Orijinalini görmek için tıklayınız : EVRİM?
HAYVANDAN İNSAN YARATMAK MÜMKÜN DEĞİL
Stanford University biyo-etik uzmanı Christopher Scott, hayvan beynine insan hücresi enjekte etmenin, insana nispeten yakın bir tür olan maymunlarda dahi insanlık belirtileri yaratmayacağını söylüyor. Klonlama tartışmaları, İngiliz genetikçi Ian Wilmut’un Dolly adlı bir koyunu klonlamasıyla başlamıştı.
Şimdiye dek bir hayvana enjekte edilerek en fazla insan hücresi verilen deney San Diego’da Salk Institute adlı bir kurumda yapıldı. Yine Parkinson hastalığı üzerine yapılan bir deneyde, fareye 100 bin insan embriyosu verilerek, bünyesinin yüzde 0.01’inin insan unsurlarından oluşması sağlandı. Bu oran, hayvanı ‘insan’ yapmıyor.
Batı ülkelerinde genel olarak ulusal bilimler akademileri gibi şemsiye kurumlar insan ve hayvan hücrelerinin tıbbi deneylerde karıştırılmasına olumlu bakıyor. Ancak bilim akademileri gibi kurumlar yine de bu tip deneyleri amacına uygunluk açısından denetliyor. Şimdiye dek tıbbi amaçları aşan ve Frankenstein kuşkusu yaratan hiçbir deney yapılmadı.
evrim teorisi hakkında bir çok acıklama yapan kuruluşlardan bunlarıda duymak sizce bu konudaki çelişkileri dahada cözülmez hala getirmiyormu?
abi memleke tte o kadar insan görünümünde hayvan var onlara ne diyeceksin?:roll:
Sevgili Meas,
İnsana nakledilen domuz kalbi de insanı domuz yapmadı hatırlarsan. Embriyo'ya hücre nakli ile böyle bir sonucun alınmasını zaten nasıl bekleyebiliriz ki? Bir canlıya hücre nakli dediğimizde ne anlarız bundan? Belli bir genetik materyale sahip ve o genetik materyal ile oluşan bir hücre grubunun içerisine başka bir genetik materyale sahip birkaç tane hücre ekliyoruz. Bu konuda aslında lioplerodon daha düzgün bilgi verebilir sanırım, benim hatalarımı da düzeltir.
Diyelim ki bir şempanze'ye %1 oranında insan beyin hücresi naklettik, birşey değişmesini bekleyebilir miyiz? İşlev olarak insan nöronu ile şempanze nöronu o kadar farklı mı ki? Yoksa farklılık bu nöronların sayısı ve bağlantılarından mı kaynaklanıyor? Bence ikincisi daha etkili.
saygılar.
liopleurodon
21-06-2006, 09:13
Bilgiler doğru değil. Ama bu meselenin evrimle ne alakası olduğunu anlamış değilim. İnsana en yakın tür ile insan arasında %0.4 kadar bir fark mevcut. Ama bu özellik bazında binlerce farklılık anlamına geliyor. Zorlama ve seçme mutasyonla bir şempanzeyi insana doğru evrimleştirebilrsiniz. Yaklaşık 6000 nesil sonra insan gibi bir şempanzeniz olur. Ama gene insan olmaz.
Yapılan şey, genetik bir çalışma değil. Hücre bazında bir adaptasyon çalışması. Eğer farklı canlılardan alınan hücreleri başka bir canlıda yaşabilir ve fonksiyonel hale getirebilirseniz, tıbbi açıdan devrim yaratmış olursunuz. Böylece, klonlama ile elde edeceğiniz çeşitli bezleri veya organları ve organ hücrelerini tedavi amaçlı kullanabilir olursunuz. Mesela, karaciğer sorunlarını bu yolla çok etkili şekilde çözebilirsiniz.
Şimdiye dek tıbbi amaçları aşan ve Frankenstein kuşkusu yaratan hiçbir deney yapılmadı.
Biraz fazla iddialı bir söz. Ben bunun böyle olmadığına inanmıyorum. Belki insan üzerinde yapılmış böyle deneyler yoktur, bir insana ne bileyim timsah kalbi filan gibi ama hayvanlara gereke genetik girişimle, gerek implant yoluyla insan özellikleri vs. bolca eklendi. Ve bu bilim kurumu denen meretleri biliyorsam eğer, bunlar çok Frankeştayn yapmıştır sanıyorum. Bunların Allahı paradır. Hemen Hepsinin başında tek lafı "para" olan CEO'lar oturur. Bilim adamları ne yapılacağı filan konusunda kukladan ibarettir. N ile başlayan, yani National, yani Ulusal denen kurumlar ise genelde sivillere gösterilmemesi gereken işleri yürütür.
Haber biraz magazin kokulu. Hayvandan insan yaratamazsınız, ama hayvandan hayvanda yaratamazsınız. İnsan da bir hayvandır biyolojik olarak. Bir maymun türü olan Şempanzeden insan yapamazsınız ama, goril veya Babun'da yapamazsınız. Bunu söyleyen birinin bilimsel olduğunu söylemek komik olur. Ama diyelim ki birisi başka bir amaçla, bir maymuna insan kök hücreleri veya nöronları aşılasın. Adam bunu açıklayınca elbette bir aklı evvel çıkar sorar. Siz onu insan yapmaya mı çalışıyorsunuz gibisinden. Adam da elbette cevap olarak böyle yaparak hayvandan insan yapılamayacağını, *çalışmanın bu hedefi gütmediğini filan söyler. Ama elbette magizinci zihniyet bunu alıp "Hayvandna insan yaratmak mümkün değil" gibi lanse eder. Evet doğru, bir hayvanı alıp insan nöronu filan vererek insan edemezsiniz. Ama evrime zorlayıp insan gibi düşünen veya konuşan vs. bir canlı elde edebilirsiniz. Biizm atalarımız şu anda dünya üzerinde yaşamıyor. Bu nedenle o canlıları alalım evrimle ilerletelim de insan olsunlar diyemeyiz. Maymunlar ise gene o atalardan maymun olma yolunu tercih etmiş olanlar. Bu evrimi geriye veya insana doğru yana ilerletmek pek mümkün değil.. Ama uğrşaılabilir, belki başarılı da olabilir. Fakat bir maymunu alıp bir şeyler ekleyip çıkarıp onu insan yapamk zaten külliyeten saçmalıktan başka bir şey değil.
liopleurodon
Bu dediklerinin tamamı yanlış bilgi.Gerçeklikle hiç bir alakası yok
Sizi saçmalıklardan men ediyorum.Bidaha olmasın ağzınıza biber sürcem Anneniz babnız size yalan sölememenizi,iftira atmamanızı öğretmediler mi... :D :D
liopleurodon
22-06-2006, 11:43
Biraz önce NTVMSNBC'ye uğradım, baktım gördüm ki, mesele buradan alınmış. Ve açar okursanız, durumun bahsettiğim gibi olduğunu görüyoruz, bu alıntının bir üstündeki paragraf:
DENEYLER TIBBİ AMAÇLI
Bilim insanları ise, Bush ve yandaşlarının konuyu saptırdığını, hiçbir bilimsel kurumun bir ‘ara tür’ veya insan özellikleri gösteren ‘hibrid’ hayvan yaratmak gibi bir niyeti olmadığını, yapılan tüm deneylerin tıbbi amaçlı olduğunu vurguluyor.
Bilim insanları, hayvan ve insan hücrelerinin karıştırılmasının hastalıkların anlaşılması ve tedavisinde işe yarayacağının altını çiziyor. Uzmanlar, deneylerin ahlaki açıdan sağlam temellere dayandığını, amaçlarının insanlar üzerinde yapılamayacak bazı deneyleri hayvanlar üzerinde yapmak olarak açıklıyor.
Tümünü merak eden, http://www.ntvmsnbc.com/news/376898.asp adresinden okuyabilir. Ve görüyoruz ki, parkinson tedavisi üzerine uğraşan birileri, hormonal aktiviteyi monitör etmek için bir takım deneyler yapıyor. Birileri aynen söylediğim gibi "Siz insan yapmaya çalışıyorsunuz" filan diye tipik ortaçağ kafasını ortaya atıyor. Vaziyet bu yani.
Konunun evrimle, hybrid yapmakla filan ne alakası vardır, anlamış değilim. Tipik H.Y. usulü çarptıma yapılıyor, bundan ibaret mesele..
liopleurodon;
bunları iyi araştırıyor göründün bakalım öylemi! aşagıdaki metni yazıp yayınlayanlar evrim teorisini senden daha fazla hararetli savunan insanların yazdıkları. Bu konu hakkında ne diyeceksin? Buda olmadı dersen bir tek şey daha yazacagım sana evrim ile alakalı!
SEATTLE - Aşamalı meydana geldiği düşünülen evrim sürecinin, kısa sürede meydana gelen köklü değişimlerle gerçekleştiği ortaya atıldı. Buna göre, köklü değişimler kısa zaman içinde ve hızla oluyor; müteakip uzun dönemde ise sadece ufak değişimler meydana geliyor. Bu tez evrimin sanıldığı gibi uzun sürede aşamalı olarak değil, daha çok ani sıçramalar şeklinde gerçekleştiğini gösteriyor.
Evrim sürecindeki aşamalar, kromozomlardaki DNA serilerinden okunabiliyor. Kromozomlardaki değişimler de DNA parçalarındaki kopyalardan ya da DNA suretlerinden tespit ediliyor. University of Washington uzmanı Evan Eichler, 2 numaralı kromozomdaki kopya DNA serilerini, başka maymun türlerindeki muadilleri ile karşılaştırdı. Bilim insanları ilk etapta DNA’lardaki değişimlerin milyonlarca yıl üzerinde aşamalı olarak gerçekleşmiş şekilde çıkacağını tahmin ediyorlardı. Ama, beklenenin tam tersi bir sonuç çıktı.
Tahlilde, büyük kopyaların kısa zaman aralıkları içinde meydana geldiği gözlemlendi. Köklü değişim sıçramalarının arasında uzun ve değişim olmayan dönemler tespit edildi.
20 İLA 10 MİLYON YIL ARALIĞI
Evrim tarihinde canlılar arasında en önemli çatallanmanın 10 ila 20 milyon yıl önce yaşandığı anlaşılıyor. Araştırma insanoğlu, şempanze, orangutan ve gorillerin de aralarında bulunduğu maymun familyasının, diğer ilkel maymun türlerinden bu 10 milyon yıllık aralıkta ayrıldığını gösterdi. Ancak, 10 milyon yıl, evrim süreci için uzmanların daha önce tahmin edemeyecekleri kadar kısa bir dönem.
Öte yandan, insanla diğer maymun türlerinin birbirinden ayrılması ise daha sonra gerçekleşti.
SADECE 2 NUMARALI KROMOZOM İNCELENDİ
Bilim ekibi, 2 numaralı kromozomdaki DNA değişimlerinin neden bu kadar kısa aralıklarla ortaya çıktığını şimdilik açıklayamıyor. Ancak bu çalışma, evrimin aşamalı ve dengeli gerçekleştiği tezini sorguluyor. Hatta evrim süreci içindeki bu sıçramaların beynin genetik gelişiminde etkili olduğu da düşünülüyor.
Evrimin ritmiyle ilgili bu çalışmanın geçerlilik kazanması için, diğer bilim merkezlerinin onayından geçmesi gerekiyor. Araştırmanın kurama dönüşmesi için ise, diğer kromozomlarında incelenmesi gerekecek.
Ayrıntılı bilgi için tıklayınız: www.gs.washington.edu/faculty/eichler.htm
Kaynak: The NewScientist
Not: Araştırmanın tam metni hakemli bilim dergisi Genome Research (Vol, 15)’te yayımlanmıştır.
ayrıca şunuda belirteyim H.Y'nin benim nezdimde tek acıklaması var. KAMYON LASTİĞİDİR kendisi (mecazi anlamda kimler için kullanılır) *:)
bu yeterli sanırım!
Sevgili meas,
En son gönderdiğin yazıda "evrim" yadsınmıyor. Tam tersine nasıl gerçekleştiği irdeleniyor.
Yine de teşekkür ederim bu yazı için. Liop ustamızdan bu konudaki fikrini öğrenmek isterim.
Dana önce bir haberde okumuştum (nerede okuduğumu hatırlmıyorum); El nino nedeniyle gerçekleşen iklim değişiklikleri, tohumların kabuklarının daha sert olmasına neden olmuş. Bu nedenle Galapagos adalarında tohumlarla beslenen kuşların gagalarının ortalama kalınlığı bu kısa surede 0.4 mm artmış. Yazıda, evrimin uzun sürelerde yavaş yavaş değil, ortam koşulları değiştiğinde, hızlı bir şekilde gerçekleşmiş olabileceğini öne sürüyordu.
Kabaca mutasyonların hızının sabit, evrimin hızının ise ortam şartlarına bağlı olarak değiştiğini düşünüyorum.
Yani ortam şartları değişmediyse, populasyonda oluşan mutasyonlar populasyonda baskın hale gelip radikal değişikliklere neden olmuyor.
Ortam şartları değişince mutasyonların etkisi radikal olmaya başlıyor. Öreğin Afrika'daki iklim değişiklikleri nedeniyle, ormanlık alanlardan çıkıp, açık alanlarda yaşamak zorunda kalan hominidlerin -evrim açısından bakıldığında- bu kadar kısa sürede bu kadar büyük farklılıklara uğramalarının sebebinin, eskiden kazanılmış özelliklerin yeni ortam şartlarında yaşamı devam ettirme açısından çok yetersiz kalması ve mutasyonlar sayesinde yeni ortam şartlarına uyum gösterebilen bireylerin populasyonda dominant hale gelmelerinin olduğunu düşünüyorum.
mamuli;
liop ile bu tartışmam yeni degil aslında, kromozomlardaki DNA ve daha bir çok konu hakkında yazdım kendisine, evrim teorisinin gercekte çok saglam temellere oturmadıgının kanaatindeyim sadece. İnsanların en yakın kromozomlardaki DNA ile anılan maymunlar diyorum, pekte fazla ayrıntıya girmeden aslında bire bir kromozomlardaki DNA ile örtüşen patetes var yani şimdi herşeyin bire bir oldugu PATETES'i tutupta atamız diyemeyizki yanlış olur atamızın patates oldugunu düşünmek her neyse liop mutlaka bir acıklama getirecektir.
insan=46
patetes=46
:)
Sevgili meas,
Patatesin kromozom saysıyla insanın kromozom sayısının aynı olmasının seni neden güldürdüğünü anlayamadım? Evrim ile ne ilgisi var onu da anlayamadım?
Patatese atamız deme ihtiyacını nereden duydun onu hiç mi hiç anlayamadım?
Kromozomun içerdiği genler, sıralama vs. bunların önemli olduğunu biliyorsundur elbette. Bu açıdan bakınca yazını çok ciddi içeriği olan bir yazı olarak değerlendiremiyorum.
Evrim teorisinin çok sağlam temellere oturmadığı kanaatinde olduğunu söylüyorsun. Ben tam tersi yönde düşünüyorum. Evrim konusunda tartışmayı da gereksiz buluyorum.
Evrim'i yadsıyan, onun getirdiklerini kullanamayan, evrime dayalı teknolojiyi geliştiremeyen toplumlar için 21. yyıl'ın tamamen bir yıkım olacağını düşünüyorum.
Sonuçta kanıtlar ortada. Bilim orta yerde duruyor: Anlayanın, geliştirenin, kullananın hizmetinde. Anlayamayan, geliştiremeyen, kullanamayana "abbas yolcu" dışında diyeceğim birşey yok.
mamuli;
evrim teorisinin evrime dayalı teknolojiyi geliştiremeyen toplumlar için 21. yyıl'ın tamamen bir yıkım olacağını düşünüyorum bu konuda hem fikir oldugumuzu bilmeni isterim isterim lakin liop ve bir kaç arkadaşım var bunu bir dayatma gibi herşeyi bunun üzerine kurmaları ne kadar saglıklıdır onada herkez kendi inancı veya kendi dogrularınca karar verir bunada pekte diyecegim yok benden daha fazla bildigi nedir dogrusu okumak isterim günümüze nasıl geldigimizi?
veya atalarımı yada atalarımın atalarını :)
tartışmak bilimsel acıdan her yönü ile bunu kendi insanlarımızın ögrenmesini saglamak daha ayrı bir olay bana kalırsa.
Sevgili Meas,
İlginç bir tartışma olabilir bu ama konu dağılmış gibi geldi bana. Birinci verdiğin alıntı ile ikinci ayrı konularda. Birincisinin bence evrimle ilgisi yok. Yani hücre aktarımı yada adaptasyonu ile ilgili bir konu. Ama ikinci verdiğin haber evrimle ilgili. Ama Mamuli'nin dediği gibi evrimi yadsımıyan, tersine savunan bir yazı. Bence bunu aktarman iyi de olmuş.
İkinci yazıda tartışılan evrim sürecindeki köklü değişimlerin uzun sürelerde mi yoksa sıçramalı olarak, adeta devrimler gibi kısa sürelerde oluşup, sonra uzun süreler içinde sadece küçük değişiklikler mi olduğu konusu. Ben sanki bu konuda daha önce burda birşeyler okuduğumu hatırlıyorum. Belki de Liop dostumuz yazmıştır. Halbuki hep değişikliklerin uzun süreçlerde oluştuğunu düşünürdüm.
Evrim teorisi bence inanılmaz zengin ve sürekli zenginleştirilebilecek bir teori. Günümüzün en hızlı gelişen teknolojilerinden birisi genetik teknolojisi ve bu alanda yapılan çalışmalar geliştikçe bu teori de sürekli gelişiyor ve güçleniyor.
sargon;
evrim ile alakalı daha güncel ve bize gercekten bir şeyler kazandıracak şekilde yazılar asarsak buraya daha faydalı olur sanırım liop arkadaşımın actıgı bu http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=2989
topikten dolayı bunu asmaya karar vermiştim bence başlıktaki zırvalıktan kendide haberdar!
evrim bumudur yani!
Açıkçası o tartışma beni aşan bir tartışma. Liop mutasyonun genetik olabileceğini gösteren bir örnek olduğunu iddia etmiş. Mutasyon genetik olmaz diyenlere karşı bu örneği göstermiş, bence buna gerek yoktu çünkü bu konuda zaten bir sürü araştırma yapılmış ve bu artık bilimsel bir gerçektir. Kabul etmeyenler bilimsel olmadığı için değil, inançları yüzünden karşı çıkıyorlar.
Mutasyonun genetik olduğuna karşı çıkmak için sanırım zencilerin çocuklarının beyaz olduğunu falan göstermek gerek. Adem ve Havva yaşamış olsalar ve biz de onların çocukları olsaydık bile farklı ırkların olabilmesi için mutasyon gerekirdi. Amann, bilimsel konuya dinsellik sokmayalım derim ben. HY gibi oluruz. (Allah göstermesin! *:D )
Arkadaşlar 7,2 milyon yıllık toumai iskeleti acaba evrim şemasını değişikliğine neden olabilir mi?
Çünkü o bulunana kadar en eski iskelet 4,4 milyon yıllıktı toumainin daha insansı çıkması şemayı bence değiştirir gibi geliyor?
Selamlar
http://www.geocities.com/kibele2tr/images/Evolution_of_chordata.gif
--link'i düzelttim - neutrino
yukardaki resim insanın nerden nereye geldigini gösteriyor.
ciddi ciddi yapmış adamlar.
liopleurodon
04-07-2006, 17:13
Sağolsun, forum ahalisi teveccüh etmiş, fakat, önce bir soru sormak lazım:
10 Milyon yıl, sizce çok kısa bir zaman mı? İnsan ömrünün daha 2000 yıl önce 30 ortalama olduğunu düşünürseniz, bu 10 milyon yıla kaç nesil sığar?
Evrim, kuramsal değil, gözlemsel bir teoridir. Elinizde kazma, fosil toplarsınız. Elinizde kavanoz tür toplarsınız. Elinizde analizör, DNA testi yaparsınız. Buralardan bir takım bilgiler elde edersiniz. Bu bilgiler size, insan ile zürafnın bazı özellikleri paylaştığını, bunların ortak bir atadan geldiğini gösterir. Yani evrimi gösterir. Tarihsel evrim sürecinde, mevcut türler için DNA üzerinde çok fazla bilgi edersiniz. Ama bu milyon yıllara sari olmaz.
