Orijinalini görmek için tıklayınız : Hür adam Said-i Nursi
darkofdeath
04-01-2011, 06:08
Sinan Meydan'nın yazısıdır
...................
1950’lerden itibaren “Cumhuriyet ve Atatürk karşıtı” çevrelerin bayrağı haline getirilen Said-i Nursi konusunda müthiş bir bilgi kirliliği vardır. Onunla ilgili kitaplarda efsaneyle-tarih iç içe geçirilmiş, tarih bilinçli olarak çarpıtılmıştır. Son zamanlarda adından çok söz ettiren “Hür Adam” filmi de maalesef bu “çarpık tarihten” beslenmiştir.
Said-i Nursi’nin ne kadar “Hür Adam” olduğunu anlamak için önce onu biraz tanıyalım:
İşte Said-i Nursi’nin kısa hayat öyküsü:
Said-i Nursi, Bitlis’in Hazan ilçesinin Nors köyünde 1873 yılında doğmuştur. Göbek adı Rıza olan Said-i Nursi’nin asıl adı SAİD-İ KÜRDİ’dir. Kendisi, köklerinin Hz. Muhammed’e dayandığını ileri sürmüştür.[1]
Daha çocuk yaşlarda bölgede etkili olan Nakşibendi Tarikatı’na girmiştir. Mahalle Mektebi’nde okumuştur. Gençliği Medreseliler arasında geçmiştir. Düzenli bir eğitim öğretim hayatı olmamıştır.
İstanbul’a ikinci gelişinde, II. Abdülhamit döneminde, 1907’de tutuklanarak bir süre “akıl hastanesinde” tedavi görmüştür.
31 Mart Mürteci İsyanı’nın fitilini ateşleyen Derviş Vahdeti’nin Volkan gazetesinde ve Kürdistan Dergisinde yazılar yazmıştır.
31 Mart İsyanı’na karıştığı iddiasıyla yargılanarak beraat etmiştir.
Bezmi Nusret Kaygusuz, Meşrutiyet yıllarına ilişkin anılarında Said-i Nursi’den şöyle söz etmiştir:
“İttihatçılar bu adamı çok şaşırtmışlardı. İptidada (önceleri) Said-i Kürdi’ye büyük bir paye verdiler. Güya Kürt meselelerinde ondan istifade edeceklerdi. Halbuki gösterilen saygıyı o kendi hakkı zannetti. Ve yükseklerden ötmeye başladı. Zamanın kutbu ve mehdisi tavrını takındı. Maaza, senelerden sonra da aklı başına gelmemiştir. Yeni bir tarikat iddiasında ve onun piri olmaya çalışıldığı işitilmektedir. Halen Nurcu diye maruftur (tanınmaktadır).”[2]
Nursi, Nakşibendi tarikatına mensup, İngiliz yanlısı Derviş Vahdeti ile birlikte siyasal İslamcı İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti’ni kurmuştur. Cemiyetin kuruluşu nedeniyle 3 Nisan 1919’da Ayasofya camiinde mevlit okutulmuştur.[3]
Bir ara Teşkilatı Mahsusa’ya da üye olan Nursi, hem Kürdistan Teali Cemiyeti’nin hem de Kürt Neşriyat Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer almıştır.[4]
“HÜR ADAM” ALMAN ETKİSİNDE
“Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Almanya’nın yanında savaşa girmiştir. Bu süreçte “tüm giderleri Almanlar tarafından karşılanan İslam Birliği propagandası bağlamında Alman malı Cihad-ı Ekber fetvasını kaleme alan kurulda, 1907’lerde temeli atılan ve Almanlarca beslenen İslam Birliği amaçlı Gizli İstihbarat Örgütü Teşkilatı Mahsusa’nın üyelerinden Said-i Kürdi (Nursi) de bulunuyordu.”[5]
“Alman malı cihat fetvasının” yazarlarından Said-i Nursi, bir süre Rusya’da tutsak kalmış, daha sonra bir yolunu bulup 1918’de kaçarak Almanlara sığınmıştır.
Nursi, Almanya’da kaldığı iki ay boyunca yaptığı konuşmalarda: “Türk-Alman, Alman-Türk tarih boyunca kadim dostturlar. Türkler Alman dostluğuna sadakatte çok hassasiyet gösteririler” demiştir.[6]
Ancak Cengiz Özakıncı’nın ifade ettiği gibi: “Kitabın hiçbir yerinde Hıristiyan komutasında cihat yapılacağına ilişkin bir buyruk yoktu. Tersine, ‘Kendi dininizden olmayanları veli (dayanak, buyurgan) edinmeyin’ diyordu Tanrı. Maide Suresi’nin 51. Ayet’i böyleydi. Bu buyruğu görmezden gelince böyle olmuştu sonraları.”[7]
***
Nursi, Kurtuluş Savaşı yıllarında, bu savaşın halifeyi kurtarmak için yapıldığını düşünerek, ancak savaşın sonlarında Ankara’ya gelmiştir (1922). Fakat bu mücadelede, sözüm ona “İslam karşıtı” bir hava sezerek Ankara’dan ayrılıp Van’a gitmiştir.(gönderilmiştir).
1925’te patlak veren Şeyh Sait İsyanı’yla ilgili görülerek İstiklal Mahkemesi’nce sürgün edilmiştir. Önce Isparta’ya, sonra Kastamonu’ya ve Emirdağ’a, sürülmüştür.
“HÜR ADAM” DEMOKRAT PARTİ VE ABD ETKİSİNDE
Said-i Nursi, Isparta’da sürgündeyken Demokrat Parti iktidarı tarafından serbest bırakılmıştır. Kendisine tahsis edilen bir otomobille Demokrat Parti’nin propaganda gezilerine çıkmıştır.
Said-i Nursi, 1950’lerde Amerikan destekli yerli işbirlikçilerle yeniden parlatılmaya başlanmıştır. Demokrat Parti’nin iktidar olduğu ve “Karşı Devrimin” başladığı o yıllarda Amerikan eksenli tüm politikaları basın yayın yoluyla halka benimsetmeye çalışan gazeteci, yazar Cemal Kutay, Özakıncı’nın deyişiyle: “Said-i Nursi’yi sindiği köşede bulup çıkarıp Amerika’nın izniyle Türk gençliğinin düşünsel önderi olarak parlatılıyordu. Çünkü Amerika, dünya üzerinde eskiden Almanya çıkarına çalışan bütün ajanları toplayıp kendi hizmetine koşmaya başlamıştı. Türkiye’de yapılan buydu” [8]
Cemal Kutay, Said-i Nursi’yi parlatmak için yazdığı “Çağımızda Bir Asrı Saadet Müslümanı Bediüzzaman Said-i Nursi” adlı kitabında, bir taraftan Said-i Nursi’yi överken, diğer taraftan Demokrat Parti iktidarının isteği doğrultusunda Said-i Nursi’yi nasıl arayıp bulduğunu, nasıl ortaya çıkartıp nasıl Amerikan isteklerine uygun bir din adamı olarak tanıttığını anlatmaktadır.[9]
Aynı Cemal Kutay’ın 12 Eylül sonrasının “ateşli Atatürkçülerinden” biri olması da çok düşündürücüdür! 12 Eylülde “içi boşaltılan Atatürkçülüğü” topluma benimsetme görevi de yine Cemal Kutay’a verilmiştir belli ki.
***
1950’de yoğun bir “dinsel söylemle” iktidara gelen Demokrat Parti’nin ilk politikaları da “din” alanında olmuştur. Demokrat Parti iktidara gelir gelmez, Atatürk döneminde Türkçeleştirilen ezanı, yeniden Arapçalaştırmıştır. Atatürk devrimlerini, “Halka mal olanlar ve olmayanlar” diye ikiye ayıran, milletvekillerine, “Siz isterseniz Hilafeti bile geri getirebilirsiniz” diyen Demokrat Parti lideri Adnan Menderes, 1951’de İzmir’de, Demokrat Parti II. Kongresi’nde, şunları söylemiştir: “Şimdiye kadar baskı altında bulunan dinimizi baskıdan kurtardık. İnkılap softalarının yaygaralarına ehemmiyet vermeyerek ezanı Arapçalaştırdık. Türkiye bir Müslüman devlettir ve Müslüman kalacaktır, Müslümanlığın bütün icaplarını yerine getirecektir.” Menderes’in 1951 yılındaki bu sözleri, Türkiye’nin bugünlere nasıl geldiğinin çok iyi bir göstergesidir. Menderes’in, Müslümana Müslüman propagandası yaparak “oy uğruna” İslam dinini istismar ettiği çok açıktır. Demokrat Parti dönemine kadar İslamın baskı altında olduğunu söylemesi, ezanın Arapçaya çevrilmesini “Müslümanlığa dönüş” diye adlandırması ve Demokrat Parti’yi “İslamın bayrağı” gibi tanımlaması, bugün AKP’nin “din politikalarını” ve “din istismarını” çağrıştırmaktadır. Demek ki, “siyasal İslamcı iktidarların” ortak yönlerinden biri, aradaki zaman farkına rağmen, benzer bir “söylem” kullanmalarıdır.
O günlerde Menderes’in bu “İslamcı” açıklamalarından etkilenen şair Necip Fazıl ise, “Menderes’in kölesi olmaya hazır olduğunu” söylemiştir:
“ …Böyle bir sözü söyleyecek başbakanın kölesi olduğumuzu söylemekten şeref duyarız. Tekrar ediyoruz.; partimize, siyasi muhitimize, kabinemize, tezatlarımıza ve hatıra gelen gelmeyen her şeyimize rağmen, en saf ve halis tarafından azat kabul etmez köleliğimizi kabul buyurunuz.”
Anlaşılan Necip Fazıl, Cumhuriyetin “kulluk” ve “kölelik” düzenine son vermiş olmasından hiç de memnun değildir ve Menderes’e “köle” olmanın hesaplarını yapmaktadır!
1950’lerin sonunda ekonomik durumun bozulmasına paralel güç kaybeden Demokrat Parti, “İslamı daha çok kullanmaya ve ödünler vermeye başladı. 1957 seçimlerinde dinsel sloganları ağırlıklı kullanırken, Nurcularla da seçim ittifakına girdi. 1958’de ise yine Nurcuların anti-laik propagandalarına göz yumulurken radyodaki dini programlar artırılıyordu…. Başbakan Menderes 19 Ekim 1958’de Emirdağ’da yeşil tuğralı bayrakla ve Said-i Nursi tarafından karşılanmaktan memnuniyet duyuyordu…”[10]
1958 sonlarında Demokrat Parti lideri Adnan Menderes Said-i Nursi’yi yanına alıp il il dolaştırarak oy toplamaya çalışmıştır.
1950’lerde sadece Said-i Nursi değil, daha önce Türkiye’deki Hitler örgütlenmesinde görev alan Alman güdümlü Cevat Rıfat Atilhan da Almanya yenilince rotayı Amerika’ya doğrultmuş ve 1950’lerde Amerikan güdümlü İslam çalışmalarına katılmıştır.[11]
Soğuk savaş döneminde Amerika’nın, kırk yıl önce Almanya için “cihat fetvası” yazan Said-i Nursi gibi İslamcılara çok ihtiyacı vardı. Amerika, bu İslamcıları şimdi de “Amerikan malı cihat fetvası” yazmaları için kullanacaktı.
Özetle, Said-i Nursi sadece sıradan bir din adamı değildi, o Osmanlı’nın son yıllarında ve Cumhuriyetin ilk yıllarında, yabancı güçlerin “İslamdan yararlanmak için” hep el altında bulundurdukları bir aktördü. Yani “Hür Adam” değil “Güdümlü Adam”dı.
Cengiz Özakıncı bu geçeği, “Said-i Nursi hem eski Almancı, yeni Amerikancı, hem İslam birliği yandaşı, hem Osmanlıcı, hem Kürt, hem hilafetçi olması bakımından Amerika’nın Bullit tarafından kurallaştırılan soğuk savaş stratejisinin Türkiye’deki kanaat önderi ve ruhani lideri olup çıkmıştır. “ diye ifade etmiştir.[12]
Onlarca ciltten oluşan Risale-i Nur adlı bir külliyata sahip olan Said-i Nursi, 24 Mart 1960’da Şanlı Urfa’da ölmüştür.[13]
HÜR ADAMI PARLATMA YARIŞI VE KURTULUŞ SAVAŞI
1950’lerdeki Said-i Nursi’yi “parlatma” sürecinde, öncelikle Said-i Nursi’nin “Kurtuluş Savaşı’na büyük katkılar yapmış bir din adamı” olduğu iddia edilmiştir. Kurtuluş Savaşı’nın gerçek önderi Mustafa Kemal’in bu savaştaki rolünü azaltmak ve Said-i Nursi’ye bu savaştan paye vermek amacıyla ortaya atılan bu iddia, tamamen “kurmaca” dır. 1950’lerde Türkiye’nin Amerikan çıkarları doğrultusunda İslamlaştırılması projesi çerçevesinde bu kurmaca tez, zorlama yorumlarla topluma enjekte edilmeye çalışılmıştır.
Bu “kurmaca” tezi topluma enjekte etme konusunda rahmetli Cemal Kutay’ın büyük rolü olmuştur. Kutay’ın yazdığı Said-i Nursi kitabında anlattığı “belgesiz olayları” zaman içinde tekrarlayan Said-i Nursi sempatizanı yazarlar, “kurmaca” bir Said-i Nursi Biyagrafisi ortaya çıkarmışlardır.
Özellikle 12 Eylül 1980’den sonra köklü üniversitelerin İnkılâp Tarihi kürsülerini ele geçiren “Said-i Nursi sempatizanı” akademisyenlerce anlatılan bu kurmaca biyografi, uluslararası bir boyut kazanan Said-i Nursi konferanslarında dile getirilmiştir.
Said-i Nursi’yi uluslararası alana taşıyan ise Prof Dr. Şerif Mardin olmuştur. Amerikan üniversitelerinde görev yapan Prof Mardin, İngilizce kaleme aldığı Said-i Nursi kitabında Said-i Nursi’yi yakın Türk tarihinin “en önemli figürlerinden biri” olarak anlatmıştır.
1980 sonrasında Said-i Nursi’yi yeniden parlatma misyonunu yüklenen daha birçok akademisyen vardır. Bunlardan biri de Atatürk’ün üniversite reformuyla kurduğu ve Türkiye’nin en köklü üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi’nin Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Türkiye Cumhuriyeti Anabilim Dalı Başkanı Prof Dr. Cezmi Eraslan’dır. Eraslan, 1995’te İstanbul’da toplanan Bediüzzaman Said-i Nursi Konferansı’na “Milli Mücadelede Bediüzzaman Said-i Nursi” adlı bir bildiri sunmuştur. Prof Eraslan bildirisinde, “Nursi’nin risaleleri İstanbul Hükümetinin fetvalarına karşı Ankara’yı rahatlattı. Atatürk de Nursi’nin mücadelesini gördü ve onu Ankara’ya çağırdı” demiştir.[14] Eraslan ayrıca Hatuvvat-ı Sitte’nin Kurtuluş Savaşı’na psikolojik bir destek sağladığını ileri sürerek uzun uzun bu durumu ayrıntılandırma yoluna gitmiştir.[15] Prof Eraslan, aynı bildirisinde Türk devrim tarihini alt üst etmeye de devam etmiştir.
19 Mayıs 1919’un Kurtuluş Savaşı’nın ikinci aşaması olduğunu belirten Prof. Eraslan, böylece bir taraftan Said-i Nursi’ye Kurtuluş Savaşı’ndan paye verirken, diğer taraftan da Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndaki rolünü azaltmayı amaçlamıştır. Yani bir taşla iki kuş...
Yakın tarihi tersyüz eden Prof Cezmi Eraslan, adeta ödüllendirilircesine önce Genelkurmay direktifiyle kurulan Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAREM) üyeliğine daha sonra da Başbakanlığa bağlı Atatürk Araştırmaları Merkezi’nin başına getirilmiştir.[16]
SAİD-İ NURSİ’NİN KURTULUŞ SAVAŞI’NA KATKISI MASALI
1920, 1921 yıllarında Anadolu işgal altındadır. Mustafa Kemal Paşa bir taraftan kelle koltukta halkı örgütlemeye çalışırken, diğer taraftan İstanbul kaynaklı “nifak” hareketlerini etkisizleştirmeye çalışmaktadır. İngiliz destekli Şeyhülislam fetvalarıyla Mustafa Kemal ve silah arkadaşları idama mahkûm edilirken, padişahın da onayıyla kurulan ve işgalci İngiliz istihbaratının desteğiyle eğitilen, saray altınlarıyla finanse edilen ve ulusalcı güçlere acımasızca saldıran Kuva-i İnzibati’ye karşı mücadele edilmektedir.
Peki, Türk’ün ateşle imtihan edildiği o günlerde Said-i Nursi nerededir?
Bu sorunun cevabını, 1950’lerde Said-i Nursi ile bizzat görüşen ve 1966 yılında yayınlanan “Gerçek Bediüzzaman Said-i Nursi ve Doktrinleri” adlı bir kitap yazan Seyfi Güzeldere şöyle vermektedir:
“Molla (Said-i Nursi) İstanbul’a geldiği vakit Mütareke olmuştu. Müslüman-Türk toptan tutsak gitmemek için yer yer birleşip tedbir arıyordu. O hemen, kardeşinin oğlu Abdurrahman’ın Çamlıca’daki köşküne yerleşti. Kitap dediği uyduruk serisini bütünlemeğe başladı. Molla, bu işlerle uğraşırken, Anadolu bağımsızlık savaşının kan ve ateşi içinde idi. Bir dergi, Molla’nın bağımsızlık savaşına katıldığını yazıyor. Doğru değil. O savaşın gazilerinden binlercesi bugün yaşamdadır. Yalnız benim tanıdığım 200 var. Biri diyebilir mi ki bu insan, değil silahla fikir yoluyla olsun bu savaşa katılmıştır.
Önce kendi diyor ki, ‘Tutsaklıktan döndüm, İstanbul’da üç ay kaldım. 1918’in ortasından 1921’in ortasına gelelim. Sonbaharda ayrıldığını söylüyor. Demek 1922 olmaktadır. O zaman Molla’nın İstanbul’da beklemesinin açık gerekçesi oydu ki; Halife kazanırsa, zaten Halifeli, Türk ulusu kazanırsa Türk ola! Halifenin artık çöktüğünü görünce Ankara’dan geçip Van’a gitmiştir. (1922). (Zöhretunnur, sayfa 57)”[17]
Said-i Nursi Mütareke dönemde dönemde İstanbul’da Kuva-i Milliye ile alakası olmayan örgütlere katılmıştır. Kürdistan Teali Cemiyeti, Müderrisler Cemiyeti (Teali İslam Cemiyeti), Yeşilay Cemiyeti ve Darül Hikmet’ül İslam gibi örgütlerde yer almıştır. Ancak bu örgütlerin çoğu, Mondros sonrasında, işgalcilere yardım etmek amacıyla kurulan “zararlı cemiyetler”dendir.
Said-i Nursi, o zor Kurtuluş Savaşı yıllarında İstanbul’da Sunuhat(1920), Hakikat Çekirdekleri(1920), Nokta(1921), Rumuz(1922), İşaret(1922) gibi risaleler (küçük kitaplar) yayınlamıştır. Nursi, bu eserlerinde Osmanlı’nın çöküşünü “Jön Türklerin İslam’dan uzaklaşmalarına” bağlamıştır.[18]
İngiliz Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Bağdat’tan yazılan gizli raporunda, Kürtleri Türklere karşı kışkırtarak ayaklandırmak amacıyla kurulmuş olan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kurucuları arasında Said-i Kürdi (Nursi)’nin de adı vardır.[19] Bu cemiyetin düzenlediği Koçgiri Ayaklanması, ulusalcı güçleri bir hayli uğraştırmıştır.
Mondros Mütarekesi’nden sonra Kürtler bağımsız bir devlet kurmak için harekete geçmişler ve bu amaçla Kürdistan Teali Cemiyeti’ni kurmuşlardı. Bu cemiyetin kurucuları arasında Saidi Nursi de bulunmaktadır. Saidi Nursi diğer kurucular olan Müküslü Hamza, Botkili Halil İbrahim Bey’lerle birlikte Kürdistan’ı kurmak amacıyla kurulan bu cemiyete üye kaydetmektedir. Bu cemiyetin kurucuları arasında Bedirhan Emin Ali, Dersimli Miralay Halil Paşa, Ulemadan Hoca Ali, Mehmet Şükrü Sekban, Babanzade Fuat, Babanzade Şükrü gibi isimler de bulunmaktadır. Kürdistan Teali Cemiyeti’ne yönetim kurulu üyesi seçilen bu üyeler işgal güçlerinin ABD, İngiliz ve Fransız komiserlerini ziyaret ederek görüşmelerde bulunmuşlardır. ABD siyasi komiseri ile yapılan görüşmeye Seyyid Abdulkadir, Emir Ali Bedirhan, Mehmet Şükrü’nün yanı sıra, İttihatçıların güçlü zamanında kavmiyetçiliği reddeden daha sonra ise “sıkı bir kavmiyetçi olan” Saidi Nursi de katılmıştır. Nursi ve arkadaşları ABD’li komiserden “Kürt milli haklarının sağlanması konusunda kendilerine yardımcı olmalarını” istemişlerdir.[20] Yani işgalci komutanı ziyaretin tek amacı “Kürt halkına ve kurulacak Kürt devletine yardımcı” olmalarını istemektir. Yani Saidi Nursi, Kurtuluş Savaşı sırasında işgalci otoriteye, emperyalizme direnmemiş, başkaldırmamış, Kürt halkının hakları konusunda “yabancılardan” isteklerde bulunmuştur.
Saidi Nursi’nin işgalci güçlerin emperyalist amaçlarına karşı çıkmak yerine onlarla “uyum içinde olması” hatta onları Müslümanlar için kurtarıcı olarak görmesine güzel bir örnek de onun şu ifadeleridir:
“…Küre–i Arz’ın şimdiki en büyük devleti Amerika’nın bütün kuvvetiyle din hakikatlerine taraftar çıkması ve İslamiyetle Asya ve Afrika’nın saadet ve sükunet ve müsamaha bulacağına (barış bulacağına) karar vermesi ve yeni doğan İslam devletlerini okşaması ve teşvik etmesi ve onlarla ittifaka çalışması, kırk beş sene evvel olan müddeayı ispat ediyor, kuvvetli şahit olur.”[21] Saidi Nursi, bu sözlerinde, “Dünyanın şu anki en büyük devleti Amerika’nın bütün kuvvetiyle dini hakikatlere sahip çıktığını, Amerika’nın, Asya ve Afrika’da İslamiyetle beraber huzur ve saadet geleceğine karar verdiğini, Amerika’nın yeni doğan İslam devletlerini okşadığını ve onlarla ittifak ettiğini” bütün dünyaya ilan ediyor! Saidi Nursi’ye göre bütün “Müslümanları okşayan Hıristiyan Amerika”, dünyanın en büyük devleti olarak aynı zamanda baş otorite idi. Nursi’nin bu sözleri, bugün onun yolundan giden Fethullh Gülen’in sözlerine ve yaşam biçimine nasıl da güzel örnek oluşturuyor…
Said-i Nursi’nin Kurtuluş Savaşı’nın hazırlık döneminde toplanan ve bağımsızlık için neler yapılması gerektiğini kararlaştıran Erzurum ve Sivas Kongrelerini destekleyici hiçbir girişimi yoktur. Buna karşın Erzurum Kongresi’nin açılışını Müftü Hasan Fahri Efendi yapmış, Erzurum ve Sivas kongrelerine birçok gerçek din adamı katılmış, Kuvayı Milliye Cemiyetlerinin kurucularının neredeyse tamamı gerçek din adamlarından oluşmuştur. Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, Havzalı İmam Sıtkı Hoca, Amasya Müftüsü Hacı Hafız Tevfik Efendi, Şair Mehmet Akif Ersoy, Ankara Müftüsü, Rıfat Börekçi Hoca vb. daha çok sayıda gerçek din adamı Kurtuluş Savaşı boyunca hep “Ya istiklal ya ölüm” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında yer almışlardır.Ama “Kurtuluş Savaşı kahramanı” Said-i Nursi o günlerde ortalarda yoktur.
Said-i Nursi’nin Kurtuluş Savaşı karşısındaki tavrı bu kadar açıkken, bazı çevreler, adeta tarihi tersyüz ederek, Said-i Nursi’nin Kurtuluş Savaşı yıllarında kaleme aldığı bir yazıyı kanıt gösterip, onun Kurtuluş Savaşı’na çok büyük katkı sağladığını iddia etme aymazlığını gösterebilmektedirler.
HUTUVVAT-I SİTTE’NİN ABARTILAN ROLÜ
Said-i Nursi, Darül Hikmet-i İslamiye’de görevliyken İstanbul Müftüsü Dürrizade’nin Anadolu’daki ulusalcıları “dinsiz, zındık” ilan eden ve idam edilmelerinin dinen “caiz” olduğunu ileri süren fetvasına karşılık “Hutuvvat-ı Sitte” adlı bir kitapçık yayınlamıştır. İşte bazı çevreler, Said-i Nursi’nin ulusal kuvvetlere karşı yapmadığını bırakmayan örgütlerin kurucusu veya yönetim kurulu üyesi olduğunu unutarak, onun kaleme aldığı bu kitapçıkla İstanbul’dan Kuva-i Milliye’ye destek olduğunu iddia etmektedirler!
Nursi, bugün İslamcıların dört elle sarıldıkları bu kitapçığında sözü dönüp dolaştırıp “fetva ilmen geçersizdir” demeye getirmiştir. İstanbul hükümetinin ve işgalci güçlerin her türlü imkânlarını seferber ederek Anadolu’daki Ulusal Hareket’i yok etmeye çalıştığı günlerde Nursi’nin bu “ilmi” açıklamasının Kurtuluş Savaşı’na nasıl bir destek sağladığı, örneğin en basitinden ulusalcılara karşı hangi haince girişimi önlediği belirtilmemiştir.
Hükümetin idam fetvasına karşı çıkan Nursi’nin -üstelik Kürtler üzerinde bir nüfuz sahibi olduğunu da dikkate alırsak- İngilizlerin İslam dinini kullanarak Kürt aşiretlerini ayaklandırma girişimlerine engel olması, bu yönde yazılar yazması gerekmez miydi? Ama bırakın ayrılıkçı Kürt hareketlerine karşı yazı yazmayı, o bu ayrılıkçılığın odağı olan bir cemiyetin kurucu üyesi olmayı tercih etmiştir.
Ayrıca, Kurtuluş Savaşı’ndan yana bir Said-i Nursi’nin İngilizler ve İstanbul Hükümeti isteğiyle kurulan ve sayısız yurtseveri zindanlara atıp, işkenceden geçiren Kürt Nemrut Mustafa başkanlığındaki uyduruk mahkemeye de itiraz etmesi gerekmez miydi? Daha da önemlisi bu mahkeme İstanbul’daki tüm vatanseverleri, ulusalcıları toplayıp zindana tıkarken acaba neden yazdığı kitapçıkla ulusalcılara yardım ettiği söylenen Said-i Nursi’yi de tutuklayıp zindana tıkmamıştır? Ancak akıl, mantık yoksunu çevreler bu soruya da kendilerince yanıt vermişlerdir. Şöyle ki: Said-i Nursi kerametini göstererek birden görünmez olmuş ve İngiliz askerlerin arasından geçip gitmiştir![22]
darkofdeath
04-01-2011, 06:08
İSLAMA VE İBADETE ÇAĞRI BİLDİRİLERİ
Said-i Nursi’yi Kurtuluş Savaşı’na dahil ederek onurlandırma amacıyla kurgulanan tezlerden biri de Said-i Nursi’yi Ankara’ya Atatürk’ün çağırdığı iddiasıdır.[23] İddialara göre Atatürk Nursi’yi 18 defa Ankara’ya çağırmıştır! Ancak bun ayönelik hiçbir belge yoktur. Ayrıca Said-i Nursi’nin Ankara’ya çağrılmasının ve Ankara’da Atatürk’le görüşmesinin sözüm ona Nursi’nin “üstün özellikleriyle” hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü bilindiği gibi Atatürk Kurtuluş Savaşı yıllarında çok sayıda din adamını Meclis çatısı altında toplamış ve onlarla özel görüşmeler yapmıştır. Daha sonra Ankara Müftüsü olacak Rıfat Bey (Börekçi) bu din adamlarından sadece biridir. Ancak Atatürk, kısa süre içinde Said-i Nursi’nin, Ulusal Hareket’in önemini kavrayamamış ve bu harekete destek olabilecek bir yapıda olmadığını da anlamıştır.
Said-i Kürdi Ankara’ya gelince ne mi yapmıştır? “İslam’a ve İbadete Çağrı” bildirileriyle Meclis’e gelip milletvekillerini namaza çağırmıştır. Oysa ki gerçek bir din adamı olarak Atatürk’ün diğer din adamlarından olduğu gibi ondan da beklentisi, bu zor zamanlarda doğru telkinlerle halkı manevi bakımdan bilinçlendirmesidir. Ancak o adeta Müslüman’a Müslüman propagandası yaparak ve İslam’ın “dinde zorlama yoktur” hükmünü hiçe sayarak, milletvekillerini namaza çağıran bildiriler dağıtmayı kendine görev bilmiştir. Nursi’nin milletvekillerini namaza çağıran bildiriler dağıttığı o günlerde vatansever gerçek din adamları, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinde canla başla Milli Hareket’in örgütlenmesi için çalışmaktadır. Hatta bazı din adamları bizzat cepheye giderek düşmanla vuruşmaktadır. (Örnek din adamlarınca kurulan Demiralay ve Çelikalay)
Said-i Nursi risalelerinde 11 yerde:
“Ankara’da Mustafa Kemal’in şiddet ve hiddetle divan-ı riyasete girip: ‘Seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyan edesin. Sen geldin namaza dair şeyler yazdın, içimize ihtilaf verdin.” demekte veiki parmağını ileriye doğru uzatarak Atatürk’e: ”Paşa, Paşa, İslamiyet’te imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir. Hainin hükmü marduttur” dediğini iddia etmektedir.[24]
Bu efsane sahne, evet iyi bir film sahnesi olabilir: Düşünsenize, adamın biri, yedi düvele başkaldıran Mustafa Kemal’in karşısına geçip kaşlarını çatarak, “Paşa Paşa…” diyerek Mustafa Kemal’e doğru parmağını uzatıyor, hatta onu azarlıyor! “Vay be!..” dedirten bir manzara.. Ama hepsi o kadar!. Tamamen “gerçek dışı” olan bu sahnenin “tarihsel hiçbir değeri” yoktur, çünkü bu sahnenin, anlatıcısı Said-i Nursi dışında hiçbir tanığı ve belgesi yoktur.
Nursi’nin anlatıma göre:
1.Said-i Nursi’yi yüksek fikirlerinden yararlanmak için Ankara’ya çağıran Atatürk’tür! Oysa ki daha 1920 yılından itibaren Atatürk’ün yanında başta Rıfat Bey olmak üzere Sünni ve Alevi İslam anlayışlarını çok iyi bilen birçok din adamı vardır. Atatürk, Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul kaynaklı fetvaları etkisizleştirmek ve verilen mücadelenin dine uygun olduğunu halka anlatmak için din adamlarına ihtiyaç duymuştur. Nursi’nin Ankara’ya geldiği 1922’de ise Kurtuluş Savaşı sona ermiştir.
2.Atatürk namaza karşı çıkmıştır! Nursi’nin bu iddiası da kökten yalandır. Atatürk İle Allah Arasında adlı kitabımda bütün belgeleriyle ortaya koyduğum gibi Atatürk hiçbir zaman namaza karşı olmamıştır. Annesi ve yakın dostu Fevzi Paşa başta olmak üzere akrabaları, dostları ve arkadaşları arasında çok sayıda namaz kılan vardır.
3. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur! Nursi’nin bu yorumunun da İslam diniyle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü bilindiği gibi İslam dininde namaz kılmamak bir farzı yerine getirmemek demektir ki, bunun anlamı da dinden çıkmak veya hain olmak değil olsa olsa günahkâr olmaktır. Ancak Nursi, haddini aşarak namaz kılmayanın hain olduğunu ileri sürebilmiştir. Onun bu yorumu din dışıdır.
Said-i Nursi daha sonra da Atatürk’ün, onun kerametinden korkarak kendisinden “özür dilediğini” iddia etmektedir! Ancak onun bu iddialarının kendinden başka hiçbir tanığı yoktur.
Said-i Nursi Ankara’ya geldiğinde bir “dinsizlik fikriyle” karşılaştığını belirtmekte ve Ankara’dan ayrılmasını sözüm ona bu “dinsiz atmosfere” bağlamaktadır. Ancak Nursi’nin “dinsiz” dediği o meclisin yarıdan fazlası “din adamlarından” oluşmaktadır.
Said-i Nursi, kendi ifadelerine göre bu “dinsiz atmosferin kaynağı olarak” gördüğü Mustafa Kemal Atatürk’ü de birçok defalar uyarmış, Nurcuların deyişiyle “Atatürk’e ders vermiştir”! Örneğin bir keresinde Atatürk’e, “içindeki şöhret hissini tatmin etmek istiyorsa bunu gayrimüslimleri ve haylaz kimseleri memnun edecek hareketlerle değil de bütün İslam dünyasını memnun edecek hareketlerle yapması gerektiğini” söylemiştir.[25] Nursi’nin bu sözleri, onun Atatürk’ü ve verdiği mücadeleyi hiç ama hiç anlamadığını göstermektedir. Çünkü Atatürk öncelikle gayrimüslimlere, “ecnebilere” karşı bir bağımsızlık savaşı vermiştir. İkincisi; işgalci İngiliz subayları ve yerli işbirlikçilerden daha “haylaz” kimse olamayacağına göre ve Atatürk onları da etkisiz hale getirdiğine göre Nursi’nin “haylaz kimseleri memnun etme” demesi de çok anlamsızdır. Ayrıca Atatürk’ün verdiği bağımsızlık mücadelesi tüm İslam dünyasını çok derinden etkilemiş, Hindistanlı Müslümanlar bu mücadeleye destek olabilmek için aralarında para toplayarak göndermişler ve Atatürk’e “Allah’ın kılıcı” unvanını vermişlerdir. Durum böyleyken Nursi’nin tüm bunlardan habersiz, Atatürk’ü, “İslam dünyasını memnun edecek hareketler yap” diye uyarmasının anlamı var mıdır?
Said-i Nursi Atatürk’ün kendisini daha sonra da Ankara’ya çağırdığını belirtmektedir. Atatürk’ün “Hutuvat-ı Sittesi”ni çok beğenerek onu ödüllendirmek için Ankara’ya çağırdığını iddia eden Nursi, ayrıca Atatürk’ün Doğu illeri genel vaizliği makamına getirmek istediği Şeyh Sünüsi’nin Kürtçe bilmemesinden dolayı Kürtçe bilen Nursi’yi bu makama atamak istediğini ileri sürmüştür. Atatürk bu görev için kendisine 150.000 lira teklif etmesine karşın güya o 5.Şua’daki haberden dolayı bu çağrıyı reddetmiştir.[26]
Peki, ama ne vardır bu 5. Şua’da?
NURSİ: “ATATÜRK DECCAL VE SÜFYAN’DIR”
Said-i Nursi yazılarında açık, gizli şekilde birçok yerde Atatürk’e saldırmıştır.
Nursi’nin Atatürk’e yönelik saldırıları 5. Şua’yla başlamıştır.
Said-i Nursi, 1907 yılında yazdığını belirttiği 5.Şua’daki aşağıdaki ifadelerin Atatürk’ü işaret ettiğini söylemiştir:
“Ahirzamanda dehşetli bir şahıs sabah kalkar alnında ‘haza kafirün’ yazılmış bulunur’ diye hadis var deyip benden sordular. Dedim: ‘Bir acayip şahıs bu milletin başına geçer ve sabah kalkar başına şapka giyer ve giydirir.’ ‘Bu cevaptan sonra bana sordular.’
“Acaba o zaman onu giyen kâfir olmaz mı?”
‘Dedim:’Şapka başa gelecek, secdeye gitme diyecek; fakat baştaki iman o şapkayı da secdeye getirecek, inşallah Müslüman edecek.’
“Sonra dediler, aynı şahıs bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hadise ile SÜFYAN olduğu bilinecek.”
“Ben de cevaben dedim: ‘Bir darbı mesel var. Çok israflı adama eli deliktir denir. (…) İşte o dehşetli adam, bir su olan rakıya müptela olur, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfata girecek, başkalarını da alıştıracak.”[27]
Nurcuların, Nursi’yi aklamak için, “burada kastedilen Atatürk değildir” demelerine karşılık, onları yine Said-i Nursi yalanlamaktadır. Şöyle ki, Said-i Nursi Redoks’ta, Ankara’ya ikinci kez çağrıldığında neden gitmediğini açıklarken “…Ben Beşinci Şua aslının verdiği haberin bir kısmını orada bir adamda (Atatürk) gördüm. Mecburiyetle o çok ehemmiyetli vazifeleri bıraktım” diyerek 5. Şua’daki “Süfyan”ın Atatürk olduğunu ima etmiş ve “SÜFYAN ve bir İslam DECCALİNİN Mustafa Kemal olduğu Beşinci Şua’da anlaşılıyor”[28] diyerek de açıkça Atatürk’e süfyan ve deccal demiştir.
Said-i Nursi’ye göre, Atatürk, “TEK GÖZLÜ DECCAL”dır; SÛFYAN’dır.[29]
Peki, “Tek gözlü Deccal” nedir?
“Deccal: Ahir zamanda gelecek ve Hz. Muhammed’in peygamberliğini inkâr edip, İslamiyeti yıkmaya çalışacak ve dünyayı fesada verecek olan çok şerli ve mutlak küfür yolunda olan, dehşetli bir şahıs” olarak bilinmektedir.[30]
Yine Said-i Nursi’ye göre Atatürk, “Nefret-i amme’ye layık adam; İslam’ın en büyük fitne-i diniyelerinden biridir.” Yani, “Halkın nefretine layık adamdır. İslam dinini yıkmaya çalışan kişilerin en büyüğüdür.”[31]
Nursi, Denizli müdafaasında da açıkça Atatürk’e saldırmış, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndaki rolünü azaltmaya çalışmıştır:
“Bu dehşetli kumandan(Atatürk) deha ve zekâvetiyle ordunun müspet hesanelerini kendine alıp ve kendinin menfi seyyielerini o orduya vererek.(…) Ben kırk sene evvel beyan ettiğim bir hadisin o şahsa vurduğu tokada binaen, sabık mahkemelerimizde bana hücum eden bir müdde-i umumiye (savcıya) dedim. Gerçi onu hadislerin ihbarıyla kırıyorum; fakat ordunun şerefini muhafaza ve büyük hatalardan vikaye ederim. Sen ise bir tek dostun için Kur’an’ın bayraktarı ve âlem-i İslam’ın kahraman kumandanı olan ordunun şerefini kırıyorsun ve hesenelerini hiçe indiriyorsun dedim.”[32]
“Kahraman ordunun zaferi ve şerefi ona verilemez. Yalnız onun bir hissesi olabilir. Nasıl ki ordunun ganimeti malları, erzakları bir kumandan verilse zulümdür, dehşetli bir haksızlıktır.”[33]
“Ölmüş gitmiş ve dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş, BİR ADAM hakkında 30 sene evvel bir hadis-i şerifin ihbarıyla KUR’AN’A ZARARLI öyle bir adam çıkacak dediğimi ve sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi.”[34]
Nursi, açıkça Atatürk’e dost olmadığını da söylemiştir:
“Evet, çok emarelerle bildik ki; bana hücum edenleri tahrik eden Mustafa Kemal’e itirazımdır ve ona dost olmadığımdır.”[35]
Ayrıca Said-i Nursi, Atatürk’e cifir hesabını kullanarak da saldırmıştır.[36]
Şapkayı dinsizliğin sembolü olarak gören ve “350 bin tefsirin işaretiyle tesettüre en uygun kıyafet çarşaftır. Çarşaf, kadınların siperi ve kefesidir”[37] diyen ve 11 aya mahkûm olan Said-i Nursi’nin “üniversite kurmak isteyen çağdaş düşünceli bir İslam âlimi olduğu” iddiaları gülünçtür. Onun kurmak istediği, “üniversite adı altında” eğitim öğretim verecek bir medresedir. (Said-i Nursi’nin ‘hurafeciliğine’ de ilerde başka bir yazımda yer vereceğim).
“...Bu şahsın (Said-i Nursi) yönettiği, körpe beyinlerin karanlık düşüncelerle köreltildiği ışık evlerinde, ‘Atatürk’ün bir gözünün öküz gözü olduğunun’ anlatıldığı herkesçe biliniyor; çünkü Said-i Nursi hazretleri, bir karşılaşmasında Atatürk’ün gözlerinden birini çıkarıp, onun yerine bir öküz gözü taktığını görmüştür! Nursi’ye göre sahtekâr doktorlar da Gazi’nin gözlerinden birinin öküz gözü olduğunu Türk milletinden saklamayı başarmışlardır.”[38]
“...İfşaatta bulunan iki öğrencinin açıklamalarından öğreniyoruz ki, Fethullah cemaatinde Cumhuriyet’in adı ‘kefere düzeni’, Atatürk’ün adı ise ‘Deccal’dir.”[39]
İşte anlatılmayan“Hür Adam”!
Elinizi vicdanınıza koyun ve bu adamın ne kadar “hür” olduğuna siz karar verin!...
Kurtuluş Savaşı’na “dişe dokunur” hiçbir katkısı olmayan Said-i Nursi’yi “Hür Adam” diye parlatanları, Kurtuluş Savaşı’nın gerçek din adamları, gerçek “Hür Adamları” asla affetmeyeceklerdir. Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, Amasyalı Hoca Abdurrahman Kamil Efendi, Amasya Müftüsü Hacı Hafız Tevfik Efendi, Konya Mevlevi Dergahı Lideri Abdülhalim Çelebi, Hacı Bektaş Dergahı Postinişi Cemalettin Çelebi, Afyonlu Müderris İsmail Hoca (Çelikalay’ın kurucusu), İspartalı İbrahim Hoca (Demiralay’ın kurucusu), Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi Hoca, İstanbullu Cemal Hoca, Yalvaçlı Ömer Vehbi Hoca, Libyalı Şehy Ahmet Sünisi ve Şair Mehmet Akif gibi daha yüzlerce gerçek “Hür Adam”ı saygıyla ve rahmetle anıyorum.
[1] Şerif Mardin, Türkiye’de Din ve Toplumsal Değişme, Bediüzzaman Said Nursi Olayı (Religion and Social Change in Modern Turkey The Case of Bediüzzaman Said-i Nursi), Çev. Metin Çuhaoğlu, s.109.
[2] Bezmi Nusret Kaygusuz, Bir Roman Gibi, İstanbul, 1955.
[3] Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi, İstanbul, 20017, s.60.
[4] Mustafa Yıldırım, Meczup Yaratmak, Ankara, 2006, s.73,74.
[5] Cengiz Özakıncı, Türkiye’nin Siyasi İntiharı, Yeni Osmanlı Tuzağı, İstanbul, 2005, s. 39; Necmettin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said-i Nursi, İstanbul, 1979, s.148.
[6] Şahiner, age, s.180,181.
[7] Özakıncı, age, s.58.
[8] Özakıncı, age, s. 145.
[9] Bkz. Cemal Kutay, Çağımızda Bir Asr-ı Saadet Müslümanı: Bediüzzaman Said-i Nursi, Yeni Asya Yay, İstanbul, 1981.
[10] Necip Mirkelamoğlu, Din ve Laiklik, İstanbul, 2000, s. 513; Sinan Meydan, Atatürk İle Allah Arasında, 4.bs, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2010, s.726-727.
[11] Özakıncı, age, s.146.
[12] Özakıncı, age, s.146.
[13] Abdülbaki Gölpınarlı, 100 Soruda Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatlar, s.277, 278.
[14] Askere Nur Uzmanı”, Milliyet, 24.Ocak 2002.
[15] Cezmi Eraslan, “Milli Mücadele’de Bediüzzaman Said Nursi”,Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu 3, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1996.
[16] ”Nur Uzmanına Görev Mecliste”, Cumhuriyet, 11 Temmuz 2008,s.7.
[17] Seyfi Güzeldere, Gerçek Bediüzzaman Said-i Nursi ve Doktirnleri, İstanbul, 1966, s.132,133.
[18] Sadık Albayrak, Son Devrin İslam Akademisi Dar’ül Hikmet’ül İslamiye, İstanbul 1973, s.186.
[19] Yıldırım, Meczup Yaratmak, s.32,33.
[20] Kadri Cemil Paşa, Doza Kürdistan, (Zinar Silopi) Haz. Mehmet Bayrak, Ankara, 1992, s. 57.
[21] Tarihçe– Hayat , 88, Arabi Hutba–i Şamiye Eserini tercümesi / Birinci Kelime / Haşiye, İçtima–i Reçeteler II/101.
[22] Necmettin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said-i Nursi, İstanbul, 1979 s.233,234.
[23] Burhan Bozgeyik, Mustafa Kemal’e Karşı Çıkanlar, İstanbul, 1996, s.275-277.
[24] Bozgeyik, age, s.280.
[25] Mektubat, s.426,427.
[26] Şualar, Redoks, s.359.
[27] Beşinci Şua.
[28] Şualar, Redoks, s.417.
[29] Neda Armaner, İslam Dininden Ayrılan Cereyanlar, s. 34.
[30] Osmanlıca-Türkçe Büyük Ansiklopedik Lügat, s.342.
[31] Alparslan Işıklı, Said Nursi, Fethullah Gülen ve Laik Sempatizanları, Ankara, 1994, s. 24.
[32] Şualar, s.319.
[33] Şualar, s.300,302.
[34] Emirdağ Lahikası, C.I, s. 279.
[35] age, s.280.
[36] Diyanet işleri Başkanlığı’nın hazırlattığı “Nurculuk” kitabından, s. 19,
[37] Necip Mirkelamoğlu, Din ve Laiklik, İstanbul, 2000, s. 544.
[38] Bozgeyik, age, s.294.
[39] İlker Sarıer, “Hoşgörü Abidesinin Yıkılışı”, Sabah Gazetesi, 21 Haziran 1999..
darkofdeath
04-01-2011, 06:10
merak ediyosanız söyleyim hepsini okudum :)
size kolay gelsin :)
Voltaire Darwin
04-01-2011, 09:00
Sayın darkofdeath,
Çok güzel bir alıntı olmuş elinize sağlık.
Aşağıdaki cümle bile bu adamı özetlemiyor mu bir cümlede?
"İstanbul’a ikinci gelişinde, II. Abdülhamit döneminde, 1907’de tutuklanarak bir süre “akıl hastanesinde” tedavi görmüştür."
milomanara
04-01-2011, 16:05
Çılgın Said Mustafa Kemal'e mektup yazmış: "İslam âlemi kahramanı Paşa Hazretleri" diye hitap ediyor[1 (http://www.haberturk.com/gundem/haber/587903-islam-alemi-kahramani-pasa-hazretleri)].
Uuu, çok pis posta koymuş, tüylerim diken diken oldu...
´ Just!ce `
04-01-2011, 20:58
Kendini üstü kapalı peygamber ilan eden bu adam aslında müslümanlığa en büyük saygısızlığı yapıyorlar millette cemaat diye peşlerinde işte..Allah akıl fikir versin :)
bu zamanda türkiyede böyle "handicaplı" bir adamın peşinden gidenleri biliyor musunuz dostlar??
ah ahhh!!!!!
maalesef üniversitelerde üst kademe yöneticiler..
bürokratlar.....
eğitim ve terbiye kurumlarındaki yöneticiler...
valiler.. kaymakamlar.....
devlet maliyesinde, yargısında görevli kişiler....
eyvah ki ne eyvah!!!!
darkofdeath
04-01-2011, 21:41
ben kendi koskoca ziraat fakültesi bölüm başkanı olmuş doçent hocama bir türlü anlatamadım.
çok ilkel savunmalarla verdiği cevaplardan sonra tartışmayı bıraktım.
bir insanın inancının nasıl aklını egale ettiğini gördüm..
türkiyede önemli kurumların içinde bile bulunan bu anlayış halkın içinde de çok rağbet görmesi şaşırtıcı değil..
hizbullaçıları da saldılar
ohh kebab
dilerim tekrardan sağcı solcu olayları hortlamaz..
Su anda Serif Mardin'in "Bediüzzaman Said-i Nursi Olayi" kitabini okuyorum. Ayrica Iletisim yayinlarinin cikardigi "Modern Türkiye'de Siyasi Düsünce" ansiklopedisinin 6. cildi "Islamcilik"a ayrilmis, Orda da Said Nursi üzerine iki tane yazi okudum. Bunlardan cikardigim sonuc yukardaki yazinin asiri zorlama yorumlarla hazirlanmis bir yazi oldugu oldu. Yazi zaten carpitmalarla basliyor. Iki tane örnek yeterli olur sanirim.
İstanbul’a ikinci gelişinde, II. Abdülhamit döneminde, 1907’de tutuklanarak bir süre “akıl hastanesinde” tedavi görmüştür.
Bu ifade gercegi yansitmiyor. Olayi baska bir yerde anlatmistim. Said Nursi Istanbul'a Abdülhamit'e Van'da bir üniversite kurma projesini sunmak icin gelir. Aklindaki fikir fen bilimleri ile din bilimlerinin beraber okutuldugu Misir'daki El-Ezher Universitesine benzer "Medreset'ül Zehra" adinda bir üniversite kurmaktir. Van'da vali konaginda sürekli Avrupa'dan gelen gazete ve dergileri okudugu icin islam dünyasinin gelisen bilimsel düsüncenin disinda kalmamasi gerektigine inanmaktadir. Ama ayni zamanda din de Said'e göre toplumu ayakta ve birlikte tutacak yegane seydir. Bu arad projesini anlatan yazilar yazar. Abdülhamit'in istibdat rejimine karsi cikarak buna dinsel gerekceler getirir. Giderek ittihatcilarla daha cok yakinlasir. Abdülhamit, onun bu tavrindan rahatsiz olur ve yaptiklari görüsmeye yerel giysilerle gitmis olmasini bahane ederek akil hastanesine gönderir. Niyeti Said'i gözden düsürmektir. Ama doktordan akil hastaligi olmadigi seklinde rapor alarak cikar.
