PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Gerçek Ne Zaman Gerçek Değildir?


hur-kus
28-01-2011, 00:24
GERÇEK, soru ve şüphelerin ötesinde var olandır; fiilen mevcut olan ve somut bir hakikattir.
Gerçek sağlam deliller üzerine kurulmuştur.

Teori ise, ispat edilmemiş, fakat bazen tartışma amacıyla doğru olarak kabul edilen bir iddiadır. Hâlâ gerçek olduğu ispat edilmelidir. Bununla birlikte zaman zaman, sadece teori olan bir şey, gerçekmiş gibi ifade edilmektedir.

Organik Evrim teorisi bu sınıfa girmektedir.
30 Eylül 1986 tarihli The New York Times gazetesi, New York Üniversitesi profesörlerinden Irving Kristol’un bir makalesini yayımladı. Profesörün iddiasına göre evrim okullarda gerçekmiş gibi okutulmuş olacağına, aslında olduğu gibi teori olarak okutulmuş olsaydı, bugün evrimcilik ve yaratıcılık arasında hüküm süren şiddetli tartışma olmayacaktı.

Kristol durumu şöyle açıkladı:

“Bugün dinsel tepkileri kışkırtanın da aynı şey, yani sözde bilimsel dogmatiklik olduğuna dair pek az şüphe vardır.”

Kristol devamen şöyle demektedir:
“Bu teori genellikle sabit bir bilimsel gerçek olarak öğretilmekle birlikte, aslında hiç de öyle değildir. Birçok boşluk ve eksiklik vardır. Jeolojik deliller, bulmayı bekleyeceğimiz ara türleri sağlayamamaktadır. Laboratuar deneyleri ise, seçici üretimi ve genetik mutasyonlara rağmen, bir türün evrimleşme sonucu başka bir türe geçmesinin hemen hemen imkânsız olduğunu göstermektedir ... Bir canlı türünün zamanla başka bir türe dönüşmesi, biyolojik bir gerçek değil, biyolojik bir varsayımdır.”

O makale, evrimin bir teori değil, gerçek olduğunun ateşli bir savunucusu olan Harvard Üniversitesi profesörlerinden Stephen Jay Gould’un bamteline basmıştır. Gould’un, Kristol’un makalesine verdiği cevabı, popüler bir bilim dergisi olan Discovery’nin Ocak 1987 sayısında yayımlandı. Gould’un cevabı Kristol’un açıkça tasvip etmediği dogmatikliği yansıtıyordu.

Bu protesto yazısında Gould, evrimin bir gerçek olduğu yolundaki iddiasını çok kez tekrarladı.
Bazı örnekler şunlardır: “Darwin ‘evrim gerçeğini’ ortaya koymuştur”. “Evrim gerçeği, bilimdeki diğer konular kadar sağlam olarak ispat edilmiştir (dünyanın güneşin etrafında döndüğü kadar kesindir).”
Fakat Darwin öldüğünde, “düşünen insanların hemen hemen hepsi evrim gerçeğini kabul etmişti.” “Evrim, herhangi bir bilimsel gerçek kadar sağlamdır (nedenlerini göstereceğim).” “Evrim gerçeği, kabaca üç büyük sınıfa ayrılan bol delil ve bilgiye dayanmaktadır.”

Gould, bu “bol delil ve bilgiye” dayanan “üç büyük sınıfın” birincisi olarak güve, meyve sineği ve bakteri türlerindeki küçük orandaki değişiklikleri, evrimin “doğrudan delilleri” olarak adlandırmaktadır. Ancak türler içindeki bu çeşit farklılıklarının evrimle hiçbir ilgisi yoktur.
Evrimin işi, bir türü farklı bir türe dönüştürebilmektir. Gould, Theodosius Dobzhansky’yi “yüzyılımızın en büyük evrimcisi” olarak övmekte, ancak bizzat Dobzhansky, Gould’un yukarıdaki tezinin geçersiz olduğunu göstermektedir.

Gould’un tezindeki meyve sinekleriyle ilgili olarak Dobzhansky şöyle demektedir: “Mutasyonlarda genellikle bazı organların kötüleşmesi, bozulması ve yok olması görülmektedir. ... Birçok mutasyon, aslında taşıyıcısı için öldürücü olmaktadır. Güç ve dinçlik yönünden normal sineğe eşit olan mutasyona uğramış meyve sinekleri, azınlıkta olup, normal çevrelerde normal organizmada önemli bir gelişme gösterenlere ise hiç rastlanamamaktadır.”