İşte elinizde bu bilgiler, bu gözlem sonuçları vardır. Sizde bu sonuçlara göre, insanın türleşmesinin atıyorum 40 milyon yılda olduğunu söylersiniz. Ama eliniz boş durmaz, gözlemlere devam edersiniz. Yeni tekniklerle, şüpheli sonuçları daha kolay bulabilmeyi, daha doğru sonuçlar elde etmeyi, aynı malzemeden daha çok biligi çıkarmayı vs. öğrenirsiniz. Bu halde elinizdeki bilgiler artar ve bu yeni bilgiler, büyük ihtimalle bazı eski bilgilerinizi geçersiz kılar. Dahası, eski bilgilerle yapacağınız değerlendirmeleri de geçersiz kılar. Sizde yeni değerlendirmeler yaparsınız.
Bu yeni bir şey değil ki? Neanderthal ilk bulunduğunda insanın atası sanıldı. Ama başka keşifler gösterdi ki, o insanın amcasıymış. Ama kanımız da karışmış. Neanderthal insanın direkt atası değil. Fakat, pek çoğumuz neanderthal meleziyiz.
İşte mesele bu yönde bir mesele. Evrim teorisinin, evrim denen ana ilkesine bir muhalefet yok. Ama, gerek türler bazında, gerekse dönemsel süreçler bazında bir sürü karanlık husus mevcut. Bunun sebebi, teorinin, teorik altyapısının yetersizliği değil, gözlem yetersizliği. Dinozr ile kuş kalça kemikleri benzerdir. Bu yüzden yıllarca kuşların atalarının dinozorlar olduğu düşünülmüştür. Ama ilerleyen dönemde bulunan yeni fosiller bize kuşlarla dinozorların yollarının çok çok daha önce ayrıldığını göstermiştir. İşte bu bilimdir. Bilimde, "Kuşların atası şudur" teorisi vardır. Bu teori eldeki kanıtların gösterdiğini ifade eder. Başak kanıtlar ortaya çıkarsa, bu kanıtlarla yeni bir teori ortaya konur..
Devri zamanında, ilk çekirdek bilimci biyologlar, çekirdeğin ne iş olduğunu anlamaya çalışırken, her canlı türünde hücrenin belli sayıda kromozom ihtiva ettiğini, eşeyli üremede kullanılan hücrelerinse yarı sayıda kromozom ihtiva ettiğini bularak büyük bir iş başardılar. Böylece, genetik mirasın nasıl ve nerde taşındığı ortaya konmuş oldu. Daha sonra bu bilgi nedne katırların yavrusu olmaz vs. gibi açıklamalara mevzu oldu. Eski bir görüşe göre, farklı iki cins bir yavru sahibi olamaz. Said Kürdi bile bu kavramı kullanmıştır. Bu halde bir şekilde değişen bir birey üreyemez ve bu evrimi engeller..
Oysa bugün biz kromozom sayısı mevzusunun değil, gen dediğimiz DNA Sekanslarının bu işte etkili olduğunu biliyoruz. Katırlarında yavru sahibi olabileceğini de. Bugün itibarıyla, kromozom sayısının bir sayı olmaktan öte bir anlamı yoktur.
liopleurodon;
yukardaki şema dogrumudur?
her yönüyle!
liopleurodon
04-07-2006, 20:39
İlkokul öğrencisine atomu nasıl anlatırsın? Bir çekirdek vardır. Burada artı yüklü protonlar ve nötronlar olur. Çekirdeğin çevresinde de elektronlar ha babam döner.. Bir atomu, bu kadarla özetleseniz, nükleer kuvvet, zayıf kuvvet vs. göz ardı etseniz, atom altı parçacıkları, elektronun dönmediğin vs. ortaya koysanız... Bu öğrenciye bir fikir vermiş olur musunuz, yoksa, kapasitesinden fazlasını mı istemiş olursunuz?
Yada bir lise öğrencisine, biyoloji dersinde gidip hormonları üreten sistemin genetik kod üzerinde nasıl oluşup mRNA sentezini sağladığına vs. girseniz, dolaşım sistemini öğretirken, EKG üzerinden kasılmaların nasıl Q dalgasına tekabül ettiğini filan anlatsanız?
İşte bu resimd eböyle bir şey. Bu tür çalışmalar, phylogeny denen özel bir ihtisas dalıdır. Bu resim, ancak, özetin özetinin özeti gibi çok basit bir ifade olabilir...
Dahası, resim yanlış. O canlılar, üstündekilerin atası değil :(
Peki kim bunların atası? Cevabı böyle veremezsiniz, elinizde yeterli kanıt yok. Ancak, bir kaç türün içine alan bir grup çizersiniz, bu gruptan ortaya çıkan bir kaç farklı tür.. Yani, mesela, kuşların atası raptor'lar değil. Ama, resmin basitliğine bakarak, makul, kabul edilebilir olduğu söylenebilir. Aam bilimsel referans olmaktan uzak :(
Eğer merak ediyorsanız, şöyle biraz elle tutulur bir şeyler sunan, şöyle bir yer var, buraya bir göz atarsınız, umarım:
http://tolweb.org/tree/phylogeny.html
teşekkürler yinede liop, lakin evrimin bana kalırsa elle tutulur bir yanı yok nasılki kitaplı bütün dinler için fikrin neyse bunada öyle bakman gerek bana kalırsa.
132 yıllık evrim yalanını kendi cizimleri ile burda zaten ortaya koymuş bunun tartışılacak veya yazılacak bir tarafı yok liop kendinde okursun artık....
http://www.answersingenesis.org/creation/v20/i2/fraud.asp
her iki resmin arasındaki farka kendinde bak!
liopleurodon
05-07-2006, 08:32
meas, 3 bin yıllık Tanrı (Yehova, teslis, Allah vs.) yalanını savunabilen birisinin savunabileceği bir laf üzerinde değilsin. Haeckel'in yanlış yaptığı 150 yıldan beri biliniyor zaten. Bunun yanlış olması, evrim teorisi ile ilgili bir sorun değil ki? Haeckel evrim teorisine destek olarak bu çizimler üzerinde uğraşmadı. O günlerde hala cevabı aranan kaltımı mevzusu üzerind eçalışırken bu çizimleri kullandı. Onun fikri, daha ilkel atalardan kalan kalıtsal özelliklerin, ilkel canlıda, yani embriyoda görüleceği idi.
Tüm canlılar, diyelim ki embiryonun ilk %30 gelişiminde, %100 aynı olsalar, bu evrim teorisine dair herhangi bir kanıt oluşturmaz. Size, evrim gözle görülen, gözlenen bir şeydir diyoruz, siz hala 100 yıldan geride kalmış, modern biyoloji tarafından çoktan çöpe atılmış yerlerde takılıyorsunuz. Darwin'in görüşlerinin hemen tamamı şu anda çürütülmüş haldedir, Değişim ve doğal seleksiyon tarifleri dışında. Ama siz hala yok Haeckel, yok Darwin.. Bunlarla uğraşacağınıza, Havaii'deki meyve sinekleri ile uğraşın. Sao Paolo'daki yılan adası sakinleri ile uğraşın. Galapagos ispinozları ile uğraşın. Tiktaalik gibi "araformlarla" uğraşın. Kalçalı yılanları yaratmak için tanrı ol mu demiş, "olur mu acaba" mı demiş, bununla uğraşın.
Evrim, yarım yamalak bilgiyle anlaşılabilecek bir teori değildir. Tahminen trilyonlarca canlı türünün 3.5 Milyar yılda nasıl ortaya çıktığını anlatır. Yaratılışçılarda buna saklanır, mevzuyu bilmeyenleri böyle aldatmaya çalışır. Sizde zavallı beyin fukaraları o yalanlara kanar, onların iftiralarına sarılıp böyle pis laflar edersiniz. Sizin allah dediğiniz o şerefsiz tanrı, gelsin, bir tür yaratsın, sizin gibi adi insanları da silsin dünyadan da görelim bakalım, aslı var mıymış.. "Evrim yalanı" diyerek bunca bilim adamını "yalancı" olarak damgalamak, ancak adi ve şerefsiz insanların yapacağı bir iştir, ya sence?
liop seninle nerde ayrılyoruz biliyormusun, yukarda verdigim linkte 1998 yılına kadar bunun böyle oldugunu savunmuyormuydu evrimi savunan insanlar? pekala senin dedigin şekilde dinleyelim o halde. Evrim, yarım yamalak bilgiyle anlaşılabilecek bir teori değildir. Tahminen trilyonlarca canlı türünün 3.5 Milyar yılda nasıl ortaya çıktığını anlatır. bu yazdıgını cidden saglıklı bir şekilde anlatıyor ve hararetle savunuyorlar öylemi?
şayet öyle ise helal olsun tek diyecegim bu!
liopleurodon
05-07-2006, 17:37
Bir kaç hususu birbirine karıştırıyorsun.
Evvela, "Evrim yalanı" dediğin zaman, evrim şudur diyenlerin "Yalancı" olduğunu iddia ediyorsun. Bu açıkca iftiradır. Farzedelim ki, evrim teorisi yanlış. Bu evrim şudur diyenlerin yalan söylediği anlamına gelmez, yanıldıkları anlamına gelir. Yalan dediğin zaman, doğrusunu bile bile adi bir eylem yapıp yanlışı söylemek anlaşılır. Ve sen bu noktada, yalancı diyerek utanmaz, rezil ve şeref noksanı bir iftiracı haline düşersin. Belki bizim yanıldığımızı gösterebilirsin, ama bu bizim çıkıp yalan söylediğimiz anlamına gelmez. Biz elimizdeki somut bilginin gösterdiğini söyleriz. Sen bizden başka bir şey biliyorsan, yanılmışız deriz, kabul ederiz. Ama sen şu ana kadar bizim yanlış bildiğimiz bir şey söylemediğin gibi, bizim şunun şöyle olduğunu bildiğimiz halde, böyle diyerek yalana müracaat ettiğimizi de göstermiş değilsin. Bu da apaçık bir şekilde, senin derdinin, iftira etmek olduğunu ortaya koyuyor, başka bir şey, bilhassa bilimsel olarak evrimi tartışmak olmadığını açıkca gösteriyor..
Evrim teorisi ne söyler bilir misin? Bilmediğin ayan.. Sana 3-5 cümle ile izah edeyim.
Türler nasıl ayrılır? Yani şu başka bir türdür, bu başka bir tür diyebilmemiz için somut bir kaç kıstas söyle desem, ne söylersin? Uzak kıtalar, denizler vs. keşfedilmeden önce, inek, koyun, maymun vs. 3-5 çeşit canlı varken, bu soruya cevap vermek kolaydı. Ama 1700'lerde yapılan coğrafik keşifler, canlı çeşidini öyle artırdı ki, bu sınıflamayı yapmak bir sorun olmaya başladı. Bu sorunu çözmek için, canlıların özelliklerine bakılmaya başlandı. Ayak yapısı, iskelet yapısı, organ yapısı vs. vs. derken, bu sınıflandırmanın da güç olduğu ortaya çıktı. Yani, Timsah ile Komodo ejderini neye dayanarak ayrı tür diyeceksin? Aralarındaki farklar, iki insan türü arasındaki fark kadar ancak.. Bu halde, bu özelliklerin ne işe yaradığı ve nasıl ortaya çıktığı sorusu ortaya çıktı. Biyolojinin o devirdeki derdi bu oldu. Pek çokları pek çok fikir ortaya koydu. Ama bu soruya en makul cevap, bu canlıların hepsi birbiri ile akraba olduğuydu.
İşte evrim teorisi bu şekilde ortaya çıkar, canlıların birbirleriyle olan akrabalıkları, melezleme, gözlem vs. yoluyla ortadadır. Peki o zaman bu canlılar nasıl bu hali aldılar, nasıl değişip başka canlılara dönüştüler? Bu sorunun cevabı Darwin ile geldi. hoş, Darwni kitabı ilk yayınlayandır. Wallace gibi başkaları da aynı fikirleri Darwin'den bağımsız olarak ortaya koymuştur. Mesela, Erzurumlu İ.Hakkı, tekamülün maymundan insana olduğunu, kusursuz ulama olması gerektiğini filan söyler..
Peki evrim teorisi ne söyler? Kaynaklar sınırsız değildir. Canlılar ise, bir defada (hayatları boyunca) kaynakların asla yetmeyeceği kadar fazla ürerler. Bu durumda, ancak daha avantajlı olan birey daha çok yavru üretebilir. Zayıf bireyler (güçsüz filan değil, yeterli biyolojik özelliğe sahip olmayan bireyler) doğadan ayıklanır. Güçlü özellikler bu şekilde yeni nesillerde gelişir. Kısaca, doğal seleksiyon yani. O dönemde ortaya konan evrim bunu ortaya getirir. Bu prensip bugünde hala geçerlidir.
Peki, nasıl oluyorda, canlılar değişebiliyor. Bir canlıyı al, yavrularına bak. Bu canlı yavrularından farklı. Demek ki, canlılar her doğumda farklı canlılar ortaya çıkarıyor. O halde, bu fark uzun vadede, canlının değişmesine yol açacaktır. Dikkat edersen, o devirde mutasyon, hatta kalıtım filan bilinmez. Bakılır, canlılar nasıl çeşitleniyor?
Lamark, örneğin, bakar ki, şu hayvan avını yakalamak için hızla koşuyor.. Sanır ki, o hızlı koştuğu için bacakları gelişiyor.. Bu yüzden, bacakları gelişen hayvanın güçlü bacakları olacağını savunur. Dikkat et, o devirde kalıtım henüz bilinmemektedir.
Kalıtımın keşfi ile, bunun doğru olmadığı ortaya çıkar. Lamark'ın değerlendirmesi yanlıştır, yavru, bacakları gelişmiş doğduğu için hızlı olmaktadır. Fakat, aynı gözlemler, bir aslanın (atıyorum) 5 yavrusu olduğunu, bunların hepsinin aynı bacak yapısı ile doğmadığını da gösterir. Ve sadece bacakları daha güçlü olanların hayatta kalabildiğini de.. İşte evrimin ilk adımı budur. O dönemde bu değişimin neden böyle olduğu bilinmemektedir, ama böyle olduğu bilinmektedir.
İşte milletin Darwin, evrim teorisi vs. olarak bildiği şey budur. Sizin yalan dediğiniz şey, apaçık bir şekilde bu gözleme dayanmaktadır. Otur, kaplumbağaları izle. Bir sürü yavrusu olur, ama çoğu, 1 yaşına ulaşamaz. Ancak belli özellikleri olanlar ulaşabilir. İzlemeye devam et, bir süre sonra bu özellğin öne çıkıp gittiğini gözlersin. Ama bu ancak mesela binde bir filan gibi bir oranda görülebilir. Eğer, 70 yılda binde bir o tarafa doğru bir ilerleme varsa, 7000 yılda tam ilerleme olacağı ortadadır. Bu gözlem herkesin kıra çıkıp yapabileceği basit bir gözlemdir. Eğer, yüksek sayıda canlıyı incelerseniz, türlerin bir kaç yüz bin yılda baya farklılaşacağını gözlerinizle görürsünüz.
Bugün itibarıyla evrim teorisi çok yol almış haldedir. Artık genetik vs. bilim olarak elimizin altındadır. Mutasyon denen allele ötesi değişim mekanizması da keşfedilmiştir vs. vs. Ve evrim teorisi bu yeni biligilere göre yeni şekiller almaktadır. Fakat, size öğretilen "doğal seleksiyon" tabanlı evrimin ana prensibi hala hiç değişmeden durmaktadır..
Ama, evrim teorisi, biyoloji üst disiplininin kapsamında bir konudur. Ve bu kapsamda mevzu, bu kadar bir cümle ile izah edilecek kadar basit değildir. Doğal seleksiyonun hangi etmenlere nasıl bağlı olduğu, seleksiyon parametrelerine göre hayatta kalmanın korelasyonu, genetik ve çevresle etmenlerin standardı, sapmaları, izometrik izdüşümüne dair denklemler vs. bilinmek durumundadır. Bununla da kalmaz. İlgi alanına giren canlının evrimsel geçmişini, yani phylogenetic backgroundunu vs. çıkarmanız gerekir. İşte, evrim teorisini bu taraflarına dair veriler henüz yeterli olgunluğa sahip değildir. Elimizdeki veriler bize canlıların evrimleştiğini göstermektedir. Ama örneğin, son global ısınma sürecinin canlıları nasıl bir evrime götüreceği tespit edilememektedir.
Biz, yıllarımızı bu işin içine vermişken, hala bu konuda hem fikir değiliz. Evet, evrim var, buna hiç kimsenin bir laf ettiği yok. Ama kuşlar nasıl ortaya çıktı dersen, bir sürü kafa ve her kafadan çıkan farklı bir ses duyabilirsin. Fakat "Evrim yok mu o zaman?" diye sorarsan, tek cevap alırsın: "Hayır, kuşlar evrimle ortaya çıktı"..
İtiraz edenler yok mudur? Vardır elbette, her zamanda var olacaklardır. Önemli olan kabul veya itiraz edenlerin sayısı değil, ellerinde ne olduğudur. Bir kişi çıksa ve elinde yadsınamaz bir parametre getirse, o zaman bu seslerin tümü birden "Evrim teorisi yanlış" şekline dönecektir. Ama maalesef, böyle bir parametreye sahip hiç kimse yok..
Bir zamanlar "Tanrı öyle söylemiyor, o halde Evrim yok" diyenler, süreç içinde "Bu işler tasarım gerektirir, kendi kendine olamaz" gibi söylevlere doğru gerilemiştir. Çünkü, ortaya koydukları tüm argümanlar ya ilk anda, ya da *takip eden dönemde yapılan keşiflerle çürütülmüştür. Bu durumda, bu malum tayfa, evrim teorisi ile alakasız şeyleri kullanmaya başlamıştır, başlangıç olarak. Örneğin, "İnsan maymundan gelmiş diyorlar" gibi bir laf ederler. Oysa bunu söyleyen Darwni veya devam eden dönemde teoriye katkıda bulunanlar değildir. Mesela, Erzurumlu İ.Hakkı bunu söylemiştir, ama o evrimci ve biyolog değildir.
Akabinde, çarpıtma ve yalan yoluna gidilmiştir. Mesela, piltdown adamı der çıkarlar. Bu sahte fosiller hiç bir dönemde bilimsel bir çalışmaya konu olmamıştır. Hiç bir dönemde insanın atasına dair bilimsel olarak bir kabulde filan bulunulmamıştır. Pek bilinmeyen bir şey, bilisel bilgilerin nasıl genel kabul gördüğüdür. Örneğin yayınlar ve konferanslar. Bu hususta, yapılan yayınlar bazı tabloid gazetelerin ötesine geçmemiş, hiç bir konferansta gündeme alınmamıştır. Yani, evrim teorisi bu gibi sahte fosilleri vs. hiç bir zaman kullanmamıştır. Amma, birileri çıkmış, ahanda piltdown adamı gibisinden vaveyla etmiştir.
Şimdi bakalım, desem ki, şeyini öptüren şeyh.. Ali KALKANCI... Bunlar islam dini için mihenk taşı olur mu? Bu tür çabalar, ancak buna benzemektedir.
Bu yöntemde iş yapamış, maskeler düşünce, bu kez, çarpıtma yoluna gitmişlerdir. Örneğin, bir yazıyı alırlar. Yazıda der ki, "İşte falanca ünlü bilim adamı şöyle demiş.." Bakarız kimmiş bu. Adam bir matematikçi çıkar. Dahası, bu adam bu sözü 1800 kusur yılında söylemiştir.. Çüşş derken başka birine bakarız. Gene "İşte falanca evrimci der ki: Kuşlar dinozorlardan türemiş olamaz. Görüldüğü üzere, bunlar bile evrimin olmadığını itiraf etmektedir.. " Hımm, der bakarız. Evet, adam böyle diyor, diyor ki, kuşlar dinozorlardan türemiş olamaz, bir pre-alosaur şu türden türemiş olmalı.. Yani, adamın evrim teorisine sözü gene yok. Pes diyelim derken, başka bir örneğe bakarız. "Darwin der ki, şöyle kötü oldum, ben bile artık inanmıyorum vs. v.s". Hımm deriz, biz neden okumadık bunları derken bakarız ki, Darwin bir dostuna yazdığı mektupta, ne bileyim komşusuyla olan kavgası gibi alakasız bir mevzudan bahsetmiş..
İşte mesele böyle olur hep. Şimdi bir bak bakalım, yalan söyleyen siz misiniz, evrimciler mi? Hal böyleyken bir de zeytinyağı gibi üste çıkma gayretiniz, acaba hafif adam oluşunuzdan mı kaynaklanıyor?
Ve sen bu noktada, yalancı diyerek utanmaz, rezil ve şeref noksanı bir iftiracı haline düşersin.
bak liop adam gibi konuş bu sitede kimseye hakaret etmedim fakat sen hak etme gayreti içindesin. Evrim teorisi hakkında bilmedigimin ayan oldugunun farkında isen, ne anlatma gayreti içindesin. Daha önce senin yazdıgın bu yazıları okuyan bütün insanları aptal durumuna düşeren kim? Bu yalan 1866'dan bu 1998'e kadar sure gelmis, evrimclerin sozde bilimsel dayanagı olmustur. Dahası artık lafı degiştirerek hayır biz yanılmıştık, o zamanlar! işin dogrusu budur der durursun. Bunu derken efendi ol hakaret etme insanın canını sıkma boş yere. Anlatmak veya savunmak zorunda degilsin yapacaksan adam gibi olur yazarsın benim varsa bildigim bir şey yazarım yoksa zaten senin için ne ala.
Ve sen bu noktada, yalancı diyerek utanmaz, rezil ve şeref noksanı bir iftiracı haline düşersin.
bak liop adam gibi konuş bu sitede kimseye hakaret etmedim fakat sen hak etme gayreti içindesin. Evrim teorisi hakkında bilmedigimin ayan oldugunun farkında isen, ne anlatma gayreti içindesin. Daha önce senin yazdıgın bu yazıları okuyan bütün insanları a**** durumuna düşeren kim? Bu yalan 1866'dan bu 1998'e kadar sure gelmis, evrimclerin sozde bilimsel dayanagı olmustur. Dahası artık lafı degiştirerek hayır biz yanılmıştık, o zamanlar! işin dogrusu budur der durursun. Bunu derken efendi ol hakaret etme insanın canını sıkma boş yere. Anlatmak veya savunmak zorunda degilsin yapacaksan adam gibi olur yazarsın benim varsa bildigim bir şey yazarım yoksa zaten senin için ne ala.
Sn Meas bu forumda benim anladığım kadarı ile sadece evrimcilere hakaret konusunda suistimal gösteriliyor ama sen aynısını yapsan açar ağzını yumar gözünü mod'lar
Sn liop konuşmalarınıza biraz çeki düzen versenizde karşılıklı hep beraber adam gibi konuşsak Meas kardeş doğru söylüyorsun adamlar hem evrim şemasını tamamlayamamışlar evrimi teoriden başka bir yere taşıyamamışlar sonra kısayoldan sizli bizli konuşuyorlar.
Evrimi bütün dünyaya ne zaman kabul ettirebilirsiniz biliyomusun kardeş siz evrimciler evrimi bir evrensel kanun olarak tam anlamıyla bütün delil gözlem ve kanıtlarıyla tamamlar önümüze korsunuz ha derizki hakkaten bu böyle bu adamlar doğru demiş deriz ama sizin şemanız falan alt üst oldu toumai bulundu hayde sil baştan evrim şeması işin yoksa kaz babam kaz hazır burda kazılmışı var uğraşmayın biraz mezarlıklara yakın kazında insansı fosilleri tamamlarsınız *:lol:
Tabiki araştırma yapacaksınız ilim bilim çercevesinde
Bulduğunuz fosillerin Bazıları iki ayak üzerinde yürüdüklerine karşı dizkapakları delili yok buna ne diyeceksiniz bulduğunuz insansı fosillerin yanlarında akıllı olduklarına dair belirtiler göstere bilecek aletler bulunmuşmudur? Kap kacak tencere vs vs .... :lol: Sn liop *bunlardan bahsedin bize bilgilerinizden yararlanmak isteriz
Selamlar
liopleurodon
05-07-2006, 19:52
Homo erectus'tan sonra başlar alet kullanma yeteneği. Ve yeterince taş alet bulunmuştur merak etme. İki ayak üzerinde deve kuşlarıda yürüdüğü için, diz kapağı yok dediğiniz nedir anlamış değilim, fosil nedir, hangi türdür filan belirtirseniz, yardımcı oluruz..
Ve dahası, birine yalancı demek, daha hatta bir bilim dalı ile uğraşanlara yalancı demek, gayet makul oluyor, normal oluyorda, ben size şöyle dediğim zaman mı tu kaka oluyor? Önce bir kendi yaptığınıza baksanız? Söyleyin bakalım, hangi yalanı varmış evrim teorisinin? Siz gösterin, ben adi *ş e r ef siz rezil adamın teki olayım. Ama sizin bir yalanınızı gösterirsem, siz de öyle olmayı kabul ediyor musunuz?
liop kaç kez daha yazmam gerek evrim teorisinin insanları kaç yıl boyunca aptal durumunda bıraktıgını yeterli degilmi bununda türkçesi yalandır bu kadar dokunmasın bence sana senin tezinmi yoksa?
liopleurodon
05-07-2006, 19:57
Hangi yalan? Hadi söyle. Eğer sen yalan söylüyorsan, sen öyle bir kepazesin, yok haklıysan ben böyle madrabazın tekiyim. Hadi, buyur, bir görelim. Söyle bakalım, evrimin nesiymiş yalan?
daha önce bu linkte
http://www.answersingenesis.org/creation/v20/i2/fraud.asp
söylemiştim sende cevap vermiştin sanırım orayı atladınmı liop yoksa bilmem kaç senedir biliniyor uydurmasıda senden cıktı heralde ben 1998 kadar bunun daha ispatlandıgını okumadım senin varsa okudugun bir yer bizde istifade edelim?
liopleurodon
05-07-2006, 20:42
Hala aynı yerdesin. Haeckel'in çizimleri nerede Evrim teorisine dayanak olarak kullanılmıştır? Mesela, Darwin, kitabında bu çizimlerden bahseder mi?
Size, evrim teorisinin kaba tarihini çizdik. Nerden ortaya çıktı bunu anlattık. O dönemde, darwin ile birlikte, soruya cevap arayanlardan biri de Haeckel'dir. Bu çizimler olmadan Haeckel'in teorisi 1849 yılında ortaya konmuştur. Tekrarı ise, Washington Post (DC?) *Gazetenin 2000 yıllarında bir baskısı ile yapılmıştır. Bu teori yayınlandığında tartışılmış, kabul görmemiş ve üstü örtülüp gitmiştir. Dönemin biyologları gibi Darwin'de bundan haberdardır. Haeckel çalışmasını 1866'da yayımlar. Çizimler ise 10 yıl kadar sonra ortaya konur. Darwin hala sağdır, konuyu, bilimsel şekilde reddeder. Aynı şekilde, daha 1849'ta, Scintific'te ilk yayınlanan halide bilimsel olarak reddedilmiştir. Darwin'in teorisi gene kabul görünce, kendince bu teoriyi kendininkine yamayıp prim yapmaya çalışmış, bu nedenle de, "Evrimin maskarası" olarak anıldığı da olmuştur..
Kısacası, bu bahsedilen çizimler, Evrim teorisiyle alakasızdır. Bu, Haeckel'in kendi teorisidir ve mesnetsizdir. Şimdi, hal böyleyken, çıkıp, Haeckel ve hilesi diyerek bunu evrim teorisine yapıştırıp, gözümüzün içine baka baka yalan söyleyen size ne demek icap eder? Kendi sıfatınızı kendiniz koyunuz..
İtiraz edeceksen:
E. Haeckel: http://en.wikipedia.org/wiki/Haeckel
C. Darwin: http://en.wikipedia.org/wiki/Charles_Darwin
Buralardan, kronolji ve teoriler hakkında dönemin ve bugünün görüşlerine ulaşabilirsin.
okuduklarımı yazıyorum buraya ve linkide ekleyerek bir digeri birinin teorisinin mesnetsiz yalan olduğunu ortaya attıgında digeri tabiki kendine bir çıkış yolu arayacak verdigim link evrim teorisi hakkında seninle aynı fikirde sanırım tek ayrıcalıgı şu olsa gerek yeni halkalar dedikten sonra daha önce savunmuş oldugu teorinin bazı eksik bilgi içerdiğini ve hatalar oldugunu bunun düzeltmesini yayınlıyor sende bu yok.
farkın olması gerek ve varda.
sen bir başına bu teorinin gerçekliliğini ispatlarsan emin ol darwin bile havasını alır senin yanında.
kolay gele liop...
liopleurodon
06-07-2006, 09:01
Okuduklarını yazıyor olman(ız) kimseye yalancı deme hakkını vermez ama.. Bir şeye yalan, diğerine yalancı demek bu kadar ucuz değil. Verdiğin linkte zaten "Evrim yalanı" filan demiyor. Kabaca "Haeckel hile yapmış" deniyor. Evrim yalanı diyen sensin. Ve söylediğim gibi, böyle yaptığında hangi sıfatı üzerine yakıştıracağına kendin karar ver..
liop, hile yalanla birdir! sende okumuşundur bunu, kendi savundunduklarının böyle cıkıyor olmasının sana ne gibi bir sıfat verdigini sen biliyorsun. Bana kalırsa incelme modülüne girmiş gibisin, lakin ne yazdıgını kime nasıl hitap ettigini biliyorum ben, zahmet etme sen! Ben kendimin nasıl oldugunu biliyorum yazdıgım her şeyi araştırabilirsin hepsi sitede mevcut seninkilerde ortada bir tezi savunmak için hile yapılıyor ve her zaman farklı tezler ortaya atılıyor ise bunun adı yalandır.
Dahada önemlisi bu söylenen yalan bireysel degil tüm dünyaya söylenendir!
liopleurodon
06-07-2006, 14:20
İyide, bunun evrimle ne alakası var? Haeckel, Darwin'den 10 yıl önce kafasına göre bir teori ortaya atmış. Bir şeyler söylemiş, elindeki bilgilere göre. Ama destek bulamamış. 10 yıl sonra Darwin evrim teorisini ortaya koymuş. Evrim teorisi, yeterli kabul görmüş. Bundan 10 yıldan fazla bir süre sonra da Haeckel eski teorisini evrim teorisine havale etmeye çalışmış. Ama gene yüz veren olmamış.
Bu halde, alakasız birinin bir takım faaliyetleri (hile veya değil) yüzünden neden evrim teorisine yalan, söyleyenlere yalancı diyorsunuz? Farzı muhal, ben çıkıp, ebu cehil şöyle demiş, demekki islam bir yalandır desem, bu sizce ne olur?
Evet, cahillik olabilir, giderilebilir. Ama sizin bu yaptığınız, cahilliğe değil, iftiracılığa, yalancılığa delalettir. Ve ötesi sıfatlarınızı kendiniz takdir edin..
Boşa sallama liop senin şöyle böyle dedigin Haeckel'e *Darwin neler yazmış. Sende oku bi istersen zamanım olmadıgından gecikerek yazıyorum lakin zamanım olacak liop o zaman sana daha detaylandırılmış olarak neler oldugunu bir ansiklopedi halinde buraya aktaracagım.
E. Haeckel'e yazdığı mektubundan:
Evrim doktrinini yayarak çok müthiş bir iş yapmış olacaksın. Yararsız yapıların ileriki aşamalarda ortadan kalkmasıyla ilgili problem senin de kafanı karıştırdı mı? Bu problem son zamanlarda benim aklımı oldukça karıştırdı.
11. Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.II, New York:D. Appleton and Company, 1888, s.358
Fox'a yazdığı mektubundan:
12. Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.I, s.413
Doğanın tamamı gerçekten inatçı ve benim istediklerimi yapmıyor ve şu an sadece eski midyelerimden başka yeni hiçbir şey üzerinde çalışmak istemiyorum.
Bazen tamamıyla çöküntüye uğrayacağımdan korkuyorum.
13. Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.I, s.430
evrim teorisini çok isterdim okullarda ögretilmesini lakin yanlışlarıylada dayatma olarak degil adam gibi anlatılarak.
Sizin tartışmanızdan ben de birşeyler öğreniyorum bu arada. Bu Haeckel ile ilgili wikipedi'de ne yazdığına baktım. Şöyle demişler:
Although Haeckel's ideas are important to the history of evolutionary theory, and he was a competent invertebrate anatomist most famous for his work on radiolaria, many speculative concepts that he championed are now considered incorrect. For example, Haeckel described and named hypothetical ancestral microorganisms that have never been found. His concept of recapitulation has been disputed in the form he gave it (now called "strong recapitulation"). Haeckel did not support natural selection, rather believing in a Lamarckian inheritance of acquired characteristics (Darwin considered both of these paths for evolution viable)[1].
http://en.wikipedia.org/wiki/Haeckel
Bu linki yukarda liop vermiş zaten. Buna göre Haeckel fikirleri Darwin'İnkinden biraz farklı. Sonuçta Almanya'da Darwin'in fikrinin yayılmasına katkıda bulunmuş birisiymiş ama mesela "hypothetical ancestral microorganisms" diye olmayan bir şey ileri sürüyor, ayrıca doğal seleksiyonu kabul etmiyor ve daha çok Lamarkçı bir teori olan kazanılmış özelliklerin kalıtımına inanıyor.
Haeckel'in Darwin'le yazışamalarından yapılan bu alıntılar ikisinin aynı görüşte olduğunu göstermiyor ki. İki kişinin yazışmalarından böyle bir sonuç çıkarabilmek için epey çok sayıda mektubu incelemek gerek. Sevgili meas, mektupların kaynağını da verebilirmisin?
sargon yazıların altında var kitaptan alıntıdır internette aratırsan daha ayrıntılı cıkabilir liop ile ayrıldıgımız nokta daha önce ortaya atılmış olan evrim teorisi ile alakalı bütün done lere hala hararetle savunuyor olması hiç birinde bir hata veya yanlış olmadıgını belirterek devam ediyor olması başkada bir şey degil.
liopleurodon
07-07-2006, 09:25
Gene yalancılığı ele aldın meas.. Bu kadar küçülme, üç beş huri gibi nokta kadar menfaat için virgülden fazla eğilmek hiç yakışmıyor...
Evrim doktrinini yayarak çok müthiş bir iş yapmış olacaksın. Yararsız yapıların ileriki aşamalarda ortadan kalkmasıyla ilgili problem senin de kafanı karıştırdı mı? Bu problem son zamanlarda benim aklımı oldukça karıştırdı.
Pek iyi, pek güzel, pek hoş. Ama burada, Haeckel'in teorisine bir atıf var mı? Yani, senin hile dediğin şeyleri (ki öyledir) bir şekilde alıp bakın işte bunlarda evrimin bir kanıtı vs. deniyor mu?
Doğanın tamamı gerçekten inatçı ve benim istediklerimi yapmıyor ve şu an sadece eski midyelerimden başka yeni hiçbir şey üzerinde çalışmak istemiyorum.
Bazen tamamıyla çöküntüye uğrayacağımdan korkuyorum.
Bunların hangi mevzu hakkında yazıldığını biliyor musun? Şu an tam arkamdaki rafta bu kitabın orjinali var. Alalım okuyalım bakalım ne deniyor:
Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.I, s.413'te Fox'a yazılan mektup şöyledir. Bak bakalım Darwin neden bahsediyor:
C. DARWIN TO W.D. FOX.
Down, May 17th [1855].
My dear Fox,
You will hate the very sight of my hand-writing; but after this time I promise I will ask for nothing more, at least for a long time. As you live on sandy soil, have you lizards at all common? If you have, should you think it too ridiculous to offer a reward for me for lizard's eggs to the boys in your school; a shilling for every half-dozen, or more if rare, till you got two or three dozen and send them to me? If snake's eggs were brought in mistake it would be very well, for I want such also; and we have neither lizards nor snakes about here. My object is to see whether such eggs will float on sea water, and whether they will keep alive thus floating for a month or two in my cellar. I am trying experiments on transportation of all organic beings that I can; and lizards are found on every island, and therefore I am very anxious to see whether their eggs stand sea water. Of course this note need not be answered, without, by a strange and favourable chance, you can some day answer it with the eggs.
Your most troublesome friend,
C. DARWIN.
s.430'a bakıyoruz:
(again from Lyell's urgent advice), I published a preliminary sketch of the Coral Theory, and this did neither good nor harm. I begin most heartily to wish that Lyell had never put this idea of an Essay into my head.
FROM A LETTER TO SIR C. LYELL [July, 1856].
"I am delighted that I may say (with absolute truth) that my essay is published at your suggestion, but I hope it will not need so much apology as I at first thought; for I have resolved to make it nearly as complete as my present materials allow. I cannot put in all which you suggest, for it would appear too conceited."
FROM A LETTER TO W.D. FOX.
Down, June 14th [1856].
"...What you say about my Essay, I dare say is very true; and it gave me another fit of the wibber-gibbers: I hope that I shall succeed in making it modest. One great motive is to get information on the many points on which I want it. But I tremble about it, which I should not do, if I allowed some three or four more years to elapse before publishing anything..."
[The following extracts from letters to Mr. Fox are worth giving, as showing how great was the accumulation of material which now had to be dealt with.
June 14th [1856].
"Very many thanks for the capital information on cats; I see I had blundered greatly, but I know I had somewhere your original notes; but my notes are so numerous during nineteen years' collection, that it would take me at least a year to go over and classify them."
November 1856. "Sometimes I fear I shall break down, for my subject gets bigger and bigger with each month's work."
Görüldüğü üzere bariz bir şekilde yalan söylüyorsun. Bu kadar utanmazlık, arsızlık içinde olmana acıyorum sadece.. Yalanın, elinde olmayan, hiç okumadığın bariz olan bir kitaptan böyle sallama yapıyor olman. Bu pasajları alıp buraya yapıştıracak ve bununla bizi yalancılıkla suçlayacak adam, önce kendi oturur bu kitapları bir kez okumak zahmetine bari katlanır. Sen bu kitapları hiç okumamışsın, büyük ihtimalle yüzünü bile görmemişsin. Böyleyken hangi yüzle çıkıp bunlardan alıntı yapıp güya birilerini yalanla filan itham edersin?
Diyorsun ki:
hiç birinde bir hata veya yanlış olmadıgını belirterek
Bak, bizim gizli saklı bir şeyimiz yok. İstediğin herhangi bir şeyi getirir, bu hatalı, bu yanlış filan dersin. Bunda sonuna kadar hakkın vardır. Ama çıkıp, böyle yalan, dolan ve kıvırmalarla bize yalancı diyemezsin. Biz, ilham, vahiy filan almıyoruz. Biz gördüklerimize göre konuşuyoruz. Eğer göremediğimiz, yanlış gördüğümüz bir şey varsa "gösterirsin". Gördüklerimizi yanlış yorumluyorsak, izah edersin. Bu bilimsel etiğin ta kendisidir. Ama sen, kendin böyle çuval çuval yalanı, palavrayı ortalığa sıkarken çıkıp kimseye yalancı diyemezsin. İşte seninle ayrıldığımız nokta burası.
liop sen gercekten arızalı birisin yazdıklarımın linkini vererek yazıyorum sana bunun neresi yalan be salata yazdıklarına dikkat et dedim kaç kez sana evrim teorisinin savunan kim olursa olsun her zaman fikir degiştirip bir önceki söyledigini hata yaptım dese bile ben buna yalan söyleyen aciz biri derim be mahlukat adam gibi yazmayı beceremiyormusun?
yazdıklarımın neresi yalan direk alıntı ve ortada.
çok bilirim havalarını bırak evet böyleydi fakat yanlıştır onlar dersin.
aynı şekilde davranmaya ve yazmaya devam edersen senin adını yalancı olarak senin nickini gördügüm her yere yazarım ettigin küfürler ve hakaretlerle her zamanda kendini alçaltırsın bunuda böyle bil.
liopleurodon
07-07-2006, 19:35
Beni nereden alıntı yaptığın enterese etmez. Sen bunları okuyup, bize yalancı diyorsan, ötesi benim sorunum değil. Böyle ithamda bulunmadan önce gideceksin, alakalı kitabı alıp okuyup, yalnmı, doğru mu ona bakacaksın..
Evrim teorisini savunan kim ne zaman fikir değiştirmiş? Adamın elinde şu şu veri var, buna göre şu olmuş diyor. Ertesi gün bu verilere başkaları ekleniyor ve doğal olarak adamın değerlendirmesi de değişiyor.