Görüldügü gibi ortada bir akil hastasi yok. Abdülhamit'in istibdatina karsi ciktigi icin haksiz yere eziyet edilen bir adam var. Bu olayi bugünkü neo-ittihatcilarin sürekli suistimal etmeye calismasi bence onlar adina bir ayip. Said adina ise tersine onur veren bir sey.
“HÜR ADAM” ALMAN ETKİSİNDE
“Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Almanya’nın yanında savaşa girmiştir. Bu süreçte “tüm giderleri Almanlar tarafından karşılanan İslam Birliği propagandası bağlamında Alman malı Cihad-ı Ekber fetvasını kaleme alan kurulda, 1907’lerde temeli atılan ve Almanlarca beslenen İslam Birliği amaçlı Gizli İstihbarat Örgütü Teşkilatı Mahsusa’nın üyelerinden Said-i Kürdi (Nursi) de bulunuyordu.”[5]
“Alman malı cihat fetvasının” yazarlarından Said-i Nursi, bir süre Rusya’da tutsak kalmış, daha sonra bir yolunu bulup 1918’de kaçarak Almanlara sığınmıştır.
Nursi, Almanya’da kaldığı iki ay boyunca yaptığı konuşmalarda: “Türk-Alman, Alman-Türk tarih boyunca kadim dostturlar. Türkler Alman dostluğuna sadakatte çok hassasiyet gösteririler” demiştir.[6]
Ancak Cengiz Özakıncı’nın ifade ettiği gibi: “Kitabın hiçbir yerinde Hıristiyan komutasında cihat yapılacağına ilişkin bir buyruk yoktu. Tersine, ‘Kendi dininizden olmayanları veli (dayanak, buyurgan) edinmeyin’ diyordu Tanrı. Maide Suresi’nin 51. Ayet’i böyleydi. Bu buyruğu görmezden gelince böyle olmuştu sonraları.”[7]
Burdaki metin tamamen birbiriyle ilgisiz olaylardan bir sonuc cikartmak icin yapilmis. Ayni seyi Av. Kerincsiz Hrant Dink'e karsi yapmisti ve hatta mahkeme de Dink'in söylediklerinin tam tersini iddia ettigini ileri sürerek ceza vermisti. Burda yapilan sey de ayni sey.
Söyle aciklayayim. Said 1915'te Ruslar Bitlis'e ulastiginda Bitlis savunmasina katilir ve Rus askerlerine esir düser. 2.5 yil Rusya'da Kostroma kampinda kalir. Ruslarin kampta kendisine ibadet etme ve cemaat toplama özgürlügü vermesi Said'i etkiler ve sempatisini artirir, cünkü daha sonra Türkiye Cumhuriyeti ona bu hakki vermeyecektir. Rus devriminin baslangicina taniklik eder ve 1917 yili baharinda kamptan kacar, St. Petersburg, Varsova, Berlin ve Viyana üzerinden Türkiye'ye döner. Bu arada yazilarinda degisik dinlerden ve etnik kökenlerden insanlarin nasil olup da bir arada yasayip cagdas bir devlet olusturduklarini anlamak icin Isvicre'ye de gittigini belirtir.
1. Dünya savasina Osmanli Almanya ile birlikte katilmistir. Hatta Almanya bu savasta bütün müslüman dünyasinin hamiligine soyunmustur. Said de ayni Mustafa Kemal gibi Almanya ile ayni safta Rusya, Ingiltere ve Fransa karsisinda savasiyorlardi. Her ikisi de Teskilat-i Mahsusa'da görev yapmislardi. Bu durumdan yola cikarak Said'i Alman hayrani göstermek isterseniz ayni seyi Mustafa Kemal icin de söylemeniz gerekir. Halbuki bu bir ittifaktir ve her ikisi de kendi cephelerinden devletlerinin yaninda yer almislardir.
Baska bazi noktalar daha gördüm ama yukardaki metinin tamamen okumaya gerek olmadigina kanaat getirerek zamanimi harcamadim. Insanlari tek yanli ve sacma bir önyargi ile mahkum etmeye calismayi ben ayiplanacak birsey olarak görüyorum.
Insanin düsmanini da dostunu da önce adaletle degerlendirmesi lazim ki yaptigi elestiri karsiti tarafindan bile bir anlam tasisin. Yalan dolanla, sisirip yanyana koymakla elestiri yazilmaz, bu herseyden önce insani degil.
darkofdeath
05-01-2011, 03:09
sargon
dikkat çekici bir açıklama yapmışsınız.
fakat malumunuz savaşa alman komutası altında girilmiştir.burda saidi nursinin beslendiği kaynak olan kurana atıf yapılmıştır.türk alman dostluğunu savunurken maide 51 e bir vurgu yapılmıştır.
almanlara sığınması ve almanlar hakkındaki düşünceleri, onun alman hayranı olmasa da almanlara sempatisi olduğunu gösterir bana kalırsa.
bir diğer gözüme çarpan nokta
. Ruslarin kampta kendisine ibadet etme ve cemaat toplama özgürlügü vermesi Said'i etkiler ve sempatisini artirir, cünkü daha sonra Türkiye Cumhuriyeti ona bu hakki vermeyecektir
vermemesi doğaldır.devrimler bir bir uygulanırken gerici bölücü bir cemaat büyük tehlike yaratır.
yani bu cümlenizi olumsuz mu yoksa tarafsız olarak mı yazdınız anlamadım o yüzden sabit bir yorum yaptım
son olarak şunu söylemeliyim ki .. kaynakları etüt edecek donanıma sahip değilim.
yanlışları doğruları tarafsız ele almak gerekir iyi bir analiz yapılmalı.
türkiyede çok fazla şey çarpıtılarak lanse ediliyor
bağımsız bir tarih merkezi yok zannedersem.
referans gösterilebilecek tarafsız kaynaklara ihtiyaç var..
Barla Lahikası isimli eserinde(!), insanlığın yaklaşık 7000 yaşında olduğunun tespitini yapmış bir zatı muhteremdir. Bilinen gerçek bunun YALAN olduğunu söylerken, beyimizin ülke çapında deynekçisi çoktur.
Al birini vur ötekine... Bu DİN aklı başında, kafası çalışan, bilinen gerçeklerle ters düşmeyen bir tek alim(!) yetiştirmemiştir.
Şimdi de filmi çekiliyormuş... YALAN'ın filmi... Bozacının filmine, şıracıları koşuşur artık...
Sitemimiz rahmetliye değil, dehalen ğnekçiliğini yapan, adam yerine koyan insan sürülerine...
Barla Lahikası isimli eserinde(!), insanlığın yaklaşık 7000 yaşında olduğunun tespitini yapmış bir zatı muhteremdir. Bilinen gerçek bunun YALAN olduğunu söylerken, beyimizin ülke çapında deynekçisi çoktur.
Al birini vur ötekine... Bu DİN aklı başında, kafası çalışan, bilinen gerçeklerle ters düşmeyen bir tek alim(!) yetiştirmemiştir.
Şimdi de filmi çekiliyormuş... YALAN'ın filmi... Bozacının filmine, şıracıları koşuşur artık...
Sitemimiz rahmetliye değil, de halen deynekçiliğini yapan, adam yerine koyan insan sürülerine...
Ellerinize sağlık.Düşüncelerime tercüman olmuşsunuz.
Hasan mezarcının akli dengesi ne kadar yerindeydi ise bu adamında o kadar aklı vardır. Bazı arkadaşların da sırf Atatürke düşman cumhuriyete düşmandı diye bu adamı aklamaya çalışması ise utanç verici.
Freester
05-01-2011, 21:10
Atatürkün yeminli düşmanı olup aynı zamanda kendi ideolojinin peygamberi olan vede insanları bir inanç sistemi altında toplayan bir adamın filmi çekilmesi cidden insanda büyük bir kuşku bırakıyor... Bu arada bilgi için teşekkür ederim darkofdeath
devrimler bir bir uygulanırken gerici bölücü bir cemaat büyük tehlike yaratır.
Saidi Nursi'nin bir İslam devleti istediği biliniyor. Zaten bu nedenle M. Kemal ile anlaşamamıştı.
Ancak Saidi Nursi'nin bölücü olduğu doğru bir iddia değil. M. Kemal ile anlaşamamasına ve uzun yıllar Anadolu'nun değişik yerlerine sürgüne gönderilmesine rağmen her zaman için Türk-Kürt birlikteliğinden yana olduğunu biliyoruz.
Turan Dursun'un henüz müslüman iken yazdığı bir Nurculuk eleştirisi kitabı vardı. Henüz incelemedim. Okumakta fayda olabilir.
ozgur_beyin
05-01-2011, 22:12
daha önce yazmıştım tekrarlayayım.
bu said, istanbula gelince ampülü görür ve said-i kürdiliğini saidi nursiye çevirir
bu said, istanbula gelince ampülü görür ve said-i kürdiliğini saidi nursiye çevirir
Bizim insanımızda ampülü görünce Saidi Nursi'yi hür adama çevirir.
Böyle başa böyle tarak !
ozgur beyin, bu iddia da uydurma. Said'e Nurs köyünde dogdugu icin Said-i Nursi deniliyor. Aslinda soyadi kanunu henüz olmadigindan bunlar lakap ve ne Kürt ne Nursi diye bir isim yok. Adi sadece Said.
Böyle hikayeler cok vardir. Efendim Atatürk aslinda bütün Kürtleri kesin demis de Inönü engellemis. Baltaci Mehmet aslinda Rusya'yi devirecekmis de Katerina cadirina girmis, isi baglamis. Böyle uydurma hikayelerle bir dönem, olaylar ve ciddi tarihsel bir sürec degerlendirilemez. Ama hikayelere inanan kisiler acisindan ilginc bir durum ortaya cikar. Dine inanma ama efsanelere inan :) Ne fark var arada?
Hasan mezarcının akli dengesi ne kadar yerindeydi ise bu adamında o kadar aklı vardır. Bazı arkadaşların da sırf Atatürke düşman cumhuriyete düşmandı diye bu adamı aklamaya çalışması ise utanç verici.
Diyelim bu adam Atatürk'e ve cumhuriyete düşman, bu her türlü asılsız suçlamayı, çarpıtmayı vs. meşrulaştırıyor mu?
sargon doğrusunu yapıyor ve odatv yerine Türkiye'nin yetiştirdiği en büyük bilim adamlarından biri olan Şerif Mardin'in konu hakkındaki kitabını okuyor, size de öneririm. Ben de çok uzak olmayan bir geçmişte bu tarz Kemalist hurafelere dayanarak bir fikir oluşturmuştum bu adam hakkımda kafamda, ama böyle yapmak doğru değil. Müsait olduğumda şu Hür Adam filmine gideceğim, üstüne de Şerif Mardin'in kitabını okuyacağım.
fakat malumunuz savaşa alman komutası altında girilmiştir.burda saidi nursinin beslendiği kaynak olan kurana atıf yapılmıştır.türk alman dostluğunu savunurken maide 51 e bir vurgu yapılmıştır.
almanlara sığınması ve almanlar hakkındaki düşünceleri, onun alman hayranı olmasa da almanlara sempatisi olduğunu gösterir bana kalırsa.
Bence birseyi göstermez. Sait 1913'teki Bitlis ayaklanmasindan sonra Ittihat Terakki ile birlikte hareket etmeye baslar, daha da acigi Teskilat-i Mahsusa icin calismaya baslar. Ittihatcilar savasa girme karari alinca Halife'ye Islami Cihat fetvasi cikarttirirlar. Bunu da islam ulemasindan 5 kisiye onaylatirlar. Said de bunlardan biridir. Böyle bir sürecte Said'ten kim baska bir sey yapmasini bekleyebilirdi ki.
Eger ittihatcilar Alman hayraniydilar, o yüzden Almanya'nin yaninda savasa girmislerdi deseniz, hadi bu iddianin bir mantigi olur. Gerci argüman yine yanlis ama hic degilse olaylar arasinda daha düzgün bir korelasyon kurmak mümkün. Halbuki Said'in cihat fetvasini onaylamis olmasi Alman hayranligini göstermeye yetmez. Ittihatcilara hayrandi deseniz yine anlarim, ama Alman hayranligi oturmuyor.
Dünyaya milliyetcilik gözünden bakan insanlarin bu tür bir algi bicimini yaygin olarak görüyorum. Karsitlarini sürekli Alman, Ingiliz, Amerikan vb, hayranligi ile suclamayi seviyorlar. Ama bunlar gercegi degil sadece algi bicimlerinin carpik oldugunu gösteriyor.
bir diğer gözüme çarpan nokta
. Ruslarin kampta kendisine ibadet etme ve cemaat toplama özgürlügü vermesi Said'i etkiler ve sempatisini artirir, cünkü daha sonra Türkiye Cumhuriyeti ona bu hakki vermeyecektir
vermemesi doğaldır.devrimler bir bir uygulanırken gerici bölücü bir cemaat büyük tehlike yaratır.
yani bu cümlenizi olumsuz mu yoksa tarafsız olarak mı yazdınız anlamadım o yüzden sabit bir yorum yaptım
Su devrimlerde hersey mübahtir mantigi. Acaba öyle midir? Yoksa bu da rahatca bir diktatörlük uygulayabilmek icin uydurulmus bir argüman olmasin? Bu hakki insanlara neden verelim? Islam devrimi yapilirsa islamcilar istediklerini yapabilir, komünist devrim olursa komünistler, kemalist devrim olursa kemalistler. Burdaki siddeti mesrulastirma cabasi neden? Neden siddet bu kadar cok istenir, anlamiyorum. Devrim olmadigi durumda terör sayilan sey devrim oldugu zaman normal oluyor. Bu mantikta bir bozukluk var bence. Said'in bölücülügü kismi da zaten uydurma bir baska iddia. Said Kürt Teali Cemiyetinin kurucusu idi ama bölücülükten yana tutum almadi. Seyh Sait isyanini da desteklemedigini biliyoruz. Peki niye hala ayni uydurma iddialarla elestiri yapmaya calisiliyor bunu da anlamiyorum. Aslinda anliyorum da, anlamiyorum diyelim.
son olarak şunu söylemeliyim ki .. kaynakları etüt edecek donanıma sahip değilim.
yanlışları doğruları tarafsız ele almak gerekir iyi bir analiz yapılmalı.
türkiyede çok fazla şey çarpıtılarak lanse ediliyor
bağımsız bir tarih merkezi yok zannedersem.
referans gösterilebilecek tarafsız kaynaklara ihtiyaç var..
Tamamen haklisiniz. Said konusunda Kemalist tarih bastan sona yalanlarla dolu bir tarih yazip elimize vermis durumda. Bu hapi yutacaksiniz diyorlar. Once yalani dolani temizlemek lazim ki, sonra da dogru dürüst elestiri yapilabilsin. Kemalist yalanlar Nurculugu güclendiriyor aslinda.
Diyelim bu adam Atatürk'e ve cumhuriyete düşman, bu her türlü asılsız suçlamayı, çarpıtmayı vs. meşrulaştırıyor mu?
sargon doğrusunu yapıyor ve odatv yerine Türkiye'nin yetiştirdiği en büyük bilim adamlarından biri olan Şerif Mardin'in konu hakkındaki kitabını okuyor, size de öneririm. Ben de çok uzak olmayan bir geçmişte bu tarz Kemalist hurafelere dayanarak bir fikir oluşturmuştum bu adam hakkımda kafamda, ama böyle yapmak doğru değil. Müsait olduğumda şu Hür Adam filmine gideceğim, üstüne de Şerif Mardin'in kitabını okuyacağım.
Ben yıllar önce fettulahçı bir arkadaşımın verdiği Bediüzzaman Said Nursi kitabını okumuştum,orda da anlatılanlar aynı şeyler.
Akıl hastanesi ,mahkemeler,sürgünler ve 1960 da da ölüyor ,mezarı da yok ediliyor.
Şimdi burda baktığınız yer önemli tabiki ,adam delimi sizce?
Bence deli ama bir nur talebesi için ise çok değerli asrın alimidir.
Adam Ankara'ya geliyor ve meclistekileri namaza davet ediyor elinde olsa şeriatı ilan edecek.
Eskiden nurculuk yasaktı 163 maddenin kalkması ile tarikatlar hızlandı nurculuk aldı yürüdü.
Şimdi de Gülen var yönetmen filmi götürüp Gülen'den icazet alıyor.
Ne oluyor ardı ardına Mustafa filmleri ve arkasından hür adam !
Cumhuriyet bunları yasaklamış ,bizler cumhuriyeti geliştirememiş, yaşatamamışız ,ölülerde dirilmiş hesap soruyor.
Cahillik ve biat olduğu müddetçe bu ülkede nice deliler alim olur.
Günümüzde cüppelisi ,küpelisi ahkam kesiyor.
Ateist olduğunu söyleyen arkadaşların Saidi ,nurculuğu savunmaları değil onun karşısında olmaları gereklidir.
darkofdeath
06-01-2011, 00:07
Su devrimlerde hersey mübahtir mantigi. Acaba öyle midir? Yoksa bu da rahatca bir diktatörlük uygulayabilmek icin uydurulmus bir argüman olmasin? Bu hakki insanlara neden verelim? Islam devrimi yapilirsa islamcilar istediklerini yapabilir, komünist devrim olursa komünistler, kemalist devrim olursa kemalistler. Burdaki siddeti mesrulastirma cabasi neden? Neden siddet bu kadar cok istenir, anlamiyorum. Devrim olmadigi durumda terör sayilan sey devrim oldugu zaman normal oluyor. Bu mantikta bir bozukluk var bence
sargon çok nesnel bir bakış açısı
söylediklerin tutarlı mantıklı fakat bu düşüncene katılmıyorum
cumhuriyet devrimleriyle islami devrimleri bir kefeye koyuyorsan daha da tartışmıyorum
ben yokum...
forumdan istediğim verimi alamadım
bir süre ayrılacağım
bir dahaki sefere görüşmek dileğiyle
Dünyaya milliyetcilik gözünden bakan insanlarin bu tür bir algi bicimini yaygin olarak görüyorum. Karsitlarini sürekli Alman, Ingiliz, Amerikan vb, hayranligi ile suclamayi seviyorlar. Ama bunlar gercegi degil sadece algi bicimlerinin carpik oldugunu gösteriyor.
Su devrimlerde hersey mübahtir mantigi. Acaba öyle midir? Yoksa bu da rahatca bir diktatörlük uygulayabilmek icin uydurulmus bir argüman olmasin? Bu hakki insanlara neden verelim? Islam devrimi yapilirsa islamcilar istediklerini yapabilir, komünist devrim olursa komünistler, kemalist devrim olursa kemalistler. Burdaki siddeti mesrulastirma cabasi neden? Neden siddet bu kadar cok istenir, anlamiyorum. Devrim olmadigi durumda terör sayilan sey devrim oldugu zaman normal oluyor. Bu mantikta bir bozukluk var bence.
Çok güzel yazmışsın sargon. Bu fırsatla yazılarını zevkle okuduğumu belirteyim.
Ben yıllar önce fettulahçı bir arkadaşımın verdiği Bediüzzaman Said Nursi kitabını okumuştum,orda da anlatılanlar aynı şeyler.
Akıl hastanesi ,mahkemeler,sürgünler ve 1960 da da ölüyor ,mezarı da yok ediliyor.
Şimdi burda baktığınız yer önemli tabiki ,adam delimi sizce?
Bence deli ama bir nur talebesi için ise çok değerli asrın alimidir.
Adam Ankara'ya geliyor ve meclistekileri namaza davet ediyor elinde olsa şeriatı ilan edecek.
Eskiden nurculuk yasaktı 163 maddenin kalkması ile tarikatlar hızlandı nurculuk aldı yürüdü.
Şimdi de Gülen var yönetmen filmi götürüp Gülen'den icazet alıyor.
Ne oluyor ardı ardına Mustafa filmleri ve arkasından hür adam !
Cumhuriyet bunları yasaklamış ,bizler cumhuriyeti geliştirememiş, yaşatamamışız ,ölülerde dirilmiş hesap soruyor.
Cahillik ve biat olduğu müddetçe bu ülkede nice deliler alim olur.
Günümüzde cüppelisi ,küpelisi ahkam kesiyor.
Ateist olduğunu söyleyen arkadaşların Saidi ,nurculuğu savunmaları değil onun karşısında olmaları gereklidir.
Sevgili aydoe,
Nurcuların kendi yayınlarında Said-i Nursi'nin deli olduğu tarzı şeylerin var olduğunu hiç sanmıyorum. Bunlar yaygın olarak Kemalistler tarafından yayılan, Nurculuk karşıtı iddialar.
Ben psikolog ya da psikyatr değilim, adamı da muayene etmedim, o açıdan kimseye deli teşhisi falan koyamam. Ha ne yaparım? Alır fikirlerini incelerim, fikirlerine karşıysam da onlara kendi fikirlerimle eleştiri getiririm, neden akla yatkın bulmadığımı ortaya koyarım. Adamın şahsına, hem de asılsız iddialarla saldırmanın hiçbir anlamı, faydası yok.
Bu noktada şöyle ufak bir alıntı yapacağım:
Hakikat tek ve mutlak değildir. Sen hakikatin tek olduğunu düşünebilirsin. Ben hakikatin tek olduğunu düşünebilirim. Ama memlekette senden benden başka her çeşit insan var. 1400 sene önce yazılmış bir kitabın tek ve mutlak hakikat olduğunu düşünenler var. Kürt ulusunu yeniden inşa etmeyi hayatın tek anlamlı hedefi sayanlar var. Doğuştan solcu Dersimliler var. Amerika’da son moda neyse hakikat odur diyenler var. Varoğlu var. Bunların hepsinin eşit ve tam vatandaşlar olduğu fikrini içimize sindireceksek eğer, “senin fikrin sayılmaz, uzat kafanı tornadan geçirelim” deme lüksümüz de yok demektir. Saygı göstereceğiz. Peki birader, sen de doğru bildiğini okut diyeceğiz. Hatta biraz daha ufukluysak, belki ondan da bir şeyler öğrenebiliriz diye kulak kabartacağız.
http://nisanyan1.blogspot.com/2010/12/anayasa-sohbetleri-7-egitim.html
Yazı eğitim ile ilgili, ama alıntıladığım kısım yazdıklarına temas ediyor. Benim dediğim doğru, kalanlar yasak diye zihniyet olmaz; bu bakış açısıyla beraber yaşama kültürü de oluşturulamaz. 20. yüzyılın ilk yarısındaki otoriter uygulamalarla olmaz bu iş.
Mustafa filmi ne alaka onu da anlamadım. Mustafa filminden duyulan rahatsızlığı da anlayamıyorum. Tarihsel bir şahsiyeti sizin kafanızdakinden farklı yansıtmak suç mu? Atatürk'ün insan olarak gösterilmesi mi sorun?
................Ateist olduğunu söyleyen arkadaşların Saidi ,nurculuğu savunmaları değil onun karşısında olmaları gereklidir.
sevgili aydoe....
savunmak ile gerçekleri söylemek arasında çok önemli fark var dostum...
kendini savunmak uğruna gerçeği inkar ediyorsan kendi kazdığın kuyuya düşersin..
körü körüne saldırmak ancak kendine zarar verir...
biri eleştirilecekse gerçek üzerinden eleştirilmeli..
olay bundan ibaret... değil mi dostum
sevgili darkofdeath, ben tamamen nesnel yaklasiyorum. Cumhuriyet devrim degilse de devrim niteliginde kabul edelim. Bu durumda cumhuriyet devrimleri de, Fransiz devrimi de, islam devrimi de bolsevik devrimi de birer devrim. Hepsinin icerigi ayri. Hepsini elbette ayri degerlendiriyorum. Ama devrimlerde siddeti mesrulastirmaya calisan anlayisi elestiriyorum.
Söyle aciklayayim. Fransiz devrimi tarihte önemli bir cigir acti. Fransiz devrimini savunanlar gibi karsi cikanlar da vardi. 1793'te baslayip 10 ay kadar süren döneme Terör dönemi denilir. Bu dönemde on binlerce kisi giyotine gönderilir. Terör adi da zaten burdan gelir. Simdi Fransiz devrimini savunan bir kisi ayni zamanda bu terör dönemini savunmali midir? Savunmaz ise, bunun yanlis oldugunu söylerse cumhuriyet karsiti kralci mi olmus olur. Eger bugün Fransa'da, Fransiz devrimini savunuyorsaniz, terörü de savunacaksiniz derseniz size herhalde kafayi yemis diye bakarlar. Ama Türkiye'de ortalik kafayi yemis insanlarla dolu. En azindan birileri öyle olmasini cok arzi ediyor sanirim. Cumhuriyet dönemi bir dizi terör uygulamalari ile dolu. Sapka kanununda kac kisinin kellesinin gittigi bile belli degil. Ittihat Terakki dönemi de öyle. Koca bir Ermeni katliami var. Ama bunlar bizim tarihimiz iste. Neden histerik sekilde yapilan her uygulamayi sonuna kadar savunmak zorunda olacakmisiz? Bir Cumhuriyetci bu kadarini düsünemez mi? Düsünmememiz ve bize sunulmus hapi yutmamiz isteniyor.
Ben bu yüzden bugünkü cumhuriyet savunucularini, islamcilara cok benzetiyorum. Burda cok partili hayata bile karsi cikan insanlar oldu. Neden? Atatürk zamanindaki hersey daha iyiymis. Ayni islamdaki "selefi" rüyasi gibi. Islamci, peygamber zamaninda oldugu icin siddeti de savunuyor, bir sekilde aciklama yapmaya calisiyor, Kemalist kendi peygamberinin zamanini savunuyor. Bu kafa, tamamen cagdisidir. Bugünü anlamiyor, anlatmiyor, gecmisi tekrarlamaya calisiyor. Her ikisinin peygamberi de kalkip gelse, herhalde onlar bile simdikilerin haline sasardi.
Cumhuriyet cagdas bir topluma gecis adimiydi. Cok partili rejimle birlikte demokrasiye bir adim atildi. Yillardir bu sürec gelisiyor. Neden geriye dönüp siddet dolu günleri özlemle yadedmek zorundaymisiz ki? Bir Fransiz gibi düsünsek herhalde sorunlar daha kolay cözülürdü. Bunlar bizim tarihimiz, hatalariyla sevaplariyla Türkiye islam ülkeleri icinde en ileri ülkelerden biri durumunda simdi. Ne cumhuriyeti savunmak adina yapilan ilkellikleri sahiplenirim, ne de terör sevdalilarinin demokrasi icin ugrasanlara taktiklari yaftalari ciddiye alirim. Gelecek günler daha güzel olacaktir diye umuyorum.
Astur, gerci Diyalektik Materyalizm tartismasini pek takip edemedim ama ben de senin yazdiklarini zevkle okuyorum. Zaten felsefe benim ilgi alanim sayilmaz pek :)
Sn sargon;
Said'i en cok delilikle yaftalayanlardan biri de benim. Ama senin yazilarinda da bir bosluk bulamiyorum. Bakalim tartismalar ilerledikce ne olacak? Yazilanlari takip ediyorum.
Saygilar
darkofdeath
06-01-2011, 01:21
sargon
gene aynı hataları yapıyorsun
ülkemizde devrimler (sen devrim demesen de )
tek bir adam tarafından ya da askeri bir cüretle yapılmıştır.fransa da ise halkta bir birikme olmuştur.biz de bu yoktur.bunun en iyi örneğini bu gün görebilirsin
halkın ezilip dışlanması kendilerinde bir uyanma doğurmuştur.
fakat buna gerek kalmadan, halka armağan eden kişiler anlaşılamamıştır.
burda bir kıyaslama yapamazsın yaptığın zaman büyük bir yanılgıya düşersin
bana sorarsan o zamanlar daha iyiydi diyebilirim
neden
trabzonda bir cumhuriyetçinin ismi şuan kuran kursuna veriliyorsa ..
elbette değişmeyen tek şey değişimin kendisi.
mutlaka ilerleme olacaktır.
mantık her zaman doğruyu haklı çıkarmaz.
yapılan yanlışlar olmuştur
bunları konuşabiliriz
fakat burda kesinlikle savunduğum bir değer var ki katı bir kemalist rejim gelecek kuşaklar için bir garanti oluşturacaktır.
saygılarımla..
milomanara
06-01-2011, 01:22
Din alimi olması, tarafımdan süne zararlısı olarak görülmesi için kafidir. Elbette iftira atılıp, olduğundan daha zararlı gösterilmemelidir. Diğer yandan "hür adam" da değildir hani. Gerçek olmayan "ilahi" bir diktatörlüğün yer yüzündeki değnekçisi olmaya meraklı zavallı bir adam işte.
Asıl garip olan, müridlerinin onun zamanın yegane iktidar sahibine posta koyduğunu görme histerisi ve mıymıntı görüntüleri altındaki kuyruk acısını, kompleksi açığa vurmalarıdır.
sevgili Basic, aslina bakarsaniz, bundan 5 yil önce siteye ilk girdigimde Said ile ilgili tartismalar oldugunda birkac defa takip ettim. Baktim ki, insanlar sürekli deli diyorlar. Hic deli demesem de herhalde dogrudur diye düsündüm. Yine de hakkinda o zaman fazla birsey bilmedigim icin tartismalara girmemeye calistim. Ama son dönemde tarikatlarla ilgilendigim icin Said hakkinda da epey yazi okudum. Olayin hic de anlatildigi gibi olmadigi benim acimdan tamamen acik. Aslinda ilerde Said'le ilgili daha genis sekilde tartismalar acmayi düsünüyorum.
sargon
gene aynı hataları yapıyorsun
ülkemizde devrimler (sen devrim demesen de )
tek bir adam tarafından ya da askeri bir cüretle yapılmıştır.fransa da ise halkta bir birikme olmuştur.biz de bu yoktur.bunun en iyi örneğini bu gün görebilirsin
halkın ezilip dışlanması kendilerinde bir uyanma doğurmuştur.
Bu daha kötü ya. Halk terör uyguluyor, buna kötü birsey diyoruz. Tek adamin uyguladigi terör daha da gayrimesru sayilmaz mi?
...Aslinda ilerde Said'le ilgili daha genis sekilde tartismalar acmayi düsünüyorum.
Cok güzel olur...
darkofdeath
06-01-2011, 01:43
Bu daha kötü ya. Halk terör uyguluyor, buna kötü birsey diyoruz. Tek adamin uyguladigi terör daha da gayrimesru sayilmaz mi?
son msjım sana..
mantıklı önerme
ama dediğim gibi her mantııklı önerme doğru kabul edilmez..
burda da şunu diyebilirsin.doğrular görecelidir !
ozaman
ön yargıyla davranıyorum seni de diğerleriyle aynı kefeye koyuyorum..
sana hayatta başarılar..
Sn sargon;
Said'i en cok delilikle yaftalayanlardan biri de benim. Ama senin yazilarinda da bir bosluk bulamiyorum. Bakalim tartismalar ilerledikce ne olacak? Yazilanlari takip ediyorum.
son msjım sana..
mantıklı önerme
ama dediğim gibi her mantııklı önerme doğru kabul edilmez..
burda da şunu diyebilirsin.doğrular görecelidir !
ozaman
ön yargıyla davranıyorum seni de diğerleriyle aynı kefeye koyuyorum..
sana hayatta başarılar..
Sn darkofdeath;
Beni ayni kefeye koyma, lütfen!
"Bold" ettigim yerlere dikkat et!
Cekilme ve devam et.
darkofdeath
06-01-2011, 01:57
kusura bakma basic
aynı konuları defalarca tartışmak beni yoruyor
düşünce bir yana yapılanlar bir yana
tarafsız değerlendirme ben dahil başkalarının da yapamadığını düşünüyorum
artık forumda tartışmak istemiyorum
ilerde belki
bu arada seni kastetmedim..
saygılarımla herkese
Peki sevgili darkofdeath;
Saygilarimla
sevgili darkofdeath,
senin yerinde baskasi olsa konuyu baska yerlere ceker, mantik silsilesini gizlemeye calisir, mutlaka hakli cikmak ve egosunu tatmin icin birseyler yapar ederdi. Sen konudan ayrilmadin. Mantikli önermeler gelistirmeye calistin ve üslubun da gayet düzeyli. Bu sekilde tartismaci bulmak bize pek kolay nasip olmuyor. Forumda kalmani ve tartismalara devam etmeni arzu ederim. Yine de karar senin tabii.
darkofdeath
06-01-2011, 02:54
sevgili darkofdeath,
senin yerinde baskasi olsa konuyu baska yerlere ceker, mantik silsilesini gizlemeye calisir, mutlaka hakli cikmak ve egosunu tatmin icin birseyler yapar ederdi. Sen konudan ayrilmadin. Mantikli önermeler gelistirmeye calistin ve üslubun da gayet düzeyli. Bu sekilde tartismaci bulmak bize pek kolay nasip olmuyor. Forumda kalmani ve tartismalara devam etmeni arzu ederim. Yine de karar senin tabii.
bu düşüncenden dolayı teşekkür ederim sargon
sadece burayla ilgili değil özel hayatla da iligili problemler ve planlar neticesinde bu kararı aldım..yakın bir zamanda forumdan soyutlanıcam.
ama ilerde mutlaka geri gelip aktif olamaya çalışıcam.araştırmalarımla ve düşüncelerimle
bu süreç içerisinde herkesin burda olmasını temenni ediyorum.
herkese derin saygılarımı iletiyorum..
Madem gitmekte kararlısın, benim de sana tavsiyem hep Kemalist olarak adlandırılan kesimi okumaman yönünde olucaktır.. Hiç okuma demiyorum ama onları okuduğun kadar muhafazakarları, sosyalistleri, liberalleri ve diğer kesimleri de okumanı tavsiye ederim.
Hayatında başarılar dilerim.
darkofdeath
06-01-2011, 03:07
Madem gitmekte kararlısın, benim de sana tavsiyem hep Kemalist olarak adlandırılan kesimi okumaman yönünde olucaktır.. Hiç okuma demiyorum ama onları okuduğun kadar muhafazakarları, sosyalistleri, liberalleri ve diğer kesimleri de okumanı tavsiye ederim.
Hayatında başarılar dilerim.
bunu çok iyi anlıyorum sangre sağol merak etme ..
tek tip düşünmek sahnede olmaktır.oysaki sahne arkasından olayları izlemek daha keyiflidir
bu da her oyuncunun rollerinin iyi bilinmesiyle alakalı bir olaydır.
bunu bildiğim için her kesimden arkadaşlarım var ve olayları da düşünerek değerlendirmeye çalışıyorum..
´ Just!ce `
06-01-2011, 04:42
Ben yıllar önce fettulahçı bir arkadaşımın verdiği Bediüzzaman Said Nursi kitabını okumuştum,orda da anlatılanlar aynı şeyler.
Akıl hastanesi ,mahkemeler,sürgünler ve 1960 da da ölüyor ,mezarı da yok ediliyor.
Şimdi burda baktığınız yer önemli tabiki ,adam delimi sizce?
Bence deli ama bir nur talebesi için ise çok değerli asrın alimidir.
Adam Ankara'ya geliyor ve meclistekileri namaza davet ediyor elinde olsa şeriatı ilan edecek.
Eskiden nurculuk yasaktı 163 maddenin kalkması ile tarikatlar hızlandı nurculuk aldı yürüdü.
Şimdi de Gülen var yönetmen filmi götürüp Gülen'den icazet alıyor.
Ne oluyor ardı ardına Mustafa filmleri ve arkasından hür adam !
Cumhuriyet bunları yasaklamış ,bizler cumhuriyeti geliştirememiş, yaşatamamışız ,ölülerde dirilmiş hesap soruyor.
Cahillik ve biat olduğu müddetçe bu ülkede nice deliler alim olur.
Günümüzde cüppelisi ,küpelisi ahkam kesiyor.
Ateist olduğunu söyleyen arkadaşların Saidi ,nurculuğu savunmaları değil onun karşısında olmaları gereklidir.
Altına imza atılır bu yazının sayın aydoe :)
Said, hür değil, aksine tam bir ümmet ve köledir!
Hedefi, cemaatleşerek bu kulluğu ülke geneline yaymaktır ki, mektubuyla bunu da belirtmiştir.
Mustafa Kemal ise insanlara demokratik haklarını ve özgürlüklerini vermiştir.
Şimdi anlamadığım nokta şu;
Akıl hastasıymış filan bunları kenara bırakalım, olayın özü nedir? Konuyu araştırmış arkadaşlardan dinleyelim.Ayrıntılara girelim...İhtimal o ki; bu konu başlığından da ateist nurcular çıkabilecektir....
Keyif ile takipteyim.
sevgili aydoe....
savunmak ile gerçekleri söylemek arasında çok önemli fark var dostum...
kendini savunmak uğruna gerçeği inkar ediyorsan kendi kazdığın kuyuya düşersin..
körü körüne saldırmak ancak kendine zarar verir...
biri eleştirilecekse gerçek üzerinden eleştirilmeli..
olay bundan ibaret... değil mi dostum
Elbette gerçekleri konuşmak lazım. Ama burası bir forum alanı değil mi? Muhammede şizofren denmesinden rahatsız olmayanlar saidi nursiye deli deyince alınıyorlar. Düşündürücü olan bu.
Mustafa Kemal ise insanlara demokratik haklarını ve özgürlüklerini vermiştir.
Mustafa Kemal döneminde ülkede demokrasi mi varmış?
İstanbul’da Şekerci işhanında açtığı bürosunun kapısına ;
“Burada her suale cevap verilir, her müşkül hallolunur; fakat sual sorulmaz” yazmıştır.
Evet o her şeyi bilmekteydi ya da bildiğini sanıyordu.
1950 Demokrat parti iktidarı Said’in yolunu açmıştır.
Nurculuk tek parti doneminden 1963 yılına kadar yasaklanmış sonra Türk Ceza Kanununun 163. maddesinde yapılan değişiklik ile kanunen serbest olmuştur.
Cumhuriyet devrimlerinin birçoğu laikliği gerçekleştirmek amacıyla yapılmış akılcı ve dini siyasetin dışında tutmaya yöneliktir.
Mecellenin kaldırılması (1924-1937) Türkiye laikliği benimsediği için şer’i hukuka göre düzenlenen mecelleyi uygulayamazdı. Bu yüzden mecelle kaldırılarak Türk Medeni kanunu kabul edildi.
Atatürk, Kastamonu’da 30 Ağustos 1925’te söylediği bir nutukta türbedarlıkların, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılacağının ve tarikatların kaldırılacağının işaretini verdi: "Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir(lekedir). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır."
Laikliğin kabulü (1928-1937)
Saltanatın kaldırılması, hilafetin kaldırılması, Şeriye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılarak Şeriye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılarak yalnızca din işleriyle uğraşacak Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurulması, tarikat ve zaviyelerin kapatılması aşamalarından geçen laikliğin tam anlamıyla yasal tabana oturtulması için, 1924 Anayasası'nda yeralan "Türkiye devletinin dini İslâm'dır" deyimini tartışmaya koyulan TBMM, 10 Nisan 1928'de Anayasa'nın ikinci maddesini değiştirip, 16. ve 38. maddeler gereğince milletvekilleri ile cumhurbaşkanının ant içerken söylemek zorunda oldukları "vallahi" sözcüğünü maddelerden çıkardı. Ayrıca, 26. maddededi "ahkâmı şeriyenin tenfizi" (şeriat hükümlerinin yürütülmesi) sözcükleri de Anayasa'dan çıkarıldı. İnananların ibadetlerini kendi dilleriyle yapmalarını doğal bir hak olarak gören Mustafa Kemal'in, aydın din adamlarıyla yaptığı görüşmelerden sonra, 3 Şubat 1928'de hutbelerin Türkçe okunmasının kabul edilmesini, dualar ve ezanın Türkçeye çevrilmesi alışmaları izledi. 5 Şubat 1937'de Anayasa'nın ikinci maddesinde laiklik ilkesine yer verilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin laik bir devlet olduğunun yazılmasıyla, laiklik devrimi tamamlanmış oldu.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 18 Temmuz 1932 tarihli bir genelgesi ile ezan'ın Türkçe okunmasıdır. CHP iktidarı döneminde uygulamada kalmıştır. Bu süreç içerisinde ezan Türkçe dilinde okunmuştur. 1950 Seçimlerinden sonra Demokrat Parti'nin Arapça okunmasını istemiştir. Aslında Türkçe ezan tamamen kaldırılmamıştır, ancak 1950 tarihinden sonra Türkçe ezan okunmamıştır.
30 Kasım 1925 tarihinde yürürlüğe giren 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlar ile Bazı Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun ile tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kabul edilmiş ve bazı geleneksel unvanların kullanılması yasaklanmıştır. Kanun, bütün tarikatlarla birlikte; şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyilmesini de yasaklamıştır.
1925 ve 1934 yıllarında çıkarılan iki kanunla yapılan düzenlemedir. Atatürk Devrimleri'nin bir parçası olan bu kanunla , başlık olarak sadece şapka takılması düzenlenmiş, belirli tipte kıyafetlerin giyilmesi ise yasaklanmıştır.
Kıyafet kanunu ile birlikte, kadınların çarşaf giymesi yasaklanarak kadınlar modern kıyafetlere geçiş yapmışlardır. Erkekler ise fes ve sarık gibi başlıklardan vazgeçip şapka takmaya başlamışlardır.
Kasım 1934 'deki kıyafet kanunu ile cüppe ve sarık giymek yasaklanmış, bu kıyafetleri giyme hakkı yalnız -ibadethanelerde- din adamlarına tanınmıştır. Diğer yandan ülke çapında bu duruma tepki gösteren bir takım muvahhid gruplar ortaya çıkmıştır. Bunlar "dinî amellerine alet etme" gibi iddialarla yargılanmıştır. Bu tip suçlardan bazı kişiler hapis cezasına çarptırılmış veya idam edilmiştir. 1924 yılında yazdığı "Frenk Mukallitliği ve Şapka" risalesinden dolayı 1925'te çıkan söz konusu kanuna muhalefetle idam edilen İskilipli Atıf Hoca ilk akla gelen örneklerdendir.
Görülüyor ki Cumhuriyet döneminde bir batılılaşma bir sekülerizme gidiş başlatılmış ve din toplumsal hayatta geri plana itilmiş bu dönemde tabiî ki Said gibi mollarlada uğraşılmıştır.
Said defalarca mahkemelere çıkarılmış ceza evlerinde kalmış ve sürgün edilmiştir.
1950 lerden sonra ise gidişat tersine dönmüş ezan tekrar Arapça okunmaya başlamış ve din siyasi iktidarlarca tekrar kullanıma getirilmiştir.
1960 ihtilalinde Said’in mezarını bile yok etmişler bir gece yarısı operasyonuyla bilinmeyen bir yere götürmüşler .Said sağ olsaydı muhtemelen asarlardı .(Mezarına bile izin vermediklerine göre)
Bir arkadaşımız soruyor Mustafa filmleriyle Hür adam filminin alakası ne diye !
Bir dönem aklanıyor bir dönem boklanıyor işte alakası bu .
Bugün TC Müslüman ülkelere örnek gösteriliyor ise halen kırıntıları bile kalmış olsa Cumhuriyet İnkilaplarının sayesinde bulunduğumuz konumdayız.
Ne yazık ki biz Cumhuriyeti alıp ilerlere taşıyamamışız ve bugünlere gelinmiş.
Şimdi de Saidi hortlatmaya ,yaşatmaya çalışıyorlar .
Siz islamın ne olduğunu bilmiyormusunuz ?
İslam size dayatılmıyormu ?
Ramazanda yiyecek içecek bulabiliyormusunuz?
Başbakanınız egemenlik Kayısız şartsız Allahındır demiyormu?
Siz Hürmüsünüz ?
Mustafa Kemal döneminde ülkede demokrasi mi varmış?
Tabii ya...M.Kemal osmanlının müthiş ileri demokrasisini yıktı, kendini kral ve halife ilan etti değil mi?
BKZ;
"Ağzım var diye konuşmak"
Tabii ya...M.Kemal osmanlının müthiş ileri demokrasisini yıktı, kendini kral ve halife ilan etti değil mi?
BKZ;
"Ağzım var diye konuşmak"
Hayır, öyle bir şey söylemedim. Osmanlı'da demokrasi yok ise M. Kemal döneminde otomatikman demokrasi mi olmuş oluyor? Bu nasıl bir mantık?! İkisinde de demokrasi yok diyemez miyiz?
Demokrasinin asgari gereksinimleri vardır, bunlardan en önemlilerinden biri de serbest, adil genel seçimlerdir. 1923-38 döneminde bunlardan bir tane bile yapılmadı. Küba'da, K. Kore'de ne kadar demokrasi varsa o kadar demokrasi vardı Türkiye'de. Ha, şey diyebilirsin; "o dönem ülkemizde demokrasinin nesnel şartları olgunlaşmamıştı" ya da "bu halk demokrasiye hazır değildi" vs.; o ayrı bir tartışma. Ama o dönemde demokrasi vardı demen yanlış olur.
Osmanlı'da genel seçimler yapılmıştı bu arada. (bunu da ezberleriniz bozulsun, kızın diye söylüyorum!)
Osmanlı'da genel seçimler yapılmıştı bu arada. (bunu da ezberleriniz bozulsun, kızın diye söylüyorum!)
Kızdırdın beni bak şindi!
Kadınlar oy kullanmış mıydı?
Kızdırdın beni bak şindi!
Kadınlar oy kullanmış mıydı?
Hayır. O dönemde Avustralya, Yeni Zelanda ve Finlandiya dışında hiçbir yerde kadınlar oy kullanamıyordu tabii.
Kızdırdın beni bak şindi!
Kadınlar oy kullanmış mıydı?
Tamam, Atatürk kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdi.
Tek partinin olduğu bir dönemde, 'seçim' diye bir şeyin adı dahi yokken seçme ve seçilme hakkı ne işe yarıyor?.. Bana bunu açıklar mısın?
Bu konuyla ilgili güzel bir yazı var.. Okunmalı;
5 Aralık 1935: Demokrasiyle yönetilmeyen Türkiye'de kadınlara seçme ve seçme hakkı "verildi" (http://www.marksist.org/tarihte-bugun/2524-5-aralik-1935-demokrasiyle-yonetilmeyen-turkiyede-kadinlara-secme-ve-secme-hakki-verildi-)
Tamam, Atatürk kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdi.
Tek partinin olduğu bir dönemde, 'seçim' diye bir şeyin adı dahi yokken seçme ve seçilme hakkı ne işe yarıyor?.. Bana bunu açıklar mısın?
Adam yerine konmaktır en azından!
Ayrıca çok partili sisteme de o tek parti geçmiştir!
Ayrıca verilmese miydi?Seçme ve seçilme hakkı...Sayılmasalar mıydı nufus sayımında?
Ayrıca çok partili sisteme de o tek parti geçmiştir!
Bırak şimdi naper; Atatürk döneminde demokrasi yoktu dedik, itiraz ettin. Var mı itirazını destekleyecek bir şeyler?
Bırak şimdi naper; Atatürk döneminde demokrasi yoktu dedik, itiraz ettin. Var mı itirazını destekleyecek bir şeyler?
Vardı diyorum bende.Yetersizdi, geliştirilmeli eksikleri kapatılmalıydı.Ve hala tam manası ile idealize edilmiş değil.Şu anda kusursuz bir demokrasi mi vardı?
Yoksa said efendiniz daha mı demokrattı?
Bir tarikat hocası sahtekardan ancak ümmet olur!
Birey olmaz, demokrat olmaz...
İçinize sindiriniz...Mehdilik taslayan şarlatan, Kemal paşa'dan hakettiği muameleyi görmüştür.Bu kadar net!
´ Just!ce `
06-01-2011, 20:42
Sayın astur yorumları okudumda anlatmak istediğiniz nedir onu kavrayamadım.Atatürk monarşiyimi savunuyodu yada Saidmi demokratikti , Nedir yani savunduğunuz olgu ?
Atatürk demokratik değilmişya artı parantez bi soru Cumhuriyet döneminden bugüne kadar demokratik bi dönem aralığı verebilirmisiniz ? sakın bana şuanki yönetim kürtlerin her istediğini yapıyo diye demokratik demeyinde :).
Vardı diyorum bende.Yetersizdi, geliştirilmeli eksikleri kapatılmalıydı.Ve hala tam manası ile idealize edilmiş değil.Şu anda kusursuz bir demokrasi mi vardı?
Yoksa said efendiniz daha mı demokrattı?
Nerede vardı? Çok partili yaşam mı vardı? CHP içinde parti içi demokrasi mi vardı? Serbest genel seçim mi vardı? Hangi unsuru vardı demokrasinin?
Yetersizdi, zira demokrasi falan değildi olan.
Konunun şu andaki demokrasinin durumu ile hiç alakası yok. Bugün mutlak monarşi de olsa hakkında konuştuğumuz dönemde bir şey değişmez.
Said-i Nursi efendimiz falan da değil, efendiler kovalasın seni...
Sayın astur yorumları okudumda anlatmak istediğiniz nedir onu kavrayamadım.Atatürk monarşiyimi savunuyodu yada Saidmi demokratikti , Nedir yani savunduğunuz olgu ?
Sevgili Just!ce,
naper Atatürk Türkiye'ye demokrasi getirdi demişti, ben de bunun doğru olmadığını, Atatürk dönemindeki Türkiye'de demokrasi olmadığını belirttim. Dediğim bundan ne eksik, ne de fazladır. Atatürk monarşi savunuyordu, Said-i Nursi demokratti tarzı iddialarım olmadı.
Atatürk demokratik değilmişya artı parantez bi soru Cumhuriyet döneminden bugüne kadar demokratik bi dönem aralığı verebilirmisiniz ? sakın bana şuanki yönetim kürtlerin her istediğini yapıyo diye demokratik demeyinde :)
1950-1960 demokratik bir dönemdir mesela. Burada kastım Türkiye'deki demokrasinin günümüzde Kanada'daki gibi bir demokrasi olduğu falan değil elbette, ama demokrasinin asgari gereksinimlerinin önemli bir kısmı söz konusu. Siyaset biliminde procedural adı verilen tarz demokrasi çeşidine benzetebiliriz bunu(süreç demokrasisi diye çevirebiliriz bunu), substantive denen, yani gelişmiş Batı demokrasilerindeki yüksek standartlara ve katılıma sahip olan modeli değil.
Allah kulların ne yapacağını ezeldemi takdir etti
Şer Allahtan değildir diyen var mı
´ Just!ce `
07-01-2011, 03:34
Sevgili Just!ce,
naper Atatürk Türkiye'ye demokrasi getirdi demişti, ben de bunun doğru olmadığını, Atatürk dönemindeki Türkiye'de demokrasi olmadığını belirttim. Dediğim bundan ne eksik, ne de fazladır. Atatürk monarşi savunuyordu, Said-i Nursi demokratti tarzı iddialarım olmadı.
Şimdi sayın Astur ; Bence söyleminizde yanlışınız var , neden ?
Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. O yılları düşünecek olursanız böyle bi durum yoktu.Yani eğitim düzeyinden bahsediyorum.Savaş bitmişti ekonomi toparlanmaya çalışıyordu.Atatürk'ün o dönem üstlenmiş olduğu görev bence muazzamdır.Bu konuda kimseyle tartışmaya bile girmem.
Benim fikrim ise Atatürk'ün yapmış olduğu şey "demokratik bir otokrasidir".Ama bu demokrasi değildir denilecek bir durum değildir , ki sonradan "demokrat" (katılımcı) yapıya yavaş yavaş geçildi zaten.Bence anlamamız gereken o dönemlerde demokrasinin "uygulanabilirliği".
1950-1960 demokratik bir dönemdir mesela. Burada kastım Türkiye'deki demokrasinin günümüzde Kanada'daki gibi bir demokrasi olduğu falan değil elbette, ama demokrasinin asgari gereksinimlerinin önemli bir kısmı söz konusu. Siyaset biliminde procedural adı verilen tarz demokrasi çeşidine benzetebiliriz bunu(süreç demokrasisi diye çevirebiliriz bunu), substantive denen, yani gelişmiş Batı demokrasilerindeki yüksek standartlara ve katılıma sahip olan modeli değil.
Peki bu dönemde yapılan demokratik adımlar nelerdir açabilirmisin ?
Saygılarımla.
Şimdi sayın Astur ; Bence söyleminizde yanlışınız var , neden ?
Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. O yılları düşünecek olursanız böyle bi durum yoktu.Yani eğitim düzeyinden bahsediyorum.Savaş bitmişti ekonomi toparlanmaya çalışıyordu.Atatürk'ün o dönem üstlenmiş olduğu görev bence muazzamdır.Bu konuda kimseyle tartışmaya bile girmem.
Sevgili Just!ce,
Bu başlıkta daha önce de belirttim; o dönem ülkede demokrasi için gereken şartların olgunlaşmadığı falan iddia edilebilir, bu başka bir iddia. Ben ülke demokrasiye hazırdı veya hazır değildi konusunu tartışmıyorum.
Ben demokrasi var mıydı konusunu tartışıyorum, ve o dönemde ülkede demokrasinin olmadığı açık ve net bir gerçek.
Benim fikrim ise Atatürk'ün yapmış olduğu şey "demokratik bir otokrasidir".Ama bu demokrasi değildir denilecek bir durum değildir , ki sonradan "demokrat" (katılımcı) yapıya yavaş yavaş geçildi zaten.Bence anlamamız gereken o dönemlerde demokrasinin "uygulanabilirliği".Kusura bakma sevgili Just!ce ama "demokratik otokrasi" gibi bir kavram mantıksızdır, oksimorondur; "kare üçgen" demek gibi bir şeydir. "Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir" dedikten sonra tek bir insanın sınırsız güç ile yönetimi anlamına gelen otokrasi sözcüğünü demokrasi ile birlikte kullanmak hatalı olur.
Bence senin aklındaki şeyi daha iyi tarif eden terim "benevolent dictatorship"dir, Türkçe karşılığı da iyiliksever diktatörlük gibi bir şey olsa gerek.
Demokrat yapıya geçilmesi de dediğin gibi Atatürk öldükten yıllar sonra oldu, o açıdan yine senin dediğin gibi ortada demokratik bir durum yok; ki benim iddiam da zaten bu.
Peki bu dönemde yapılan demokratik adımlar nelerdir açabilirmisin ?
Saygılarımla.Çok partili yaşama geçilmesi, örgütlenme, propaganda özgürlüklerinin kullanılması, serbest, adil genel seçimlerin yapılması gibi şeyler demokratik adımlardır.
Edit; Yazım yanlış konuya gitmiş.. Kusura bakmayın :)
http://tr.wikipedia.org/wiki/Tahkikat_Komisyonu
Evet budur demokrasi değil mi?
Bak neler kazanmışsın bilmeden!
-Mustafa Kemal ve arkadaşları, bu ülkede cumhuriyeti kurmuştur.
-Saltanatı ve hilafeti kaldırmıştır.
-Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.Belediye seçimlerinde ilk kez oy kullanan kadınlar artık milletvekili de olabilecektir.(Avrupada bile ilklerdendir)
-Medeni kanunun devreye girmesi şeriye mahkemelerinin kaldırılması.(Şeyhülislamın defeylenmesi)
-Laikliğin benimsenmesi, tekke ve zaviyelerin kapatılması.
Tek başına cumhuriyet bile yeter!
http://tr.wikipedia.org/wiki/Cumhuriyet
Eğer bunların kazanımlarını öğrenmek istersen ya da eş zamanlı olarak gelişmiş ülkelerdeki uygulanışı öğrenmek istersen, çekinme sor.Anlatırım, üşenmem!
Osmanlının, şeyhülislamlı yargısına, padişahlı yönetimine göre ne denli ilerici ve devrimci olduğunu söylemeye gerek var mı bilmiyorum.
Senin menderes efendin, ileriye giden, çoğulculuğa giden düzeni baltalamaya çalışmış, yukarıdaki örneğini verdiğim tarzda yapılanmalarla, tüm muhalefeti ve basını (Aynen şimdi olduğu gibi) tepeleme gayretine girişmiştir.
Halkın çoğundan oy aldım diye halkın azını ezmek midir demokrasi?
Ermeni açılımı mıdır? yoksa...
Kürt açılımı mıdır?
Faizsiz kazanç mıdır?
Sadaka dağıtmak mıdır?
Öğrenci, memur, işçi dövmek midir?
Gazeteci fırçalamak mıdır?
Saltanat mıdır?
Hilafet midir?
Haremlik selamlık okullardan mı geçer demokrasi yolu?
Mustafa Kemal en güçlü zamanındayken bile sosyalistler, gerici yobazlar ve mandacılar(şimdinin liboşuna tekabül eder) tarafından eleştirilmiştir.Mecliste sert tartışmalar yapılmıştır.Gazetelerde çok acımasız yazılar yazılmıştır.(bkz.Ali Şükrü Bey,
Şu an tayyip ile bir AK partisi milletvekili tartışsın da görelim be hocam.Sıkar biraz...Meclis başkanını çocuk gibi azarlamadı mı?
Çok partyili sisteme geçmeyi deneyen de bizzat Mustafa Kemal'dir.Bu partilerin kapatılmasındaki en büyük etken, devrimlerin karşıtları tarafından desteklenmesidir.Demokrasi, demokrasinin yıkılmasına izin veremez!
Güneş balçıkla sıvanmaz.Sen ne yazarsan yaz, doğru ya da yalan...Tunus devlet dairelerinde posterleri olan, kübada heykeli dikilmiş; dünyanın gelmiş geçmiş en büyük antiemperyalist savaşını vermiş, bunula da kalmayıp içerideki bir çok soysuz ve hain(düşman işbirlikçisi) ile mücadele etmiş, sonunda da kazanmış adamı konuşuyoruz....
İlle birilerine yaranmak için, kendini halife ilan edip, parlak çocukları hareme katmamış olabilir, mehtaplı gecelerde doğu avrupalı karılarla sefalar yapmamış ta olabilir, liderliği uğruna ülkeyi satmamış ve ingiltereye de kaçmamıştır...
Demem o ki; ağzınıza da çok, gözünüze de...Sizlere padişahlar yakışır!
http://www.odatv.com/n.php?n=hur-adam-hurriyet-savasinda-neredeydi-0701111200
´ Just!ce `
07-01-2011, 14:41
Sevgili Just!ce,
Bu başlıkta daha önce de belirttim; o dönem ülkede demokrasi için gereken şartların olgunlaşmadığı falan iddia edilebilir, bu başka bir iddia. Ben ülke demokrasiye hazırdı veya hazır değildi konusunu tartışmıyorum.
Ben demokrasi var mıydı konusunu tartışıyorum, ve o dönemde ülkede demokrasinin olmadığı açık ve net bir gerçek.
İşte sayın astur kavramamız gereken bu diyorum.Var yada yok çok keskin kavramlar.Olayların bu kavramları esnetmesi söz konusu.Olağan bi durumda olsa bu söylediklerinizi kabul ederim ama şartları atarsanız mantıksız olur herşey.
Kusura bakma sevgili Just!ce ama "demokratik otokrasi" gibi bir kavram mantıksızdır, oksimorondur; "kare üçgen" demek gibi bir şeydir. "Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir" dedikten sonra tek bir insanın sınırsız güç ile yönetimi anlamına gelen otokrasi sözcüğünü demokrasi ile birlikte kullanmak hatalı olur.
Hayır sayın astur kusura bakma ama sen tam anlamamışsın ne kastettiğimi.Şimdi sen pişmanmısın Atatürk ilke ve inkılaplarından.Olmadığını farz ederek yazıyorum ; bu katılımcı olmasada adil bir otokrasidir.Yani bence o dönem olması gerekendir ki , Türkiye hiçbi zararını görmedi hatta ileri taşıdı ülkeyi bu yapılanma.
Çok partili yaşama geçilmesi, örgütlenme, propaganda özgürlüklerinin kullanılması, serbest, adil genel seçimlerin yapılması gibi şeyler demokratik adımlardır.Sizin bu son paragrafınızdan sonra B.Franklinin bi sözü geldi aklıma ; "Demokrasi, iki kurtla bir kuzunun oğle yemeğinde ne yeneceğini oylamasıdır , Özgurluk ise tam teçhizatlı bir kuzunun oylamaya karşı cıkmasıdır" ne kadar da doğru söylemiş benjamin amca :) :)
http://tr.wikipedia.org/wiki/Tahkikat_Komisyonu
Evet budur demokrasi değil mi?
Bak neler kazanmışsın bilmeden!
Takrir-i Sükûn, İstiklâl Mahkemeleri falan demokrasi aslında de mi?! Tahkikat Komisyonu iyidir hoştur anlamında demiyorum da böyle şeyler varken dahi 1950-60 arası 25-30 arasından falan çok daha demokratik bir dönemdir.
Tek başına cumhuriyet bile yeter!
http://tr.wikipedia.org/wiki/Cumhuriyet
Hee, yeter yeter. Bak İran'a falan, nasıl da yetiyor. Saltanatı devam eden İsveç, Britanya, Japonya falan sürünüyor. Aptal İspanyollar 78'de demokratik anayasa yaptıklarında krallığı geri getirdiler mesela, ne saçma şey. Britanya'da bir de Kraliçe Anglikan Kilisesi'nin de başı.
Eğer bunların kazanımlarını öğrenmek istersen ya da eş zamanlı olarak gelişmiş ülkelerdeki uygulanışı öğrenmek istersen, çekinme sor.Anlatırım, üşenmem!
Osmanlının, şeyhülislamlı yargısına, padişahlı yönetimine göre ne denli ilerici ve devrimci olduğunu söylemeye gerek var mı bilmiyorum.
İyi tamam, süper devrimci, muhteşem ilerici iyi hoş da hani demokrasi nerede? İtiraz ettiğin ifadem Atatürk döneminde cumhuriyet yoktu demiyordu, demokrasi yoktu diyordu. Konuda kalmaya çalış.
Senin menderes efendin, ileriye giden, çoğulculuğa giden düzeni baltalamaya çalışmış, yukarıdaki örneğini verdiğim tarzda yapılanmalarla, tüm muhalefeti ve basını (Aynen şimdi olduğu gibi) tepeleme gayretine girişmiştir.
Takrir-i Sükûn kanunu mu çıkarmış? İstiklâl Mahkemeleri ile milleti mi astırmış?
1954 sonrası DP iktidarı otoriterleşiyor, ama en azından serbest genel seçimler falan yapılabiliyordu; ve darbe olmasaydı büyük ihtimalle DP iktidarı bir sonraki seçimde sona erecekti.
Halkın çoğundan oy aldım diye halkın azını ezmek midir demokrasi?
Hayır; ama en azından başa halkın oyuyla gelmek belli bir ölçüde demokratiktir.
Mustafa Kemal en güçlü zamanındayken bile sosyalistler, gerici yobazlar ve mandacılar(şimdinin liboşuna tekabül eder) tarafından eleştirilmiştir.Mecliste sert tartışmalar yapılmıştır.Gazetelerde çok acımasız yazılar yazılmıştır.(bkz.Ali Şükrü Bey,
Mustafa Kemâl'in en güçlü zamanı o dönem değil ki. 1925'ten sonra başlıyor gücünün zirvesinde olduğu tek parti dönemi. Ali Şükrü Bey 1923'te öldü.
Çok partyili sisteme geçmeyi deneyen de bizzat Mustafa Kemal'dir.Bu partilerin kapatılmasındaki en büyük etken, devrimlerin karşıtları tarafından desteklenmesidir.Demokrasi, demokrasinin yıkılmasına izin veremez!
Devrimlere karşı olmak ile demokrasiye karşı olmak aynı şey mi?
Daha geçen hafta Ali Fethi Okyar'ın Serbest Fırka hatıralarını okudum, CHP'de özellikle Recep Peker tarzı faşistlerin saldırılarını, iftiralarını görünce o dönemde demokrasinin asıl düşmanlarının kimler olduğunu gördüm. Devrim karşıtları desteklemişmiş; yahu sana sandıkta X, Y kişisi oy verdi diye parti kapatılır mıymış?
Güneş balçıkla sıvanmaz.Sen ne yazarsan yaz, doğru ya da yalan...Tunus devlet dairelerinde posterleri olan, kübada heykeli dikilmiş; dünyanın gelmiş geçmiş en büyük antiemperyalist savaşını vermiş, bunula da kalmayıp içerideki bir çok soysuz ve hain(düşman işbirlikçisi) ile mücadele etmiş, sonunda da kazanmış adamı konuşuyoruz....
Ne dediğin, dediğinin doğru olup olmaması falan hiç fark etmez diyorsun yani. O da iyi.
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük anti-emperyalist savaşı! :D Bu daha iyiymiş.
Haydar Aliyev'in Türkiye'de, Rusya'da falan heykeli var; çok çok büyük adam be! Che öldürüldüğünde çantasından Nutuk çıkmıştı bir de değil mi? :D
İlle birilerine yaranmak için, kendini halife ilan edip, parlak çocukları hareme katmamış olabilir, mehtaplı gecelerde doğu avrupalı karılarla sefalar yapmamış ta olabilir, liderliği uğruna ülkeyi satmamış ve ingiltereye de kaçmamıştır...
Geç bunları birader, demokrasi var mıydı diye soruyoruz alakasız bir araba laf işitiyoruz. Demokrasiden ne haber onu de hele...
İşte sayın astur kavramamız gereken bu diyorum.Var yada yok çok keskin kavramlar.Olayların bu kavramları esnetmesi söz konusu.Olağan bi durumda olsa bu söylediklerinizi kabul ederim ama şartları atarsanız mantıksız olur herşey.
Var ya da yok keskin kavramlar ama bir yerde demokrasi yoksa da yoktur, bundan kaçılmaz.
Ülke demokrasiye hazır değildi denebilir falan ama yoksa yoktur demokrasi, bu kadar basit.
Hayır sayın astur kusura bakma ama sen tam anlamamışsın ne kastettiğimi.Şimdi sen pişmanmısın Atatürk ilke ve inkılaplarından.Olmadığını farz ederek yazıyorum ; bu katılımcı olmasada adil bir otokrasidir.Yani bence o dönem olması gerekendir ki , Türkiye hiçbi zararını görmedi hatta ileri taşıdı ülkeyi bu yapılanma.
Olumlu bulduğum inkılaplar da var, olumsuz/gereksiz gördüklerim de var.
Sizin bu son paragrafınızdan sonra B.Franklinin bi sözü geldi aklıma ; "Demokrasi, iki kurtla bir kuzunun oğle yemeğinde ne yeneceğini oylamasıdır , Özgurluk ise tam teçhizatlı bir kuzunun oylamaya karşı cıkmasıdır" ne kadar da doğru söylemiş benjamin amca :) :)
Erken cumhuriyet döneminde ne yapıyordu kurtlar-kuzular?
-Mustafa Kemal ve arkadaşları, bu ülkede cumhuriyeti kurmuştur.
-Saltanatı ve hilafeti kaldırmıştır.
-Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.Belediye seçimlerinde ilk kez oy kullanan kadınlar artık milletvekili de olabilecektir.(Avrupada bile ilklerdendir)
-Medeni kanunun devreye girmesi şeriye mahkemelerinin kaldırılması.(Şeyhülislamın defeylenmesi)
-Laikliğin benimsenmesi, tekke ve zaviyelerin kapatılması.
Tek başına cumhuriyet bile yeter!
http://tr.wikipedia.org/wiki/Cumhuriyet
-Bildiğim kadarıyla- bu üstte verdiğin maddelerden 'kadınların seçme ve seçilme hakkı' haricindeki tüm maddeler Hitler Almanyası'nda da vardı.
Bunun dışında o dönemden farklı olarak, sadece Nazi partisinin ve diğer milliyetçi partilerin katılabileceği genel seçimler de vardı.
Demek ki Hitler Almanyası da demokratik bir ülkeydi.
-Bildiğim kadarıyla- bu üstte verdiğin maddelerden 'kadınların seçme ve seçilme hakkı' haricindeki tüm maddeler Hitler Almanyası'nda da vardı.
Hitler Almanyasında da kadınlar seçme hakkına sahiptiler. Hitler 'sadece' 1933'te seçilme haklarını geri aldı.(1 (http://de.wikipedia.org/wiki/Frauenwahlrecht#Geschichte)). Kadınların seçme ve seçilme hakları daha önce 1918 yılında verilmişti (2 (http://www.wahlrecht.de/lexikon/frauenwahlrecht.html#entwicklung-europa)).
Yani fark o kadar bile yok... :)
Hitler Almanyasında da kadınlar seçme hakkına sahiptiler. Hitler 'sadece' 1933'te seçilme haklarını geri aldı.(1 (http://de.wikipedia.org/wiki/Frauenwahlrecht#Geschichte)). Kadınların seçme ve seçilme hakları daha önce 1918 yılında verilmişti (2 (http://www.wahlrecht.de/lexikon/frauenwahlrecht.html#entwicklung-europa)).
Yani fark o kadar bile yok... :)
33 yılında Hitler'in kadınların seçilme hakkını geri aldığını okumuştum.. Ama aklımda hem seçme, hem de seçilme hakkı olarak kalmış :)
Bu noktada aklıma Türk Kadınlar Birliği'nin hikâyesi de geldi... :) Sanıyorum geçenlerde forumda biri(yanlış hatırlamıyorsam Sangre) bu konuya ilişkin güzel bir link paylaşmıştı. Şu anda onun tam yeri, tam zamanı.
´ Just!ce `
07-01-2011, 23:02
.
Erken cumhuriyet döneminde ne yapıyordu kurtlar-kuzular?
Kuzular her türlü kurtlara karşı direnip Cumhuriyeti kurdu , hertürlü koşula direniyorlardı.Her ne kadar demokratik olmasada..
Konuyu saptırmıyalım.
Mevzu Said
Seveni ,sevmiyeni ,saygı duyanı, duymuyanı,aklayanı ,paklayanı
Ama ne yazık ki zır delidir .
Deliliğe övgüyü okumuş olabilseydi keşke
Konuyu saptırmıyalım.
Mevzu Said
Seveni ,sevmiyeni ,saygı duyanı, duymuyanı,aklayanı ,paklayanı
Ama ne yazık ki zır delidir .
Deliliğe övgüyü okumuş olabilseydi keşke
Evet!
Bekliyoruz.
Said-i Nursi'yi savunan ateistler!
Buranın Turan Dursun Sitesi olduğuna inanamıyorum!
Siz yakında Kur'anı, Muhammed'i, İslamı da savunmaya başlarsınız gibime geliyor.
Said-i Nursi'yi savunan ateistler!
Buranın Turan Dursun Sitesi olduğuna inanamıyorum!
Siz yakında Kur'anı, Muhammed'i, İslamı da savunmaya başlarsınız gibime geliyor.
Bir insan kim olursa olsun, ne yapmış olursa olsun, bu kişi için söylenmiş 'gerçek dışı' bir ifade karşısında, 'Bu ifade doğru değildir, iftira atmak için söylenmiştir' demek, o kişiyi 'savunmak' anlamına gelmiyor.
Bu yüzden, buranın Turan Dursun sitesi olduğuna da, bir insanı sırf eleştirmek adına onlarca iftira atan insanlara burada pek rastlamayacağınıza da emin olabilirsiniz.
Bir insan kim olursa olsun, ne yapmış olursa olsun, bu kişi için söylenmiş 'gerçek dışı' bir ifade karşısında, 'Bu ifade doğru değildir, iftira atmak için söylenmiştir' demek, o kişiyi 'savunmak' anlamına gelmiyor.
Bu yüzden, buranın Turan Dursun sitesi olduğuna da, bir insanı sırf eleştirmek adına onlarca iftira atan insanlara burada pek rastlamayacağınıza da emin olabilirsiniz.
Hocam, bu konuda fazla birsey söylemek istemiyorum, cünkü Sn sargon "Said hakkinda bir calisma hazirliyorum." dedi. Onu bekliyorum. Yoksa öyle iftira, yanlis vs. gecistirme laflarla olmuyor. Bu baslik altinda cok bekledim aciklamalari, ama "TIN" yok!
Hocam, bu konuda fazla birsey söylemek istemiyorum, cünkü Sn sargon "Said hakkinda bir calisma hazirliyorum." dedi. Onu bekliyorum. Yoksa öyle iftira, yanlis vs. gecistirme laflarla olmuyor. Bu baslik altinda cok bekledim aciklamalari, ama tin yok!
İftira, yanlış vs. diye geçiştirmiyorum.. Olanı söylüyorum sadece.
Ben Said-i Nursi hakkında bilgi sahibi değilim.. Üzerine her hangi bir kitap, yazı felan da okumadım.. O yüzden de konu hakkında yazmıyorum.. Ama konuda da bahsedildiği gibi Şerif Mardin'in değerlendirmelerini, Sargon'un bahsettiği İletişimden çıkan Ansiklopedi'deki ilgili makaleleri vs. ciddiye alırım.. Onlar üzerinden de fikirlerimi oluştururum.
Sen yaz canım ne biliyorsan, başkalarını neden bekliyorsun ki.. Biz de okur, bilgi sahibi oluruz.
Sen zaten bilgi sahibi olmussun. Serif Mardin gibi birisi, Said hakkinda(olumlu) yazdiktan, Sn. sargon'da destekledikten sonra ve de Said hakkinda hic bilgi sahibi olmadigin halde, birilerini de ciddiye aldiktan sonra, benim burada baslik acmam veya yazi yazmam neyi degistirir ki? Nasil olsa beni ciddiye almayacaksin.
Ama benim dedigim gibi, Sn sargon baslatsin yaziyi; ben de bildiklerimi dökeyim. Bakalim ak koyun, karakoyun hangisi.
İftira, yanlış vs. diye geçiştirmiyorum.. Olanı söylüyorum sadece.-Sangre-
Bilgin olmadigi halde olanlari söylüyorsun. Dün vizyona giren -Hür Adam/Yalan- seyrettiysen "Eyvah eyvah!" seni kimse tutamaz artik. Yalniz sunu söyliyeyim. Ben seyretmedim. Sadece fragmaninda abartildigini gördüm.
Saygilar
Hay bin kunduz!
İslam peygamberine sanki yanında yetişmiş kadar bilgi sahibi gibi "atarken", mangalda kül bırakmayan insanların, konu peygamberin felsefe öğrencilerine geldiğinde "iftira atmamak, yalan söylememek" gibi erdemli bir takım (ar)gümanlara sığınması komik. Said-i Nursi, Hindu ya da Budist değildi arkadaşlar, hani şu sürekli yerdiğiniz, sapık, pedofili dediğiniz peygamberin getirdiği dinin bir alimiydi.
Hayır Said-i Nursi'yi anlamaya çalışmayın demiyorum elbette. Onu anlatırken iftira ve yalana falan da baş vurmayın. Bu yanlıştır. Ama aynı duyarlılığı sizden her konu için beklemek, sizi ciddiye alabilmemiz için önemlidir.
Aksi halde bilimsel değil, ideolojik konuştuğunuzu düşünmeye başlayabiliriz. Ha ideolojik te konuşabilirsiniz ama aynı zamanda bilimsel konuşuyorum dememelisiniz, aksi halde ciddi manada ciddiyetsiz olursunuz.
´ Just!ce `
08-01-2011, 03:18
İftira, yanlış vs. diye geçiştirmiyorum.. Olanı söylüyorum sadece.
Ben Said-i Nursi hakkında bilgi sahibi değilim.. Üzerine her hangi bir kitap, yazı felan da okumadım.. O yüzden de konu hakkında yazmıyorum.. Ama konuda da bahsedildiği gibi Şerif Mardin'in değerlendirmelerini, Sargon'un bahsettiği İletişimden çıkan Ansiklopedi'deki ilgili makaleleri vs. ciddiye alırım.. Onlar üzerinden de fikirlerimi oluştururum.
Sen yaz canım ne biliyorsan, başkalarını neden bekliyorsun ki.. Biz de okur, bilgi sahibi oluruz.
Sayın sangre Muhammedinin dinini okuyup bilgi sahibi olup reddetmedinmi ?
Sayın sargon size muhammedin dininin alimini anlatacak acaba ne bekliyorsunuz bakalım görelim :) yada sayın sargon ne anlatacak diyelim sabırsızlıkla bekliyorum :) Belki sayın sargonun anlattıkları hoşunuza giderde müslüman olursunuz nemelazım , denemeli :)
Sen zaten bilgi sahibi olmussun. Serif Mardin gibi birisi, Said hakkinda(olumlu) yazdiktan, Sn. sargon'da destekledikten sonra ve de Said hakkinda hic bilgi sahibi olmadigin halde, birilerini de ciddiye aldiktan sonra, benim burada baslik acmam veya yazi yazmam neyi degistirir ki? Nasil olsa beni ciddiye almayacaksin.
Ama benim dedigim gibi, Sn sargon baslatsin yaziyi; ben de bildiklerimi dökeyim. Bakalim ak koyun, karakoyun hangisi.
İftira, yanlış vs. diye geçiştirmiyorum.. Olanı söylüyorum sadece.-Sangre-
Bilgin olmadigi halde olanlari söylüyorsun. Dün vizyona giren -Hür Adam/Yalan- seyrettiysen "Eyvah eyvah!" seni kimse tutamaz artik. Yalniz sunu söyliyeyim. Ben seyretmedim. Sadece fragmaninda abartildigini gördüm.
Saygilar
Bilgi sahibi olmadım, eğer olsaydım konu hakkında fikrimi belirtirdim.. Şimdilik sadece okuyorum, değerlendiriyorum, bilgi sahibi olmaya çalışıyorum.
Elbette Şerif Mardin'in tespitlerini, Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce gibi kitaplardaki makaleleri, diğerlerine göre daha önemli ve objektif bulacağım.. Yalçın Küçük gibi tipleri ciddiye alacak halim yok ya!?
Seni tanımıyorum.. Yazdıklarını okur, değerlendirir ve karar veririm.. Önyargılı olarak yaklaşan sensin bu konuda, ben değilim.
Yukarıdaki arkadaşın eleştirisi farklı bir yöndeydi.. Bir ifitraya karşı doğrusunu yazan Ateist bir arkadaşa, 'Ateistler Said-i Nursi'yi savunuyor, bunu da mı görecektik' diye bir eleştiride bulunmuş, ben de bunun doğru olmadığını, yapılan şeyin 'iftiraları, karalamaları' temizlemek, doğru bilgiye ulaşmak olduğunu söyledim.. Sen farklı düşünebilirsin, benim tespitim bu yönde.
Filmi izlemedim.. Zaten filmlerden tarih öğrenen biri de değilim.. O konuda bir sorunum olduğunu düşünmüyorum.
Ha filmi izlemeyecek miyim?.. Elbette izleyeceğim.. Ama sadece meraktan.
Sayın sangre Muhammedinin dinini okuyup bilgi sahibi olup reddetmedinmi ?
Sayın sargon size muhammedin dininin alimini anlatacak acaba ne bekliyorsunuz bakalım görelim :) yada sayın sargon ne anlatacak diyelim sabırsızlıkla bekliyorum :) Belki sayın sargonun anlattıkları hoşunuza giderde müslüman olursunuz nemelazım , denemeli :)
Said-i Nursi'nin din konusunda ne düşündüğünü aşağı yukarı biliyorum.. Amacım onun din konusunda neler düşündüğünü felan öğrenmek değil zaten.
Adamın nasıl bir Müslüman olduğunu değil, hem tarihsel kişiliği anlamında, hem de o döneme ve günümüze nasıl bir katkı sağladığı üzerine bir şeyler öğrenmeyi umuyorum.
´ Just!ce `
08-01-2011, 03:51
Said-i Nursi'nin din konusunda ne düşündüğünü aşağı yukarı biliyorum.. Amacım onun din konusunda neler düşündüğünü felan öğrenmek değil zaten.
Adamın nasıl bir Müslüman olduğunu değil, hem tarihsel kişiliği anlamında, hem de o döneme ve günümüze nasıl bir katkı sağladığı üzerine bir şeyler öğrenmeyi umuyorum.
Peki sayın Sangre bekleyelim görelim neler inceleyeceğiz.
Bilgi sahibi olmadım, eğer olsaydım konu hakkında fikrimi belirtirdim.. Şimdilik sadece okuyorum, değerlendiriyorum, bilgi sahibi olmaya çalışıyorum. -Sangre-
Cok güzel bir yaklasim. Önce bilgi sahibi olmak gerekir, fikir yürütebilmek icin. Birileri böyle diyor diye olmamali. Bilgilendiginde bize de aktar ki, biz de feyz alalim.
Elbette Şerif Mardin'in tespitlerini, Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce gibi kitaplardaki makaleleri, diğerlerine göre daha önemli ve objektif bulacağım.. Yalçın Küçük gibi tipleri ciddiye alacak halim yok ya!?
Argümanlar daima cogaltilmalidir. Serif Mardin'i emmi oglu degil. Nerden biliyoruz onun dogru oldugunu?
Yalcin Kücük gibi tipleri ciddiye alacak halim yok ya!
Peki, ne kadar dogru veya ne kadar yanlis ki, Serif Mardin'iyi ciddiye aliyorsun?
Sonra ciddi söylüyorum. Yalcin Kücük nereden cikti? Senin konuyu carpitacak kadar art niyetli oldugunu düsünmüyorum. Yoksa yaniliyormuyum. Hic sevmedigim bir tipleme. Neden dersen? Ön yargili. Insanlarin; adina, soyadina, sülalesine göre yorum yapan, verip veristiren ve ayni zamanda yakistiran bir tip, ama benim tipim degil, olamaz. Yani Yalcin Kücük hic mevzubahis degil! Mevzuuda sabit yürüyelim. Kaynastirma olmasin!
Seni tanımıyorum.. Yazdıklarını okur, değerlendirir ve karar veririm.. Önyargılı olarak yaklaşan sensin bu konuda, ben değilim.
Beni tanimiyorsun ve ön yargili oldugumu söylüyorsun!
Yukarıdaki arkadaşın eleştirisi farklı bir yöndeydi.
Arkadas sana gereken cevabi verir. Her ateistin, her devrimcinin, her Atatürkcünün senin gibi birisine verecek cevabi olur. Senin hic kuskun olmasin, Sn Sangre.
Saidi Nursi konusu benim yapmak istedigim calismanin belli bir bölümü olacak. Yani Türkiye'deki tarikatlar ve cemaatler icinde bir yere oturuyor Saidi Nursi. Bu acidan bu sürecin gelisimi icinde degerlendirmek ve öyle anlamak lazim. Ama burdaki tartismalarda bu konuda acil bir beklenti oldugunu farkediyorum. O yüzden ilk cikardigim bazi sonuclari yazmak istiyorum. Bunlar kapsamli bir degerlendirme degil ama belki baslangic ve tartismalara malzeme saglamak gibi bir islevi olabilir.
Okurken insan dogal olarak su soruyu soruyor kendine. Saidi Nursi bir seriat rejimi mi istiyordu? Aslinda anlamaya calistikca bu sorunun kendisinde bir algi bicimi oldugunu anliyorsunuz. Cünkü soru iktidar icin mücadele eden taraflarin oldugu bir mücadele sürecine vurgu yapiyor. Bu bakis acisi ile Saidi Nursi'yi anlamak bence pek mümkün olmayacak. Cünkü onun derdi bir hareket yaratip seriati getirmekten daha farkli birseydi. Said, Batidaki gelismeleri görüyor ve islam dünyasinin hizla geriye dogru gitmekte oldugunu farkediyordu. Bu aslinda o dönemin bütün Osmanli aydinlarinin temel sorunuydu. Said de buna bir yanit bulmaya calisiyordu. Said'in bakis acisindan bir devletin elden gitmesinin ötesinde bir dinin elden gitmekte oldugu kaygisi da var. Bu yüzden Said, islamin dünya capindaki gerilemesini de Osmanli aydinlarinin dinden uzaklasmalarini da hep kaygi ile izliyor ve bunu degistirmek icin cabaliyor.
Said, sorunu nasil görüyor. Said'in 1896'daki ilk Istanbul seyahati ve ilk dönem degerlendirmelerine bir örnek:
"Ben Kürdistan'in daglarinda büyümüs idim. Hilafer merkezini güzel olarak hayal ediyordum. Istanbul'a geldim ki, burada insanlar, kalplerinde birbirlerine karsi besledikleri nefret ile giyinmis birer vahsi halinde idiler. Anladim ki, hastaligin asli bu ikiyüzlülüktedir. Bana deli dediler. Fakat ben aci hakikati gördüm ve anladim ki, Islamlar yasadigimiz fevrin medeniyetinden geri, cok geri kalmis.
O Islamiyet ki, hakiki medeniyeti tesis ve tesmil etmis idi. Baktim ki bizim kötü ahlakimiz sebebiyle darilmis, mazi tarafina dogru gidiyor. Sanki bizi zaman-i saadete sikayet edecektir. Bu sukutun üc suclusu var: Ilmiye mensuplari, Avrupa'yi anlamayanlar, Tekke mensuplari.." (Cemal Kutay'dan alinti, 1966 s. 214, Aktaran Serif Mardin, Bediüzzaman Saidi Nursi Olayi, s. 136)
Burda Said, düs kirikligini anlatiyor, ama olayi nasil ele aldigina dikkat cekmek isterim. Ilmiye mensuplari denilen kisiler baslibasina bir tartisma konusudur. Dönemin din adamlarinin toplandigi siniftir ilmiye. Osmanlida askeriyye, mülkiye ve ilmiyye seklindeki devlet siniflarindan söz edilir. Ilmiyye hem bilim adamlarini hem din adamlarini kapsar. Ancak Tanzimat'tan sonra yavas yavas ilmiye sinifi disindan laik bilim adamlari yada meslek sahipleri olusmaya baslar. Ornegin sarayin basdoktorlugu ilk olarak Tanzimattan sonra ilmiye sinifinin disindan birine gecer. Ilmiye sinifi Osmanli'nin son döneminde cok tartisilan, bizim icin de islamcilik tartismasinda son derece önemli bir sinif.
Said, Tekke mensuplarina da saldiriyor. Said'in Naksibendi tekkelerinde yetismis olmasina karsin tarikat olusumlarina karsi ciktigini biliyoruz. Bunun nedeni onun döneme bakis acisinda gizli.
Fazla detaya girmeden Serif Mardin'in Said ile ilgili yaptigi bir genel degerlendirmeyi vereyim. Bu degerlendirme genel bir Said okumasindan cikarttigi sonuclar. Her birinin bir dizi ayrintilari var.
"1) Said Nursi'nin yazilarinin muhtemelen en ilginc yönü, 1925 sonrasinda, merkezi bir Islami kurum olarak hilafetten sözetmemesidir. Bu, Said'in, halifeligin, temsili kurumlarin tüzel kisiligi ile kaynastirilmasi gerektigi yönündeki inanciyla iliskililendirilebilir (Mürsel, 1976, 273)
2) Said Nursi'nin söyleminin odak noktasi, mümin kisilerin kardes müminlerle etkilesim icinde harekete gecmeleridir. Islamiyet'in liderlerinden Islam topluluguna yapilan bu vurgu kaydirmasi, diger Islam toplumlarinda ancak zamanla benimsenebilecektir.
3) Diger taraftan hayat hikayesinde tekrar tekrar ortaya cikan bir tema, Müslümanlarin, belirli bir siyasi düzenin uyruklari olarak degil, bireyler ve bir cemaatin üyeleri olarak harekete gecmeleri gerektigi yolundaki temadir. Siyasete önceligin bu sekildeki reddi ve toplum seferberligine taninan önem, Said Nursi'nin teorilerinin, Cumhuriyet rejimi yöneticilerini muhtemelen en cok endiselendiren özelligini olusturuyordu." (Serif Mardin, agy, sf. 166)
Bu paragrafi ben numaralandirdim. Said aslinda islamda söylenenlerin disina cikmadan onun icine yeni bir olgu katmis olmasiyla ayrilir. Ben bunu Osmanli'nin Tanzimat'ina benzetiyorum. Osmanli'da Tanzimat ne idiyse Türkiye islaminda Said odur diyebilirim. Yani yepyeni uygulamalar getirmiyor, yepyeni bir anlayis ileri sürmüyor, ama eskinin icine cok önemli bir "yeni" katiyor ki, bu da var olani icerden sariyor. Söyle de söyleyebilirim aslinda. Tanzimat ve sonraki sürec Osmanli bürokrasisinin devleti modernize etme cabasiydi ve parca parca laiklesme adimlari atildi. Herseyden önce bir zihniyet devrimi yasandi. Ama Tanzimat ve sonrasinda ayni sekilde devlet siniflari ile toplumun geri kalani arasinda bir ucurum olustu. Said de aslinda ayni Tanzimat aydinlari gibi modernlesmeci düsünceler tasiyordu. Ama Said, toplumun modernlesmenin disinda kalmis olan kesimlerini temsil ediyordu, onlarla ilgiliydi. Ve bu "dista kalan" kesimlerin modernlesme düsüncesine gecisini temsil ediyordu. Elbette bu gecis geleneksel islami anlayisin icinden ve ona dayali olarak cikacaktir.
Bir örnek de baska bir kaynaktan vereyim. Recep Marasli Ermeni Katliami ile ilgili bir calisma yapmis ve yazar burda Said Nursi'nin Teskilat-i Mahsusa ile iliskisini arastiriyor. Said'in Ermenilere yada genel olarak gayrimüslimlere bakis konusunda geleneksel islami anlayistan kopmadigini ancak yine de bazi olumlu tutumlarinin oldugunu söylüyor. Said Nursi'nin Münazarat kitabindan yaptigi bir alintiyi aktariyorum:
"Sual: Pekala, kabul ettik ki hürriyet iyidir, güzeldir. Fakat su Rum ve Ermenilerin hürriyeti cirkin görünüyor, bizi düsündürür. Reyin nedir?
Cevap: Evvela: Onlarin hürriyeti, onlara zulmetmemek ve rahat birakmaktir. Bu ise ser'idir. Bundan fazlasi, sizin fenaliginiza, divaneliginize karsi bir tecavüzleridir, cehaletinizden bir istifadeleridir.
Saniyen: Farz ediniz ki, hürriyetleri bildiginiz gibi size fena olsun. Lakin, yine biz ehl-i Islam zararli degiliz. Cünkü, icimizdeki Ermeniler üc milyon olmadigi gibi, gayr-i müslimler dahi on milyon yoktur. Halbuki bizim milletimiz ve ebedi kardeslerimiz üc yüz milyondan ziyade iken, bunlar üc müthis kayd-i istibdat ile mukayyed olup, ecnebilerin istibad-i manevilerinin taht-i esaretlerinde ezilirler. Iste hürriyetimizin bir subesi olan gayr-i müslimlerin hürriyeti bizim umumi milletimizin hürriyetinin rüsvetidir. Ve o müthis istibdat-i manevinin dafiidir. Ve o kayitlarin anahtaridir. Ve ecnebilerin bizim düsümüze cöktürdükleri müthis istibdad-i manevinin rafiidir. Evet, Osmanlilarin hürriyeti, koca Asya tarihinin kessafidir. Islamiyetin bahtinin miftahidir, ittihad-i Islam surunun temelidir." (Recep Marasli, 1915 Soykirimi, sf. 280)
Burda hürriyet konusunda Sadi Nursinin argümanlarinin zayifligi dikkatinizi cekecektir. Gayri müslimlere hürriyet verilmesini bir tür rüsvet olarak degerlendiriyor. Aslinda bu degerlendirme tarzi o dönemde bütün ittihatcilarin ortak görüsüdür. Bunu da islamin geregi olarak gösteriyor. Nitekim ittihatcilar gercekte gayri müslimlere bir hürriyet ortami saglamadiklari gibi dünyayi baslarina gecirdiler. Ancak burda dikkat edilmesi gereken sey sudur. Said Nursi ittihatcilar gibi Avrupa görmüs insanlara degil tam tersine cahil ve gayri müslimleri düsman olarak görmeye cok yatkin bir insan kitlesine bunlari anlatiyor. Yine ayni kaynakta 1998'de "4. Risale-i Nur Sempozyumu"na bir teblig veren Prof. Thomas Micehl'in degerlendirmesine yer verilmis. Söyle deniyor:
"I. Dünya Savasi'nin sonunda Dogu Anadolu'daki Kürt asiretlerinin mensuplari, Rum ve Ermenilere hürriyet verilmesi fikrini nefretle karsilamis ve bu konuda Said-i Nursi'nin fikrine basvurmuslardi. Nursi'nin cevabi, yalnizca bu Hiristiyan ahalinin özgür olma hakkinin seriat tarafindan emredilen bir sey oldugunu teyit etmekle kalmamis, meseleyi asiret mensuplarinin kendi üzerlerine döndürerek, onlara kendi cehalet ve kati kalpliliklerinin isin merkezinde yatan daha derin bir mesele oldugu uyarisinda bulunan bir meydan okumayla tahlilini derinlestirmistir."
(agy, sf.282)
Anlatmak istedigim sey su yani. Said Nursi Osmanli ve Cumhuriyet dönemindeki modernlesmenin bir ayagidir. Ittihatcilar ve Kemalistler bu akimin bir yani ise, Said de diger yanidir. Buna baska bircok örnek gösterilebilir. Ittihatcilari ve Kemalsitleri modernlesmeci, Said'i modernlesmeye düsman olarak düsünmek hatali bir yaklasim oldugu gibi sürecin anlasilmasini da zorlastiriyor. O yüzden de cogu zaman gercekdisi iddialar ve yaftalarla tartisma sürecinin disina cikiliyor.
Basic, sana son bir yanıt daha veriyorum.. Konuyu uzatmasan iyi olur.. Bir de işim gücüm yok senin sorunlarınla uğraşamayacağım.
Cok güzel bir yaklasim. Önce bilgi sahibi olmak gerekir, fikir yürütebilmek icin. Birileri böyle diyor diye olmamali. Bilgilendiginde bize de aktar ki, biz de feyz alalim.Birileri öyle diyor diye değil, Şerif Mardin öyle diyor diye, veya Murat Belge öyle diyor diye kabul ederim.. Bu insanları tarihçi ve sosyolog olarak ciddiye alıyorum.. Tıpkı ekonomi alanında Amartya Sen'i, Solow'u veya Buchanan'ı ciddiye aldığım gibi.. Bunun dışında kalan ekonomistlerin sosyalist veya milliyetçi/korporatist saiklerle hareket ettiğini düşündüğümden dolayı ciddiye almadığım gibi, Türkiye'de de aynı nedenlerden dolayı bir Ümit Özdağ'ı ciddiye alıp yazdıkları ile bilgileneceğime, bir Doğu Ergil'i okumayı tercih ediyorum.. Umarım anlaşılmıştır!?
Argümanlar daima cogaltilmalidir. Serif Mardin'i emmi oglu degil. Nerden biliyoruz onun dogru oldugunu? Sosyal bilimlerde mutlak doğru yoktur.. Bu yüzden her araştırmacı, konusunda uzman kişi kendi ideoloji çerçevesinde konuya yaklaşır.
Şerif Mardin'in yazdıklarını mutlak doğru olarak kabul etmiyorum.. Yazdıklarını yanlışlayacağın başka bir kaynaktan bilgin varsa, bunu konuya yazarsın.. Yoksa, 'Nerden biliyorsun onun doğru söylediğini/şunun yalan söylediğini' gibi sorularla bir yere ulaşamazsın.
Yalçın Küçük sizin Kemalist tayfadan olduğu için örnek verdim.. Onun yerine Soner Yalçın olsun, ne fark eder?
Beni tanimiyorsun ve ön yargili oldugumu söylüyorsun.Şu ana kadar yazdıklarının önyargılı olduğunu söylüyorum.. Senin konu hakkında yazdıklarını okumadan reddettiğim gibi bir yanılgıya kapılmışsın.. Bunun doğru olmadığının altını çiziyorum.
Arkadas sana gereken cevabi verir. Her ateistin, her devrimcinin, her Atatürkcünün senin gibi birisine verecek cevabi olur. Senin hic kuskun olmasin, Sn Sangre.Bilmez miyim!?
-Bildiğim kadarıyla- bu üstte verdiğin maddelerden 'kadınların seçme ve seçilme hakkı' haricindeki tüm maddeler Hitler Almanyası'nda da vardı.
Bunun dışında o dönemden farklı olarak, sadece Nazi partisinin ve diğer milliyetçi partilerin katılabileceği genel seçimler de vardı.
Demek ki Hitler Almanyası da demokratik bir ülkeydi.
Osmanlı daha mı demokratikti, said'in mektupla istedikleri olsa daha mı demokratik olacaktı?
Açık konuş, hiç çekinmeden yanıtla;
Padişah mı istiyorsun arkadaşım?
Bir insan kim olursa olsun, ne yapmış olursa olsun, bu kişi için söylenmiş 'gerçek dışı' bir ifade karşısında, 'Bu ifade doğru değildir, iftira atmak için söylenmiştir' demek, o kişiyi 'savunmak' anlamına gelmiyor.
Bu yüzden, buranın Turan Dursun sitesi olduğuna da, bir insanı sırf eleştirmek adına onlarca iftira atan insanlara burada pek rastlamayacağınıza da emin olabilirsiniz.
Said-i nursi hakkındaki gerçek dışı ifade nedir?
Said-i nursiye atılan iftiralar nelerdir?
Önce bir yazınız bunları sonra daha da derinlere gireriz.2.sayfada yazmıştım, tekrarlıyorum, bu topicten çok mürid ateist, tarikatçı ateist, nurcu ateist çıkar ve çıksın da!
´ Just!ce `
08-01-2011, 13:56
Saidi Nursi konusu benim yapmak istedigim calismanin belli bir bölümü olacak. Yani Türkiye'deki tarikatlar ve cemaatler icinde bir yere oturuyor Saidi Nursi. Bu acidan bu sürecin gelisimi icinde degerlendirmek ve öyle anlamak lazim. Ama burdaki tartismalarda bu konuda acil bir beklenti oldugunu farkediyorum. O yüzden ilk cikardigim bazi sonuclari yazmak istiyorum. Bunlar kapsamli bir degerlendirme degil ama belki baslangic ve tartismalara malzeme saglamak gibi bir islevi olabilir.
Okurken insan dogal olarak su soruyu soruyor kendine. Saidi Nursi bir seriat rejimi mi istiyordu? Aslinda anlamaya calistikca bu sorunun kendisinde bir algi bicimi oldugunu anliyorsunuz. Cünkü soru iktidar icin mücadele eden taraflarin oldugu bir mücadele sürecine vurgu yapiyor. Bu bakis acisi ile Saidi Nursi'yi anlamak bence pek mümkün olmayacak. Cünkü onun derdi bir hareket yaratip seriati getirmekten daha farkli birseydi. Said, Batidaki gelismeleri görüyor ve islam dünyasinin hizla geriye dogru gitmekte oldugunu farkediyordu. Bu aslinda o dönemin bütün Osmanli aydinlarinin temel sorunuydu. Said de buna bir yanit bulmaya calisiyordu. Said'in bakis acisindan bir devletin elden gitmesinin ötesinde bir dinin elden gitmekte oldugu kaygisi da var. Bu yüzden Said, islamin dünya capindaki gerilemesini de Osmanli aydinlarinin dinden uzaklasmalarini da hep kaygi ile izliyor ve bunu degistirmek icin cabaliyor.
Said, sorunu nasil görüyor. Said'in 1896'daki ilk Istanbul seyahati ve ilk dönem degerlendirmelerine bir örnek:
"Ben Kürdistan'in daglarinda büyümüs idim. Hilafer merkezini güzel olarak hayal ediyordum. Istanbul'a geldim ki, burada insanlar, kalplerinde birbirlerine karsi besledikleri nefret ile giyinmis birer vahsi halinde idiler. Anladim ki, hastaligin asli bu ikiyüzlülüktedir. Bana deli dediler. Fakat ben aci hakikati gördüm ve anladim ki, Islamlar yasadigimiz fevrin medeniyetinden geri, cok geri kalmis.
O Islamiyet ki, hakiki medeniyeti tesis ve tesmil etmis idi. Baktim ki bizim kötü ahlakimiz sebebiyle darilmis, mazi tarafina dogru gidiyor. Sanki bizi zaman-i saadete sikayet edecektir. Bu sukutun üc suclusu var: Ilmiye mensuplari, Avrupa'yi anlamayanlar, Tekke mensuplari.." (Cemal Kutay'dan alinti, 1966 s. 214, Aktaran Serif Mardin, Bediüzzaman Saidi Nursi Olayi, s. 136)
Burda Said, düs kirikligini anlatiyor, ama olayi nasil ele aldigina dikkat cekmek isterim. Ilmiye mensuplari denilen kisiler baslibasina bir tartisma konusudur. Dönemin din adamlarinin toplandigi siniftir ilmiye. Osmanlida askeriyye, mülkiye ve ilmiyye seklindeki devlet siniflarindan söz edilir. Ilmiyye hem bilim adamlarini hem din adamlarini kapsar. Ancak Tanzimat'tan sonra yavas yavas ilmiye sinifi disindan laik bilim adamlari yada meslek sahipleri olusmaya baslar. Ornegin sarayin basdoktorlugu ilk olarak Tanzimattan sonra ilmiye sinifinin disindan birine gecer. Ilmiye sinifi Osmanli'nin son döneminde cok tartisilan, bizim icin de islamcilik tartismasinda son derece önemli bir sinif.
Said, Tekke mensuplarina da saldiriyor. Said'in Naksibendi tekkelerinde yetismis olmasina karsin tarikat olusumlarina karsi ciktigini biliyoruz. Bunun nedeni onun döneme bakis acisinda gizli.
Fazla detaya girmeden Serif Mardin'in Said ile ilgili yaptigi bir genel degerlendirmeyi vereyim. Bu degerlendirme genel bir Said okumasindan cikarttigi sonuclar. Her birinin bir dizi ayrintilari var.
"1) Said Nursi'nin yazilarinin muhtemelen en ilginc yönü, 1925 sonrasinda, merkezi bir Islami kurum olarak hilafetten sözetmemesidir. Bu, Said'in, halifeligin, temsili kurumlarin tüzel kisiligi ile kaynastirilmasi gerektigi yönündeki inanciyla iliskililendirilebilir (Mürsel, 1976, 273)
2) Said Nursi'nin söyleminin odak noktasi, mümin kisilerin kardes müminlerle etkilesim icinde harekete gecmeleridir. Islamiyet'in liderlerinden Islam topluluguna yapilan bu vurgu kaydirmasi, diger Islam toplumlarinda ancak zamanla benimsenebilecektir.
3) Diger taraftan hayat hikayesinde tekrar tekrar ortaya cikan bir tema, Müslümanlarin, belirli bir siyasi düzenin uyruklari olarak degil, bireyler ve bir cemaatin üyeleri olarak harekete gecmeleri gerektigi yolundaki temadir. Siyasete önceligin bu sekildeki reddi ve toplum seferberligine taninan önem, Said Nursi'nin teorilerinin, Cumhuriyet rejimi yöneticilerini muhtemelen en cok endiselendiren özelligini olusturuyordu." (Serif Mardin, agy, sf. 166)
Bu paragrafi ben numaralandirdim. Said aslinda islamda söylenenlerin disina cikmadan onun icine yeni bir olgu katmis olmasiyla ayrilir. Ben bunu Osmanli'nin Tanzimat'ina benzetiyorum. Osmanli'da Tanzimat ne idiyse Türkiye islaminda Said odur diyebilirim. Yani yepyeni uygulamalar getirmiyor, yepyeni bir anlayis ileri sürmüyor, ama eskinin icine cok önemli bir "yeni" katiyor ki, bu da var olani icerden sariyor. Söyle de söyleyebilirim aslinda. Tanzimat ve sonraki sürec Osmanli bürokrasisinin devleti modernize etme cabasiydi ve parca parca laiklesme adimlari atildi. Herseyden önce bir zihniyet devrimi yasandi. Ama Tanzimat ve sonrasinda ayni sekilde devlet siniflari ile toplumun geri kalani arasinda bir ucurum olustu. Said de aslinda ayni Tanzimat aydinlari gibi modernlesmeci düsünceler tasiyordu. Ama Said, toplumun modernlesmenin disinda kalmis olan kesimlerini temsil ediyordu, onlarla ilgiliydi. Ve bu "dista kalan" kesimlerin modernlesme düsüncesine gecisini temsil ediyordu. Elbette bu gecis geleneksel islami anlayisin icinden ve ona dayali olarak cikacaktir.
Sayın sargon öyle bir anlatmışsınızki Atatürkten bile yüce akıllı bir adam.Siz ve sayın sangreyi müslümanlığa davet ediyorum.Nur cemaatinde yeriniz hazır :) yanlız yazıda kafama takılan bir "çelişki" buldum :)
Said, Tekke mensuplarina da saldiriyor. Said'in Naksibendi tekkelerinde yetismis olmasina karsin tarikat olusumlarina karsi ciktigini biliyoruz. Bunun nedeni onun döneme bakis acisinda gizli.Said, Tekke mensuplarina da saldiriyor.Buna karşın bir maddede şöyle ;
Diger taraftan hayat hikayesinde tekrar tekrar ortaya cikan bir tema, Müslümanlarin, belirli bir siyasi düzenin uyruklari olarak degil, bireyler ve bir cemaatin üyeleri olarak harekete gecmeleri gerektigi yolundaki temadirHangisi sayın sargon ? tarikata karşı ama cemaat üyelerimi.Eğer bu yazı doğruysa harbi deliymiş bu adam :crazy: :)
Takrir-i Sükûn, İstiklâl Mahkemeleri falan demokrasi aslında de mi?! Tahkikat Komisyonu iyidir hoştur anlamında demiyorum da böyle şeyler varken dahi 1950-60 arası 25-30 arasından falan çok daha demokratik bir dönemdir.
Hee, yeter yeter............................................. ..
Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmeseydi, çünkü hitler almanyasında da vardı diyorsunuz.Tebrik ederim.
İstiklal mahkemesi yerine şerri mahkemeler olsaydı diyorsunuz.Bir tebrik daha...
Cumhuriyet bir isimden ibaret, hiç bir kazanımı yok, ilan edilmeseydi diyorsunuz.Bir tebrik daha...
Said-i nursinin mektubuyla dile getirdiği talepler yerine getirilseydi, islam hukuku, din devleti, hilafet ve saltanat devam etseydi diyorsunuz.Helal olsun...
Dedim ya, sizler padişahlara yaraşırsınız...
´ Just!ce `
08-01-2011, 14:00
Anlatmak istedigim sey su yani. Said Nursi Osmanli ve Cumhuriyet dönemindeki modernlesmenin bir ayagidir. Ittihatcilar ve Kemalistler bu akimin bir yani ise, Said de diger yanidir. Buna baska bircok örnek gösterilebilir. Ittihatcilari ve Kemalsitleri modernlesmeci, Said'i modernlesmeye düsman olarak düsünmek hatali bir yaklasim oldugu gibi sürecin anlasilmasini da zorlastiriyor. O yüzden de cogu zaman gercekdisi iddialar ve yaftalarla tartisma sürecinin disina cikiliyor.
Özür dilerim kendi adıma sayın sargon.modernleşme üstadı Zaat-ı muhterem hakkında asılsız şeyler söylemiştik Haşa! :whip:
Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmeseydi, çünkü hitler almanyasında da vardı diyorsunuz.Tebrik ederim.
Sevgili naper,
İşler bir mantık melekesine sahip olmadığın görüşü iyice ağırlık kazanıyor.
Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi bir rejimi demokratik yapmaya yetmez diyoruz, sen ise nazikçe "çok özgün" diyebileceğimiz bir şekilde anlıyorsun.
İstiklal mahkemesi yerine şerri mahkemeler olsaydı diyorsunuz.Bir tebrik daha...
Bunu kim nerede demiş?! Gösterebilirsen forumdan üyeliğimi sildireceğim, haydi göster nerede yazdığımızı.
İstiklâl mahkemelerini eleştirmek neden şeriat mahkemelerini yeğlediğimiz anlamına gelsin?! İslam'ın Allah'ına inanmıyoruz dememiz Hristiyan Tanrı'sına iman ettiğimiz anlamına mı geliyor!?
Cumhuriyet bir isimden ibaret, hiç bir kazanımı yok, ilan edilmeseydi diyorsunuz.Bir tebrik daha...
Said-i nursinin mektubuyla dile getirdiği talepler yerine getirilseydi, islam hukuku, din devleti, hilafet ve saltanat devam etseydi diyorsunuz.Helal olsun...
Dedim ya, sizler padişahlara yaraşırsınız...
Aynı zırvaların devamı, konuyla ilgisiz, 5. sınıf psikanaliz, 3. sınıf demagoji.
Sayın sargon öyle bir anlatmışsınızki Atatürkten bile yüce akıllı bir adam.Siz ve sayın sangreyi müslümanlığa davet ediyorum.Nur cemaatinde yeriniz hazır :)
Ben böyle karsilastirmalar yapmiyorum. Ama siz nedense sürekli bu tür karsilastirmalar yaparak dünyaya bakiyorsunuz. Ayrica yüce ve akilli adamlar kategoriniz de sanirim tarihe ve dünyaya nasil carpik baktiginizi anlatiyor. Evet, evet tarihi peygamberler, yüce adamlar yapmislar. Biz zavallilar da birini secip ona biat etmek zorunda olan yaratiklariz. Diger tarikatlarin peygamberlerini de asagilamami lazim dolayisiyla.
Bu bakista dikkate deger bir yaklasim yok ne yazik ki. Saldir, yaftala, yazi yazma cesaretin oldugu icin de seninle birileri ugrasmak zorunda kalsin. Forumlarin zaafli yani iste.
yanlız yazıda kafama takılan bir "çelişki" buldum :)
Alıntı:
Said, Tekke mensuplarina da saldiriyor. Said'in Naksibendi tekkelerinde yetismis olmasina karsin tarikat olusumlarina karsi ciktigini biliyoruz. Bunun nedeni onun döneme bakis acisinda gizli.Said, Tekke mensuplarina da saldiriyor.
Buna karşın bir maddede şöyle ;
Alıntı:
Diger taraftan hayat hikayesinde tekrar tekrar ortaya cikan bir tema, Müslümanlarin, belirli bir siyasi düzenin uyruklari olarak degil, bireyler ve bir cemaatin üyeleri olarak harekete gecmeleri gerektigi yolundaki temadir
Hangisi sayın sargon ? tarikata karşı ama cemaat üyelerimi.Eğer bu yazı doğruysa harbi deliymiş bu adam :crazy: :)
Burda bir celiski yok. Herseyden önce tarikat ile cemaat birbirinden ayri seyler. Tarikat disi akimlar icin cemaat tabiri kullaniliyor. Ama Serif Mardin burda bu anlamdaki bir cemaatten de bahsetmiyor. Burda bahsedilen genel bir müslümanlar toplulugu anlaminda cemaat. Cünkü Said Nursi'nin yazilarinda bu tarzda bir cemaat toplulugu olusturmayi da dogru bulmadigini gösteren ifadeler var. Buna karsin Said'in ölümünden sonra onun yazilarini okumayi bir tür ibadet olarak gören ve Nur cemaati denilen bir yapi olusur. Bu da ayri bir konu.
Anlatmak istedigim sey su yani. Said Nursi Osmanli ve Cumhuriyet dönemindeki modernlesmenin bir ayagidir. Ittihatcilar ve Kemalistler bu akimin bir yani ise, Said de diger yanidir. Buna baska bircok örnek gösterilebilir. Ittihatcilari ve Kemalsitleri modernlesmeci, Said'i modernlesmeye düsman olarak düsünmek hatali bir yaklasim oldugu gibi sürecin anlasilmasini da zorlastiriyor. O yüzden de cogu zaman gercekdisi iddialar ve yaftalarla tartisma sürecinin disina cikiliyor.
-Gerçek dışı yaftalar hangileri?
-Risaleler, tüm dünyayı ve canlıları yarattığını düşündüğün bir varlık tarafından mı, said-i nursiye indirilmiştir?
naper, anlamadiysan baslik yazisini ve sonraki tartismalari oku. Laf olsun diye yaziyorsun sanirim.
Sevgili naper,
İşler bir mantık melekesine sahip olmadığın görüşü iyice ağırlık kazanıyor.
Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi bir rejimi demokratik yapmaya yetmez diyoruz, sen ise nazikçe "çok özgün" diyebileceğimiz bir şekilde anlıyorsun.
Bunu kim nerede demiş?! Gösterebilirsen forumdan üyeliğimi sildireceğim, haydi göster nerede yazdığımızı.
İstiklâl mahkemelerini eleştirmek neden şeriat mahkemelerini yeğlediğimiz anlamına gelsin?! İslam'ın Allah'ına inanmıyoruz dememiz Hristiyan Tanrı'sına iman ettiğimiz anlamına mı geliyor!?
Aynı zırvaların devamı, konuyla ilgisiz, 5. sınıf psikanaliz, 3. sınıf demagoji.
Ne oldu sevgili arkadaşım.Zırva deyip geçiştirmeye kalktın!!!
Güneş balçıkla sıvanmaz.Türkiye cumhuriyeti, bu coğrafyanın demokrasiye attığı en büyük adımdır.
Ancak sana hala padişahlar yakışır!
Ne oldu sevgili arkadaşım.Zırva deyip geçiştirmeye kalktın!!!
Güneş balçıkla sıvanmaz.Türkiye cumhuriyeti, bu coğrafyanın demokrasiye attığı en büyük adımdır.
Ancak sana hala padişahlar yakışır!
Bir iletideki safsata sayısı 5'i geçince hepsine cevap vermiyorum, prensip meselesi. Yok siz İslam hukuku devam etsin istiyorsunuz, yok bilmemne; bizim iletilerimizde ise bu yönde hiçbir şey yok.
İletilerinin asıl tartışma konusu olan "Atatürk Türkiye'si demokratik miydi?" sorusuna ilişkin en ufak bir bilgi içermemesi ise daha dikkat çekici. Umarım gelecekte tartışma kurallarına, mantık ilkelerine riayet etmeyi seçersin de verimli tartışmalar yapmak imkânlı olur.
´ Just!ce `
08-01-2011, 15:31
Ben böyle karsilastirmalar yapmiyorum. Ama siz nedense sürekli bu tür karsilastirmalar yaparak dünyaya bakiyorsunuz. Ayrica yüce ve akilli adamlar kategoriniz de sanirim tarihe ve dünyaya nasil carpik baktiginizi anlatiyor. Evet, evet tarihi peygamberler, yüce adamlar yapmislar. Biz zavallilar da birini secip ona biat etmek zorunda olan yaratiklariz. Diger tarikatlarin peygamberlerini de asagilamami lazim dolayisiyla.
Ayrica yüce ve akilli adamlar kategoriniz de sanirim tarihe ve dünyaya nasil carpik baktiginizi anlatiyor.İnanın sizinki daha çarpık Sayın sargon.Ben en azından ateistim deyip şu an en güçlü cemaatin kurucu liderini savunmuyorum :) Neysem onu diyorum ne eksik , ne fazla , nede yerine göre :) bu ne yaman çelişkidir..
Bu bakista dikkate deger bir yaklasim yok ne yazik ki. Saldir, yaftala, yazi yazma cesaretin oldugu icin de seninle birileri ugrasmak zorunda kalsin. Forumlarin zaafli yani iste.Sayın sargon öncelikle karşınızda çocuk yok :) kimseyede cevap verme ,uğraşma "zorunluluğunuz" yok ama siz açıklama hissiyatı içindesiniz.
Burda bir celiski yok. Herseyden önce tarikat ile cemaat birbirinden ayri seyler. Tarikat disi akimlar icin cemaat tabiri kullaniliyor. Ama Serif Mardin burda bu anlamdaki bir cemaatten de bahsetmiyor. Burda bahsedilen genel bir müslümanlar toplulugu anlaminda cemaat. Cünkü Said Nursi'nin yazilarinda bu tarzda bir cemaat toplulugu olusturmayi da dogru bulmadigini gösteren ifadeler var. Buna karsin Said'in ölümünden sonra onun yazilarini okumayi bir tür ibadet olarak gören ve Nur cemaati denilen bir yapi olusur. Bu da ayri bir konu.Tabiki sizin gibi müslüman bir ateist tarikatla cemaatı farklı görecek :) tarikat öcü , cemaat olmassa olmaz :) .Genel bir müslüman topluluğu manasında cemaat demişinizde cemaat zaten müslüman topluluğu sayın sargon :) adına cart cemaati deyin curt cemaati deyin savundukları şey sizin inanmadığınız şey :)
Siz saygılı bir cevap vermesenizde bana aynı şeyi yapmak yakışmazdı , saygılarımla.
Osmanlı daha mı demokratikti, said'in mektupla istedikleri olsa daha mı demokratik olacaktı?
Açık konuş, hiç çekinmeden yanıtla;
Padişah mı istiyorsun arkadaşım?
Osmanlı 1299'dan 1923'e kadar yaşamış bir devlet.. Bu yüzden tüm dönemleri genellemek yerine, belli yıllar arasını alabiliriz.
Osmanlı, özellikle 1908 ila 1922 arasında Cumhuriyet döneminden çok daha demokratik bir devletti.. Bundan önceki İstibdat döneminde dahi Abdülhamit'in gücünü sınırlayan Babıali bürokrasisi mevcuttu.. Hamit'i eleştiren bazı yayın organlarına dahi izin veriliyordu.. II. Meşrutiyet'ten sonra ise hem önceki döneme nazaran, hem de Cumhuriyet dönemine göre çok daha çoğulcu ve demokratik bir ülke olmuştur.
1922-33 arasında Kemalist rejim 'nispeten' demokratik unsurlar barındırsa da (yine de 1908'den geriydi), özellikle 1933'ten 45'e kadar tüm muhalefet kanlı bir şekilde bastırılmıştır ve diktatörlük havası hakimdir.. Demokrasi'nin 'D'si bile mevcut değildi.
Bunları 'Osmanlı o dönemden daha mı demokrattı?' sorun üzerine yazdım.
Bir ülkede demokrasi olduktan sonra, İngiltere'deki gibi Anayasal monarşi veya Fransa'daki gibi Cumhuriyetle yönetilmesi arasında her hangi bir fark yoktur.. Her ikisi de tercih edilebilir bir durumdur.
Ama şu anda Türkiye'de parlamenter sistem olduğu için, padişahlığı/krallığı vs. getirmek boş bir uğraş olacaktır.. Şu anki mevcut Cumhuriyet sistemi üzerine demokrasiyi inşa etmek, birincil hedefimiz olmalıdır.
Said-i nursi hakkındaki gerçek dışı ifade nedir?
Said-i nursiye atılan iftiralar nelerdir?
Önce bir yazınız bunları sonra daha da derinlere gireriz.2.sayfada yazmıştım, tekrarlıyorum, bu topicten çok mürid ateist, tarikatçı ateist, nurcu ateist çıkar ve çıksın da!
İftiraları, gerçek dışı ifadeleri, bu konuda bilgi sahibi olan Sargon yazdı zaten.. Ben de onun yazılarından mümkün olduğunca faydalandım.
Önceden de dediğim gibi, Said hakkında fazla bilgim olmadığı için şimdilik okuyup öğreniyorum.
Bir insan kim olursa olsun, ne yapmış olursa olsun, bu kişi için söylenmiş 'gerçek dışı' bir ifade karşısında, 'Bu ifade doğru değildir, iftira atmak için söylenmiştir' demek, o kişiyi 'savunmak' anlamına gelmiyor.
Bu yüzden, buranın Turan Dursun sitesi olduğuna da, bir insanı sırf eleştirmek adına onlarca iftira atan insanlara burada pek rastlamayacağınıza da emin olabilirsiniz.
Bu mantıkla giderseniz, Mekkeliler de Muhammed'e iftira atmış, haksızlık etmişler denilebilir.
O zaman siz bu siteyi hangi amaçla açtınız cemaat kuyrukçuları?
Siz gerçekten ateist misiniz?
Bu mantıkla giderseniz, Mekkeliler de Muhammed'e iftira atmış, haksızlık etmişler denilebilir.
O zaman siz bu siteyi hangi amaçla açtınız cemaat kuyrukçuları?
Siz gerçekten ateist misiniz?
Eğer Kuran ve Hadisler ışığında, Muhammed'in yapmadığı her hangi bir davranışı (Mesela siyahi olan insanlardan nefret ettiği, onları toplu olarak kıyıma uğrattığı gibi bir örneği), bugünkü Ateistler iddia eder ve İslam'ı bu şekilde eleştirirse; Elbette bu iddianın da karşısında dururum, kim haklıysa onun yanında yer alırım.
Eleştiren taraf sırf Ateist diye onların yanında yer alacak değilim.. Haklının yanında yer almak, haksıza karşı mücadele etmek her insanın görevi olmalıdır.
O zaman siz bu siteyi hangi amaçla açtınız cemaat kuyrukçuları?
Siz gerçekten ateist misiniz?
http://www.lostrepublic.us/Graphics/DoubleFacePalm.jpg
Bu mantıkla giderseniz, Mekkeliler de Muhammed'e iftira atmış, haksızlık etmişler denilebilir.
O zaman siz bu siteyi hangi amaçla açtınız cemaat kuyrukçuları?
Siz gerçekten ateist misiniz?
''Said insan eti yiyen, bebeklere tecavüz eden, orman yakan bir canavardı'' dersek, ateistliğimizi tescil ettirebilir miyiz makamınıza?
naper, anlamadiysan baslik yazisini ve sonraki tartismalari oku. Laf olsun diye yaziyorsun sanirim.
Anlamadım.
Kürt said, risaleleri kendi yazmadığı gibi imalarla vahiy demeye getirmiş, ama bunu açıkça söylememiş bir şarlatandır!
Şeriatçıdır!
Radyoyu, meleklerle açıklamıştır.
Türkçe ve farsçayı doğru düzgün bilmemektedir, lakin kitap yazmaya kalkışmıştır.Yazdığı kelime dizileri ekseriyetle anlamsızdır, cahil müridleri tarafından anlaşılamaması mucizevi ilmine yorulur!:lol:
"Şeyh uçmaz mürid uçurur" kelamını doğrular şekilde resimleri olsa da;
http://img187.imageshack.us/img187/6297/bsn10eh9.jpg
Özünde cahil, bilgisiz, barbar ve örümcek beyinli bir kırsal uyanığıdır;
http://img258.imageshack.us/img258/8786/14xc6.jpg
bediüzzaman; Çağı hayret uyandıran şahsiyeti.
Bu lakabı kendisi kabul ederekten, nur inanışına göre 13.hicri asrın mehdisi olduğu ipucunuda vermiştir.
Risalelerinde yecüc mecüc olayını da bazı türk boylarına bağlayarak ırkçı ve faşistliğini de açık etmiştir.Divani harbi örfi isimli yaklaşık 50 sayfalık zırvalamasında ırkçılığını perçinlemiştir.
Zaten, sitemizin belli başlı kürt şovenistleri tarafından sempati duyulmasındaki temel sebep bu ırkçı ve faşist yönüdür.Yoksa muhterem, ziyadesi ile şeriatçıdır!
Sıklıkla müridleri tarafından modernist gibi akla ziyan sıfatlar yakıştırsa da kendisi gerici bir yobazdır.Şeriat kelamını karalamalarında sıklıkla kullanmıştır.Her ne kadar bulanık beyni ve karışmış aklıyla yazdıkları anlaşılamasa da, şeriat istediği açık ve nettir..
Kendi ekolünün günümüzdeki devam ettiricisi ise, gözü yaşlı, gönül insanı, mağrur şahsiyet muhammed fettullah gülen hoca efendi hazretleridir.Anlamsız söz dizileri ile yazmak ancak sürekli yazmak en büyük benzerlikleriyken, okumamak bir diğer benzerlikleridir.
Okumamalarından mütevellit oldukça cahildirler...
Bu kürt said hakkında şuradan bilgi edinilebilir;
http://www.odatv.com/n.php?n=iste-hur-adamin-gercek-oykusu-3112101200
Şimdi bağlantıdan çarpıcı bir kaç noktaya göz atalım;
"Nursi, Nakşibendi tarikatına mensup, İngiliz yanlısı Derviş Vahdeti ile birlikte siyasal İslamcı İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti’ni kurmuştur. Cemiyetin kuruluşu nedeniyle 3 Nisan 1919’da Ayasofya camiinde mevlit okutulmuştur."
" Said-i Nursi, 1950’lerde Amerikan destekli yerli işbirlikçilerle yeniden parlatılmaya başlanmıştır. Demokrat Parti’nin iktidar olduğu ve “Karşı Devrimin” başladığı o yıllarda Amerikan eksenli tüm politikaları basın yayın yoluyla halka benimsetmeye çalışan gazeteci, yazar Cemal Kutay, Özakıncı’nın deyişiyle: “Said-i Nursi’yi sindiği köşede bulup çıkarıp Amerika’nın izniyle Türk gençliğinin düşünsel önderi olarak parlatılıyordu. Çünkü Amerika, dünya üzerinde eskiden Almanya çıkarına çalışan bütün ajanları toplayıp kendi hizmetine koşmaya başlamıştı. Türkiye’de yapılan buydu”"
"Cemal Kutay, Said-i Nursi’yi parlatmak için yazdığı “Çağımızda Bir Asrı Saadet Müslümanı Bediüzzaman Said-i Nursi” adlı kitabında, bir taraftan Said-i Nursi’yi överken, diğer taraftan Demokrat Parti iktidarının isteği doğrultusunda Said-i Nursi’yi nasıl arayıp bulduğunu, nasıl ortaya çıkartıp nasıl Amerikan isteklerine uygun bir din adamı olarak tanıttığını anlatmaktadır.[9] Aynı Cemal Kutay’ın 12 Eylül sonrasının “ateşli Atatürkçülerinden” biri olması da çok düşündürücüdür! 12 Eylülde “içi boşaltılan Atatürkçülüğü” topluma benimsetme görevi de yine Cemal Kutay’a verilmiştir belli ki."
Menderesin şu sözleri de, kendisini pek demokrat bulan yandaşlara kapak niteliği taşımaktadır;
“Şimdiye kadar baskı altında bulunan dinimizi baskıdan kurtardık. İnkılap softalarının yaygaralarına ehemmiyet vermeyerek ezanı Arapçalaştırdık. Türkiye bir Müslüman devlettir ve Müslüman kalacaktır, Müslümanlığın bütün icaplarını yerine getirecektir.”
“Siz isterseniz Hilafeti bile geri getirebilirsiniz”
1958 sonlarında Demokrat Parti lideri Adnan Menderes Said-i Nursi’yi yanına alıp il il dolaştırarak oy toplamaya çalışmıştır.
Buradan da anlaşılacağı üzere kürt said, mehdilik şarlatanlığı ve radikal islamı, siyasetle birleştiren bir zattır.Genç türkiyeye takkıyeyi, din adına oy toplamayı ilk öğretenlerdendir.
Şüphesiz, kürt said bu yöntemi kendi bulmamıştır, zira sosyal bilgiler açısından oldukça cahildir.Birilerinden öğrendiği ve uygulamaya koyduğu çok açıktır.
Kendi görüşünü dayatmadaki edepsizliği ve cüreti, Mustafa Kemal'e meşhur mektubunu yazmasını sağlamışsa da, karşısında ki dehanın da farkındadır.Basit ali cengiz oyunlarını yemeyeceğini bildiğinden, paşaya biat etmekte lakin kendi sığ düşüncelerini de dayatmaya çalışacağının sinyallerini vermektedir.
Gel gör ki, boy ölçüsü verilmiştir!
Demokratik bir ülkede din simsarlığı ve şeriat propagandası yapan her kişiye verilmesi gerektiği gibi...
Asıl acı olan, günümüz kürt kafatasçılarının kendilerine önder olarak bu adamı seçmeleridir.Eğer kürt halkının çıkardığı en donanımlı adam bu sahte peygamberse; vah ki vah!
Takdir edilmelidir ki, liberalliği ve rengini belli etmeyen görüntüsü ile önümüzde duran bir şerif mardini'yi referans almak zorunda değiliz.
Kaldı ki, şu aşağıda yazanlar, kendisini dikkate almamama ve itibar etmememe kafidir!
Prof. Dr. Celal Şengör, Şerif Mardin'in neden Türkiye Bilimler Akademesi'ne kabul edilmediğini şöyle anlatıyor:
"Ben o toplantıya gittim. Şerif Mardin'in reddedilmesi son derece enteresandır. (...) Bir tarihçi ve yanılmıyorsam bir de sosyolog Şerif Mardin'i takdim etti. Birisi Şevket Pamuk'tu ama diğerini hatırlamıyorum. Şevket Pamuk, Şerif Mardin'in çalışmalarını anlattı, aldığı atıfları filan söyledi. Ama bunları bizim alıştığımız metotlarla söylemiyordu. Bunun üzerine Prof. Dr. Doğan Kuban birtakım şeyler söyledi. Doğan Kuban'ın söyledikleriyle Şevket Pamuk'un verdiği rakamlar birbirini tutmuyordu. Doğan Bey, 'Benim bildiğim Şerif Mardin'in öyle çok ciddiye alınacak bir sürü çalışması yoktur' dedi.
Sonra Prof. Dr. Cengiz Dökmeci söz istedi. Hiç unutmuyorum, Prof. Dr. Erdoğan Şuhubi şöyle bir baktı bana ve 'Şerif Mardin şimdi hapı yuttu' dedi.
Cengiz Dökmeci, Şerif Mardin'in bütün akademik tarihini ortaya döktü. Son yirmi senede kaç tane atıfı var, kaç tane yayını var, bunlar nerede yayınlanmıştır, diye bir bir saydı. Bir baktık ki, Cengiz Dökmeci'nin söyledikleri ile Şevket Pamuk'un tahtaya yazdıkları hiç ama hiç birbirini tutmuyor. Sonuçta bir kaç makale dışında Şerif Mardin'in önemli sayıda akademik çalışma yapmadığı ortaya çıktı. Birkaç makale. Birkaç atıf. 'Kusura bakmayın ama böyle bir adam akademiye seçilemez' denildi. Oylandı ve kabul edilmedi."
Sadece ve sadece kürtçü diye, bildiğin sahtekarı, cahili, radyo yayınını meleklere bağlayan bir yobazı bakalım daha ne kadar savunacaksınız?
Anlamadım.
Kürt said, risaleleri kendi yazmadığı gibi imalarla vahiy demeye getirmiş, ama bunu açıkça söylememiş bir şarlatandır!
Şeriatçıdır!
Radyoyu, meleklerle açıklamıştır.
Türkçe ve farsçayı doğru düzgün bilmemektedir, lakin kitap yazmaya kalkışmıştır.Yazdığı kelime dizileri ekseriyetle anlamsızdır, cahil müridleri tarafından anlaşılamaması mucizevi ilmine yorulur!:lol:
Ben şahsen genel olarak bu yargılara katılıyorum. Hatta müslümanken bile bu yargıya sahiptim.
(Yukardaki ifadelerde sadece iki noktaya -bilmediğimden- katılamıyorum. Birincisi rodyo-melek meselesini daha önce duymamıştım. İkincisi, kendine vahiy geldiği imasında buluması şartlatanlık mı, yoksa kendini bile inandırabilme boyutunda patolojik bir durum mu, bu gibi insanlarda hep merak ettiğim birşeydir.)
Ama buradan hareketle:
Sadece ve sadece kürtçü diye, bildiğin sahtekarı, cahili, radyo yayınını meleklere bağlayan bir yobazı bakalım daha ne kadar savunacaksınız?
gibi bir ifadeye anlam veremiyorum. Herhangi bir şahıs hakkındaki bir eleştiriye ''bu doğru değil'' demenin, o kişiyi genel olarak savunma olmadığını neden kabullenemiyoruz. Bildiğimiz kadarıyla Hitler, çocuklara tecavüz etmedi, Muhammed insan eti yemedi. Bu şimdi Hitler veya Muhammed'i savunmak mı oldu.
Meselenin neden Kürt meselesine indirgendiğini de anlayamıyorum. Oysa Said, bugün de Kürtlerden çok Türk müslümanları tarafından tutulmakta, izlenmekte. Ve benim de bildiğim kadarıyla, Said ve ölümünden sonra çıkan Saidçi ekoller, Kürtlerin Türkiyeden koparak bir devlet kurması fikrini desteklemediler. Aksine birçoğu klasik, yarı Osmanlıcı, yari şeriatçı söylem ve fikirlere sahipler.
Osmanlı 1299'dan 1923'e kadar yaşamış bir devlet.. Bu yüzden tüm dönemleri genellemek yerine, belli yıllar arasını alabiliriz.
Osmanlı, özellikle 1908 ila 1922 arasında Cumhuriyet döneminden çok daha demokratik bir devletti.. Bundan önceki İstibdat döneminde dahi Abdülhamit'in gücünü sınırlayan Babıali bürokrasisi mevcuttu.. Hamit'i eleştiren bazı yayın organlarına dahi izin veriliyordu.. II. Meşrutiyet'ten sonra ise hem önceki döneme nazaran, hem de Cumhuriyet dönemine göre çok daha çoğulcu ve demokratik bir ülke olmuştur.
1922-33 arasında Kemalist rejim 'nispeten' demokratik unsurlar barındırsa da (yine de 1908'den geriydi), özellikle 1933'ten 45'e kadar tüm muhalefet kanlı bir şekilde bastırılmıştır ve diktatörlük havası hakimdir.. Demokrasi'nin 'D'si bile mevcut değildi.
Bunları 'Osmanlı o dönemden daha mı demokrattı?' sorun üzerine yazdım.
Bir ülkede demokrasi olduktan sonra, İngiltere'deki gibi Anayasal monarşi veya Fransa'daki gibi Cumhuriyetle yönetilmesi arasında her hangi bir fark yoktur.. Her ikisi de tercih edilebilir bir durumdur.
Ama şu anda Türkiye'de parlamenter sistem olduğu için, padişahlığı/krallığı vs. getirmek boş bir uğraş olacaktır.. Şu anki mevcut Cumhuriyet sistemi üzerine demokrasiyi inşa etmek, birincil hedefimiz olmalıdır.
İftiraları, gerçek dışı ifadeleri, bu konuda bilgi sahibi olan Sargon yazdı zaten.. Ben de onun yazılarından mümkün olduğunca faydalandım.
Önceden de dediğim gibi, Said hakkında fazla bilgim olmadığı için şimdilik okuyup öğreniyorum.
Gerçekleri yazmamak, çarptırmak adetin olmuş.Diyorumya, padişahlara layıksın!
Öte yandan 1908-1922 arasında "hasta adam" olarak nitelenen osmanlının son çırpınışları vardır.Mağlubiyet üzerine mağlubiyet alan, ulusalcılık akımı ile parça pinçik olan, borcu ayyuka çıkmış bir osmanlının, padişahının; kime nasıl baskı kuracağını zannediyorsun.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Trablusgarp_Sava%C5%9F%C4%B1
http://tr.wikipedia.org/wiki/Balkan_Sava%C5%9Flar%C4%B1
http://tr.wikipedia.org/wiki/I._D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1
http://tr.wikipedia.org/wiki/I._D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87anakkale_Sava%C5%9Flar%C4%B1
Söylediğin tarihlerde bu kadar cephede savaşan, çoğunda geri adım atan, artık eski emperyal gücü kalmamış saray, tabii ki eleştirilir.
Bilmiyorsan söyleyim, o tarihler osmanlının son demleridir.
Ayrıca Atatürk, otoriter bir yönetim anlayışı içinde olsa da her daim eleştirilebilmiştir.Saltanatçı, şeriatçı, gerici söylemlerden başka bir şeyi muhalefet saymayan sen ve senin gibiler, ekonomik eleştirilerin, sosyal eleştirilerin de olabileceğini düşünün bir an...
Nazım Hikmet Ran kaç yılında vatandaşlıktan çıkarıldı?Kim çıkarttı?Neden çıkarttı?
Şark kurnazı seni...Nazım, senin şarlatanın gibi mehdilik derdinde de değildi oysa...
Palavralarını yiyecek adam değilim ben, sen osmanlı hayranlığına devam et, zaten saraylara yakışırsın...
Astur;
Hacı biliyorum tıkanıklığını, takma kafana...Yazılar yukarıda, ne dediğin ne demediğin ortada, sıkma canını...
Serif Mardin, sosyoloji alaninda Türkiye'nin en iyi bilim adamidir. Türkiye Bilimler Akademisinin Serif Mardin'i reddetmesi Serif Mardin icin bir sorun degil, cünkü zaten ne oldugunu dünyaya göstermis bir isim. Ama TÜAK adina büyük bir prestij kaybi. Almama nedenleri de duyduguma göre "Bediüzzaman Sadi Nursi Olayi" adli kitabi imis. Eh, demek ki ortada bilimsel degil ideolojik olan bir akademi var. Ben o akademinin üyesi olsam böyle bir akademide bir gün bile kalmazdim. Yazik.
naper, yaftalama, hakaret örnekleri soruyordu. Ama agzindan bunlar hic düsmüyor. Demek ki asagidakiler yaftalama, hakaret sayilmiyor.
Özünde cahil, bilgisiz, barbar ve örümcek beyinli bir kırsal uyanığıdır;Said, cahil ve bilgisiz biri degil. Bir islam alimi icin epey bilgili. Laik egitim sisteminden gecmis birisi degil, medrese egitiminden gecmis birisi. Buna karsin dönemine göre oldukca ileri bir din adami. Barbar ve örümcek kafali hic degil. Gayri müslimlerle ilgili söylediklerini yukarda aktarmistim. Ittihatcilar ve Kemalistler barbarlikta o kadar ileri gittiler ki memlekette gayri müslim kalmadi, ya kestiler ya sürdüler. Said, cagdas bir egitim sisteminden gecmemisti. Ama cagdas bir egitim sisteminden gecmis olduklari halde naper, asinar gibi kisilerin bu kadar dar kafali olmalari sasirtici bir durum. Demek ki, olayin tek sorumlusu egitim sistemi degil. Egitim önemli diyoruz, iste size egitimli kisiler. Ortada ne mantik var, ne algi kapasitesi, ne de düzey.
Said'in radyo yayinini meleklere baglayan bir metin yazacagini sanmiyorum. Kaynak gösterilmesi lazim. Su haberde (http://www.tumgazeteler.com/?a=2680336&cache=1) Milliyet gazetesinde yazilan bir metinden bahsediliyor.
"Said-i Nursi, Büyük Larousse Sözlük (http://www.tumgazeteler.com/haberleri/buyuk-larousse-sozluk/) ve Ansiklopedisi"nde "Yapıtlarıyla çağdaş uygarlığın, laikliğin karşısında yer aldı" diye tanıtılıyor. Atatürk"e deccal diye saldıran Said-i Nursi, radyo, otomobil, elektrik gibi buluşları cin ve meleklerle açıkladı."
Bu metin gercegi anlatmiyor. Büyük Larousse'de böyle birsey yaziyor mu bilmiyorum ama, Said ne Atatürk'e deccal demistir, ne de radyo, otomobil, elektrik gibi buluslari cinlerle meleklerle aciklamaya calisan birisi. Said'in bilimle ilgisi tamamen simdiki Nurcularin Sizinti vb. dergilerde sürekli yapmaya calistigi gibi bilimin dini inkar etmedigini, tersine her bir bulusun vb. tanrinin varligini gösteren bir delil oldugu seklindeki iddiasi. Yukardaki yazi da tamamen sallama yani.
´ Just!ce `
08-01-2011, 19:45
Said, cahil ve bilgisiz biri degil. Bir islam alimi icin epey bilgili. Laik egitim sisteminden gecmis birisi degil, medrese egitiminden gecmis birisi. Buna karsin dönemine göre oldukca ileri bir din adami. .
Evet sayın sargon o kadar ilericiki gerçekten :) şu vereceğim örneğe bakın kimler cennete gider kimler gidemez biliyor kendisi ;
"İmansız Cennete gidemez; fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır.
(^ Mektubat, Said Nursi , Envar Neşriyat s.27)
Sorsanız sayısını söyler size o derece :)
Serif Mardin, sosyoloji alaninda Türkiye'nin en iyi bilim adamidir.
Bu tamamen, bu konuda hiç bir şekilde otorite olmayan sargon'un sözüdür.Gerçeği yansıtmamaktadır.
Bunun yanında kürt said; gerici, yobaz, şeriatçı ve sahtekardır.Bu konudaki binlerce delil, risale isimli karalamalarında vardır.Örnek isteyen açar okur ki, yukarıda bir örneği de verilmiştir!
Justice, bu sözü önce anlasaniz diyorum. Said'in bu sözü meshurdur. Bunu tarikatlara karsi söylemistir. Türkiye'de iki tasavvufi tarikat güclüdür. Bunlar Naksibendi ve Kadiri tarikatlaridir. Burda direk olarak bu tarikatlara bir elestiri yapiyor. Tarikatlarin insanlari cennete götüren yol oldugunu, dogru yolun bir mürside baglanmakla bulunacagi seklindeki tarikat yanlilarinin degerlendirmelere karsi, tarikatlara girmeden de insanin cennete gidecegini söylüyor.
Said'in bütün derdi modernlesme sürecinde dinin etkisizlesmeye baslamasiydi. Modernlesme ile birlikte pozitivizm gücleniyor ve insanlar dinden uzaklasiyorlardi. Batida gelisen bilimsel düsünce önüne gecilemez bir sekilde daha genis kesimlere kendi paradigmalarini kabul ettiriyordu. Said, bilimsel gelismelere karsi bir cephe almanin bir anlami olmadigini farketmisti ve bu yüzden de insanlara yeni sürece dair bir perspektif vermeye calisiyordu. Dini bilimsel gelismelerin karsisina koymakta israr etmek yerine, birlikte uyum icinde olduklarini insanlara anlatmaya calisti.
Kisacasi sizin inanmak istediginizin tersine bir is yapiyordu.
Aslinda Said'den siz Kemalistlerin ders almasi lazim. Cünkü bugün de dünya degisiyor, evrensel hukuk normlari olusmus, özellikle 2. Dünya savasindan sonra dünyada bir demokrasi kültürü gelismis, milliyet ve irk temelindeki politik yaklasimlar gözden düsmüs durumda. Sosyal olaylar da artik peygamberlerin Nutuk'larina göre degil, modern bilimsel yaklasimlara göre degerlendiriliyor. Kemalistlerin bu gelisim sürecinin karsisina demokrasi karsitligi ile, tek partili hayata özlemle, diktatörlük heveslisi olarak cikmalari onlarin bitisleri anlamina gelir. Siz de Said'in yapmaya calistigi gibi dininizi biraz daha modernize ederseniz belki ilerki onyillarda yasama sansi olur. Yoksa bittiginizin resmidir.
´ Just!ce `
08-01-2011, 22:50
Said'in bütün derdi modernlesme sürecinde dinin etkisizlesmeye baslamasiydi. Modernlesme ile birlikte pozitivizm gücleniyor ve insanlar dinden uzaklasiyorlardi. Batida gelisen bilimsel düsünce önüne gecilemez bir sekilde daha genis kesimlere kendi paradigmalarini kabul ettiriyordu. Said, bilimsel gelismelere karsi bir cephe almanin bir anlami olmadigini farketmisti ve bu yüzden de insanlara yeni sürece dair bir perspektif vermeye calisiyordu. Dini bilimsel gelismelerin karsisina koymakta israr etmek yerine, birlikte uyum icinde olduklarini insanlara anlatmaya calisti.
Kisacasi sizin inanmak istediginizin tersine bir is yapiyordu.Sayın Sargon bu böyle olmuş diyemeyiz bu sizin fikriniz.
Aslinda Said'den siz Kemalistlerin ders almasi lazim. Cünkü bugün de dünya degisiyor, evrensel hukuk normlari olusmus, özellikle 2. Dünya savasindan sonra dünyada bir demokrasi kültürü gelismis, milliyet ve irk temelindeki politik yaklasimlar gözden düsmüs durumda. Sosyal olaylar da artik peygamberlerin Nutuk'larina göre degil, modern bilimsel yaklasimlara göre degerlendiriliyor. Kemalistlerin bu gelisim sürecinin karsisina demokrasi karsitligi ile, tek partili hayata özlemle, diktatörlük heveslisi olarak cikmalari onlarin bitisleri anlamina gelir. Siz de Said'in yapmaya calistigi gibi dininizi biraz daha modernize ederseniz belki ilerki onyillarda yasama sansi olur. Yoksa bittiginizin resmidir.Elbetteki çağa ve şartlarına uyum sağlamak lazım fakat , Atatürk ilkelerinin bununla ne ilgisi var nereye nası bağladınız onu çözemedim ben.Tek partili hayat diktatörlük gibi heveslerim yok tek hevesim şu ülkede bulunmayan ama sizin var olduğunu iddaa ettiğiniz demokrasi :)
Şu saide gösterdiğiniz saygıyı Atatürke gösterseniz beni anlayacaksınız ama Atatürk'e yanlışmış gibi konuşuyosunuz.Ben sizden gelin kemalist olun diye beklemiyorum zaten ama Atatürkle alıp-veremediğiniz nedir ? burada sorun yaşıyorum.Şu an azda olsa bi laiklik varsa bunu Atatürk'e borçluyuz.
´ Just!ce `
08-01-2011, 22:52
Ayrıca eklemeyi unutmuşum demişsinizki ;
Justice, bu sözü önce anlasaniz diyorum. Said'in bu sözü meshurdur. Bunu tarikatlara karsi söylemistir.
Tarikata yada X e karşı söylemesi beni haksızmı çıkarıyo bunu neden söylemiyosunuz ?
´ Just!ce `
08-01-2011, 23:05
Bu tamamen, bu konuda hiç bir şekilde otorite olmayan sargon'un sözüdür.Gerçeği yansıtmamaktadır.
Bunun yanında kürt said; gerici, yobaz, şeriatçı ve sahtekardır.Bu konudaki binlerce delil, risale isimli karalamalarında vardır.Örnek isteyen açar okur ki, yukarıda bir örneği de verilmiştir!
Ya naper bunların hiçbirine gerek yokki :)
Kuran ve din açısıyla bakacak olursak saidin kafirliğine şüphe yok nasıl ?
ebced ve cifirle geleceği okuyormuşya kendisi kuran ayetlerinde geleceği okumakla alakalı ne diyor ?
yunus suresi 20 = "Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya!" diyorlar. De ki: "Gayb ancak Allah'ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!" r"
Neml suresi 65 = De ki: "Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir. Onlar öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler."
Pardon yaw bu Zaat-ı muhteşem kendini peygamber değil Allah ilan ediyomuş :)
Şu saide gösterdiğiniz saygıyı Atatürke gösterseniz beni anlayacaksınız ama Atatürk'e yanlışmış gibi konuşuyosunuz.Ben sizden gelin kemalist olun diye beklemiyorum zaten ama Atatürkle alıp-veremediğiniz nedir ? burada sorun yaşıyorum.Şu an azda olsa bi laiklik varsa bunu Atatürk'e borçluyuz.
Ben her ikisine de, hatta bütün tarihsel kisiliklere de saygi duyuyorum. Hepsini de ayri ayri degerlendiriyorum. Benim Atatürk'le derdim yok ki. Benim asil derdim Atatürkcü yada Kemalist oldugunu söyleyenlerle. Bu insanlar artik cagin disinda yasayan, bagnaz insanlara dönüsmüs durumdalar ne yazik ki. Mustafa Kemal'i bir peygamber yerine koymuslar, onun agzindan cikanlari islamcilarin sünneti gibi aynen tekrarlamaya calisiyorlar. Said Nursi'ye karsi beslenen düsmanligin arkasinda tamamen tek parti dönemini tekrarlamaya calisan zihniyetin izleri var sadece. Türkiye farkli düsünceleri kaldirabilecek bir düzeye coktan ulasmis durumda, ama bunu hala anlayamiyorsunuz ve hala gecmiste yasadiginiz icin farkli düsüncelere tahammül bile edemiyorsunuz. Bu yüzden cagdisi olmus durumdasiniz.
Ben de Said Nursi'yi elestirecegim ama bunu diktatörlük sevdalilarinin hakaret ve cehalet dolu argümanlari esliginde yapmak istemiyorum. Once bu ilkellige bir son vermek vermek lazim. Kisacasi sizler olmasaydiniz burda cok daha zengin tartismalar gelistirme sansimiz vardi. Gelismenin, bilimsel düsüncenin önünde bir engel haline geldiginizi farkedemiyor musunuz acaba?
Gerçekleri yazmamak, çarptırmak adetin olmuş.Diyorumya, padişahlara layıksın!
O kadar şey yazıp hiçbir şey söylememeyi nasıl beceriyorsun hayret yani.
Neyse Said konusunu tartışmaya devam.
Yukardaki son iletiyle oldukça örtüşen bir söylem var aşağıda:
“Hür Adam filminin çekimi bir tesadüf değildir, film, Kemalizm’in tahrip edilmesinin bir aracı olarak iş görmek üzere kasıtlı olarak çekilmiştir.”
Ne rastlantı değil mi? Kemalistlere saldırmanın dayanılmaz hafifliği ile yapılmış bir saldırı ile örtüşen bir söylem…
Peki bu söylem nereden mi? İşte şuradan: Dinbu.com Turan Dursun İslam Dini ve Gerçekler adlı bir site. Bunu tesadüfen buldum. Cumok (cumhuriyet okuru) grubuma ağlak Gülen’le ilgili bir ileti geldi (Hani ben Cumhuriyet okuyan berbat bir faşist, dünyadan bihaber, çeteci Kemalist’im ya, nasıl da belli oldu). İleti sonunda da şu link vardı:http://www.dinbu.com/ (http://www.dinbu.com/)
Bu siteyi doğal olarak inceleyeceğim. Ana sayfada, aşağıya doğru bakarsanız hem ağlak Gülen hem de şua Sait ile ilgili bayağı yazı var. Ana sayfada sağ yanda bazı tanıdıkları da bulabilirsiniz. A evet, unutmadan, yukarıdaki alıntı da şua Sait için ekli bir yazıdan:
http://www.dinbu.com/din-bu/said-i-kurdi-meselesinde-eksik-kalan-yan-nedir.asp#more-848 (http://www.dinbu.com/din-bu/said-i-kurdi-meselesinde-eksik-kalan-yan-nedir.asp#more-848)
Yazıları henüz okumadım ama Işık-nur ilişkisi de herhalde aktarılmıştır. Yukarıdaki aktardığım yazıya da şimdilik şöyle bir baktım, dinci cemaatlerin sultasındaki milletvekilleri falan da aktarılıyordu. Bu şekilde dincilik yapanların yönettiği kulların yönetiminde bir meclis! Olsun ne varmış, değil mi? Yeter ki bilim düşmanı ve engelleyicisi Kemalist çeteci olmasın da…
.
´ Just!ce `
08-01-2011, 23:53
Ben her ikisine de, hatta bütün tarihsel kisiliklere de saygi duyuyorum. Hepsini de ayri ayri degerlendiriyorum. Benim Atatürk'le derdim yok ki. Benim asil derdim Atatürkcü yada Kemalist oldugunu söyleyenlerle. Bu insanlar artik cagin disinda yasayan, bagnaz insanlara dönüsmüs durumdalar ne yazik ki. Mustafa Kemal'i bir peygamber yerine koymuslar, onun agzindan cikanlari islamcilarin sünneti gibi aynen tekrarlamaya calisiyorlar. Said Nursi'ye karsi beslenen düsmanligin arkasinda tamamen tek parti dönemini tekrarlamaya calisan zihniyetin izleri var sadece. Türkiye farkli düsünceleri kaldirabilecek bir düzeye coktan ulasmis durumda, ama bunu hala anlayamiyorsunuz ve hala gecmiste yasadiginiz icin farkli düsüncelere tahammül bile edemiyorsunuz. Bu yüzden cagdisi olmus durumdasiniz.
Ben de Said Nursi'yi elestirecegim ama bunu diktatörlük sevdalilarinin hakaret ve cehalet dolu argümanlari esliginde yapmak istemiyorum. Once bu ilkellige bir son vermek vermek lazim. Kisacasi sizler olmasaydiniz burda cok daha zengin tartismalar gelistirme sansimiz vardi. Gelismenin, bilimsel düsüncenin önünde bir engel haline geldiginizi farkedemiyor musunuz acaba?
Sargon anlaşılan seninle senin tarzında konuşmanın zamanı gelmiş.
Atatürk çağdışı kaldıda savunduğunuz said neci ? yoook o kalmaz (nedense)
Bana çağdışı diyen vatandaş yukarda yazdıklarımın tek kelimesinde kanıtsız tek kelimesinde yalan yok neden cevap "veremessin"
Çok pardon yaw sorduğum ve yazdığım şeylere sen cevap vermeden yorup bilimsel düşüncelerinin önünde duruyosam
Kartal görünümlü serçeler sizii :) ateistlere bak işi gücü bırak saidle uğraş hey allahım :D
saidi araştırıp okumak başka desteklemek başka şey.çok ateist gördümde sizin gibisini ilk defa gördüm.
Herhalde gördüğüm ateistlerin said hakkında hiç bi bilgisi yokki sizin tam aksinizi düşünüyorlar..Okutmak lazım bu yazılarınızı :)
Ateistlerin cogu birak Said'i din hakkinda bile cok fazla birsey bilmez. Ilgilenmezler cünkü. Said'e ilgi gösteren Kemalistler olmustur, onu politik rakipleri olarak gördükleri icin. O yüzden Said'e ateizm cephesinden bir elestiri yapilmamistir aslinda. Gelen elestiriler tamamen politik ve kemalizm cephesinden yapilmis elestirilerdir. Ateizm = kemalizm olmadigi icin kemalizmin politik hesaplasmalari da tüm ateistleri baglamaz.
Kemalistlerin şua Sait’e, ağlak Gülen’e karşı çıkmasından doğal bir şey olamaz. Sorunu rekabete indirmek çok basit ve kolay bir şey.
Şua Sait ile ağlak Gülen’e – Türkiye’de ne kadar cici olursa olsun - cumhuriyet ve demokrasiye bağlı olanların – Kemalist vb ne olursa olsun - karşı çıkması çok olağan ve sıradandır. Çünkü bunlar dine bağlılık gayesi ile - tarikatçı ve cemaatçilikle – din devleti kurma peşindeler. Bir ateist olarak bunları görmemek, olanaksız. Cemaatler mecliste değil mi? Cemaatlerin güdümündeki milletvekillerinin cemaatlerinden özgür olarak davranmaları olanaksız. Bunu bir bakan bile “cemaatime başım eğik” diye dile getirdi. Din afyon değil mi? Sorun insanları umarsız bırakmamakta. Buna engellemezseniz insanların umarsızlıkla kendi dışlarında bir doğaüstü güç aramalarını engelleyemezsiniz. Eğitimde, aslında her alanda, dine karşı çıkarak bu boşuna ve sultaya götürücü arayışa karşı çıkmak gerekir. İş bu kadar basittir. Bu zararı görmeyen nasıl inançsız olabilir?
.
Bu başlık içinde hiç bir dini öge barındırmadıgından ya da çok az barındırdıgından ve esas olarak politik malzeme ile süslü oldugundan politika forumuna alınmıştır.
saygılarımla
Ateistlerin cogu birak Said'i din hakkinda bile cok fazla birsey bilmez. Ilgilenmezler cünkü. Said'e ilgi gösteren Kemalistler olmustur, onu politik rakipleri olarak gördükleri icin. O yüzden Said'e ateizm cephesinden bir elestiri yapilmamistir aslinda. Gelen elestiriler tamamen politik ve kemalizm cephesinden yapilmis elestirilerdir. Ateizm = kemalizm olmadigi icin kemalizmin politik hesaplasmalari da tüm ateistleri baglamaz.
Sevgili sargon, nihayet bir başlığı ilgisiz iletilerini ayıklayarak ilgi ile okuyabildim. Aceleci davranıp ateist çerçevesinden eleştiriye geçmeden önce daha detaylı bilgiler aktaracağını umuyorum..
´ Just!ce `
09-01-2011, 04:26
Ateistlerin cogu birak Said'i din hakkinda bile cok fazla birsey bilmez.
Ateist arkadaşların çoğu buna katılırsa ben daha tek kelime yazmam.Benim bildiğim ateist profili reddettiği herşeyi okur.
Ilgilenmezler cünkü. Said'e ilgi gösteren Kemalistler olmustur, onu politik rakipleri olarak gördükleri icin. O yüzden Said'e ateizm cephesinden bir elestiri yapilmamistir aslinda. Gelen elestiriler tamamen politik ve kemalizm cephesinden yapilmis elestirilerdir. Ateizm = kemalizm olmadigi icin kemalizmin politik hesaplasmalari da tüm ateistleri baglamaz.İlgi göstermekmi ? ben dine inanan bi insan olmadığım için okuyorum , okurkende zamanında said denk geldi , neymiş diye okudum gördüm emin olun sizin kadar ilgilenmiyorum :hail:
Gelen eleştirilerin hepsi politikmi ? yahu siz başkalarının yazdıklarını banamı yıkıyosunuz yoksa alkollümü okuyosunuz yazdıklarımı ?
Ayet verdim ben yukarda adam geleceği gördüğünü kuranda da bunun yazdığını falan iddaa ediyo vs vs.
Ne alaka şimdi bu siyasetle.Bence siz cevap verebildiğiniz yere çektiğinizden konuyu böyle gidiyo konuda.Haklı olduğum yerde haklısın deme erdemini gösteremedin bunuda kabullenemedin.Herkes herşeyi okudu kafanı yorma!
´ Just!ce `
09-01-2011, 04:32
Bu başlık içinde hiç bir dini öge barındırmadıgından ya da çok az barındırdıgından ve esas olarak politik malzeme ile süslü oldugundan politika forumuna alınmıştır.
saygılarımla
Çok mantıklı olmuş sayın dilaver.
Said'in cifr ve ebced hesaplari ile ugrastigi, burdan yola cikarak Kuran'dan bir takim anlamlar cikarmaya calistigini biliyoruz. Burdaki amaci Naksibendilikten gelen "müceddidi" geleneginin yapmaya calistigi yeniliklere benzer yenilikler yapma cabasi. Statik, degismeyen bir varligi degisir kilabilmek icin birseyler kullanilmasi gerekiyor. Reformist islamcilarin cok kullandiklari yollardan biri bu. Kuran'i tefsir etmek gerekiyor diyorlar, bunun icin de ya cifr ve ebced hesaplari ile kendi düsüncelerine haklilik payi yaratmaya calisiyorlar yada haniflerde oldugu gibi tüm tefsir, hadis vb.ni gecersiz sayip herseyi bastan kendileri tefsir etmeye calisiyorlar. Saidi Nursi'nin de yaptigi budur. Benzer bir seyi bir baska reformcu müslüman olan Edip Yüksel de yapiyor.
Garip olan ise su. Türkiye'de resmi din anlayisi (diyanetin savundugu din anlayisi) bu tür yeniden yorumlamalara israrla karsi cikmakta. Ornegin Diyanet'in "Nurculuk Hakkinda" adli bir kitabinda sunlar yaziyor.
“Ayet-i kerimelerin tefsirinde, mananın tahammül edemeyeceği tarzda batni ve indi manalar verilmeye çalışıldığı, ebcet hesabı ve Tevafuklarla manalar verildiği, bunların müslümanlık esaslarına göre dini ve ilmi kıymeti olmadığı”“Kur’an-ı Kerim’in harflerinden birtakım manalar istihracına kalkılmak gibi ulemanın ekseriyetince benimsenmeyen bir yol tutulduğu, Asayi Musa adlı eserinde ayet ve kelamı indi olarak tevil ederek bunların risalei nuru tebşir ve tebliğ ettiğinin iddia edildiği”
Eh, bütün bunlar normal. Farkli dini ekoller olur ve farkli seyleri savunurlar ve tartisirlar.Diyanet gibi bir kurumun laik bir devlette olmamasi gerekir. Neyse simdi var, onu da dini ekollerden biri varsayalim. Iyi de bu ülkenin laik mahkemelerinin bu yorumlari iddianamelerine koymalarina ne buyurulur? Diyanet'in kitabindan yaptigim bu alinti 2000 yilinda Fethullah Gülen ile ilgili hazirlanan iddianamede geciyor. Yahu, hani bu devlet laikti. Bana ne hangi ekolün neyi savundugundan, ben suc isleniyor mu, devletin laik yasalarina uymayan bir durum var mi ona bakarim.
Ben cifr ve ebcede sacmalik olduklari icin karsi cikarim, islam alimleri buna karsi ciktiklari icin degil. Cifr, ebced yapmak da suc degildir herhalde. Zaten gelecek senaryolari yazmak o kadar moda ki, modern cagimiz modern cifr ve ebcedcilerle tika basa dolmus durumda. Herkes gelecek senaryolari yaziyor, bunlarin cogu da felaket ve korku senaryolari.
Islamiyetteki farkli ekolleri anlayabilmek icin biraz da ordaki tartismalari izlemeye calismaniz lazim. Mesela bir site vereyim size.
http://irafshi.wordpress.com/category/dinde-refomcu-zindiklara-cevaplar/
Yazilarina kisaca gözatinca anladigim kadariyla Naksibendi tarikatina, muhtemelen de Ismailaga cemaatine yakin bir site bu. Bakin yukariya 4 "reformcu zindik"in resmini koymus. Bunlar kimler? Muhammed Abduh, Cemalettin Afgani, Said Nursi ve Fethullah Gülen.
Bu dört kisi islamiyetteki modernizme dönük reform hareketinin temsilcileridir. Bu reform hareketinin temelinde yatan sey de pozitivizmin gelismesi ve dinsizligin yayilmasina karsi duyduklari korkudur. Geleneksel islami söylemlerle modern caga yanit verilemeyecegini anlayan bu ekol caga uygun yeni bir söylem gelistirmeye calismistir.
Bize sürekli kabul ettirilmeye calisilan sey ise bu reformistlerin en tehlikeli, en yobaz kesimler oldugu iddiasi. Ayni yukarda verdigim sitede oldugu gibi. Hatta eger biraz incelerseniz Kemalistlerin Sadi Nursi ile ilgili argümanlarin bircogunun asagidaki sitedeki gibi kesimler tarafindan aynen tekrarlandigini görürsünüz.
Daha iyi anlasilmasi icin hemen bir örnek vereyim. Bu siteden bir yazi. Gayrimüslim sehit olmaz (http://irafshi.wordpress.com/2010/08/05/hristiyanlik-ile-islamiyet-omuz-omuza-gelmeyecektir-gayrimuslim-sehit-olmaz/) baslikli yazida Said Nursi'nin bir ifadesi elestiriliyor. Söyle bir aktarma ile baslanmis
Said Nursi’nin Ehli Sünnet’ten uzak , bozuk itikadına ve İslam’ı yıkma faaliyetlerine örnek olan bu hususu özünden ele alıyoruz.
İster herhangi bir dinden olsun, ister dinsiz olsun, bir gayrimüslim eğer ihtiyarsa, fakirse, zayıfsa, belalara maruz kalarak çok sıkıntı çekmişse, zulme uğramışsa veya iyi huyları varsa mesela mütevazı ise, insanlığa faydalı buluşlar yapmışsa, bunların hepsi küfrüne kefaret olur, hatta şehitlik mertebesine yükselir ve Cennete gider) diyor , Said Nursi…( Kastamonu Lahikası Mektup no: 75, s. 1615 )
Buna sitenin cevabini isterseniz yazidan okursunuz. Cikardigi sonuc ise su: "Müslüman olmayanların hiçbir iyi ameline sevab verilmez. Doğruca Cehenneme giderler." Said Nursi daha insancildir, site yazari ise inanilmaz sekilde saldirgan bir yobaz.
Dil konusunda da benzer bir tutum var. Ornegin burda da söyle ifadeler kullanilmis. Mason Abduh Said Nursi'nin üstadi mi yazisindan: "Said Nursi’nin Masonluğu tescillenmiş sapık Abduh’un ve Cemalettin Efgani’nin izinden gittiğini çok iyi biliyoruz."
''Said insan eti yiyen, bebeklere tecavüz eden, orman yakan bir canavardı'' dersek, ateistliğimizi tescil ettirebilir miyiz makamınıza?
Demagojiyi bırak ulpian.
Kimsenin Said hakkında asılsız iddialarda bulunduğu yok.
Said'in ne mal olduğu belli. Bu onun kendi yazdığı risalet paçavralarından belli. Başkalarının onun hakkında ne yazdığına bakmaya bile gerek yok. Şeriat yanlısı. Zamanında da dersini almış.
Ne yani, yeni bir cumhuriyet kurmuş bir ekip Said efendiye,
"Hay hay, Hocam.Emriniz olur. Bundan sonra Meclis mensubu olup da namaz kılmayanlar meclisten atılacak. Hatta hemen ülkede şeriat ilan edelim," mi diyecekti.
Sizdeki Mustafa Kemal düşmanlığı, sizi nurcularla aynı çizgiye getirmiş.
Bir de hala ateist olduğunuzu ileri sürüyorsunuz.
Sol gösterip sağ vuruyorsunuz.
Siyasi olarak farklı düşünebilirsiniz ama karşısında olduğunuz siyasi düşünceyi yıkmak adına şeriat yanılısı birini cilalayıp parlatmak, en azından mazlummuş gibi göstermek bir ateiste yakışmaz.
Bunu yapanın ateist olduğuna da beni inandıramazsınız.
Adama sormuşlar, "Mezhebin nedir?" diye.
"Ben ateistim," demiş.
Bu defa şöyle sormuşlar;
"Tamam da, katolik ateist misin, protestan ateist mi?"
Sizinki de o hesap.
Nurcu ateist misin, Nakşi mi?
Ateistlerin cogu birak Said'i din hakkinda bile cok fazla birsey bilmez. Ilgilenmezler cünkü. Said'e ilgi gösteren Kemalistler olmustur, onu politik rakipleri olarak gördükleri icin. O yüzden Said'e ateizm cephesinden bir elestiri yapilmamistir aslinda. Gelen elestiriler tamamen politik ve kemalizm cephesinden yapilmis elestirilerdir. Ateizm = kemalizm olmadigi icin kemalizmin politik hesaplasmalari da tüm ateistleri baglamaz.
Bu beyan koca bir yalandır.Bu konuda yapılmış bir araştırma, ateistlerin, dindarlardan çok daha fazla dine hakim olduğunu gösterir.Kuranı 3 incili ve tevradı da birer sefer ben okudum.Tanıdığım tüm ateistler de bir çok dini araştırır okur.Kardeşim şu sıralar, budizm ileilgili bi'şeyler okuyor.
İlgili araştırma forumda vardı, ararsan bulursun!
´ Just!ce `
09-01-2011, 13:00
Garip olan ise su. Türkiye'de resmi din anlayisi (diyanetin savundugu din anlayisi) bu tür yeniden yorumlamalara israrla karsi cikmakta. Ornegin Diyanet'in "Nurculuk Hakkinda" adli bir kitabinda sunlar yaziyor.
“Ayet-i kerimelerin tefsirinde, mananın tahammül edemeyeceği tarzda batni ve indi manalar verilmeye çalışıldığı, ebcet hesabı ve Tevafuklarla manalar verildiği, bunların müslümanlık esaslarına göre dini ve ilmi kıymeti olmadığı”“Kur’an-ı Kerim’in harflerinden birtakım manalar istihracına kalkılmak gibi ulemanın ekseriyetince benimsenmeyen bir yol tutulduğu, Asayi Musa adlı eserinde ayet ve kelamı indi olarak tevil ederek bunların risalei nuru tebşir ve tebliğ ettiğinin iddia edildiği”
Vaay ben bunu okumamıştım..Demek bindikleri dalı kesiyor nasreddin hocalar :)
Diyanet gibi bir kurumun laik bir devlette olmamasi gerekir.Kesinlikle katılıyorum.
Neyse simdi var, onu da dini ekollerden biri varsayalim. Iyi de bu ülkenin laik mahkemelerinin bu yorumlari iddianamelerine koymalarina ne buyurulur? Diyanet'in kitabindan yaptigim bu alinti 2000 yilinda Fethullah Gülen ile ilgili hazirlanan iddianamede geciyor. Yahu, hani bu devlet laikti. Bana ne hangi ekolün neyi savundugundan, ben suc isleniyor mu, devletin laik yasalarina uymayan bir durum var mi ona bakarim.
Ben cifr ve ebcede sacmalik olduklari icin karsi cikarim, islam alimleri buna karsi ciktiklari icin degil. Aynen bende saçma şeyler olduğunu biliyorum.Devlet bahçeli matematiği.İslam alimleri umrumda bile değil.
Islamiyetteki farkli ekolleri anlayabilmek icin biraz da ordaki tartismalari izlemeye calismaniz lazim. Mesela bir site vereyim size.
http://irafshi.wordpress.com/category/dinde-refomcu-zindiklara-cevaplar/Biliyorum bu siteyi.Karalamak istediğine mason diyo.
Bize sürekli kabul ettirilmeye calisilan sey ise bu reformistlerin en tehlikeli, en yobaz kesimler oldugu iddiasi. Ayni yukarda verdigim sitede oldugu gibi. Hatta eger biraz incelerseniz Kemalistlerin Sadi Nursi ile ilgili argümanlarin bircogunun asagidaki sitedeki gibi kesimler tarafindan aynen tekrarlandigini görürsünüz. Doğrudur yapan vardır bişey diyemem.10 parmağın onuda bir olmazmış :)
Buna sitenin cevabini isterseniz yazidan okursunuz. Cikardigi sonuc ise su: "Müslüman olmayanların hiçbir iyi ameline sevab verilmez. Doğruca Cehenneme giderler." Said Nursi daha insancildir, site yazari ise inanilmaz sekilde saldirgan bir yobaz.Müslümanım diyenler gaybı yaratandan iyi biliyolarya , süperler :) said dahamı insancıl ? saidde bu yazılanların aynısını diyoki..Kim cennete gider kim gidemez hepsini biliyolar :) bence al birini vur ötekine , "sonuç" itibarı ile hepsi birbirinin "aklınca" form değiştirmiş hali.Yani aynı.Hepsi zararlı birer parazit.Daha fazlası değiller.
Sargon
Uzunca yazının içine yine ateistliğinle çelişen kelamlar eklemişsin...
Kısaca irdeleyelim...
Kuranı yeniden yorumlayan, reformist islamcılar diyorsun kürt said ile fetoya...Tebrikler.
Çağa uydurduklarını, aslında iyi bir iş yaptıklarını söylüyorsun!
Ben de sana soruyorum;
Sen kuranın, neden çağa uymasını istiyorsun?
Kuran çağa uysa sen de inanacak mısın?
İnanmış gibi yapıp, safça inananlar üzerinde hüküm sahibi olmak ve bu işten menfaat sağlamak mıdır amacın?
Son soru çok can alıcı.Çünkü senin reformist dediğin her iki yobazın dikkat çekilmesi gereken ortak paydası din ve siyaseti çok iyi birleştirebilmiş olmalarıdır.Hele ki; gözü yaşlı, yüce kişilik, bilim insanı, reformist şahsiyet muhammed fettullah gülen hocaefendihazretleri, siyaset din ikilisine ustaca parayı da yerleştirmiştir.Zira emekli cami hocasının mal varlığı, okulları vesairesi ortadadır!
Genellikle liberallerin, dinlerle barışık olması yadırganmaz.Çünkü din onlar için kullanışlıdır.En basitinden gavur mu gavur colgate; misvak özlü macun ile müthiş satışlar yaptı...
Din, ezilen insanın sorgulamaması için mükemmel bir araçtır.Bir kere cennet vaadi vardır, adaletin bir gün yerini bulacağı inancı; sen ve senin gibi modern çağ sömürücülerinin şak şakçılarının ekmeğine yağ sürer...Şükür vardır değil mi?
Bu halimize de şükür!
Hiç bir ateist dinde reformu yadırgamaz, ancak teşvik te etmez...Sadece dini çağa uydurma çabalarını bıyık altı gülümseyerek izler.Asıl şarlatanların da bu çağa uydurma meraklıları olduğunu çok iyi bilir.
Çünkü samimi bir dindar, allah kelamı olduğunu düşündüğü kuralları modifiye etmez, esnetmez.Bunu ancak kürt said ve feto gibiler yapar.Çünkü artık kitlenin büyük kısmı uyanmıştır.Kurandaki matematik hatası gibi güçlü donelerle ortadadırlar.
Ancak din bazılarına lazımdır hala!
Menfaat ve kitle yönlendirmenin dayanılmaz hafifliği ile, bazı esnetmelere gidilmelidir ki, en azından kayda değer bir kalabalık(cemaat) yaratılabilsin.
Ve sen bu cemaat yaratıcılarını, her geçen gün daha fazla destekliyorsun.Yazdıkça batıyorsun...Şu konuyu dışarıdan takip eden hemen herkes samimiyetsizliğinin farkında olmalı.Dindarlar dahi!
Hala cemaat, efendi, şıyh, hoca takımını umutsuzca savunma gayretindesin.Ve bazen bu savunma uğruna öyle laflar ediyorsun ki, forum kuralları dahilinde sadece gülünç denilebilir.
Reformist ha!
Şu yukarıda iki eli dizinde namaz vaziyeti almış, kişiliği biat etmek ve ettirmekten ibaret, vahiyle, tebliğle, melekle, şeytanla kafayı bozmuş yobaz, reformist; öyle mi?
Çarpık argümanlarla Atatürk'ü eleştirmeye kalkışıyorsun.
Diyanet neden varmış?
İnsanların dini öğrenmesi, senin kürt said'in gibi sahtekarların kandırmacasından korunması için kurulmuştur.Şüphesiz ki aklı başında biri kuranı adam gibi okursa en azından şüpheye düşecektir.Kuranı reddetmek için gerekli doneler, kuranın içinde fazlasıyla vardır.
Mustafa Kemal'in yazdığı tarih kitabında, kuranı açıklayışı bu konuda yeterince fikir verir!
Mustafa Kemal'in eleştirilecek bir çok davranışı, tutumu, özelliği vardır.Buna rağmen genele bakıldığında, ulusumuza hediye ettiği çok büyük değerleride vardır.Sen bu değerleri-kasıtlı olarak- görmezden gelip, eleştirilebilecek eksileri üzerinden tukakaya kadar giderken, elde rasyonel tek bir artısı olmayan, cahil, geri kafalı bir tarikatçıyı, mesnetsizce reformist diye etiketliyorsun...
Tamam, kapitalizmde; üründen ziyade ambalaj önemlidir de, biz açıp baktık daha evvel ürüne...Sen kuzu eti diye yırtınsan da, o paketteki, bildiğin hıyar!
Diyanet işleri, ortada hiç bir kurum yokken hoppadanak kurulmamıştır.Kimi arkadaşlarımınız elini eteğini öptüğü osmanlıdaki, Şer'iye ve Evkaf Vekâleti denilen kurumun ortadan kaldırılmasıyla meydana gelmiştir.Her halde diyanet işleri reisliği(o zaman ki adıyla), Şer'iye ve Evkaf Vekâleti den çok daha ileride duran bir oluşumdur!
1950 ye kadar devam eden yapı, senin müthiş demokrasi timsalin tarafından genişletilmiştir!
2 yeni müdürlük artı gezici vaizlik Adnan Menderesin diyanete hediyesidir.
Kuranın türkçeleştirilmesi ve ezanın türkçe okunması da Adnan Menderes denen zat tarafından kaldırılmıştır.
1961 anayasası ile de diyanet iyice devletle bütünleşmiş ve günümüzdeki halini almıştır.Bu laik bir devlette kabul edilemez bir noktadır.
Diyaneti devlete amastomoz eden M.Kemal olmayıp, tersine Menderes ve sonrasındaki darbe hükümetidir!
Diyanetin ilk kurulma amacı çok açıktır.
Nufusunun büyük bölümü müslüman olan bir ülkede, anlaşılır bir dille "din neymiş" sorusunu yanıtlamak ve bu süreçte ortaya çıkabilecek şarlatan, sahtekar, mehdi, şıyh, derviş, tarikat gibi bilimum zararlı kişi ve kurumdan masum vatandaşı korumaktır.
Kaynak:http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/Diyanet-Isleri-Baskanligi-Tanitim-Taktim-4.aspx
´ Just!ce `
09-01-2011, 14:27
Diyanet işleri, ortada hiç bir kurum yokken hoppadanak kurulmamıştır.Kimi arkadaşlarımınız elini eteğini öptüğü osmanlıdaki, Şer'iye ve Evkaf Vekâleti denilen kurumun ortadan kaldırılmasıyla meydana gelmiştir.Her halde diyanet işleri reisliği(o zaman ki adıyla), Şer'iye ve Evkaf Vekâleti den çok daha ileride duran bir oluşumdur!
1950 ye kadar devam eden yapı, senin müthiş demokrasi timsalin tarafından genişletilmiştir!
2 yeni müdürlük artı gezici vaizlik Adnan Menderesin diyanete hediyesidir.
Kuranın türkçeleştirilmesi ve ezanın türkçe okunması da Adnan Menderes denen zat tarafından kaldırılmıştır.
1961 anayasası ile de diyanet iyice devletle bütünleşmiş ve günümüzdeki halini almıştır.Bu laik bir devlette kabul edilemez bir noktadır.
Diyaneti devlete amastomoz eden M.Kemal olmayıp, tersine Menderes ve sonrasındaki darbe hükümetidir!
Diyanetin ilk kurulma amacı çok açıktır.
Nufusunun büyük bölümü müslüman olan bir ülkede, anlaşılır bir dille "din neymiş" sorusunu yanıtlamak ve bu süreçte ortaya çıkabilecek şarlatan, sahtekar, mehdi, şıyh, derviş, tarikat gibi bilimum zararlı kişi ve kurumdan masum vatandaşı korumaktır.
Kaynak:http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/Diyanet-Isleri-Baskanligi-Tanitim-Taktim-4.aspx
naper sayın aydoenin şu başlığınıda bence bi incele :)
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=22651
Sargon arkadaşa fazlaca yüklenildiğini düşünüyorum.
Kendisi ateisttir ama tabiî ki tüm ateistlerin verilmiş olan belli kalıpları olduğu gibi kabul etmesi ve sorgulamaması beklenemez.
O da araştırıyor,okuyor , tarikatları ve cemaatleri inceliyor yani sosyolojik bir çalışma içinde.
Arkadaş sol liberal bir dünya görüşüne sahip olduğundan küreselleşmenin yeni dünya politikasının etkisinde kalmış , normaldir.
Said delidir dedik .
Aslında tıpta delilik diye bir terim yoktur, bir kişinin ruh sağlığının bozuk olduğundan bahsedebiliriz.
Bu terim halk tarafından kullanılan bir terimdir.
Genelde toplumun geçerli tayin ettiği düşünceleri, değer yargılarını, davranış özeliklerini göstermeyen ve "topluma aykırı" olan insanlara manyak veya deli denir.
Akılla, mantıkla bağdaşmayan düşünce, duygu ve davranışlar sergilediğinden dikkat çeker.
Delilik; düşünce, duygu ve davranış alanındaki sapmalar,bozukluklarla karakterizedir.
Said giyimi yöresel kıyafetleri, başında sarığı belinde hançeri ile ortalıkta endam etmesi neticesi akıl hastanesine kapatılır.
Örneğin şizofrenin paranoid formunda kışı, kendisinin takip edildiğini, yemeklerine zehir konduğunu düşünebilir. Perdelerini sıkı sıkı kapatıp, evin içinde divan altlarını arayıp, radyo-tv içinde gizli cihaz araştırabilir.
</SPAN>17 kez zehirlendiğini ve öldürülmeye çalışıldığını düşünmekteydi
Hezeyanları olabilir, örneğin çok büyük bir insan olduğunu, dikkatli olması gerektiği sonucunu çıkarabilir. Kendisine görev verileceği, haber beklemesi gerektiği yargısına varabilir.
Kimi hasta "mehdi" olduğunu, "Hz isa" olduğunu, dünyayı kurtaracağını söyler. Allah'la konuşan, ondan vahi alan, kendini peygamber ilan eden hastalar çıkmaktadır.
“Burada her suale cevap verilir, her müşkül hallolunur; fakat sual sorulmaz”
Sen neymişsin be abi !
Paranoya Psikozu
Bu insanlar, bütün ömrü boyunca, kendi karakterine ve şahsiyet yapısına sıkı sıkıya bağlı; belirli bir sıra, düzen ve açıklık içinde ifade edilen tek bir konuda hezeyanlara sahiptirler.
Bu hastalıkta hastanın tek bir konuda "takıntısı" vardır. Bu takıntıyı öylesine sistemli tefsirli anlatımı vardır ki inanmak çok güçtür.
Paranoya psikozu yerleşmeden önce hasta üç evre geçirir:
1)Dikkat ve analiz devresi: Hasta etrafında olup bitten hadiselere dikkat eder. Onları gelecekteki hezeyanlarını besleyecek tarzda tefsir eder. Kendisinde ve etrafında kendisine karşı olan davranışlarda birçok hususiyet keşfeder.
2) Perseküsyon devri: Bu durumda hezeyanlar ortaya çıkmaya başlar.
3) Büyüklük hezeyanları devresi: Aslında bu dönem 2devre ile beraber gelişir. Hasta kendini "büyük", "azametli", "birilerine yön veren" güçlü biri gibi algılar. Bundan dolayı kendisini çekmeyenler olduğunu söylerler.
Bu hastalarda kendiliğinden ve iradi olan dikkat ve hafıza; bilhassa hezeyanıyla ilgili konularda çok artmıştır.
Paranoyanın Bazı Klinik şekilleri
a) Kötülük görme paranoyası: Yukarda temas ettiğimiz gibi hasta, çevresindeki insanların kendisine düşman oldukları, kendisinin birtakım komplolara kurban gittiği fikrindedir.
b) Hak iddiası: Hastanın ömrü mahkemelerde geçer. Haklarının gasp edildiğini, aslında kendisinin çok yetenekli, büyük işler başaracak biri olduğunu, fakat kıskançlık ve komplolar yüzünden yükselmediğini söyler.
c) Keşif hezeyanlı paranoya: Bunlar mevcut keşifler ve icraatlardan birini kendine ait olduğunu iddia ederler. Veyahut yeni ve "uçuk" bir proje, icattı geliştirir. Bunu resmi makamlara kabul ettirmek için uğraşır dururlar.
d) Büyüklük,asalet hezeyanlı paranoya (ihtiraslı idealistler ): Toplumlar için en tehlikeli tip budur. Bu insanlardan bazıları mehdilik, peygamberlik veya insanlığı kurtaracak yeni mesajcı olduklarını iddia ederler. Etrafına da telkine yatkın,zeka seviyeleri orta veya ortanın altı insanları rahatlıkla toplayabilirler. Bu insanlar her zaman toplumda dikkat çekerler. Mesela, islami anlayışa uygun olmayan "mut'a nikahı" kıyan, tesettürü inkar eden, olan olayları mehdiliği yönünde tefsir eden ve kitap yazan insanlar vardır.
Bilgisiz, masum yüzlerce genç, bu tur insanların peşinden gitmektedir.
"Toplumsal paranoya" bu gibi durumlarda söz konusudur. Çünkü "lider" in paranoyası ona inanan kitle tarafından paylaşılmıştır. Ona inanılmaktadır.
Mistik hezeyanlı paranoyakların yanın da politik, ideolojik fikri olanlarda vardır.
Paranoyaklarla hezeyanları konusunda mantıki tartışmaya girmek doğru değildir. Boşa nefes tüketilir. Bu insanlar hezeyanlarıyla beraber "mezara girerler", kesinlikle hasta olduklarını kabul etmezler.
http://www.panik-atak.com/v3/index.php?option=com_content&view=article&id=61&Itemid=65 (http://www.panik-atak.com/v3/index.php?option=com_content&view=article&id=61&Itemid=65)
Biraz tanıdık gibi geldi ,bir tür sosyal paranoya nurculuk,inanmak isteyene ilaç.
Sen kuranın, neden çağa uymasını istiyorsun?
Kuran çağa uysa sen de inanacak mısın?
İnanmış gibi yapıp, safça inananlar üzerinde hüküm sahibi olmak ve bu işten menfaat sağlamak mıdır amacın?
Küfretmeden konuşan Atatürkçü olur mu? (http://nisanyan1.blogspot.com/2009/05/kufretmeden-konusan-ataturkcu-olur-mu.html)
Asgari haysiyete sahip biri için, sözünün ardında gizli gündem yahut kişisel çıkar aramak hakaretlerin en ağırıdır. Namussuzlukla itham etmektir.Popüler olmayan birtakım fikirleri cesaretle ortaya koyan birine özel çıkar atfetmek terbiyesizliğin uç noktasıdır.
Bu başlıkta son yapılan işlem hem gereksiz, hem de gerekçesi hatalıdır. Şöyle ki;
1 – darkofdeath “Hür adam Said-i Nursi” başlığıyla “Hür Adam” filminde Atatürk bağlantılı olaylar da kapsamında olarak Şuacı Sait'i aktaran bir tartışma açmıştır.
2 – Tartışmalar bazı din dışı olaylara da değinmekle birlikte dinsel konu kapsamındadır ve o şekliyle tartışılmıştır.
3 – Daha sonra, alışageldiğimiz gibi, tartışma şuacı Sait ve ağlak Gülen’in övülmesiyle değişik bir yöne, yani ateist – modifiye ateist tartışmasına dönmüştür.
4 – Şuacı Sait ve Ağlak Gülen’i öven tartışmacı sıkışınca – başlık kapsamında kısmen yer verilmekle birlikte önceden değil, neden sonra – konunun Atatürk’le ilişkisi dolayısıyla tartışmayı saptırmış, Kemalistlere yaftalar yapıştırarak, Kemalist = Ateist olmadığını göstereceğini aktarmıştır.
5 – Bunun üzerine moderatörlerin (Titan, ALKA, Nova, AerA) gık diyemediği bir acayip biçimde başka yönetici, tartışmacının umarsızlıktan istekli olduğu bu duruma kılıf hazırlamış ve başlığı İslam Forumundan Politika Forumuna taşımıştır.
6 – Başlık Said-i Nursi’nin öncesi ve sonrası ile İstiklal Savaşı sırasındaki davranışları ile daha da yoğun olarak İslami dinciliği ile ilgilidir. Dolayısıyla yeri İslam Formudur, geriye yerine taşınması gerekir.
7 – Kemalizm = Ateizm olmadığı, başka başlıkta ele alınabilir. Bu başlıkla ve dinle o konunun hiç ilgisi yoktur.
Dolayısıyla yöneticilerden – eğer baskı yapmadıkları savındaysalar – en azından kendi koydukları kurallara uymaları beklenir.
Buna örnek olarak yönetici Spartacus’ün “Genç Siviller” başlığındaki 149 sayılı ileti ile yaptığı uyarıyı verebilirim:
http://65.18.198.4/forumlar/showpost.php?p=351866&postcount=146
.
Küfretmeden konuşan Atatürkçü olur mu? (http://nisanyan1.blogspot.com/2009/05/kufretmeden-konusan-ataturkcu-olur-mu.html)
Asgari haysiyete sahip biri için, sözünün ardında gizli gündem yahut kişisel çıkar aramak hakaretlerin en ağırıdır. Namussuzlukla itham etmektir.Popüler olmayan birtakım fikirleri cesaretle ortaya koyan birine özel çıkar atfetmek terbiyesizliğin uç noktasıdır.
Alıntı yaptığın cümleler soru cümleleri olup itham içermez!
naper sayın aydoenin şu başlığınıda bence bi incele :)
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=22651
Teşekkürlerimi sunarım.Çok enteresan değil mi?
Acaba muhafazakar ateist arkadaşlar ne diyorlar bu işe...
Alıntı yaptığın cümleler soru cümleleri olup itham içermez!
Öyle mi?
Gel ben sana birkaç soru sorayım, soruların muhatabı da sen ol, itham olup olmadığını daha iyi görelim.
Diyelim ki sana şöyle bir soru sordum:
"Said-i Nursi hakkında bu tarz yazılar yazmanın sebebi ADD'den her ay tonla para alman değil mi?"
Hatta daha provokatif bir soru soruldu diyelim:
"Said-i Nursi hakkında bu şekilde propaganda yapmanın amacı ne? Bunun acaba ışık evlerinden birinde geçmişte tecavüze uğraman ile ilgisi var mı?"
İkisi de soru; ama bence bu tarz sorulardaki ithamlar, imalar ve terbiyesizlik açıkça görülüyor. Böyle tartışma olmayacağını senin de bu örneklerden sonra görebileceğini umuyorum.
´ Just!ce `
09-01-2011, 17:56
Sargon arkadaşa fazlaca yüklenildiğini düşünüyorum.
Sayın aydoe ben kimseyi sıkıştırmıyorum şahsen.Ben tartışıyorum.Ha beni sıkıştırmaya çalışanlar sıkıştıysa , ona bişe diyemem :)
Allah darda koymasın :)
Öyle mi?
Gel ben sana birkaç soru sorayım, soruların muhatabı da sen ol, itham olup olmadığını daha iyi görelim.
Diyelim ki sana şöyle bir soru sordum:
"Said-i Nursi hakkında bu tarz yazılar yazmanın sebebi ADD'den her ay tonla para alman değil mi?"
Hatta daha provokatif bir soru soruldu diyelim:
"Said-i Nursi hakkında bu şekilde propaganda yapmanın amacı ne? Bunun acaba ışık evlerinden birinde geçmişte tecavüze uğraman ile ilgisi var mı?"
İkisi de soru; ama bence bu tarz sorulardaki ithamlar, imalar ve terbiyesizlik açıkça görülüyor. Böyle tartışma olmayacağını senin de bu örneklerden sonra görebileceğini umuyorum.
Hayır ADD den tonla para almıyorum.Işık evlerinde de tecavüze uğramadım.
:thumb:
Ayrıca ışık evlerinde tecavüz hiç duymadım, sen nereden biliyorsun ki?:D
Hayır ADD den tonla para almıyorum.Işık evlerinde de tecavüze uğramadım.
:thumb:
Ayrıca ışık evlerinde tecavüz hiç duymadım, sen nereden biliyorsun ki?:D
Anlatmak istediğimi anlayamamışsın naper. Orada gerçekten ADD'den para alıp almadığını sorgulamıyorum, sana orada soru formunda insanları çeşitli şeylerle itham etmenin mümkün olduğunu göstermek istiyorum. Yoksa o saçma sorular ve bunlara vereceğin cevaplar beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Tecah%C3%BCl-i_arif
Böyle bir söz sanatı var ya, o hesap. Aslında soru sormak değil yani amaç, yaftalamak.
"Bunlar soru, itham yok" falan dedikten sonra soruları cevaplamak, kendini savunmak, üstüne bir de yansıtma yapmak zorunluluğu hissetmen zaten benim göstermek istediğim şeyi açık bir biçimde ortaya koyuyor. Bence yeterli oldu bu.
Ne o Astur?
Çarıklıyı savunaca bir şey kalmadı her halde, söz sanatı filan dağıldın gidiyorsun.:party:
Şiir de yazarsın sen yakında...
Aydoe hocam;
o zaman $öyle diyebilir miyiz?
"Akil" Said'i degil de, Said "Akli" terketmistir.
Aydoe hocam;
o zaman $öyle diyebilir miyiz?
"Akil" Said'i degil de, Said "Akli" terketmistir.
Yok sevgili Basic burada istemli bir durum söz konusu değil akıl hastalıklar beynin biyokimyasındaki değişiklerle ortaya çıkmakta ,bir çoğunda genetik geçişte söz konusu.
10 yıllık bir eğitimi 3 ayda tamamladığını ve her soruyu cevaplayabileceğini yani bilmediği hiçbir şey olmadığını iddia ediyor.
Yazdıkları laf salatası ve tekrardan başka bir şey değil .Kendine göre dini yorumlamış Kuran tefsiri yapmış .
Zannediyor ki her sorunun cevabı Kuran da var.
Aslolan Said’in aklının başında olup olmaması değil ,toplumumuzun aklının başında olup olmamasıdır.
Sosyal paranoya ,bir meczupa olmadık sıfatlar değerler yükleyip bir delinin peşinden binlercesinin gitmesidir.
Adamın Mehdi olduğuna inananlar bile var ;
‘’hadiste mehdinin zayıf ve sakalsız olduğunu gözlüyor. başka bir hadiste mehdi ALLAH ın inayeti altındadır ki üsatad(said nursi=mehdi) okadar belalara ve zehirlenmelerden korunmuştur. mehdinin sağ yanağında bir ben vardır. ve üstünde arapça ALLAH lafzı yazılmaktaki zaten öyledir. başka bir hadiste mehdinin adı adıma babasının adı babamın adına annesinin adı annemin adına tevafuk( evrimciler buna tesadüf deme gafletindedirler) gelirki cifirsel(gayb hesabı ileride olacak olanb olayalların yapıldığı hesabıdır) karşılığı tutuyor. baka bir hadiste ehlibeyttirki üstad peygamberin soyundandır.’’
‘’Belki İnsanlarımız Hazreti Kelimesinin sadece Peygamberlere Verilmiş Bir isim olduğuna inanıyorlarki inanası gelmiyor Said Nursi Hazretleri olduğuna . Bu Doğaldır
Said Nursi Hazretleri Hakkında Bir Çok Zat'ı Muallim Böyle bir AçıkLama Yapar '' Eğer Peygamberlik Günümüze dek devam etmiş oLsaydı BunLardan Biri Bedüzzaman Hazretleri oLurdu'' Ben BöyLe biliyorum ..
Hz Mehdi AçıkLaması Kimine Göre Biraz abartılı oLabilir Mesela '' Yok daha neler '' Gibilerinden iç geçirebilirler. Bu Bediüzzaman Hakkında Yeterli bir Bilgi sahibi olmayışından KaynakLanıyor..
Mehdi nedir ; Diğer bi anLamı Müceddid ..
Peygamberimiz (sav) hadislerinde, her yüzyıl başında Allah'ın yeryüzüne bir müceddid (dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre izah etmek üzere gönderilen büyük alim) göndereceğini müjdelemektedir:
Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah her yüz sene başında şu ümmetin dinini bidatten (dine sonradan sokulan hurafelerden) ayıracak, yenileyecek (ilim sahibi) Bir Zatı gönderir. (Sünen-i Ebu Davud, 5/100)
O Halde Bediüzzaman Gerçekten Bir Mehdi dir..
Bediüzzaman Said Nursi Hicri 13. asrın büyük müceddididir. Allah ona üstün bir ilim ve hikmetle lütufta bulunmuştur. Bediüzzaman, Risale-i Nur gibi önemli bir külliyat meydana getirerek Allah’ın izniyle yüzbinlerce insanın hidayetine, imanda derinleşmelerine, inkar sahiplerinin Allah’a iman etmelerine ve doğruyu görmelerine vesile olmuştur.
Bediüzzaman Hz. Mehdi’nin Gelişini Nasıl Müjdelemiştir?
Bediüzzaman, Risalelerin birçok yerinde, yukarıda yer alan olaylar ve tarihler gibi, gelecekte gerçekleşecek önemli olaylardan bahsetmiştir. Bunlar arasında ahir zaman alametleri ve Mehdi konusu ise çok geniş bir yer tutmaktadır. Bediüzzaman “hakiki beklenen ve bir asır sonra gelecek olan zat” (Kastamonu Lahikası, 57) şeklinde ifade ettiği Hz. Mehdi’nin gelişinin, Allah’ın bir vaadi olduğunu ve mutlaka gerçekleşeceğini şöyle bildirmiştir:
Kaynak: Bydigi Forum http://www.bydigi.net/semavi-dinler/249181-beddi-zzaman-saidi-nursinin-hayat-2.html#post1897701 (http://www.bydigi.net/semavi-dinler/249181-beddi-zzaman-saidi-nursinin-hayat-2.html#post1897701)
Şimdi Söyleyin Bakalım Bediuzzaman HazretLi Hz. Mehdi oLuyormu oLmuyormu’’
Aziz Nesin az söylemiş bizim insanımızın IQ sorununu ,deli bir değil ki milyonlarca .
Akıllıya hasretiz.
Adnan Oktar bile Mehdi'nin alametlerinin birçoğunu taşıyorum dedikten sonra bırakın Said de Mehdi olsun canım :D
´ Just!ce `
09-01-2011, 20:05
Adnan Oktar bile Mehdi'nin alametlerinin birçoğunu taşıyorum dedikten sonra bırakın Said de Mehdi olsun canım :D
Die öncelikle hoşgeldin (yeni olduğunu düşünüyorum , yanlışsam düzeltin:))
Adnan oktar bir "ş..........." fakat said yerine göre allah yerine görede mehdi olmayı başarabilen bir zaat-ı muhteşemdir :) lütfen ama :)
Die öncelikle hoşgeldin (yeni olduğunu düşünüyorum , yanlışsam düzeltin:))
Adnan oktar bir "ş..........." fakat said yerine göre allah yerine görede mehdi olmayı başarabilen bir zaat-ı muhteşemdir :) lütfen ama :)
Hoşbulduk Just!ce.
Açıkçası her ne kadar deli, manyak da olsa Said'in Adnan Oktar kadar s.......ı olduğunu düşünmüyorum.
Said en iyi ihtimalle saplantılı bir psikopattır.
Yıllarca hapisanede kalmasına rağmen saçmalıklarından ısrarla vazgeçmemiştir.
Bu Adnan Oktar'ı iki ay kodese tıksan ateist olur.
Saygılarımla.
´ Just!ce `
09-01-2011, 20:30
Hoşbulduk Just!ce.
Açıkçası her ne kadar deli, manyak da olsa Said'in Adnan Oktar kadar s....... olduğunu düşünmüyorum.
Said en iyi ihtimalle saplantılı bir psikopattır.
Yıllarca hapisanede kalmasına rağmen saçmalıklarından ısrarla vazgeçmemiştir.
Bu Adnan Oktar'ı iki ay kodese tıksan ateist olur.
Saygılarımla.
ahauhhuauhahu :D:D:pound:
Bana göre ikisininde farkı yok iman edenler olmasa aç kalır bunlar.Parazit tarzı yaşantıya sahipler.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=3086
Bu adreste tüm bunlar tartışılmış.Ve belli ki bazı arkadaşlarımız o vakitler çok farklı düşünüyorlarmış...Risale muhabbeti ve kürt saidin gerici, yobaz ve şarlatan olduğu kendi yazılarıyla ortaya konmuş.
Biri bana "ithamda bulunuyorsun" demişti ya;
Benim itham etmeme ne gerek var.Her şey ortada...
Rezillik!
´ Just!ce `
10-01-2011, 12:53
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=3086
Bu adreste tüm bunlar tartışılmış.Ve belli ki bazı arkadaşlarımız o vakitler çok farklı düşünüyorlarmış...Risale muhabbeti ve kürt saidin gerici, yobaz ve şarlatan olduğu kendi yazılarıyla ortaya konmuş.
Biri bana "ithamda bulunuyorsun" demişti ya;
Benim itham etmeme ne gerek var.Her şey ortada...
Rezillik!
Ben burda boşuna yazmamışım demekki yerine göre ateist die :)
naper,
Verdiğin linke şöyle bir baktım. Şualar falan herşey orya dökülmüş. Hepsi deşifre olmuş.
Ama bazı iletiler de gerçekten çok ilginç. Ne yapacaksın; insandır beşer, kuldur şaşar.
.
naper,
Verdiğin linke şöyle bir baktım. Şualar falan herşey orya dökülmüş. Hepsi deşifre olmuş.
Ama bazı iletiler de gerçekten çok ilginç. Ne yapacaksın; insandır beşer, kuldur şaşar.
.
Yalnız çarıklı, köylü uyanığı.Hiç bir zaman direkt yazmamış, belki şifaen söylemiştir.Hep ima ve göndermeler var."Emir mekkeden bile gelse, bizim söylediğimiz esastır" tarzında, aslında anlamı gayet net ancak müridleri tarafından da kıvırmaya müsait kelamlar var.
Bu herifin akıl sağlığı yerinde.Yaptığı şey similasyon...
Kısaca açıklayım;
İçinde bulunduğu zor durumdan kurtulmak için, psikolojik bozuklukları taklit etmeye çalışmak...
Tabii yüz yüze görüşüp, hocanın nurunu görme imkanım olmadığından, bu sadece bir tahmin.Ama karalamaları bu olasılığa kuvvetli kanıt oluşturuyor.
Anlam bozukluğu cahilliği ve hiç bir dile hakim olmamasından kaynaklı.Yinede çok net falsolar vermemesi, muhakeme yeteneğini kaybetmediğini gösterir.Biliyorsunuz hasan mezarcı çok daha net falsolar vermişti.Belkide falsolar verdi ama çağının iletişim yoksunluğu, falsoların bize ulaşmasına engel oldu.
Birde yadsınamaz özelliği var ki, fevkalade ezberci...Ne mutlu ki o deli saçması karalamalarını bize armağan ederek çok değerli kanıtlar bırakmış.Gerçi benim kafa götürmedi, çok ilgilenmedim ama çok az okumak bile bu kara cahilin ruh halini ve amacını kestirmek için yeterli.
Çok ciddi hataları da var.İşte radyo olayı gibi...Biliyorsun bu tip şeyler kuranda da var.İşte güneşin battığı yere gitmiş te, yok efendim balçıklı bir su gözesine, güneşi batarken görmüşte...
Yeni mehdi adaylarına benden tavsiye;
Bu tür karalamalar bırakacaksanız geride, kati suretle, bilimin henüz açıklamadığı olgulara bulaşmayın.Zira bu sizden sonra gelecek nesillerin eline çok güçlü kozlar verebilir.
Tarihteki binlerce, milyonlarca sahte peygamber gibi, bu çarıklı da bu konuda büyük hata yapmış...Ne acı ki hala inanılmaz sayıda müridi var.Şu beyin denen organ cidden enteresan!
Küfretmeden konuşan Atatürkçü olur mu? (http://nisanyan1.blogspot.com/2009/05/kufretmeden-konusan-ataturkcu-olur-mu.html)
Dostum, izninle bu alıntıladığın cümleyi imza yapacağım.. Çünkü son zamanlarda tüm tartışmalar bunun üzerinden dönüyor.. Herkese tek tek aynı şekilde yanıt vereceğime, bari imzamda kalsın da yazmam gerekmesin.
Dostum, izninle bu alıntıladığın cümleyi imza yapacağım.. Çünkü son zamanlarda tüm tartışmalar bunun üzerinden dönüyor.. Herkese tek tek aynı şekilde yanıt vereceğime, bari imzamda kalsın da yazmam gerekmesin.
Eski forumda imza olarak kullanıyordum ben de o cümleyi; kullanışlı oluyor valla. :)
Pşşşt;
Kaynatmayın bakiyim, konuya dönün...:lol:
Dönmek sorun olmaz sanıyorum...:hail:
Ben bu baslikta yeterince aciklama yapmaya calistim, ancak ne yazik ki benim argümanlarimi cürütmek icin gelistirilen ve böylece isime yarayacak bir sey gelmiyor. Anlamli bir tartisma gelistiren olursa yine yararlanmak isterim. Yoksa devam etmeye calismak zaman kaybi ve ego tatmini olacak.
Bu arada aydoe, benim 4 yil önceki bir mesajimi alintilamis. Orda dikkat edilirse Said'e iliskin genel bir degerlendirme yok. Kuran'da Ahmet adi gectigi seklindeki argümaninin dogru olmadigini göstermisiz. Bunun tartisilacak bir yani yok zaten, Tevrat'ta da Incil'de de Ahmet diye bir isim gecmez. Ha, Said'in her yazdigina sarilip, onu peygamber gibi görenlere de hala ayni seyleri söylerim. Arada su fark var. O zamanlar sadece bazi kesimlerin bir peygamberi oldugunu saniyordum, meger cok daha fazla peygamberi olan varmis. Sadece nurculara bunu söylemek haksizlik olacak.
Bunun disinda soro'ya epey sinirlenmisim, bunun nedeni de soro'nun su anda naper, Justice gibilerinin yaptiklarini yapmasi idi. Ayrica soro'nun baska olaylari da vardi. Soro'yla düsünceleri degil kisileri tartismaya calistigi icin cok kapistik, simdi de ayni sey yapiliyor. Bu sefer baska bir kesim ayni seyi yapiyor. Simdiye kadar bu metotlarla basari kazanildigini görmedim. Tersine "kaybedenlerden" oldular :)
Ben bu baslikta yeterince aciklama yapmaya calistim, ancak ne yazik ki benim argümanlarimi cürütmek icin gelistirilen ve böylece isime yarayacak bir sey gelmiyor. Anlamli bir tartisma gelistiren olursa yine yararlanmak isterim. Yoksa devam etmeye calismak zaman kaybi ve ego tatmini olacak.
Bu arada aydoe, benim 4 yil önceki bir mesajimi alintilamis. Orda dikkat edilirse Said'e iliskin genel bir degerlendirme yok. Kuran'da Ahmet adi gectigi seklindeki argümaninin dogru olmadigini göstermisiz. Bunun tartisilacak bir yani yok zaten, Tevrat'ta da Incil'de de Ahmet diye bir isim gecmez. Ha, Said'in her yazdigina sarilip, onu peygamber gibi görenlere de hala ayni seyleri söylerim. Arada su fark var. O zamanlar sadece bazi kesimlerin bir peygamberi oldugunu saniyordum, meger cok daha fazla peygamberi olan varmis. Sadece nurculara bunu söylemek haksizlik olacak.
Bunun disinda soro'ya epey sinirlenmisim, bunun nedeni de soro'nun su anda naper, Justice gibilerinin yaptiklarini yapmasi idi. Ayrica soro'nun baska olaylari da vardi. Soro'yla düsünceleri degil kisileri tartismaya calistigi icin cok kapistik, simdi de ayni sey yapiliyor. Bu sefer baska bir kesim ayni seyi yapiyor. Simdiye kadar bu metotlarla basari kazanildigini görmedim. Tersine "kaybedenlerden" oldular :)
Eeeee hacı???
Hadi bakalım, bu performansla devam edersen senden de çıkar 7-8 cilt risale...Kötü mü olur?
Hür adam, Kul yönetmen;
http://www.dipnot.tv/3308/Hur-Adam-filmini-Fethullah-Gulene-izlettim--.aspx
´ Just!ce `
10-01-2011, 18:21
Dostum, izninle bu alıntıladığın cümleyi imza yapacağım.. Çünkü son zamanlarda tüm tartışmalar bunun üzerinden dönüyor.. Herkese tek tek aynı şekilde yanıt vereceğime, bari imzamda kalsın da yazmam gerekmesin.
Gene o müthiş zekanız ile olayın içinden çıkmışsınız :D
´ Just!ce `
10-01-2011, 18:23
Bunun disinda soro'ya epey sinirlenmisim, bunun nedeni de soro'nun su anda naper, Justice gibilerinin yaptiklarini yapmasi idi.
Sakin ol sargon :) kimseyi sinirlendirmeye çalışmıyoruz burda :) senin üstü kapalı söylediğini ben sana açık söyleyince sinirleniyosan problem sende :couch2:
Bu arada aydoe, benim 4 yil önceki bir mesajimi alintilamis.
Sargon'a fazla yüklenmeyiniz demiştim ,bakın şaşırttınız adamı .
Ben böyle bir alıntı yapmadım .
Haklisin aydoe, naper vermis o linki. Kusura bakma. Kabul edersin ki, herkes böyle hatalar yapabilir. Bu yüklenmelerin beni sasirtacagini sanmiyorum, cünkü ortada icerikle ilgili bir yüklenme yok.
darkofdeath
11-01-2011, 02:16
Eski forumda imza olarak kullanıyordum ben de o cümleyi; kullanışlı oluyor valla. :)
nedir bu kuyruk acınız atatürkçülükten.. belli ki çok oturmuş içinize..
böyle bir genellemeyi sizlere yakıştıramadım..
kınıyorum..
nedir bu kuyruk acınız atatürkçülükten.. belli ki çok oturmuş içinize..
böyle bir genellemeyi sizlere yakıştıramadım..
kınıyorum..
O yazıda eleştirilen Atatürkçülük düşüncesinden ziyade Atatürkçülerin çoğunluğunun kendileri gibi düşünmeyenlere özel çıkar atfetme tarzı terbiyesizlikleri. Başlıkta da "Küfretmeyen Atatürkçü yoktur." denmemiş, "Küfretmeden konuşan Atatürkçü olur mu?" diye sorulmuş. Ben bu forumda bile geçtiğimiz günlerde bir sürü örneğini gördüm bu davranışların, örnek getirmeme gerek var mı?
darkofdeath
11-01-2011, 02:50
O yazıda eleştirilen Atatürkçülük düşüncesinden ziyade Atatürkçülerin çoğunluğunun kendileri gibi düşünmeyenlere özel çıkar atfetme tarzı terbiyesizlikleri. Başlıkta da "Küfretmeyen Atatürkçü yoktur." denmemiş, "Küfretmeden konuşan Atatürkçü olur mu?" diye sorulmuş. Ben bu forumda bile geçtiğimiz günlerde bir sürü örneğini gördüm bu davranışların, örnek getirmeme gerek var mı?
arkadaşım yazıyı okumadın herhalde..soruyla cevap birlikte verilmiş.bunu ilk cümleden anlayabilirsin
''Vatanmilletçilerin zannederim artık algılamaktan tamamen aciz oldukları bir şeyleri var: Hakaret etmeden konuşamıyorlar. Küfretmeyi en doğal hak ve vatani görev olarak görüyorlar. Başka bir ifade tarzını havsalaları almıyor, defterden silmişler. ''
insan unsurunun olduğu yerde küfür herkes edebilir.bunu bir düşünceyle bağdaştırmak kadar art niyetli bir tutum olamaz.
yazıyı yazan da bir ermeni açıkçası..
akpden gazı almış..ne de olsa hoş beş güzel bakıyorlar.
Atatürkçülüğün taviz vermez duruşu bunların en büyük acısı
zamanında verseydik yedirip içirseydik aman deseydik.
şimdi ne mutlu türküm diyeceklerdi.
yazı amacını gayet iyi açıklıyo
her kişinin yorumu kendini bağlar astur ...
benim de zaman zaman agresif tutumlarım oldu.
özeleştiri yapabilirim.uygar bir insanım
böyle atıflar ise hiç bir medeni insana yakışmaz..
arkadaşım yazıyı okumadın herhalde..soruyla cevap birlikte verilmiş.bunu ilk cümleden anlayabilirsin
''Vatanmilletçilerin zannederim artık algılamaktan tamamen aciz oldukları bir şeyleri var: Hakaret etmeden konuşamıyorlar. Küfretmeyi en doğal hak ve vatani görev olarak görüyorlar. Başka bir ifade tarzını havsalaları almıyor, defterden silmişler. ''
O yazıyı herhalde elli kere okumuşumdur, çok güzel yazıdır. Başlıktaki soru işareti Dawkins'in "Root of all evil?" belgeselinin başlığı gibi, "küfretmeyen bir tane bile Atatürkçü bulunamaz" iddiasından ziyade Atatürkçülerin büyük çoğunluğunun kendileri gibi düşünmeyenlere küfür ettiğini söylemiş, bu konuda da sonuna kadar haklı. Bu forumda bile bir sürü örneği var, yok mu?
insan unsurunun olduğu yerde küfür herkes edebilir.bunu bir düşünceyle bağdaştırmak kadar art niyetli bir tutum olamaz.
Aynı kesim çok yoğun biçimde belirli kesimlere aynı ya da çok benzer biçimde mütemadiyen saldırıyor mu? Saldırıyor. Demek ki o düşünceyle bağdaştırmakta yanlış olan bir şey yok. Bu Avrupa'daki aşırı sağ ve yabancı düşmanlığı gibi bir şey!
yazıyı yazan da bir ermeni açıkçası..
Yani?!
akpden gazı almış..ne de olsa hoş beş güzel bakıyorlar.
Atatürkçülüğün taviz vermez duruşu bunların en büyük acısı
zamanında verseydik yedirip içirseydik aman deseydik.
şimdi ne mutlu türküm diyeceklerdi.
yazı amacını gayet iyi açıklıyo
her kişinin yorumu kendini bağlar astur ...
benim de zaman zaman agresif tutumlarım oldu.
özeleştiri yapabilirim.uygar bir insanım
böyle atıflar ise hiç bir medeni insana yakışmaz..
Atatürkçülüğün taviz vermez yapısı falan diyorsun da, geçmişten bugüne yüz çeşit Atatürkçülük ortaya çıktı, bugün bile bir sürü farklı kesim Atatürkçülük iddiasında. Ortak paydalar elbette yok değil, yazıda bahsedilen yaklaşımlar bunlara örnek, ama taviz vermezlik, sabitlik falan Atatürkçülük hakkında söylenmesi çok da akla yatkın olmayan şeyler bence.
Neyse, bence Atatürkçülerin büyük çoğunluğunun bu şekilde hakaret ettiği neredeyse Güneş'in doğudan doğduğu kadar açık ve net bir şey. Yazdığım her forumda, medyada, günlük hayatımda vs. bunlara durmaksızın tanık oluyorum.
Genellemelerden şikayet ederken Ermeniler hakkında yaptığın yorum, "bunların en büyük acısı" gibi ifadeler de hiç olmamış...
´ Just!ce `
11-01-2011, 03:50
O yazıyı herhalde elli kere okumuşumdur, çok güzel yazıdır. Başlıktaki soru işareti Dawkins'in "Root of all evil?" belgeselinin başlığı gibi, "küfretmeyen bir tane bile Atatürkçü bulunamaz" iddiasından ziyade Atatürkçülerin büyük çoğunluğunun kendileri gibi düşünmeyenlere küfür ettiğini söylemiş, bu konuda da sonuna kadar haklı. Bu forumda bile bir sürü örneği var, yok mu?
Aynı kesim çok yoğun biçimde belirli kesimlere aynı ya da çok benzer biçimde mütemadiyen saldırıyor mu? Saldırıyor. Demek ki o düşünceyle bağdaştırmakta yanlış olan bir şey yok. Bu Avrupa'daki aşırı sağ ve yabancı düşmanlığı gibi bir şey!
Yani?!
Atatürkçülüğün taviz vermez yapısı falan diyorsun da, geçmişten bugüne yüz çeşit Atatürkçülük ortaya çıktı, bugün bile bir sürü farklı kesim Atatürkçülük iddiasında. Ortak paydalar elbette yok değil, yazıda bahsedilen yaklaşımlar bunlara örnek, ama taviz vermezlik, sabitlik falan Atatürkçülük hakkında söylenmesi çok da akla yatkın olmayan şeyler bence.
Neyse, bence Atatürkçülerin büyük çoğunluğunun bu şekilde hakaret ettiği neredeyse Güneş'in doğudan doğduğu kadar açık ve net bir şey. Yazdığım her forumda, medyada, günlük hayatımda vs. bunlara durmaksızın tanık oluyorum.
Genellemelerden şikayet ederken Ermeniler hakkında yaptığın yorum, "bunların en büyük acısı" gibi ifadeler de hiç olmamış...
Astur onu bunu boşverde sen şuna cevap ver ;
Senin derdin Atatürklemi yoksa Atatürkçülerlemi ? yoksa ikisiylemi ?.Onu tam "net" bi anlayabilsek ona göre konuşacazda..
Senin derdin Atatürklemi yoksa Atatürkçülerlemi ? yoksa ikisiylemi ?.Onu tam "net" bi anlayabilsek ona göre konuşacazda..
Bu kavramların yanına bir de 'Atatürkçülük veye Kemalizm'i eklemeni tavsiye ederim.
Kendi adıma yanıt vermem gerekirse.. Birisi bana şöyle sorsa; Senin derdin Hitler'le mi (veya Stalin'le mi), günümüzdeki Nazilerle mi (veya Stalinistler mi), yoksa Nazizm'le mi (Stalinizm'le mi)?
Birincil olarak benim derdim, ne Hitler'le, ne Stalin'le, ne de Atatürk'le değil.. Hepsini tarihsel kişiklikler olarak değerlendiriyorum.
İkincil olarak elbette otoriter veya totaliter bir rejim kurmak isteyen herkesle derdim vardır.. Bu bağlamda hem Nazilerle, hem Stalinistlerle, hem de Kemalistlerde derdim var.
Son kavram ise biraz daha zor.. Nazizm'i, Stalinizm'i veya Kemalizm'i bir ideoloji olarak değerlendiririm.. Yanlış noktalarını, günümüze uymayan bazı uygulamalarını reddederim.. Eğer içlerinde kabul edilesi konular varsa da, kabul etmekte hiçbir zorluk çekmem.. Aynı şekilde bu ideolojileri bir mesele, bir dert haline de getirmem.. Çünkü en nihayetinde bunlar Siyaset Bilimi çerçevesinde bilimsel kıstaslarla incelenen ideolojiler.
Ben kendi adıma böyle düşünüyorum.. Umarım anlatabilmişimdir.
´ Just!ce `
11-01-2011, 04:31
Bu kavramların yanına bir de 'Atatürkçülük veye Kemalizm'i eklemeni tavsiye ederim.
Kendi adıma yanıt vermem gerekirse.. Birisi bana şöyle sorsa; Senin derdin Hitler'le mi (veya Stalin'le mi), günümüzdeki Nazilerle mi (veya Stalinistler mi), yoksa Nazizm'le mi (Stalinizm'le mi)?
Birincil olarak benim derdim, ne Hitler'le, ne Stalin'le, ne de Atatürk'le değil.. Hepsini tarihsel kişiklikler olarak değerlendiriyorum.
İkincil olarak elbette otoriter veya totaliter bir rejim kurmak isteyen herkesle derdim vardır.. Bu bağlamda hem Nazilerle, hem Stalinistlerle, hem de Kemalistlerde derdim var.Son kavram ise biraz daha zor.. Nazizm'i, Stalinizm'i veya Kemalizm'i bir ideoloji olarak değerlendiririm.. Yanlış noktalarını, günümüze uymayan bazı uygulamalarını reddederim.. Eğer içlerinde kabul edilesi konular varsa da, kabul etmekte hiçbir zorluk çekmem.. Aynı şekilde bu ideolojileri bir mesele, bir dert haline de getirmem.. Çünkü en nihayetinde bunlar Siyaset Bilimi çerçevesinde bilimsel kıstaslarla incelenen ideolojiler.Ben kendi adıma böyle düşünüyorum.. Umarım anlatabilmişimdir.
Ahh ahh yeşil gözlü ,selvi boylu sangre:)..çok güzel anlatıyosun da bende sana bi anlatabilsem.Yazdıklarınızla benim yazacaklarımı karşılaştırmak istiyorum izninizle , bide böle deniycem şansımı.
Bu kavramların yanına bir de 'Atatürkçülük veye Kemalizm'i eklemeni tavsiye ederim.Yahu Sangre seni mi kırıcam , ekledik bunlarıda.
İkincil olarak elbette otoriter veya totaliter bir rejim kurmak isteyen herkesle derdim vardır.. Bu bağlamda hem Nazilerle, hem Stalinistlerle, hem de Kemalistlerde derdim var.Hah işte 1.yanılgınız.Benim otoriter yada totaliter bi rejimi savunduğumu düşünüyosunuz ( nedense ).Böyle bi talebim kesinlikle yok.
Son kavram ise biraz daha zor.. Nazizm'i, Stalinizm'i veya Kemalizm'i bir ideoloji olarak değerlendiririm..2.yanılgınızda bu.Atatürk yahudi kovalamıyordu.Türk milleti için çabalıyordu evet ama evrensel bir insandı "faşist" bi insan değildi.
Yanlış noktalarını, günümüze uymayan bazı uygulamalarını reddederim.. Eğer içlerinde kabul edilesi konular varsa da, kabul etmekte hiçbir zorluk çekmem..Elbetteki yanlışları vardır sangre.Ama bana göre bu sizin "neyi yanlış gördüğünüze bağlı".Çağdışı kalan uygulamalarını bende reddederim.Gene ama diyorum , Bu çağdışı kalmışlık "size" göre değil "tüm milleti" kapsayacak.Bilmem anlatabildimmi :) Burda size özel rejim kuracak halimiz yok :)
Aynı şekilde bu ideolojileri bir mesele, bir dert haline de getirmem.. Çünkü en nihayetinde bunlar Siyaset Bilimi çerçevesinde bilimsel kıstaslarla incelenen ideolojiler.En önemli nokta bu sangre.Sizinle beni ayıran nokta burası.İnsanın kendine seçtiği ideolojileri vardır ve bu ideolojiler yaşamına yön verir.Atatürkçülük olmasada sizinde ideolojleriniz vardır çünkü insan , ideolojisi olmadan yaşayamaz bana göre..
Diyeceğim şuki bende sizin ideolojilerinize "saçma len bunlar" , "hadi len ordan" dersem sizde rahatsız olursunuz.O bakımdan sizin bu Atatürk ve ilkelerine yaptığınız genellemeler (sizin düşüncelerinizdeki gibi) beni kişilik olarak rahatsız etmiyor , gıcık etmiyor , üzüyor.Çünkü o insan sizin beğenmediğiniz Cumhuriyeti kurdu.O gün Cumhuriyet kurulmasa bugünki sizin "müslüman demokratlar"ın elinde 80 yıl geçseydi bu ülke , bu site var olurmuydu , biz burda konuşabilirmiydik ?..üzerine tartışılır :)
O bakımdan bu sonuçlarıda düşünerek yorum yaparsanız daha mantıklı olacağı kanaatindeyim..
Burada birkac Aratürk'cü, birkac Said'ci bir birimize saldiriyor, sonra yukari "Islam Forumu" na cikip, hic birsey yokmus gibi Islamcilarla tartisiyoruz.
2-3 gündür dinci sitelere girmiyorum: kimbilir hakkimizda ne diyorlar.
Arkadaslar bizim misyonumuz bu mu? Ben, deli Said derken bile, artik Said diye yaziyorum. Biz iki kardes(öz kardesimle) araya siyaset girdi mi anlasamiyoruz, burada birbirimizi tanimiyoruz, nasil anlasacagiz.
Hepinize saygilar.
´ Just!ce `
11-01-2011, 04:46
Burada birkac Aratürk'cü, birkac Said'ci bir birimize saldiriyor, sonra yukari "Islam Forumu" na cikip, hic birsey yokmus gibi Islamcilarla tartisiyoruz.
2-3 gündür dinci sitelere girmiyorum: kimbilir hakkimizda ne diyorlar.
Arkadaslar bizim misyonumuz bu mu? Ben, deli Said derken bile, artik Said diye yaziyorum. Biz iki kardes(öz kardesimle) araya siyaset girdimi anlasamiyoruz, burada birbirimizi tanimiyoruz, nasil anlasacagiz.
Hepinize saygilar.
Çok güzel bir konu sayın basic.Samimiyetiniz için ise ayrıca teşekkürler.
Bence biraz hoşgörülü olmamız lazım.İşe ister istemez duygusallık karışınca olur böyle şeyler.Ben kimseye kırgın falan değilim :) Ama her konudada anlaşmamız gerekmiyor.Ayrıca ben kendime bi misyon yüklemedim.Eğer birinin misyonunu zedeliyosam , bilerek yapmadım.Sadece kendi düşüncelerimi savunuyorum.
Saygilar.
Çok güzel bir konu sayın basic.Samimiyetiniz için ise ayrıca teşekkürler.
Bence biraz hoşgörülü olmamız lazım.İşe ister istemez duygusallık karışınca olur böyle şeyler.Ben kimseye kırgın falan değilim :) Ama her konudada anlaşmamız gerekmiyor.Ayrıca ben kendime bi misyon yüklemedim.Eğer birinin misyonunu zedeliyosam , bilerek yapmadım.Sadece kendi düşüncelerimi savunuyorum.
Sevgili Justice;
Hosgörü!
Ben sehsen uzatmayi düsünmüyorum. Cünkü benim burada olusumun sebebi bu degil.
Saygilar
darkofdeath
11-01-2011, 04:59
''Atatürkçülerin büyük çoğunluğunun kendileri gibi düşünmeyenlere küfür ettiğini söylemiş, bu konuda da sonuna kadar haklı. Bu forumda bile bir sürü örneği var, yok mu?''
demekki o kişi dürüst saygılı vatanseverlere denk gelmemiş.ya da görmezden gelmiş
bu birkaç örnekle açıklanabilecek bişey değil.
bu siteyi kriter olarak almak bişeyi kanıtlamaz.
''Aynı kesim çok yoğun biçimde belirli kesimlere aynı ya da çok benzer biçimde mütemadiyen saldırıyor mu? Saldırıyor. Demek ki o düşünceyle bağdaştırmakta yanlış olan bir şey yok. Bu Avrupa'daki aşırı sağ ve yabancı düşmanlığı gibi bir şey!''
o zaman ben de sana şöyle söyleyim. çok müslüman ateist tanıdım hepsi birbirine küfür ediyodu.tüm müslümanlar ve ateistler böyledir desem doğru mu olur.
ya da
o kişinin anladığı dilden söyleyim
kalkıp ermenilerin çoğunun kodu bozuktur.adidir.yalancıdır.desem doğru bir davranış mı sergilemiş olurum.bunun için emin ol daha fazla kanıt sunulabilir.
kürtler törerist oluyor diye diğer kürtleri de terörist mi ilan edelim yani
bir çok kesime ağır ithamların olduğu doğru.
fakat böyle bir dönemde kendini koruma refleksine giren atatürkçüler düşünmeden davranışlar sergilemiş olabilir.
bu avrupadaki aşırı sağcılara benzer bir olay değildir.
sonra
yazan bir ermeni evet bu kişi bir ermeni milliyetçisi olabilir.ermeni destekçisi olabilir.
bu da onun yazdığı yazılarla örtürüşür bir davranış sergilediğini gösterir.
''Atatürkçülüğün taviz vermez yapısı falan diyorsun da, geçmişten bugüne yüz çeşit Atatürkçülük ortaya çıktı, bugün bile bir sürü farklı kesim Atatürkçülük iddiasında.''
bu atatürkçülüğün tam ve doğru bilinip algılanamamsından kaynaklanan bir durum.
ya da farklı düşüncelerden etkilenip bir harmanlama söz konusu olabilir.
Ortak paydalar elbette yok değil, yazıda bahsedilen yaklaşımlar bunlara örnek, ama taviz vermezlik, sabitlik falan Atatürkçülük hakkında söylenmesi çok da akla yatkın olmayan şeyler bence.''
atatürkçülük bir devrimcilik olduğu için doğrusu sabit bir yaklaşım yanılgı yaratabilir ama taviz vermezlikte bir sakınca yok..
'' Genellemelerden şikayet ederken Ermeniler hakkında yaptığın yorum, "bunların en büyük acısı" gibi ifadeler de hiç olmamış... ''
:D bir idolojiye hakeret eden ben değilim.bu ve bunun gibi insanlar birşeylerden dem vurmuşlar ki bir tepki ortaya koymuşlar.ama saldırıdan başka birşey göremedik..
kendilerine de pek yakışır bu işbirlikçi şovenist ermenilerin..
şimdi daha iyi oldu sanırım diğer ermenileri ayırdım..
´ Just!ce `
11-01-2011, 05:02
Saygilar.
Sevgili Justice;
Hosgörü!
Ben sehsen uzatmayi düsünmüyorum. Cünkü benim burada olusumun sebebi bu degil.
Saygilar
Sayın basic saat 4 oldu benim kafa 2 ileri 1 geri çalışıyoda tam kavrayamadım.
Hosgörü!--
Burda bi ironimi yaptınız banamı öyle geldi.?Yada mesajınızdan almam gereken bi msj varmıydı ? yanlış anlaşılmaya mahal vermesin diye soruyorum
Saygılar bizden :)
Hah işte 1.yanılgınız.Benim otoriter yada totaliter bi rejimi savunduğumu düşünüyosunuz ( nedense ).Böyle bi talebim kesinlikle yok.Ben senin bireysel olarak otoriter mi, totaliter mi, demokrat mı olduğunu bilmiyorum, ilgilenmiyorum da zaten.. Ben, 'Müslümanlar cinlere inanırlar' derim, bir Müslüman çıkar 'Ama ben inanmıyorum' der.. O yüzden her kişiyi farklı farklı değerlendirecek durumum yok.. Sen otoriter değilsindir, başkası otoriterdir, bunun ayrımını yapmak o kadar kolay değil.
Genelde Nazistler ve Stalinistler totaliter, Kemalistler otoriter bir yapıyı savunurlar.. Çünkü 'Kemalizm'in ilkeleri, özü itibariyle otoriterdir.
Mesela Atatürk milliyetçiliği diye bir konu var.. ''Türk Devlet'inin topraklarında yaşayan herkes Türk'tür'' der bu görüş.. Bu Kemalizm'in bir ilkesi olup, farklılıkları yok sayan, tek bir potada eritmek isteyen, asimile eden bir görüştür.. Sen buna katılırsın katılmazsın önemli değil.. Ama bir Kemalist bunu savunuyorsa otoriterdir.
Veya Türbanlı kızlar üniv.e, milletvekilleri meclise veya kadınlar kamusal alana giremezler derler.. Kendi yaşam tarzlarını, başkalarına dayatmaktır bu.. Ve otoriter devletlere özgüdür.
Umarım anlatabilmişimdir.
2.yanılgınızda bu.Atatürk yahudi kovalamıyordu.Türk milleti için çabalıyordu evet ama evrensel bir insandı "faşist" bi insan değildi.Ben Atatürk'e faşist demedim zaten.. Stalin de faşist değildi mesela, o da Yahudi kovalamıyordu.
Hitler'le Stalin totaliter bir devlet kurmuşken, Atatürk otoriter bir devlet kurmuştu.. Onların yaptığı gibi muhalefeti kanlı bir şekilde bastırmıştı ve ülkede muhalefet etme, örgütlenme, düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında basın özgürlüğü vs. söz konusu değildi.
Ben burada Atatürk'ü veya diğer liderleri de suçlamıyorum.. Sadece tarihin bir değerlendirmesini, analizini yapıyorum.
Ayrıca bununla ilgili de konu açmıştım eskiden.. Her ne kadar o dönemdeki 'demokratik unsurlar' konusunda artık açtığım başlıktaki gibi düşünmesem de, yine de çok doğru değerlendirmelerin olduğunu düşünüyorum.. Sen de okuyabilirsin;
Kemalist Rejim Nedir/Ne Değildir (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=16951)
Elbetteki yanlışları vardır sangre.Ama bana göre bu sizin "neyi yanlış gördüğünüze bağlı".Çağdışı kalan uygulamalarını bende reddederim.Gene ama diyorum , Bu çağdışı kalmışlık "size" göre değil "tüm milleti" kapsayacak.Bilmem anlatabildimmi :) Burda size özel rejim kuracak halimiz yok :)Elbette 'bana göre' çağdışı kalmış bir takım ilkeleri var Kemalizm'in.. Ama bu ilkeleri resmi ideoloji olarak dayatılmasına karşıyım.. Örneğin değiştirelemez maddelerde 'Atatürk Milliyeçiliği'nin' ne işi var?.. Neden tüm halkı bağlayan bir metinde Atatürk'ün Türk Milliyetçiliği var.. İşte ben bu ideolojilerin, sanki devletin politikası gibi gösterilmesine karşıyım.. Ben sana her hangi bir şey dayatmıyorsam Anayasa'da, sen de bana dayatmayacaksın.
Mesela her ne kadar Sosyal devleti savunsam da, Anayasanın değiştirilemez maddeleri arasında sayılmasının gereksiz olduğunu düşünüyorum.. Sosyal olmayan, Klasik Liberal devleti savunanı yok saymaktır bu.. O yüzden bu tür kavramlar sadece dayatmaktan başka bir işe yaramıyor.
En önemli nokta bu sangre.Sizinle beni ayıran nokta burası.İnsanın kendine seçtiği ideolojileri vardır ve bu ideolojiler yaşamına yön verir.Atatürkçülük olmasada sizinde ideolojleriniz vardır çünkü insan , ideolojisi olmadan yaşayamaz bana göre..
Diyeceğim şuki bende sizin ideolojilerinize "saçma len bunlar" , "hadi len ordan" dersem sizde rahatsız olursunuz.O bakımdan sizin bu Atatürk ve ilkelerine yaptığınız genellemeler (sizin düşüncelerinizdeki gibi) beni kişilik olarak rahatsız etmiyor , gıcık etmiyor , üzüyor.Çünkü o insan sizin beğenmediğiniz Cumhuriyeti kurdu.O gün Cumhuriyet kurulmasa bugünki sizin "müslüman demokratlar"ın elinde 80 yıl geçseydi bu ülke , bu site var olurmuydu , biz burda konuşabilirmiydik ?..üzerine tartışılır :)Cumhuriyetin kurulması, Kurtuluş Savaşını kazanmamız vs. benim onlara bir şey borçlu olduğum anlamına gelmiyor.
Fransız devrimi sırasında burjuva ve işçi sınıfı birlikte hareket ederek ihtilal yaptılar.. Eğer o devrim olmasaydı Milliyetçilik de, dolayısıyla Atatürk'ün bazı ilkeleri de olmayacaktı.. Atatürk'ün Türk Milliyetçiliğiyle halkı gaza getirerek Kurtuluş Savaşını kazanması da olmayacaktı.. Şimdi siz Milliyetçilik ilkesini Fransız devrimine borçlusunuz diye, o dönemin burjuva sınıfının veya işçi sınıfının ideallerini paylaşmak zorundasınız mısınız?
Ben varlığımı hiç kimseye borçlu değilim.. Fransız devrimi olmasaydı, yine Milliyetçilik ortaya çıkardı büyük ihtimalle.. Atatürk döneminde Kurtuluş Savaş'ı olmasaydı, daha sonraki süreçte yine bağımsızlığımızı kazanırdık büyük ihtimalle.
Olmuş bitmiş şeyler üzerinden, 'Ya Atatürk olmasaydı?', 'Ya İngilizler ele geçirseydi?' gibi argumanların boş olduğunu düşünüyorum.. Varlığımı hiç kimseye borçlu olmadığım gibi, şu anda Kurtuluş Savaşı sayesinde daha güzel bir dünyada yaşamam, benim 'gerçeği' bir kenara bırakıp Atatürk'ün o dönemde geçerli olan ideallerinin peşinden gitmemi gerektirmiyor.
Ayrıca daha önce de söylediğim gibi, Osmanlı'nın son dönemleri Kemalist rejimden çok daha demokratiktir.. Anayasal monarşiden diktatörlük rejimine geçmek, demokrasiye adım attığımız anlamına gelmiyor.. O yüzden, 'Eğer Kemalist rejim olmasaydı 80 yıl islamcıların devletinde yaşardık.' gibi bir argumana da inanmıyorum.
Sayın basic saat 4 oldu benim kafa 2 ileri 1 geri çalışıyoda tam kavrayamadım.
Hosgörü!--
Burda bi ironimi yaptınız banamı öyle geldi.?Yada mesajınızdan almam gereken bi msj varmıydı ? yanlış anlaşılmaya mahal vermesin diye soruyorum
Saygılar bizden :)
Bosver dostum! Nasil algilarsan. Benim anladigim kadariyla atis serbest.
Saygilar.
Sangre;
Dönüp dolaşıp bozuk plak gibi aynı yere geliyorsun.Osmanlının son dönemini yazdım daha önce.Yok üzerinde tartışalım dersen hay hay!
Sen "hasta adam" diye nitelenen, başkenti düşman kuvvetlerinin subaylarına eğlence mekanı olmuş, sevr'e imza koymuş, kapitilasyonlardan anası ağlamış, donanması dağıtılmış bir devletin; hangi demokratlığından bahsediyorsun?
Daha önce yazdım cepheleri.25 yılda tüm cephelerde kayıp var, senin ezilen azınlık dediklerin(Hani şu osmanlının pek demokratik davranıp, hakkını, hukukunu tanıdığı azınlıklar) ingiliz askerini kutlamalarla karşıladılar istanbulda...
Sen, yalandan bir tarih yazabilirsin.Harun yahyanın yaratılış atlasının hemen yanıbaşında yerini alır, korkma!
Konuyu dönüp dolaşıp Atatürk'e getirmen enteresan.Kıvırma hareketleri bunlar...Bu başlığın Atatürk ile tek bir ilgisi olabilir;
O da M.Kemal'in, kürt saidin önerdiği şeriat yanlısı tutumu kati suretle reddetmesi ve sahtekara müstehak muameleyi göstermesidir!
Senin ilkesizliğini koyduk ortaya!
Meşhur, sahte peygamberin, şakirtlerin başı, büyük sahtekarını da yazdık!
Bu konuda edecek tek bir kelamınız kaldı!
Küfür etmeyen bıdıdı bıdıdı....
Kardeşim; sana küfür etmeye ne gerek!Zaten herşey ortada!
Örnekle açıklayım;
İQ su 55 olan bir adama gerizekalı demek ne kadar anlamlı olurdu sence?
İlkesizliğin ve daha bir çok sıfatın sana rahatça konacağı başlığın bağlantısını ben verdim.İnkar edecek durumda değilsin.Carlayarak, köşeye sıkışmış kedi taktiğiyle mi kurtaracaksın kendini...
Açmışsın kemalist vıdı vıdı başlığı...Yaz o görüşlerini oraya, burada başlığı kirletme!
Burada konu, sahte saidin, reformist ve hür bir demokrat mı, yoksa yalancı, sahtekar, mehdi iddiasında bir şarlatan mı olduğudur!
Bu konuda fikrin yoksa kısa kes, aydın havası olsun!
Hep aynı teknik.Ortaya bir iki yalan savur...Cık, yemediler!
E bari konuyu saptıralım filan...
Basic;
Güzel söylüyorsun hoş söylüyorsun da, bu herifler ateist değil!
Elini vicdanına koy; siz hiç fettullah aşığı, saidi reformist gören, varlık nedeni din olan ve bunu her fırsatta kullanan partiye hayranlık duyan; ateist gördünüz mü?
Daha önce de yazdım.Bu adamlar, safi dindardan çok daha tehlikelidir.Ne zaman nereye dönecekleri hiç belli olmaz!Üstelik tüm bunları bilinçli yaparlar.İnanmaz, inanmış gibi yaparlar.
Bu arada araya kaynamasın yazalım;
Molla said, molla said-i meşhur, said-i nursi ve said-i kurdi diye kendini adlandırdığı dönemler olmuştur ve bu çok önemlidir!
Sahte peygamberimizin çıkış noktası şaafilik meshebi ve buna bağlı/bağlı olmayan, medreselerdir.İlk amacı mollalıktır.Ve kendine bu yönde isim vermiştir.Ancak hiç bir yerde tutunamamış, eğitimini tamamlayamamıştır.
Bu arada mazlum gibi tanıtılmaya çalışan şahsın, özünde oldukça geçimsiz olduğu ve silah taşıdığı da bilinmektedir.
İttihat-ı muhammedi fırkasını kurmuş ve ileri gelenlerinden olmuştur.Partinin de katıldığı isyan hareketi ordu tarafından bastırılmıştır.(31 mart vakası)Şeriatçı nbir parti olup, osmanlının divan-ı harp mahkemesinde parti ileri gelenleri yargılanmış, 20 ye yakını idam edilmiş, kürt said kurtulmuştur.(Bak sen demokrat osmanlıya)
Said, idamdan paçayı yırtınca yazı yazdığı gazetede şu satırları döktürmüştür;
"ordunun ruhu ve ülküsünün okullu subaylar olduğunu, bunlara isyan etmenin cinayet olduğunu"
Bak sen, darbeci çıktı said iyi mi?
Bu noktadan sonra said kabuk değiştirmeye başlar.Kendisine deli diyenlere inat, yükselen ulusalcılık akımını görmüş ve tamamen vazgeçmese de şeriatı ikinci plana atıp kendisine said-i kurdi demiştir.Kürt teali cemiyetiyle dirsek teması da tam da bu esnada olmuştur.
Divan-ı harbi örf karalamalarını da tam bu zamanlarda yazmıştır.
Bundan sonra said son evresine geçer.Muhafazakar, liberal ve faşist bir yapı olan demokrat parti tarafından tekrar keşfedilir.Bu esnada dış etkiler, ancak başka bir yazının konusu olabilir.
Menderesle kol kola giren sahte peygamber, oy avcılığına başlamıştır.Bu dakikadan sonra şeriat ve ırkçı kürt söylemi daha az baskın olmakla beraber, yazdığı zırvalarda yine de din devleti özlemi ağır basmaktadır.
Görüldüğü üzere sahte peygamber gayette dönektir.Bir zaman orduya methiyeler düzüp başka bir zaman yermektedir.Bir zaman padişaha, başka bir zaman reis-i cumhura ve başka bir zaman ingilizlere yakın olabilmektedir.Şark kültürünün güce biat etme özelliğini örnek teşkil edebilecek kadar iyi taşıyan şarlatan saidin; talebeleri olan şakirtlerde de bu özellik ziyadesiyle görülmektedir.
kaynak:http://www.mevzuatdergisi.com/1998/08a/02.htm
Sahte peygamberin numaralarından biri de ermeni katletmektir.
1915 te kurduğu 4-5 bin kişilik milis kuvvetiyle, suphan dağlarında ermeni avına çıkar.
Zaten abdülhamite yazdığı şu satırlar, ermenilere bakış açısını özetliyor;
“Eskiden beri herbir vecihle Ekradın madûnunda bulunanlar, bu gün onların hâl-ı tevakkufta kalmalarından isti*fade ediliyor. Bu ise ehl-i hamiyyeti düşündürüyor. Ve bu üç nokta Kürtler için müstakbelde bir darbe-i müthişe hazırlıyor gibi ehl-i bâsîreti dağidar etmiştir.” (Asar-ı Bediyye sh: 466)
Van'a döndüğünde medreselerin tahrip edilmiş, müslüman evlerinin yakılmış, çocuklarının öldürülmüş olduğunu görüp(Ya da iddiası böyle, yok öyle bir şey)
Dağa çıkıyor.
Taşnak fedailerinin, saidden korkusu ise şu sözlerde gizli, ne yaptıysa adamlara molla albayı...
"Madem fâni dünya hayatı, küçücük ve menfî milliyetin muvakkat menfaati ve selâmeti için bu hârika fedakârlığı yapan Ermeni fedaileri karşımızda görünürler. Elbette hayat-ı bâkiyeye ve pek büyük İslâm milliyet-i kudsiyesinin müsbet menfaatlerine çalışan ve "Ecel birdir" itikad eden Talebeler, o fedailerden geri kalmazlar. Lüzum olsa o kat'î ecelini ve zahirî birkaç sene mevhum ömrünü, milyonlar sene bir ömre ve milyarlar dindaşların selâmetine ve menfaatine tereddüdsüz, müftehirane feda ederler. Said Nursî” (Ş:521)
Daha sonra bitlisteki çarpışmalarını kendi zırvalarında şöyle anlatıyor;
"Hem Bitlis muhasarasında ve avcı hattında Rus'un üç güllesi öldürecek yerime isabet etti. Biri şalvarımı delip iki ayağımın arasından geçip o tehlikeli vaziyette sipere oturmaya tenezzül etmemek bir halet-i ruhiye taşıdığımdan, arkadan kumandan Kel Ali,[1] Vali Memduh Bey işittiler. 'Aman geri çekilsin veya sipere otursun,' dedikleri halde 'Bu gâvurun gülleleri bizi öldürmeyecek' diyerek kurşun yağmuru altında harbe devam ettik."
"Bir defasında bir dakikada üç gülle öldürecek yerime isabet ettiği halde tesir etmediler. Bitlis'in sukutunda, bir miktar talebelerimle Rus askerlerinin bir taburu içine düştük. Bizi sardılar. Her tarafta el ele ateş edildi. Dört tanesi bütün arkaşşdaşlarım şehid olduktan sonra, taburun dört sıralarını yardık, yine onların içinde bir yere girdik. Onlar üstümüzde, etrafımızda sesimizi, öksürüğümüzü işittikleri halde bizi görmüyorlardı. Otuz saat o halde çamur içinde ben yaralı iken, hıfz-ı İlâhî ile istirahat-ı kalb içinde muhafaza edildim."
Böyle de sahtekardır efendim...Top mermisi değmişmişte, arkadaş ölmemişmiş...:pound:
Ayrıca yine kendi yazılarında, kurşun tesir etmedi, kurşun beni öldürmedi gibi onlarca yalan beyanı vardır...
Ayrıca şakirtleri buraya da bekleriz;
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=22651
Görmemiş olamazsınız!:boink:
Astur onu bunu boşverde sen şuna cevap ver ;
Senin derdin Atatürklemi yoksa Atatürkçülerlemi ? yoksa ikisiylemi ?.Onu tam "net" bi anlayabilsek ona göre konuşacazda..
Atatürk'le, veya herhangi bir tarihsel şahsiyetler "bir derdim" yok, öyle bir şey olmaz da.
Atatürkçüler/Kemalistler ile ise derin fikir ayrılıklarım var, savundukları şeyleri yanlış buluyorum. İlerici oldukları iddiasındaki bu insanlar bence aslında gerici.
demekki o kişi dürüst saygılı vatanseverlere denk gelmemiş.ya da görmezden gelmiş
bu birkaç örnekle açıklanabilecek bişey değil.
bu siteyi kriter olarak almak bişeyi kanıtlamaz.
Ben de o saygılı vatanseverlere pek rastlamıyorum. Gördüğüm 10 vatanseverden belki 1'i saygılı çıkıyor. Daha önce de dedim, sırf bu site meselesi değil, medyada, günlük yaşantımda vs. de aynısı söz konusu. Sevan Nişanyan'ın kendisine gelen tehdit-hakaret dolu mektupları yayımladığı bir blog'u var mesela, oradaki iletileri buraya taşıyacak olsam forum kurallarına epeyce bir aykırı olur.
o zaman ben de sana şöyle söyleyim. çok müslüman ateist tanıdım hepsi birbirine küfür ediyodu.tüm müslümanlar ve ateistler böyledir desem doğru mu olur.
Tümü dersen yanlış olur, çoğunluğu dersen sorun olmaz bence. Benim gördüğüm kadarıyla da çoğunlukta üslup sorunu var.
ya da
o kişinin anladığı dilden söyleyim
kalkıp ermenilerin çoğunun kodu bozuktur.adidir.yalancıdır.desem doğru bir davranış mı sergilemiş olurum.bunun için emin ol daha fazla kanıt sunulabilir.
kürtler törerist oluyor diye diğer kürtleri de terörist mi ilan edelim yani
bir çok kesime ağır ithamların olduğu doğru.
fakat böyle bir dönemde kendini koruma refleksine giren atatürkçüler düşünmeden davranışlar sergilemiş olabilir.
bu avrupadaki aşırı sağcılara benzer bir olay değildir.
O kişinin o dilden anladığını da nereden çıkardın? O nasıl lâf?
Ermenilerin çoğunun "kodu bozuktur" dediğin zaman ırkçılık yapmış oluyorsun. Kişilik özelliklerinin "ırk"la bilmemneyle alakası da yok ki, genlerle saç rengi, şeker hastalığı vs. şeyler geçer; siyasi görüşler falan geçmez. Aynı şey değil. Kürtler konusunda da aynı şey.
Ha, ama şunu diyebilirsin. Ermenilerin çoğu hoşgörüsüz dersin, bunu da bir kamuoyu araştırmasına falan dayandırabilirsen hiç sorun olmaz. Türkiye'de yapılan araştırmalar var mesela, "gayrimüslim komşu ister misiniz?" diyorlar insanlara, çoğunluk hayır diyor; e çoğunluk hoşgörüsüz demek yanlış mı oluyor o zaman?
sonra
yazan bir ermeni evet bu kişi bir ermeni milliyetçisi olabilir.ermeni destekçisi olabilir.
bu da onun yazdığı yazılarla örtürüşür bir davranış sergilediğini gösterir.
Değil ama, Ermeni milliyetçisi değil, milliyetçilikle alakası yok.
bu atatürkçülüğün tam ve doğru bilinip algılanamamsından kaynaklanan bir durum.
ya da farklı düşüncelerden etkilenip bir harmanlama söz konusu olabilir.
Bence öyle de değil ama ayrı bir tartışma konusu bu, dilersen burada konuşmayalım onu, çok uzamasın iletiler.
:D bir idolojiye hakeret eden ben değilim.bu ve bunun gibi insanlar birşeylerden dem vurmuşlar ki bir tepki ortaya koymuşlar.ama saldırıdan başka birşey göremedik..
kendilerine de pek yakışır bu işbirlikçi şovenist ermenilerin..
şimdi daha iyi oldu sanırım diğer ermenileri ayırdım..
İletinin bu kısmında bile eleştirdiğin yazıda yapılan tespiti onaylıyorsun. "İşbirlikçi Ermeni" ne demek? Kimle işbirliği? Niye? İma edilen ne?
Bir ideolojiye hakaret meselesine gelirsek...Faşiste faşist, ırkçıya da ırkçı diyebilmek gerekir bence.
Stalin de faşist değildi mesela, o da Yahudi kovalamıyordu.
Kovalıyordu aslında. Bir Hitler boyutunda olmasa da bunun tarihsel örnekleri var:
http://en.wikipedia.org/wiki/Antisemitism_and_Joseph_Stalin
Sangre;
Dönüp dolaşıp bozuk plak gibi aynı yere geliyorsun.Osmanlının son dönemini yazdım daha önce.Yok üzerinde tartışalım dersen hay hay!
Sen "hasta adam" diye nitelenen, başkenti düşman kuvvetlerinin subaylarına eğlence mekanı olmuş, sevr'e imza koymuş, kapitilasyonlardan anası ağlamış, donanması dağıtılmış bir devletin; hangi demokratlığından bahsediyorsun?
Daha önce yazdım cepheleri.25 yılda tüm cephelerde kayıp var, senin ezilen azınlık dediklerin(Hani şu osmanlının pek demokratik davranıp, hakkını, hukukunu tanıdığı azınlıklar) ingiliz askerini kutlamalarla karşıladılar istanbulda...Naper,
Bu dönemde Osmanlı ister hasta adam olsun, ister başka bir şey olsun.. Beni ilgilendirmiyor.. Tarih de bu şekilde değerlendirilmez.
II. Meşrutiyet döneminde baskı var mıydı?.. Yoktu!.. Hatta Hamit'li istibdat dönemi dahi Atatürk'ün kurduğu diktatörlük rejiminden daha demokratikti.. Daha bunun nesini tartışıyorsun?.. Ama yok peygamberini demokrat bir lider olarak göstericeksin ya, her türlü çarpıtmayı yaparsın.
Ayrıca bir ülke 'hasta' olduğu zaman demokrat değil, aksine baskıcı ve otoriter olur.. Örneğin Hitler ve Mussoli'nin yükselişleri 29 Büyük Buhranı'ndan sonra gerçekleşmiştir.. Hasta bir ülkenin üzerine baskı rejimi kurulmuştur.. Aynı şekilde 29 Buhranı'nından sonra Atatürk ülkede tek parti rejimini pekiştirmiş, muhalefeti sindirmiş ve kanlı bir şekilde bastırmıştır.
Hasta bir ülkenin baskıcı olamayacağı varsayımı, sırf peygaberinin yaptıklarını haklı göstermek için ortaya attığın bir yalandır.. Bunun böyle olmayacağına dair 3 örnek yazdım yukarıda.
Sen, yalandan bir tarih yazabilirsin.Harun yahyanın yaratılış atlasının hemen yanıbaşında yerini alır, korkma!
Konuyu dönüp dolaşıp Atatürk'e getirmen enteresan.Kıvırma hareketleri bunlar...Bu başlığın Atatürk ile tek bir ilgisi olabilir;
O da M.Kemal'in, kürt saidin önerdiği şeriat yanlısı tutumu kati suretle reddetmesi ve sahtekara müstehak muameleyi göstermesidir!
Senin ilkesizliğini koyduk ortaya!
Meşhur, sahte peygamberin, şakirtlerin başı, büyük sahtekarını da yazdık!
Bu konuda edecek tek bir kelamınız kaldı!
Küfür etmeyen bıdıdı bıdıdı....
Kardeşim; sana küfür etmeye ne gerek!Zaten herşey ortada!
Örnekle açıklayım;
İQ su 55 olan bir adama gerizekalı demek ne kadar anlamlı olurdu sence?
İlkesizliğin ve daha bir çok sıfatın sana rahatça konacağı başlığın bağlantısını ben verdim.İnkar edecek durumda değilsin.Carlayarak, köşeye sıkışmış kedi taktiğiyle mi kurtaracaksın kendini...
Açmışsın kemalist vıdı vıdı başlığı...Yaz o görüşlerini oraya, burada başlığı kirletme!
Burada konu, sahte saidin, reformist ve hür bir demokrat mı, yoksa yalancı, sahtekar, mehdi iddiasında bir şarlatan mı olduğudur!
Bu konuda fikrin yoksa kısa kes, aydın havası olsun!
Hep aynı teknik.Ortaya bir iki yalan savur...Cık, yemediler!
E bari konuyu saptıralım filan...
Konuyu dönüp dolaştırıp Atatürk'e getirmiyorum.. Justice'ın sorduğu sorulara yanıt verdim.. Konuyu açan ben değilim yani.. Tabii sen de işine geldiği gibi anlıyorsun.
Yukarıdaki hakaretlerini ciddiye almıyorum.
Bundan sonra yanıt vermek isteyenler 'Kemalizm'le ilgili başlığa' yazsınlar o zaman.. Bu konuda Kemalizm'le ilgili sorular sorulursa, yanıtlar da verilir merak etme.
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0kinci_Me%C5%9Frutiyet
Apaçık yalana devam.
Linkten alıntı;
İkinci Meşrutiyet Devri (Osmanlı Türkçesi ايکنجى مشروطيت) Osmanlı Anayasası (http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanun-%C4%B1_Esasi)'nın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 24 Temmuz (http://tr.wikipedia.org/wiki/24_Temmuz) 1908 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1908)'de yeniden ilân edilmesiyle başlayan ve 5 Kasım (http://tr.wikipedia.org/wiki/5_Kas%C4%B1m) 1922 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1922)'de Osmanlı Devleti (http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1_Devleti)'nin tasfiyesiyle sona eren dönem. Birinci Meşrutiyet (http://tr.wikipedia.org/wiki/Birinci_Me%C5%9Frutiyet) resmen hiç sona ermemiş ve anayasa değişmemiş olduğu için, bazı tarihçiler tarafından, bir tek Meşrutiyet döneminin ikinci faslı olarak da değerlendirilir.
Toplam 14 yıl süren bu dönemde , parlamenter demokrasi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Parlamenter_demokrasi), seçim (http://tr.wikipedia.org/wiki/Se%C3%A7im), siyasi parti (http://tr.wikipedia.org/wiki/Siyasi_parti), askeri darbe (http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C3%BCk%C3%BCmet_darbesi) ve diktatörlük (http://tr.wikipedia.org/wiki/Diktat%C3%B6rl%C3%BCk) olgularıyla tanışılmış, iki büyük savaş (Balkan Savaşı (http://tr.wikipedia.org/wiki/Balkan_Sava%C5%9F%C4%B1) ve I. Dünya Savaşı (http://tr.wikipedia.org/wiki/I._D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1)) yaşanmış ve 600 yıllık imparatorluğun dağılmasına tanık olunmuştur.
İkinci Meşrutiyetin ilânından sonra derhal seçimlere gidildi. Seçimlerin başlıca 2 partisi İttihat ve Terakki (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ttihat_ve_Terakki) ile liberal görüşlü Ahrar Fırkası (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahrar_F%C4%B1rkas%C4%B1)'ydı. Seçimleri İttihatçılar kazandı. Seçimlerin ardından oluşan yeni Meclis-i Mebusan (http://tr.wikipedia.org/wiki/Meclis-i_Mebusan) 17 Aralık (http://tr.wikipedia.org/wiki/17_Aral%C4%B1k) 1908 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1908)'de çalışmalarına başladı.
Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ttihat_ve_Terakki) yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü. 6 Nisan (http://tr.wikipedia.org/wiki/6_Nisan) 1909 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1909) günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_Fehmi) Bey'in bir İttihat ve Terakki (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ttihat_ve_Terakki) fedaisi tarafından öldürülmesi, İstanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açtı. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazı askerî birliklerin ve medrese (http://tr.wikipedia.org/wiki/Medrese) öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı; bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı. Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Olayı (http://tr.wikipedia.org/wiki/31_Mart_Olay%C4%B1) olarak anılan bu ayaklanma, Selanik (http://tr.wikipedia.org/wiki/Selanik)'ten gelen Hareket Ordusu (http://tr.wikipedia.org/wiki/Hareket_Ordusu) tarafından 24 Nisan (http://tr.wikipedia.org/wiki/24_Nisan)'da bastırıldı. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamit (http://tr.wikipedia.org/wiki/II._Abd%C3%BClhamit)'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi (http://tr.wikipedia.org/wiki/V._Mehmet) 'nin V. Mehmed ( Sultan Reşâd ) (http://tr.wikipedia.org/wiki/V._Mehmet) adıyla yerine geçirilmesine karar verdi.
8 Ağustos 1909'da Kanûn-î Esasî (http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanun-i_Esasi) üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri "sembolik" bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanamaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi.
Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı devletinde padişahlık sadece sembolik düzyede kalmıştır. [1] (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0kinci_Me%C5%9Frutiyet#cite_note-0)
Bak kimler seninle aynı çizgide;
http://www.sorularlasaidnursi.com/siyaset/ittihat-ve-terakki/237-2-mesrutiyet-bediuzzaman-bilinmeden-anlasilabilirmi.html
Sangre değil bildiğin şakirt!
8 Ağustos 1909'da Kanûn-î Esasî (http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanun-i_Esasi) üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri "sembolik" bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanamaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi.
Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı devletinde padişahlık sadece sembolik düzyede kalmıştır.
Ee bak işte ne güzel.. Ben de bunlardan bahsediyorum, teşekkür ederim konuya astığın için.
Ee bak işte ne güzel.. Ben de bunlardan bahsediyorum, teşekkür ederim konuya astığın için.
Memlekette bir kalıp vardır;
"Adamla; kedinin fareyle oynadığı gibi oynadı" derler.
Hani kedi fareyi yakalar, sonra bırakır ve tekrar yakalar.Farede derman yoktur, kedi pençesiyle kaçmaya teşvik edip, kaçınca tekrar yakalar, sağ pençeden sola, soldan sağa alır...Sonunda fare tamamen hareketsiz kalır, her türlü kaçış hamlesinin yeni bir acı olduğunu anlamış, sonuna razı olmuştur.
Şimdi söyle bakalım şakirt;
Hangimiz kedi, hangimiz fare?
Hala ısrarcısın;
2.meşrutiyetin satır başları;
*Dinci çevrelerin, ittihatçı karşıtlarının ayaklanması ve ordu tarafından bastırılması.
*Yukarıdaki olay sonucu 16 idam
*Hala padişahın meclisi kapatma yetkisi vardı
*Ve bu çok demokrat dönem beşinci mehmet'in parlementoyu kapatması ile son buldu...
Vay be!Demokrasiye bak hizaya gel...
http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%A2b-%C4%B1_%C3%82li_Bask%C4%B1n%C4%B1
Demokrat dönemde, gücü eline alan ali kıran, baş kesen.Ayaklanma ayaklanma üstüne, ayaklananlar darağacında...
Kardeş;
Buna demokrasi değil, kaos denir...
Kedi fare oyununa devam edelim;
http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=EmirdagLahikasi&Page=354
Bak sen.Sahte peygamberimiz aklının ermediği teknolojiyi hemen meleklere bağlamışBaşka ne beklenebilirdi ki?
Bereket, Sintigrafi, laserli CAD-CAM filan görmedi muhterem...:hail:
Bu kökten dinci takımının genel özelliğidir.Elmaya, armuta bakıp, yaratıcıya kanaat getirir.Aklının ermediği teknolojiyi görünce ise tümden saçmalarlar...
Kedi fare oyununa devam;
Bakınız,reformist kişilik, yüce ve naif insan, gözü yaşlı muhammed fetullah gülen hocaefendihazretleri neler döktürmüş;
Fethullah Gülen, "Muhteşem Yüzyıl" dizisiyle başlayan cariyeler konusunda, "İnsan nikahlısıyla zifafa girdiği gibi, esir kadınla da zevciyet muamelesinde bulunabilir. Dünyaya gelen çocuk annesini cariyelikten kurtarır" dedi.Gülen Cemaati'nin lideri Fethullah Gülen son kitabı 'Çizgimizi Hecelerken'de, son günlerde çok tartışılan Osmanlı sarayındaki cariyeler konusuna da değindi.
Kitapta Gülen, "Muhteşem Yüzyıl" dizisyle başlayan cariyeler konusunda, "İnsan nikahlısıyla zifafa girdiği gibi, esir kadınla da zevciyet muamelesinde bulunabilir. Dünyaya gelen çocuk annesini cariyelikten kurtarır. Cariye meselesi mübalağa ile anlatılır ama bir kadını sokaktan kurtarma çaresi olarak bunun hiçbir zararı olmadığı açıktır" dedi.
Köle yaptığın yetmiyor, tecavüzün yetmiyor, bir de doğurt...
"İSLAM ÖĞRETİLDİ"
Habertürk'ün haberine göre Gülen, "Osmanlı güzel kadınları saraya alarak cariye yapmıştır. Bu sizce uygun mudur?" sorusunu, "Katiyyen doğru değildir. Ama savaş meydanında mağlup olan bir devletin bazen kadın ve çocukları da esir olabiliyordu. Osmanlı hanedanı, esirleri almış, onlara İslam edep ve terbiyesini öğretmişlerdir" diye yanıltıyor.
Sangre, sana da edep ve terbiye öğretmelerini ister misin?
'UÇAN DAİRELER CİNDİR'
Kitabında uçan dairelere de değinen Gülen, "Uçan daireler, bizim cismaniyitemiziz gibi canlı varlıklar olamazlar. Bunlar cinv e şeytanlardır. Bir aslı varsa, bunları cin, peri ve şeytana irca etmek mümnkündür. Bu tür şeylerden bahsedenlerin bazıları halüsinasyon görüyor da olabilir" diyor.
Eeeee, hocası kim...O zaman radyo enteresandı, şimdi gök cisimleri:D
*Dinci çevrelerin, ittihatçı karşıtlarının ayaklanması ve ordu tarafından bastırılması.
*Yukarıdaki olay sonucu 16 idam
*Hala padişahın meclisi kapatma yetkisi vardı
*Ve bu çok demokrat dönem beşinci mehmet'in parlementoyu kapatması ile son buldu...
Bu konuda tartışmayalım diyorsun, ama yanıt vermekten geri kalmıyorsun.. Çünkü niyetin tartışmak değil, laf yetiştirmek :)
Yukarıda saydığın tüm maddeler Kemalist rejimde de vardı.. Ayaklanmalar kanlı bir şekilde bastırıldı.. İdamlar oldu.. Tüm yetkiler Atatürk'ün elindeydi, isterse meclisi de kapatırdı.
Ee ne fark var o dönemden o zaman?.. Tüm bunlardan sonra Atatürk dönemi demokratikti ama Meşrutiyet dönemi değildi diyebiliyorsun.. Heralde dalga geçiyorsun.
Ayrıca o dönemde padişahın yetkilerini sınırlayan kurumların var olduğunu, Meclis'in kısmen demokratik olduğunu da anlatıyoruz.. Ama Atatürk döneminde, onun süzgecinden geçmeyen hiç kimse meclise dahi giremiyordu.
Neyse bu konular seni aşar.. Başka zaman tartışırız inşAllah :biggrin1:
Kedi fareye devam;
Al sana demokrasi;
Türkiye'de Seçim Tarihi
Osmanlılarda daha önce yerel yönetimler için yapılan seçimler dışında, ilk siyasal seçim 1876 Anayasası'nın kabul edilmesinden bir yıl sonra gerçekleşti. İlk Osmanlı parlamentosu için iki kez seçime gidildikten sonra (1877–78) II. Abdülhamid'in baskıcı yönetimi altında meclis dağıtıldı ve II. Meşrutiyet'in ilanına (1908) kadar bir daha toplanmadı. II. Meşrutiyet'ten sonra seçimlere siyasal partiler de katılmaya başladı. İki dereceli seçim yöntemi*nin uygulandığı Osmanlı seçim sisteminde, seçmen olabilmek için mülk sahibi olmak ya da belli bir miktar vergi ödemek gerekiyordu. Kadınların oy verme ve seçilme hakkı yoktu.
Kimi kandırıyorsunuz yahu?
´ Just!ce `
11-01-2011, 14:04
Ben senin bireysel olarak otoriter mi, totaliter mi, demokrat mı olduğunu bilmiyorum, ilgilenmiyorum da zaten.. Ben, 'Müslümanlar cinlere inanırlar' derim, bir Müslüman çıkar 'Ama ben inanmıyorum' der.. O yüzden her kişiyi farklı farklı değerlendirecek durumum yok.. Sen otoriter değilsindir, başkası otoriterdir, bunun ayrımını yapmak o kadar kolay değil.
sangre madem bilmiyosunda neden yaftalıyosun ? ilgilenmeme konusunada katılmıyorum.Herkes karşısındakinin ne düşündüğünü bilmek ister.Verdiğin örnekte çok saçma be sangre :) müslüman olmuş cinlere inanmıyorsa okumaya devam etsin başka yollara açılacaktır :)
Genelde Nazistler ve Stalinistler totaliter, Kemalistler otoriter bir yapıyı savunurlar.. Çünkü 'Kemalizm'in ilkeleri, özü itibariyle otoriterdir.
Mesela Atatürk milliyetçiliği diye bir konu var.. ''Türk Devlet'inin topraklarında yaşayan herkes Türk'tür'' der bu görüş.. Bu Kemalizm'in bir ilkesi olup, farklılıkları yok sayan, tek bir potada eritmek isteyen, asimile eden bir görüştür.. Sen buna katılırsın katılmazsın önemli değil.. Ama bir Kemalist bunu savunuyorsa otoriterdir.Atatürk'ün söylediği "Türk Devleti'nin topraklarında yaşayan herkes Türk'tür" görüşünüden ; Onlarda Türk sayılacak , ayrım yapılmayacak ,haklardan faydalanabilecek şartları iyi olacak gibi sonuç çıkarmayı düşündünmü ?
Önyargıdan dolayı direk lafı "ırkçı" anlamında kullanıyosun.
Veya Türbanlı kızlar üniv.e, milletvekilleri meclise veya kadınlar kamusal alana giremezler derler.. Kendi yaşam tarzlarını, başkalarına dayatmaktır bu.. Ve otoriter devletlere özgüdür.Doğru söylemişsin , Laiklik ve bağımsızlık onun yaşam tarzıydı :)
Ben Atatürk'e faşist demedim zaten.. Stalin de faşist değildi mesela, o da Yahudi kovalamıyordu.Demedinde resmen ima ettin.
Hitler'le Stalin totaliter bir devlet kurmuşken, Atatürk otoriter bir devlet kurmuştu.. Onların yaptığı gibi muhalefeti kanlı bir şekilde bastırmıştı ve ülkede muhalefet etme, örgütlenme, düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında basın özgürlüğü vs. söz konusu değildi.
Ben burada Atatürk'ü veya diğer liderleri de suçlamıyorum.. Sadece tarihin bir değerlendirmesini, analizini yapıyorum.
Ayrıca bununla ilgili de konu açmıştım eskiden.. Her ne kadar o dönemdeki 'demokratik unsurlar' konusunda artık açtığım başlıktaki gibi düşünmesem de, yine de çok doğru değerlendirmelerin olduğunu düşünüyorum.. Sen de okuyabilirsin;
Kemalist Rejim Nedir/Ne Değildir (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=16951)
Elbette 'bana göre' çağdışı kalmış bir takım ilkeleri var Kemalizm'in.. Size göre yanlış olması hiçbişeyi değiştirmez sangre.Yukardada bunu anlatmaya çalıştım zaten.
Ama bu ilkeleri resmi ideoloji olarak dayatılmasına karşıyım.. Örneğin değiştirelemez maddelerde 'Atatürk Milliyeçiliği'nin' ne işi var?.. Neden tüm halkı bağlayan bir metinde Atatürk'ün Türk Milliyetçiliği var.. İşte ben bu ideolojilerin, sanki devletin politikası gibi gösterilmesine karşıyım.. Ben sana her hangi bir şey dayatmıyorsam Anayasa'da, sen de bana dayatmayacaksın.Yahu komik olma sangre :) sanki evinin kapısına dayanmışlarda "kabul et lan" diyen birileri var sana.İşte bak etmiyorsun zaten problem ne :)
Mesela her ne kadar Sosyal devleti savunsam da, Anayasanın değiştirilemez maddeleri arasında sayılmasının gereksiz olduğunu düşünüyorum.. Sosyal olmayan, Klasik Liberal devleti savunanı yok saymaktır bu.. O yüzden bu tür kavramlar sadece dayatmaktan başka bir işe yaramıyor.
Cumhuriyetin kurulması, Kurtuluş Savaşını kazanmamız vs. benim onlara bir şey borçlu olduğum anlamına gelmiyor.Artık bu noktadan sonra bi soru sorucam size.Sizin önem verdiğiniz bişe yok sanırım bu konuda.Uğrunda çabalayıp direnebileceğiniz.Siz Türkmüsünüz ? kökeninizi öğrenebilirmiyim bi sakıncası yoksa ?
Fransız devrimi sırasında burjuva ve işçi sınıfı birlikte hareket ederek ihtilal yaptılar.. Eğer o devrim olmasaydı Milliyetçilik de, dolayısıyla Atatürk'ün bazı ilkeleri de olmayacaktı.. Atatürk'ün Türk Milliyetçiliğiyle halkı gaza getirerek Kurtuluş Savaşını kazanması da olmayacaktı.. Şimdi siz Milliyetçilik ilkesini Fransız devrimine borçlusunuz diye, o dönemin burjuva sınıfının veya işçi sınıfının ideallerini paylaşmak zorundasınız mısınız?Sangre başka örnek veremiyorumusun ? neden yapmadığın Atatürk Milliyetçiliğine takılı kaldın :)
kendinle çeliştiğinin farkındamısın :)
Fransız devriminin belkide tek kötü yanı milliyetçilik unsurunun çıkmasıdır.
Sonuçlardan bazıları ;
Yıkılmaz diye düşünülen, hatta egemenlik hakkını Tanrı'dan aldığı iddia edilen mutlak krallıkların yıkılabileceği ortaya çıktı.
İlkel şekli Yunan şehir devletlerinde, gelişmiş şekli İngiltere ve ABD (http://tr.wikipedia.org/wiki/Amerika_Birle%C5%9Fik_Devletleri)'de görülen demokrasi, Kıta Avrupası'nda da gelişmeye başladı ve Batı medeniyetinin vazgeçilmez unsurlarından biri haline geldi.
Egemenliğin halka ait olduğu kabul edildi.
Milliyetçilik (http://tr.wikipedia.org/wiki/Milliyet%C3%A7ilik) ilkesi, siyasi bir karakter kazanarak, çok uluslu devletlerin parçalanmasında etkili oldu.
Eşitlik (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=E%C5%9Fitlik&action=edit&redlink=1), özgürlük (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BCk) ve adalet (http://tr.wikipedia.org/wiki/Adalet) ilkeleri (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0lke) yaygınlaşmaya başladı.
Ben varlığımı hiç kimseye borçlu değilim.. Fransız devrimi olmasaydı, yine Milliyetçilik ortaya çıkardı büyük ihtimalle.. Atatürk döneminde Kurtuluş Savaş'ı olmasaydı, daha sonraki süreçte yine bağımsızlığımızı kazanırdık büyük ihtimalle.Bu işi ihtimale bıraktınızda , artık sözün bittiği yer olsa gerek :)
Olmuş bitmiş şeyler üzerinden, 'Ya Atatürk olmasaydı?', 'Ya İngilizler ele geçirseydi?' gibi argumanların boş olduğunu düşünüyorumAma nedense ihtimallere bırakırken boş düşünmüyorsunuz :):)
Varlığımı hiç kimseye borçlu olmadığım gibi, şu anda Kurtuluş Savaşı sayesinde daha güzel bir dünyada yaşamam, benim 'gerçeği' bir kenara bırakıp Atatürk'ün o dönemde geçerli olan ideallerinin peşinden gitmemi gerektirmiyor.Kimse size peşinden gidin demiyor yahu.Gerçeği kabul et o kadar.Daha fazlası değil..
Ayrıca daha önce de söylediğim gibi, Osmanlı'nın son dönemleri Kemalist rejimden çok daha demokratiktir.. Anayasal monarşiden diktatörlük rejimine geçmek, demokrasiye adım attığımız anlamına gelmiyor.. O yüzden, 'Eğer Kemalist rejim olmasaydı 80 yıl islamcıların devletinde yaşardık.' gibi bir argumana da inanmıyorum.İnanmadığınızı ve inanmayacağınızı biliyorum.Sizide inandırmaya çalışmak gibi boş bi çabam yok.Bu benim görüşüm sadece.
Bu noktada bir ekleme yapayım; II. Meşrutiyet'in demokratik diyebileceğimiz dönemi oldukça kısa sürdü; İttihatçılar önce 1912 seçimlerinde hile yaptılar(o nedenle bu seçimler sopalı seçimler diye anılır zaten) sonra da darbe yapıp tek parti iktidarına geçtiler zaten.
Ama kısa süren o dönemin Atatürk döneminin büyük kısmından daha demokratik olduğu bence açık ve net.
Yukarıda saydığın tüm maddeler Kemalist rejimde de vardı.. Ayaklanmalar kanlı bir şekilde bastırıldı.. İdamlar oldu.. Tüm yetkiler Atatürk'ün elindeydi, isterse meclisi de kapatırdı.
Neden kapatmadı?
Acaba şakirtler asrın sonunda benim antidemokratlığıma kanıt sunar diye mi endişelendi?
:lol:
İsterse meclisi kapatırdı!
Söylemesem çarpacaktın parodisi gibi olmuş.Hani dolmuşta teyze "aaaaa çarpıyosun" der.Şöför "manyak mısın teyze, ne çarpması" der.
Teyzenin son kelimeleri yarar;
Söylemesem çarpacaktın!
Ee ne fark var o dönemden o zaman?.. Tüm bunlardan sonra Atatürk dönemi demokratikti ama Meşrutiyet dönemi değildi diyebiliyorsun.. Heralde dalga geçiyorsun.
Son mesajıda oku.
Evet M.Kemal dönemi, bahsettiğin kaos ve dağılma döneminden kat be kat demokratikti...
Ayrıca o dönemde padişahın yetkilerini sınırlayan kurumların var olduğunu, Meclis'in kısmen demokratik olduğunu da anlatıyoruz.. Ama Atatürk döneminde, onun süzgecinden geçmeyen hiç kimse meclise dahi giremiyordu.
Meclis padişahın yetkilerini sınırlayabildiği için mi, padişah tarafından kapatıldı...
Neyse bu konular seni aşar.. Başka zaman tartışırız inşAllah :biggrin1:
Memnun oldum, ben de kedi!
Eee yanıt mı verdin şimdi Justice?.. Ben ortada ciddiye alınabilecek her hangi bir yanıt göremiyorum.
Senin yazdığın bir şey de yok Naper.. Polemikten başka bir şey bilmiyorsunuz.. Vakit kaybısınız.
Ben varlığımı hiç kimseye borçlu değilim.. Fransız devrimi olmasaydı, yine Milliyetçilik ortaya çıkardı büyük ihtimalle.. Atatürk döneminde Kurtuluş Savaş'ı olmasaydı, daha sonraki süreçte yine bağımsızlığımızı kazanırdık büyük ihtimalle.
Ha ha ha ha:pound:
Yüzde kaç ihtimalle?
´ Just!ce `
11-01-2011, 14:16
Eee yanıt mı verdin şimdi Justice?.. Ben ortada ciddiye alınabilecek her hangi bir yanıt göremiyorum.
Senin yazdığın bir şey de yok Naper.. Polemikten başka bir şey bilmiyorsunuz.. Vakit kaybısınız.
ahh bu havalar ,afra tafralar beni benden alıyo :bounce:
Sangre senin yazdıklarındada ciddiye alınacak bişe yok , fakat saygıdan ötürü yanıt verdim.Ama bu sondu dahada davosa gelmem:)
Bu "Atatürk olmasaydı babanızın kim olduğunu bilmezdiniz" geyikleri gerçekten usandırdı. Suriye'de falan bilmiyor mu insanlar babalarının kim olduğunu? Peki Almanya'da, Japonya'da?
Geçenlerde biri formspring'de Kemal Atatürk diye hesap açmıştı, bio kısmında "1881'de doğdum...1923'te Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdum...Türkiye'de herkes babasının kim olduğunu sayemde biliyor." falan yazıyordu; çok gülmüştüm.
´ Just!ce `
11-01-2011, 14:35
Bu "Atatürk olmasaydı babanızın kim olduğunu bilmezdiniz" geyikleri gerçekten usandırdı. Suriye'de falan bilmiyor mu insanlar babalarının kim olduğunu? Peki Almanya'da, Japonya'da?
Geçenlerde biri formspring'de Kemal Atatürk diye hesap açmıştı, bio kısmında "1881'de doğdum...1923'te Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdum...Türkiye'de herkes babasının kim olduğunu sayemde biliyor." falan yazıyordu; çok gülmüştüm.
Bizimde akıl önderimiz o formspringdeki adamya :D bak utantık şimdi.:D
Bu "Atatürk olmasaydı babanızın kim olduğunu bilmezdiniz" geyikleri gerçekten usandırdı. Suriye'de falan bilmiyor mu insanlar babalarının kim olduğunu? Peki Almanya'da, Japonya'da?
Geçenlerde biri formspring'de Kemal Atatürk diye hesap açmıştı, bio kısmında "1881'de doğdum...1923'te Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdum...Türkiye'de herkes babasının kim olduğunu sayemde biliyor." falan yazıyordu; çok gülmüştüm.
Sence bu insanlar neden bu haldeler?
http://www.google.com.tr/images?um=1&hl=tr&biw=1280&bih=808&tbs=isch%3A1&sa=1&q=%C4%B1rak&aq=f&aqi=g10&aql=&oq=&gs_rfai=
Yukarıdaki bağlantı, google grafiklerinde "ırak" aramasının sonuçlarıdır.Nedense foto ekleyemiyorum foruma, boş çıkıyor...Muhtemelen teknik bir hatadır deyip, moderatör kardeşlerin dikkatine sunuyorum!
Bizimde akıl önderimiz o formspringdeki adamya :D bak utantık şimdi.:D
Önderiniz o adam demiyoruz ki; "Atatürk olmasa babanız kimdi bilemezdiniz" tarzı geyiklerle dalga geçiyoruz. Neyzen Tevfik'in olduğu iddia edilen, ki bu doğru değil, salak bir şiir var ya hani; o muhabbet...
Sence bu insanlar neden bu haldeler?
http://www.google.com.tr/images?um=1&hl=tr&biw=1280&bih=808&tbs=isch%3A1&sa=1&q=%C4%B1rak&aq=f&aqi=g10&aql=&oq=&gs_rfai=
Tabii ki Irak'ta Atatürk olmadığından! 2003'te başlayan bir işgali ona bağladınız ya, süper...
Firestorm
11-01-2011, 14:43
Tabii ki Irak'ta Atatürk olmadığından! 2003'te başlayan bir işgali ona bağladınız ya, süper...
Kesinlikle o üzden aslında diğer uluslara ve diğper ülkelere acıyorum atafrans, atalman ve atarus gibi kişilikleri olmadıgı için acınması lazım ne haldeler kim bilir :whistle:
Tabii ki Irak'ta Atatürk olmadığından! 2003'te başlayan bir işgali ona bağladınız ya, süper...
:love:
Bu saflığınızı seviyorum ben sizin.
:love:
Bu saflığınızı seviyorum ben sizin.
Ben de sizin putperestliğinizi seviyorum.
Al sana hediye, duygu dolu anlar yaşa:
http://www.youtube.com/watch?v=sTKAv4Bq6kU
Ben de sizin putperestliğinizi seviyorum.
Al sana hediye, duygu dolu anlar yaşa:
http://www.youtube.com/watch?v=sTKAv4Bq6kU
Vah güzel arkadaşım be, ne yaptılar sana?
Hacı ben kemalist değilim ve atatürk'ü senin saidi eleştirdiğinden çok daha fazla eleştiririm.
Yanlışları vardır, lakin tarihimizde yeri yadsınamaz bir liderdir.Bir ulusun çöküşüne seyirci kalmamış, elini taşın altına koymuştur.Mandacısıyla, tarikatcısıyla ömür boyu uğraşmıştır.
Otoriter midir?
Evet.
Yanlış mıdır? Bu yaklaşımı...
Yine evet!
Ve bundan da öte başka eleştirilebilecek yönleri ve tutumları vardır.Ama ortada bir said bir feto, bir tayyip var iken ve yaptıkları ortadayken...
Baktın mı o ırak sayfasına?
Çok acı değil mi?
Hırsızın hiç mi günahı yok desem, zaten ABD cisiniz...
Halkı birlik olamamış, tutkun olamamış desem, size göre nasılsa bir gün bağımsız olurlar...Yani, ihtimal var....
Bu arada bakıyorum, fareler hala firar peşinde...
Saide gelelim saide!
Kemalizm başlığınız var, kemalistlerle tartışabilirsiniz orda...Burayı cıvıtmayın hacı...
Yukarıda bir sürü yazım var, ne diyosunuz bu sahte peygoya...:bounce:
Baktın mı o ırak sayfasına?
Çok acı değil mi?
Hırsızın hiç mi günahı yok desem, zaten ABD cisiniz...
Halkı birlik olamamış, tutkun olamamış desem, size göre nasılsa bir gün bağımsız olurlar...Yani, ihtimal var....
Baktım, çok acı elbette; ama bunun Atatürk'le, "Atatürk olmasaydı babanızı bilemezdiniz" geyikleri ile alakası?
Baktım, çok acı elbette; ama bunun Atatürk'le, "Atatürk olmasaydı babanızı bilemezdiniz" geyikleri ile alakası?
Sevgili arkadaşım, elbette alakası direkt yok.
Tutkallarını kaybeden toplumlar, kendi kendini yönetmekten aciz toplumlar, bir noktada bu hale düşüyorlar.Dersen ki "hırsızın hiç mi suçu yok?"
Var tabii.
Ama kardeşim sen de gözünün önüne bakacaksın, değil mi ama?
Atatürk olmasa belki başkası olurdu.Lakin Atatürk olmuş.Demokrasi eksiksiz gelmiş mi?
Hayır gelmemiş!
Ancak okunur bir alfabe gelmiş, saltanat kalkmış, kadınlar insandan sayılmış, vesaire...
Bağımsız bir devlet çıkmış ortaya...
Bunu geliştirip güçlendirmektir görevimiz, Atatürk'ü sayıklayıp oturmaktansa daha ileriye gitmeliyiz...
Pekiala tüm bunlar ortadayken daha hala orta çağ zihniyetini savunmanın ne anlamı var güzel kardeşim?
Daha hala mehdilik iddiasında bir şarlatanın neyine sahip çıkıyoruz?
Ben size Atatürk'ü örnek alın filan demiyorum ki!
Atatürk'ün de gerisinde kalmayın, değil mi ama?
Sevgili arkadaşım, elbette alakası direkt yok.
Tutkallarını kaybeden toplumlar, kendi kendini yönetmekten aciz toplumlar, bir noktada bu hale düşüyorlar.Dersen ki "hırsızın hiç mi suçu yok?"
Var tabii.
Ama kardeşim sen de gözünün önüne bakacaksın, değil mi ama?
Bu kural değil. Birinci Dünya Savaşı'nı yenik kapasaydık, Kurtuluş Savaşı vermeseydik daha iyi olurdu veya olmazdı, onu tartışmıyorum; ama babalarımızı tanırdık! Almanya, Avusturya-Macaristan falan yenildi, ağır anlaşmalar imzalandı vs. ama oralarda bildiğim kadarıyla insanların babalarını tanımaması gibi bir durum olmadı değil mi?
Atatürk olmasa belki başkası olurdu.Lakin Atatürk olmuş.Demokrasi eksiksiz gelmiş mi?
Hayır gelmemiş!
Ancak okunur bir alfabe gelmiş, saltanat kalkmış, kadınlar insandan sayılmış, vesaire...
Demokrasi hiç gelmedi ki o dönemde.
Okunur alfabe ne demek yav? Eskisi okunamıyor muydu? Onlar geyik. Japonların, İsraillilerin aklına gelmemiş herhalde "okunabilir" alfabe getirmek.
Bağımsız bir devlet çıkmış ortaya...
Bunu geliştirip güçlendirmektir görevimiz, Atatürk'ü sayıklayıp oturmaktansa daha ileriye gitmeliyiz...
Pekiala tüm bunlar ortadayken daha hala orta çağ zihniyetini savunmanın ne anlamı var güzel kardeşim?
İlk cümlelerine katılıyorum; bağımsızlıktan ziyade AB'ye girmek gerekir falan da diyorum tabii de, onlar önemli değil bu noktada.
Orta Çağ zihniyetini kim, nerede savunmuş?
Ben naper'in düsünce bicimini sanirim anladim. Mesela "Helenistik dönemin din sentezleri önceki dönemin Yunan felsefesi ile karsilastirilirsa oldukca idealisttir. Giderek dinsel arayislar ayyuka cikti ve Roma giderek maddi düsünce biciminden uzaklasip hiristiyanligin etkisine girdi" seklinde bir degerlendirme yaparsam ben Antik Yunan felsefecilerini savunmus oluyorum. Yada Ibn-i Sina, Farabi, El Kindi gibi islam düsünürleri islamda bir aydinlanma dönemi yaratmislardi dersem Ibn-i Sina'yi yada Farabi'yi savunmus oluyorum.
Diger taraftan bakarsak Ibn-i Sina ayin yarilmasinin gercek olmadigini ispatlamaya calisirken, ayin isik oldugu icin yarilmasinin mantiki olmadigini söyledigi icin aslinda ben de skolastik düsünceyi savunmus oluyorum.
Asagi yukari böyle birsey sanirim.
Ben naper'in düsünce bicimini sanirim anladim. Mesela "Helenistik dönemin din sentezleri önceki dönemin Yunan felsefesi ile karsilastirilirsa oldukca idealisttir. Giderek dinsel arayislar ayyuka cikti ve Roma giderek maddi düsünce biciminden uzaklasip hiristiyanligin etkisine girdi" seklinde bir degerlendirme yaparsam ben Antik Yunan felsefecilerini savunmus oluyorum. Yada Ibn-i Sina, Farabi, El Kindi gibi islam düsünürleri islamda bir aydinlanma dönemi yaratmislardi dersem Ibn-i Sina'yi yada Farabi'yi savunmus oluyorum.
Diger taraftan bakarsak Ibn-i Sina ayin yarilmasinin gercek olmadigini ispatlamaya calisirken, ayin isik oldugu icin yarilmasinin mantiki olmadigini söyledigi icin aslinda ben de skolastik düsünceyi savunmus oluyorum.
Asagi yukari böyle birsey sanirim.
Sen ibn-i sina ile farabi ile sahte peygo, şarlatanın dik alası saidi aynı kefeye mi koyuyorsun?
Ya naper biz seninle ne yapacagiz? Mantik konusuyoruz burda, sen yine kefelere gectin.
Ya naper biz seninle ne yapacagiz? Mantik konusuyoruz burda, sen yine kefelere gectin.
Hangi mantık?
Sen yukarıda sanki said islam aleminde çığır açmıç, pozitif bilimlere tırnak ucu kadar faydası dokunmuş gibi yazıyorsun.Sayfalardır said-i nursinin ne olduğu, nelerle uğraştığı, çapı yazıldı.
Örneğin külliyen hatalı!
Bu kural değil. Birinci Dünya Savaşı'nı yenik kapasaydık, Kurtuluş Savaşı vermeseydik daha iyi olurdu veya olmazdı, onu tartışmıyorum; ama babalarımızı tanırdık! Almanya, Avusturya-Macaristan falan yenildi, ağır anlaşmalar imzalandı vs. ama oralarda bildiğim kadarıyla insanların babalarını tanımaması gibi bir durum olmadı değil mi?
İşte ben de sana yenilenlerden bir bağlantı verdim.
Özür dilerim, ABD özgürlük götürmüştü değil mi?
Demokrasi hiç gelmedi ki o dönemde.
Demokrasi;
-Din sömürüsüyse
-Demokrasi saltanat ise
-Demokrasi kadın devşirip, hareme kapatmaksa
-Demokrasi halk inim inim inlerken, saraydaki kaşığı çatalı bozdurup hollandadan lale tohumu almak ise
-Demokrasi yarı arapça yarı farsça bir yazıysa
-Demokrasi tekkeyse, türbeyse
-Demokrasi avam kamarasına üye seçmekse
-Demokrasi cumhuriyetçiler ya da demokratlardan birini seçmekse
Evet hacı, gelmedi...Zaten mümkünse gelmesin...
Okunur alfabe ne demek yav? Eskisi okunamıyor muydu? Onlar geyik. Japonların, İsraillilerin aklına gelmemiş herhalde "okunabilir" alfabe getirmek.
1897 yılı istatistiklerine göre osmanlıda okuma-yazma oranı %10 un altında.
(Meclis-i Mebusan 1293-1877 Zabıt Ceridesi/Onuncu İçtima 21 Mart 1293/1 Nisan 1877
Hazırlayan Hakkı Tarık Us/Vakit, İstanbul 1939, s. 67-68
Vilayet Kanunu Tartışması’ndan:
Yenişehirlizade Ahmet Efendi (Aydın); “...Bizde bir nahiye teşkil edilirse, yazı bilen adam bulunmaz.
Bir imam yazı bilir, o da, mürekkebi kuruduktan sonra yazdığını okuyamaz. Ben derim ki, bizde nahiye memurlarının hüsn-i idaresi mümkün olamaz. Bu yalnız bizim Aydın’a mahsustur. Başka yerleri bilmem.”
Nafi Efendi (Haleb); “Bu mahzur, Arabistan’da dahi böyledir. Fakat bunlara bakılmazsa, para
telef olur. Vilayetten istilam olunsun: Bakaya hep muhtarlar üzerindedir.”
Nakkaş Efendi (Suriye), “İhtimal ki, Haleb ve Aydın böyledir. Lakin Suriye böyle değildir. Her köyde üç, beş okur yazar bulunur.”
Kısa bir aradan sonra söz yine Yenişehirlizade Ahmet Efendi’ye geldiğinde bu kez “Bizim cihetlere bakılınca, her hangi köyde bir adam muhtar olsa yanıyor. Ne okumak biliyor, ne yazmak. Sandık eminleri bunları batırıyorlar. Arabistan başka imiş. Bizde ise beş, on köyde bir imamdan başka yazı bilen yoktur.”
Bak o oranlar ne olmuş;
www.tuik.gov.tr/Beslenme/excel/0104t02.xls
Orta Çağ zihniyetini kim, nerede savunmuş?
Sevgili aydoe,
Nurcuların kendi yayınlarında Said-i Nursi'nin deli olduğu tarzı şeylerin var olduğunu hiç sanmıyorum. Bunlar yaygın olarak Kemalistler tarafından yayılan, Nurculuk karşıtı iddialar.
Ben psikolog ya da psikyatr değilim, adamı da muayene etmedim, o açıdan kimseye deli teşhisi falan koyamam. Ha ne yaparım? Alır fikirlerini incelerim, fikirlerine karşıysam da onlara kendi fikirlerimle eleştiri getiririm, neden akla yatkın bulmadığımı ortaya koyarım. Adamın şahsına, hem de asılsız iddialarla saldırmanın hiçbir anlamı, faydası yok.
Sen burada savunmuşsun.
Daha önce evrensel insan karsisinda birkac defa pes demistim. Simdi de naper icin pes diyorum. Ben kactim.. :)
İşte ben de sana yenilenlerden bir bağlantı verdim.
Madem kronoloji konusunda hiçbir şeye dikkat etmiyorsun git Sezar'ın zamanındaki Roma'dan falan örnek ver. 1910'ları, 20'leri tartışıyoruz burada; sen gelmişsin 2003'teki bir işgali getiriyorsun.
Özür dilerim, ABD özgürlük götürmüştü değil mi?
Yahu öyle bir şey nerede demişiz?!
Demokrasi;
-Din sömürüsüyse
-Demokrasi saltanat iseDemokrasi cumhuriyet de değil ki, İran da Cumhuriyet. Saltanat da demokrasiye illa engel değil; bakınız İsveç, bakınız İngiltere, bakınız İspanya vs.
-Demokrasi kadın devşirip, hareme kapatmaksa
-Demokrasi halk inim inim inlerken, saraydaki kaşığı çatalı bozdurup hollandadan lale tohumu almak ise
???
-Demokrasi yarı arapça yarı farsça bir yazıysa???
-Demokrasi tekkeyse, türbeyseYeri geldiğinde evet, bunlar. Bunları yasaklamak mı demokratlık?
-Demokrasi avam kamarasına üye seçmekseWestminster modelini de böylece yıktın, süper.
-Demokrasi cumhuriyetçiler ya da demokratlardan birini seçmekseABD dünyanın en köklü, en gelişmiş demokrasilerinden biridir. Bu yazdığında demokrasiye aykırı olan nedir?
1897 yılı istatistiklerine göre osmanlıda okuma-yazma oranı %10 un altında.
Bak o oranlar ne olmuş;
www.tuik.gov.tr/Beslenme/excel/0104t02.xls (http://www.tuik.gov.tr/Beslenme/excel/0104t02.xls)Latin alfabesine geçilince okur-yazar oranı bir anda uçtu ve de, değil mi? Hangi alfabeyi kullandığın fark etmez, okuma yazma seferberliği, zorunlu eğitim gibi şeylerdir farkı yaratan. Harf devrimi yaptın ne oldu? Bir anda okur-yazar olan nüfusu da sıfırladın!
Şu linkten (http://tr.wikipedia.org/wiki/Harf_Devrimi_%28T%C3%BCrkiye%29)iki şey paylaşalım:
Okur yazar oranı 1923'ler %2,5[1] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Harf_Devrimi_%28T%C3%BCrkiye%29#cite_note-0)
1927 %10.5[2] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Harf_Devrimi_%28T%C3%BCrkiye%29#cite_note-1) (1927 resmî sayımlar)
1935 % 20.4[3] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Harf_Devrimi_%28T%C3%BCrkiye%29#cite_note-2) (1935 sayımları)
Milli bir seferberlik olarak benimsenen ve olağanüstü bir ısrarla sürdürülen okuryazarlık kampanyasına rağmen, 1927-35 arasında yeni okuma-yazma öğrenenler resmi rakamlara göre Türkiye nüfusunun sadece % 10.3'ünü (1927'de okuryazar olmayan nüfusun % 11.2'sini) bulmuştur. Oysa, örneğin 1960-70 yılları arasında okuryazar sayısındaki artış, toplam nüfusun %27.2'si ve 1960'ta okuryazar olmayan nüfusun %40.1'idir. Bu rakamlar, okuryazarlık artışında belirleyici olan etkenin harf devrimi olmadığını düşündürmektedir. Harf devrimini izleyen yıllarda gazete satışlarında görülen ve yaklaşık yirmi yıl boyunca telafi edilemeyen düşüş ise, harf devriminin, okuryazarlık oranını artırmak şöyle dursun, azaltmış olabileceği olasılığını akla getirmektedir.Hani diyelim Arap alfabesi okuma yazma öğrenmeyi zorlaştırıyor; o alfabeyi kullanan Katar, Kuveyt gibi ülkelerdeki okur-yazar oranı nasıl oluyor da Türkiye'dekinden yüksek olabiliyor?
Sen burada savunmuşsun.
Bunu gördükten sonra sevgili sargon'a hak vermek durumunda kaldım. Pes. :)
Daha önce evrensel insan karsisinda birkac defa pes demistim. Simdi de naper icin pes diyorum. Ben kactim.. :)
Madem kronoloji konusunda hiçbir şeye dikkat etmiyorsun git Sezar'ın zamanındaki Roma'dan falan örnek var. 1910'ları, 20'leri tartışıyoruz burada; sen gelmişsin 2003'teki bir işgali getiriyorsun.
Siz kronolojiye dikkat eder miydiniz?
Ayrıca olay mağlubiyet ise durum budur.Kronolojiye ne gerek.1910 larda savaşta yendiklerinin yanağını sıkıp bırakıyor muydu düşman?
Demokrasi cumhuriyet de değil ki, İran da Cumhuriyet. Saltanat da demokrasiye illa engel değil; bakınız İsveç, bakınız İngiltere, bakınız İspanya vs.
Gayet engel.Sonuçta krallıkla yönetilen hiç bir ülke demokrat değildir!
Yeri geldiğinde evet, bunlar. Bunları yasaklamak mı demokratlık?
Evet aynen öyle.Kırmızıda geçmeyi nasıl yasaklıyorsan, topluma zararlı, masum insanlar üzerinden menfaat, çıkar sağlamayı, onları siyasete alet etmeyi de yasaklamak gerekir.
Latin alfabesine geçilince okur-yazar oranı bir anda uçtu ve de, değil mi? Hangi alfabeyi kullandığın fark etmez, okuma yazma seferberliği, zorunlu eğitim gibi şeylerdir farkı yaratan. Harf devrimi yaptın ne oldu? Bir anda okur-yazar olan nüfusu da sıfırladın!
Şu linkten (http://tr.wikipedia.org/wiki/Harf_Devrimi_%28T%C3%BCrkiye%29)iki şey paylaşalım:
Sene Okur yazar oranı 1923'ler %2,5[1] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Harf_Devrimi_%28T%C3%BCrkiye%29#cite_note-0) 19271 %10.5[2] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Harf_Devrimi_%28T%C3%BCrkiye%29#cite_note-1) (1927 resmî sayımlar) 19352 % 20.4[3] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Harf_Devrimi_%28T%C3%BCrkiye%29#cite_note-2) (1935 sayımları)
Hani diyelim Arap alfabesi okuma yazma öğrenmeyi zorlaştırıyor; o alfabeyi kullanan Katar, Kuveyt gibi ülkelerdeki okur-yazar oranı nasıl oluyor da Türkiye'dekinden yüksek olabiliyor?
Aynen öyle, bir anda uçtu.Örneğini ben verdim sağolasın sen de vermişsin.Verdiğin linkte okuma yazma oranının katlarla arttığı apaçık ortada, sağolasın.Seven Nişanyan isimli ikinci cumhuriyetçinin debelenmesi beyhudedir zira rakamlar tüik sitesinde mevcuttur!
Amerika dünyanın en demokratik ülkesi, öylemi?
Güldürme beni...
Sana iki tane kazık veriyor, al bunlardan birini sok kıçına diyor.Bu mu demokrasi?
Ben sokmayacam!
Cık cık cık, sokacan!
Seç!
Bak ırak'a götürdü kendi demokrasisini...
Hacı biz demokrasinin ne olduğu konusunda anlaşamıyoruz.Siz demokrasiyi, din destekli vahşi kapitalizm sanıyorsunuz!
Son mesajından sonra yazmayacaktım ama madem uzun uzun yazmışım buna da cevap vereyim.
Siz kronolojiye dikkat eder miydiniz?
Ayrıca olay mağlubiyet ise durum budur.Kronolojiye ne gerek.1910 larda savaşta yendiklerinin yanağını sıkıp bırakıyor muydu düşman?
Ediyorum.
Hayır, yenilenler toprak kaybına uğruyordu, ağır savaş tazminatları ödüyorlardı vs. Ama tabii benim karşı çıktığım "babanızın kim olduğunu bilemezsiniz" geyikleriydi, yoksa yenilenleri bir tokat atıp bırakıyorlardı tarzı bir iddiam olmadı.
Mağlubiyet ise durum budur diye bir şey de yok, bütün vakalarda aynısı olmuyor. 2. Dünya Savaşı'nda yenilenlere ne oldu mesela savaş sonrasında?
Gayet engel.Sonuçta krallıkla yönetilen hiç bir ülke demokrat değildir!
Birleşik Krallık'ta devlet başkanı ve Anglikan kilisesinin başı kraliçedir. BK demokratik değil mi yani? Ya İsveç? İspanya? Hollanda? Belçika? Japonya? Ezbere olmaz ki ama... :)
Evet aynen öyle.Kırmızıda geçmeyi nasıl yasaklıyorsan, topluma zararlı, masum insanlar üzerinden menfaat, çıkar sağlamayı, onları siyasete alet etmeyi de yasaklamak gerekir.
Din, vicdan ve kanaat özgürlüğü olayını ne yapacağız? Bu tarz ekstrem uygulamalar zamanında Sovyetler'de, Arnavutluk'ta falan denendi; çok olumlu sonuçlar verdiği söylenemez.
Aynen öyle, bir anda uçtu.Örneğini ben verdim sağolasın sen de vermişsin.Verdiğin linkte okuma yazma oranının katlarla arttığı apaçık ortada, sağolasın.Seven Nişanyan isimli ikinci cumhuriyetçinin debelenmesi beyhudedir zira rakamlar tüik sitesinde mevcuttur!
Viki'deki rakamlara göre harf inkılabı öncesinde 23-27 döneminde yüzde 8 artış olmuş; inkılaptan sonraki 8 senelik süreçte(yani iki katı sürede) yüzde 10 artış olmuş. Uçmuş gerçekten.
Sevan Nişanyan da Türkiye'nin önde gelen dilcilerinden biri, sözlüğünü falan hiç duymadın mı?
"Yanlış Cumhuriyet" kitabını kesin al ve oku; biraz ezberlerin bozulsun.
Amerika dünyanın en demokratik ülkesi, öylemi?
Hayır, ama en demokratik ülkelerinden biri dünyanın.
Bak mesela:
http://en.wikipedia.org/wiki/Democracy_Index
Sana iki tane kazık veriyor, al bunlardan birini sok kıçına diyor.Bu mu demokrasi?
Ben sokmayacam!
Cık cık cık, sokacan!
Seç!
Parti içi demokrasi iyi işliyor orada, yerel yönetimler de federal yapı nedeniyle buradakinden çok daha güçlü; o iki parti dışında partiler de var ama halk desteği yok onların pek.
Bak ırak'a götürdü kendi demokrasisini...
Hayır, götürmedi.
Hacı biz demokrasinin ne olduğu konusunda anlaşamıyoruz.Siz demokrasiyi, din destekli vahşi kapitalizm sanıyorsunuz!
Nedir demokrasi bir tanımla da bilelim. Atatürk Türkiyesi demokrasi ama günümüz ABD'si değil diyorsan çok ilginç bir tanımın olsa gerek.
Mağlubiyet ise durum budur diye bir şey de yok, bütün vakalarda aynısı olmuyor. 2. Dünya Savaşı'nda yenilenlere ne oldu mesela savaş sonrasında?
.
Bize bi'şey olmazdı diyorsun.
Birleşik Krallık'ta devlet başkanı ve Anglikan kilisesinin başı kraliçedir. BK demokratideğil mi yani? Ya İsveç? İspanya? Hollanda? Belçika? Japonya? Ezbere olmaz ki ama... :)
Evet demokrasi yok diyorum.Bu yazdığın ülkelerin hepsinde güçlünün dediği olur diyorum.
Din, vicdan ve kanaat özgürlüğü olayını ne yapacağız? Bu tarz ekstrem uygulamalar zamanında Sovyetler'de, Arnavutluk'ta falan denendi; çok olumlu sonuçlar verdiği söylenemez.
Din ve vicdan kişisel konulardır.Tarikatlar ve cemaatler kişisel değildir.Bas bayağı menfaat için oluşturulmuştur.Bir cemaat üyesine, herhangi bir demokratik hak vermek gereksizdir.Zira kendisine verilen hakkı zaten kendi eliyle teslim etmektedir.
Viki'deki rakamlara göre harf inkılabı öncesinde 23-27 döneminde yüzde 8 artış olmuş; inkılaptan sonraki 8 senelik süreçte(yani iki katı sürede) yüzde 10 artış olmuş. Uçmuş gerçekten.
Sevan Nişanyan da Türkiye'nin önde gelen dilcilerinden biri, sözlüğünü falan hiç duymadın mı?
"Yanlış Cumhuriyet" kitabını kesin al ve oku; biraz ezberlerin bozulsun.
.
Müthiş bir artıştır.Harpten yeni çıkmış, okulsuz, öğretmensiz, kalemsiz, kitapsız bir halk için inanılmaz bir başarıdır.Unutma ki en zoru, çarka ilk hareketi vermektir.
Seven nişanyan denen zattı iyi bilirim.Kendisi kusursuz bir hainlik eğitimi almış azılı ikinci cumhuriyetçidir.Faşisttir, değersizdir.Saygı duymam.
Parti içi demokrasi iyi işliyor orada, yerel yönetimler de federal yapı nedeniyle buradakinden çok daha güçlü; o iki parti dışında partiler de var ama halk desteği yok onların pek.
Hayır, götürmedi.
Nedir demokrasi bir tanımla da bilelim. Atatürk Türkiyesi demokrasi ama günümüz ABD'si değil diyorsan çok ilginç bir tanımın olsa gerek.
Aynı mantıkla, 1930 larda CHP içinde de parti içi demokrasi işliyordu deriz, ancak kimse buna inanmaz!
Bencede demokrasiyi öğrenmenizde yarar var, zira sandığınız şey değil;
http://tr.wikipedia.org/wiki/Demokrasi
En alttaki bağlantı da kadınların erkeklerle eşit hakları aldıkları yıllara göre bir sıralama var.İstersen baştan aşağı bir oku...
Bu arkadaşlar said nursi gibilerin olduğu bir dönemde radyo yok televizyon yok, bir sürü savaştan çıkılmış. Ülkeyi herkes bölme savaşındayken yapılanları küçümsemek adına demokratlık oynamaları bana garip geliyor. Birde birleşik krallığı örnek vermiş ya pes doğrusu. Arkadaş kralın kraliçenin olduğu yerde demokrasi olması nasıl mümkün olabilir. Krallık yani saltanat var. Arkadaş size elli kere mi anlatacağız bu ülke değil mi güneşin batmadığı imparatorluk. Aborjinleri avustralyadan silen amerikada kızılderilileri yokeden ve kendisi dışındakileri hiçe sayan. Gücünü sömürmekten alan bir devlete nasıl demokrasi var dersin. İnan bana o konuda osmanlı bile daha demokrattı.
İsveç demişsin. İsveçin nufusunun ve ekonomisin biliyor musun ki konuşuyorsun. Nufusu istanbul kadar bile olmayan soğuk kimsenin para versen yaşamayacağı bir ülke. Demokrasiyi bu kadar çok seviyorsan git isveçte yaşa madem. Neden buradasın.
Bize bi'şey olmazdı diyorsun.
Yok, öyle demiyorum. Bu işler çok belli olmaz, ama elde babalarımızı tanımayacağımızı düşündürecek bir şey yok diyorum.
Evet demokrasi yok diyorum.Bu yazdığın ülkelerin hepsinde güçlünün dediği olur diyorum.
Ok o zaman, tartışacak bir şey yok o zaman. Modus vivendi zamanı...
Din ve vicdan kişisel konulardır.Tarikatlar ve cemaatler kişisel değildir.Bas bayağı menfaat için oluşturulmuştur.Bir cemaat üyesine, herhangi bir demokratik hak vermek gereksizdir.Zira kendisine verilen hakkı zaten kendi eliyle teslim etmektedir.
Müthiş bir artıştır.Harpten yeni çıkmış, okulsuz, öğretmensiz, kalemsiz, kitapsız bir halk için inanılmaz bir başarıdır.Unutma ki en zoru, çarka ilk hareketi vermektir.
Artış ilk 4 senede daha hızlı olmuş ama? Yani yeni alfabeden önce...
Seven nişanyan denen zattı iyi bilirim.Kendisi kusursuz bir hainlik eğitimi almış azılı ikinci cumhuriyetçidir.Faşisttir, değersizdir.Saygı duymam.
Nerede varmış hainlik bölümü? Hangi üniversitede? Benim bildiğim dünyanın en iyi üniversitelerinde felsefe falan okumuş bu adam, hainlik okumamış.
Ad hominem ile düşünce yanlışlamak diye bir olay da yok.
Aynı mantıkla, 1930 larda CHP içinde de parti içi demokrasi işliyordu deriz, ancak kimse buna inanmaz!
Yok, diyemeyiz. Partinin değişmez lideri adayları elle seçmiyor ABD'de...
Bencede demokrasiyi öğrenmenizde yarar var, zira sandığınız şey değil;
http://tr.wikipedia.org/wiki/Demokrasi
Çok teşekkürler link için, gerçekten hiç bilmediğim şeyler bunlar; ama benim dediklerimi yanlışlayan bir şey mi var orada?
En alttaki bağlantı da kadınların erkeklerle eşit hakları aldıkları yıllara göre bir sıralama var.İstersen baştan aşağı bir oku...
Bunlara bu başlığın önceki bölümlerinde cevaplar verildi.
Bu arkadaşlar said nursi gibilerin olduğu bir dönemde radyo yok televizyon yok, bir sürü savaştan çıkılmış.
Benim bildiğim 27'den itibaren Türkiye'de radyo yayıncılığı var.
Ülkeyi herkes bölme savaşındayken yapılanları küçümsemek adına demokratlık oynamaları bana garip geliyor.
Yine çok güzel niyet okumuşsun, sağ ol. Kahve falı da bakıyor musun?
Birde birleşik krallığı örnek vermiş ya pes doğrusu. Arkadaş kralın kraliçenin olduğu yerde demokrasi olması nasıl mümkün olabilir. Krallık yani saltanat var.
Vay be, hiç aklıma gelmemişti bu. Siyaset bilimcilerin de gelmemiş herhalde. :D
Arkadaş size elli kere mi anlatacağız bu ülke değil mi güneşin batmadığı imparatorluk. Aborjinleri avustralyadan silen amerikada kızılderilileri yokeden ve kendisi dışındakileri hiçe sayan. Gücünü sömürmekten alan bir devlete nasıl demokrasi var dersin. İnan bana o konuda osmanlı bile daha demokrattı.
Genetik Safsatası (Genetic Fallacy)
Tanım: Bir şeyi; kaynağı, kökeni veya başlangıcı açısından değerlendirmek, açıklamak veya reddetmekten doğan hata. Bir iddia veya şeyin kaynağında bulunmuş bir kusuru, delil kabul ederek iddianın veya şeyin gözden düşmesine neden olma.
Örnek 1:Türkler Göçebe Bir Toplumun Çocuklarıdırlar, iyi Mimariden Anlamazlar.
Örnek 2: O resimden ne anlarmış, alt tarafı bir kapıcının oğlu.
Örnek 3:Hırsızın oğlu da hırsız olur.
İsveç demişsin. İsveçin nufusunun ve ekonomisin biliyor musun ki konuşuyorsun. Nufusu istanbul kadar bile olmayan soğuk kimsenin para versen yaşamayacağı bir ülke. Demokrasiyi bu kadar çok seviyorsan git isveçte yaşa madem. Neden buradasın.
İsveç dünyanın en müreffeh ülkelerinden biri, dünyanın dört bir yanından insanlar oraya iltica falan ediyorlar; çaktırma.
İnsan doğduğu yeri falan seçemiyor, ondan buradayım. Fırsatım olursa İsveç'te yaşamak isterim elbette. AB üyesisin ne güzel, tüm Avrupa'da çalış, yaşa falan; çok soğuk gelirse İspanya'ya falan kaçarsın. :)
Bunlara bu başlığın önceki bölümlerinde cevaplar verildi.
Benim bildiğim 27'den itibaren Türkiye'de radyo yayıncılığı var.
Yine çok güzel niyet okumuşsun, sağ ol. Kahve falı da bakıyor musun?
Vay be, hiç aklıma gelmemişti bu. Siyaset bilimcilerin de gelmemiş herhalde. :D
İsveç dünyanın en müreffeh ülkelerinden biri, dünyanın dört bir yanından insanlar oraya iltica falan ediyorlar; çaktırma.
İnsan doğduğu yeri falan seçemiyor, ondan buradayım. Fırsatım olursa İsveç'te yaşamak isterim elbette. AB üyesisin ne güzel, tüm Avrupa'da çalış, yaşa falan; çok soğuk gelirse İspanya'ya falan kaçarsın. :)
Yav vize mi alamıyorsun, gitmene engel olan nedir.
Niyet mi okumuşum. İngilizler fransızlar italyanlar bu ülkeyi ziyarete mi gelmişti. Kürt sait isyanı dersim isyanı gibi isyanlar ne zaman çıkmıştı. Radyo yayın yaptığında bütün anadoluya her köieye ulaşmıştır emin ol. Mesela ben aslen sinopluyum. Bizim köye elektrik 1990 larda ulaştı ama elektrik olmadan da radyo dinleyebiliyorlardı:)
Yok, öyle demiyorum. Bu işler çok belli olmaz, ama elde babalarımızı tanımayacağımızı düşündürecek bir şey yok diyorum.
Taktın bu baba olayına...Atatürk babanı mı kesti arkadaş yahu?
Az çok mutabıkız, ancak şu said-i nursiden epey bir kaydı konu...
Senin yorumlarını da almak isteriz bu konuda.
Niyet mi okumuşum. İngilizler fransızlar italyanlar bu ülkeyi ziyarete mi gelmişti. Kürt sait isyanı dersim isyanı gibi isyanlar ne zaman çıkmıştı. Radyo yayın yaptığında bütün anadoluya her köieye ulaşmıştır emin ol. Mesela ben aslen sinopluyum. Bizim köye elektrik 1990 larda ulaştı ama elektrik olmadan da radyo dinleyebiliyorlardı:)
O olaylar olalı 80-90 sene oldu, kaç nesil geçti aradan. Hâlâ bunların paranoyasıyla yaşamak sağlıklı değil ki.
Bugün sizden farklı düşünenlerin gizli birtakım gizli amaçlarla o dönemi kötülemeye çalıştığı, ve bunun için "demokratçılık oynadığı" falan gibi iddialar niyet okuma dediğim.
Köylere doğru düzgün yol bile 50'lerden itibaren yapılmaya başladı, çevre merkezden epeyce kopuktu o dönemde tabii.
Taktın bu baba olayına...Atatürk babanı mı kesti arkadaş yahu?
Babam 50'lerde doğdu, kronolojik olarak mümkün değil o. :)
Meselenin Atatürk olmadığını anlayamadınız, orada eleştirilen Atatürk değil, her Atatürk konusu açıldığında Muhammed'in karikatürü çizildiğinde galeyana gelen müslümanlar gibi saldırganlaşan, insanlara abuk subuk suçlamalar yapan insanlar. Yok yediğiniz kaba pisliyorsunuz, yok Atamız sizin piç olmanızı engelledi, yok satılmışsınız, yok bilmemne...Bi çektir git çay koy demek lazım böylelerine.
Az çok mutabıkız, ancak şu said-i nursiden epey bir kaydı konu...
Senin yorumlarını da almak isteriz bu konuda.
Bütün din adamları gibi savundukları bana ters gelen şeyler, neticede ateistim. Tek dediğimiz eleştiri yapmanın da bir doğru yolu vardır, o da çarpıtma yapmadan, iftira atmadan olur. Sevgili ulpian bu konuda güzel bir örnek vermişti; Hitler bebeklere tecavüz ederdi, yamyamdı vs. dendiğinde buna karşı çıkmak Hitler'i savunmak değildir. Entelektüel dürüstlüğün gereğidir bu. Said'i savunmak sandığınız şey de böyle.
Neyse, sıkıldım artık bu konuları tekrar tekrar konuşmaktan. Başka başlıklara açılalım arkadaşlar.
Meselenin Atatürk olmadığını anlayamadınız, orada eleştirilen Atatürk değil, her Atatürk konusu açıldığında Muhammed'in karikatürü çizildiğinde galeyana gelen müslümanlar gibi saldırganlaşan, insanlara abuk subuk suçlamalar yapan insanlar. Yok yediğiniz kaba pisliyorsunuz, yok Atamız sizin piç olmanızı engelledi, yok satılmışsınız, yok bilmemne...Bi çektir git çay koy demek lazım böylelerine.
Benden böyle bir söz duymadın!
Öte yandan dünyanın gelmiş geçmiş en büyük anti emperyalist savaşını vermiştir.Bu boyutta başka bir savaş yoktur!
Atatürk'ü istediğin gibi eleştirebilirsin, beni başka biriyle karşılaştırdın...Ancak said ile kıyaslayamazsın zira arada asırlar var.Ha kıyaslarsın da tike takılmazsın kardeş!
Bütün din adamları gibi savundukları bana ters gelen şeyler, neticede ateistim. Tek dediğimiz eleştiri yapmanın da bir doğru yolu vardır, o da çarpıtma yapmadan, iftira atmadan olur. Sevgili ulpian bu konuda güzel bir örnek vermişti; Hitler bebeklere tecavüz ederdi, yamyamdı vs. dendiğinde buna karşı çıkmak Hitler'i savunmak değildir. Entelektüel dürüstlüğün gereğidir bu. Said'i savunmak sandığınız şey de böyle.
Neyse, sıkıldım artık bu konuları tekrar tekrar konuşmaktan. Başka başlıklara açılalım arkadaşlar.
Hayır kardeş!
Tam konunun özüne gelmişiz!
Kim saide bebek tecavüzcüsü demiş.
Ya da şöyle soralım, saide benim yazdıklarım ya da arkadaşların yazdıklarından hangisi iftira!
Konuyu saptırmadan, sağa sola kaçırmadan direkt yanıtlarsan sevinirim...
Benden böyle bir söz duymadın!
Öte yandan dünyanın gelmiş geçmiş en büyük anti emperyalist savaşını vermiştir.Bu boyutta başka bir savaş yoktur!
.
Bu boyutta derken? :)
Gülen, son kitabı “Çizgimizi Hecelerken”de Osmanlı sarayındaki cariyeler konusuna da değindi.
Habertürk'ün haberine göre Gülen, kitapta cariyeler konusunda, "İnsan nikahlısıyla zifafa girdiği gibi, esir kadınla da zevciyet muamelesinde bulunabilir. Dünyaya gelen çocuk annesini cariyelikten kurtarır. Cariye meselesi mübalağa ile anlatılır ama bir kadını sokaktan kurtarma çaresi olarak bunun hiçbir zararı olmadığı açıktır" dedi.
Gülen, "Osmanlı güzel kadınları saraya alarak cariye yapmıştır. Bu sizce uygun mudur?" sorusunu, "Katiyyen doğru değildir. Ama savaş meydanında mağlup olan bir devletin bazen kadın ve çocukları da esir olabiliyordu. Osmanlı hanedanı, esirleri almış, onlara İslam edep ve terbiyesini öğretmişlerdir" diye yanıltıyor.
Gülen, "Saraya alınan kadınlardan bazılarının devletin gerilemesinde etkileri olduğu söylenmektedir. Bunların icraata karışma gibi bazı yanları olabilir, tabi olmayabilir de. Bu itibarla her yabancı kadının zararlı olduğunu söylemek doğru değildir. Dahası faydalı olanlar da olmuştur" diyerek düşüncesini ortaya koydu.
Gülen, "Bu zamanda tesettür olur mu?" diyen kişinin durumunun tehlikeli olduğuna işaret ederek, "Tesettür kadının tepeden tırnağa başka erkekleri tahrik etmeyecek şekilde kapanmasıdır. İnsan acayip kıyafete girse de yine de kafası çalışabilir. “Medeni insan açık gezer' sözünü kabul etmiyorum” yorumunu yapıyor.
Kitabında uçan dairelere de değinen Gülen, "Uçan daireler, bizim cismaniyitemiz gibi canlı varlıklar olamazlar. Bunlar cin ve şeytanlardır. Bir aslı varsa, bunları cin, peri ve şeytana irca etmek mümkündür. Bu tür şeylerden bahsedenlerin bazıları halüsinasyon görüyor da olabilir" diyor.
--------------------------------------
Oldu mu yani şimdi ağlak Gülen hoca! Sen kimin rahlesinde tedris eyledin böyle? Neredeyse cin, şeytan yoktur diyeceksin. Şuacı Sait’in ruhunu incitiyorsun! Sözlerine dikkat et! Bu reformist tavırlar ne böyle! Kitabımızda bunların hepsi yazmıyor mu? Bu fikirleri kafana Kemalist çeteciler mi soktu yoksa. Bırak bu reformist hikayeleri…
.
ozgur_beyin
12-01-2011, 12:47
dün akşam habertürk'te saidi anlatan hür adam filmi konuşuluyordu yapımcı abi nurculara çok kızdı . hem verdiği paraya hemde nurcuların vefasızlığı onu çok kızdırmıştı konuğun birine gereksiz yere agresifleşti.yani saide olan ilgisizlik onu çıldırmıştı.onun hayali bu filmin tüm rekorları kıracağı zehabıydı.ama adi nurcular peygamberlerine sahip çıkmamıştı
Bu boyutta derken? :)
- Savaşa katılan ülke sayısı
- Savaşa katılan asker ve paralı asker sayısı
- Savaşın askeri anlamdaki can kaybı
- Savaşın sivil anlamda can kaybı
- Savaşın sonuçları
- Savaşın gerçekleştiği coğrafyanın büyüklüğü
- Savaşın tarafları arasındaki inanılmaz askeri güç farkı
Kastettim!
Gülen, son kitabı “Çizgimizi Hecelerken”de Osmanlı sarayındaki cariyeler konusuna da değindi.
Habertürk'ün haberine göre Gülen, kitapta cariyeler konusunda, "İnsan nikahlısıyla zifafa girdiği gibi, esir kadınla da zevciyet muamelesinde bulunabilir. Dünyaya gelen çocuk annesini cariyelikten kurtarır. Cariye meselesi mübalağa ile anlatılır ama bir kadını sokaktan kurtarma çaresi olarak bunun hiçbir zararı olmadığı açıktır" dedi.
Gülen, "Osmanlı güzel kadınları saraya alarak cariye yapmıştır. Bu sizce uygun mudur?" sorusunu, "Katiyyen doğru değildir. Ama savaş meydanında mağlup olan bir devletin bazen kadın ve çocukları da esir olabiliyordu. Osmanlı hanedanı, esirleri almış, onlara İslam edep ve terbiyesini öğretmişlerdir" diye yanıltıyor.
Gülen, "Saraya alınan kadınlardan bazılarının devletin gerilemesinde etkileri olduğu söylenmektedir. Bunların icraata karışma gibi bazı yanları olabilir, tabi olmayabilir de. Bu itibarla her yabancı kadının zararlı olduğunu söylemek doğru değildir. Dahası faydalı olanlar da olmuştur" diyerek düşüncesini ortaya koydu.
Gülen, "Bu zamanda tesettür olur mu?" diyen kişinin durumunun tehlikeli olduğuna işaret ederek, "Tesettür kadının tepeden tırnağa başka erkekleri tahrik etmeyecek şekilde kapanmasıdır. İnsan acayip kıyafete girse de yine de kafası çalışabilir. “Medeni insan açık gezer' sözünü kabul etmiyorum” yorumunu yapıyor.
Kitabında uçan dairelere de değinen Gülen, "Uçan daireler, bizim cismaniyitemiz gibi canlı varlıklar olamazlar. Bunlar cin ve şeytanlardır. Bir aslı varsa, bunları cin, peri ve şeytana irca etmek mümkündür. Bu tür şeylerden bahsedenlerin bazıları halüsinasyon görüyor da olabilir" diyor.
--------------------------------------
Oldu mu yani şimdi ağlak Gülen hoca! Sen kimin rahlesinde tedris eyledin böyle? Neredeyse cin, şeytan yoktur diyeceksin. Şuacı Sait’in ruhunu incitiyorsun! Sözlerine dikkat et! Bu reformist tavırlar ne böyle! Kitabımızda bunların hepsi yazmıyor mu? Bu fikirleri kafana Kemalist çeteciler mi soktu yoksa. Bırak bu reformist hikayeleri…
.
Reformist ve naif kişilik, gönül adamı, gözü yaşlı, muhammed fetullah gülen hocaefendihazretleri,
Savaşta esir aldığınız kadınlara tecavüz edebilirsiniz diyor.Ve bununla da kalmıyor!
Bu tecavüz onları temize çıkartır diyor.Severek (anlayan anladı) temizleriz gavurların kalbini diyor!
Teseddürü ise kendince zaten pek bilindik şekilde yorumlamış.Yani diyor ki, tesettürlü değilsen, tecavüze uğrayabilirsin ve bunun sorumlusu tecavüz eden kadar -ve belki daha fazla- tesettüre girmemiş olan sensin!
Ve bu hastalıklı düşünce, hadi radikal islamcı, bireysellik yerine cemaati seçmiş, birey olmak yerine kul olmayı seçmiş cenah tarafından kabul görüyor.
Görüyor da;
Dehşetle okuyoruz, kendisini ateist, özgürlükçü, demokrat adleden cenahta da tedirginlik yaratması bir yana, reformist sıfatı ile ödüllendiriliyor.
Yurttaşlarımız için asıl tehlike bu noktadadır.Çünkü dindar yurttaşların çok büyük bir kısmı bile bu hastalıklı düşünüşü eleştirmese bile kabul etmiş değilken; -kendi beyanına mukabil- hürriyet, demokrasi, özgürlükler düşkünü bir takım insanların eleştirmek şurda dursun, övgü cümlelerinin altında mutlak bir sahtecilik aramak ortalama zeka için dahi, yadırganmaması gereken bir gerçektir!
Tarihte, her zaman için büyük kıyım ve adeletsizlikler din adına yapılmıştır.Yaşadığımız yüzyılda ise "özgürlük" kavramı, bu kıyımlara gerekçe gösterilebilmektedir.
Gülay Göktürk denen yazarın bir yazısı ile konuyu örnekleyelim;
Diyelim ki, çocuk pornografisi çekenler, o filmlerde gerçek çocukların yerine bilgisayarda yaratılmış sanal çocuklar kullansalardı, yani filmin kahramanı animasyonla yaratılmış olsaydı, benim hiçbir itirazım kalmazdı. Böylece hem sübyancı erkeklerin özgürlüğü kısıtlanmamış, hem de hiçbir çocuk örselenmemiş ya da ileride belki de utanacağı, istemeyeceği, kendi ahlakına uygun bulmayacağı bir rolde oynamamış olurdu.
Yazının tamamı burada;
http://arsiv.sabah.com.tr/2002/01/09/y07.html
Bu zat;
Çocuk pornosuna ve buna ilgi duymaya özgürlük penceresinden bakıyor.Sübyancı erkeklerin özgürlüğü noktası, sözün bittiği yerdir.
Bir kavram, bu kadar ....... şekilde çarpıtılamaz.(Boşluğu dolduracak hafif sıfatlar arasam da, bulamadım.Sizler doldurun)
Yukarıda muhterem fetoşun beyanatı da aynen bu şekilde şuursuzca değerlendirilebilir.Lakin asıl sakat olan bu saçma değerlendirmeyi kendine garip bir şekilde "özgürlükçü", "demokrat" sıfatlarını kondurmuş zatı muhteremlerin yapması, ve zırvalığı, süslü özgürlük kelamları ile yutturmaya kalkmasıdır.
Herkesçe bilinen şu kelamdan hareketle;
"Birinin özgürlüğünün bittiği yerde, bir başkasının özgürlüğü başlar"
Kimse cemaatte bulunma hakkı, organize olabilme hakkı gibi saçma isteklere girişemez.
Aksi halde, yüksek rütbeli subaylar da darbe tasarısı yazma hakkından bahseder ki; asgari cemaat kadar tehlikeli ve sakattır!
Ve zaten yukarıdaki cemaat ve askeri örneklerin elim sonucu gerçekleştiğin de, bu sonucu yaratanlara bir yaptırım uygulanamayacağından hareketle(1980 askeri darbesi, iran islam devrimi) bu tür hareketlerin emareleri görüldüğü durumda önlerinin alınması gerekir.
Örneğin şu anki komuta kademesi muhtıra yazar yazmaz, ya da herhangi bir delil bulunduğu anda görevden alınmalıdır.Pasifize edilmelidir.En azından soruşturma bu şartlarda yapılmalıdır.
Keza bir cemaatin, ille de nihai darbeyi vurması beklenmeden, gerekli yasal yaptırımı görmesi, demokrasi için olmaz ise olmazdır!
Kaldı ki gerçek bir demokraside, bireycilik ön planda olup, cemaat, terikat ve benzeri kurumlara yer yoktur.
F.gülen hareketine STK diyecek aklı evveller mutlaka çıkacaktır.Ancak gülen cemaatinde kayıtsız şartsız biat olduğunu, tartışma, münazara, oylama gibi bir demokrasi kırıntısının olmadığını da görmek, buna mukabil bir STK olmadığını söylemek için, ille de ışık evlerinde bulunmaya da hacet yoktur!
Üzülerek izliyorum ki;
Son günlerde fettullah, nur vesaire, özellikle ekonomik erke sahip tarikatlar hakkındaki, aklama çabası ve gayreti ayyuka çıkmıştır.Yazılan delil ve gerçekler dikkate alınmadan, hiç olmaz ise konuyu saptırmak yegane maharet olmuştur.
Oysa gerçek apaçık ve itirz edilemeyecek şekilde ortaya konmuştur.Bu noktadan sonra, asgari haysiyet kavramı, mevzuu bahis olamayacaktır!
Bakınız, örnek bulma konusunda hiç sıkıntı yok!
http://haber.gazetevatan.com/tramvayda-etek-tacizi/352322/1/Manset
- Savaşa katılan ülke sayısı
- Savaşa katılan asker ve paralı asker sayısı
- Savaşın askeri anlamdaki can kaybı
- Savaşın sivil anlamda can kaybı
- Savaşın sonuçları
- Savaşın gerçekleştiği coğrafyanın büyüklüğü
- Savaşın tarafları arasındaki inanılmaz askeri güç farkı
Kastettim!
Mesela kaç adet anti-emperyalist savaşla karşılaştırdınız Kurtuluş Savaşı'nı? İsim verip, bu konudaki dataları Kurtuluş Savaşı'nınkilerle karşılaştırmalı olarak ortaya koyabilir misiniz?
Gerek Sovyetler'in kuruluşu, gerek Cezayir örnekleri bütün bu saydığınız şeyler bakımından Kurtuluş Savaşı'ndan daha büyük birer anti-emperyalist savaş niteliği arz ediyor.
Hele ki Kurtuluş Savaşı'nda ciddi miktarda can kaybı yaşanmadığı hatırda tutulursa...
Benden böyle bir söz duymadın!
Öte yandan dünyanın gelmiş geçmiş en büyük anti emperyalist savaşını vermiştir.Bu boyutta başka bir savaş yoktur!
Atatürk'ü istediğin gibi eleştirebilirsin, beni başka biriyle karşılaştırdın...Ancak said ile kıyaslayamazsın zira arada asırlar var.
Ben sen böyle bir şey dedin dediğimi hatırlamıyorum zaten. Başlıkta bu minvalde bir şeyler yazıldığını gördüm, bunun üstüne bu geyikler sıktı gibisinden bir şeyler yazdın, sen de celalleniverdin. Olan bu. Klişe bir laf olacak ama yarası olan mı gocundu bu durumda ne oldu?
En büyük anti-emperyalist savaş olayı da Türk kolpalarından biri, raymond neler yazmış bir bak...
Ha kıyaslarsın da tike takılmazsın kardeş!
Tüh! (http://imagemacros.files.wordpress.com/2010/06/giving_a_fuck_truck.jpg)
Hayır kardeş!
Tam konunun özüne gelmişiz!
Kim saide bebek tecavüzcüsü demiş.
Pes ediyorum, anlatılanı anlamıyorsun zira, kusura bakma.
Ya da şöyle soralım, saide benim yazdıklarım ya da arkadaşların yazdıklarından hangisi iftira!
sargon bu başlıkta birkaç şey düzeltmişti mesela. Nurs köyünde doğan Said-i Nursi İstanbul'a gelmiş de, ampül görmüş de hede hödö...
Mesela kaç adet anti-emperyalist savaşla karşılaştırdınız Kurtuluş Savaşı'nı? İsim verip, bu konudaki dataları Kurtuluş Savaşı'nınkilerle karşılaştırmalı olarak ortaya koyabilir misiniz?
Gerek Sovyetler'in kuruluşu, gerek Cezayir örnekleri bütün bu saydığınız şeyler bakımından Kurtuluş Savaşı'ndan daha büyük birer anti-emperyalist savaş niteliği arz ediyor.
Hele ki Kurtuluş Savaşı'nda ciddi miktarda can kaybı yaşanmadığı hatırda tutulursa...
kurtuluş savaşı;
İtilaf Devletleri (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0tilaf_Devletleri)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/c3/Flag_of_France.svg/20px-Flag_of_France.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Flag_of_France.svg) Fransa (http://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/e/e6/Flag_of_Greece_%281828-1978%29.svg/20px-Flag_of_Greece_%281828-1978%29.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Flag_of_Greece_%281828-1978%29.svg) Yunanistan (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yunanistan_Krall%C4%B1%C4%9F%C4%B1)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/ae/Flag_of_the_United_Kingdom.svg/20px-Flag_of_the_United_Kingdom.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Flag_of_the_United_Kingdom.svg) Britanya İmparatorluğu (http://tr.wikipedia.org/wiki/Britanya_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/9/93/Flag_of_the_Democratic_Republic_of_Armenia.svg/20px-Flag_of_the_Democratic_Republic_of_Armenia.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Flag_of_the_Democratic_Republic_of_Armenia.s vg) Ermenistan (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ermenistan_Demokratik_Cumhuriyeti)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/ad/Flag_of_Italy_%281861-1946%29.svg/20px-Flag_of_Italy_%281861-1946%29.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Flag_of_Italy_%281861-1946%29.svg) İtalya (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0talya_Krall%C4%B1%C4%9F%C4%B1)
Cezayir bağımsızlık savaşı;
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/c3/Flag_of_France.svg/20px-Flag_of_France.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Flag_of_France.svg) Fransa (http://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/c3/Flag_of_France.svg/20px-Flag_of_France.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Flag_of_France.svg) FAF (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=FAF&action=edit&redlink=1)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/f/fb/Oas_logo_public.png/20px-Oas_logo_public.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Oas_logo_public.png) OAS (http://tr.wikipedia.org/wiki/OAS)
Küçük bir sorgulamayla ulaşabilirsin.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Ba%C4%9F%C4%B1ms%C4%B1zl%C4%B1k_Sava%C5%9F%C4%B1
Kaldiki sovyetlerin kurulması, yabancı bir emperyal güçle savaş olarak tanımlanamaz.Ve ekim devrimine ancak dünyanın gelmiş geçmiş en büyük devrimi denebilir ki burada da bir fransız devrimi vardır.
Aynen kurtuluş savaşının antiemperyalist savaşları cesaretlendirmesi gibi fransız devrimi de ekim devriminin üzerinde mutlaka etkili olmuştur...
Mesela kaç adet anti-emperyalist savaşla karşılaştırdınız Kurtuluş Savaşı'nı? İsim verip, bu konudaki dataları Kurtuluş Savaşı'nınkilerle karşılaştırmalı olarak ortaya koyabilir misiniz?
Gerek Sovyetler'in kuruluşu, gerek Cezayir örnekleri bütün bu saydığınız şeyler bakımından Kurtuluş Savaşı'ndan daha büyük birer anti-emperyalist savaş niteliği arz ediyor.
Hele ki Kurtuluş Savaşı'nda ciddi miktarda can kaybı yaşanmadığı hatırda tutulursa...
Bu ne kadar talihsiz bir ileti! Bu kadar bilgisiz olmanıza şaştım. Sadece Anadolu insanının 1. dünya savaşından çıkmış hali İle Kurtuluş savaşını yapmış olduğunu düşünmeniz bile yeter.
Anadolu insanı Galiçya'dan Arabistan çöllerine kadar savaştı. Süveyş'te çöl cehenneminde kanal harekatı gibi aptalca harekatlarda, Sarıkamışta buzda donarak en olmadık dirayetsizlik örneğinde, Arabistan'da kutsal yerlerlerin korunması gibi bir öngörüsüzlükte kırıldı. Daha sonra da başlangıçta tenekeden süngülerle Kurtuluş savaşına başladı. Asker kaçakları had safhadaydı. Bunları söylemesi kolay oluyor değil mi? Laf salatası ne basit!
"Sakarya meydan muharebesi" denir, Sakarya'nın kızıl aktığı bir 22 gün 22 gecedir. Şehit sayısının büyük çoğunluğu da subaydır. Elbette eşi menendi yoktur.
Gülen, son kitabı “Çizgimizi Hecelerken”de Osmanlı sarayındaki cariyeler konusuna da değindi.
Habertürk'ün haberine göre Gülen, kitapta cariyeler konusunda, "İnsan nikahlısıyla zifafa girdiği gibi, esir kadınla da zevciyet muamelesinde bulunabilir. Dünyaya gelen çocuk annesini cariyelikten kurtarır. Cariye meselesi mübalağa ile anlatılır ama bir kadını sokaktan kurtarma çaresi olarak bunun hiçbir zararı olmadığı açıktır" dedi.
Gülen, "Osmanlı güzel kadınları saraya alarak cariye yapmıştır. Bu sizce uygun mudur?" sorusunu, "Katiyyen doğru değildir. Ama savaş meydanında mağlup olan bir devletin bazen kadın ve çocukları da esir olabiliyordu. Osmanlı hanedanı, esirleri almış, onlara İslam edep ve terbiyesini öğretmişlerdir" diye yanıltıyor.
Gülen, "Saraya alınan kadınlardan bazılarının devletin gerilemesinde etkileri olduğu söylenmektedir. Bunların icraata karışma gibi bazı yanları olabilir, tabi olmayabilir de. Bu itibarla her yabancı kadının zararlı olduğunu söylemek doğru değildir. Dahası faydalı olanlar da olmuştur" diyerek düşüncesini ortaya koydu.
Gülen, "Bu zamanda tesettür olur mu?" diyen kişinin durumunun tehlikeli olduğuna işaret ederek, "Tesettür kadının tepeden tırnağa başka erkekleri tahrik etmeyecek şekilde kapanmasıdır. İnsan acayip kıyafete girse de yine de kafası çalışabilir. “Medeni insan açık gezer' sözünü kabul etmiyorum” yorumunu yapıyor.
Kitabında uçan dairelere de değinen Gülen, "Uçan daireler, bizim cismaniyitemiz gibi canlı varlıklar olamazlar. Bunlar cin ve şeytanlardır. Bir aslı varsa, bunları cin, peri ve şeytana irca etmek mümkündür. Bu tür şeylerden bahsedenlerin bazıları halüsinasyon görüyor da olabilir" diyor.
--------------------------------------
Oldu mu yani şimdi ağlak Gülen hoca! Sen kimin rahlesinde tedris eyledin böyle? Neredeyse cin, şeytan yoktur diyeceksin. Şuacı Sait’in ruhunu incitiyorsun! Sözlerine dikkat et! Bu reformist tavırlar ne böyle! Kitabımızda bunların hepsi yazmıyor mu? Bu fikirleri kafana Kemalist çeteciler mi soktu yoksa. Bırak bu reformist hikayeleri…
.
Ey akepe şakşakçısı ateist arkadaşlar. Okuyun bunları okuyun ama. Ne diyeceğiniz belli. Herşey komplo teorisi size göre. Ülke yavaş yavaş ne hal gelecek göreceğiz. İnsanları ayakta bile işemesine izin vermeyecekler. Sizde bir iki asker içeri attı bir iki demokrasi lafını duydunuz hemen yediniz. Ya da siz de nemaanıyorsunuz bilemem.
Sn. naper,
Yukarıdaki yazınızda biraz ağlak Gülen hocefendiye haksızlık etmişsiniz bence. Bakın gerçi UFO’lar “bizim cismaniyetimizde değildir, şeytan, cin olmalı” diyor ama sonra “aslı varsa” diye ekliyor. Burada şuacı Sait kadar katı olmadığı görülüyor. Yok canım bu zat-ı muhterem biraz reformist geliyor bana. Şuacı Sait’ten öğrendiklerini ilerletmiş. Şuacı Sait hiç UFO falan bilir miydi? Hak Teala herhalde bunu onun nur dimağında halk etmemiş, o yüzden şua çıkaramamıştır. Bunda ise Ağlak Gülen hazretleri muvaffak olmuştur.
Savaşta esir düşen kadın veya kızların cariyeliklerinde de biraz abartmışsınız. Ağlak hoca hazretleri bakın sadece savaş esirlerinden cariye yapmayı söylüyor. Artık cariyeyi köle olarak satın almak yok! Bu büyük fark onun ne kadar reformist olduğunun göstergesidir. Hem ne var “Severek (anlayan anladı) temizleriz gavurların kalbini” demekte? Kafirleri sevmekte ne zarar var onları dine döndürünce?
Tesettür ise gerçekten gerekli bir şey. Herkesin açık saçık giyinmesi doğru mu? Kadınlar böylece erkekleri kötü düşüncelere, işin daha da berbatı kötü amellere sevk ediyorlar. Ağlak hocefendi kadınlara dışarı çıkmayın demiyor ki. Sadece kapanın da çıkın, yoksa kötü şeyler olabilir diye ikaz ediyor. Aradaki fark onun kadınların dışarı çıkmasını temin etmesidir ve reformizmini gösterir.
Sonra ne olmuş yani sanal olarak yapılmış çocuk pornosu seyredecek sübyancı erkeklerinböyle bir özgürlüğü olamaz mı. O zaman mesela Hüseyin Üzülmez vakası böyle ayyuka çıkmazdı.
Siz en iyisi her ikisinin de eserlerini bir okuyun baştan sona. O zaman şualarla ışıklar arasındaki farkları görür, hocefefendinin ilmini, reformlarla kara bulutları dağıtıp ışıklı ufukların geldiğini görürsünüz.
.
sargon bu başlıkta birkaç şey düzeltmişti mesela. Nurs köyünde doğan Said-i Nursi İstanbul'a gelmiş de, ampül görmüş de hede hödö...
Alıntı yapar mısın arkadaşım?
Havada bırakma lütfen, geçiştirme, aceleye getirme...
Tane tane yazalım ki, araya kaynatmaca, kıvırtmacaya filan mahal vermeyelim...
Ha gayret...
Sn. naper,
Yukarıdaki yazınızda biraz ağlak Gülen hocefendiye haksızlık etmişsiniz bence. Bakın gerçi UFO’lar “bizim cismaniyetimizde değildir, şeytan, cin olmalı” diyor ama sonra “aslı varsa” diye ekliyor. Burada şuacı Sait kadar katı olmadığı görülüyor. Yok canım bu zat-ı muhterem biraz reformist geliyor bana. Şuacı Sait’ten öğrendiklerini ilerletmiş. Şuacı Sait hiç UFO falan bilir miydi? Hak Teala herhalde bunu onun nur dimağında halk etmemiş, o yüzden şua çıkaramamıştır. Bunda ise Ağlak Gülen hazretleri muvaffak olmuştur.
Savaşta esir düşen kadın veya kızların cariyeliklerinde de biraz abartmışsınız. Ağlak hoca hazretleri bakın sadece savaş esirlerinden cariye yapmayı söylüyor. Artık cariyeyi köle olarak satın almak yok! Bu büyük fark onun ne kadar reformist olduğunun göstergesidir. Hem ne var “Severek (anlayan anladı) temizleriz gavurların kalbini” demekte? Kafirleri sevmekte ne zarar var onları dine döndürünce?
Tesettür ise gerçekten gerekli bir şey. Herkesin açık saçık giyinmesi doğru mu? Kadınlar böylece erkekleri kötü düşüncelere, işin daha da berbatı kötü amellere sevk ediyorlar. Ağlak hocefendi kadınlara dışarı çıkmayın demiyor ki. Sadece kapanın da çıkın, yoksa kötü şeyler olabilir diye ikaz ediyor. Aradaki fark onun kadınların dışarı çıkmasını temin etmesidir ve reformizmini gösterir.
Sonra ne olmuş yani sanal olarak yapılmış çocuk pornosu seyredecek sübyancı erkeklerinböyle bir özgürlüğü olamaz mı. O zaman mesela Hüseyin Üzülmez vakası böyle ayyuka çıkmazdı.
Siz en iyisi her ikisinin de eserlerini bir okuyun baştan sona. O zaman şualarla ışıklar arasındaki farkları görür, hocefefendinin ilmini, reformlarla kara bulutları dağıtıp ışıklı ufukların geldiğini görürsünüz.
.
Bak bu açıdan hiç düşünmemiştim.Sanırım haklısınız sn.Burlap...
Sanırım ben gözü yaşlı, gönül insanı, büyük reformist muhammed fetullah gülen hoca efendi hazretleri şahanelerine haksızlık etmişim...:lol:
sargon bu başlıkta birkaç şey düzeltmişti mesela. Nurs köyünde doğan Said-i Nursi İstanbul'a gelmiş de, ampül görmüş de hede hödö...
Astur bunlar önemli değil. Önemli olan bu adamın ne olduğu isterse adı deli sait olsun. Bu adam bu ülkeye eğer atatürkten faydalı olacaktı gibi bir iddaanız varsa sizin ateistliğinizden de şüphe duyarım. Ayrıca Kurtuluş savaşıda emperyalistlere karşı kazanılmış en büyük savaştır. Kriterleri düzgün karşılaştırın, ülke içindeki padişah dahil bütün keneler de hortlamış isyanda iken ve de 1. dünya savaşı gibi bir savaştan mağlup ayrıldıktan sonra bu savaşın yapıldığını da göz önünde bulundurun biraz.
Yahu arkadaş siz nesiniz anlamıyorum. Tarihinizle ilgili belki en çok övünebileceğiniz, hakkında yabancı tarihçilerin bile övgüyle söz ettiği kurtuluş savaşını bile küçük görmeye çalışıyorsunuz.
Saidi nursiyi mi konuşmak istiyorsunuz. Ben anlatayım size bu adamı.
Bu dallama 3 aylık kısa bir ilim tahsiliyle nasıl “Allame-i cihan” olup ulaşılmaz bir makama çıkmıştır?
Şuâlar, 542, Onbeşinci Şua’da geçen; “Evet o zât (Said Nursî) daha hal-i sabavette iken ve hiç tahsil yapmadan zevahiri kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde ulûm-u evvelîn ve âhîrine ve ledünniyat ve hakaik-ı eşyaya ve esrar-ı kâinata ve hikmet-i İlâhiyeye vâris kılınmıştır ki, şimdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyâya kimse nail olmamıştır. ”
Said Nursi; ne olursa olsun her zaman her şeyi bilen birisi midir?
Tarihçe-i Hayat, c. II, s. 2123-2124 de geçen
“.. daha çocukken asrın bilgini olarak tanınmış ve kimseye soru sormamış, ama sorulan bütün sorulara mutlaka cevap vermiştir”
Risale-i Nur denen kitaplar kutsal mıdır, değil midir? Ya da Kur'an-ı Kerim’in taklidi midir?
Şualar, Birinci Şua, c. I, s. 833.de geçen;
“Resailin Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavî olan Kur'an'ın, şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.”
Şualar, Birinci Şua, Yirmi dördüncü Ayette geçen; “Kur’an’ın gizli hakikatleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!!...”
Kastamonu Lâhikası, 231, Yirmiyedinci Mektubda geçen;“Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakâik-ı Kur'aniyenin muammalarını keşfetmiştir ki; her bir tılsımın bilinmemesinden çok insanlar şübehata ve şükûke düşüp, tereddüdlerden kurtulmayıp, bazan îmanını kaybederdi. Şimdi, bütün denizler toplansalar, o tılsımların keşfinden sonra galebe edemezler.”
Alıntı yapar mısın arkadaşım?
Havada bırakma lütfen, geçiştirme, aceleye getirme...
Tane tane yazalım ki, araya kaynatmaca, kıvırtmacaya filan mahal vermeyelim...
Ha gayret...
Başlığın ilk iki sayfasını oku yeter.
Astur bunlar önemli değil. Önemli olan bu adamın ne olduğu isterse adı deli sait olsun. Bu adam bu ülkeye eğer atatürkten faydalı olacaktı gibi bir iddaanız varsa sizin ateistliğinizden de şüphe duyarım.
Kimsenin öyle bir şey dediği yok ama ateistlikle ne alaka?
Ayrıca Kurtuluş savaşıda emperyalistlere karşı kazanılmış en büyük savaştır. Kriterleri düzgün karşılaştırın, ülke içindeki padişah dahil bütün keneler de hortlamış isyanda iken ve de 1. dünya savaşı gibi bir savaştan mağlup ayrıldıktan sonra bu savaşın yapıldığını da göz önünde bulundurun biraz.
Bulundurdum, yine olmuyor, Türk-Yunan savaşının tarihin en büyük emperyalist savaşı olduğu tezi bana gerçekçi gelmiyor. Cezayir'de yüz binlerce insan öldü bağımsızlık savaşında(Cezayir tarafında); buradakinde kaç kişi öldü?
Yahu arkadaş siz nesiniz anlamıyorum. Tarihinizle ilgili belki en çok övünebileceğiniz, hakkında yabancı tarihçilerin bile övgüyle söz ettiği kurtuluş savaşını bile küçük görmeye çalışıyorsunuz.
:help:
Astur ve sargon gibi arkadaşların aynı hassasiyeti atatürke yapılan ithamlarda göstermemesi nedendir peki.
Başlığın ilk iki sayfasını oku yeter.
Kimsenin öyle bir şey dediği yok ama ateistlikle ne alaka?
Bulundurdum, yine olmuyor, Türk-Yunan savaşının tarihin en büyük emperyalist savaşı olduğu tezi bana gerçekçi gelmiyor. Cezayir'de yüz binlerce insan öldü bağımsızlık savaşında(Cezayir tarafında); buradakinde kaç kişi öldü?
:help:
Türk yunan savaşı mı? Yuh be kardeşim bu kadar mı cahilsiniz. Kardeş sen bunu bizansla yaplan savaşlarla karıştırıyorsun galiba. Bize inanmıyorsan aç biraz yabancı tarihçileri oku.
Astur ve sargon gibi arkadaşların aynı hassasiyeti atatürke yapılan ithamlarda göstermemesi nedendir peki.
Ve vurucu argüman geldi...Atatürk'le ilgili benzer nitelikte yanlış bilgiler nerede verilmiş? Benim bu forumda aktif olarak yazdığım ve dolayısıyla karşılaşmış ve görmezden gelmiş olabileceğim tek bir örnek rica etsem?
Başlığın ilk iki sayfasını oku yeter.
Kimsenin öyle bir şey dediği yok ama ateistlikle ne alaka?
Bulundurdum, yine olmuyor, Türk-Yunan savaşının tarihin en büyük emperyalist savaşı olduğu tezi bana gerçekçi gelmiyor. Cezayir'de yüz binlerce insan öldü bağımsızlık savaşında(Cezayir tarafında); buradakinde kaç kişi öldü?
:help:
Sadece çanakkalede 500 000 kişi öldü.
Ve vurucu argüman geldi...Atatürk'le ilgili benzer nitelikte yanlış bilgiler nerede verilmiş? Benim bu forumda aktif olarak yazdığım ve dolayısıyla karşılaşmış ve görmezden gelmiş olabileceğim tek bir örnek rica etsem?
Aç ve oku atatürk bölümü diye özel bir bölüm var. Bir zahmet oradaki hatalarıda düzeltiverin.
dün akşam habertürk'te saidi anlatan hür adam filmi konuşuluyordu yapımcı abi nurculara çok kızdı . hem verdiği paraya hemde nurcuların vefasızlığı onu çok kızdırmıştı konuğun birine gereksiz yere agresifleşti.yani saide olan ilgisizlik onu çıldırmıştı.onun hayali bu filmin tüm rekorları kıracağı zehabıydı.ama adi nurcular peygamberlerine sahip çıkmamıştı
Seyretmedik lakin, seyretseydik çok gülerdik.
Başka bir anekdot aktaralım.
Söz konusu film için mevzu bahis tarafın bir grup toplantısında, tüm katılımcılardan isim listesi alınmış.
Ücretsiz filme götürmek için.!!! (Sizin bahsettiğiniz vefasızlığı kapatmak için herhalde :) )
-1975 doğumlulardan sonrakiler lütfen isimlerini yazdırsın.
Demişler.
Yaşını başını almış yetmişlerinde bir amca arka sıralardan seslenmiş.
-Evladım biz de yazdıramaz mıyız adımızı. (Bedava mezar görsek gireriz ya...)
Oturumu yöneten hiç istifini bozmadan ak saçlı ak sakallı amcayı şöyle gözlüğünün üstünden bi süzmüş.
Ve Türk hazır cevaplığını konuşturmuş.
-Bey amca sen filmini ne yapacaksın, yakında kendisiyle şahsen müşerref olacaksın zaten.
Saygı, her şeyden önce...
Türk yunan savaşı mı? Yuh be kardeşim bu kadar mı cahilsiniz. Kardeş sen bunu bizansla yaplan savaşlarla karıştırıyorsun galiba. Bize inanmıyorsan aç biraz yabancı tarihçileri oku.
Bu konuda hangi yabancı tarihçileri okudun ve bizlere tavsiye edebilirsin?
Sadece çanakkalede 500 000 kişi öldü.
Çanakkale de zaten Kurtuluş Savaşı'ndaki muharebelerden biriydi...:blah: 500.000 kişi Türk tarafında mı öldü bir de? :)
Sadece çanakkalede 500 000 kişi öldü.
Çanakkale'deki Kurtuluş savaşıydı değil mi?
Bunun böyle olduğuna inanan çok insan vardır Türkiye'de sanırım :)