihtiyaçlarını tam karşılamayan ürünlerin üretilmesine ve dolayısıyla halkın(tüketicilerin) hoşnutsuzluğuna sebep olmuş, yine planlama sürecine halkın katılımının eksikliği yüzünden halkın ihtiyaçlarının tam tespit edilememesi sebebiyle bazı ürünlerde gereksiz bir bolluk ve israf yaşanırken bazı ürünlerde ise kıtlık söz konusu olmuş, tüm çalışanların dev bir devlet kartelinin memurları olarak görülmesi nedeniyle üretici ve tüketicilerin birbiriyle ilişkisizliği artmış ve tüketici zevklerine hitap etmesi mümkün olmayan tek tip ya da kalitesiz ürünler üretilmiş, keza bürokrasinin siyasal hayatta da mevcudiyeti yüzünden halkın yönetime katılımı pek sınırlı olmuş ve bu durum işçilerin sosyalizmi tam olarak benimseyememelerine neden olmuştur. Sovyet devletinin emperyalizmle silahlanma yarışına girmesi de halkın ihtiyaçları için kullanılabilecek devasa paraların hiçbir zaman kullanılmayan silahlara yatırılmasını getirmiştir. Ne üretim sürecinde ne de siyasal yönetimde söz hakkı olmayan işçi sınıfına, sırf bürokrasi ‘’komünist’’ olduğu için, söz konusu düzenin sosyalizm olduğu ve kendisinin de bunu sahiplenmesi gerektiği söylenmiştir. Keza merkezi devletin hantal yapısı da bir büyük sorun olarak ortaya çıkmıştır. Öte yandan, marksizmin ekonomik determinizm temelinde yanlış kavranması pek çok sorunun teknolojik gelişmeye endekslenerek geleceğe ertelenmesine sebep olmuş, tek parti yönetiminin yozlaşan bürokrasisi sosyalizmin toplumdaki ideolojik hegemonyasını kurmayı da boşlamıştır. Tüm bunlar geçmişteki eksiklik ve arızaların kısa bir özetidir ve 21. yy.’ın sosyalizminde tekrarlanmamalıdır.
Kısacası, geçmiş tecrübenin başarısızlığının başlıca sorumlusu, ekonomik ve siyasal yaşama hakim olan bürokratik yozlaşmadır. Günümüz sosyalizmi bürokratik değil demokratik bir sosyalizm olmalıdır. Biz bu yeni solu tanımlamak için ‘’özgürlükçü sosyalizm’’ tabirini kullanabiliriz. Bu sosyalizmin teorisi olan Marksizm asla ekonomik determinizm temelinde kavranmamalı, pratik ve devrimci bir teori olarak okunmalıdır. Bu bağlamda, hiçbir sorun devrim sonrasına ertelenmemeli, yine hiçbir sorunun çözümü tümüyle sınıf mücadelesine indirgenmemelidir. Temsiliyet ilişkileri ve yabancılaştırıcı kurumların geriletilmesi hedeflenmeli, mevcut düzenin kurumlarının tahakkümünden çıkışı sağlayacak özgürlükçü bir eylem ve söylem bugünden inşa edilmelidir. Bu belirleme, özgürlükçü sosyalizmin çoğulcu olmasını, kadın hareketi, çevre hareketi, savaş karşıtı hareket v.b.’yi kendi sultasına almadan desteklemesi gerektiğini de anlatır. Sosyalizm mücadelesinde eşitlik tek başına ele alınamaz, özgürlükle yan yana düşünülmek zorundadır ve özgürlük daha önceliklidir. Bireyin toplum uğruna feda edilmesi anlayışı savunulamaz; sosyalizmin bireysel olan ile toplumsal olanın çelişmediği, bilakis, birbirini tamamladığı bir düzen olduğu unutulmamalıdır.