Orijinalini görmek için tıklayınız : Evrim gerçeğini kabul eden müslüman yazarlar
Elimizin altında olması ve gerektiğinde faydalanabilmemiz için, evrim gerçeğini kabul eden ve evrimin İslam'la çelişmediğini savunan müslüman yazarların ilgili makalelerini bu başlıkta arşivlemeyi öneriyorum.
Öneri makul bulunursa, bence bu başlıkta sadece makaleleri alıntılıyalım ve kaynaklarını verelim. Görüş belirtme ve tartışmaları bence başka başlıklarda yapalım.
Prof. Dr. Nihat G. Kınıkoğlu
imhotep'in forumda açtığı >şu başlıktan (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=9319)< aldım.
kaynak:
Cumhuriyet
Bilim Teknik
27.03.2009
Evrim ve İslam
İslam inancı üç kaynağa dayanmaktadır. Kuran, hadisler ve hurafeler. Peygamberin devrinde İslam inancının temelini oluşturan Kuran, zamanla ağırlığını kaybetmiş, hadisler ve daha sonraki yıllarda da hurafeler İslamda ağırlık kazanmıştır. Bazı uydurma hadislerle ve diğer inançlar ve kültürlerle zenginleşen hurafeler günümüz İslam inancının birincil dayanağını oluşturmaktadır. Yani günümüzdeki İslamın, Hz. Muhammed’in İslamı ile hiçbir ilişkisi yoktur.
Prof. Dr. Nihat G. Kınıkoğlu, nihatkinikoglu@gmail.com
Hurafelere teslim olmuş olan İslam, Kuran reddetmemesine rağmen, evrime karşı çıkıyor. Daha önce İslami Araştırmalar dergisinde yayımlanan, evrimi ve İslamın bakış açısını anlatan bir araştırma makalem (1), hurafelerin etkisindeki bir dinci gazetenin editörü tarafından, erkeğin kadının kaburga kemiğinden yaratıldığı iddiasıyla çeliştiği için reddedilmişti.
Avrupa’ da altı yüz yıl kadar önce, erkeğin ve kadının kaburga kemiğinin eşit sayıda olduğunu saptayan Padua Üniversitesi cerrahı Vesalius’un, Kudüs’e kadar yürüyerek gidip gelme cezasına çarptırılmasına neden olan bir Tevrat ve İncil inancı, İslama mal ediliyordu.
Aşağıdaki açıklamalarımda, din kitabı olan Kuran’ı, ayetlerini bilimsel sözler kabul edip bir bilim kitabı gibi yorumladığım anlaşılmasın (2). Sadece, Vatikan’ın bile 2 Mart 2009’da kabul ettiğini açıkladığı, hurafelerle yüklü kafalarla çelişen evrimin Kuran’la çelişmediğini göstermek istedim ve ilgilenenlerin daha ayrıntılı bilgiye ulaşabilmeleri için geniş bir kaynakça verdim.
İNCİL ve KURAN
İncil insanın yaratılışından bahsederken, “Onu kendi şeklinde balçıktan yarattı sonra burnuna üfleyerek ona can verdi” der (3). Kuran’da ise insanın yaratılışını anlatan ayetlerden, insana belirli bir şekil verildikten sonra can verildiği anlamını çıkarmak mümkün değildir, aksine insana şekil vermenin yaratılıştan sonra olduğu söylenmektedir (4, 5, 6, 7, 8, 9). Buna rağmen, Müslümanlar arasında yaygın olan yaratılış inancı Hıristiyanlığınkine benzer.
Evrenin yaratılışını araştırmamızı ısrarla vurgulayan Kuran (10, 11, 12), insanın sudaki balçıktan yaratıldığını söyler (13, 14, 15). İlk canlının, yani kendi kendini kopya eden ilk DNA’nın oluşumu hakkında bilim adamlarınca öne sürülen kuramlar içinde en kabul görenleri, hayatın kendi kendini kopya eden silisyum dioksit kristalleriyle (balçık) (16), evrende ve dünyada var olan proteinlerin ve nükleik asitlerin, sodyum dioksit kristallerinin dislokasyonlarında (atomlarının dizilim kusurlarında) yerleşmesi ile başladığını ileri sürmektedir (17).
Bundan yaklaşık 4-5 milyar yıl önce meydana geldiği sanılan ilk tek hücreli canlının, DNA zinciri halkalarını oluşturan dört proteinin diziliminde zamanla oluşan, rasgele değişiklikler (mutasyon) ve bu değişiklikler sonucunda meydana gelen bir öncekinden çok az farklı, Kuran’ın deyişiyle “bir diğerine benzemeyen” (18), yeni canlılardan çevreye daha iyi uyanların daha hızlı çoğalmaları, yani doğal seçim sonucu, bugün var olan insan dahil bütün canlılar meydana gelmiştir.
İki ayak üzerinde dolaşan insan benzeri canlılar ilk defa 10 milyon yıl kadar önce görülmeye başlamıştır. Fosiller, Homo sapiens, Homo erectus, Homo rhodesiensis gibi birçok türün uzun süre beraberce var olduklarını, insanın atası olarak kabul edilen Homo sapiens sapiens’in, yok olan Neandertal insanı ile bundan 50 bin yıl kadar önce uzun süre birlikte yaşadığını göstermektedir (19).
İLK İNSAN VE ADEM
İlk insan, bir mutasyon sonucu kabilesi içinde ona insan adının verilmesine neden olan özelliği kazanan Homo sapiens sapiens, kutsal kitapların deyişiyle Adem’dir. Son yıllarda genetik çalışmalarından elde edilen bulguların fosiller ile elde edilen bulgulara önemli katkıları olmuştur. Bazı genetikçiler doğumdan sonra atılan sonlardaki hücrelerin mitokondrialarının mutasyon hızına dayanarak dünyadaki bütün insanların tek bir annenin çocukları olduğunu ve bu annenin yaklaşık 200.000 yıl önce Kuzey Batı Afrika’da yaşadığını iddia etmektedirler (20).