Bu bilim işidir. Bu işte herkes yanılabileceğini baştan bilir. Sana diyoruz, canlılar değişir ve varyasyonlar ortaya çıkar. Bunlar da doğal seleksiyonla elenir. İşte evrim budur. Bu hususun ötesi biyoloji ihtisasının konusudur. Ve bugün hiç kimse, "Durun, öyle olmamış, şöyle olmuş" demiş değil.
Einstein'i bilir misin? Big bang teorisi ile, quantum teorisi ile ne kadar dalga geçerek karşı çıktğını da bilir misin? Şimdi Einstein yalancı mı oluyor yani?
Çok aşağılardan bir takım sesleriniz geliyor, ama o kadar alçaktasınız ki, anlaşılmıyor. O yüzden böyle size kadar ulaşacak şekilde bağırmak icap ediyor. Hepsi bu.. Şu ana kadar "evrimcilerin" hiç bir yalanını ortaya koyamadın, ben ise, senin bir sürü yalanını ortaya çıkardım, başta "evrimcilere yalancı diyor olman" olmak üzere. Dilersen, devam et, başka yalanları H.Y. filan sitelerinde alıp, kendi kafana çaldırmaya, temelli palavracı madrabaz durumuna düşmeye...
Yada, yol yakınken, hatanı kabul et. Hatanı görmek bir erdemdir. Evrimcilerin yanılgısı, hatası vs. diyebilirsin. BU bir tartışam zemini yaratır ve tartışılır. Ama, alıntı olsa dahi, Evrime yalan, bu teoriye katkıda bulunan evrimcilerede yalancı diyemezsin. Silkin ve aynaya bir bak. Şu ana kadar evrimcilerin tek bir yalanını ortaya koyabildin mi? Alntı olarak ortaya koydukların, apaçık bir şekilde yalan değil mi?
nedense böyle tartışmalar sonunda harun yahya denyosundan bahseder durursunuz harun yahyanın senin sarf ettigin bütün kelimelere layık hatta fazlasına hak eden biri oldugunu daha önce bu forumlarda yazdım liop bi cevir oku istersen :)
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=3557
hemde bu başlıkta bile yazmışım bişiler H.Y için :)
sen yazdıklarımı iyi okuduguna eminmisin
liopleurodon
07-07-2006, 19:46
H.Y. antipatin olduğunu öğrendik. Peki, başın sıkışınca, niye ondan alıntı yapmaya yeltendiğini de bir öğrensek.. Yoksa bu da sizin tipik takiyye usulü yalanlarınızdan biri mi?
http://www.evrimcilerinitiraflari.com/02.htm
Senin yazın:
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=3557&postdays=0&postorder=asc&&start=30
liop ben takiyyeci degilim bir H.Y alıntı yapmam iki alıntı veya yazdıklarım kendinde ceviriyorsun senin hata diye adlandırdıgına ben yalan diyorum sadece bu kadar böyle saldırmanın sebebi buysa oda kendi sorunun senin bilcen bişi.
liopleurodon
10-07-2006, 10:51
Yalan söyleyen sizsiniz. İftiracı ..................... larsınız.
Yalan ile hata veya yanılgı aynı şey değildir. Kaldı ki, bilim "hata payı" diye bir şey tarif eder. Yani, ahanda bu ineğin atasıdır derken, hiç kimse %100 demez. %80, %20, %50 neyse bir yanılma payı olduğunu da belirtir. Bu payın da bir hesabı kitabı vardır.
Dahası, bugün elinde, evrim teorisine dair herhangi bir hatayı ifşa eden bir kanıt bile yoktur. Dinozorların kuşlara atalık etmediği, kuşların evrim ile oluşmadığı sonucunu çıkarmaz. Sen, "Kuşların atasının dinozorlar olduğunu sanmışlar" diyerek ancak kuşların evrimine dair bir hata tarif etmiş olursun. Bu da bir hata değildir. O günkü kanıtlar, bulgular, bunun böyle olduğunu göstermiştir.
Eğer, bu şekilde eldeki bilgierlin gösterdiği dışında ortaya konmış bir şey varsa, ancak buna hata diyebilirsin. Ama yalan bir kasıt içerir. Ve yalan söyleyen şurada sizlersiniz.
Hatalar oluyor diye birilierine yalancı diyecekseniz, başta Einstein, Newton ve Pasteur'u tu kaka ilan edin. Ve aşıları, izafiyeti, yerçekimini "İzafiyet yalanı", "Bağışıklık yalanı", "Yerçekimi yalanı" olarak anmaya başlayın..
Stanley Miller'ın deneyini biraz arastirdigimda su bilgileri buldum liop, sen genede burda önüne getirecegim bir çok konuyu, kendi bildigin cercevede yorumlayacaksın biliyorum, zamanım olmadıgından pek fazla vakit ayıramıyorum ama emin ol, evrim teorisi hakkında daha güzel bilgilerede ualştım herkezin anlayacagı dilden...
Stanley Miller 1953 yılında bir deney yapar. Bir aminoasitin ilkel şartlarda oluşabileceğini deneyle ispat ettiğini savunur. Fakat zamanla deneyinde bazı hilelere başvurduğu ortaya çıkar :
a. Metan ve amonyak gazlarını deneyinde kullanan Miller'in deneylerinin aksine 1970'lerden sonra ilkel ortamda bu gazların olmadığı ortaya çıkmıştır. Araştırmacılar atmosferin ilk dönemlerde azot, hidrojen, su buharı, oksijen ve karbondioksitten oluştuğunu ispat etmişlerdir. Bu gazlarla yapılan 1975'teki deneyde tek bir aminoasit bile elde edilememiştir.
b. Miller, deneyinde "soğuk tuzak" adlı mekanizmayı kullanmıştır. Bu mekanizma ile aminoasitin oluşumunu engelleyen oksijeni de Miller deneyinden soyutla-mıştır.
c. Miller deneyi sonucunda, canlıların yapılarını bozan organik asitler oluşmuştur. Miller bu asitleri de deneyden izole etmiştir. Kısaca Miller deneyi, evrimi değil evrimsizliği ispatlar. Çünkü bir aminoasitin oluşumu için bile deneye olmayan metan ve amonyak gazları eklenmeli, olan oksijen çıkartılmalı, oluşacak aminoasitin korunması işin özel bir mekanizma (soğuk tuzak) kurulmalı ve bozucu özelliğe sahip organik asitler izole edilmelidir. Kısaca, aminoasitler tesadüfen değil özel şartlarda, kontrolle, bir laboratuvar ortamında, bilinçli müdahalelerle ancak elde edilebileceğini Miller İspat etmiştir.
* *Zaten Miller yukarıdaki tezatları, 1985'te İsveç Stockholm şehrindeki sempozyumda, ayrıca; Science (S.423)'te , The Origins Of Life On The Earth (S.33)'te itiraf etmiştir.
liopleurodon
11-07-2006, 18:30
Gene kandi kendine batıyorsun Meas, etme eyleme, böyle laf işitecek alıntılara filan gitme.
Miller'in hiç bir şey itiraf ettiği filan yoktur. Bugün itibarıyla, bu deneyin önemi iki şeye dayanır. Birincisi, Lise lab.ında bile yapılabilecek kadar basit olması. İkincisi, inorganik bileşiklerden biyokimyasal süreçlerin temel taşı olan aminoasitlerin ortaya çıkabileceğini ilk gösteren çalışma olması.
Bugün aminoasitlerin doğada ortaya çıkması ehven bir konudur. Çünkü, bilindiği kadarıyla uzay, aminoasit, şeker gibi organik moleküllerle doludur. Mesela, 1969 yılında düşen Murchison Meteorit'ini bilir misin? Bu göktaşında bulunan kaç tür aminoasit olduğunu, bunların kaçının dünyada mevcut olduğunu vs. Evet, uzayda, dünyada mevcut olmayan aminoasitlerde mevcuttur. Bu göktaşında bunların keşfi sonrası, panspermia gibi hayatın dünya dışın kaynaklı yollardan başladığı teorileri de tartışılır zemine oturmuştur..
Neymiş, uzayda, dünyada çok daha ekstreme, zorlu koşullarda bile aminoasitler oluşabiliyormuş. Kaldı ki, siz çıkmış, Urey-Miller deneyini yanlışlayacağız diye uğraşıyorsunuz. Bu yağmur yağarken dışarıda, evin içinde "Namaz kılmadınız, allah yağmur yağdırmayacak sizin yüzünden" demek gibi bir hal aynen..
Bu defa, son bir daha uyarayım. Bilhassa şu H.Y. denen zevatın refere ettiği bilgilerle buralara gelme. Bu zevat hiç bir doğru bilgiye sahip değildir. Çoğu yalan, kalanı çarpıtmadır. Gelirsen, böyle uyarmam, işitmediğin laf kalmaz, kaldı ki, bizlere yalancı diyecek kadar lüzumsuz biri olan sana çatmak için fırsat kolluyorum ama, ben müslüman değilim, herkesin bir fırsatı daha hakettiğini düşünürüm..
liop bir kez daha harun yahya dersen seni onla bir tutarım ve bir daha hiç bir yazdıgına cevap yazmam bak ondan hiç bir şekilde alıtı yapmam diyorum sen her buraya taşıdıgım makaleye hemen *onun yazısı gibi bir hava veriyorsun odtu mezunları derneginde tartışmadan aldım bunları dahasıda var sen kabul etmiyorsan ben ne yapayım..
" H.Y. antipatin olduğunu öğrendik.
Peki, başın sıkışınca, niye ondan alıntı yapmaya yeltendiğini de bir öğrensek..
Yoksa bu da sizin tipik takiyye usulü yalanlarınızdan biri mi?
""
Sevgili Liop Dostumuz,
ben Meas'ın takiyecilikle bir ilgisini hiç yakalıyamadım bu güne kadar.
Ateistlerin en büyük eksiği,
din-inanış-yaratan lafını kullanan herkesi aynı kefeye koymaları.
Bu doğru değil.
Bir de ,aşırı hırçın üslup,yazılarınızdaki bilimsel güzellikleri gölgeliyor bazen.
Ben sizi , başkalarına hakaret etmiyecek kadar olgun ve kültürlü görüyorum.
Kolay kolay da yanılmam.
Sadece hırçınlığınızı dizginlerseniz,bence daha güzel olacak.
Sağlıklar dilerim.
Aldostu.
Evrim Kuramına Bilimsel İtirazlar
Belki insanlık tarihinin ilk dönemlerinden beri uygulanmakta olan öğretim ve eğitim yöntemleri, belki dini inançların etkisi, belki de insanın doğal yapısı, insanın yeniliklere karşı itirazcı olmasına yolaçmıştır. Bu direniş, en fazla da eksik kanıtlarla desteklenmekte olan Evrim Kuramı’na yapılmıştı ve yapılmaktadır. Özellikle dogmatik düşünceye yatkın olanlar, bu karşı koymada en önemli tarafı oluşturur. Bununla birlikte son zamanlarda, birçok aydın din bilimcisi de olmak üzere, iyi eğitim görmüş toplumların büyük bir kısmı Evrim Kuramı’na sahip çıkmaktadır.
Evrim Kuramı’na, Darwin’den beri bilimsel karşı koymalar da olmuştur. Özellikle varyasyonların zamanla popülasyonlardan kaybolacağı inancı yaygındı. Çünkü bir varyasyona sahip bir birey, aynı özellikli bireyle çifleşmediği takdirde, bu varyasyonun o popülasyondan yitirileceği düşünülmüştü. Popülasyon genetiğinde, çekinik özelliklerin, yitirilmeden kalıtıldığı bulununca, itirazların geçerliliği de tümüyle kaybolmuş oldu. Darwin, Pangeneze, yani anadan ve babadan gelen özelliklerin, bir çeşit karışmak suretiyle yavrulara geçtiğine inanarak hataya düşmüşü. Eğer kalıtsal işleyiş böyle olsaydı, iyi özelliklerin yoğunluğu gittikçe azalacaktı ve zamanla kaybolacaktı. Halbuki, bugün, özelliklerin sıvı gibi değil, gen denen kalıtsal birimlerle kalıtıldığı bilinmektedir.
İkinci önemli karşıkoyma, bu kadar karmaşık yapıya sahip canlıların, doğal seçimle oluşamayacağıydı. Çünkü bir canlının, hatta bir organın oluşması, çok küçük olasılıkların biraraya gelmesiyle mümkündü. Fakat cınlıların oluşmasından bugünekadar geçen uzun süre ve her bireyde muhtemelen ortaya çıkan küçük değişikliklerin, yani nokta mutasyonların, zamanla gen havuzunda birikmesi, sonuçta büyük değişikliklere neden olabileceği hesaplanınca, bu karşı koymalar da kısmen zayıflamıştır.
Üçüncü bir karşıkoymaya yanıt vermek oldukça zordur. Karmaşık bir organ yarar sağlasa da birden bire nasıl oluşabilir? Örneğin omurglılarda, gözün bir çok kısımdan meydana geldiği bilinmektedir. Yalnız başına bir kısmın, hehangi bir işlevi olamaz. Tümü bir araya geldiği zaman görme olayı sağlanabilir. O zaman değişik kısımların ya aynı zamanda birden meydana geldiğini varsaymak gerekiyor- bu popülasyon geneteği açısından olanaksızdır- ya da yavaş gelşitiğini herhangi bir şekilde açıklamak gerekiyor. Bir parçanın gelişmesinden sonra diğerin gelişebileceğini savunmak anlamsızdır; çünkü hepsi birlikte gelişmezse, ilk gelişen kısım, işlevsiz olacağı için körelir ya da artık organ olarak ortadan zamanla kalkar. Bununla birlikte, bu teip organların da nokta mutasyonların birikmesiyle, ilkelden gelişmişe doğru evrimleştiğine ilişkin bazı kanıtlar vardır.
Evrim Kuram’nda dördünrcü karanlık nokta, fosillerdeki eksikliktir. Örneğin balıklardan amfibilere, amfibilerden sürüngenlere, sürüngenlerden memelilere geçişi gösteren bazı fosiller bulunmakla birlikte(bazıları canlı olarak günümüzde hala yaşamaktadır), tüm ayrıntıyı verebilecek ya da akrabalık ilişkilerini kuşkusuz şekilde aydınlatabilecek, seri halindeki fosil dizileri ne yazık ki bazı gruplarda bulunanamımıştır. Bununla birlikte zamanla bulunan yeni fosiller, Evrim Kuramı’ndaki açıklıkları kapatmaktadır.
Anorganik Evrim
Bulutsuz bir yaz gecesi gökyüzüne bakan her insan, içinde yaşadığı evrenin nasıl oluştuğunu, onun sonsuzluğunu, içinde başka canlıların, belki de düşünebilir canlıların bulunabileceğini ya da sınırlı olduğunu, özellikle o sınırın ötesinde neler olabeleceğini, dünyadakilerden başka canlı olmadığını, kapatılmış olduğu evrensel yalnızlığı ve karantinayı düşününce irkilir.Bu duygu coşkularımızın kaynağı, inançlarımızın temeli ve çok defa teslimiyetimizin nedeni olmuştur. İlkçağlardan beri evrenin yapısı üzerinde varsayımlar ileriye sürülmüş ve çok defa da bu görüşler, belirli çevrelerce politik basıkı aracı olarak kullanılmıştır. Yüzyılımızın oyldukça güvenilir ölçümlerinin ve gözlemlerinin ışığı altında ortaya atılan Anorganik Evrim Kuramı’nı incelemeden, evrenin oluşumu konusundaki düşüncelerin tarihsel gelişimine kısaca bir göz atalım.
Gerek ilkçağlarda, gerekse ortaçağda, evrenin merkezinin dünya olduğu ve dünyanın da sabit durduğu savunulmuş, diğer tüm gök cisimlerinin Dünya’nın ektrafını saran evrensel kürenin kabuğu üzerinde çakılı olduğu varsayılmıştır. Bu zarfın ötesi, Tanrısal gök olarak tanımlanmıştır. Bruno’ya kadar hemen tüm görüşler, evrenin sınırlı boyutlar içerisinde olduğu şeklindeydi. İlk -ve ortaçağın değişik bir çok toplumunda tanrı kavramının gök cisimler ile özdeşleştirildiği görülmektedir. Gökyüzünün mekaniği konusunda ilk ciddi gözlemler, Asurd, Babil, Mısır kültürlerinde yapılmış, bazı evrensel ölçümler ve ilkeler bulunmuştur.Fakat yaratılışı konusundaki düşünceler çoğunlukla din adamlarının tekeline bırakılmıştır.
İlk defa Giordano Bruno, yıldızların da bizim Güneş sistemimiz gibi, gökte asılı olarak durduğunu ve evrenin sonsuz olduğunu zamanın din adamlarına ve filozoflarına karşı savundu. Çünkü Bruno’ya göre, evren, tanrının kendisiydi ve onu sınırlı düşühmek Tanrı kavramına aykırı düşmekteydi. Düşünüclerinden dolayı 17 Şubat 1600 yılında, Roma’da, halkın gözü önünde yakıldı.
Immanuel Kant, Bruno’dan 150 yıl sonra, evreni Tanrının yarattığını savunarak, onun sonsuz büyük olması gerekeceğini, pozitif bir kanıta dayanmadan ileri sürdü.
Daha sonra Olbers, gökyüzünün, geceleri neden karanlık olduğunu merak etti. Çünkü ışık veren gökkcisimlerinin, ana hatlarıyla evrende homojen bir dağılım gösterdiği bilinmekteydi. Fiziki yasalarından bilindiği kadarıyla, bir kaynaktan gelen ışık şiddeti uzaklığın karisi ile aazalmaktaydı.Fakat buna karşın küresel bir şekilde, hacim, yanrıçapın, yani uzaklığın küpüyle artmaktaydı. Dolaysıyla dühnyaya ışık gönderen kaynakların ışık şiddeti, uzamklıklarının karesi oranında çoğalmaktaydı. Bu durumda, evrenin çapının büyüklüğü oranında, dünyaya gelen ışık miktarı fazla olmalıydı.Halbuki geceleri karanlıktır, yani dünyanın gökyüzünü aydınlatacak kadar ışık gelmemektedir. Öyleyse evrenin boyutları sınırlı olmalıydı. Olbers’in bizzat kendisi, bu inanılmazı sınırlı evren tanımını ortadan kalrdırmak için, ışık kaynaklarının gittikçe azaldığını varsaymıştır.
Yüzyılımızda, ünlü fizikçi Einstein, evren konusunda hesaplarını yaparken, onun sabit boyutlar içerisinde çıktığını gördü. Sonuç kendisine dahi inanılmız geldi. Bu nedenle sonucu değiştirmek için, denklemlerine, yanlışlığı sonradan saptanan, doğal kuvvetler dediği, bir takım kozmik terimler ekledi.
Hubble, 1926 yılında, çıplak gözle görülmeyen; ama fotoğraf camında iz bırakan, bizden çok uzak birtakım spiral nebulalar saptadı. Spiral nebulaların, uzun dalgalı ışık (kırmızı ışık) çıkardıkları 1912 yılından beri bilinmekteydi. Hubble, 1929 yılında, bu nebulalaların ışığının kırmızıya kaymasını, Doppler etkisi ile açıklayarak, ünlü kuramını ortaya attı. Yani tüm nebulalar bizden ve muhtemelen birbirlerinden büyük hızlarla uzaklaşmaktaydı, yani evren her saniye yapısını değiştirmekte, genişlemekydi. Böylece dünyaya gönderdikleri ışığın frekansında, kaynağın hızla uzaklaşmasından domlayı, azalma, yani ışığın döküldüğü yerde, ışığın kırmızıya kaydığı gözlenmekteydi Işık kaynakları gözlenen yere doğru hızla yaklaşsaydı, ışıklarının maviye kaydığı, yani gözlem yerine ulaşan ışığın frekansında artma görülecekti. Bu cisimlerin hızı bizden uzaklaştıkça artmaktaydı.Gözlenebilen en uzaktaki gök cisimleri (dünyadan 8 milyar ışıkı yılı uzakta ve 240. 000 km/s hıza sahip) birkaç yıml içerisinde tamamen kayboluyor, yerlerini kuvvetli radyo dalgaları veren kuasarlara bırakıyorlardı Kuasarların nasıl birg ök cismi oldukları tam olarak bilinmemektedir. Birçok astrofizikçi, cisimlerin kuasarlara dönüştüğü bu bölgeleri, evrenin kıyıları olarak tanımlamada fikir birliği etmektedir. Hubble’ın bu bulgularını duyan Einstein, daha önce denklemlerine eklediği kozmik terimleri ve ilave sayıları sessizce geri çekti. Çünkü, onlarsız yaptığı tüm işlemler hemen henmen doğruydu. Böylece evrenin büyüklüğünün sonlu, yapısının değişken olduğu kesin olarak kanıtlanmaktaydı.
Evren patlarcasına genişliyor, buna bağlı olarak birim hacimdeki madde miktarı, yani yoğunluk azalıyordu. Bu genişlemenin bir başlangıcı olmalıydı.
Evrim Kuramında Bir Paradoks
İngliz bilim adamı Charles Darwin (1809-1882) ve Alfred Russel Wallace (1823-1913) gerek yaptıkları seyahatler sonucunda elde etmiş oldukları coğrafik deller gerekse mevcut karşılaştırmalı anatomi çalışmalarıyla emriyoloji bilgilerini kullanmak suretiyle ve de Malthus’un da etkisiyle, şekillendirdikleri evrim kuramında canlıların yaşamlarını sürdürebilmelerinde iki gücün etkin olduğunu belirlemişlerdir. Bunlardan birisi doğal eleme gücüdür; canlı bu güç sayesinde çevre şartlarına uyum göstererek yaşamını devam ettirebilme şansına sahip olabilir; kendine nisbetle şartlara uyum göstermeyenler yaşamlarını sürdüremezler, yok olurlar. Uyum gösterenler ise çevre şartlarına uygun olarak değişim gösterirler. Böylece, meydana gelen değişimler sonucunda yeni türler ortaya çıkar. Ancak, canlılarda bir ikinci güç daha vardır; o da ataya dönüş gücüdür (atavizm). Canlı ne kadar asıl tipinden uzaklaşmış olursa olsun, atalarına dönüş meyli taşır ve dolaysıyla söz konusu dönüşü yapabilir. Bunun tipik örneğini Darwin, güvercinlerde göstermiştir. Evcilleştirilmiş güvercinlerin yabanıl kaya güvercinlerine dönüş göstermesi gibi.
Evrim kuramını desteklemek üzere, bu iki güce ek olarak, Darwin ve Wallace ‘koruyucu benzerlik’ ten söz ederler. Buna göre canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için doğal çevre şartlarına uyarlar; örneğin çölde yaşayan canlıların renkleri sarı tonlarındadır; ormanda yaşayan hayvanların renkleri çok parlaktır; kutuplardaki hayvanlar için ise aynı şekilde, çevreye uyum göstermiştir; genellikle beyaz renktedir. Buna paralel olmak üzere, hayvanların kendilerini korumak için bazı başka korunma yollarını da denedikleri görülmüştür. Bazı hayvanlar, sansarlar gibi, kötü koku salar ya da seslerini daha güçlü hayvanlara benzeterek düşmanlarına karşı kendilerini korur.
Koruyucu benzerlik, aslında evrim kuramıyla garip bir şekilde zıt düşmektedir. Çünkü eğer canlı, mimikri, yani daha güçlüyü taklit etme şeklinde bir kuruyucu benzerlik gücüne sahipse, o takdirde, nisbeten kuvvetli olan canlılara karşı koruyucu bir silah geliştirmiş olur ve her ne kadar evrim kuramına göre, yaşamını sürdürebilmek için güçlü olması gerekiyorsa da, taklit kaabiliyeti sayesinde, zayıf olsa da, yaşamını sürdürebilme şansına sahip olur. Doğabilimler yapmış oldukları araştırmalarla, doğada birçok mimikri belirlemeyi başarmışlardır.
(Demirsoy, Ali, Yaşamın Temel Kuralları Cilt-1, *s:543-555)
bunlar H.Y benziyormu liop?
"liop bir kez daha harun yahya dersen seni onla bir tutarım ve bir daha hiç bir yazdıgına cevap yazmam"....
Meas takım değiştirmekle tehdit ediyor... :D :D :D
Liop,
Kuşların dinazordan evrilmediğine dair herhangibir bilimsel kanıt var mı?
Ateistlerin en büyük eksiği,
din-inanış-yaratan lafını kullanan herkesi aynı kefeye koymaları. (Aldostu)
Sevgili Aldostu,
liop'un üslubuna müdahale ederken araya bir de ateizm eleştirisi sıkıştırmışsın. *:D Bugün de böyle olsun, içkiler (yada kahveler, artık ne içersen) benden hocam.
painkiller
12-07-2006, 03:07
yukarıda miller deneyi ile ilgili yazılar falan yazan arkadaşlar...yazılarınız harun yahya dan alıntı...google dan aratın da bi bakın kıymadan önce...
bakın harun yahyanın yazılarının bir özelliği vardır hemen ayırt edebilirsiniz...bu yazılarda araştırmacılar şunu yaptı araştırmacılar bunu buldu deyip durur asla isim vermez...çünkü hiçbir araştırmada onun söyledikleri bulunmaz...hiçbir gerçek bilim adamı onun söylediklerini doğrulamaz...evrimi eleştirmek isteyen arkadaşlaraq bu çeşit siteler yerine dünya üniversitelerinin web sitelerini tarafsız bilim sitelerini öneririm...zira oralarda bu söylediklerinizi bulamazsınız ne yazık ki...mesela amerika daki üniversitelerdeki biyologların %91 inin evrimi doğruladığı yazmaz harun yahyanın sitelerinde...eğer gerçekten evrim konusunda meraklı iseniz ilgili iseniz gerçekten dünyanın evrim konusundaki merkezi berkeley üniversitesi ve harvard üniversitesidir şu anda onların resmi sitelerinde evrimle ilgili herşey bulabilirsiniz...bir de onları deneyin...
liopleurodon
12-07-2006, 10:42
Sevgili Aldostu, adam "Hem H.Y. antipatim vardır" diyor, hemde boyuna H.Y. den alıp getirip buralara yapıştırıyor. Ne dememi beklersin? Ayan beyan takiyyecilik yapıyor, lüzumsuz yalancı.
Meas, yazdıkların birbirinin metin kopyası olan X tane H.Y. sitesinin herhangi bir kaçında olan şeyler. Bu yazı başka bir yerden alınma. Ama bu senin böyle pehlivan tefrikası gibi bir alıntıyı buraya yapıştırmanı mazur göstermez..
Yaptığın alıntı, Ancak lisedeki sübyanlara bir şey anlatabilir. Ama sen onuda anlamazsın. Alıntıya bakarsan, eksik ve birazcık hatalıda olsa, evrim vs. teorilerinin desteklendiğini görürsün. Bu yazı, açıkça, evrim vardır demeye getiriyor..
Mamuli, 1986'da Pat hoca ile bir göğüs kafesi bulduk. sonra ben kazıdan ayrıldım. Hoca devam etti ve sonunda bir sürü kuş atasına ait kemikler çıkardı. Taksonomi çalışmalarında yardımcı olduk. Bu sonuçlar, kuşların, dinozorlardan daha eski idevirlerden kalma, reptillerin bir kolundan, hatta belki de reptillerle bir ortak atadan türedikleri fikrine bizleri götürmüştür. H.Y. gibi zerzevat benzer fosilleri ahanda kuşun pat diye oluştuğunun ispatı filan gibi sunmaktadır. Mesela, eolulavis hoyasi.. BU kuşun fosili şu şekildedir:
http://www.freewebs.com/sdfiles/MickeyMortimerEoalulavis.jpg
Dikkatli bak, bu fosil sence bir kuş olabilir mi? Bunun kuşlarla en yakın özelliği, alula denen şu parmağa benzeyen kısımdır. Bu hayvan uçamaz. Bu hayvanın uçması imkanı yoktur. H.Y. bu hayvanın kuşlara benzer kanada sahip olduğunu iddia eder. Ama yalandır. Bu kollar uçmaya değil, ancak, dengeli şekilde yere inmeye yardımcı olabilir. Haa, biraz da bir kaç karış yüksekten atlayabilmeye.. Eee, kuş nerde, bu günümüz uçan kertenkelesi kadar bile uçamayan uçan reptil nerde?
teneke ile kasap havası çalmaya devam liop daha öncede Mutasyon olmaz, ıvır zıvır edenlere.. diyerek evrimi ispatlamaya çalıştıgın başlıkta ne oldugunu biliyorum getirdigim konununda evrimi ispatladıgını savunuyorsun daha ne diyim sana şaşkın ördek götten dalarmış sana kolay gele ne desem boş :)
liopleurodon
12-07-2006, 19:52
Meas gene laf söylüyorsun ki, bir balkabağı için bu büyük bir terakkidir..
Yazdıkların, evrimi filan ispatlamıyor. Ama evrime karşıda bir notta düşmüyor. Aman, H.Y. ye toslamayayım derken, bula bula anca bunu bulmuşsun, doğru dürüst okumadan alıp koymuşsun. Ben ne yapayım. Biraz yukarı çık, yapıştırdığın yazıyı şöyle doğru düzgün bir oku bakalım ne diyor?
Burada evrim içindeki bazı öngörülerden bahsediyor. Bunlar evrim için bir paradoks oluşturmaz. Sadece, evrimin açılımını gerektirirler. Seni bozmayacağım dedim, ama gene bastın kuyruğuma.. Ali DEMİRSOY, evirm üzerine doğrudan olmasada, taxonomy çalışmaları ile genel biyoloji ve dolayısıyla evrim çalışmalaırna katkıda bulunmuş, değerli bir şahsiyettir. H.Y. denen bir adama gıcık olamayız. Çünkü böyle bir adam yaşamıyor, yok. Bizim antipatimiz onun tarzı, üçkağıtçılığıdır. Şimdi sen, ayenen onun yaptığını yaparak, o mantalitenin yolundan ilerleyerek güya H.Y. den alıntı yapmamış oluyorsun, ama daha kötüsü, kepaze bir H.Y. de sen oluyorsun.
Bu kitabın, şu paradoksu açıkladığı bölümünü de bir alsana buraya. Aralardan kesip çıkardığın bölümlerle birlikte.. Bir görelim bakalım bu bir paradoksmuymuş, yoksa evirmin düzenine dair ince bir açıklamaymış? Hadi buyur. Bunu buraya yazdığına göre, kitabın tümü sende var olmalı. Yok, yoksa kitap sende, tipik H.Y. şeref özrü sendromuna tabisin demektir. Eğer varsa, ama bu hoca kitabında bu konuların evrimsel çözümünü getirmiyorsa, ben adi adamın tekiyim, ama getiriyor ve sen bunu görmezden gelip buraya işine gelen cümleleri alıyorsan, sen de H.Y. nin ufak bir versiyonundan öte bir şey değilsin. Ben getirip, scanner vs bulup buluşturup devamını buraya eklemeyeyim. O zaman daha ağır olacak laflar. Ve moderatörlerinde laf edecek gücü olmayacak. Hadi, buyur bakalım, ne demiş Ali DEMİRSOY? Bu bir paradoks muymuş? Neymiş bu işin aslı?
kitabın tamamı *pekte aksi şeyler anlatmıyor liop demind yazdıgım gibi sen kendi kendini tatmin edersin anca buyur sen getir tamamını kitabın bekliyorum bakalım paradosklar ile nereye varıyor?
senin pekte zamanını almaz evet scanla ve getir bakalım ne anlatıyor?
liopleurodon
12-07-2006, 20:14
Ben getirince, hiç iyi olmayacak, söylemedi deme.. 3 Cilt kitabı burada deşerim, sorun değil. Şurda bizim Cahit Arf kütüphanesinde bolca nüshası mevcut, raftada bir scanner duruyor. Şimdi ben kalkıp taa oraya gideceğim, koca 3 cildi getireceğim, scanneri kur et filan.. Ondan sonra senden bunun acısını nasıl çıkaracağım onu hesap et önce..
Ya da, söyle bakalım ne diyor devamında? Bilmiyorsun, çünkü bu kitaplar sende yok. Hoş, bende de yok, ama ben en azından bir kere baştan aşağı okudum ve elimin ulaştığı bir kaynakta mevcut. Hadi bakalım senin kağtılarını görelim. Mesai biteli bir hayli oluyor, Yarın Servisten inince giderim, Zaten servisler kütüphanenin önğnde duruyor, bahaneyle bir kaç Kör saatçi filan da alır, eşe dosta dağıtırım. Sana o vakte kadar mühlet...
liop kendini komik duruma düşürme getirecekmisin getirmeyecekmisin burda sadece ben bilirim havasını takınarak yazmana müsade edileceginimi sanıyordun.
sen getir buraya ne anlattıgına sende anla sonra acısını nasıl cıkartacagım hesabını yaparsın :)
liopleurodon
12-07-2006, 20:43
Niye getirmeyeyim? Getireceğim vede senin.... Anladın sen anladın, hiç kıvırma.. Yarını bekle.. Rahatça oturabiliyor olmanın tadını çıkar şimdilik.. Ama sen, millete bu zulme muhatap olmana sebep olan lüzumsuzluğu izah etmek için ne yapacağını bir düşün şimdiden.. Meydanı boş sandınız bol bol atıp tutuyorsunuz.. Göreceğiz bakalım, ak ile kara meydan çıkınca ne yapacaksın?
bekliyorum bende sana ekleme yapacagım burdan sende yok dediklerin için :)
Allah her seyi ademoglu ve cinler bana ibadet etsin diye yaratti teorisine inanan arkadaslara bu baglamda bir sorum olacak. Allah adem atamizi yarattiginda ona neden iki tane islevi olmayan gogus uclari verdi. Hep merak ettim durdum. Kutsal kitabimiz bu konuda ne der. Ben sahsen Adem olsaydim gucenirdim allaha.
senin yaratıcını inkar etmenin sebebi sadece buysa rölativizmin'i savunan insanların fikrine başvur sonra karar ver onlar için işlevi çok fazla :)
Sevgili Liop,
http://www.aquatic.uoguelph.ca/BirdS/morphevol/main.htm
http://www.ummz.lsa.umich.edu/birds/birddivresources/evolhist.html
ve daha niceleri...
Karşı görüşte olanlar da var elbette... Bible adına konuşanlar vs...
Ama aklı selim herkesin görebileceği gibi, kuşların dinazorlardan evrildiği gün gibi ortada...
mamuli karaya ilk bitkilerin cıktıgını varsayıyor evrimciler dogrumudur bu sence?
senin yaratıcını inkar etmenin sebebi sadece buysa rölativizmin'i savunan insanların fikrine başvur sonra karar ver onlar için işlevi çok fazla :)
Meas benim yaraticim yok, olmayan bir seyde nasil inkar edilir pek bilmiyorum.
Ademin goguslerine gelince. Cevabin bu mu yani ? Soru bence cok onemli belkide onemini kavrayamadin.
Simdi diyelim allah ademi yaratti. Neden iki gogus verdi. Havayi yaratacagini biliyordu. Havanin Habil ile Kabili emzireceginide biliyordu. Degilmi ? (Tevrata inanirsal allah havayi yaratacagina sonradan karar vermis ama daha karar vermeden adem'e cinsellik falanda vermis)
Yani biz yaradilis efsanesine inanacaksak bu problemi cozmemiz gerekiyor. Bence inanlari icin iki cozum ihtimali var:
1-allah neye karar verecegini bilmiyor.
2-allah bizimle alay ediyor.
anlaşıldı sen liop usulü dünyaya geldin zaten hiç inanmıyordun ve bütün olayı zaten biliyordun bunuda sorgulamana gerek yok öyleyse degilmi daha öncede bu forumlarda bunun konusu yapıldı mutezile tarafından bi araştır istersen ayrıca benim söyledigim neresi ciddiyetsiz sorarım. Gayet ciddi bir soruydu benimki sen cevaplamak niyetinde degilsin.
öneri olarak alır araştırırsan söyledigimi anlarsın ne dedigimi tunca.
sevgili meas,
"karaya ilk bitkilerin çıktığını varsayıyor evrimciler" demişsin.
Öyle bir başlamışsın ki söze, sadece evrimi değil, jeolojiden başlayarak bir sürü bilim dalını karşına almışsın... :)
Ben inansam ne olur inanmasam ne olur meas... Vatan kurtaran Şaban'dan daha vahim durumdasın... En kahraman Rıdvan ile ortaklık yapman lazım... :)
Ama sorunu yanıtlayacağım yine de...
Hayır yanlıştır... Karaya ilk vuran HAMSİ dir :D
vay desene beni kandırdılar :)
böyle cevap daha iyi olurdu ama ben genede o fıkrayıda buraya alayım.
Belediye otobüsünde mi, yoksa lüks bir baloda mı olmuş bilmiyorum; ama şu olay olmuş: Adamın biri, otobüsteki bir hanımefendinin ya da başka bir adamla dans eden hanımefendinin ayağına basmış...
Hanımefendi, önce ses çıkarmamış. Ama adamın paldır küldür, hiç de dans etmeden sallandığını ve yeniden ayağına bastığını gördükten sonra: " Beyefendi, ayağıma basıyorsunuz. Biraz dikkat etsenize!" diye çıkışmış. Bizim maganda yine pek oralı olmamış. Bunun üzerine *hanımefendi,sessizce, ama onun duyacağı şekilde "Hayvan!" * demiş.
Bizimki hayvanlığı da hiç üzerine almamış. Bunun üzerine hanımefendi öfkelenmiş. "Bakınız bey, bakınız! " Hayvan! dediysek, herıld(herhalde’nin kısaltılmışı ve İngilizcesi!) kuş, bülbül, serçe demek istemedik; ayı, öküz, domuz gibi bir şey demek istedik !" demiş.
Ama söylentiye göre adam, bu nazik hanımefendiyi yine anlamamış!
Bu öykü bana anlatılınca pek sıkılmıştım. Çünkü, pistlerdeki durumum, anlatılan “Anadolu Evladından” hiç de farklı değildi. Kadın, sanki bana konuşuyormuş gibi kıpkırmızı olmuştum.
Bunun için , dansetmek mecburiyetinde bırakıldığım zamanlarda(!)pist alanın seyrelmesini dört gözle bekler(!) ve dans ederken de eşime ilk kez sarılıyormuşçasına sarılırım!
Böylece hem dans eden çiftlerden, hem de komşuların rahatsız edici konuşmalarından uzak dururum!
İnsanlar,genellikle hayvanları bir bütün olarak kendisinden aşağı yaratıklar olarak görür. Bazı insanlar,bazı insanları da aşağı yaratıklar olarak görür de konumuz şimdilik birincisi üzerine. Kızdığımız birine sık sık "hayvan oğlu hayvan " demez miyiz?Bu hayvanlıktan en çok nasibini alan hayvanlar eşek ile öküzdür. Oysa ikisi de insanların öyle çok kahırlarını çeker ki anlatamam. Bir de bunu ayıları ekleyebiliriz. Bu arada savaşçı bir kabile annesi oğlu için "benim kartal pençeli oğlum" der. Kızını pazarlayan(afedersiniz) gösterişçi anne şöyle demez mi: “Ay kardeş, kendi kızım diye söylemiyorum. Görüyorsun işte boy onda bos onda. Ceylan gibi kız. O görgüsüzler, benim ahu (ceylan) gözlü kızımdan daha güzelini nerede bulabilir?”
Oğlunu pazarlayan (yine afedersiniz) bir anne ya da babanın “benim oğlum Aslan gibidir” derken, oğlunun Aslandan daha güçsüzlüğünün altını çizmez mi? Şimdi konumuza dönelim. Hayvanlarla bir ilgimiz ve ilişkimiz var mı?
Anlattığım gibi var. Kartal var, köpek var, tazı var, kedi var, tavuk var...
Şimdi ilginç bir soru: karalara önce bitkiler mi, yoksa hayvanlar mı çıktı? Umarım insanlık onurunuz incinmez, çünkü karalara bizden önce bitkiler çıkmış. Bitki dediysek, güller, sümbüller, kaynana dili değil belki; ama bitki işte...
400 milyon yıl önce karalara ilk olarak "bitkiler " çıktı. 350 milyon yıl önce ilk çift yaşamlı hayvanlar (amfibiler) göründü. 320 milyon yıl önce ilk sürüngenler arşınlamaya başladı karaları.
Valla bildiğim kadarıyla en son da insan çıkmış karaya. Ama bir çıkmış pir çıkmış.
