Orijinalini görmek için tıklayınız : Nihilizm, Boşluk ve Vicdan
Jolly Jocker
21-11-2010, 17:51
Boşluk... Sanırım nihilistler haklı. Herşeyin temelinde 'kocaman' bir hiç var. Herşey bu hiçten doğdu. Bu hiç, madde-enerjiye temel oldu. Maddeye hareketi ve duyarlılığı verdi. Bu duyarlılık, inorganik maddelerde pasif, organik maddelerde ise aktifti. Fakat duyarlılık, tıpkı hareket gibi maddeye işlemişti. Aslında bize cansız görünen madde de canlılığı içinde barındırıyordu. Hiçlikteki birlik, maddeye dönüşümle birlikte çeşitliliğe büründü. Birlik içinde çeşitlilik ya da çeşitlilikteki birlik. İnsan da kendi oluşturulmuş 'ben'inin derinliklerinde bir 'öz ben' taşıyor. O hiçliği... O hiçliğin bilincine varabiliyor. Boşlukla bağlantılanmaya çalışıyor. Hareket eden ve duyarlı olan herşeyin içinden akmakta olduğu o evrensel boşluğu buluyor kendi derininde. İçinden herşeyi çıkaran bir hiçlik... Envai çeşit rüyamızı doğurabilen o karanlık ama huzurlu derin uykumuz gibi.
İnsan kendi bedeninin, duygularının, arzularının, düşüncelerinin, hepsinin gelip geçici olduğunu ve kendine ait şeyler olmakla birlikte kendi olmadığını, asıl kendiliğin en derindeki o hiçlikte olduğunu anlayınca bir daha asla eski haline dönemiyor. Eskiden, ''Çok üzgünüm'' derken, artık, kendi bedenindeki hüzne 'yukarıdan' bakar gibi bir hale geliyor. Tam da bu şekilde, o hüzne kapılmayı bırakıyor, o üznün içinde bir biçimde soğurulduğuna tanık oluyor. Bu durum, neredeyse tüm duygular için geçerli. İnsanın biyolojisinde yaşama tutunan, kendi fizikselliği için endişelenen bir taraf var. İşkenceye uğrayanların bu yönleri başlangıçta baskındır örneğin. Canları için endişelenir, kendilerine çok üzülürler. Çünkü içlerindeki o doğal içgüdü fazlasıyşa baskındır hala. Ama zaman geçtikçe, umutlar tükendikçe, acıya alışmaya başladıkça, o doğal dürtü sönümlenmeye başlar. Kişi artık canının yakılmasına ya da birşeyler kaybetmeye tepki vermez olur. İşte o an, kişinin boşlukla irtibatlandığı, kendi canının derinindeki esas hiçliği sezmeye başladığı eşiktir. Artık yaşlanıp çürümeye yazgılı, her yanından gelip geçicilik fışkıran bedeniyle özdeşleştirmiyordur kendini. İşkence altındaki insanlar huzuru ve gerçeği uykuda bulurlar. İşkenceye alındıklarında derler ki, ''Bir uyusam, şu eziyet bitse de gidip yerime yatsam ve uykuya dalsam.'' Uykuya özlem, yaşama tepkinin bir sonucudur aslında ve onun verdiği huzurla insan aslolanın uyku, hiçlik, yokluk olduğunu bilir. Kendi hayatı, tüm bireyleri bir haline getiren o ezeli ve ebedi derin uykunun almış olduğu bir moladır, sınırlı bir maceradır. Yaşayan her bedende, uykudayken döndüğümüz ezeli ve ebedi hiçliğin birliği 'uyanınca' parçalara ayrılır. Uyanıkken kendimizi sınırlı ve gelip geçici bir bedende, kendine has duygu ve düşünceleri olan, ötekilerden ayrılan bir birey olarak buluruz. Kendimizi, 'uyanıkken' gördüklerimize ve o kimliğimize kaptırdığımız orandan acı çekmeye yazgılıyız demektir. Çünkü en büyük yanılgıya tutulmuş ve asıl gerçekliğimizden(ölüm) korkup kaçar olmuşuzdur. İnsanın bu yanılgıyı aşabilmesi için hayattan bir darbe yiyip ondan vazgeçmesi, tepki duyması gerekebiliyor. Bu yüzden işkence, çoğu kişi için bir gerçek uyanış yolu haline gelebiliyor.
Temeldeki hiçliği, ölümün kaçılacak bir son değil en derindeki özümüz olduğunu, aslolanın 'uyanmak' ya da rüya değil derin bir uyku olduğunu anladığımızda, 'öz ben'imizi keşfettiğimizde ise artık hiçbir şey eskisi gibi olamıyor. Bu anlattıklarım, hayattan tümüyle kopuş, inzivaya çekiliş, hatta bir an evvel ölüme gidiş çağrısı izlenimi veriyorsa kendimi yeterince ifade edememişim demektir. Zira tam tersi söz konusu! Ölümden korkmayı bırakınca, bu korkusuzlukla hayata karışınca bambaşka bir kişi ortaya çıkıyor. Başka duygular, başka düşünceler. Kendindeki hiçi bilip, kendine ve çevrene ilişkin hiçbir şeye bağlanmayınca, bu bağlılık olmaksızın onlarla ilişkilenmek insanı tek kelimeyle özgür kılıyor. Tanrının senin bedeninde uyanıp hayata karışması gibi. Kendini hayatın içinde değil, hayatı kendi zihninde akar gibi hissetmek çok garip ve özgürlük hissi veren bir duygu.