Kuran’a göre, Allah evreni hiç yoktan “ol” demesiyle (21), değişmeyen kanunlarıyla (22, 23) yaratmıştır. Bilim de, bugün için, evrenin hiç yoktan belki de bir kuantum dalgalanması sonucu var olduğunu, içindeki her şeyin bir müdahale olmadan, değişmeyen doğa kanunlarının etkisiyle meydana geldiğini iddia etmektedir (25).
HAYRANLIK UYANDIRICI
Her biri milyarlarca yıldızdan oluşan milyarlarca galaksinin ve bunlar kadar görkemli olan var oluşunu ve nedenini sorgulayan insanın, müdahale olmadan, evrimle meydana gelmiş olması hayranlık uyandırıcıdır. Geçen milyarlarca yıl, bu tür bir var oluşun görkeminden hiçbir şey kaybettirmediği gibi, yüzyıllık ömrü olan insanın küçüklüğünü, inananlar için zaman boyutlarının kapsayamadığı yaratıcının büyüklüğünü ortaya koymaktadır.
Bütün bunlara rağmen Müslümanların bilimin ortaya koyduğu, Kuran ile çelişmeyen evrimi değil de artık eskiyen bir Hıristiyanlık inancını benimsemiş olmaları, Türkiye gibi İslam toplumlarının en aydınlarının yaşadığı bir ülkede, ders kitaplarına heykeltıraş usulü yaratılışın konmaya çalışılması ve bilhassa TÜBİTAK gibi bir bilim kuruluşunun evrime karşı çıkması çok üzücüdür.
Söz konusu haberi okuduğum zaman Cumhurbaşkanı Özal’ın bir yemeğinde, o zaman TÜBİTAK Başkanı olan Prof. Dr. Mehmet Ergin’in, evrimi savunmam karşısında “Hayatım boyunca hiç insan olan maymun görmedim” dediğini aynı üzüntüyle hatırladım. Aynı kafaların zaman zaman bu gibi kuruluşlara egemen olması hiçbir şey değiştirmeyecektir. Bilimsel gerçeklerin üstü dergi sayfaları yırtmakla örtülemez.
KAYNAKLAR: Îslamî Araştırmalar, Cilt 7, sayı 1, 1993-1994. 2) Din Şeriat Örtünme, Cumhuriyet 25.2.2005Y. 3) İncil, Ahdiatik, Başlangıç (Genesis). 4) Kuran, A’la-2. 5) Kuran, A’raf-11. 6) Kuran, İnfitar-5,6. 7) Kuran, Mü’minun-14. 8) Kuran, Nuh-14 9) Kuran, İnsan-1. 10) Kuran, Al’i İmran-189. 11) Kuran, Bakara-164. 12) Kuran, Casiye-4. 13) Kuran, Mü’minun-12. 14) Kuran, Hicr-26. 15) Kuran, En’am-2. 16) Cairns-Smith, A.G., Seven Clues to Origin of Life, Cambridge University, Press, 1985. 17) Richard Dawkins, The Blind Watchmaker, W.W. Norton Company, 1987. 18) Kuran, En’am-99. 19) E.A.Hoebel, Anthropology: The Study of Man, McGraw-HilI Company, 1972. 20) M.H. Brown, The Search for Eve, Herper and Row, 1990. 21) Kuran, Mü’min-68. 22) Kuran, Ra’d-8. 23) Furkan-1,2. 24) Fundamental Forces, Inside Science, New Scientist, 18.11.1988
Cumhuriyet
Bilim Teknik
27.03.2009
frodo'nun forumdaki >şu mesajından (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=220414#post220414)< buldum.
KAYNAK: YENİ ŞAFAK (http://yenisafak.com.tr/diziler/nasa/nasa04.html)
'Müslümanların Evrim Teorisi'nden dehşete kapılmalarına gerek yok'
- Sayın Hocam, bugün dünyanın pek çok ülkesi gibi Türkiye'de de bilim çevrelerine materyalist görüşte olan kişiler egemen durumda... Pozitif bilimlerle uğraşan insanların, hayata bakış açısı itibarıyla siyasal yelpazenin mutlaka 'sol kanadında' durmak zorunda oldukları gibi yaygın bir kanaat oluşmuş. İyi bir bilim adamının Tanrı'yla bağlarını ya son derece zayıf tutması ya da düpedüz ateist olması gerektiği yönünde bir dayatma gözlemliyoruz bilim çevrelerinde. Sözgelimi, halen üzerinde pek çok soru işareti bulunan ve kesinlikle kanıtlanmaya muhtaç olan "Evrim Teorisi", Türkiye'deki sosyalist bilim çevreleri tarafından kamuoyuna çok kesin bir bilimsel yasa olarak lanse ediliyor, bunu kuşkuyla karşılayanlar ise aşağılanıp gericilikle suçlanıyor.
Siz ise kariyeriniz boyunca hiç böyle bir materyalist maske takma gereği duymadınız ve Müslüman bir bilgin olduğunuzu her platformda açıkça dile getirdiniz.
Solcu düşüncenin kuşattığı bilim mafyasının bu tür dayatmalarına ve dindar bilginlere karşı yürütülen psikolojik savaşa ne diyorsunuz? İnsan materyalist olmadan da başarılı ve üretken bir bilim adamı olamaz mı?