Bitki çıkmış bitki olmuş,
Ot çıkmış ot olmuş,
Dinazor çıkmış dinazor olmuş,
Keçi çıkmış keçi olmuş,
Eşşek çıkmış eşşek olmuş,
Ayı çıkmış ayı olmuş,
Öküz çıkmış öküz olmuş,
Maymun çıkmış maymun olmuş,
İnsan çıkmış;.... ot olmuş, dinazor olmuş, keçi olmuş, eşek olmuş, ayı olmuş, öküz olmuş, maymun olmuş ama bir türlü "insan" olamamış...
Adam? .... hiç mi hiç olamamış...
gelecek kuşaklarda başarırlar inşallah...
İnsan,
sorgulama, analiz yapma, soyutlama, kavrama vs vs vs yetisine sahiptir. Belki de tüm canlılar, belki de bir kısmı, şu veya bu ölçüde bu yetilerin bir kısmına sahiptir... ama hiçbiri bunların tümünü insan kadar yetkin bir şekilde yapabilecek kapasiteye sahip değildir...
İşte burada insan diğer canlılardan ayrılır. İnsanın, dünyayı evreni anlama kavrama sorumluluğu vardır.
İnsan olmak, kendini uyduruk kitapların ve inanışların içinde kaybedip, öldükten sonra altına alacağın hurilerin hayalini kurmak değildir, hem de hiç değildir...
painkiller
13-07-2006, 00:29
karaya ilk kimin çıktığı hakkında kesin bilgiler yok ama bulgular bitkilerin çıktığını doğruluyor evet...yalnız evrim teorisinin diğer durağan dogmalardan farkı vardır her geçen gün yeni teorilerle yenilenir genişler değişir...bu konu hakkında da birçok teori var bilim olması sınanabilir olması dolayısıyla biraz farklı inançlardan ama genel çok kabul gören bir teori ki bulgular bunu çok destekliyor:
dünya da ozon tabakası yoktu atmosferde serbest oksijen yoktu çünkü...hem serbest oksijen yokluğundan hem de ozon tabakasının olmaması dolayısıyla karalar yaşama uygun değildi...ama dışardaki radyasyondan daha izole ve içinde müthiş seviyede organik madde çözünmüş olan denizlerden ilk kez başladı canlı oluşumu...bitkiler oluştu bitkiler oksijen ürettikçe serbest oksijen birikti atmosferde ve ozon tabaksı oluştu ve ilerleyen dönemlerde karalar yaşama daha uygun hale geldi ve canlılar yavaş yavaş karalara çıktılar...bu arada insan hiçbir zaman karaya falan çıkmadı ya da diğer canlılar serbest atış yapmayalım lütfen...insan zaten karada ortaya çıkan bir tür bu kadar büyük hatayı da ilk kez görüyorum açıkçası...
elbette bu çok basite indirgenmiş hali ve teorilerden biri...daha başka görüşler de mevcut...bilimi bilim yapan köhne inanışlardan ayıran da budur zaten...sınanabilir olması sıkılabilir değil...
İnsan olmak, kendini uyduruk kitapların ve inanışların içinde kaybedip, öldükten sonra altına alacağın hurilerin hayalini kurmak değildir, hem de hiç değildir...
bunu hayal ederek veya düşünerek yaşayan insanmıdır yani? Degildir, lakin bir başkasının bilmedigi hakkında fikir sahibi olmadıgı bir konuyuda kendi istedigi dilde ve terimlerde acıklayanda insan olamaz!
İnsan da karaya çıkmıştır arkadaşlar. Adem'in cennetten dünyaya inmesini karaya çıkma olarak kabul etmeseniz bile, Nuh'un karaya çıkması bahsi vardır ki, çok önemli bir bahistir. *:D
anlaşıldı sen liop usulü dünyaya geldin zaten hiç inanmıyordun ve bütün olayı zaten biliyordun bunuda sorgulamana gerek yok öyleyse degilmi daha öncede bu forumlarda bunun konusu yapıldı mutezile tarafından bi araştır istersen ayrıca benim söyledigim neresi ciddiyetsiz sorarım. Gayet ciddi bir soruydu benimki sen cevaplamak niyetinde degilsin.
öneri olarak alır araştırırsan söyledigimi anlarsın ne dedigimi tunca.
Yaradilis masalina hic dokunmayalim tabi. Dokundukca bir yerleri kiriliyor. En iyisi bilimsel bir teorinin uzerinde etik demogojisi yapmaya devam. Bilime fransiz kalmis milletlerin en cok sevdigi konu budur.
liopleurodon
13-07-2006, 08:55
MAMULİ, şimdi biraz işim var, daha kütüphaneye filanda gideceğim, unuttum sabahleyin uğramayı :(
Ama şunu söyleyeyim. Kaynak gösterdiğin yerin ilk cümlesi şöyle:
Birds are descended from reptilian ancestors.
Reptiller dinozor değildir. Bu mevzuda, "Taking Wings" gibi kitaplar sana daha yardımcı olur.
Karaya ilk çıkanlar bitkilerdi derken, bitkiden kastınız nedir? Karaya çıkan ilk canlılar döneminde henüz bitki veya hayvan gibi bir ayrım yapılabilecek düzeyde türleşme yoktu. Karaya ilk çıkan canlılar, tahminen ilkel algler, yosunlar vs. ydi. Pek çoğunun *fotosentez yapma özelliği olduğu için, bitki sınıfına sokmak mümkün elbette.
Fakat, konuya biraz yanlış bakıyorsunuz. Karaya ilk çıkan canlı diye bir cümle, bizim keşfettiğimiz ilk canlıyı gösterir. Evrim hakkında bildiklerimiz, karaya çıkan canlıların olduğudur. Yani, belki bir tür karaya ilk çıkıp finişi geçmiştir. Ama, onun ardından başka türlerde karaya çıkmaya devam etmişlerdir. Bu olayın eş zamanlı olarak ilkel dünyanın pek çok yerinde tekrarlandığını düşünmek mümkün.
Beyin ve dilden konuya yarımda olsa girelim bakalım evrim bizi nereye kadar götürecek veya biz ne kadarını kavrayacagız.
Bir hayvanın beyin yapısı, onun çevresiyle ilgili bilgiyi nasıl edindiğini yansıtır. Lamalar, yaşamlarını otlayarak geçirir. Lamaların beyninde dudakların duyumuna ayrılan yer, öteki duyulara ayrılan yerlerin toplamından daha büyüktür. Yarasalar çevreye yaydıkları sesin geriye dönüşüne ve yankılara kulak kabartmak suretiyle herhangi bir engele çarpmaktan kurtulurlar; bu nedenle de işitsel korteksleri öteki canlılara göre çok daha büyüktür. İnsan beyni, yakın akrabaları olan öteki mememililerin beyninden hiç de farklı değil. beyinin düzeni konusundaki geçerli görüşe göre insanın konuşma yetisinin beynin sol yanındaki bir kaç yer oluşturuyor. Broca bölgesi adı verilen bölüm, konuşma yetisinin üretiminden sormlu, öte yandan Wernicke bölgesi de dilini kavranması ile ilgili. ABD Kaliforniya Üniversitesinden Marty Sereno' ya göre bu iki bölge de konuşma yetisiyle yakından ilgili. Ancak Sereno, dilin orada sınırlanmış olduğu görüşüne şiddetle karşı çıkıyor ve böylesi karmaşık yapıdaki bir işlevin beyin kabuğunun iki küçük alanına indirgenmesinin bilimsellikten uzak bir davranış olacağına dikkat çekiyor. Yakın zamana dek insan beyninin nasıl bölümlere ayrıldığı konsunuda elimizde somut hiçbir delil yoktu. 1990 ların başında beyin görütüleme teknolojisinde dev adımlar atıldı.Sereno ve ekibi, bu görüntüleme yöntemleriyle " beyin ülkesindeki eyaletlerin" sınırlarını belirlemeye çalışıyor. Onlar, görme ve konuşmanın bağlantılı olduğu kanısındalar.Sereno , yıllar önce ABD Ohio Üniversitesi' ndeki bir konferansında kuşların dil yetilerinin maymunlardan çok daha fazla gelişmiş olduğunu dile getirmişti. Sereno dilin en önemli iki özelliğinin sözdizim (sentaks) ve anlam (semantik) olduğuna parmak basıyor. Maymunların doğal iiletişim sistemlerinde anlama yoğun olarak raslanmasına karşın, sistemin sözdiziminden tümüyle yoksun olduğu görülüyor.maymunun çıkarttığı seslerin sırası, anlamda herhangi bir değişikliğe yol açmadan istenildiği gibi sıralanabiliyor. dahası, insan dışındaki memelilerde iletişimin büyük ölçüde duygularla belirlendiği, sonradan öğrenilerek edinilen bir şey olmmadığı bilidiriliyor. Örneğin doğuştan sağır bir maymun sağlıklı bir maymunun çıkarttığı tüm sesleri çıkarabilirken, sağır bir ötücü kuşun ötmediğine dikkat çekiliyor.
İnsan nasıl konuşmaya başladı? Sereno ’ya göre insan önceleri tıpkı ötücü kuşlar gibi anlamsız sesler çıkarıyordu. Bunun da amacı bir olasılıkla karşı cinsi çeklmmekti. Birçok antropolog, insanoğlunun 100 bin yıl önce konşmaya başladığını sanıyor. Bunun kanıtı olarak da, milyonlarca yıllık bir durgunluktan sonra ansızın taştan yeni araç ve gereçlerin yapılmaya başlanması öne sürülüyor. kimilerine göre bu durum insanların eninde sonunda simgesel bir biçimde düşünmeyi, ardıl olayları anımsamayı ve yönergeleri iletmeyi öğrendiği anlamına geliyor. Ama asıl sorun bunun nasıl gerçekleştiği... Dil yalnızca karmaşık bir ussal sorun olmakla kalmayıp, aynı zamanda bedenin yapısıyla ilgili bir sorun niteliği de taşıyor.
( Cumhuriyet BilimTeknik sayı: 491 17 Ağustos 1996)
Beyin ağırlığındaki fark, çok kere bazı halkları ve kişileri aşağılama edebiyatının konusu olmuştur.
Bazılarını”beyinsiz”, "kuş beyinli" diye nitelerken beyninin küçük olduğunu anlatmak isteriz. Oysa beyin ağırlığıyla zeka arasında doğru orantı yoktur. Beyin hacmi erkeklerde ortalama 1300-1500 santimetreküptür; ama 1050-1800 santimetreküp arası da normal kabul edilmektedir. Çok kere buna iki ünlü yazarın beyin ölçüleri örnek verilir: Fransız Anatole France ve Rus İvan Turgenyev. Rus olanın beyninin hacmi Fransızın iki katıydı. (İnsan, Yapısı ve Yaşamı, A. Smith, s:30)
Sanıldığı gibi hayvanlar aleminin en ağır beyni insan beyni değildir. Vücut ağırlığıyla oranı ele alındığında da en ağır beyin insan beyni değildir. Bundan 70 bin yıl önce yaşamış Neanderthal insanı (Avrupa' da Asya’da ve Afrika’da izleri vardır) büyük beyinliydi; ama henüz bizim gerçek atalarımız değildiler.(age S: 22) İnsan ağırlığının yaklaşık ellide biri beyindir. Bu oran bir çok maymunda yirmide birdir. Fil beyni, insan beyninin dört katı kadar ağrdır. Ama insan beyni yetenek bakımından büyük bir ayrıcalık taşır.
İnsan beyni, tam 14 milyar hücreli bir yumşak dokudur. 1.35 kg dan biraz daha ağırdır.( İnsan ,Yapısı ve Yaşamı s: 292 ve293)
Beyin de en basit hayvanlardan başlayarak yavaş yavaş gelişti.
Bizim beynimize bir bakalım. En dipte "beyin sakı" var. Buradan yürek atışı, soluma gibi temel biyolojik fonksiyonlar yönetilir. Onun üzerinde daha sonra gelişmiş olan bölge var. Burada "sürüngen davranışları" diyebileceğimiz davranışlar yer alır: saldırganlık, bölge sahiplenişi, sosyal hiyerarşi gibi. Onun da üzerinde " memeli davranışları taşıyan " limbik sistem" var. Burada karmaşık duygular, yavrulara duyulan sevgi ve onları koruma içgüdüsü vardır. Nihayet en üstte "serebral korteks" bulunur. Burası en gelişmiş işlevleri üstlenmiştir. Analiz yeteneği, hayal gücü, matematik ve müziğin yaratıldığı yer burasıdır. "Görüyorsunuz biz insanlar ne kadar karmaşık yaratıklarız. Bir resmi incelerken beyninizin gelişmiş bölümünü kullanıyorsunuz, ama otomobil sürerken sizi sıkıştırıp önünüzü kesen sürücüyü o anda öldürmek istemeniz, tamamen sürüngen atalarınızdan size kalan bir miras. Denebilir ki bizim günlerimiz, beynimizin bu üst ve alt kat maliklerinin sürekli çekişmesi ile şekilleniyor. Şimdilik maalesef sürüngen yanımız genellikle kazanıyor, ama günün birinde gelişmiş yönümüz ilkel yönümüzü bastırmayı mutlaka öğrencektir... Tabii türümüz o kadar yaşarsa.
Beynimiz, esnek bir bilgi bankası olarak yaklaşık on üzeri on dört (1014) bit depolayabiliyor, bundan ötesini kitaplarda depolayabiliyoruz. Bütün bunlar sıralanınca görüyorsunuz ki amibe fark atıyoruz. Yalnız burada hemen bir ufak noktaya parmak basmak gerek. Genellikle evrim analatılırken sanki olup biten herşeyin nihai gayesi insanı yaratmakmış gibi gösterilir. Adeta ".. sürüngenler, kuşlar, memeliler, maymunlar ve... nihayet.. İNSAN !!" tarzında bir anlatım. Tabii bu tamamen yanlış. İnsan, evrim sırasında meydana gelen türlerden yalnızca bir tanesi. Evet, beynini ve yüksek saldırganlığını kullanarak çevresine büyük ölçüde "egemen" olmuş durumda. Ancak, daha önce de değindiğim "insan merkezli" gözlüklerimizi bir an çıkartırsak, bütün bu "başarılarımızın" beraberinde çok yüksek bir fatura getirdiğini, bu faturayı ödemenin de giderek olanaksızlaştığını göreceğiz. Korkarım ki günün birinde "İnsan" bölümü, "Dünya Tarihi" kitabının ortasında 2-3 sayfadan ibaret olacak." Orhan Kural hocaya bir şey eklemek gerek. Hani biraz da kendi türümüzü sevmeyi öğrenmemiz gerekiyor, yoksa "Dünya Tarihi" kitabını yazan da kalmayacak...
Kısaca anlatılan "İnsan" bölümü, "Dünya Tarihi" kitabının ortasında 2-3 sayfadan ibaret olacak." Orhan Kural hocaya bir şey eklemek gerek. Hani biraz da kendi türümüzü sevmeyi öğrenmemiz gerekiyor, yoksa "Dünya Tarihi" kitabını yazan da kalmayacak...
Dünya tarihi biz yazdık biz yazacagız!
devam edecek...
Diyojen'in belleği gayet güçlüymüş. Bir gün kendisine biri, "En iyi yemek hangisidir?" diye sormuş.
Diyojen: "Yumurtadır" demiş. Aradan 15 yıl geçmiş Aynı adam yine çıkmış karşısına Diyojen'in: "Neyle yenir?" demiş. Ünlü filozof hiç düşünmeden :"Tuzla" demiş(Çetin Altan, Sabah, 13 Kasım 1997, Perşembe)Beceriksiz insanlar için "o, merdivenden inerken sakız çiğneyemez" deriz. Böylece o insanın aynı anda bunlardan birini yapabileceğini ama ikisini birlikte yapamayacağını anlatmak isteriz.
Napolyon deyince aklınıza neler geliyor? Benim aklıma hırslı bir fatih, ve "para para para" deyişi geliyor. Belki bir de Moskova seferi. Kısa boyluluğu. Oysa Napolyon, sandığımızdan daha zeki ve becerikliymiş. Aynı anda birkaç işi aksatmadan yürütebilirmiş. (Uzay ve Psikoloji, s: 57) Napolyon, tüm bilgileri kafasında belli bir çekmeceye yerleştirdiğini, bir bilgi gerektiği zaman ait olduğu çekmeceyi çekivermekle onu sağladığını söylüyordu. İşte bir bilgisayar insan.
Bu alanda bilinenen büyük beceri , kuşkusuz 1887 yılında bir şiiri ezbere okurken aynı anda bir başkasını yazabilen ya da bir yandan şiir okurken bir yandan karmaşık bir matematik problemini çözebilen Fransız psikolog Paulhan' a aittir. (Uzay ve Psikoloji s: 58)
Bellek konusunda son çarpıcı örnek Stephen Hawking' dir. Onu tekerlekli sandalyeye mahkum bilgin olarak tanıyoruz. Hani şu ayaklarının gidemediği yere zihniyle uçan deha: Hawking.
Çalışma arkadaşlarından biri, Werner Israel (Genel Görecelik kitabını birlikte yazdıkları kuramsal fizikçi) onun belleğinin başarısını, Mozart’ın bütün bir senfoniyi akıldan bestelemesine benzetmekte :
" Bu başarı, sanki Mozart' ın tüm bir senfoniyi kafasında taşıyıp bestelemesi gibidir. Son günlerde yapılan bir seminerde müzikteki nota çizgileri gibi kara tahtayı kaplayan karmaşık matematik satırlarını gören herhangi bir kişi bu kıyaslamayı anlayacaktır"
(SH, Yaşamı, Kuramı ve Son Çalışmaları s: 140; S.Hawking’in Evreni, s: 25)
Evrim Kuramının İlk Soruları!
Bu kuram, her çocuğun, her ergenin, her düşünen insanın yaşamı boyunca zaman zaman kendine sorduğu soruların yanıtını araştırır. Bu sorular ,hepimizin aklını kurcalayan sorulardır: Nereden geldik, nereye doğru gidiyoruz? İnsanoğlunun yaşamında yanıtını bilmek istediği soru böyle özetlenebilir. Ama biz yine de basit sorularla olayı deşmeye çalışalım: Bundan diyelim ki bin yıl, milyon yıl, milyar yıl önce de insan, insan mıydı, tavuk tavuk muydu, kedi kedi miydi? Çam ağacı çam ağacı *mıydı?Yani canlılığın tarihinin “filmini” bugünden geriye doğru sarsak neler görebiliriz? Bu film, nereye kadar ve hangi bilgilerle geriye sarılabiliyor?
Evrim Kuramı, çok basit olarak “hayvanlar ve bitkiler, bugünlere gelirken değişikliklere uğrayarak mı geldi; yoksa her şey, bir dahi vuruşuyla başladı ve hiç değişmeden sürüp gidiyor mu?” sorularına bilimin verdiği yanıtları kapsıyor. Doğal olarak bilimin verdiği yanıtlar deyince akan sular durmuyor ve bu konuda insan aklının çağdaş düşmanları da boş durmuyor; oldukça inceltilmiş biçimiyle bilime saldırılarını sürdürüyorlar. Bunun yalnız geri kalmış ülkelerde sürdürüldüğünü sanmayınız. En başta ABD olmak üzere,hemen tüm gelişmiş ülkelerde de bilimin düşmanları boş durmuyor.
Evrim kuramına karşı yürütülen kampanya, ülkemizde özellikle *20. yy biterken *doruk noktasına çıktı. Bunu basit bir inanç kayması olarak görmeyelim. Bu, yalnızca özgür düşünceye değil, başta tıp olmak üzere doğal bilimlere ve daha da geniş anlamıyla bilimsel felsefeye saldırıdır. Evrim kuramına saldıranların ilk ve ilkel saldırılarıyla konuya girmek istiyorum. Bu, maymun sorunudur.
Maymun Sorunu: Ünlü Tartışma!
