Jolly Jocker
05-12-2010, 22:39
Devrim konusunda Fransız halkına eski futbolcu Eric Kantona'nın, ''Bu sistem finansal mekanizmalara dayanıyor; hep birlikte bankalardan paramızı çekersek çöker.'' mealindeki açıklaması düşünce ufkumuzu genişletiyor. Acaba buna benzer başka eylemler de yapılabilir, sistem krize sokulup zayıflatılabilir, 'devrimci durum' yaratılabilir mi?
Toplu halde bankalardan para çekmek güzel bir yol. Fakat bu durum, hükümetin daha da otoriteryan tutumlar almasına sebep olacaktır. Krize giren sistem halkın memnuniyetsizliğini daha da artıracak ve halk sokaklara dökülecek, devlet de halkı sindirmek için kolluk güçlerini devreye sokacaktır. Bu noktada, hiyerarşik olmayan ve kendi birliğini ideolojik paydasına borçlu olan şehir gerillaları yaratılabilir. Bu gerillalar karakollar başta olmak üzere kolluk güçlerinin merkezlerini hedef alan ani eylemler yapabilir. Bu tür eylemler hem halkın güvenini artırır hem de devletin gücünü zayıflatır. Fakat zayıflayan devlet gücü yerine asla ve asla sokaklarda güvensizlik ve kör şiddetin kol gezmesine izin verilmemelidir. Bu noktada devrimci gençler sorumluluk üstelenerek kendi mahallelerinde milisler kurmalıdır. Yani devlet otoritesinin zayıflaması, derimci milislerin kurulması için halkın katılımını sağlamada bir avantaja dönüştürülmelidir. Bu milisler, mücadelenin ilerleyen safhalarında devrimi gerçekleştirecek olan bir çeşit kızıl orduya evrilecektir. Devlet otoritesinin sarsılması ve finansal krizin derinleştirilmesi, insanları yaşam koşullarındaki zorlukları aşmak için birbirine zıt iki yola yönlendirir: Birincisi, devlet otoritesinin 'herşeye rağmen' yeniden tesis edilmesi arzusu yaratır; ikincisi, alternatif ekonomik ve sosyal ilişkilere açık hale getirir. Bizi ilgilendiren ikinci şıktır. İkinci şıkkı iyi değerlendirebildiğimiz ölçüde insanların kafasındaki devletçilik geri gelemeyecektir ve devrime yaklaşırız. Ekonomik kriz ve otoritenin yokluğu koşullarında, devrimciler, halkın içinde örgütleneceği, doğrudan demokrasi pratiklerine dayanan dayanışma ağları kurmalı ve bunları sosyalizmin bir nüvesi olarak değerlendirmeli, insanları bu ağlarca sarıp sarmalamalıdır. Bu dayanışma ağları aynı zamanda 'politikleşmiş toplumsal direniş'in organlarıdır. Bunlar, şehir gerillaları ile kitleler arasındaki bağı kuran 'volan kayışları' olacaktır. Bu tür özyönetim organları olmaksızın ne 'öncü savaşı' başarıya ulaşabilir ne de halkın memnuniyetsizliği hayatı daha iyi yönde dönüştürme iradesine dönüşebilir.
Şehir gerillalarının örgütlenmesi, teknolojik olanaklardan da yararlanarak birimlerin birbirinden haberdar oldukları ama bir birimin diğerine üstünlüğünün olmadığı bir biçimde, özgürlükçü bir tarzda yapılanmalıdır. Öyle ki, bunun bir örgüt mü yoksa hareket mi olduğu anlaşılamasın bile. Örgütte tam kararlılık ve suskunluk en temel ilkeler olarak benimsenmeli; örgüt, herkesin herşeyi bilmediği, gerek dışarıya gerekse içeriye karşı olduğundan daha büyük bir örgüt gibi görünebilmelidir. Almanya'daki eski RAF gibi.
Halkın örgütlendiği ve doğrudan demokrasiye dayanan dayanışma ağları hem idari açıdan kendini yönetme kapasitesini artırmayı hedeflemeli hem de ekonomik açıdan sistemden koparak alternatif ilişkileri hayata geçirmelidir. Böylece gerek ekonomik sistemden gerekse devletten bağımsızlaşan yapılar haline geleceklerdir. Dayanışma anahtar sözcüğümüzdür. Bankalardan toplu halde para çekmek, karakol basmak, bankamatikleri tahrip etmek, banka soyup elde edilen paraları meydanlarda yakmak, büyük alışveriş merkezlerini bombalayarak müşterilerini kaçırmak ya da -daha da iyisi!- içine girip yağmalamak ve etraftaki herkesi yağmalamaya teşvik etmek, kamu hizmeti niteliğinde olan ama paralı vaziyetteki herşeyi toplu halde para ödemeksizin kullanmak ve etraftakileri de buna kışkırtmak, otomobil kullanmamak ve böylece gerek otomotiv sektürünün gerekse petrolcülüğün krize girmesini sağlamak, lüks otomobillere ve -içinde insan yokken- toplu taşım araçlarına zarar vererek başkalarının da bu eyleme katılımını zorla da olsa sağlamak ve eylemin etkisini büyütmek, küçük esnaflardan bize karşı olanların dükkanlarını kundaklamak veya yağmaya teşvik etmek, döviz bürolarını kundaklamak veya yağmalayarak dövizleri yakmak, mahallelerdeki dayanışma ağlarında alınan kararlar neticesinde toplu halde alışveriş yapmak ama alışverişi pazardan ya da marketten değil direkt üreticisinden alarak ara unsurların çökmesini sağlamak... tüm bunlar denenebilecek devrimci pratiklerdir.
