PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Özgürlükçü Sosyalizm ve Eskinin Eleştirisi


Jolly Jocker
02-01-2011, 01:30
Çok açıktır ki geçmiş sosyalizm deneyimleri sosyalizmi kurma mücadelesini başlangıçta samimiyetle yürütmüş fakat zaman içerisinde yozlaşarak bürokratlaşmış ve hiçbir zaman sosyalizmi kuramadan yıkılmıştır. Bu tür sosyalizan denebilecek deneyimlerin yine de pek çok kazanımı olmuştur. Parasız ve nitelikli eğitim, sağlık ve ulaşım hizmetleri, işsizliğin yok edilmesi, kağıt üzerinde de olsa mülkiyetin kamulaşması, kadın özgürlüğündeki ilerleme, sanayileşme, planlı kentleşme, yaygın bir sosyal güvenlik, dinci ve milliyetçi düşmanlıkların geriletilmesi, tam bağımsızlık v.b. kazanımlar hiç kuşku yok ki geçmiş sosyalizan tecrübenin sahip çıkılması gereken yanıdır. Öte yandan, geçmiş sosyalizan tecrübe, bu sistemlerin ortaya çıktığı ülkelerin tarihsel ve özgün koşullarının bir ürünü olarak bürokratlaşmıştır. Bürokrasi kısa süre içinde marksizmi bırakarak bu ad altında kendi ideolojisini(revizyonizm) üretmeye başlamıştır. Sendikalar yasaklanmış, çalışanların üretici ve tüketici kimlikleriyle örgütlenerek planlama sürecine katılmalarının koşulları yaratılmamış, planlama işi sadece bürokratlara bırakılarak kumanda ekonomisi yaratılmış, bu durum halkın ihtiyaçlarını tam karşılamayan ürünlerin üretilmesine ve dolayısıyla halkın(tüketicilerin) hoşnutsuzluğuna sebep olmuş, yine planlama sürecine halkın katılımının eksikliği yüzünden halkın ihtiyaçlarının tam tespit edilememesi sebebiyle bazı ürünlerde gereksiz bir bolluk ve israf yaşanırken bazı ürünlerde ise kıtlık söz konusu olmuş, tüm çalışanların dev bir devlet kartelinin memurları olarak görülmesi nedeniyle üretici ve tüketicilerin birbiriyle ilişkisizliği artmış ve tüketici zevklerine hitap etmesi mümkün olmayan tek tip ya da kalitesiz ürünler üretilmiş, keza bürokrasinin siyasal hayatta da mevcudiyeti yüzünden halkın yönetime katılımı pek sınırlı olmuş ve bu durum işçilerin sosyalizmi tam olarak benimseyememelerine neden olmuştur. Sovyet devletinin emperyalizmle silahlanma yarışına girmesi de halkın ihtiyaçları için kullanılabilecek devasa paraların hiçbir zaman kullanılmayan silahlara yatırılmasını getirmiştir. Ne üretim sürecinde ne de siyasal yönetimde söz hakkı olmayan işçi sınıfına, sırf bürokrasi ‘’komünist’’ olduğu için, söz konusu düzenin sosyalizm olduğu ve kendisinin de bunu sahiplenmesi gerektiği söylenmiştir. Keza merkezi devletin hantal yapısı da bir büyük sorun olarak ortaya çıkmıştır. Öte yandan, marksizmin ekonomik determinizm temelinde yanlış kavranması pek çok sorunun teknolojik gelişmeye endekslenerek geleceğe ertelenmesine sebep olmuş, tek parti yönetiminin yozlaşan bürokrasisi sosyalizmin toplumdaki ideolojik hegemonyasını kurmayı da boşlamıştır. Tüm bunlar geçmişteki eksiklik ve arızaların kısa bir özetidir ve 21. yy.’ın sosyalizminde tekrarlanmamalıdır.

