ulpian
25-01-2011, 09:20
''Hür adam Said-i Nursi (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=22575&page=38)'' başlığındaki tartışmaların gelip dayandığı, bence ateistlerce üzerine daha fazla tartışılması gereken genel bir konu olduğunu düşünüyorum: Demokrat Müslüman, Modern Müslümanlık, Ilımlı İslam gibi kavramlara bakış açılarımız.
(Bu başlıkta özetlemeye çalışacağım pozisyonumun, Said Nursi ile hiçbir ilgisi yok. Somut olarak Said'le ilgili düşüncelerimizi zaten diğer başlıkta tartışıyoruz).
Bu gibi tartışmalarda üç farklı düzlemi ayırtemenin, makul sonuçlar alınabilmesi için olmazsa olmaz bir önşart olduğu kanaatindeyim (farklı düzlemleri ayırtetmek, aralarındaki ilişkiselliği yok saymak anlamına gelmez elbette).
(I) teolojik/dinbilimsel düzlem: öz kaynakları itibariyle asıl İslam nedir, nasıldır?
(II) sosyolojik düzlem: fiilen yaşayan İslamlar nedir, nasıldır?
(III) pratik/taktik düzlem: günlük hayatta ve siyasette yaşayan İslamlar'ın ılımlı türlerine yönelik nasıl bir tutum izlemek demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesi açısından daha akıllıca olur?
Bu geniş ve karmaşık alanda, kendimce şimdilik makul bulduğum pozisyonumu tezler halinde kısaca özetleyip tartışmaya açmak istiyorum. Tezlerimi, teknik olarak daha kolay eleştirilebilmesi için numaralandırıyorum.
(1) Bir ateist olarak bütün dinlerin -siyaseten masum sayılabilecek dini inanç ve akımların dahil- aşılmasını, geride bırakılmasını arzuluyor, bunun 'en azından' insanlığın entelektüel bir kazanımı olacağını düşünüyorum.
(2) Bazı dinler ve özellikle İslam, diğer bazı dinlere göre ana kaynakları itibariyle daha saldırgan, daha şiddet yanlısı, daha baskıcı, daha demokrasi ve insan hakları düşmanıdır.
(3) Fakat bu (dinbilimsel) gerçek, İslam gibi dinlerin içinden bile (öz kaynaklarına aslen aykırı olarak) tarihte ve günümüzde nisbeten daha ılımlı, hoşgörülü, akılcıl, şiddet karşıtı akımların da gelişmiş olduğu (sosyolojik) gerçeğini değiştirmez (''hoşgörü'' için tarihi örnek olarak mesela Mevlevi geleneği).
Her alanda olduğu gibi burada da ''ya radikal/fundamentalist/şiddet yanlısı, ya da tam demokrat'' şablonu işlemiyor elbette.
- Açıkça şiddeti öğütleyen ve uygulayan, radikal, bağnaz, fundamentalist akımlar (örn. Al Kaida, Taliban)
- Şiddete mesafeli duran veya açıkça lanetleyen fakat diğer alanlarda oldukça bağnaz ve fundamentalist bir İslam'ı yaşayan akımlar (örn. bazı nakşi ve kadıri tarikatlar)
- İslam'ı biraz daha 'çağdaş' yorumlamaya çalışan, mezbep taassupçuluğu yapmayan, (genelde oldukça zorlama ve tevillerle) çoğu alanlarda diğerlerine oranla biraz daha özgürlükçü olan akımlar (örn. Hayrettin Karaman, Mustafa İslamoğlu)
- İslam'ı (aslen öz kaynaklarına tamamen aykırı olarak) iyiden iyiye demokrasi ve insan haklarına uyumlı şekilde 'yorumlayanlar' (örn. Yaşar Nuri Öztürk veya ''Hanif'' akımlar)
(4) Bunların bazılarının demokrasi, insan hakları konusunda samimiyetinden şüphe duyulması, takiye yaptıkları kuşkusu haklı olabilir.
(5) Diğer yandan her, ''demokrat ve insan haklarına tam saygılı'' müslümanın mutlaka takiye yaptığı iddiası haksızdır. Tarihte ve günümüzde birçok samimi ılımlı müslüman akımın olduğu bir gerçek.
(6) Buna rağmen veya tam da bundan dolayı, bu gibi hem samimi olarak demokrasi ve insan haklarını savunan, hem de müslüman olan (samimi olarak müslüman olduğunu sanan) görüşlere karşı, İslam'ın hiç de kasarak öyle yorumlamaya çalıştıkları gibi, modern değerlerle ve rasyonel ölçütlerle bağdaşabilen bir öğreti olmadığını, ısrarla göstermek, entelektüel ''din eleştirisinin'' önemli bir ayağıdır, diye düşünüyorum.
Örn. ''İslam'ın öz kaynakları itibariyle kesinlikle seküler düzene aykırı olduğu (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=13560)'' veya bazılarının yaptığı gibi Kuran'daki akla, bilime aykırı iddiaların, mesela cinlerin varlığının kesinlikle mecazi yorumlanamayacağı (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=16265).
Bu bağlamda Sam Harris'in üzerinde çok durduğu ''ılımlı İslam'' eleştirisi bence de haklıdır
mesela:
milomanara tarafından çevirilen:
http://www.youtube.com/user/TuranDursunCom#p/c/0/VfWBhXVQ8Yo
Ascendent ve Astur tarafından çevirilen:
http://www.youtube.com/user/greennautilus#p/a/u/1/aTjaENnLed0
Zaten Sam Harris de, takiye yapmayan, demokrat ve hoşgörülü, müslüman (samimice müslüman olduğunu sanan) kişi, topluluk ve akımların varlığını inkar etmiyor. Fakat işte onlara, bu güzel ve hoş düşüncelerinin asıl İslam'la çeliştiğini anlatmaya çalışıyor.
''Ilımlı İslam Olmaz'' cümlesi bu açıdan çokanlamlı. Cümleden ne kastedildiğini sormak lazım. Kastedilen eğer ''İslam'ın öz kaynakları itibariyle modern değerlerle uyuşmadığı'' ise, doğru bir cümle. Fakat söylenmek istenen, ''hem demokrat ve insan haklarına saygılı olan, hem de (samimice) müslümanım diyen kişilerin olamayacağı, varsa da mutlaka yalan söyledikleri, takiye yaptıkları'' ise, o zaman yanlış bir cümle.
Hem demokrat, hoşgörülü, şiddet karşıtı olan, mesela fikir özgürlüğünü, kadın-erkek eşitliğini savunan ve ailesinde ve çevresinde uygulayan, hem de samimice müslüman olduğunu söyleyen (örneğin bizzat aile ve çevremden) çok insan var. Evet, entelektüel olarak bir çelişki içerisindeler. Neticede din gibi yerleşmiş bir dogmadan vazgeçmek zor. Kendi inandıkları, kendi hayatlarında yaşattıkları ''yaşayan İslam''la, ana kaynakları itibariyle ''asıl İslam''ın çeliştiğini göremiyorlar, görmek istemiyorlar, bin bir türlü zorlama yorum, tevil ve akrobasi ile ayet ve hadisleri kendi demokratik dünya görüşlerine uydurarak okuyorlar.
(7) Herhangi bir islami akımın, kendi zamanına göre, diğerlerine oranla daha modern, daha ılımlı vs. olduğunu iddia etmek, ne İslamı savunmak anlamına gelir, ne söz konusu akımı savunmak anlamına gelir, ne de bu daha modern, ılımlı tutumun aslında, öz kaynakları itibariyle İslam'la bağdaşabileceği anlamına gelir.
Bu teolojik, dinbilimsel değil, sosyolojik bir tezdir ve yine sosyolojik düzlemde değerlendirilmesi ve eleştirilmesi gerekir.
(8) Yukarda genel olarak iki farklı düzlemi ayırt etmeye çalıştım: Teolojik/dinbilimsel düzlem (asıl İslam) ve sosyolojik düzlem (yaşayan İslamlar). Bunlara bir de ''pratik politika'' veya ''taktik' düzlemini ekleyebiliriz sanırm.
Bu düzlemdeki soru, (bu forumda genelde yapmaya çalıştığımız gibi) entelektüel tartışmalar, reddiyeler, argümantasyonlar bağlamında değil de, günlük hayat bağlamında (demokrasi ve özgürlükler açısından) ''ılımlı İslam''a yönelik olarak nasıl bir yol izlenmesinin akıllıca olacağı.
''İslam ana kaynakları itibariyle demokrasi ve özgürlükler düşmanıdır, şiddet yanlısıdır. Dolayısıyla aynen Nazi ideolojisinde olduğu gibi, günlük hayatın da her alanında topyekun üstüne gidilmesi, bastırılması, savaşılması gerekir''
şeklinde bir tutum mu?
Yoksa
''İslam'ı kısa vadede yok etmek mümkün değil. Bu yüzden (aslen İslam'ın kendisine aykırı olan) modernleşme, demokratikleşme hareketleri desteklenmeli, en azından kösteklenmemeli, ılımlılar ile radikallerin arası açılmalı, radikaller marjinalleştirilmeli''
şeklinde bir tutum mu?
Şahsen ben her iki tutum için de her alanda uygulanmasının doğru olmayacağını düşünüyor, somut konunun özellikleri, koşulları ışığında ince ince düşünerek bir yöntem belirlenmesi gerektiğini savunuyorum. Her alanda İslam'ın her türlüsünün şiddetle üstüne gitmek mutlaka müslüman toplumun daha da fazla radikalleşmesine yol açacaktır. Üstelik, Nazi ideolojisinin (öz kaynaklarına aykırı olarak) ılımlı, demokrat ve insan haklarına saygılı bir yorumu da fiilen yok. Bu yüzden böyle bir kıyas da baştan sakat.
Diğer yandan aşırı naif bir bakışla ''ılımlı İslam'' etiketiyle dolanan her akıma tüm kapıları açmanın ve her platformu sunmanın da, ılımlı İslam ile radikal İslam arasındaki geçişkenlik sebebiyle akıllıca olduğunu sanmıyorum. İşte bu bağlamda da yine İslam'ın aslen ve öz kaynakları itibariyle demokrasi ve özgürlükler düşmanı olduğunu tamamen gözardı etmenin yanlış olacağını düşünüyorum.
(Bu başlıkta özetlemeye çalışacağım pozisyonumun, Said Nursi ile hiçbir ilgisi yok. Somut olarak Said'le ilgili düşüncelerimizi zaten diğer başlıkta tartışıyoruz).
Bu gibi tartışmalarda üç farklı düzlemi ayırtemenin, makul sonuçlar alınabilmesi için olmazsa olmaz bir önşart olduğu kanaatindeyim (farklı düzlemleri ayırtetmek, aralarındaki ilişkiselliği yok saymak anlamına gelmez elbette).
(I) teolojik/dinbilimsel düzlem: öz kaynakları itibariyle asıl İslam nedir, nasıldır?
(II) sosyolojik düzlem: fiilen yaşayan İslamlar nedir, nasıldır?
(III) pratik/taktik düzlem: günlük hayatta ve siyasette yaşayan İslamlar'ın ılımlı türlerine yönelik nasıl bir tutum izlemek demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesi açısından daha akıllıca olur?
Bu geniş ve karmaşık alanda, kendimce şimdilik makul bulduğum pozisyonumu tezler halinde kısaca özetleyip tartışmaya açmak istiyorum. Tezlerimi, teknik olarak daha kolay eleştirilebilmesi için numaralandırıyorum.
(1) Bir ateist olarak bütün dinlerin -siyaseten masum sayılabilecek dini inanç ve akımların dahil- aşılmasını, geride bırakılmasını arzuluyor, bunun 'en azından' insanlığın entelektüel bir kazanımı olacağını düşünüyorum.
(2) Bazı dinler ve özellikle İslam, diğer bazı dinlere göre ana kaynakları itibariyle daha saldırgan, daha şiddet yanlısı, daha baskıcı, daha demokrasi ve insan hakları düşmanıdır.
(3) Fakat bu (dinbilimsel) gerçek, İslam gibi dinlerin içinden bile (öz kaynaklarına aslen aykırı olarak) tarihte ve günümüzde nisbeten daha ılımlı, hoşgörülü, akılcıl, şiddet karşıtı akımların da gelişmiş olduğu (sosyolojik) gerçeğini değiştirmez (''hoşgörü'' için tarihi örnek olarak mesela Mevlevi geleneği).
Her alanda olduğu gibi burada da ''ya radikal/fundamentalist/şiddet yanlısı, ya da tam demokrat'' şablonu işlemiyor elbette.
- Açıkça şiddeti öğütleyen ve uygulayan, radikal, bağnaz, fundamentalist akımlar (örn. Al Kaida, Taliban)
- Şiddete mesafeli duran veya açıkça lanetleyen fakat diğer alanlarda oldukça bağnaz ve fundamentalist bir İslam'ı yaşayan akımlar (örn. bazı nakşi ve kadıri tarikatlar)
- İslam'ı biraz daha 'çağdaş' yorumlamaya çalışan, mezbep taassupçuluğu yapmayan, (genelde oldukça zorlama ve tevillerle) çoğu alanlarda diğerlerine oranla biraz daha özgürlükçü olan akımlar (örn. Hayrettin Karaman, Mustafa İslamoğlu)
- İslam'ı (aslen öz kaynaklarına tamamen aykırı olarak) iyiden iyiye demokrasi ve insan haklarına uyumlı şekilde 'yorumlayanlar' (örn. Yaşar Nuri Öztürk veya ''Hanif'' akımlar)
(4) Bunların bazılarının demokrasi, insan hakları konusunda samimiyetinden şüphe duyulması, takiye yaptıkları kuşkusu haklı olabilir.
(5) Diğer yandan her, ''demokrat ve insan haklarına tam saygılı'' müslümanın mutlaka takiye yaptığı iddiası haksızdır. Tarihte ve günümüzde birçok samimi ılımlı müslüman akımın olduğu bir gerçek.
(6) Buna rağmen veya tam da bundan dolayı, bu gibi hem samimi olarak demokrasi ve insan haklarını savunan, hem de müslüman olan (samimi olarak müslüman olduğunu sanan) görüşlere karşı, İslam'ın hiç de kasarak öyle yorumlamaya çalıştıkları gibi, modern değerlerle ve rasyonel ölçütlerle bağdaşabilen bir öğreti olmadığını, ısrarla göstermek, entelektüel ''din eleştirisinin'' önemli bir ayağıdır, diye düşünüyorum.
Örn. ''İslam'ın öz kaynakları itibariyle kesinlikle seküler düzene aykırı olduğu (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=13560)'' veya bazılarının yaptığı gibi Kuran'daki akla, bilime aykırı iddiaların, mesela cinlerin varlığının kesinlikle mecazi yorumlanamayacağı (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=16265).
Bu bağlamda Sam Harris'in üzerinde çok durduğu ''ılımlı İslam'' eleştirisi bence de haklıdır
mesela:
milomanara tarafından çevirilen:
http://www.youtube.com/user/TuranDursunCom#p/c/0/VfWBhXVQ8Yo
Ascendent ve Astur tarafından çevirilen:
http://www.youtube.com/user/greennautilus#p/a/u/1/aTjaENnLed0
Zaten Sam Harris de, takiye yapmayan, demokrat ve hoşgörülü, müslüman (samimice müslüman olduğunu sanan) kişi, topluluk ve akımların varlığını inkar etmiyor. Fakat işte onlara, bu güzel ve hoş düşüncelerinin asıl İslam'la çeliştiğini anlatmaya çalışıyor.
''Ilımlı İslam Olmaz'' cümlesi bu açıdan çokanlamlı. Cümleden ne kastedildiğini sormak lazım. Kastedilen eğer ''İslam'ın öz kaynakları itibariyle modern değerlerle uyuşmadığı'' ise, doğru bir cümle. Fakat söylenmek istenen, ''hem demokrat ve insan haklarına saygılı olan, hem de (samimice) müslümanım diyen kişilerin olamayacağı, varsa da mutlaka yalan söyledikleri, takiye yaptıkları'' ise, o zaman yanlış bir cümle.
Hem demokrat, hoşgörülü, şiddet karşıtı olan, mesela fikir özgürlüğünü, kadın-erkek eşitliğini savunan ve ailesinde ve çevresinde uygulayan, hem de samimice müslüman olduğunu söyleyen (örneğin bizzat aile ve çevremden) çok insan var. Evet, entelektüel olarak bir çelişki içerisindeler. Neticede din gibi yerleşmiş bir dogmadan vazgeçmek zor. Kendi inandıkları, kendi hayatlarında yaşattıkları ''yaşayan İslam''la, ana kaynakları itibariyle ''asıl İslam''ın çeliştiğini göremiyorlar, görmek istemiyorlar, bin bir türlü zorlama yorum, tevil ve akrobasi ile ayet ve hadisleri kendi demokratik dünya görüşlerine uydurarak okuyorlar.
(7) Herhangi bir islami akımın, kendi zamanına göre, diğerlerine oranla daha modern, daha ılımlı vs. olduğunu iddia etmek, ne İslamı savunmak anlamına gelir, ne söz konusu akımı savunmak anlamına gelir, ne de bu daha modern, ılımlı tutumun aslında, öz kaynakları itibariyle İslam'la bağdaşabileceği anlamına gelir.
Bu teolojik, dinbilimsel değil, sosyolojik bir tezdir ve yine sosyolojik düzlemde değerlendirilmesi ve eleştirilmesi gerekir.
(8) Yukarda genel olarak iki farklı düzlemi ayırt etmeye çalıştım: Teolojik/dinbilimsel düzlem (asıl İslam) ve sosyolojik düzlem (yaşayan İslamlar). Bunlara bir de ''pratik politika'' veya ''taktik' düzlemini ekleyebiliriz sanırm.
Bu düzlemdeki soru, (bu forumda genelde yapmaya çalıştığımız gibi) entelektüel tartışmalar, reddiyeler, argümantasyonlar bağlamında değil de, günlük hayat bağlamında (demokrasi ve özgürlükler açısından) ''ılımlı İslam''a yönelik olarak nasıl bir yol izlenmesinin akıllıca olacağı.
''İslam ana kaynakları itibariyle demokrasi ve özgürlükler düşmanıdır, şiddet yanlısıdır. Dolayısıyla aynen Nazi ideolojisinde olduğu gibi, günlük hayatın da her alanında topyekun üstüne gidilmesi, bastırılması, savaşılması gerekir''
şeklinde bir tutum mu?
Yoksa
''İslam'ı kısa vadede yok etmek mümkün değil. Bu yüzden (aslen İslam'ın kendisine aykırı olan) modernleşme, demokratikleşme hareketleri desteklenmeli, en azından kösteklenmemeli, ılımlılar ile radikallerin arası açılmalı, radikaller marjinalleştirilmeli''
şeklinde bir tutum mu?
Şahsen ben her iki tutum için de her alanda uygulanmasının doğru olmayacağını düşünüyor, somut konunun özellikleri, koşulları ışığında ince ince düşünerek bir yöntem belirlenmesi gerektiğini savunuyorum. Her alanda İslam'ın her türlüsünün şiddetle üstüne gitmek mutlaka müslüman toplumun daha da fazla radikalleşmesine yol açacaktır. Üstelik, Nazi ideolojisinin (öz kaynaklarına aykırı olarak) ılımlı, demokrat ve insan haklarına saygılı bir yorumu da fiilen yok. Bu yüzden böyle bir kıyas da baştan sakat.
Diğer yandan aşırı naif bir bakışla ''ılımlı İslam'' etiketiyle dolanan her akıma tüm kapıları açmanın ve her platformu sunmanın da, ılımlı İslam ile radikal İslam arasındaki geçişkenlik sebebiyle akıllıca olduğunu sanmıyorum. İşte bu bağlamda da yine İslam'ın aslen ve öz kaynakları itibariyle demokrasi ve özgürlükler düşmanı olduğunu tamamen gözardı etmenin yanlış olacağını düşünüyorum.