- Sevgili Ali, ilk olarak şunu önemle vurgulamalıyım ki Batı ülkelerindeki halkların tamamını topyekün materyalist olarak görmek son derece hatalı bir tutumdur. Bu, bütün İslâm toplumlarını maddeciliğe hiç önem vermeyen, tamamen ruhsal boyutta yaşayan, adetâ her ferdi birer ermiş ya da evliya mertebesine ermiş kişiler olarak görmek kadar yanlıştır. Bana göre, yeryüzündeki bütün toplumlar bu iki uç algılayışın birer sentezidir. Ve altını çizerek söylüyorum ki, ideal olanı, Yüce Allah'ın da bizden istediği, bu ikisinden birinin diğerini hakir görmeyeceği, gölgeye itelemeyeceği itidalli bir hayat çizgisi içinde yaşamamızdır.
Ben Batı ülkelerinde geçirdiğim son kırk yılda senin tanımladığın mantıkla bilim üretenlere rastladığım gibi, sahip olduğu bilgiden gerekli manevî dersleri çıkarmış pek çok araştırmacıyla da karşılaştım. Yani, bilim dünyası o kadar da "elden çıkmış" bir alan sayılmaz. Bu konuda kesinlikle umutsuz olmamalısınız.
Sorudaki ikinci önemli nokta ise "Evrim Teorisi" tartışmalarıyla simgelediğin farklı bakış açıları… Belki sana şaşırtıcı gelecek, ama ben bazı noktalardan bakıldığında Evrim Teorisi'nin yaradılış düşüncesiyle barışık yönleri olduğunu da düşünüyorum. Çünkü bu teori aslında çok dallı budaklı ve geniş kapsamlı meselelere giriyor. Orada savunulanları yalnızca -iman sahiplerini haklı olarak rencide eden- şu ünlü "İnsanın atası maymunumsu canlılardır" iddiasından ibaret olarak düşünmek bence eksik olur.
Benim babam Kahire'deki El-Ezher Üniversitesi'nde hoca ve yöneticiydi. Yaşamı boyunca beni, kız ve erkek kardeşlerimi kaynağı ne olursa olsun bilgiye doğru yürümemiz ve o bilgiyi ne yapıp edip kazanmamız konusunda yüreklendirmiştir. Bunu yaparken de bizlere İslâm'ın yolundan uzaklaşmamız anlamına gelebilecek en küçük bir olumsuz tavsiyede dahi bulunmamıştır. Söylediği şey çok açıktı ve hepimizce de gayet tanıdıktı: "Bilim Müslümanların kaybolmuş malıdır, onu Çin'de bile olsa gidip alın!"
Babam sayesinde dogmaların etkisinden kurtularak çevreme ve dünyaya açıkfikirlilikle bakmayı öğrendim. Bu yaklaşım biçimi de sonradan bütün hayatıma yön verdi.
"Evrim Teorisi", adı üstünde, yalnızca bir teoridir. Araştırılmaya, incelenmeye ve üzerinde konuşulmaya muhtaç bir teori. Yaradılış inancı ise bilimsel bir teori değil -yine adı üstünde- inançtır.
Sözün burasında, sana Evrim Teorisi'ne ilişkin olarak kendi bulgularımdan bir örnek vermek isterim. Ben yükseklisans eğitimimi Güney Mısır'daki Assiut Üniversitesi'nde jeoloji üzerine yaptım. Okulu bitirme projem ise 60 milyon yıllık bir kaya kalıntısı içinde bulduğum mikrofosillerdi. Yaptığım araştırmalar sonucunda, o dönemin deniz canlılarının giderek küçüldüğünü ortaya çıkardım. Çünkü yaşadıkları su kaynakları organizmalarını besleyecek yoğunlukta bir gıda potansiyelinden yoksundu ve bu tehdit nedeniyle onlar da adım adım daha küçük formlara doğru kaymaktaydılar. Aynı türden kabuklu deniz canlılarının çağlar içinde ciddi farklılık gösteren kabuk büyüklükleri de bu tezimi kanıtlıyordu. Elde ettiğim bulguları gıda kaynaklarına bağlı "cüceleşme" (dwarfism) olarak formüle edip yayınladım. Bu canlıların yaşadıkları şey, bazılarının "evrim" dediği o uzun sürecin küçük bir kesitiydi.
Şimdi, ben Müslüman bir bilim adamı olarak ta kırk yıl öncesinde Mısır'da böyle bir bulguya ulaştım. Ne yapacağım bunu, örtbas mı edeceğim? Hayır, ortada zaten inancıma aykırı bir durum yok ki, neden rahatsızlık duyayım? Benim inancıma göre, Allah yeryüzündeki bütün canlıları değişen çevresel şartlara göre kendi biyolojik önlemlerini alacak ve organizmalarını yeniden biçimlendirecek bir mükemmellikte yaratmıştır. Ayakta kalabilmek için küçülmesi gerekenler küçülmüş, boylarının uzaması gerekenler boylarını uzatmış, yüzmeyi öğrenmesi gerekenler yüzmeye başlamış, daha hızlı koşmaları gerekenler daha hızlı koşmuştur. Ve bütün bu değişikler de milyonlarca yıllık bir sürece yayılmıştır.
Eğer yaratıcımız öyle dilemişse hayat bu şekilde de yürür. Yok eğer dilemezse bilime uygun bir vesile türetir ve o türün varlığını sona erdirir. Dinozorların, insanların varolduğu bir dünyada onlarla birarada yaşadıklarını düşünebiliyor musun? Herhalde korkunç şeyler olurdu yeryüzünde. Ama evrim denilen süreç duruma müdahale ederek onları bu dünyadan daha yolun başında -bir şekilde- çekip almış. Birilerinin "evrim" dediği bu ayıklama programına bizler ise rahatlıkla "Allah'ın küllî iradesi" diyebiliriz.
Kısacası, Müslüman bir bilim adamı olarak ben evrim araştırmalarından çok da rahatsızlık duymuyorum. Dahası, bu alanda çalışan bilginlerin belli bir noktaya kadar mantıklı sonuçlara vardığına da inanıyorum. Evrenin hakimi olan yüce Allah aynı evreni tümüyle bilim yasalarına uygun olarak yaratmıştır. Yaratma süreci ise halen devam ediyor. Evrende yaşanan herşeyin "âdetullah" gereği birer bilimsel açıklaması bulunmaktadır. Bilim adamlarının yapmaya çalıştığı şey ise yalnızca bunların adlarını koymaktır. Gördükleri mucizeler karşısında düşünüp iman etmeyenler var ise bu onların kişisel felaketidir. Bulduğum her yeni şey, bir Müslüman olarak benim imanımı güçlendiriyor.
Emine Arslaner, KAYNAK (http://www.eminearslaner.com/?p=451)
İslam Evrim Teorisiyle Çelişmez
Nüktedan bir dostumun söylediği bir cümle sık sık çınlıyor kulağımda; Türkiye’de iki mesele hakkında ne yazarsan yaz, satar; cinsellik ve dinsellik…
Belki de sırf bu yüzden, Türk televizyonlarında tatil sezonlarında yaşanan müzmin durgunluğun panzehiri genellikle din adamlarında aranır. Eskiden Zekeriya Beyaz, İsmail Nacar gibi isimlerle zaman kazanılırdı. İnsanlar hep aynı yüzleri görmekten, aynı sözleri duymaktan sıkılmış olmalılar ki değişik simalar aranmaya başlandı. Derken, önce Cübbeli Ahmet boy gösterdi ekranlarda ve hemen arkasından Adnan Hoca namlı muhteremle şenlendik…
Cübbeli Ahmet’e değinmeyeceğim; bu meşhur “karikatür“ herkesin malumudur. Hazır; evrim, mehdi, mesih, tavşan fosilleri; “şu gördüğün laptop dabbetül arz“, “şu gördüğün hurafe devirdiğim çam“, “al işte bu da çaldığım saz“ yalanlarıyla şişirilmiş Adnan Hoca resimli balonlar yok satarken, bir iki tane de ben alıp patlatayım dedim… Bakalım bu “bum bum” seslerini duyan olacak mı?
“İslam evrim teorisiyle çelişir mi?“
diye sorarak başlayalım. Bir teorinin İslam’la çelişip çelişmediği sorusuna cevap bulabilmek için başvurmamız gereken yegane kaynak Kur-an’dır. Neden Kur-an’dır? Çünkü Kur-an İslam’ın kitabıdır. Kur-an’daki yaratılışla ilgili ayetlere bakalım buyrun;
Nuh Suresi;
14 – Oysa o sizi aşama aşama yaratmıştır.
17 – Allah sizi yerden bir bitki bitirir gibi bitirdi.
Secde Suresi;
7- İnsanı yaratmaya çamurdan başladık.
Kur’an “mübin“, yani “açık, anlaşılır“ bir kitap olmasına rağmen ve bu ayetler de “evrim“e, -daha Kur-an’i bir lafızla söylemek gerekirse, “tekamül“ e- dair gayet anlaşılır mesajlar olmasına rağmen, bir teolog veya ilahiyatçı olmadığımızı da bilerek konuyu ehline danışıyor ve muteber İslam alimlerinin yorumlarına bakıyoruz.
İslam evrimle çelişir mi ey ulu bilgeler?
İbnü Türkete’l-îsfahânî (Füsûs Şerhi)
“Yeryüzünde ilk; madenler, sonra bitkiler, sonra hayvanlar meydana gelmiştir. Ve Allah Teâlâ
mevcut şeylerin cinslerinden her sınıfının sonunu, takip edenin başlangıcı kıldı da madenlerin sonunu ve bitkilerin evvelini mantar, bitkilerin sonunu ve hayvanların evvelini hurma, hayvanların sonunu ve insanın evvelini maymun kıldı ki, birbirine ulanma birliği bozulmadan, değişmeden, aralanmadan, kesilmeden korunsun ve birbirine bağlansın.”
Elmalılı Hamdi Yazır (Hak dini Kur‘an dili, Eser Kitabevi,Cilt 5, s.3434)
„Ve Hak teala bu mevalid ecnasından her sınıfının ahirini onu velyedenin evveli kıldı da meadinin ahiri ve nebatın evvelini mantar, nebatın ahiri ve hayvanın evvelini hurma, hayvanın ahiri ve insanın evvelini maymun kıldı ki, vahdeti ittisaliyye halel ve inhiraftan fasıla ve inkıta’dan mahfuz ve mazbut olsun için.”
Erzurumlu İbrahim Hakki Hazretleri (Marifetname, Hicri 1330 yılı, İstanbul- Ahmet Kamil matbaası, 29. Sayfa)
“Önce madenler var olmuş ki, onların başlangıcı yapışkan çamurdur. Sonra taşa terakki etmiş, ondan; cevher, demir, bakır,gümüş, altın gibi madenler; la’l, yakut, zümrüt gibi cevherlerin mertebesine yükselmeler olmuş.Ta mercana varup andan bitkisel filizlenmeler başlamış. Sonra tohumsuz biten bitkiler, sonra tohumlu bitkiler, sonra ağaçlar, sonra hayvanlar oluşmuş. Bunların bir mertebeden diğerine geçmeleri nice yıllar sürmüş. Taki hayvanlarda da tekamül olmuş ve insana benzeyen nesnas ve maymun mertebesine ulaşmış hayvan. O mertebeden de yükselinip suret’i İnsan’a gelinmiştir. O insan ki, kemal mertebelerinin suret ve siretinde terakki edip, kamil insan mertebesine ulaşmış ve ilahi ahlakla dolmuş.”
Ömer Nasuhi Bilmen ( Muvazzah Ilm-i Kelam, Engin Kitabevi yayınları, no : 1. Yeni Matbaa, İstanbul 1959, 3. Baskı, s. 145-146)
“Nebatat ve hayvanatın ve hatta insanların, tekamül tarikiyle vücuda gelmiş olmaları, aklen caizdir. Fahr-i Alem Hazretleri dilediği mahlukunu bir nevi müstakil olarak yaratabileceği gibi, bitariki tedric de vücuda getirebilir; bunda istib’ad olunacak bir cihet yoktur.”
El Biruni (Tahdidu nihayatil’l-amakin li tashihi mesafati’l-mesakin, nesr. P. Boljakoff, Kahire 1962, s. 21)
“Allah Teala, insan türünü yaratmak isteyince, O, önce uygun biçimde yerin yaratılmasını belirledi ve ona doğal şeklini oluşturacak, tekamülü temin edecek gücü verdi; doğal şekilden kastım, yeryüzünün yuvarlaklığıdır.”
Mevlana (Nicholson, Persian Lyrics, London 1931, s. 36)
‘İlk olarak o (ilk akıl) cansız dünyasında göründü,
Oradan bitkiler dünyasına geçti,
Ve birçok sene bitki hayatı yaşadı,
Sonra hayvani varlık için yol aldı
Ve aynı şekilde güzel çiçekler mevsiminde,
Bebeklerin nefes isteyip, niçin istediklerini bilemedikleri gibi,
Kendisinin, O‘na yönelme arzusunu hissedince, kurtuldu.
Tekrar, hikmet sahibi yaratıcı, ki sen O’nu bilirsin,
Onu hayvanlıktan insan mertebesine yükseltti,
Ve böylece varlıktan varlığa geçerek o akıllı oldu
…’
İbn Haldun (Mukaddime, çev. Zakir Kadiri Ugan, İstanbul 1968 (2.baskı), I. 241.245)
‘Örneğin hurma ve üzüm, hayvanlardan inci sedefi ile kabuklu sümüklü böceğe yakındır, bu iki hayvanda yalnızca dokunma ile yoklama (lems) duygusu mevcut olup, diğer his kuvvetleri yoktur. Bitkiler, bu hayvanın şekil kalıbına girmeye müsaittir. Bu hayvanlar arasında ittisal (bitişik), bunlardan her birinin en yüksek türünün kendisinden yüksek olan tabakadakinin en aşağı türüne, şekil ve kalıbına girmek istidadını haiz olmasından ibarettir. Bu tedrici bir surette fikir ve düşünce sahibi olan insanın teşekkülüne kadar yükselmiştir (maymun ve şebek gibi).’
Bütün bunların yanı sıra; İhvanu’s-Safa, İbn Miskeveyn, Cahız, Nazzam, İbn Heysem gibi müslüman evrimcilerin beyanlarına yer veremiyorum ama yukarıdaki örnekler dahi İslam geleneğinde, ideolojik mahiyetten uzak, saf bir ‘tekamül’ düşüncesinin nasıl kabul gördüğünü göstermek bakımından kafi miktarda delil ihtiva etmektedir.
Ne Kur-an’da evrim karşıtı sayılabilecek bir ayet mevcuttur ne de İslam geleneğinde XI. asrın ortalarına kadar böyle bir muhalif zihni yapılanma söz konusudur. Bu tarihten sonra; Botanik ve Biyoloji gibi bilim dallarında yaşanan duraksama, Biruni’den sonra gelen bilim adamlarının ansiklopedi ve fihrist araştırmacılığından öteye gidememeleri, müslümanların topyekun gerilemelerine yol açmıştır. Bilimde yaşanan atalet toplumun her sayfasına, hatta her satırına sirayet etmiştir.
Din dünyasında da nükseden çürüme, İsrailiyatın İslam’a sızdırılmasıyla başlamıştır. Evrim, yani tekamül İslam’da vardır ancak musevilikte ve hristiyanlıkta yoktur çünkü bu dinlerde ‘yaratılış’ kainatta başlar, Gihon ve Pishon (Dicle ve Fırat) nehirleri arasında gerçekleşir. Oysa İslam’da yaratılış Cennette vuku bulur önce.. Cennet yani oradan ‘birbirimize düşman olarak indirildiğimiz’(Bakara, 36), uzaklaştırıldığımız metafizik bir alemdir.
Musevi ve isevi inanışa göre imkansız olan bir bilimsel teoriye İslam’da da yer olmaması gerektiğine inanan israiliyatçı din cahillerinin, misyonerlerin tuzağına düşmeleri çok kolay olmuştur. Dünya çapında kabul gören ve her geçen gün güç kazanan bir bilimsel teorinin üç büyük din arasında sadece İslam’la çelişmemesi misyonerleri dehşete düşürür ve 1970’li yıllarda Türkiye merkezli propagandalarla İslami Kreationismus’u İslam dünyasında yaymaya başlarlar.
‘Sansürsüz’ adlı televizyon programında, Atatürk’ün emriyle basıldığını söylediği ve alıntılar naklettiği ‘Elmalılı Tefsiri’ni (yukarıda bu tefsirden evrimle ilgili bir pasaj verdim) dahi okumamış bir şahsın önderliğinde kurulan cemaate aktarılan paralar Almanya’yı da hayrete sevketmiş ve Stern, Süd Deutsche Zeitung gibi yayınlarda, tanesi 100 dolara mal olan bu kitapların nasıl bedavaya dağıtılabildiği sorgulanmıştır.
Aslında cevap açıktır…
Mezkur programda da belirtildiği gibi, istedikleri kadar paraya sahip olabiliyorlar…
Olabiliyorlar çünkü kendileri, Amerika’da bulunan Yaratılış Araştırmaları Enstitüsü (ICR-Institute of Creation Research) gibi güçlü bir misyoner teşkilatın Türkiye’deki ayağını oluşturuyorlar. Nitekim, bu teşkilatın yakın tarihte İzmir’de kurduğu merkezin internet sitesine bakarak (http://icr-izmir.org/index.html) yıllardır Türkiye’de evrim karşıtlığını İslam diniyle harmanlayarak sunan zihniyetin hangi kaynaklardan beslendiğini anlamanız hiç zor olmayacaktır. Bugün Türkiye’de birçok evde Kur-an bulamayabilirsiniz ancak bu zevatın, adı geçen misyoner teşkilatın kitaplarından yaptıkları derlemelerle oluşturdukları renkli resimli atlaslara, mecmualara, kitaplara hemen her evde tesadüf edebilirsiniz.
Bu nasıl bir İslami gayrettir ki, yurdumuzdaki her haneye bir adet Kur-an’ı Kerim hediye etmek yerine o kadar parayı sadece ‘İslam’ı bilimsel bir teoriyle karşı karşıya getirmek’ için harcar; ‘İsa birgün yeryüzüne inecek, Mehdi tüm dünyayı sulha ve sükunete kavuşturacak’ gibi Kur-an’da tek bir yerde ima edilmeyen, İncil ve Tevrat kaynaklı hurafeleri yaymak için saçıp savurur? İsa’nın yerküremizde yeniden zuhur edeceğine dair bir inanç en çok kimlerin işine yarar? Peki ya, müphem bir Mehdi inancından en çok kim palazlanır?
Bu soruları soralım… Her sakallıya sırtımızı ve aklımızı yaslamayalım. Beynimizi kullanalım…
Çünkü İslam ne evrim teorisiyle ne de bir başka bilimsel teoriyle çelişmez.
İslam bilimle çelişmez…
Dark_Prince'in forumdaki >şu başlığından (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=22889)< aldım.
KAYNAK (http://www.timeturk.com/tr/2009/03/17/prof-dr-oksuz-evrim-islam-a-ters-degil.html)
Prof.Dr. Öksüz: 'Evrim İslam'a ters değil'
Prof. Dr. İskender Öksüz, Evrim teorisinin İslam'a aykırı olmadığını iddia ediyor. Tübitak'ta sansür iddialarının ardından şimdi de İslam ve Evrim ilişkisi tartışılıyor...
Bu yazıyı, kısmen, TÜBİTAK?ın evrimi sansürlediği iddiaları ilham etti. Aklıma ilk, Erzurumlu İbrahim Hakkı?nın ?Hayvanlar ile insan arasında aracıların en belirgini maymundur? sözleri geldi. Sahi ?evrim? ne zamandan beri İslamiyet?e ters bir ?teori? olarak anılmaya başladı?
Prof. Dr. İSKENDER ÖKSÜZ/ Star Gazetesi
Bu yazıyı, kısmen, TÜBİTAK?ın evrimi sansürlediği iddiaları ilham etti. İddia diyorum, çünkü ne olup bittiği kesin değil. Yarın her şeyin bir dedikodudan ibaret olduğunu da öğrenebiliriz. TÜBİTAK?ın hatası, gerekli halkla ilişkileri uygulamayıp, sessiz kalarak bulanıklığa izin vermesidir.
Batıyı çok seviyoruz. Batıdan hastalık kapmayı bile seviyoruz. Yıllar önce Asya Gribi çıkmıştı. Hiç de hoş karşılamadık. Fakat yaşı tutanlar Türkiye?de ilk AIDS vakasının haber olduğu günleri hatırlar. Bayram gibiydi. İşte, Amerika?da ne varsa, bizde de vardı! Ne mutluluk. O günlerde Afrika?yı kasıp kavuran salgın pek duyulmamıştı, AIDS?e bir Amerikan işi diye bakıyorduk.
İslámiyet?in düşünce tarihinde, evrimi işleyen çokça yazar vardır. Bunlardan zamanımıza en yakını, Marifetname?si 1757?de tamamlanan Erzurumlu İbrahim Hakkı?dır. Darwin?in doğumundan 51 yıl önce, İbrahim Hakkı, şöyle yazıyordu: ?Hak Taálá?nın tesiriyle ... önce madenler hasıl olup, ondan bitkiler peyda olup, ondan hayvanlar vücuda gelmiştir. Hayvan kemalini buldukta; insan ortaya çıkmıştır. Bu dört bileşik cismin bileşik aracısı da vardır... Madenler ile bitkiler arasında aracı mercandır... Bitkiler ile hayvanlar arasında aracı hurma ağacıdır... Hayvanlar ile insan arasında aracıların en belirgini maymundur. Zira ki, cümle azası, kıl ve kuyruğundan başka, dışı ve içi insana benzer.?
Rahmetlinin yazdıkları bilimsel açıdan doğru mudur, yanlış mıdır tartışması saçmadır. Çünkü bu paragraflarda yapılan bilim değildir. Üstünde durmak istediğim, Erzurumlu?ya çevrenin tepkisidir. Eser iki asır boyunca, önce eski, sonra yeni harflerle onlarca defa basılmış. 213 yıl çıt yok. Fakat 1970 baskısında, evrimle ilgili yukarıdaki ifadeler, yayıncı tarafından sansür edilerek metinden çıkarılmış.
Bilime şüphe ile yaklaş
Kutlu olsun! Tıpkı Batı?daki gibi, tıpkı AIDS gibi, 1970?ten beri bizde de evrim düşmanlığı vardır artık! Orda ne varsa bizde de var, çok şükür! Bilim metodu nispeten gençtir. Devamlı tabiata başvurmak, mantığımızdan şüphe duymak, kolay değildir. İnsanlar Bacon?dan, Galile?den önce şüphenin zorluğu yerine otoriteye sığınmanın rahatlığını tercih ettiler. 2500 yıl önceki Aristo?dan başlayarak büyük adamların dediklerini sınamadan kabul etmek, bunlara bir de dinden geldiği iddia edilen yorumları eklemek ve sonra bunları ?şerh? ne kadar kolaydı. Bu geliştirme, ?mantık?la yapılırdı. Bu yüzdendir ki, bilimin en büyük düşmanı, sanıldığı gibi mantıksızlık değildir. Sınanmayan mantıktır.
İnsanlığın saadeti nerede?
Bilim ve din... Birincisi şüpheyi, ikincisi imanı emrediyor. Biz iki arada ne yapacağız? 18 ve 19. asırlarda Avrupa?da bir akım, dinin sonunun geldiğini ilán etti. Dinin yerine bilim konmalıydı. AIDS ve evrim düşmanlığı gibi buna sarılanlarımız da oldu. Bu olmuyor, çünkü bilimin değer hükümleri yok. ?İyi, doğru ve güzel?i bize bilim söylemez. Bilim, atomu nasıl parçalayacağımızı gösterir ama bu bilgiyle insanları tedavi mi edeceğiz, bomba yapıp öldürecek miyiz, burada susar. Değerlerimiz başka kaynaklardan ve çoğumuz için büyük çapta dinden gelir. Yukarıdaki ?biz iki arada ne yapacağız?? sorusuna çok insan doğru cevabı vermiştir. Evrim uzmanı Stephen Jay Gould?un formülünü tekrarlayayım: ?Alanlar ayrıdır!? Gould buna birbirine geçmeyen ?magisteria? diyor... Magisteria, daha önce Katolik Kilisesi?nin öğretim otoritesi için kullanılan bir terim. Bu düşünce, İngilizcesindeki harflerden NOMA (Non Overlapping MAgisteria) diye kısaltılır. Gould, bilimin öğretisi ile dinin öğretisi, bir birine karşı saygılı, bir biriyle yoğun iletişim içinde bulunmalıdır diyor. İnsanlığın saadeti için her ikisi de gereklidir. Tabii, ne din ne de bilim metodu burada taraftır. Kavga çıkacaksa, yine Gould?un anlatımıyla, ?kişisel ateizmlerini savunmak için karikatürize ettikleri bir dinin karşısına her derde deva bir bilim çıkaranlarla?, ?kreasyonistler gibi, bilimin bazı bulgularından rahatsız olanlar? arasında çıkmaktadır. Gerçekler arasından değil; problemli ideolojiler arasında.
?Vahiy değil benim fikrim?
Hangi dinde problem çıkacağını, o dinin geleneği tayin ediyor. İslámiyet, alanları karıştırmamaya yakındır. Kimsenin itiraz edemeyeceği kadar yaygın iki hadise bakalım: Hendek Savaşı?na hazırlanılırken Hazreti Peygamber, ?Acaba, şöyle şöyle mi yapsak...? diye bir fikir öne sürer. Hazır bulunanlar, ?Bu sizin kendi reyiniz mi, vahiy mi?? diye sorarlar. ?Vahiy değil, benim fikrim.? cevabını alınca, ?Bir hendek kazıp savunmamız daha doğrudur.? denir ve askerî uzmanların dediği uygulanır; zafer kazanılır. İkincisi, erkek hurma ağaçlarıyla dişileri dölleme çalışmasına, Hz. Peygamber?in, ?öyle yapmasanız da meyve alabilirsiniz?, müdahalesidir. Bahçıvanlar, peygamberi dinler ve o yıl ürünü kaybederler. Sonucu bildirdiklerinde, Hz. Muhammet, ?O benim şahsî fikrimdi. Demek ki yanılmışım.? cevabını verir.
İslámiyet?te Allah, her şeye kadirdir. Her şeyi o yaratır. İslámiyet?in tabiat hakkındaki hükümleri soyuttur. İnsana tavsiye edilen, ?ayetleri? incelemek, ibret almaktır ve tabiattaki her şey ayettir. Tabiat kanunları da Allah?ın kanunudur. Allah isterse canlıları tek tek tasarlayıp yaratır, isterse evrimle geliştirir. Mekaniğin kanunları Allah?ındır da, istatistik kuralları şeytanın mıdır? Bize düşen, o kuralları, keşfetmek, anlamak; iyi, doğru ve güzel için kullanmaktır.
Hıristiyanlık kültüründe ise durum hiç de böyle değildir. Tanrının rakipleri vardır. Dünyevi krallıklar da, şeytan da rakiptir. İslamiyet?teki gibi hayır ve şer Tanrı?dan değildir. Hayır, ondandır ama şer rakiptendir. Dünyanın ve insanın yaratılışı gayet ayrıntılı anlatılır, Adem?den başlayarak her peygamberin kaç yıl yaşadığı sayılır. Öyle ki Hıristiyan din adamları oturup, peygamberlerin yaşlarını toplayarak, dünyanın hangi tarihte hatta hangi gün yaratıldığını hesaplamışlardır. Meselá Başpiskopos Ussher?e göre dünya, M. Ö. 2004 yılında, 23 Ekim?i 24 Ekim?e bağlayan gece yaratıldı.
TABİİ, 24 Ekim Cumartesi?dir, çünkü Tanrı altı günlük mesaiden sonra yorulup Şabat?ta dinlenmiştir! ?Bilim Adamı?, ?Din Adamı? diye keskin etiketler olduğunu sananlar için de söyleyeyim, Kepler M. Ö. 3992, Newton M. Ö. 4000 tarihlerini verir! Bugün, dünyanın 4,5 milyar, káinatın ise 10 milyardan yaşlı olduğunu biliyoruz. Dünyada hayatın başlangıcı 2,5 milyar yıl geriye gidiyor.
Şimdi bu iki ?magisteria? nasıl anlaşacak? Dünyada düzinelerle Hıristiyan kilise teşkilátı var. Derli toplu cevap için Vatikan?a bakabiliriz. İki söylem, onlar için mevcut problemi hallediyor. Birincisi, kitaplarındaki ifadelerin alegorik olduğu, yazılanların láfzî olarak algılanmaması gerektiğidir. İslámiyet?in terimleriyle, ?bizim kitaplar üst kapağından alt kapağına müteşabihtir, muhkem sanmayın? demektir bu... Ya evrim? Papa John Paul, bunu da şöyle çözer: ?Bizim ilgi alanımız insanın ruhudur. Bedeninin nasıl meydana geldiği, bizi ilgilendirmez.?
Meşhur yanlışlar
Hıristiyan din adamları böyle; ya bilim adamları? Bu etiketler de yanlış. Gould da evrim uzmanıdır, militan ateist Dawkins de. Dawkins ?Tanrı Yanılgısı?nı yazarken, İnsan Genom Projesi?nin direktörü, Tanrı ve İncil inancı tam Francis S. Collins, ?Tanrı?nın Lisanı?nı yazıyordu. Collins, genlere ?Tanrı?nın Şifresi? benzetmesini yapar. Fakat Gould da, Dawkins de, Collins de bu yazdıklarıyla bilim yaptıkları iddiasında değillerdir. Olmasalar iyi olur... İslámiyet?te ne dünyanın yaratılış günü vardır ne de Havva?nın Adem?in kaburga kemiğinden çıktığı. (Orta Çağ?da kilisenin, erkeklerin kadınlardan bir eksik kaburgası olduğunu öğrettiğini biliyor muydunuz?) Ama Hıristiyan düşüncesinin etkisinde kalmış Müslümanlar vardır. Evrim de 1400 yıldır İslám düşüncesinde bir problem değildi. Tersine, kültürümüzde, ?biz insanı safhalar hálinde yarattık?, ?insan bir zamanlar sözü edilmeğe değmez bir yaratıktı? ayetlerinden hareketle evrim fikrini dile getiren filozoflarımız olmuştur. İbrahim Hakkı da bunlardan biri ve sonuncusudur. Peki, nedir ?evrim teorisi?nin durumu? 21. asırda bilim dünyasındaki hákim kanaat nedir? Bu yazıyı plánlarken, nedense aklıma rahmetli Tarık Buğra?nın, gazete fıkralarını topladığı kitabının ismi geldi: ?Düşman Kazanma Sanatı?. Şimdi söyleyeceklerim birçok insanın hiç hoşuna gitmeyecek.
Bilimsel teslimiyet!
Evrim, bugün biyolojinin temelidir. Teorik yapı, Darwin zamanından çok ilerdedir. Darwin, ana hatları tahmin etmekle birlikte ne mekanizmayı tam olarak biliyordu, ne de DNA?dan haberi vardı. Evrim o kadar oturmuştur ki, evrime yol açan DNA değişikliklerinin, başka bir deyişle mutasyonların zaman içinde istatistik dağılımı hesaplanabilmektedir. Metotlar, canlıların evriminin dışında da uygulanmaktadır. Dillerin evrimi benzer istatistik yollarla bilgisayarda modellenmektedir. Mühendisliğin çeşitli alanlarında ?genetik algoritma? denilen, en uygun tasarımın bulunması için bilgisayar programları ile sistemleri modelleyip evrimleştiren metotlar kullanılmaktadır.
Bir zamanlar tehlike olmaktan çıktığını sandığımız verem gibi hastalıkların antibiyotiklere dayanıklı türleri nereden geliyor sanıyorsunuz? Kuş gribinin insandan insana geçen tipinin çıkmasından niçin endişe ediyoruz? Ya o tatsız tuzsuz, fakat süpermarket raf ömrü uzun sebze ve meyveler? Harita bu iken, hálá ?Darwin teorisi?, ?evrim teorisi? gibi etiketlerin kullanılması bile rahatsız edicidir. Bunlar, bilmeyenlerde, sanki eşit ağırlıkta birçok teori var da bunlardan birisi de evrim teorisi izlenimini uyandırıyor. İnşaatçılar binaların statik hesabını yaparken ?Newton teorisi?ni mi kullanıyor? (Newton kanunları, bizim boyutumuzdaki mekaniğin temelidir.)
Biraz aşırıya mı kaçtım? Hani bilimde şüphecilik esastı? Nedir bu evrime şeksiz şüphesiz teslimiyet? Evet, bilimde şüphecilik esastır. Evrim mekanizması üzerinde tek ama bir tek aksine bulgu, bu söylediklerimi yıkacaktır. Bilimde istisna kaideyi yıkar. Zaten bilim, Popper?in deyişiyle, ?yanlışlanabilen sistemler? üzerinde geçerlidir. Bu yüzden de dinin alanına tecavüz edemez. Tek yanlışlama, yanlışlığın ispatı için yeterlidir. Fakat bir buçuk asırdır bütün bulgular evrimi desteklemektedir. Bu, ?Newton teorisi? için de geçerlidir. Bir gün inşaattaki tuğlanın yere doğru değil de göğe doğru düştüğünü görürsek, Newton?u hemen terk ederiz. (Kuantum mekaniğinde tuğlalar göğe doğru da düşer!) Judeo-Hıristiyan (Yahudi- Hıristiyan) haritayla İslámiyet düşüncesinde yol bulmak zordur. Erzurumlu İbrahim Hakkı?nın, eşsiz tespitiyle bitireyim:
Cahilden dost tutma
?Bu gibi şeylerin din meselelerinden olduğunu sanan kimse dine zarar vermiş olur. Çünkü anlatılan hususların meydana geldiğini aritmetik ve geometri delilleri gösterir. Bunları bilen kimseye, ?bu şeriata aykırıdır? dense o kimse bildiğinden değil şeriattan şüphelenir. Akla uygun olmayan bir tarzda şeriata yardım etmek isteyen kişinin zararı, akla uygun bir şekilde şeriata hücum eden kişinin zararından çoktur. Nitekim, ?Akıllı düşman, cahil dosttan hayırlıdır??.
iskenderoksuz@gmail.com
*Prof. Dr. Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi