PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bir sabah...


tensiz.denek
19-12-2010, 15:53
Bir sabah yatağımda bilincim açık bir şekilde uyandım. Ve o orada yoktu. Ne sağda ne sola ne yukarıda ne aşağıda. Hiçbir yerde onun varlığını hissedemiyordum. Boş odada gözerlimi gezdirdim. Her tarafta ne işe yaradığının hiçbir önemi olmayan eşyalar vardı. Ataletle uzayda kapladıkları yerde boşluktan başka bir duygu veya düşünce yaratmıyorlardı. Yatağımda yapayanlızdım ve o an o odada benden başka kimse yoktu. Abraham Maslow 'un peak experience dediği anlardan birini yaşamaktaydım. İlahi olarak sonsuz dolgunlukla dolu, aynı anda O'ndan sonsuz yoksun bir andı. Dışarıda yağan yağmurun kokusu yarı açık pencereden içeri giriyordu. Yağan yağmurun toprağın içine nasıl işlediğine çevirdim düşüncelerimi. Binaların çatılarından, kaldırım taşlarının aralarından, tekrar doğacakları yere, toprağa doğru kayıyordu yağmur damlaları. Su kanallarından ve çatlaklardan içeri sızarak, varolmaya başladıkları yere, toprağa geri dönüyorlardı. O zaman topraktaki o büyük basıncı hissettim. Güne yeni başlayan şehrin sesiyle hayatın toprağa uyguladığı basıncı, varoluşumuzun basıncını. İnsan hayatının dünya üzerinde uyguladığı bu büyük basıncı. Ne yazık dedim kendi kendime. Dünya bu basıncın altında haksız yere eziliyordu. Dünyanın büyüklüğünü hissettim. O an hissettiğim dünya, yaşadığım ekosistem, evrenin kendisinden de büyük ve gösterişliydi. Daha önce var olduğunu bildiğim o Allah isminden çok daha büyüktü. Allah'ın kendisi ise dünyanın üzerindeki bu basıncın sadece bir kısmıydı. O anda olanların farklındaydım. Allahın varlığının hakiki olduğuna dair bütün inancım beni uykudan açık bilinçle uyandığım bir sabahta terk etmişti. Artık Allah kelimesi allah a dönüşmüştü. Kalkıp yüzümü yıkadım.

Daha sonra tanrının ne olabileceğini araştırmaya başladım. İnsan oğlunun din tarihinin başından başlayarak. Şamanizmden başladım araştırmaya. Şamanların doğaya olan bütünlük ve bağlılıkları beni hayran etti. Metaforik ritüellerin nasıl insanın bilincinin derinliklerine inerek materyal dünyada varolmayan piskotik kuvvetlerini göklerin ve gezegenlerin arasına taşıdığına hayret ettim. Düşüncelerim buradan beni doğaya çekti. Doğa çevremizdi, evrendi, mekanikti, kuantikti, biyolojiydi, teknolojiydi. Doğa herşeydi. Zaman, mekan ve madde vardı. Evrim maddenin zamanda ve mekanda değişiminin kaçınılmaz bir sonucuydu. Evrime ortaokul yıllarından başlayarak ilgi duymama rağmen daha fazla araştırmak istedim. İnternette dolaşırken her nasılsa Turan Dursun sitesine rastladım. Evrim hakkında hiçbir fikri olmadığı açık birçok insan saçma sapan şeylerden bahsediyordu. Evrime inanmayan insanların varlığından bile habersizdim. Çok sinirlenmiştim. Hep aynı olasılıksızlıklardan bahsederek beni çıldırtıyorlardı. İnandıkları tanrılarının ne kadar olasılıksız olduğunu görmüyorlardı bile. Ne yazıkki evrenin bu muhteşem mekaniğinin farkında olmayanlara ancak üzülebiliyordum.

Sanırım benim hikayem biraz tersten gidiyor. Tanrı inancımı din hakkında okumaya başlamadan önce kaybettim ve araştırmaya daha sonra başladım. Sitede bulunduğum süre boyunca burada değerli üyelerle tanıştım ve birçoğu allah inancından kurtulmamın ne kadar doğru bir karar olduğunu her fırsatta bana kanıtladılar. Aynı bu sitede düşüncelerine saygı duyduğum birçok dindar üye de olmuştur. Ne yazıkki onların düşündükleri tanrının yeryüzünde tanımlı bir adı olmadığını düşünüyorum. Herşeyden önce bir tanrının bir ismi veya onun ilahiyatına olan saygının onun önünde diz çökerek, yalvararak, dilenerek veya ayaklarına kapanarak gösterilemeyeceğini düşünüyorum. Tam anlamıyla bir din karşıtı değilim, fakat insanı doğanın üzerinde tutan ortadoğu dinlerine insanı doğanın içinde tutan doğu dinleri kadar sempati duymuyorum.

Düşüncelerimi birçok zaman ya ateizme, ya agnostisizme, ya panteizme, yakın hissettim. Bugün ne biriyim ne hiçbiriyim ama hepsiyim. İnandığım birşey varsa o da değişimin kendisidir ve hayat değişimden gelir.

Tanrı inancını kaybetmekten çekinen ve bunları okuyan herkeze sesleniyorum. İnancınızı kaybetmekten çekinmeyin. Evrende hiçbirşey kaybolup gitmez, zaman bile maddeyi evirerek kendinden bir iz bırakır geriye. İlahiyat inancı ise siz ona yetişip erişmek istediğiniz sürece hiçbir zaman yitip gitmez. İnancınızı kuran gibi tevrat gibi kitaplara veya onların satırlarına sığdırmayın. İnandığınız tanrı bir kitaptan çok daha engin ve büyüktür. Sahip olduğunuz tanrıyı keşfettiğinizde onun size aslında çok uzak olmadığını göreceksiniz. Gerçek tanrı sizlersiniz.

tensiz.denek

unbe
19-12-2010, 16:18
sevgili,çok sevgili tensiz denek dostum

umuyorum ki senin bu yazını okuyanlar düşüncelere kapılır ve inancın aslında insanı ne kadar kısıtlayan birşey olduğunu kavrayabilir.
teşekkür ediyorum kendi adıma bu yazı için...

evrensel-insan
19-12-2010, 22:35
Saygideger tensiz.denek;

Hikayenin tersten baslamasi, zaten her seyi anlatiyor. Cunku tersten baslaman demek, rahatsiz yasami yasamadan ve onceden gorebilmen ve de bu rahatsizligin rahatsiz etmeden onunu alman demek.

Ayrica, acik, samimi ve bilinc iceren mesajin icin tesekkurler.

Sorgulamanin onemi ve gucu bir kez daha kanitlanmis oldu.

Saygilarimla;
evrensel-insan

AhbAp
19-12-2010, 22:41
Ne kadar doğru şeyler, ne kadar güzel bir şekilde yazıya dökülmüş senin aracılığınla!

Ellerine sağlık sevgili tensiz...