O halde haydi deneyelim! Vuralım yıkılsın!
Toplu halde bankalardan para çekmek güzel bir yol. Fakat bu durum, hükümetin daha da otoriteryan tutumlar almasına sebep olacaktır. Krize giren sistem halkın memnuniyetsizliğini daha da artıracak ve halk sokaklara dökülecek, devlet de halkı sindirmek için kolluk güçlerini devreye sokacaktır. Bu noktada, hiyerarşik olmayan ve kendi birliğini ideolojik paydasına borçlu olan şehir gerillaları yaratılabilir. Bu gerillalar karakollar başta olmak üzere kolluk güçlerinin merkezlerini hedef alan ani eylemler yapabilir. Bu tür eylemler hem halkın güvenini artırır hem de devletin gücünü zayıflatır. Fakat zayıflayan devlet gücü yerine asla ve asla sokaklarda güvensizlik ve kör şiddetin kol gezmesine izin verilmemelidir. Bu noktada devrimci gençler sorumluluk üstelenerek kendi mahallelerinde milisler kurmalıdır. Yani devlet otoritesinin zayıflaması, derimci milislerin kurulması için halkın katılımını sağlamada bir avantaja dönüştürülmelidir. Bu milisler, mücadelenin ilerleyen safhalarında devrimi gerçekleştirecek olan bir çeşit kızıl orduya evrilecektir. Devlet otoritesinin sarsılması ve finansal krizin derinleştirilmesi, insanları yaşam koşullarındaki zorlukları aşmak için birbirine zıt iki yola yönlendirir: Birincisi, devlet otoritesinin 'herşeye rağmen' yeniden tesis edilmesi arzusu yaratır; ikincisi, alternatif ekonomik ve sosyal ilişkilere açık hale getirir. Bizi ilgilendiren ikinci şıktır. İkinci şıkkı iyi değerlendirebildiğimiz ölçüde insanların kafasındaki devletçilik geri gelemeyecektir ve devrime yaklaşırız. Ekonomik kriz ve otoritenin yokluğu koşullarında, devrimciler, halkın içinde örgütleneceği, doğrudan demokrasi pratiklerine dayanan dayanışma ağları kurmalı ve bunları sosyalizmin bir nüvesi olarak değerlendirmeli, insanları bu ağlarca sarıp sarmalamalıdır. Bu dayanışma ağları aynı zamanda 'politikleşmiş toplumsal direniş'in organlarıdır. Bunlar, şehir gerillaları ile kitleler arasındaki bağı kuran 'volan kayışları' olacaktır. Bu tür özyönetim organları olmaksızın ne 'öncü savaşı' başarıya ulaşabilir ne de halkın memnuniyetsizliği hayatı daha iyi yönde dönüştürme iradesine dönüşebilir.
Şehir gerillalarının örgütlenmesi, teknolojik olanaklardan da yararlanarak birimlerin birbirinden haberdar oldukları ama bir birimin diğerine üstünlüğünün olmadığı bir biçimde, özgürlükçü bir tarzda yapılanmalıdır. Öyle ki, bunun bir örgüt mü yoksa hareket mi olduğu anlaşılamasın bile. Örgütte tam kararlılık ve suskunluk en temel ilkeler olarak benimsenmeli; örgüt, herkesin herşeyi bilmediği, gerek dışarıya gerekse içeriye karşı olduğundan daha büyük bir örgüt gibi görünebilmelidir. Almanya'daki eski RAF gibi.
Halkın örgütlendiği ve doğrudan demokrasiye dayanan dayanışma ağları hem idari açıdan kendini yönetme kapasitesini artırmayı hedeflemeli hem de ekonomik açıdan sistemden koparak alternatif ilişkileri hayata geçirmelidir. Böylece gerek ekonomik sistemden gerekse devletten bağımsızlaşan yapılar haline geleceklerdir. Dayanışma anahtar sözcüğümüzdür. Bankalardan toplu halde para çekmek, karakol basmak, bankamatikleri tahrip etmek, banka soyup elde edilen paraları meydanlarda yakmak, büyük alışveriş merkezlerini bombalayarak müşterilerini kaçırmak ya da -daha da iyisi!- içine girip yağmalamak ve etraftaki herkesi yağmalamaya teşvik etmek, kamu hizmeti niteliğinde olan ama paralı vaziyetteki herşeyi toplu halde para ödemeksizin kullanmak ve etraftakileri de buna kışkırtmak, otomobil kullanmamak ve böylece gerek otomotiv sektürünün gerekse petrolcülüğün krize girmesini sağlamak, lüks otomobillere ve -içinde insan yokken- toplu taşım araçlarına zarar vererek başkalarının da bu eyleme katılımını zorla da olsa sağlamak ve eylemin etkisini büyütmek, küçük esnaflardan bize karşı olanların dükkanlarını kundaklamak veya yağmaya teşvik etmek, döviz bürolarını kundaklamak veya yağmalayarak dövizleri yakmak, mahallelerdeki dayanışma ağlarında alınan kararlar neticesinde toplu halde alışveriş yapmak ama alışverişi pazardan ya da marketten değil direkt üreticisinden alarak ara unsurların çökmesini sağlamak... tüm bunlar denenebilecek devrimci pratiklerdir.
O halde haydi deneyelim! Vuralım yıkılsın!