Kısacası, geçmiş tecrübenin başarısızlığının başlıca sorumlusu, ekonomik ve siyasal yaşama hakim olan bürokratik yozlaşmadır. Günümüz sosyalizmi bürokratik değil demokratik bir sosyalizm olmalıdır. Bu sosyalizmin teorisi olan Marksizm asla ekonomik determinizm temelinde kavranmamalı, pratik ve devrimci bir teori olarak okunmalıdır. Bu bağlamda, hiçbir sorun devrim sonrasına ertelenmemeli, yine hiçbir sorunun çözümü tümüyle sınıf mücadelesine indirgenmemelidir. Temsiliyet ilişkileri ve yabancılaştırıcı kurumların geriletilmesi hedeflenmeli, mevcut düzenin kurumlarının tahakkümünden çıkışı sağlayacak özgürlükçü bir eylem ve söylem bugünden inşa edilmelidir. Bu belirleme, sosyalizmin çoğulcu olmasını, kadın hareketi, çevre hareketi, savaş karşıtı hareket v.b.’yi kendi sultasına almadan desteklemesi gerektiğini de anlatır. Sosyalizm mücadelesinde eşitlik tek başına ele alınamaz, özgürlükle yan yana düşünülmek zorundadır ve özgürlük daha önceliklidir. Bireyin toplum uğruna feda edilmesi anlayışı savunulamaz; sosyalizmin bireysel olan ile toplumsal olanın çelişmediği, bilakis, birbirini tamamladığı bir düzen olduğu unutulmamalıdır.

''Reel sosyalizm''in eleştirisi söz konusu olduğunda troçkizm her zaman avantajlı konumdadır doğal olarak. Peki troçkizmin eleştirilecek yönleri yok mu? Stalin'le girdiği iktidar mücadelesini kaybedene, yani 'eşekten düşene' kadar Troçki ne kadar özgürlükçü ve anti-bürokratistti? Kronştad'a karşı neler yapmıştı Troçki? Demir disiplinli 'öncü parti' ile devrimci mücadele vermek ama işçilerin yönetimine dayanan bir düzen kurmak hedefinde, amaç ve araç uyuşmazlığı yok mu? Bu noktada 'karşıtına dönme' ilkesinin devreye girmeyeceğinin güvencesi nedir? Herşeyin suçlusu Stalin midir? Parti içi demokrasiyi ve hizipleri ortadan kaldırarak bürokratik yozlaşmanın tohumlarını atan, Anadolu'daki kurtuluş mücadelesinde M.Suphi'leri Karadeniz'in kapkara sularında yüzüstü bırakıp kendi ülkesinin Kafkas sınırını güvenceye almak için kemalizme destek çıkan, işçi sovyetlerini önce merkezi yönetimle dengeleyip sonra tümden devletleştirmeye giden Lenin'in ta kendisi değil miydi?

Fazlaca göz ardı ettiğimiz birşey daha var. Teori gerçekten önemli ve Lenin'in de belirttiği gibi, ''Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz.'' Peki Leninizm kendi teorik çizgisini tamamlayabilmiş midir? Lenin'in buna ömrü yetmiş midir? Kendi yoldaşlarının bile itirazlarına maruz kalacak denli alelacele yazılmış Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi pratiği Lenin'in o güne kadarki teorik çizgisinde radikal bir kopuş değil miydi? 'Geleneksel' marksizm-leninizm anlayışınca ne diyorduk hep: Nesnellik bilinci belirler, devrimin kitlesi devrimden sonra ortaya çıkacaktır, yeni insan sosyalizm iyice yerleşiklik kazanınca ortaya çıkacak, devrim için turfanda insan yetiştiremeyiz, kapitalizmin bize sunduğu malzemeyle hareket edeceğiz, öncüler iyi organize olacak ve kitleleri 'devrimci durum' geldiğinde iktidarı fethetmek için yönlendirecekler, devrimci durum ise sistemin ekonomik ve siyasal krizinin üst üste bindiği bir momentte söz konusu olacaktır, bu moment yakalanıncaya dek devrim yapmak hayaldir, 'evrim döneminde' işçi sınıfının bilinç ve örgütlülüğü yükseltilecek ve psikolojisi devrime hazırlanacak, ancak 'devrim dönemi' geldiğinde ayaklanmalar söz konusu olabilecektir. Devrim, sınıf mücadelesinin bir sonucu olacaktır. Bu 'klasik' kabuller Lenin'de de Troçki'de de var. Peki Lenin erkenden ölmeseydi, Nisan Tezlerinin ardını getirebilseydi, Ekim Devrimi pratiğinin teorisini tamamlamak için yeterli ömrü olsaydı da var olabilir miydi bu önkabuller?

Kendi cevabımı baştan vereyim: Hayır! Bu 'klasik' şablonlar artık terk edilmelidir. Zira hiçbir yerde hiçbir devrim bu şablonlar üzerinden gerçekleşmedi. Ekim Devrimini ele alalım. Önce fazlaca anarşizan hareketlerin yoğun katkılarıyla tüm çarlık Rusyası işçi, köylü, asker sovyetleriyle, fabrika komiteleriyle sarıldı. Düğünden ve cenaze hizmetinden savunmaya, iş bulmaktan işçilerin üretim sürecinde denetim sağlamasına dek ülkeyi ağ gibi saran bu organlar ikili bir iktidar yapısını tabandan oluşturdu. Ve tam da bu ikili iktidar sayesinde egemenlerin devleti kışlık sarayın basılıvermesiyle düşecek denli güçsüzleşti. Çünkü onların iktidarı zaten bitmişti, tek yapılması gereken son tokatı indirmekti. Sovyetlerin varlığının doğurduğu ikili iktidar yapısı, düzeni siyasal bir krize soktu ve bu kriz devrimin önünü açtı. Ortada krize giren bir kapitalist ekonomik yapı yoktu, zira gelişkin bir kapitalizm bile yoktu o dönemde. Yani 'kitapta anlatıldığı gibi' ekonomik kriz siyasal krizi ve bu da öncünün kontrolündeki kitle tepkisini doğurmadı, bilakis, kitlelerdeki ısrarlı devrimci mücadele tabanda yayıldıkça yayıldı ve ikili bir iktidar yaratarak düzeni siyasal açıdan krize soktu, bu da sonunda devrimi getirdi. Bu durum teorik açıdan bütünlüklü bir kopuşu da gerektirir. Lenin Ekim Devrimi öncesinde bunu gördü ama teorize edecek vakit yoktu, kendisine itiraz eden yoldaşlarının itirazları incelendiğinde aslında eski teoriden bir kopuş yaşandığı da fark edilecektir. Düzen krize girip de kitleler harekete geçmez; kitlelerin devrimci mücadelesi düzeni krize sokup sallar. Kapitalizmin krizi emekçilerin devrimci mücadelesidir. Yeni insan devrimden sonra sosyalizmin kurulmasıyla ortaya çıkmaz, bugünden ortaya çıkıp mücadele ettiği ölçüde devrime ve sosyalizme yaklaşırız. Zaten o, tam da mücadele süreci içinde şekillenir ve kendi olur. Kadın sorunundan kimlik sorunlarına dek birçok şey devrim sonrasına ertelenip nesnelliğin değişimiyle zamanla çözülmesi beklenmemelidir; bunları çözmek için bugünden bastırdıkça düzen sallanır ve devrime yaklaşırız. Çünkü Marks'ın Feuerbach Üzerine 11 Tez'inde belirttiği gibi, insan pratiği(devrimci mücadele) de nesnelliğe içkindir. Marksist materyalizmin eski materyalizmden temel farkı buradadır.

Ve son olarak... Sınıf mücadelesi önemlidir ama devrimi getiren temel unsur değildir. Çünkü özünde reformisttir. Sınıf mücadelesi demek, emekçilerin sınıflaştırılmayı kabul edip daha iyi 'düzen içi' haklar için savaşması demektir. Oysa sistem açısından asıl yıkıcı olan, emekçilerin sınıflaştırılmayı reddetmesidir. Sermayenin sınıflaştırma diyalektiğinden çıkıştır. Devlet iktidarını ele geçirmeyi hedeflemek değil, tabanda kendi iktidar organlarını kurmak için uğraşmaktır. Sosyalizmin nüvelerini bugünden atmaktır toprağa. Karşıtını olumsuzlamak değil, kendini olumlamaktır asıl mesele. Çünkü emek, karşıtı olmadan da varolabilmesiyle tanımlıdır. Sermaye, emeği tahakkümüne almadan kendini gerçekleştiremez; ama emek için durum tam tersidir, emek sermayenin tahakkümünden çıktığı ve özgürleştiği ölçüde kendini gerçekleştirme olanağı bulur. Yapılması gereken, kitlelere ''ancak devrimden sonra aydınlanabilecek afyonlu bir sürü'' muamelesi yapıp öncünün burjuva siyasetinin dolambaçlarında 'sınıf için' ilerici müdaheleler yapması üzerine siyaset inşa etmek değil; emekçileri burjuvazinin devletinden, siyasetinden, sisteminden koparıp, özgürleştirip, bağımsızlaştırıp sınıfı sınıflaştırılmaya isyan ettirebilmektedir. Emek, sermayenin tahakkümüne girmeye direndiği ölçüde onu krize sokar. Sermayenin krizi, piyasa ekonomisinin dengesizliğinin getirmesini beklediğimiz bir devrimci olanak umudu değildir; sermayenin kirizi, devrimci mücadelemizle bizim yaratacağımız ve düzene dayatacağımız bir olanaktır. Düzenin krizi biz olacağız!