Hiçbirşeye bağlanmamak, kendini hiçbirşeye kaptırmamak, ölümden çekinmemek, derindeki hiçliğine sığınmak ve onun her daim farkında olmak... Bu durum, insanın kendi duygularına bağlılığını da zayıflatıyor. Hiç tanımadığınız birine hiç gereği yokken iyilik etmeyi de tercih edebiliyorsunuz, sevdiğiniz ve bir kötülüğünü görmediğiniz bir arkadaşınızın canını yakmayı da, arkanıza hiç bakmadan çekip gitmeyi de, herşeyi yıkıp geçmeyi de, en uç fikirleri ve değer yargılarını -hiçbirine esir olmadan- savunabilmeyi de... Hiçliğe ulaşan insan, pek çok duygu ve ahlaki tercih arasında özgürce salınabiliyor ama hiçbirine bağlılığı kalmıyor. Zira herşey bir hiç. Mutlak ve senden bağımsız bir ahlak yok artık, sevgi ve nefret de yok, din yok, tanrı yok, devlet yok, sahiplenmek yok, kıskançlık yok, dünya yok, insanlık yok; kıyamet çoktan kopup herşeyi dürüp katlamış sende. Ve vicdan da yok. Boşlukta vicdan yok. Haksızlığa uğrayan savunmasız ve masum birini gördüğünde, onunla kurduğun onca empatiye, aklının çalışmasına ve ona üzülmen gerektiği bilgisine sahip olmana rağmen, vicdan yok.
Hiçliğinle bağlantılanırken, ilk zamanlar, bazen duygularına kendini kaptırma eğilimi yine de ortaya çıkabiliyor. Vicdan yapıp üzüledebiliyorsun. Ama sonra, hiçliğini hatırlayıp, o hiçten bakıyorsun bedeninde oluşan ve adına vicdan denen duygu silsilesine. Dışarıdan bakınca uzun süreli bir etkisi kalmıyor bu duygunun, artık seni kendine çekemiyor. Çünkü hiçliğine sığınmışsın. Evet, ben bunu hiçliğe ya da boşluğa sığınmak diyorum. Sadece vicdan konusunda değil mutluluk, sevinç ya da keder gibi duygularda da, bu duygular ne zaman beni yutmaya kalksa sığınırım boşluğuma. Boşluğumdan bakarım o duygulara, sanki başka biri bakıyormuş gibi. Kendime karşı başka biri gibi olurum. Sonra tüm duygular hiçliğimde eriyip gider. Boşluğum bana hiçbir şeye bağlanmamak için gereksindiğim şeyi verir. Hiç olma bilincini!.. Bağlanmak, kendini kaptırmayı, kendini kaptırmak da esareti doğrurur. Esaret, can derdini doğrurur; can derdine düşmek de kişinin kendine üzülmesini getirir ki pek zavallı ve acılı bir durumdur. Sözünü ettiğim işkencelerin aslıdır. Ve hayatın yaptığı bu işkenceler, sana sendeki hiçliği 'vura vura' öğretir.
Hayat, eğer ona çok değer verirsen, kendini kaptırırsan, sana sadece hayal kırıklığı ve hüzün verir. Aslolan hiçliktir. Hayat da ondadır zaten. Hiçliğini keşfedersen, bu keşfi hep hatırda tutarak hayata karışırsan, artık hayat seni değil sen hayatı üzmeye başlarsın. Uyandığın her gün, uyanıkken birşeyler yapma fırsatı yakalayan hiçliğin oyun sahasıdır artık. Ölüm ise, öze dönüştür; zaman zaman fazlasıyla bunaltıcı olan şu hayat oyunundan kurtuluştur. Bedenin, sen olan birşey değil senin olan birşey gibi görünür artık. Tıpkı bir elbise gibi kesip çıkarmak istersin kendinden. Artık yaşlanmak, yaralanmak ya da çürüyüp gitmek endişelendirmez seni; zira elbiseyi kendin sanmayı bırakmışsındır. Nihilizm insana bunları öğretebildiği, verebildiği ölçüde anlam ifade eder. Nihilizm bir başlangıçtır. Yaşama, ona bağlanmadan müdahele edip dönüştürmek, ona bağlanılmadığı için sınırsız ve özgürce dönüştürmek için bir başlangıçtır. En devrimci yaklaşımları muştulayan materyalizmimiz bu temel üzerine inşa olmalıdır.
Tyler Durden
21-11-2010, 18:22
Evet her şey aslında bir hiçtir. Doğa kanunları ve düzen insanlığa karşıyken, bu dünyaya nasıl bir anlam katabiliriz ki? Nihilizm insanlığın aydınlanmasıdır, gerçek özgürlüktür.
Düşüngen
21-11-2010, 23:07
Alıntı=
Temeldeki hiçliği, ölümün kaçılacak bir son değil en derindeki özümüz olduğunu, aslolanın 'uyanmak' ya da rüya değil derin bir uyku olduğunu anladığımızda, 'öz ben'imizi keşfettiğimizde ise artık hiçbir şey eskisi gibi olamıyor.
Ölümden korkmayı bırakınca, bu korkusuzlukla hayata karışınca bambaşka bir kişi ortaya çıkıyor.--------
Ölüm tüm yaşayanların ödemesi gereken bedel olması sebebiyle her bilinçli canlının kabusudur. Bu bedeli ödemek zorunda kalmak için sonsuzluğun herhangi bir anında yaşamı tatmak kafidir.
Ama korkmayın, ölüm korkusu öldükten bir kaç saniye sonra bitiyor.:lol:
evrensel-insan
22-11-2010, 01:22
Saygideger arkadaslar;
Nihilizm algisinin, insan ve insanligi adina; bir kac buyuk tehlikesi vardir. Bunlardan ilki bireyci akilcilik, ikincisi tasarimci akilcilik, ucuncusu "kaybolus" un getirdigi teslimiyet ve "psikolojik cikmaz/bunalim" dir.
Eger nihilizmin "hicligi" insan ve insanlik kanalina aktarilamazsa, insanoglunu ya "koyunlastiran", ya da "canavarlastiran" icerige sahiptir. Sonucta, bireyci akilciligin iki farkli yansisi olan bencillik ve bananecilik, bir cumle oncesi icerigin temellerini teskil eder.
Ayrica nihilizmin ilk algisinda vicdan degil; akil one cikar.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
22-11-2010, 02:50
Saygideger arkadaslar;
Metafizigin teolojik temeldeki "Tanri varligi" ile ortaya atilan akilci ideolojilerin olumlu ya da olumsuz hepsi, tanrilasma/tanrilastirma ve tanrisal zihniyetten kurtulamaz ve arinamaz.
Cunku, nihilizmin bu konudaki akilci yanasiminin "tanriyi oldurmesi" sadece akilci yuzeyselliktedir. Yani, tanrilasma, tanrilastirma ve tanrisal zihniyetin olumlu ve olumsuz dusunce ve davranislarindan, arinmayi ve kurtulmayi icermez, ya bireysel bencilligi ve bananeciligi, ya da toplumsal var/yok tartismasini icerir. Yani inancsal temelde olumlu, ya da olumsuz bir akilci dogrulayis soz konusudur. Bu da sadece dogrulayani baglayan bir icerige sahiptir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Tanrıyı öldüremezsiniz.
Tanrıyı öldürmek bir anlamda insanı öldürmektir. Çünkü tanrı denilen metafizik kavramın gercekliği sadece kavram düzeyinde ise ayrıca bu kavramın sahibi insan beyni olduğu doğruysa kavramın üreticisini öldürmelisiniz :)
Ölüm...her bilinçli canlının kabusudur. - Sayın düşüngen
Sevdiklerimizi kaybetmek gercekten de zor.Sevdiğimiz için zor belkide.
Fakat Ölüm yanı başımızda.Cevremizde ,kendi vucudumuzda vs.
Her an hücrelerimiz ölüp yeniden doğmakta.
Kandaki alyuvarlar örneğin .Bildiğim kadarıyla her dakikada 3 milyon alyuvar ölüp,yerini yenilerine bırakmaktadır.
İnsan denilen organizma ölümü bir kabus olarak algılayabilir yada algılamayabilir. Ne dersiniz ; ölümü bir kabus yada son olarak mı algılayalım ?
Dahası , ölümün neden kabus olduğunu düşünüyoruz ?
saygılarımla
evrensel-insan
22-11-2010, 22:25
Saygideger natan;
Sence olum kavramina veriln her turlu anlam ve icerik,
Neden verilir?
Ne olarak verilir?
Bu kavrama verilen icerik, bir inancsal midir, yoksa bir dusunce midir?
Bu icerigin bilimselligi ve bilimsel gozlemlenebilirligi, test edilebilirligi ve yanlislanabilirligi mumkunmudur?
Insanoglu turunun mu, yoksa birinin mi konusudur, olum (olmek)?
Olum (olmek), bilinci ve farkindaligi ne demektir?
Olumu (olmek), oldurebilmek mumkun mudur?
Neyse simdilik sorulari burda kesiyorum.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Hayat anlamlı mıdır? Hayata anlam katan nedir?
İnsanlık bu sorularla uğraşıyor .Bence bu soruların altında ezilmek ,soruyu soran kişinin kendisine yaptığı bir eziyet.
Hayat ,ondan zevk almayanlar için anlamsızdır. Kendisini,eşini dostunu, ağaçları,hayvanları ve genel anlamda ekosistemi sevmeyen,onlara değer vermeyen bireylerin gözünde BOŞtur.
her şey aslında bir hiçtir. - Sayın Tyler
Bir düşünür "hayatın neresinden dönersen kardır" demiş. Yukarıda sarf ettiğiniz cümlelere gercekten katılıyorsanız neden boş ve anlamsız bir yaşam akışında yer alıyorsunuz ?
Ayrıca Nihilizmin insanlığı hangi anlamda "aydınlattığını" açıklarsanız ben de bu açıklamanızdan faydalanmış olcağım. Bu iyiliği bana yapar mısnız ?
saygılarımla
Evrensel dostum,
Soruların ve ilgin için teşekkür ederim. Sorularının her biri bir biriyle bağlantılı. Birinin cevabı diğerinini açıklamaya yönelik.
Ölüm ve yaşam her ne kadar bir birinden bağımsız da görünse iç içedir.her an yaşam var,her an ölüm.İnsan bilinci bir gün öleceği gerceğini kabullenemediği için genelde "öteki dünyayı" yaratır.Öteki dünya denilen hayal ürünü şeyler sistemi bu bilincin zayıflığından ileri geliyor.
Gercekci olmak gerekir. Ölüm bir gün karşılaşacağımız sahnedir.Bu sahneye elbette bir gün çıkacağız.Bu gerceklik karşısında üzülmek yerine şuanda yaşamın keyfine varmalı,onu değerlendirmeli ve kendi anlayışımıza göre bir anlam katmalıyız.
Buraya kadar yazdığım şey benim bireysel bakış açım olduğu gibi çevremden edindiğim gözlemimdir de.
Olumu (olmek), oldurebilmek mumkun mudur? -Sayın Evrensel
"Ölümü öldürmek" ten kastınız tam olarak nedir ? Bu sorunuzda ne demek istiyorsunuz ,biraz daha açar mısnız ?
Ölüm yaşamın olmamasıdır derler,buna katılıyor musunuz ?
saygılarımla
Sayın Freddie,
Hiçlik nedir ?
Hiçlikten bir şey doğar mı gercekten ? Doğarsa ; Neden ve nasıl doğar ?
saygılarımla
evrensel-insan
22-11-2010, 22:57
Saygideger natan;
"Ölümü öldürmek" ten kastınız tam olarak nedir ? Bu sorunuzda ne demek istiyorsunuz ,biraz daha açar mısnız ?
Ölüm yaşamın olmamasıdır derler,buna katılıyor musunuz ?-Natan-
Oncelikle, cevaplarin icin tesekkurler. Olumu oldurmekten kastim, tanriyi oldurmek gibi. Yani oldurmenin nasil algilandigi konusu.
Ikinci sorunun cevabi, hem evet hem de hayir. Evet cunku, olum yasam suren bolunmez butunun (birin) bolunmez butunlugunun bozulmaya gecisidir. Hayir cunku, o bolunmez butunu bozan yeni yeseren veya yasayana yasam veren yasamlardir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Düşüngen
23-11-2010, 00:19
Dahası , ölümün neden kabus olduğunu düşünüyoruz ?-----------------
Yaşama içgüdümüz yaşamımızı sonlandıracak her türlü olaya kabus gözüyle bakar çünkü görevi yaşamda kalmak. Kabusun kaynağı, yaşama içgüdüsünün mimarı olan doğal seçilimdir diyebiliriz.
Bilinçli olarak kabus diye nitelendirdiğimiz durum ise; Varlık bilincimizi kaybetmemiz. Bilinç hiç deneyimlemediği bu karanlık boşluktan kaçıyor.
Birde bilinç sahibi olduğumuz için içselleşmişizdir, sık sık kendi kendimizle konuşur kendimizle ilgileniriz çünkü kendimizi severiz. Düşünmek bile kişinin kendi kendine konuşmasıdır. Böylece yıllarca kendimize alışmış, kendimize hayranlık duymuş oluruz. Ölüm demek alışmış olduğumuz kendimizle olan bağlarımızın kopması demek olduğu için bu kendimizden ayrılma zorunluluğu korku ve kaygı kaynağı oluyor diye sanmaktayım.
Sevgiler...
evrensel-insan
23-11-2010, 00:22
Saygideger dusungen;
Dile getirdiklerinden, olume olumsuz bir bakis acisi ve yanasim algiliyorum, yaniliyor muyum?
Oyuzden ayni soruyu sana da sorayim. Bir seyin olmesi ile oldurulmesi arasinda ne fark vardir?, yani "Tanrinin oldurulmesi" ne demektir?, olum oldurulebilir mi?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Ufak bir katkıda -eleştiride diyelim ya da- bulunayım: Nihilizm tartışması yapılırken, çoğu zaman nihilizmin ne olduğu net bir biçimde ortaya konmuyor. Ne anlıyorsunuz nihilizmden? Eğer evrende, insan anlağından bağımsız bir amaç bulunmaması ise, varoluşçuluğun iddiası zaten neydi ki? Yok, hiçbir tür anlamın mümkün olmaması ise, absürdizmle nihilizm arasındaki fark nedir?
Herşeyin gelip geçiciliği, hiçbir şeyin sabit olmaması vs. doğrudur. Fakat yalnızca geçici olarak sabitlense dahi bir anlam evreni, bir ''taş'', bir ''kaya'' kabilinden bireyselliği belirlemekte oldukça etkin bir güçtür. Çoğu insan, ''kadınlık veya erkeklik doğal değildir, yalnızca birer kurgudur'' denildiğinde söyleneni anlamayacak denli batmıştır bu anlamlar ve simgeler evrenine. O kadar ki, simgeselleştirilemeyenin hayatımızın bir parçası olmaması, onu öteleyebilmek adına çılgınca çabalar, dururuz. Kendileri olmaksızın günlük hayatımızı sürdüremeyeceğimiz gündelik, alelade inançlarımıza bir göz atsak, yeter de artar bile.
Yok, hiçbir tür anlamın mümkün olmaması ise, absürdizmle nihilizm arasındaki fark nedir?
Bir fark yoktur
sahsen absurdizmi zihnin yapisini cozmus bir felsefe olarak dusunuyorum, nihilizm de hayatin insanlarin deluzyonlarindan ve bunlara bagli tureyen zihniyetlerden ibaret oldugunu savunan bir felsefedir ama en onemlisi tecrubeye dayali felsefelerdir. 2 felsefenin temeli de dinamizmdir, yani varliksal bir amacin var olamayacagi, cunku amaclar da dinamizme haric ogeler degiller.
Mesela bir teist kavrayacak duzeyde degildir nihilizmi, ki dogru olarak anlasilmasi icin zaten insanin kendi kendine o noktaya gelmesi gerekiyor. Buddhistler bu ifadeyi pek kullanmaz fakat Buddha da mesela agir nihilisttir, kendi kendine ulasmistir. Lakin insan bu yolu yurumeyip kendini nihilist sanmaya baslarsa bu tehlikeli iste. Akil gerekli, nihilizm gercegini farkina varacak bilginlik ve tecrube gerekli. Bunlar olmadan nihilizm, hem yanlis anlasilir hem yikima sebebiyet verme potensiyali barindirir.
Dialectics
27-05-2015, 11:55
"Nasıl oluyor da şu anda buradayım, nasıl oluyor da varız; etrafımdakiler, eşyalar, ağaçlar, bu sandalye, bu bilgisayar..." Bu soru zaman zaman beni hayrete düşürüyor, bu varlığımızın özünü bilmeyişimiz ve dahası bilemeyecek oluşumuz da beni şaşırtıyor, hatta kızdırıyor. Nasıl bir varlık ki bu kendi özünü, kendi kaynağını yine kendisinden saklamış... Evet, varlıktaki bu bilinemezliğe kızıyorum. Ne kadar kitap okursan oku, fizikçi ol, filozof ol, ne olursan ol çözemeyeceksin, algılayamayacaksın.. "Hiçlikten varlık" veyahut da "sonsuzluk". İkisi de algımız, kavramımız dışında...
Ve işte bu varlığın kökünün bilinemezliği benim için "akıllı tasarım" olasılıklarını sıfırlıyor. Kendi varlığının farkına ve kaynağına erişme yetisinden yoksun bir "varlık sistemi" kesinlikle bir Tanrı'nın işi olamaz, "kendinden bihaber bir sistemin" bir işi olabilir ancak diyorum: bu da işte "hiçlik"tir aslında. Her şeyin birbirine göre göreli olması, mutlak diye birşeyin olmayışı; hayattaki bu sıkıcı matematiksellik, mucizelerden yoksunluk ve varlığını açıklayamamadaki acizlik hepsi akıllı değil, akılsız bir tasarımı işaret ediyor... Kimi insanlar doğaya bakıp Tanrıya ulaşıyor, bense Tanrısızlığa...
tuhaf
nihilizmi; ontolojik tabanda ele alıp hiççiliğe eşitlemek jokere hiç yakışmamış.
yine rumpel, tyler'e atıfla o zaman yaşamayın intihar edin demeye getirmiş.
nihilizmin tabanının anlama dair olduğunu anlayan ise budist.
daha neler görücez.
hayatın anlamı yoksa -ki kendinde şey olarak yok- ona anlam katan biziz; ölmek yada intihar etmek zorunda değiliz. yaşamak üzere evrimleştik.
bize düşen kendi anlamımızı yaratmak.
https://www.youtube.com/watch?v=A8x73UW8Hjk
Dialectics
27-05-2015, 22:50
https://www.youtube.com/watch?v=A8x73UW8Hjk
"I'd consider myself a realist, alright? But in philosophical terms I'm what's called a pessimist... I think human consciousness is a tragic misstep in evolution. We became too self-aware. Nature created an aspect of nature separate from itself - we are creatures that should not exist by natural law... We are things that labor under the illusion of having a self, that accretion of sensory experience and feelings, programmed with total assurance that we are each somebody, when in fact everbody's nobody... I think the honorable thing for our species to do is to deny our programming. Stop reproducing, walk hand in hand into extinction - one last midnight, brothers and sisters opting out of a raw deal. "
Güzel yakalamışsın...
"I'd consider myself a realist, alright? But in philosophical terms I'm what's called a pessimist... I think human consciousness is a tragic misstep in evolution. We became too self-aware. Nature created an aspect of nature separate from itself - we are creatures that should not exist by natural law... We are things that labor under the illusion of having a self, that accretion of sensory experience and feelings, programmed with total assurance that we are each somebody, when in fact everbody's nobody... I think the honorable thing for our species to do is to deny our programming. Stop reproducing, walk hand in hand into extinction - one last midnight, brothers and sisters opting out of a raw deal. "
Güzel yakalamışsın...
teşekkür ettim. sen de güzel yakalamışsın...
Dialectics
30-05-2016, 17:21
Bir fark yoktur
sahsen absurdizmi zihnin yapisini cozmus bir felsefe olarak dusunuyorum, nihilizm de hayatin insanlarin deluzyonlarindan ve bunlara bagli tureyen zihniyetlerden ibaret oldugunu savunan bir felsefedir ama en onemlisi tecrubeye dayali felsefelerdir. 2 felsefenin temeli de dinamizmdir, yani varliksal bir amacin var olamayacagi, cunku amaclar da dinamizme haric ogeler degiller.
Mesela bir teist kavrayacak duzeyde degildir nihilizmi, ki dogru olarak anlasilmasi icin zaten insanin kendi kendine o noktaya gelmesi gerekiyor. Buddhistler bu ifadeyi pek kullanmaz fakat Buddha da mesela agir nihilisttir, kendi kendine ulasmistir. Lakin insan bu yolu yurumeyip kendini nihilist sanmaya baslarsa bu tehlikeli iste. Akil gerekli, nihilizm gercegini farkina varacak bilginlik ve tecrube gerekli. Bunlar olmadan nihilizm, hem yanlis anlasilir hem yikima sebebiyet verme potensiyali barindirir.
Sevgili Pyrrhon,
Şu koyulaştırdığım kısmı biraz daha açabilir misin? Ağır nihilist ne demektir? Nihilizmin yıkıma sebebiyet verme potansiyelini bertaraf edecek yorumlama, yol, yöntem nedir?
Sevgili Pyrrhon,
Şu koyulaştırdığım kısmı biraz daha açabilir misin? Ağır nihilist ne demektir?
Buddhist dusuncede 'sabba' (Sanskrit: sarva) diye bir kavram var sevgili Dialectics, mesela ilk mezheplerden Sarvastivada bu kavram uzerine temelleniyor, simdilerde Theravada'ya evrildi, henuz Buddhizm diye bir sey ortada yokken Buddha'nin temel felsefelerine en yakin sayilabilecek ekol.
Sabba Turkce'de aynen "her" ya da "hepsi" demek, Sarvasti-vada : "her sey var-doktrini".
Buddha'nin soylemiyle sabba, ya da 'her sey'; vucut-temassal duyumlar, goz-gorus, kulak-isitis, burun-koku, dil-tat, zihin-mental olusumlar. Bu salayatana/pasadarupalar (duyusal organ) ya da daha azi (mesela solucanlarda 3 pasadarupa var), ve iliski aglari disinda "hic bir ontisite" yahut varliksal_lik yok/algilanamaz diyor.
Bir de bu 'her sey' ile bagintilanan 'anicca' diye bir kavram var, Buddhist doktrinin temeli, manasi da tureyen niteligin cozulmek_zorundaligi. Nitelikler de degismez bir esanstan degil de, hareket halindeki kosullardan turedikleri icin 'sunnato' (ici-bos) deniyor, yani kalici bir benligin/tabanin yoklugu; anatta/asabhava : benlik/kendindenlik/ozgun dogasi_lik yok.
Pratikte de iste, zamanla beyindeki algi kaliplarini cozeltmek uzere ilkin bu kavramlari icsellestirebilmek Buddhizm denilen. Zira algi kaliplari (namarupa), 'kimliklendirme surecleri' (bhava) demek oluyor, bu olgu da 'dukkha' denen (aci/tatminsizlik/izdirap) bilissel niteligi temelliyor, zira ampirik varlik ona atfedilen benlik-tabanli illusif degerlerden yoksun.
"Agir nihilizm", herhalde 'algi kaliplari geri_donussuz_olarak cozulmusluk' demek istemisim. Buddhizm'deki, batidaki ifadesiyle bilesimsel ve genel cercevesinde varliksal nihilizm.
Nihilizmin yıkıma sebebiyet verme potansiyelini bertaraf edecek yorumlama, yol, yöntem nedir?
Zihni konsantre etmeyi ogrenmek diye dusunuyorum, bilincin farkindaligi, ki dusunumlerin nitelikleri genelde kaliplasmis metabolik istencler tarafindan belirleniyor, irade surekli bu yonde ortaya konuyor. Dolayisiyla istencleri yapisal bir cozundurmeye tabi tutmak gerekli. Bir diger deyisle 'bilinc' denilen devreye sokulmali..
Ama nihilizm dedigim gibi, felsefi temel olmadan sirf ideolojik bir deluzyon niteliginde olursa tehlikeli, cunku istenc tabaninda full immoralizme goturur, bu da hem bireysel hem sosyal duzlemde iyi sonuclar dogurmaz yani. Dolayisiyla nihilizm 'aksiyolojik' degil de, ontolojik olmali, ki acacagi serbestlik_bilinciyle psikolojiyi bilincli ve verimli olarak yapilandirmak mumkun olsun, nihayetinde insan genel duzlemde hafizaya kosullanan, epistemolojik bir varlik.
Dialectics
30-05-2016, 22:04
Ama nihilizm dedigim gibi, felsefi temel olmadan sirf ideolojik bir deluzyon niteliginde olursa tehlikeli, cunku istenc tabaninda full immoralizme goturur, bu da hem bireysel hem sosyal duzlemde iyi sonuclar dogurmaz yani. Dolayisiyla nihilizm 'aksiyolojik' degil de, ontolojik olmali, ki acacagi serbestlik_bilinciyle psikolojiyi bilincli ve verimli olarak yapilandirmak mumkun olsun, nihayetinde insan genel duzlemde hafizaya kosullanan, epistemolojik bir varlik.
Anlamsiz, sacma ve uyumsuzuz aslinda da, katlanabilmek icin buddhanin bakis acisina kosullanmamiz gerek demek istedin sanirim. Camus'a kosullansak?
Anlamsiz, sacma ve uyumsuzuz aslinda da, katlanabilmek icin buddhanin bakis acisina kosullanmamiz gerek demek istedin sanirim. Camus'a kosullansak?
Her hangi bir kavrama/perspektife kosullanma taraftari degilim sevgili Dialectics, ki hepsi gecici zaten, ama bir periyodda "dus-uncelerin" tek bir daireye hapsedilmelerini engellemek metabolizma hakkinda bilinclenmekle mumkun.
Her "bunye", haliyle her "ben" ve tercubesi farkli, her mental faaliyet de metabolizma, haliyle "aktiviteler" uzerinde gayet etkin. Dolayisiyla kisi kendinde is goren zihinsel "yazilimlari" bilincli olarak yapilandirmali diye dusunuyorum, ki bu yazilimlar da surekli kendilerini guncelleyecek.
Nihayetinde maksat hayati iyi/istendigi gibi yasamaksa metabolizmayi tanimak, zihni de kontrol etmeyi ogrenmek gerekli; bunun da yolu irade ile saglanan surekli bir "konsantrasyon", zira bilincin dusunumler uzerindeki etkinliginin farkindaligina vardiran bu. Aksinde zaten metabolizma zihni kontrol ediyor, bu da kaliplara teslimiyet.
Ahlaksız
24-02-2017, 21:06
Adam yazmış..Bravo..
Bilincin son korkusu nihilizm korkusudur.Buna göre eğer tüm dürtü ve değerlerimizin beyin fizyolojisinden kaynaklandığı gösterilebilirse,o zaman bu dürtü ve değerler , insanın uydurduğu ve nesnel gerçeklikleri olmayan şeylerdir. Bu durumda bir insan çocuğunu bile gerçekten sevemez,tamamen bencilce genlerimi coğaltıyorum, der.
Çiçekler,sanat eserleri hakikaten güzel olmazdı.Bunlar sadece belli bir ışık deseni,gözümün retinasına düşen şeyler derdik.Korku o ki,evrimsel biyoloji tüm kutsal herşeyin altını oyar.
Halbuki, biyologlar; "beynimizle algıladığımız,bize anlamlı gelen şeylerdir" derler; yani bu düşünce ve duygulara sahip olma yeteneğiyle donatılmış bir beyni kazandıran evrim sürecine atıfta bulunurlar.
Doğru,evrim,genlerin kendi kopyalarının sayısını maksimize edebilme becerilerine göre seçildiği bencil bir süreçtir.Ancak bu, bencil olduğunuz anlamına gelmez.
Bencil,ahlak-dışı doğal ayıklanması sürecinin, ahlaki değerleri olan ve zeki toplumsal bir organizmaya dönüştürmesini ne önleyebilir ki? Eski bir söz var > > >
Yasaları ve sosisleri sevenler, onların nasıl yapıldıklarını görmeseler iyi olur.:))
Yıldıztozu
24-08-2017, 17:13
Anlamsızlık..
Her şey ve içerdikleri diğer her şey bütünüyle anlamsız.
Sevgi anlamsız. Bilmek anlamsız. Etik anlamsız. Var olmaya çalışmak anlamsız.
Hiçbir şeyin kendine ait bir anlamı yok.
Bütün anlamlar uyduruk.
Anlam yaratmak için çabalamamız da anlamsız. Bırakalım da anlamsızlık bize acı versin ve gerekirse bizi yok etsin. Anlamsızlığa bırakalım kendimizi.
İnsanın sahip olduğu en büyük nimet, tartışmamız ölümdür. İyiki ölüyoruz. Ölümsüzlük kadar ürkütücü bir şey daha düşünemiyorum.
Elimde bir imkan olsa ve tek bir tuşa basarak tüm canlıları yok etme fırsatı verilse bunu kullanırdım. Tüm canlıları bir anda yok etmek, özellikle bilince sahip olanları yok etmek, onlara yapılacak en büyük yarar olurdu. Ürememeliyiz. Neslimizin tükenmesine izin vermeliyiz.
Asla bir anlam yaratmak istemezdim, asla tanrıyla anlam bulan biri olmak istemezdim.
Herhangi bir anlama muhtaç değilim. Anlamsızlığı anlama dönüştürmekten korkuyorum.
(...) Etik anlamsız.
Buna pek katılmıyorum ben, çünkü bir -duyumlar dünyası-nda yaşıyoruz. Hiçbirşey zaten bir kendinde-anlam içermiyor , dolayısıyla bedenin ontolojisine göre rasyonal bir etik iyi bir hayat yaşamayı mümkün kılabilir..
Yıldıztozu
24-08-2017, 17:28
Alkollüyken yazıyorum, belki de alkol daha doğru düşünmemi sağlıyordur. Nöronlar arası iletişimi artıyıro olabilir.
Anlamak bir anlam mıdır? Kelimelerin kökeni benzer görünüyor. Her şeyin anlamsız olduğunu anlamak da bir anlam sayılabilir mi?
Her şey insana ilk bakışta anlamlı görünür ve insan anlam yaratmayı sever. En büyük filozoflar bile anlam yaratma acizliğinden kaçınamamıştır.
İlk başta annlamlı görünmek zorunda olan her şey, devamında anlamsız görünmek de zorunda.
En büyük anlam adaylarım; sevgi, anlamak ve etikti. Bunların da anlamsızlığı karşıma çıkmaya başladı. Anlam yaratmak için zorlamamalıyız. Bırakalım da anlamsızlık bizi yok etsin. Olması gereken bu. Aslında olması gereken bir şey de yok. Çünkü gereklilik yok.
Her şeyin anlamsız olmasından hoşnutum. Çünkü kaçırdığım bir anlam yok.
Felâsife
22-12-2017, 02:37
"Yarının olmama korkusu" çoklarına korkunç gelebilir, lakin yarın "illa" olmak zorunda değil ki? Yarını düşünmek bir zorunluluk olsun!
Çok ilginç bir şekilde, insanlar yarını düşündükleri için, odaklandıkları için, bu günü kaçırıyorlar. Sonrada nihilizm ya da anladığım şekliyle yarınsızlık kötü oluyor.
Yarınsızlık niye kötü olsun ki?
Bugün, ya da şimdi denilen var zaten, o yok değil ki?
Bugün var mı? var!
Bugünü yaşadın bitti, sıra yarına mı geldi?
Nedir bu yarın merakı.
Yarınsızlık kötü diyen aslında kendi yanlış düşüncelerinin esiridir.
Bu-gün-ü yaşa!
Bu-gün-ün bitmediğini göreceksin.
Her doğan gün yeni bir başlangıç, her sabah yeni bir gün!
Bu-gün hiç bitmez ki?
Yarın nasıl olsun!
Yarına yer yok !...
Her hangi bir kavrama/perspektife kosullanma taraftari degilim sevgili Dialectics, ki hepsi gecici zaten, ama bir periyodda "dus-uncelerin" tek bir daireye hapsedilmelerini engellemek metabolizma hakkinda bilinclenmekle mumkun.
Her "bunye", haliyle her "ben" ve tercubesi farkli, her mental faaliyet de metabolizma, haliyle "aktiviteler" uzerinde gayet etkin. Dolayisiyla kisi kendinde is goren zihinsel "yazilimlari" bilincli olarak yapilandirmali diye dusunuyorum, ki bu yazilimlar da surekli kendilerini guncelleyecek.
Nihayetinde maksat hayati iyi/istendigi gibi yasamaksa metabolizmayi tanimak, zihni de kontrol etmeyi ogrenmek gerekli; bunun da yolu irade ile saglanan surekli bir "konsantrasyon", zira bilincin dusunumler uzerindeki etkinliginin farkindaligina vardiran bu. Aksinde zaten metabolizma zihni kontrol ediyor, bu da kaliplara teslimiyet.
Bahsettiğin türden bir farkındalık ve konsantrasyonu daha sık yakalamak ve sürdürebilmek için sence neler yapılabilir/düşünülebilir?
Ahlaksız
10-02-2019, 13:59
Atom altı parçacıklar olan kuarklar ve leptonlar,atomları oluşturmak üzere bir araya gelirler..Atomlar,molekülleri oluşturmak üzere bir araya gelirler..Moleküller,hücreleri oluşturmak üzere bir araya gelirler..Hücreler de,bitki ve hayvanları oluşturmak üzere bir araya gelirler..
1-Atom denilen şeyin %99,99999999999'luk kısmı hiçlikten/boşluktan ibaret..Mesela Dünya'daki tüm insanların tüm atomlarındaki boş bölgeleri sıkıştırabilecek olsanız,tüm insan ırkını tek bir küpe sığdırabilirsiniz..
Bu bakımdan hayat denilen şeye nasıl bir anlam yükleyelim?Boş diyebileceğimiz atomlardan oluşuyorken,nasıl oluyor da varlığımızın bir anlam taşıdığını iddia edebilelim?Varlığımızı bile ortaya koymamız için gerekli olan maddesel çoğunluğa bile sahip değiliz..Atom denilen şeyin en azından %49'u boş olsa da,biz de %51'i işaret edip ''çoğunluğu dolu'' diyebilsek ama böyle bir şey yok..%99'umuz boşluktan/hiçlikten ibaret..Bu da ''hayat boş'' diyenlerin ne kadar doğru bir tespit yaptıklarını gösterir:)
2-Hepimiz primatız..Şempanzelerle %98-99 oranında genetik olarak aynıyız..Vücudumuzdaki tüy sayısı bile,şempanzelerle aynı..
Boş atomlardan oluşan bir maymunun,hayatının bir anlam taşıdığını söylemesi komik olmaz mı:)
Bir şempanze doğar,yaşar ve ölür..Biz de doğuyoruz,yaşıyoruz,ölüyoruz..Zerre farklı değiliz aslında..Biz şempanzelerden %1-2 oranında farklıysak,şempanzeler de bizden %1-2 oranında farklıdır..Yani nerede durduğunuzla alakalı,göreceli bir durum bu..
3-Hepimiz çok hücreli canlılarız..Vücudumuzda 230 farklı hücre bulunur..Beyin hücrelerimiz haricindeki hücreler sürekli yenilenmek zorundadır..Her 7 yılda farklı bir insana dönüştüğümüz söylenir..Bir de yabancı hücre konusu var..Vücudumuzda 10.000'den fazla yabancı hücre bulunuyor..Sadece bu hücre konusuna bakarak insan olan kısmımızın %2,5'luk bir orana tekabül ettiğini söyleyebiliriz..Bir de gen kısmı var ki,orada da % 0,25 gibi bir oranın bizi insan yapan kısım olduğu ortaya çıkıyor..
Yani tıpkı atomların nerdeyse tamamının boş olması gibi,bizi ortaya çıkaran hücreler veya genler de,''ben'' dememizle alakası olmayacak kadar az bir oranda varlar..Yani ben diyebileceğiniz bir şeyi rakamlarla ortaya koymanız mümkün değil..Konuya neresinden bakarsanız bakın,bir hiçsiniz ve bu kesin..
Felâsife
04-03-2019, 02:47
1-Atom denilen şeyin %99,99999999999'luk kısmı hiçlikten/boşluktan ibaret..Mesela Dünya'daki tüm insanların tüm atomlarındaki boş bölgeleri sıkıştırabilecek olsanız,tüm insan ırkını tek bir küpe sığdırabilirsiniz..
Bu bakımdan hayat denilen şeye nasıl bir anlam yükleyelim?Boş diyebileceğimiz atomlardan oluşuyorken,nasıl oluyor da varlığımızın bir anlam taşıdığını iddia edebilelim?Varlığımızı bile ortaya koymamız için gerekli olan maddesel çoğunluğa bile sahip değiliz..Atom denilen şeyin en azından %49'u boş olsa da,biz de %51'i işaret edip ''çoğunluğu dolu'' diyebilsek ama böyle bir şey yok..%99'umuz boşluktan/hiçlikten ibaret..Bu da ''hayat boş'' diyenlerin ne kadar doğru bir tespit yaptıklarını gösterir:)
Doğruları bilmek, doğruları söylemek hatta onları savunmak, her zaman bizi doğru sonuca götürmez!
Tıpkı "hayat boş" diyenlerin söylemi gibi. Doğru her zaman doğru değildir!
O boşluklar olmasa "HAREKET" olmaz, hareket olmazsa yaşam olmaz, yaşam olmazsa boşluk denen şey bile bizim için olmaz.
Yaşama "hareket" lazım, hareket için de "alan" lazım, yani boşluklar lazım. Uzayda o kadar boşluk/alan olmasa o kadar gezegenler, yıldızlar vs.ler nasıl olacak, nasıl hareket edecek?
Bizlere bile boşluklar lazım, alan lazım.
Hatta ve hatta fiziksel boşluklardan ziyade, içselimiz de ruhsal boşluklar da lazım ki "düşünce" olarak hareket edebilelim. Düşüncemizde boşluklar olmasa düşünemeyiz bile, her anımızı hatırlarsak asla düşünemeyeceğimiz gibi. Kilitlenir kalırız.
Var mı her anını hatırlayan?
Boşluklar candır, kıymetini bilene! :third:
Sevgiler
Singularity
06-07-2021, 15:42
Herkes anladığından sorumludur sonuçta. Kendi açısından iyi anlamış. Ama daha söylenmesi gereken çok şeyler var.
https://www.youtube.com/watch?v=E5bVbaqb4p8
Singularity
06-07-2021, 16:10
İçine "insan ruhunu" da somut bir kavram olarak varsayıp eklersek, insan fiziksel olarak nedir? İçine ruh katılmış et grubu.
İnsan= içine ruh katılmış et grubu.
Peki, insan, neden bir şeylerin mücadelesini verir? Yani örneğin, neden mutlu olmaya çalışırız? Neden güçlü olmaya çalışırız, neden zengin olmaya çalışırız, neden diğer insanlar bizi takdir etsin isteriz. Hiç düşündük mü bunu? Evet. Varlığını sürdürme isteği.
Sürekli olarak tercihlerin bulunduğu dünyada insan eğer mutluysa, dünyada yaşamaya devam etmeyi tercih eder. İnsan eğer güçlü ve zengin olursa kendisi ve kendisinden sonra gelecek akrabalarını daha güvenli şekilde yaşamalarını garanti edecektir. Şu halde tüm bu sayılanlar, yani güç, zenginlik, mutluluk ve diğer olumlu duygular insanın varlığını sürdürmesini sağladıkları için bir anlam ifade eder.
Peki, varlık neden gereklidir? Ya da, şöyle sorayım, varlık gerekli midir? Yani dünyada var olmamızın, insanlık olarak, birey olarak, hayvanlar olarak, canlılar olarak, ve hatta cansızlar olarak var olmamız bir şeyler için gerekli midir? Bence, gerekli değildir. Hiç bir şeyin gerek ve yeter koşulu değiliz. Açıkçası burada bulunmamız veya bulunmamamız hiç bir şeyi etkilememektedir.
O halde varlık ve yokluk açısından bireysel manada hiç bir fark yoktur. Şu durumda ben kendi açımdan olaya bakmak durumundayım ve değerlendirme yapmak durumundayım.
Bu dünyada;
Sözüm ona Tanrı var, karışmaz etmez, yokmuş gibi davranır, ya da yok, neyse işte, simülasyon var belki de, varsa bile hiç de aklı başında bir simülasyoncuya benzemiyor, ergen tavırları var. Ve ben bu durumlardan rahatsız oluyorum. Sonuç, eksi.
Mutlu olmayı gerektiren şeylerle mutsuz olmayı gerektiren şeyleri toplam olarak hesaplıyorum, mutsuzluk ağır basıyor. Eksi.
Ayaklar baş olmuş, başlar ayak olmuş, en alt tabakadan en üst tabaka halk kesimlerine çıkarken geri zekalılık artıyor, piçlik artıyor, ahlaksızlık artıyor, açıkça bu dünya hayatı kendi koyduğu kurala, iyilerin üstte olması, kötülerin elimine olması evrim ya da evrensel ilkesiyle kendi kendine çelişiyor, ve her olumsuzlukta ekranın arka tarafında muzip muzip gülen ergen bir O Rus Bunun evladının gülüşü gözümde canlanıyor. Eksi.
Acılar ve gülücükleri karşılaştırdığım zaman bir acı yüz gülücüğü nötürleştirerekten dünyanın genel ortalaması acı tarafında, eksi.
Umut ya da umutsuzluğu kıyasladığım zaman umut yüzde doksan kaybediyor, umutsuzluk genel kazananı.
Niye varız ki madına vurduğumun dünyasında. Kim, ne için düşünmüş, plankton mu düşündü, yokluktan rasgele mi, öyle rasgeleliğin de ben ta; varsa ekranın gerisinde bir simülasyoncu, öyle simülasyoncunun da ben ta...
Bu dünya şans eseri oluşmuşsa ben böyle şansın; yok şans eseri oluşmamışsa, onu oluşturanın ben ta...
İşte, Bu yukarıda yazdıklarım, nihilizmden benim anladığımdır.Bu şekilde hissediyorsanız, nihilistsiniz, bilmiyorsunuzdur, en azından potansiyel olarak öylesiniz.
İlk taşı en dinciniz atsın. Zehir yok mu zehiir.
https://www.youtube.com/watch?v=uTfeN-s7nRo