İnsanın, “en uyumlunun yaşaması” ilkesiyle, daha ilkel canlılardan evrimleştiği hakkındaki Darwin kuramı, Türlerin Kökeni ’nin yayımlandığı 1859 yılından beri müthiş tepkiler almıştır. Özellikle 1860 Haziran’ında Darwin’i savunan biyolog T.H. Huxley ile Tanrı’yı savunan Oxford başpiskoposu Wilberforce arasında halka açık bir tartışma yapılıyor. Bu tartışmada Piskopos, Darwin’in tezinin çok saçma olduğunu savunuyor ve konuşmasını alaylı bir biçimde Huxley’in büyükanne tarafından mı yoksa büyükbaba tarafından mı maymundan geldiğini sorarak bitiriyordu. Huxley ise evrimin kanıtlarını ustaca ortaya koymuş ve atasının bir maymun olmasının, piskoposunki gibi entellektüel bir fahişe olmasından daha iyi olduğunu söyleyerek bitirmiştir. Bu sırada Lady Brewester baygınlık geçirmiş, dışarı taşınırken hakkın rahmetine kavuşmuştur.”(John Taylor, Kara Delik, e yayınları s: 39)
Kaptan Fitzroy’un Kutsal Kitap’la uyumlu düşünceleri yolculuk süresince gittikçe daha da katılaştı. O, anlamaya çalışmamız gereken kimi şeler olduğuna inanıyordu;evrenin ilk kaynağı, bütün bilimsel araştırmaların erişimi dışında bulunması gereken bir giz olarak kalmalıydı. Fakat Darwin çoktandır bunu kabul etmekten çok uzaktı; Kutsal Kitap’a takılıp kalamazdı,onun ötesine geçmek zorundaydı. Uygar insan bütün soruların en can alıcısını-"biz nereden geldik?” sorusunu- sormaya, soruşturmalarını kendisini götürdüğü yere kadar götürmeye devam etmekle yükümlüydü.
Bu tartışmaya bir son vermek mümkün olmayacaktı. Tartışma, biri bilimsel ve araştırmalara açık, öteki dinsel ve tutucu, karşıt iki görüşün 25 yıl sonra Oxford’da yapılan o sert toplantıdaki çatışmasının bir ön hazırlığıydı.”
Ne var ki bir grup insan, yani Kilise, Darwin’in kuramına şiddetle karşı çıktı.
Darwin’in Türlerin Kökeni adlı kitabının yayımlanması(1859) bilim ile din arasında sert bir tartışmaya yol açtı. Darwin’in çekingenliği kendisinin bu tartışmada yer almasını engelledi;ama evrimle ilgili kavgacı savunmalarıyla “Darwin’in Buldoğu” lakabını alan dostu Thomas Huxley’in sözünü sakınmak gibi bir özelliği yoktu. Huxley ile Piskopos Wilberforce arasındaki kavga, Ronald Clark’in Darwin biyografisinde şöyle anlatılır:
“Britanya İleri Araştırmalar Kurumu’nun 1860 yazında Oxford’da yaptığı yıllık toplantıda[ Darwin’in kuramı konusundaki] kuşkular boşlukta kaldı. Kurum üyeleri 19. yy bilim tarihinin en parlak sahnelerinden birine tanık olacaklardı. Bu, Oxford Piskoposu Samuel Wilberforce ile Thomas Huxley’in bir tartışma sırasında karşılıklı atışmalarından oluşan bir sahneydi. Çağının öteki kilise adamları gibi Wilberforce da bilimsel bakımdan tam bir karacahildi.(s: 144).
Tartışma beklendiği için salon tıka basa doluydu. Wilberforce’un, Huxley’in de daha sonra yazacağı gibi “birinci sınıf bir tartışmacı” olmak gibi bir ünü vardı: “kartlarını uygun oynasaydı evrim kuramını yeterince savunma şansımız pek olmazdı.”
Wilberforce, akıcı ve süslü bir konuşmayla, kendisini yenilgiye uğratmak üzere olduğunu belirttiği Huxley’e övgüler düzdü. Ardından ona döndü ve “soyunun büyük annesi mi yoksa büyük babası tarafından mı maymundan geldiğini” öğrenmek istedi.
Huxley rakibine döndü ve haykırdı: “Tanrı onu ellerime teslim etti.”
“Eğer” dedi [kürsüden], “bana bir büyük baba olarak zavallı bir maymunu mu yoksa doğanın büyük bir yetenek ve güç bahşedip bunlarla donattığı;ama bu yetenekleriyle gücünü yalnızca birtakım eğlenceli sözleri ağırbaşlı bilimsel bir tartışma gibi sunmak amacıyla kullanan bir insanı mı yeğlersin? diye soracak olsalar, hiç duraksamadan tercihimin maymundan yana olduğunu söylerdim.”
Huxley bildiği en güçlü darbeyle karşılık vermişti. Bir piskoposu küçük düşürmek,bundan bir ya da birkaç yüzyıl önce pek rastlanır bir şey değildi;hele halkın önünde, kendi piskoposluk bölgesinde küçük düşürmek neredeyse hiç görülmemişti. Dinleyiciler arasında oranın ileri gelenlerinden bir hanım şok geçirip bayıldı Dinleyicilerin çoğu alkışladı. Fakat Robert Fitzroy oturduğu yerden kalktı ve otuz yıl önce Darwin’le gemide yaptığı bir tartışmayı hatırlattı. Kutsal Kitap’ı Huxley’e salladı ve süslü sözlerle bütün doğruların kaynağının bu kitap olduğunu söyledi.
Bu öykünün birinci elden bir anlatımı yoktur. Harvardlı biyolog Stephen Jay Gould diyaloğun çoğu bölümünü yaklaşık 20 yıl sonra Huxley’in kendisinin uydurduğu kanısındadır. Fakat bu konuşmalardan kimsenin bir kuşkusu olmadığı yollu bir dip notu da vardır. Huxley Wilberforce’a duyduğu nefreti 1873'e, Piskopos atından düşüp kafasını bir taşa çarparak öldüğü yıla dek sürdü. “Kafası” dedi Huxley bunun öğrenince kıs kıs gülerek “gerçeğe bir kez daha tosladı;ama bu kez sonuç ölümcül oldu."
(Adrian Berry, Bilimin Arka Yüzü, TÜBİTAK yay, s: 137-146)
Bozkurt Güvenç, olayı değişik sözlerle şöyle anıyor:
Huxley soruyu ciddiye alıyor (oysa Darwin aldırmıyor) diyor ki: “Gerçeklere saygısız bir insan soyundan gelmektense, gerçeklere saygılı bir maymun soyundan geldiğimi kabul ederim.”
Gazeteciler- o zaman telefon yok- hemen koşuyor, gazete yönetim merkezlerine
“ Evrimciler, maymundan geldiklerini kabul ettiler” haberini yetiştiriyorlar.
Tabi biz, 120 yıldır değerli dinleyenlerim, gazete haberleriyle Darwin’i ve bilimi yargılıyoruz. Fen fakültelerimizin biyoloji bölümleri dahil. Çünkü kimse, Darwin’in, Türlerin Kökenini, İnsanın Yücelişini okumuyor. Mesele, Darwin konusu, maymun meselesi değil. Dünyayı algılama meselesi. İşte bu konuda, yalnız biz değil, bütün dünyada büyük sorunlar var.”
(Prof. Dr. Bozkurt Güvenç,TÜBA, Bilimsel Toplantı Serileri: 2, Bilim ve Eğitim s: 68)
İLK İNSANLAR
İnsan nasıl insan oldu?
“Homo sapiens ’in dil, gelişmiş teknolojik beceriler ve ahlaki yargılara varabilmek gibi özel nitelikleri antropologları uzun zamandır hayranlığa sürüklüyor. Ama yakın zamanlarda antropolojide yaşanan en önemli değişikliklerden biri, bütün bu niteliklere karşın, Afrikalı insansımaymunlarla çok yakın bir bağlantımız olduğunu anlaşılmasıdır. Bu önemli görüş değişikliği nasıl gerçekleşti? Bu bölümde, Charles Darwin’in en eski insan türlerinin özel doğası hakkındaki fikirlerinin antropologları nasıl etkilediğini, yeni araştırmaların Afrikalı insansımaymunlarla evrimsel yakınlığımızı nasıl ortaya çıkardığını ve doğadaki yerimiz hakkında farklı bir bakış açısı geliştirmemizi gerektirdiğini tartışacağım.
1859'da Türlerin Kökeni adlı yapıtında Darwin, evrimin insanlar açısından ne anlama geldiği konusuna girmekten kaçınmıştı. Sonraki baskılara ise çekinceli bir cümle eklendi: “İnsanın kökeni ve tarihi aydınlatılacaktır.” Darwin bu kısa cümleyi, 1871'de yayınlanan İnsanın Türeyişi adlı kitabında ayrıntılandırdı. Hala çok hassas olan bir konuyu ele alarak, antropolojinin kuramsal yapısına iki sütun dikti. Bunlardan ilki, insanların ilk nerede evrildikleriyle (ona zamanında çok az kişi inanmıştı, oysa haklıydı), ikincisi ise, bu evrimin şekli ya da biçimiyle ilgiliydi... Darwin’in evrimimizin şekli hakkındaki görüşleri antropoloji bilimini birkaç yıl öncesine dek etkiledi ve sonra, yanlış olduğu anlaşıldı.
:?:
Darwin, insanlığın beşiğinin Afrika olduğunu söylüyordu. Bu sonuca basit bir mantıkla varmıştı:
Dünyanın her büyük bölgesinde hayatta olan memeliler, aynı bölgede evrilmiş türlerle yakın bağlantı içindedirler. Dolaysıyla, Afrikada bir zamanlar, goril ve şempanzelerle yakından bağlantılı ve günümüzde nesli tükenmiş olan insansımaymunlar yaşamış olabilir: bu iki tür insanın en yakın akrabaları olduğuna göre, ilk atalarımızın Afrika kıtasında yaşamış olma olasılığı, başka bir yerde yaşamış olmaları olasılığından daha yüksektir.
Afrika'nın Sihiri
Antropologlar, Darwin’in yorumundan hiç hoşlanmadılar; bunun en önemli nedenlerinden biri, tropik Afrika’ya sömürgeci gözüyle, küçümseyerek bakılmasıydı: Kara Kıta, Homo sapiens gibi soylu bir yaratığın kökeni için hiç de uygun bir yer olarak görülmüyordu. Yüzyıl başında Avrupa ve Afrika’da yeni insan fosillerinin bulunmasıyla birlikte, Afrika kökenli olma fikrine duyulan küçümseme arttı ve bu tutum onyıllarca sürdü.”
Yazar(R.Leakey) 1931'de Camridge’deki hocalarına insanın kökenini Doğu Afrika’da aramayı planladığında kendisine Asya’ya yönelmesi istendi. “Bu olay, bilimcilerin mantık kadar duygularından da etkilenebildiklerini gösteriyor.”(s:16)
Darwin’in İnsanın Türeyişi ’nde ulaştığı ikinci önemli sonuç, insanların önemli ayırıcı özelliklerinin-iki ayaklılık, teknoloji ve büyük bir beyin- birbirleriyle uyum içinde gelişmiş olmasıydı:
:?:
Bu inanç hem Darwin’in döneminde hem de yüzyılımızda bilim adamları arasında oldukça yaygındı. Söz gelimi, 19.yy İngiliz doğa bilimcisi-ve Darwin’den bağımsız olarak doğal seçim kuramını yaratmış olan- Russel Wallace bu kuramı, insanlığın en çok değer verdiğimiz yönlerine uygulamak istemedi. İnsanları, yalnızca doğal seçimin ürünü olarak görülemeyecek denli akıllı, incelmiş ve gelişmiş buluyordu. İlkel avcı-toplayıcıların biyolojik açıdan bu özelliklere gereksinim duymayacaklarını ve dolaysıyla, doğal seçim sonucu gelişmiş olamayacaklarının düşünüyordu. İnsanların bu denli özel yaratıklar olmalarını doğaüstü bir müdahale sağlamış olmalıydı. Wallace’ın doğal seçim gücüne inanmaması, Darwin’i son derece rahatsız ediyordu.
1930'lar ve 1940'larda Güney Afrika’da gerçekleştirdiği öncü çalışmalarla Afrika’nın insanlığın beşiği olarak kabul edilmesine katkıda bulunan İskoç paleontolog Robert Broom da insanın ayrıcalıklı olduğuna inanıyordu. Homo sapiens ’in evrimin nihai sonucu olduğunu ve doğanın geri kalan kısmının insanın rahat etmesi için şekillendirilmiş olduğunu düşünüyordu. Wallace gibi Broom da türümüzün kökeninde doğaüstü güçler arıyordu.
Wallace ve Broom gibi bilimciler, biri entellektüel ve diğeri de duygusal olmak üzere iki çatışan güçle savaşıyorlardı. Homo sapiens’in evrim süreci sayesinde doğadan geliştiği gerçeğini kabul etseler de, insanın tinselliğine ya da aşkın özüne dair inançları, onları evrim konusunda insanın ayrıcalığını kanıtlayan açıklamalar oluşturmaya yönlendiriyordu.(s:18) Darwin’in 1871'deki evrim “paketinde” böyle bir rasyonelleştirme vardı. Darwin doğaüstü müdahale aramıyordu gerçi, ama evrim senaryosu, insanları daha başlangıçtan itibaren insansımaymunlardan ayırıyordu.
8O
İlk Ramapithecus fosillerinin bulunduğu ve ardından, Asya ve Afrika’daki benzer keşiflerin yapılddığı tortular eskiydi. Dolaysıyla Simons ve Pilbeam, ilk insanın en az 15 milyon ve belki de 30 milyon önce ortaya çıktığı sonucuna vardılar ve antropologların büyük çoğunluğu bu görüşü kabul etti. Dahası, kökenin bu kadar eski olduğu inancı insanlarla doğanın geri kalan kısmı arasına büyük bir uzaklık koyarak, pek çok kişiyi rahatlatıyordu.
1960'larda Berkeley’deki California Üniversitesinden iki kimyacı Allan Wilson ve Vincent Sarich, ilk insan türlerinin ne zaman ortaya çıktığı konusunda çok farklı bir sonuca ulaştılar. Fosiller üstünde çalışmak yerine, yaşayan canlılarla Afrikalı insansımaymunlardaki bazı kan proteinlerinin yapısını karışlaştırdılar. Amaçları, insan ve insansımaymun proteinleri arasındaki yapısal fark düzeyini saptamaktı; mutasyon nedeniyle bu fark zaman içinde hesaplanabilir bir hızla artmış olmalıydı. İnsanlar ve insansımaymunrlar ne kadar uzun süre önce iki ayrı tür haline gelmişlerse, biriken mutasyon sayısı da o kadar fazla olacaktı. Wilson ve Sarich mutasyon hızını hesapladılar ve böylece , kan proteini verilerini bir moleküler saat olarak kullanabildiler.
Bu saate göre ilk insanlar, yalnızca yaklaşık 5 milyon yıl önce ortaya çıkmış olmalıydılar; bu, egemen antropoloji kuramındaki 15 ile 30 milyon yıllık tahminle çarpıcı oranda çelişen bir bulguydu. Wilson ve Saricn’in verileri ayrıca, insanların şempanzelerin ve gorillerin kan proteinlerinin birbirlerinden aynı derecede farklı olduğunu gösteriyordu. Yani 5 milyon yıl önce gerçekleşen bir evrim olayı ortak bir atanın aynı anda üç ayrı yöne gitmesine neden olmuştu; bu bölünme, modern insanların yanısıra, modern şempanze ve modern gorillerin de gelişmelerini sağlamıştı.(s:20). Bu da çoğu antropolgun inançlarına aykırıydı. Geleneksel düşünceye göre şempanzelerle goriller birbirlerinin en yakın akrabalarıdır ve insanlarla aralarında büyük bir uzaklık vardır. Molekül verileri hakkındaki yorumların geçerli olması durumunda antropologlar, insanlarla insansımaymunlar arasında çoğunun inandığından daha yakın bir biyolojik ilişki olduğunu kabul etmek durumunda kalacaklardı.
Çok büyük bir tartışmma doğdu ve antropologlarla biyokimyacılar birbirlerinin mesleki tekniklerini şiddetle eleştirmeye başladılar.Wilson ve Sarich’in vardıkları sonuç, molekül saatlerinin hatalı olduğu ve dolaysıyla, geçmişteki evrim olayları hakkında bir zaman saptamasının güvenilir olmayacağı iddiasıyla eleştiriliyordu. Wilson ve Sarich ise antropologların küçük ve parçalanmış anatomik özelliklere çok fazla önem verdiklerini ve dolaysıyla, geçersiz sonuçlara ulaştıklarını savunuyorlardı. Ben (R.Leakey) o dönemde Wilson ve Sarich’in hatalı olduklarını düşünerek, antropolog topluluğunun yanında yer almıştım.
:?:
Teknolojik açıdan ilkel toplumlarda avcılık genellikle, erkek sorumluluğudur. Dolaysıyla, 1970'lerde kadın sorunu konusundaki bilincin gelişmesiyle birlikte, insanın kökenine dair bu erkek merkezli açıklamanın sorgulanmaya başlanması son derece normaldi. “Toplayıcı Kadın” olarak bilinen alternatif bir hipotezde, tüm primat türlerindeolduğu gibi, toplumun merkezinin dişiyle çocukları arasındaki bağ olduğu savunuluyordu. Karmaşık bir insan toplumunun oluşturulmasını, teknoloji yaratan ve herkes tarafından paylaşılmak üzere (en başta gece) yiyecek toplayan insan dişilerinin insayatifi sağlamıştı. Ya da öyle olduğu savunuluyordu.
Bu hipotezler insan evrimini asıl başlatan şey konusunda farklı fikirler getirmekle birlikte, hepsi de Darwin’in değer verilen belli insan özellikleri paketinin daha ilk baştan oluşmuş olduğunu söylüyorlardı: Hala, ilk insangil türünün belli bir düzeyde iki ayaklılık, teknoloji ve büyük beyin özelliklerine sahip olduğu düşünülüyordu. Dolaysıyla insangiller, daha başlangıçtan itibaren kültürel yaratıklardı; bu nedenle de, doğanın geri kalan kısmından farklıydılar. Oysa son yıllarda bunun doğru olmadığını anlamaya başladık.
Arkeolojik kalıntılarda, Darwinci hipotezin doğru olmadığını gösteren sağlam kanıtlar görülüyor. Darwin paketi doğru olsaydı, arkeolojik lkalıntılarda ve fosil kalıntılarında iki ayaklılığa, teknolojiye ve büyük beyine dair kanıtları aynı anda görürdük. Ama görmüyoruz. tarihöncesi kalıntılarının tek bir yönü bile, hipotezin yanlış olduğunu göstermeye yetiyor: Taş alet kalıntıları.
Çok ender olarak fosilleşen kemiklerin tersine, taş aletlerin yok olması neredeyse olanaksızdır. Dolaysıyla, tarihöncesi kalıntılarının büyük bölümünü taş aletler oluşturur ve en başından itibaren teknolojinin gelişimi bu aletlere dayanılarak yeniden oluşturulur (s:25)
Bu tür aletlerin ilk örnekleri-çakıl taşlarından birkaç yonga çıkarılarak yapılan kaba yongalar, kazıma araçları ve baltalar- yaklaşık 2.5 milyon yıl önce ortaya çıkar. Molekül kanıtları doğruysa ve ilk insan türü yaklaşık 7 milyon yıl önce ortaya çıktıysa, atalarımızın iki ayaklı olmalarıyla taş alet yapmaları arasında yaklaşık 5 milyon yıl geçmiş olmalı. İki ayaklı bir insansımaymun yaratan evrim gücü her neyse, alet yapma ve kullanma becerisiyle bağlantılı değildi. Ama pek çok antropolog, 2.5 milyon yıl önce teknolojinin gelişmesinin, beyindeki büyümeyle aynı döneme denk geldiğine inanıyor.
Vardıgımız nokta imzam ile eşleşiyor sanırım evrim teorisinde!
Gördüklerimiz bizi, görmedigimiz yaratıcının varlığına inanmaya zorluyor!
İnsan ile alet ilişkisinde, daha açık bir deyişle insanın alet yapma becerisinin altında yatan temel öğeler nelerdir?
liop hocada döndügüne göre kaldıgımız yerden devam edelim....
liopleurodon
03-08-2006, 10:39
Meas, bir şeyleri atlayıp, bir şeyleri saklayarak, bir şeyleri 1900'lerdeki bilgilerden, başka şeyleri ise 1970 yılı bilgilerinden alarak, doğru bir bakış açısı bulamazsın.
Proteinler ve DNA üzerine yapılan çalışmalar, insan neslinin 5 milyon yıl önce farklılaşmaya başladığını gösterir. Ama, aynı şekilde, bulunan fosil kayıtları, hominidler ile Australopithecus'lar, yani maymunsular ile insan arasındaki ayrımında 5 Milyon önce başladığını gösterir aynı şekilde. Buna en bariz örnek Lucy'dir. Bu tür, bir insan değildir, ama maymunda değildir. İki ayak üzerinde yürüyebilir. 3.5 Milyon yıl yaşındadır. Ama bu tarih, insana giden türelerin, diğer primatlarla çoktan ayrıldığı bir tarihtir.
İlk taş aletler, homo erectus ile ortaya çıkar. Bu ise, 2 milyon yıl öncesine tekabül eder. İlkel taş aletler, yani imalat değil, alıp kullanma yöntemi 2-2.5 milyon yıl önce başlamıştır, ama taş alet yapımı, 1.8 milyon yıl önce ortaya çıkar.
Ve elimizdeki mevcut fosil kayıtları, insanın evrimini son derece net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ama, 1970'lerde yaygın olan görüş, bir türün, başka bir türe dönüşüp gittiğidir. Yani, A türü, B türüne döner, o C türüne, o da D türüne.. Oysa, bugünkü bulgular bu işin böyle yürümediğini gösteriyor. A türünden B, C, D gibi türler ortaya çıkıyor. B'den başka türler. Bu şekilde bir türler ailesi ortaya çıkıp gidiyor. Eski görüş, ilk insan atalarının homo erectus gibi bir ata, onu takip eden neanderthal, onun nesli sapiens gibi olduğunu düşündürüyordu. Ama bulunan son fosiller, birden fazla türün izolasyonla farklı bölgelerde geliştiğini, ama bu türlerin uzun göçler yaparak bir süre sonra karşılaşıp melezlenme ve/veya birinin diğerini yok etmesi ile sonuçlandığını gösteriyor.
Bu, insan gibi bir tür için çok kritik bir husustur. İnsan alet kullanma ile adaptasyon yeteneği sağlamış bir canlıdır. Sıradan canlıları başka bir bölgeye götürürseniz, oradaki ekositeme uyum sağlayamaz ve türü yok olur. Mesela, bir serengeti aslanını hindistana götürürseniz yok olur. Çünkü, o GNU, ceylan, Zebra avlamayı bilir. Bu işi de geniş düzlüklerde gece yapar. Ama hint ormanlarında gece avlanmak başak maharetler ister. Bunun evrimle gelişmesi milyonlarca yıl gerektirir ve göç gibi hızlı bir olgu buna fazla gelir.
Fakat, insan bu tür sorunlardan daha az etkilenir. Bunun neticesi, modern insnaın ataları olan homo erectus'lar gibi türler dünyanın pek çok yerine dağılmış, florensiensis, neanderthal, goliath gibi farklı türlere dönmüşlerdir. Ama bunların içinde homo sapiens/homo erectus, ipi göğüsleyen olmuştur.
Kısaca, fosil ve arkeolojik kayıtlar arasında, kimyasal kayıtlarla çelişkili olan bir durum yoktur. 1915 yılında, doğru düzgün yaş tespiti yapılamazken bulunan bir takım verileri, 1970 yılının verileri ile karşılaştırmak akla uygun mudur?
Yaptığınız, resmen, adam kandırmaca. Böyle yapıyorsunuz, sonra da "Bu adam sert laf ediyor" filan diyorsunuz. Bir bakın yazdıklarınıza. Apaçık üçkağıtçılıktan, çarpıtmadan başka bir anlamı yok. Buyur, sana basit bir özet:
http://en.wikipedia.org/wiki/Evolution_of_Homo_sapiens
Bak bakalım, senin bahsettiğin tarihi, arkeolojik filan çelişkiler var mı?
liopleurodon
03-08-2006, 10:48
Evet devam edelim. İnsanı alet yapmaya zorlayan nedir?
Bir kargayı alet yapmaya zorlayan neyse aynen o. Evet, kargalarda alet yapabilir. İlk insanların yaptıkları kadar olmak şartıyla..
Şempanzelerin alet kullanma yetisi öteden beri bilinir. Ama son dönemde, bu işi abarttıklarıda iyi bilinir.
Sensörlerin önünde uçarak market kapısını açmayı öğrenen kırlangıçların yaşadığı bir dünyadayız. Hayvanların beyinisiz olduğu gibi yanlış bir saplantı içindeyiz. Hayvanlarda pek çok şeyi öğrenebilirler. Şartlı refleksin ötesinde bir beyinsel faaliyet gösterirler.
Detay olarak, anlaşıldığı kadarıyla, insanı yere inip iki ayak üzerinde durmaya iten faktörler, insanın et yemesini getirdi. Leşlerden, devrin yırtıcılarından artanlardan filan faydalanması gerekti. Ama insan için, çiğ et yemek için harcanan enerji, etten sağlanandan daha fazladır. Bu halde, insanlar öncelikle, kemikleri kırmak ilik çıkarmak, eti gevretmek için döğmek gibi basit alet kullanımı ile başladılar. Kaldı ki, böyle aletleri bugün pek çok hayvan kullanır. Yumurta kırmak için taş kullanan kuşlar vb.
Alet kullanma macerası böyle başladı. Ama büyük beynin verdiği imkanlar ile, taş fırlatma, taştan kesici yapma gibi etmenler ortaya çıktı. Bu işlerde pozitif geribesleme etkindir. Büyük beyin fayda sağlıyorsa, sağlanan fayda beynin daha büyümesine yol açar. Böylece alet kullanma becerisi kopup gitmiştir insan için. Ama başka cnalılar, henüz bu yolun başındadır. Yakında, bir kaç on milyon yıl sonra, mızrak yapan türler göreceğiz büyük ihtimalle..
liopleurodon;
Bak gene başladın bir şeyleri saklıyorsun ordan buraya atlıyorsun gibi laflarla olaya girmeye ya sen bi kere olsun şöyle sakin yazamazmısın neyi atlamışım neyi saklamışım ben şimdi?
liopleurodon
04-08-2006, 10:33
Nefes al, derin, derin.. Sinirlenme... Daha derin.. Ve meas'a cevap yaz..
Arkeolojik kalıntılarda, Darwinci hipotezin doğru olmadığını gösteren sağlam kanıtlar görülüyor. Darwin paketi doğru olsaydı, arkeolojik lkalıntılarda ve fosil kalıntılarında iki ayaklılığa, teknolojiye ve büyük beyine dair kanıtları aynı anda görürdük. Ama görmüyoruz. tarihöncesi kalıntılarının tek bir yönü bile, hipotezin yanlış olduğunu göstermeye yetiyor: Taş alet kalıntıları.
Bu ne demek şimdi meas? Tam tersine, iki ayaklılığa, teknolojiye ve büyük beyine dair kanıtları aynı zamanda görüyoruz. Lucy'ye bir bak bakalım kaç yaşında?
Sinirleneceğim gene... O yüzden keseyim, sen bir söyle Lucy kaç yaşındadır? Dik mi yürür? Beyin hacmi nedir? Alet kullanma işine dair bulgular hangi zamandan başlar? Dahası, alet kullanma vakası, yani bulunan bir taş alet, insan varlığına delil midir? Sanki başka bir şeyler alet kullanmayı bilmeyi beceremezler mi?
Senin ara geçiş formların insan varlığına delil oluyorda bu olmuyor öylemi liop saçmala yazının devamınıda yazarım tasalanma...
Bak liop senin sordugun sorunun devamıdır bu oku bu forumda kimseyi kandıramazsın! biliyorum edaları ile evrim teorisi bana göre tanrı inancından kendini tamamen uzaklaştırmış vede bunun cıkmazında kalıp kendine cıkar yol arayan insanların uydurdugu vede buna destek aradıgı bir şaçmalıktan başka bir şey degil....
Çok enders olarak fosilleşen kemiklerin tersine, taş aletlerin yok olması neredeyse olanaksızdır. Dolaysıyla, tarihöncesi kalıntılarının büyük bölümünü taş aletler oluşturur ve en başından itibaren teknolojinin gelişimi bu aletlere dayanılarak yeniden oluşturulur (s:25)
Bu tür aletlerin ilk örnekleri-çakıl taşlarından birkaç yonga çıkarılarak yapılan kaba yongalar, kazıma araçları ve baltalar- yaklaşık 2.5 milyon yıl önce ortaya çıkar. Molekül kanıtları doğruysa ve ilk insan türü yaklaşık 7 milyon yıl önce ortaya çıktıysa, atalarımızın iki ayaklı olmalarıyla taş alet yapmaları arasında yaklaşık 5 milyon yıl geçmiş olmalı. İki ayaklı bir insansımaymun yaratan evrim gücü her neyse, alet yapma ve kullanma becerisiyle bağlantılı değildi. Ama pek çok antropolog, 2.5 milyon yıl önce teknolojinin gelişmesinin, beyindeki büyümeyle aynı döneme denk geldiğine inanıyor.
Beyindeki büyümeyle teknolojinin, insanın kökeniyle aynı zamanda oluşmadığının anlaşılması, antropologları yaklaşımlarını yeniden düşünmeye zorladı. Sonuçta yeni hipotezler, kültürden çok biyoloji terimleriyle oluşturuldu. Ben bunu, mesleğimizdeki sağlıklı bir gelişme olarak görüyorum; özellikle de fikirlerin, diğer hayvanların ekolojisi ve davranışı hakkında bildiklerimizle karşılaştırılarak sınanmasını sağladığı için. Bu yaklaşımda, Homo sapiens ’in pek çok özel niteliğe sahip olduğunu yadsımamız gerekmiyor. Bu niteliklerin gelişimini, tamamen biyolojik bir bağlamda inceliyoruz.
Bu anlayış oluştuktan sonra, antropolgun insanın kökenlerini saptama işi yeniden iki ayaklılığın kökeni üzerinde yoğunlaştı. Evrimsel dönüşüm, bu tek olaydan soyktlandığında bile (ABD’deki) Kent Eyalet Üniversitesi’ nden anatomi bilimci Owen Lovejoy’un da belirttiği gibi, önemsiz değildir: Lovejoy, 1988'de yazdığı popüler bir makalede, “İki ayaklılığa geçiş, evrim biyolojisinde görebileceğiniz en çarpıcı değişimlerden biridir” demişti. “Kemiklerde, kemiklere güç sağlayan kasların düzeninde ve kollarla baca değişimler görülmektedir.” İnsanlarla şempanzelerin leğen kemiklerine bakmak bu gözlemi doğrulamaya yetiyor: Leğen insanlarda kısa ve kutu gibi, şempanzelerdeyse uzundur. Kol ve bacaklarla gövdede de önemli farklılıklar vardır.
liopleurodon
07-08-2006, 09:30
Meas, sanırım temel biyoloji ve fizyoloji biliminden yoksunsun. Kulaktan duyma bilgilerle hareket etmeye çalışıyorsun.
Öncelikle şunu izah edeyim. Evrim teorisi, nerden geldik, nereye gidiyoruz gibi bir sorunun izahı için ortaya konmamıştır. Biyoloji bilim tarihini birazcık olsun inceleseydin, bunun türlerin sınıflandırılması sorununun bir parçası olduğunu kolayca bulurdun.
Evrim, kaç kere daha söyleyeceğiz bilmiyorum ama, gözlenen *bir gerçektir. Bir türlü bunu anlayamadınız. Hala, nasıl olur da dünya yuvarlak olabilir, o zaman şuradaki insalar patır patır düşerlerdi gibi laflar ediyorsunuz.
Beynin gelişmesi neden olur? Beyin gelişince alet yapmak ve kullanmak zorunluluk mudur? Beyin gelişmezse alet yapılamaz ve kullanılamaz mı?
Elbette beynin işleme mekanizmaları hakkında fikir sahibi olmadan bu sorular sorulacaktır. Bir karganın beyni, sıradandır, diğer kuşlardan fazla değildir. Ama kargalar alet yapıp kullanabilir. Bir karınca ise, kargadan milyonlarca yıl öncesinden beri, alet yapar ve kullanır. Hatta ziraat yapar, ürününe musallat olan bir takım şeyler için bir tür ilaçlama yapar vs. vs.
İnsanın beyninin büyümesi, öncelikle kadınların kalçalarının genişlemesi ile orantılıdır. Bu ise iki ayak üzerinde yürümeye başlamakla hızlanır. Büyük beyin neden, ne işe yarar?
Filler yaşamak için, su kaynaklarını bilmek, tuz kaynaklarını bilmek, bazı türdeki çamur ve toprak yataklarını bilmek zorundadır. Afrikada yaşıyor ve fil gibi kocaman bir hayvansanız, su kaynakları vs. hep size yetersiz gelir. Bir üsre sonra biter. Ve bu ihtiyaçlarınız hiç bir arada bulunmaz. Bu nedenle filler, su kaynakları arasında, tuz ve toprak kaynakları arasında sürekli göçler yaparlar. Suyu takip etmek kolaydır, bulutları takip edersiniz. Ki, büyük sürü denen kalahari (zebra, gnu, ceylan vs. vs.) sürüsü bunu yaparak her yıl 2000 km kadar süren bir göç yaparlar. Ama fillerin bu şansı yoktur.
Filler gidecekleri yeri bilerek göçlerini gerçekleştirir. İşte bu koca hayvanın hem vücudunu idare edecek, hemde bu bilgiyi aklında tutabilecek bir beyne ihtiyacı vardır ve beyinleri insanlarınkinden kat be kat büyük ve gelişmiştir. Ama alet yapmazlar..
Evrim, size lanse edilen ve evrim teorisi gibi gösterilmeye çalışılan mekanizmaları tam tersine reddeder. Alet kullanma, beynin gelişmesi, iki ayaklı olma vs. gibi durumları öyle pat diye ortaya çıkamaz. Bir organın ilerlemesi tek başına ilerlemez. Yani beyin gelişirken, daha prematüre doğabilme, daha büyük kafayla doğabilme vs. için, karaciğerde, sindirim sistmeinde, gebelik sürecinde vs. bir sürü düzenleme olması gerekir. İşte o yüzden mutasyonların etkisi ikincil olarak evrim sürecine bağlanır. Uzun atlamaya yol açan bir mutasyon, yani, beyni diyelim birden büyütecek mutasyon derhal elenir. Çünkü, bu beyini çıkarak kalça kemikleri yoktur. Böylece doğum yapamayan anne hem kendi ölür, hemde mutasyona sahip yavru ölür. Bu nedenle, koşulların her zaman çok basit ve kısa adımlarla ilerlemesi gerekir. Ki öyle olduğu için türler arasında farkları bulmak/görmek bu kadar zordur. Dahası, antievrimcilerin araform diye tutturdukları şeylerin de bu nedenle bilakis hiç bir zaman mevcut olmaması gerekir.
Ani ve uzun atlamalı mutasyonlar ile gerçekleşen türleşme çok çok enderdir. Örneğin, bazı kuşlar vardır. Bunların kursakları bir tür kanser nedeniyle bir tür baloncuk halini alır. Bu baloncuk, türün dişilerine çekici geldiği için birden ortaya çıkmış bir tür olayı yaşanmıştır. Aynı şey güller içinde geçerlidir. Ama, beyin, uçma, yılanların evrimi vs. gibi ana hususlar, muhakkak sürekli olacak şekilde, yavaş bir evrim süreci gerektirirler.
Böyle olunca, fosil kayıtlarından evrimi izlemek çok zorlaşır. Çünkü, türlerden çok çok azı birer fosil numunesi bırakabilir geriye.
Meas, seni ara geçiş formun delil oluyor vs. kavgası yok, abes bir laf olmuş. Senin/benim formum diye bir şey yok. Çünkü arageçişformu diye bir şey yok. Kendine bak, sen bir "arageçişformu"sun işte. Ve, söylüyorum, bazı bilgileri sümen altı ederek, aklınca bir şeyler göstermeye çalışıyorsun. İnsan evriminde birbiriyle alakası iki hususu zamanlamaya çalışıyorsun. Ama, işin daha kötüsü, bu zamanlamayı da yanlış yapıyorsun. Taş alet kullanımı, beynin gelişmesi, iki ayaklı olma vs. tamamen uyum içindedir, zaman skalasıyla bakarsan. Fakat nedense, sanki aksiymiş gibi göstermeye çalışıyorsun.
liop daha öncede belirttim burda ortaya ne koysam aslında evrimi hararetle savunan insanların ve bu anlattıklarına daha saglam zemin arayan insanların yazılarından örnekleme yapıyordum bunada sen kendine göre yorum getirdin sana yazmamaya karar verdim dün ingilizlerin natura dergisinin yaptıgı acıklamalarıda oku istersen benden sana bu kadar....
sana kolay gele bekliyorum senden daha öncede yazdıgım bir şeyi tekrar edeyim...
(deney tüpünün içinde işte tanrınız burda diyeceksin diye beklicem her zaman seni sana göre herşeyin bir açıklaması var)
Merhaba..
Evrim tartışmasını okurken -sıkça açılan bir konu- "bilim"den bahseden kişilerin bilimin ne demek olduğunu ve sözüm ona "ilim"le arasında ki farkı koymalarını beklerdim. Bunun haricinde toplamda "din"ciler inanmadıkları bilimin argünamlarıyla "evrim teorisini" nasıl çürütmeye çalışıyorlar onu pek anlamadım -anlasamda-.
Evrim teorisini Harun Yahya'dan öğrenmiş kişilere bir çift lafım var o da evrimi tartışacaksanız bunu bilimsel bir zeminde ve bilimsel argümanlarla yapmaları gerektiğinin altını çizmek lazım. Sözüm ona bilimsel makale diye rüyaya yatanların orada burada gezen metinleri değil, bilimsel alanda dünyaca kabul görmüş otoritelerin bilimsel bulgularından bahsetmeleri gerekmektedir. Bun otoritelerin içinde harun yahya yoktur :)
İkinci konu kısadan sorayım "din" ci arkadaşlara onların değimiyle insan nasıl yaratıldı? Ne zaman yaratıldı? Neden "kutsal" kitapların sağlamasını bilimle yapmak için çırpınıyorlar?
“İnsan pek mecnundur. Bir sinek kurdunu nasıl yaratacağını bilmez, ama gider düzineyle Tanrı yaratır.” (Montaigne)
georges;
Yazılanları okumadıgın, yazından anlaşılıyor biraz gayret göster okumaya çalış, en azından eleştirini ciddiye alalım veya sen kendin çal kendin oyna...
exclusive
19-08-2006, 20:44
Georges, Meas'ın eleştirisinin haklı olduğu kanaatindeyim.
Neden diyecek olursan; bu başlık altında yazılanların yarsının iki katından fazlası (allahın miras hesapları gibi oldu, bkz Nisa11, Nisa12) bizzat Meas'ın kendisi tarafından yazlmıştır ve o "okumadın" diyosa muhakkak haklıdır...
yazdığınız yazılarda beyin ve onun hacmi konusu yıllarca her magazinel haber,film vs. ve bu tip tartışmalarda ne kadar önemli ve ne çok yer tutuyo ellerin fonksiyonu yanında ,anlamış değilim.heleki birde pavlovun yasaları yanında.
* * bana kalırsa insanın iki ayağı üzerinde yürümeye başlamasının ve beyin hacminin yanında ellerin evrimi çok daha önemlidir.bizzat eller ,insanın doğayı ve doğadaki sayısız olayları değiştirmesinin aracı olurken beynide geliştirmede en önemli araç olmuştur.çünkü bana göre beyin ,doğadaki olayları ,türün ihtiyaşlarına göre yansıtmaktan ve yönlendirmekten başka bi işe yaramıyor.doğadaki ardışık sayısız olayları şartlı reflexle kavrayan beyin olurken ellerde oto şartlı reflex diyeceğim şekilde yeni bir doğa süreci oluşturmakta ve bu tekrar edile gitmektedir.
* * eller aracılğı ile yanyana getirilebilen milyonlarca olay maddesi beynin hizmetine sunulur.beş duyu organı ilede bunlar analiz edilir.ve düşünce oluşumu ,duygu oluşumu elde edilir.yoksa beynin bilmem hangi bölgesindeki oluşum olmasa örneğin dil yetenekleri *olmaz demek bana göre saçmalık.örneğimizdeki olayın evrim tarihinde türün ihtiyaçları oranında beyinde algı merkezinin oluştuğu ve geliştiği aşikardır. hiç sanmam önce bu algı merkezinin oluştuğunu.
liopleurodon
21-08-2006, 10:25
Organizmaların evriminde, altın kural, hiç bir organın kendi başına evrimleşmeyeceğidir. Organlar, mutlaka diğer organlarla birlikte evrimleşir. Yani, el evrimleşirken, ciğer, beyin, kalp vs. hepsi buna uygun olarak evrime devam ederler. Eğer biri, diğerine uyum gösteremeyecek bir sıçrama yaparsa, o sıçrama zarardan başka bir şey gerçekleştiremez.