Bilimin ilerlemesi için Amerikan Birliği adlı kuruluşun resmi yayını olan Science dergisi de Gould’un tezine şöyle son vermektedir:

“Türler gerçekten fiziksel ve diğer özelliklerinde küçük değişikliklere uğrama yeteneğine sahiptirler, ancak bu, sınırlı olup uzun vadede bir ortalama değer [iki uç değerin ortasında bir değer] etrafında salınım şeklinde yansımaktadır.”
Hem bitkilerde, hem de hayvanlarda, bir türün içersindeki değişiklikler, sallanan bir cam kavanozun içindeki küçük kurşun toplar gibi hareket edip sallanacaklardır. Tıpkı küçük kurşun topların kavanoz içinde kaldıkları gibi, değişiklikler de o türün sınırları içinde kalacaktır. Bu, tıpkı Mukaddes Kitabın yaratılış kaydında söylediği gibidir; yani bir bitki ya da hayvan değişiklikler gösterebilir, ancak sadece “cinslerine göre” çoğalabilir.—Başlangıç 1:12, 21, 24, 25.

Üç büyük sınıfın ikincisi olarak Gould, büyük mutasyonları sunmakta ve şöyle demektedir:
“Fosil kayıtlarındaki sıralamalara bağlı, büyük ölçekli değişmeler hakkında doğrudan delillere sahibiz.”
Değişmelere büyük ölçekli diyerek, bir türün bir diğerine birkaç büyük adım ile değiştiğini söyleyen Gould, mevcut olmayan ara türlerin fosillerine duyulan ihtiyaç ve gereklilikten kaçmaktadır. Fakat küçük değişikliklerden büyük adımlara geçmekle de, yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktadır.

Bu hususta Kristol şu yorumda bulunuyor:

“Genetik mutasyonların çoğu, o canlının hayatta kalması yönünde çalıştığı için yeni türler yaratan böyle ‘ani sıçramalara’ hiç rastlamadık.”
Ve Gould’un “yüzyılımızın en büyük evrimcisi” olarak adlandırdığı Theodosius Dobzhansky de, bu konuda Kristol ile aynı fikirdedir. Dobzhansky’nin birçok mutasyonun öldürücü olduğu yolundaki ifadesi, özellikle ani sıçramalar yapan büyük ölçekli mutasyonlar için geçerlidir. Aynı zamanda ‘önemli bir gelişme gösteren mutasyonlara hiç rastlamadık’ ifadesi de anlamlıdır.
Büyük ölçekli değişiklikler lehindeki deliller yetersiz olduğundan, Gould, evrimcilerin modası geçmiş kaçışlarına sığınarak, “fosil kayıtlarımız o kadar eksiktir ki” demektedir.
Bununla birlikte Gould, “büyük ölçekli değişikliklerin doğrudan delili” olarak “fevkalade örnek” diye adlandırdığı “Afrika’daki insan evrimi”ni öne sürmektedir. Fakat evrimciler, genellikle bunun, fevkalade olmaktan çok uzak olduğunu kabullenmektedir. Bu husus bir ihtilaf yığını, parlak hayalli evrimcilerin kıllı, kambur, sarkık kaşlı maymun adamlara dönüştüğü bir avuç diş ve kemik parçaları hakkında yapılan bir mücadeledir. Dobzhansky, Gould’u yine desteklememektedir:
“Bu, [maymundan insana kadar olan] nispeten kısa tarih süresi bile, belirsizliklerle doludur; uzmanlar sık sık hem esaslar, hem de ayrıntılar konusunda anlaşmazlık içindedirler.”

Gould’un evrimin bir gerçek olduğunu ispat ettiğini söylediği “üç büyük sınıf”ın sonuncusu ise, türler arasındaki benzerliklerdir. (Günümüzdeki genel eğilim ise, fiziksel benzerliklerin bir akrabalığın ispatı olarak kabul edilmemesi yönündedir; yeni akım, fiziksel özelliklerin büyük ölçüde farklılık gösterdiği durumlarda dahi, akrabalık ispatında genetik benzerliklerin kullanılmasıdır.)
Gould, benzerlikler vasıtasıyla ispat edilen akrabalıklar olarak iki örnek öne sürmektedir.
Birincisi şöyledir: “Eğer bizler, dört ayaklı yaratıkların neslinden değilsek, neden sırt kemiklerimizden karın kaslarımıza kadar tüm vücudumuz, daha çok dört ayaklı hayata uygun bir düzenlemenin kalıntılarını taşımaktadır?”

Bu, garip bir iddiadır.
Bizler, omurga kemiğimiz ve karın kaslarımızın mevcut haliyle iki ayağımız üzerinde çok rahat şekilde yürüyüp koşabiliyoruz ve bunu kilometreler boyunca ve sürekli olarak yapabiliyoruz. Bu elbette, uyanık olduğumuz saatlerin büyük bir bölümünü bir sandalye üzerinde sırt ve karın kaslarımızı hiç çalıştırmadan durgun ve hareketsiz olarak geçirdiğimiz günler dışında geçerlidir. Uygun bedensel idman programlarını uygulayan bazı kişiler, koşuda, dört ayaklı bazı vahşi hayvanları bile geçebilir ve genellikle de onlardan daha uzun yaşarlar.
İnsanlar iki ayak üzerinde çok başarılıdırlar; dört ayaklı hayvanlar ise, dört ayak üzerinde rahat görünmektedirler.

Gould’un bu konudaki ikinci örneği ise, şudur:
“Neden Galapagos adalarındaki bitki ve hayvanlar, en yakın kara parçası olan yaklaşık 1.000 km doğudaki Ekvator’dakilere bu kadar benzer olup sadece küçük farklılıklar göstermektedir? . . . . Benzerlikler, sadece Ekvator’daki canlıların Galapagos’a yerleştiklerini ve doğal evrim süreci sayesinde farklılaştıklarını gösterebilir.”

Benzerliklerin tek gösterebilecekleri ve gösterdikleri şey, türler içersindeki çeşitliliklerdir. Örnek olarak ispinoz kuşları hâlâ ispinoz kuşlarıdır.
Gould,
“Tanrı, yaratılmış bulunan türler içerisindeki küçük ve kısıtlı değişikliklere izin verir, fakat bir kediyi hiçbir zaman köpeğe dönüştüremezsiniz” şekilde muhakeme yürüten yaratılışa inanan kişilerle alay etmektedir.
Gould, sonra şunu sormaktadır: “Kim dönüştürebilirsiniz dedi ki, veya doğanın da dönüştürdüğünü kim söyledi ki?”
Ancak Gould, çok daha güç olan bir değişikliğe inanmaktadır. Kediden köpeğe geçiş, hiç olmazsa bir memeliden başka bir memeliye geçiş olurdu, oysa Gould, “dinazorlar, evrim geçirerek kuşlara dönüştüler” demektedir.

Irving Kristol, The New York Times gazetesindeki makalesinde şu sonuca varmaktadır:
“Okullarımızdaki evrim öğretimi, sadece varsayım olan bir konuyu ‘gerçekmiş gibi öğretmekle, dinsel inançlara karşı ideolojik bir önyargıyı yansıtmaktadır . . . Eğer inanan kişilerin çocuklarının dini eğitim için zorunlu bırakılmadıkları ikna edilebilirse, [Din Devlet ayrılığına dayanan] Amerikan ananesi karşısında yine rahat olabilecekleri umulabilir.”

Kristol, Din Devlet ayrılığı doktrininin hikmetini şöyle belirtmektedir:
“Teolojik konular, çok kolay çatışma odakları haline gelebilirler.” Bazı yaratılışçılar tarafından öne sürülen “Bilimsel Yaratılışçılık”, eğer okullarda öğretilmiş olsaydı, tam böyle bir çatışma doğardı. Bu öğretinin birçok iddiaları Mukaddes Yazılara uymamaktadır.
Örnek olarak bu öğreti, Yaratılış kaydındaki yaratılış günlerinin sadece 24 saatlik günler olduğunu ileri sürer. Fakat “gün” olarak tercüme edilen orijinal İbranice sözcük, duruma ve kullanıldığı yere bağlı olarak 12 saatlik, 24 saatlik bir devre, bir mevsim, bir yıl, bin yıl veya birkaç bin yıllık süreleri kastedebilmektedir.

Okul sınıfları dinsel inanç farklılıklarının tartışılacağı yerler değildir. Aynı zamanda bu yerler, Kristol’un söylediği gibi, varsayım durumunda olan ve gerçekte sadece dogmatiklikle desteklenen bir çağdaş din haline gelmiş bulunan evrimin, gerçekmiş gibi öğretileceği yerler de değildir.

Gould yerinde olarak “uygun belgelere dayanmadan değiştire değiştire yapılan tekrarlar sonucunda, efsaneler inançlara dönüşür” demektedir.

Bu doğrudur, Mukaddes Kitabın,
canın ölmezliğini,
kötü kişilere cehennemde ebediyen işkence yapıldığı,
Tanrı’nın birliğinde üç kişinin bulunduğu yani Üçlük Tanrısı olduğunu,
Yaratılış 1. bölümdeki yaratılış günlerinin 24 saatlik günler olduğunu öğrettiğini söyleyen doktrinler de, Mukaddes Kitaptan uygun belgelere dayanmadan, böyle tekrarlarla ortaya çıkmıştır.

“Evrim gerçektir” şeklindeki evrimsel nakarat da aynı şekilde, bilimsel delillerden yoksun olarak, “uygun belgelere dayanmayan tekrarlarla” inanç haline getirilmektedir." Awake 1988

Saygılarımla

taylan
28-01-2011, 00:39
Bir kerecik de olsa bizi şaşırtıp farklı bir şey söylesenize...

Dinozorlar kuşa dönüşmedi sayın hür-kuş, kuşlar zaten dinozordur. Theropodların yeni adaptasyonlarına kuş diyoruz. Ön kolları tüylerle kaplı, vücutları hafif, kemiklerinin içi boş olan küçük dinozorlara KUŞ denir. Şimdi anladınız mı bilmiyorum????????

Tüm memeliler aynı özelliklere sahiptir. Tüm sürüngenler de öyle. Bıyıklı bir sürüngen var Terapsida. Bu da memelilerin ilk kollarından.

Evrimi anlamamışsınız. Tek satır bilginiz yok. Körü körüne aynı cümleleri zeka engelli kişiler gibi tekrar ediyorsunuz.

İstediğiniz alıntıyı yapın, istediğiniz cümleleri sayfalar dolusu yazıyı buraya yapıştırın hiç sorun değil. Bize, laboratuvarlarda ruhun hangi maddelerden oluştuğuna dair tek bir bilimsel açıklama getiremezseniz alay konusu olmaktan öteye gidemezsiniz.
Bize 400 milyon yıllık bir memeli fosili getirin durmayın alın elinize malzemeleri araziye çıkıp bilim yapın.

Ama beyin o kadar uyuşmuş ve buruşmuş ki ön asya mitolojilerinin sanrılarına o denli kapılmış ki, burada bilim adına ne söylense zihinlerin içine tek bir bilgi kırıntısı nüfuz ettiremiyoruz.

Saygılar diil,,

AerA
28-01-2011, 00:49
Uslubu ile beğenimi kazanmış, kıyağı ile kütüphanemi süslemiş dostum, Değerli hür-kuş ;

Kendinizi özlettiniz...


Gould, bu “bol delil ve bilgiye” dayanan “üç büyük sınıfın” birincisi olarak güve, meyve sineği ve bakteri türlerindeki küçük orandaki değişiklikleri, evrimin “doğrudan delilleri” olarak adlandırmaktadır. Ancak türler içindeki bu çeşit farklılıklarının evrimle hiçbir ilgisi yoktur.


Ne ile ilgisi vardır peki? Damlaya damlaya göl olur mu? Olur...
Küçük orandaki bu değişiklikler eğer sürekli gerçekleşecek olursa ve uzun bir zamana yayılırsa, başlangıçtaki ile alakası olmayan bir şey çıkar ortaya.

Bir örnek olarak tuali alalım mı?.. Alalım... Bembeyaz tuale, hergün sadece bir tek nokta koyacak olsanız, bir süre sonra ilk başdaki tualden eser kalmaz...

Evrimin işi, bir türü farklı bir türe dönüştürebilmektir.

Evrimin işi bu değildir. Hatta evrimin bir işi yoktur. Halen buymuş gibi göstermeye çalışıyorsunuz. Küçük değişiklikler türe fayda sağlıyorsa ve ileriki kuşaklara aktarılabiliyorsa, ileri kuşaklarda olacak değişiklikler ilede bütünleşip türleşme bile sağlar. Bu süreç uzun bir süreçtir.

Evrim bir mekanizmadır. Evrim hakarettir, değişimdir, devinimdir. Bu mekanizma içerisinde dişlilere takılıp kalmazsanız ne mutlu... Türleşebilirsiniz bile :)

Fakat bu hareketin, değişimin, devinimin bahsettiğiniz gibi (türleşme) bir işi yoktur... Sadece hareket halindeki, sürekli bir değişim ve devinim içerisinde ki Dünya'ya, bireylerin küçük değişikliklerle daha iyi adapte olmasının bir sonucudur türleşme.

Ne bu harekete, ne bu devinimsel sürece türleşme denmez. Türleşme "bunlar" ın sonucudur. "Bunlar"ın toplamınada "Evrim" diyoruz...

Esen Kalınız.

paslıçivi
28-01-2011, 06:35
sevgili dostlar..

bu tür insanoğlunu biribirine düşüren kavganın arkasında yatan temel neden insanoğlunun henüz "bilmek ve inanmak arasındaki duvar gibi duran farkın farkındalığına" erişmemiş olmasıdır..

bilmek "bilgi"yi içerir..

peki nedir bu "bilgi" dediğimiz şey?

bilgi: sınanabilinir, tekrarlanabilinir ve dünya insanlığından evrensel onay almış veridir..

dünya yuvarlıktır, kuşlar uçan canlılardır, güneş dünyamızı aydınlatan ve ısıtan bir yıldızdır, dünyamızın 3/4 ü sularla kaplıdır vs

işte bu veriler "bilgidir"

bilgiyi öğrenmiş olan insan da "bilendir, bilmektir"..


nonbilgi: sınanamayan, tekrarlanamayan ve dünya insanlığından evrensel onay almamış her türlü dinsel ve bilimsel veridir..

evren kendiliğinden olmuştur, evreni tanrı yaratmıştır, insan evrim sonucu bugüne gelmiştir, insanı tanrı direk insan olarak yaratmıştır, tanrı vardır, tanrı yoktur vs..

işte bu veriler "nonbilgidir"

nonbilgiyi öğrenmiş ve kendi bilincinde bilgi gibi algılayan insan da "inanandır, inanmaktır"


işte bu bilmek ve inanmak arasındaki duvar gibi duran bu farkın farkındalığına varmış bir bilincin bu nonbilgiye olan yaklaşımı "henüz bilmiyorum" şeklindedir..

çünkü bilgi dediğimiz veri; insanoğlunun yorumuna açık değildir, tartışılmaz, sahiplenilip savunulmasına gerek yoktur, kendini her türlü zaman ve şartta insanoğluna dayatır.. kısaca"gerçek" dediğimiz kavramdır.. ama bu gerçeklik insanoğlunu tarafından "savunulmadan" ortaya çıkan bir durumdur..

halihazırda "evrim teorisi" bilimsel bir veri olmakla bereber bir "inançtır"..

yaradılış hikayesi; dinsel..

evrim teorisi; bilimsel..

bir inançtır..

peki bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığına varmanın ne önemi vardır?


"bilgi ve bilmek" insanoğlunu bölmeyip tek çatı altında toplarken..

"nonbilgi ve inanmak" kavramları insanoğlunu bölüp biribiriyle savaştırır..

yani insanlaşma yolunda devasa bir adımdır bu farkın farkındalığı..

spartacus
28-01-2011, 11:21
Hur-kus

Bunlar çoğunlukla niyete bağlı kelime avcılığı ve kurgular.

Bir tarafda bilgiyi inanç sananlar var diğer taraftada bilgiyi inanca bağlı gizemli, mistik bir şey sananlar var.

Öncelikle gerçeklerin sınanmaya, onaylanmaya ihtiyacı yoktur. Önce doğaya, evrene ne idüğü belirsiz amaçlar yüklemekten vazgeçmeli. Bırakın inancı evrene amaçlar yüklemek, dinsel inançlardan dahi daha belirsiz bir inançtır. Burnunun ucunu görmemek için kafasının arkasına bakma telaşıdır. Tabi eklemek gerekir ki, Gerçek hiç bir senaryoya, kurguya tabi kılınamaz.

Yerçekimi bilgisine sahip olmasa idik, yinede yerin üstünde kalacaktık. Size yada düşüncenize bağlı olmayan, ifade edilmeye muhtaç olmayan, iradi bir etmene bağlı olmayan, size rağmen ortada olandır gerçek. Ve akıl oyunlarıyla, hayalimsi kurgu ve senaryolarla ister farkında olarak ister olmayarak insanları kandırmayı ulvi bir görev haline getirirsiniz... İşte bakın Spartacus yerçekimi dedi, gördünüz mü teori çöktü oysa kütleçekimi demeliydi : ) Hadi çöksün, size göre buraya bakarak çöken ne? Yerçekimi, halt etmişsiniz!

bilgi=düşünce gibi görenlerde var, daha doğrusu öyle göstermeye çalışanlar, bilgi sadece sınanabilir değil, yaşanıp gözlemlenebilirdir ilk. Yani bilgi algılanabilir gerçekler üzerine kurulur bu birincisi.

İkincisi evrim teorisi, bir olguya yani gerçeğe(gözlemlenip, algılanabilir) dayanır. Bu gerçekde evrimdir. Evrim teorisi üzerine ideolojik safsatalar üretmek ve böylelikle asıl niyeti gizlemeye çalışmak dahi altında yatan temel gerçeği, evrim gerçeği ile didişmeyi gizleyemez. Yerçekimi gibi bir gerçekliktir evrim ve bunun ne iradelerle, ne düşüncelerle, nede kurgularla-inançlarla uzak yakın ilgisi olamaz ilgi kuranlar kendi inançlarına baksınlar. Bunu kavrayamayacak kadar donanımdan yoksun isek bu evrimin kabahati değil, çünkü onun kabahatide olamaz, bir işide, böyle biriside.. Bu kabahat sizlerin adını çok sayıpda, ne olduğunu bilmediğiniz bilgi yetersizliğinizden gelir. Hem bilmez ama hemde herkesden daha şahin kesilirsiniz, bilmediğinizi bilmekten dem vurup, bilmedikleriniz hakkında şablonlamalar yaparsınız. Bilgi size rağmen gerçeğe dayanır ve hiç bir bilgi gerçeğin birebir aynısı olmaz, bilgi gerçeğin yerine geçmek değildir-ki henüz bunu bilmiyorsunuz-. (Gerçek Ne Zaman Gerçek Değildir? Şimdi bu soru nasıl bir soru acaba?.....)

Envai çeşit cımbızlama ile "Evrim" teorisi çürütülemez. Evrim teorisini çürütebilmek için evrimi gözetmeniz gerekir, tersine "evrimi" çürütmek için "evrim teorisini" çürütmeye kalkarsanız trajikomik bir duruma düşersiniz.

Asıl soru şu, bakalım yanıt verebilecek misiniz? Teori falan yok çekinmeyin, üzülmeyin, hemen şablonlara atılmayın, dini külliyatlar yada başka düşünceleri karıştırmayın, rahat olun ve ortada olan bir gerçeği yorumlayın...

Evrim nedir?

AhbAp
28-01-2011, 12:17
Bir dolu ara geçiş formu varken, hala bu inat nedir, anlamak mümkün değil.

Fakat evrime kanıt olan fosilleri, ara geçiş formlarını bir kenara bırakalım. Sayın hur-kus bize, 500 milyon yıllık bir tavuk, hindi vb. fosili göstersin ve tek harekette evrim kuramını çökertsin. Böylece neyin dinozordan gelip gelmediği ortaya konsun.

Olur mu hur-kus? (Galiba olmaz; bırakın 500 milyonu, dünya size göre 10.000 yaşında bile değil. Dinozorlar da hiç var olmadı. Hem de "GERÇEK, soru ve şüphelerin ötesinde var olandır; fiilen mevcut olan ve somut bir hakikattir. Gerçek sağlam deliller üzerine kurulmuştur." diye yazmanıza rağmen)

Bir zahmet tıkla (http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/444206.asp)!

ahmetsln
29-01-2011, 09:38
Teori ispatlanmamış, ispatlandığında kanun olan bir şey değildir. Tam tersine teori, ispatlanmış hipotezleri içeren ve bunların ispatlanmasında kanunların kullanıldığı bir genel açıklama biçimidir. Örneğin görelilik teorisine nereden ulaşıyoruz? Fiziğin belli kanıtlarından ulaşıyoruz. Ama evrimsel biyolojiye baktığımız zaman yine aynı şekilde biyolojinin kendi içindeki çalışmalardan evrime ulaşıyoruz.

demişti Sayın Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy

paslıçivi
29-01-2011, 12:02
bilimi insanoğlu varetmiştir..

bilim elindeki verileri çok değişik adlar(hipotez, teori, kanun) altında isimlendirir.. ben kanun/yasa haricindeki diğer tüm verilere "nonbilgi" diyorum.. "prebilgi" de denebilir..

ama hala bilimle uğraşan insanlar teizm ve nonteizm düzeyi bilinçaçıklığında yaşayan kişilerdir..

ve bu bilinçte yaşayan insanoğlu henüz bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığında değildir..

o yüzdendir ki bugün evrim teorisini kabul ve reddeden bir çok teizm ve nonteizm düzeyi bilinçaçıklığında bilimadamı vardır..

evrim teorisi bilimsel bir inançtır, bilgi/bilmek değildir..

bir şeyin inanç olması onun yanlış olacağı anlamına gelmeyeceği gibi doğru olacağı anlamına da gelmez.. inanç dediğimiz şey bir öngörüdür ama insanoğlu bunun öngörü olduğunu farkedemez.. çünkü psikobilinçsel yapısı buna uygun evrilmemiştir..

her nonbilgi zamanla bilgi olmaya adaydır..

bazıları bilgi düzeyine erişir, bazıları çürüyüp yokolup gider(hurafe), bazıları da hala nonbilgi düzeyinde kalır..
tüm bunları belirleyen süreç bilimin ta kendisidir..

bilgi/kanun dediğimiz şey gerçekliktir, onun bunun savunmasına, doğrulamasına, yanlışlamasına ihtiyaç duymaz.. hatta bu işi yapanları komik duruma düşürür..

inanmak ve bilmek arasındaki farkın farkındalığını kavrayabilmeniz için her zaman verdiğim örneği tekrar vereyim..

günümüz insanoğlu niçin dünyanın yuvarlak olduğunu doğrulamaya/savunmaya çalışmaz da evrim teorisini doğrulamaya/savunmaya çalışır..

dünyanın yuvarlak olması niçin evrensel onay almıştır da

evrim teorisi hala evrensel onay almamıştır..

evrim teorisinin evrensel onay alması için ne tür özellikleri taşıması lazımdır bir düşünün..

belki ondan sonra bilgi/nonbilgi ve bilmek/inanmak arasındaki "farkın farkındalığını" kavrayabilirisiniz..

taylan
29-01-2011, 16:26
dünyanın yuvarlak olması niçin evrensel onay almıştır da

evrim teorisi hala evrensel onay almamıştır..

Aslında evrim artık bir kuram olmaktan çok bir olgu haline gelmiştir. Ama evrensel onay dediğiniz, tüm insanlığın kabuluyle alakalıysa o biraz zor çünkü insanlığın büyük bir çoğunluğu hala daha dinlere ve onların sözde kutsal metinlerine biat ediyor. Toplumsal yapının ve sömürü ağlarının evrensel kontrolünü elinde tutan güçler, böylesi bir olgunun, insanlığın çoğunluğu tarafından kabulunu kendi çıkarlarına uygun görmediği için vargücüyle saldırıyor.

Evrim, tüm dinlerin ve yaratılış masallarının temeline dinamit koymuştur. 150 yıldır süren bu şok etkisinin insanlığın belleğine tam olarak yerleşebilmesi uzun yıllar alabilir. Masallara inanan kişilere ne kadar olgusal kanıt da sunsanız toplumun belleğinde güçlü bir yer tutan ve kötü bir alışkanlık olan din hastalığının etkisi bu kuramın kabulünü güçleştirmektedir.

Dünyanın yuvarlak olduğu çok eskiden beri bilinen ama son 50 yıl içinde somut verilerle fotoğraflarla kanıtlanan bir durumdur. Birinci elden gözlenebilmektedir. Evrimi birinci elden gözlemek mikro anlamda mümkünse de makro çıkarımlar için farklı metodlara ihtiyaç vardır. Bir dinozorun modern bir kuşa dönüşümü an be an gözlenememektedir ama fosil kanıtlar bunu göstermektedir. Akla ve mantığa dayalı bir görüş bunu reddedemez. Kuşların günümüz dinozoru olduğu çok açıktır. Bunu reddetmenin bir anlamı yoktur. Belki dünyanın yuvarlak oluşu kadar kesin verilere sahip değildir ama yine de fiziksel özellikleriyle theropodların devamı niteliğinde oldukları çok açıktır. Yaratılış ise buna hiç bir açıklama getirmeden yaratıldı demekle zaten bilinen konumu dışında bir açıklama yapamamaktadır.

Evrim kuramı bir inanç değil bilimsel bir gerçekliktir.

paslıçivi
30-01-2011, 05:12
Akla ve mantığa dayalı bir görüş bunu reddedemez.
Bunu reddetmenin bir anlamı yoktur.


sevgili taylan74..

her zaman söylerim..

inanç, bildiğini zannetme yanılgısıdır..

insanoğlu henüz "bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığında değildir" diye..

şimdi buraya bir teist getirsem tanrı kavramı için sizin bu yukarda alıntıladığım ifadelerinizi birebir söyler.. bir teist için tanrının varlığı;

Akla ve mantığa dayalı bir görüş bunu reddedemez.
Bunu reddetmenin bir anlamı yoktur.


zaten böyle düşündüğü için teisttir ya :)

sizin evrim kuramı için söyleyebileceğini en nihai ifade "doğrudur" tarzında olabilir.. "gerçektir" değil..

gerçek nedir, kısaca değinmeye çalışayım..

-insanoğlunun bilincinden bağımsızdır..

-insanoğluna göre değişken değildir, sabittir..

-göreceli değildir..

-kabullenmek zorunluluktur, çünkü kendini herşeyden bağımsız dayatır..

- insanoğlu tarafından kesinlikle tartışılmazdır..


insanoğlunun binlerce yıldır biribirini yemesinin altında yatan neden de budur zaten..

herkes kendi bilincinde doğruladığı şeyi gerçek zanneder..

-gerçek dediğimiz şey yasadır/kanundur..
-ve yasayı/kanunu deklare edecek olan şey bilimdir, insanoğlu değil..

evrene baktığımızda gerçeğin/yasanın ne olup olmadığını deklare etmek insanoğluna kaldığı için insanoğlu biribirini yiyiyor ya..

tanrının varlığını da yokluğunu da ortaya koyup bunu gerçekleyen insanoğludur..

bilimsel hiç bir literetürde tanrının varlığı ile ilgili bir cümle bulamazsınız.. bilim tanrıyı iplemez, bilim tanrının ne olduğu konusunda bile en ufak bir fikre sahip değildir, çünkü henüz tanrıyla karşılaşmamıştır..

tanrıyı varlayan da yoklayan da ve bu ifadelerini gerçek zanneden de insanoğlunun kendisidir..

insanoğlu tanrıyla karşılaşmıştır ama maddesel değil zihin olarak..

zihinde yaşayan insanoğlu da tanrıyla mücadele edip cebelleşmek zorundadır zaten.. ve bu uğurda birbirini de yemek zorundadır..

Evrim kuramı bir inanç değil "bilimsel bir gerçekliktir".

gerçek kelimesinin önüne hiç bir sıfat koyamazsınız, ne bilimsel, ne inançsal, ne dini, ne siyasi..

çünkü "gerçek" tüm bunlardan bağımsız bir şekilde, tartışılmaz, değişmez, sabit, zorunluluk olarak kendini tüm dünya insanlığına dayatır..

taylan
30-01-2011, 15:41
Bilimsel gerçekten kastım aksi yine bilimsel verilerle yanlışlanana kadar gerçektir. Gerçeklik test edilebilen kendisi hakkında kullanışlı bilgiler elde edilebilen "doğru" bilgilerin toplamıdır. Bilginin kullanışlı olması onun hem doğru hem de gerçek olduğunu kanıtlar. Evrimsel bilgi tüm bu özelliklere uygun olduğu için doğrudur ama kesin gerçeklik değildir. Gerçektir ama bir başka gözlemle yerini başka bir doğruya ya da gerçeğe bırakıncaya kadar.

Kesin gerçek diye bir şey yoktur. Ama 5 duyu ile algılanabilen ve yaşamda kalmak için gerekli bilgileri elde edebildiğimiz tüm somut veriler bilimsel gerçekliği ifade eder.

Gerçeğin önüne konulabilecek belirgin bir sıfat olmadığı konusuna katılmakla beraber, bilimsel gerçekliğin herkes tarafından kolaylıkla modellenebilen ve algılanabilen ve hatta günlük yaşamda kullanılabilen geçerli bir gerçeklik olduğunu söylememiz gerekir.

Zihinsel gerçeklik ise kişinin iç yaşantısını bağlar. Kişinin kendi varsayımları üzerine kuruludur. 6 milyar insanın zihninde 6 milyar adet tanrı vardır. Bu bir gerçeklik değil iluzyondur.

Bilim hiç bir zaman bir tanrıyla karşılaşmayacaktır. Bulunan herşey başka bir nedeni bağlayacak, nedenler sonsuza kadar uzayıp gidecektir.

paslıçivi
30-01-2011, 21:44
Bilimsel gerçekten kastım aksi yine bilimsel verilerle yanlışlanana kadar gerçektir. Gerçeklik test edilebilen kendisi hakkında kullanışlı bilgiler elde edilebilen "doğru" bilgilerin toplamıdır. Bilginin kullanışlı olması onun hem doğru hem de gerçek olduğunu kanıtlar. Evrimsel bilgi tüm bu özelliklere uygun olduğu için doğrudur ama kesin gerçeklik değildir. Gerçektir ama bir başka gözlemle yerini başka bir doğruya ya da gerçeğe bırakıncaya kadar.



sevgili taylan74..

yukarıda tanımını yaptığınız kavram bilimsel literatürde "teori" olarak geçer, "bilimsel gerçek" değil..

"Kesin gerçek" diye bir şey yoktur.

gerçeğin kesini yamuğu azı buzu olmaz.. gerçek önüne bir sıfat almaz.. gerçek kelimesini bu hale getiren inançlı yaşamak zorunda kalan insanoğlunun kendisidir..

gerçek denen şey bilimin kanun/yasa diye deklare ettiği verilerdir.. yoruma, yanlışlamaya, doğrulamaya, değişmeye, şüpheye açık değildir.. koca bir duvar gibi tüm dünya insanlığının göüzünün içine soka soka kendini dayatır..

Bilim hiç bir zaman bir tanrıyla karşılaşmayacaktır.

bilimin nelerle karşılaşıp karşılaşmayacağını bir liste halinde yazın, bilim denen kurumu kapatıp ense yapalım..

tanrıyı biliyorsunuz sanırım, çünkü bilimin karşılaşacağı herşeye -bu tanrı değil, -bu da değil, -yok bu da değil falan diyeceksiniz sanırım..

tanrı derken neyi kastediyorsunuz ki böyle yazıyorsunuz..

hangi tanrıdan bahsediyorsunuz mesela.. muhammedin tanrısı, isanın babası, kendisi, musanın tanrısı, hinduların tanrısı, eski yunan tanrıları, deizmin tanrısı, panteizmin tanrısı ? hangisi?

bilim karşılaştığı şeyin bunlardan biri olup olmadığını nasıl belirleyecek sizce ki -karşılaşamayacak diyorsunuz..

-"bilim bir gün tanrıyı keşfedecek" diyen teizm düzeyi bilinçaçıklığı ile

-"bilim tanrıyla karşılaşamayacak" diyen nonteizm düzeyi bilinçaçıklığı arasındaki fark nedir?

dünya kehanetler, kahinler dünyası olmuş..

bir tek ben "bilmiyorum" galiba..

bilincinize yansıyan evreni "bildiğinizi zanettiğiniz sürece" diğer "farklı bildiğini zanneden" insanlarla biribirinizi yemeye devam edeceksiniz..

peki benim bunları yazmam bir şeyi değiştirecek mi, maalesef hayır..

çünkü kader denen şey bu işte..

önüne geçilemeyen, insanoğlunun deneyimlemesi zorunlu olan şey..

taylan
31-01-2011, 01:42
bilim karşılaştığı şeyin bunlardan biri olup olmadığını nasıl belirleyecek sizce ki -karşılaşamayacak diyorsunuz..

Haklısınız bilmediğim bir konuda kendimce bir şeyler ifade etmeye çalıştım. Bu konuda herhangi bir şey yazmayı düşünmüyorum. Teşekkürler.

evrensel-insan
31-01-2011, 01:51
Saygideger arkadaslar;

Bilimin konusu ve bilimselligin algisi, bir seyin olgu olup olmadigidir. Bir seyin olgu olabilmesi icinde, gozlemin ortaya koydugu teorinin test edilebilmis olmasi ve epistemolojik olarak yanlislanabilme olanaginin bulunmasidir.

Bu temelde kavram, kavramsal anlam, icerik v.s. olarak gercek; builim ve bilimselligin degil, felsefenin konusudur.

Bu konuda varlik temelli ya ontolojinin ya da teolojinin konusudur. Bu iki metafizik konudaki sorun da, gercegin; taban ve temel olara kesinlestirilmislik icermesi ve yanlislanabilirliginin olmamasidir.

Ayrica, insanogluna yansiyan insanoglu disinda kalan ve algilanan ne varsa, buna ad, anlam, icerik, tanim v.s. temelli ne oldugunu ortaya koyan da insanogludur ve bu ortaya koyum, insanoglunun yapilandirmisligidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan