ahmetaltan
01-02-2011, 10:33
Osmanlının yıkılışı devrinde Meşrutiyeti savunan Bediüzzaman Hz.'ne o zamanın alimleri padişahlığı savunuyorlardı. Bediüzzaman ise onlara : "Eski hal muhal, ya yeni hal, ya izmihlal" diyordu.
Yine 1900 lü yılların başında Şam da Emeviye camisinde verdiği konferansta, (daha sonra bu konferans, "Hutbe-i Şamiye" adlı eserinde yayınlandı) şu tesbitte bulunuyor :
Ben bu zaman ve zeminde, beşerin (insanlığın) hayat-ı içtimaiye (toplumsal hayat) medresesinde (okulunda) ders aldım ve bildim ki: Ecnebiler, Avrupalılar terakkide (ilerlemede) istikbale uçmalarıyla beraber bizi maddî cihette kurûn-u vustâda (orta çağda) durduran ve tevkif eden altı tane hastalıktır. O hastalıklar da bunlardır:
Birincisi: Ye'sin, ümidsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi.
İkincisi: Sıdkın (doğruluğun) hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi.
Üçüncüsü: Adavete (düşmanlığa) muhabbet.
Dördüncüsü: Ehl-i imanı birbirine bağlayan nuranî rabıtaları (bağları) bilmemek.
Beşincisi: Çeşit çeşit sarî hastalıklar gibi intişar (yayılan) eden istibdad.(baskı rejimleri)
Altıncısı: Menfaat-ı şahsiyesine (şahsi menfaatine çalışmak)himmeti hasretmek.
Arkadaşların dikkatine sunuyorum....
Burada asıl değinmek istediğim, Bediüzzamanın 1900 lü yılların başında yaptığı bu tesbit, ne kadar isabetli.
Bugün o zincirlerden bir kısmı kırıldı. Bir kısmı ise kırılıyor.
"Beşincisi" diye bahsettiği, İslamın geri kalış nedeni olan hastalıklardan biri olan baskı ve istibdat rejimlerinin bir bir yıkılmaya başladığını günümüzde görüyoruz.
Tunus, Mısır gibi ülkelerdeki, tek diktatör yönetimleri bir bir yıkılıyor.
Bediüzzamanın bu içinde yaşadığımız yıllarla alakalı İslamın gelişmesine yönelik çok müjdeleri var. Taa o zamandan, bize müjdeler veriyor. Ve o müjdeler şimdi tek tek tahakkuk ediyor.
Daha neler göreceğiz inşallah.
Tüm imanlı arkadaşlara buradan Bediüzzamanın lisanıyla sesleniyorum: "Ümitvar olunuz. Şu istaikbal inkılabatı içinde en yüksek gür seda, İslamın sedası olacaktır."
ahmetaltan
01-02-2011, 11:11
Hutbe-i Şamiyenin devamı bu linkte....
http://www.saidnur.com/foreign/trk/risaleler/hutbe/hutbe.htm
ahmetaltan
01-02-2011, 12:24
Arkadaşlar, çok ilginç bir gelişme oldu....
Yukarıdaki konuyu açtıktan hemen sonra, mail kutuma bir mail geldi.
Tamamen bir tevafuk... Allahın hikmeti....
Bu maili aşağıya aynen alıntılıyorum.
1 Asır Sonra Hutbe-i Şamiye ve Hariç Hizmetler
1911-2011
Yazımızın bu üçüncü bölümünü Hutbe-i Şamiyeye ayırıyoruz. Zira hem Bediüzzaman Hazretlerinin hayat seyri içerisinde 1900’lü senelere geldik hem hariç Nur hizmetlerimizin en mühim esaslarını bulabileceğimiz Hutbenin irad edildiği senelere vardık. Bu yazımızda Necib üstadımızın “Demek bu pek ehemmiyetli ders, zamanı geçmiş eski bir hutbe değil, belki doğrudan doğruya 1327'ye bedel, 1371'de ve Câmi-i Emevî yerine âlem-i İslâm câmiinde üçyüz yetmiş milyon bir cemaate hakikatlı ve taze bir ders-i içtimaî ve İslâmîdir, diye tercümesini neşretmek zamanıdır tahmin ederim.” dedikleri gibi hala halavet ve şebabetini muhafaza eden bir ders olarak daima mutalaa edilmesi gerek bir reçetedir diye düşünüyoruz.
Arabi Hutbenin girizgahında da dendiği gibi bu hutbe 1911 senesinde (muhtemelen kış aylarında) Muazzez Efendimiz Said Nursi`nin genç ve ateşini bir hatip olarak (35 yaşlarında) pay-ı taht-ı hilafetten Hicaz niyetiyle seyahatında ikamet ettiği Şam-ı Şerifte, Emevi Camiinde (Mescid-i Beni Umeyyede) bir Cuma günü, içerisinde 100 ehl-i ilmin bulunduğu on bin kişilik azim bir cemaate irad ettiği hutbedir.
Bu hutbenin mütalaa ve zamanımıza bakan gayet ehemmiyetli derslerine başlamadan evvel bir anekdot aktarmak istiyorum.
Rahmetli Ali Uçar Agabeyden ,
Bu hatıra Ali Uçar Agabeyin, Ali Sert Hoca ve Fahreddin Hocadan bir vesile ile dinlemiş olduğu Hutbe-i Şamiye ile alakalı hatırasıdır;
“üstadımızı o gün dinlemeye gelenlerden birisi de Suriye ulema ve evliyasından Şeyh Bedreddin`dir. Sair günlerde münzevi bir hayat yaşayan ve sadece Cuma günleri kendi hanesine en yakın mescide cumaya gidip tekrar evine dönen, insanlarla münasebeti çok az olan ve halk arasına pek çıkmayan Şeyh Bedreddin, İmam Nursi`nin geldiğini ve Emevi Camiinde hutbe irad edeceğini işitince mezkur adatını değiştirir ve hizmetinde bulunanlardan kendisini o Cuma Emevi Camiine götürmelerini ister. Cumadan sonra inzivagahında mürid ve talebelerine şöyle buyurur; “ ben bu genç hocayı dinledim, kanaatım geldi ki bu genç İslam ilimlerinde artık bir sondur, daha kimse Onu geçemez.”
Hutbe-i Şamiye Bediüzzaman Said Nursi’nin alem-i İslam mescidinde imamete başlamasının sembolüdür.
Hutbe-i Şamiye gelecek asrın sahibinin vazifeye başlamasının sembolüdür.
Hutbe-i Şamiye işarat-ı Kuraniyenin bir sikkesidir.
Hutbe-i Şamiye ahirzamanda bir muştuy-u Peygamberidir.
Hutbe-i Şamiye Tur-u Sina da, Seir dağlarında ve en son Paran Dağlarında lemaan eden Şems-i Hidayetin ahirzamanda bir inikasıdır.
Hutbe-i Şamiye hilafet-i hakikiyenin manasının itmam olunacağının müjdesidir.
Hutbe-i Şamiye O Nur Hatibin hem kutbiyyet, hem gavsiyyet ve hem ferdiyet makamının mazharı olduğunun bir delilidir.
Hutbe-i Şamiye şahsiyet-i maneviyey-i üstadı tebarüz ettiren bir hitab-ı nuranidir.
Hutbe-i Şamiye Asrın Lokman-ı Hekiminin teşhis ve tedavisidir.
Hutbe-i Şamiye asrın Abdulkadir-i Geylanisinin vaazıdır.
Hutbe-i Şamiye Mevlana Ruminin destan-ı mesnevisidir.
Hutbe-i Şamiye asrın müderrisinin tedrise başladığı gündür.
Bu Hutbe-i Şamiye ile Bediüzzaman alem-i İslam medresesine takdim edilmiş, 15 sene sonra Rabb-i Rahimimizin kalbine ilka buyuracakları Nurlara mukaddime olmuştur.
Hutbe-i Şamiye zamanlar üstü bir duadır,bir yakarıştır,bir tesbittir,bir tedavidir…
Hutbe-i Şamiye 2011 senesi hutbesidir! Ve 2011 senesi sonrası için bir rehberdir, plandır, projedir, programdır!
2011- 1911; 100 sene…
Şimdi kıymetli okuyucularım, sizinle gayet ehemmiyetli bir mektup paylaşacağım;
Bediüzzaman Hazretleri Emirdağ Lahikası baş taraflarında bir mektubunda şöyle buyuruyor; “Efendiler! Siz, niçin sebepsiz bizimle ve Risale-i Nur la uğraşıyorsunuz? Kat iyen size haber veriyorum ki: Ben ve Risale-i Nur, sizinle değil mübareze, belki sizi düşünmek dahi vazifemizin haricindedir. Çünkü, Risale-i Nur ve hakiki şakirtleri, elli sene sonra gelen nesl-i atiye gayet büyük bir hizmet ve onları büyük bir vartadan ve millet ve vatanı büyük bir tehlikeden kurtarmaya çalışıyorlar. (dikkat buyurun, necib üstadımız bu mektuplarında da ifade ettikleri gibi 2000li senelerde gelecek olan nesli muhatap alıyor!) Şimdi bizimle uğraşanlar, o zaman kabirde elbette toprak oluyorlar. Farz-ı muhal olarak, o saadet ve selamet hizmeti bir mübareze olsa da, kabirde toprak olmaya yüz tutanları alakadar etmemekgerektir.
Evet, Hürriyetçilerin ahlak-ı içtimaiyede ve dinde ve seciye-i milliyede bir derece laubalilik göstermeleriyle, yirmi-otuz sene sonra dince, ahlakça, namusça şimdiki vaziyeti gösterdiği cihetinden,madem ittihat ve terakkinin dindeki laubaliliği sizin gibi şimdiki vaziyette de, elli sene sonra bu dindar, namuskar, kahraman seciyeli milletin nesl-i atisi, seciye-i diniye ve ahlak-ı içtimaiye cihetinde ne şekle girecek, elbette anlıyorsunuz. Bin seneden beri bu fedakar millet, bütün ruh u canıyla Kur’ân ın hizmetinde emsalsiz kahramanlık gösterdikleri halde, elli sene sonra o parlak mazisini dehşetli lekedar, belki mahvedecek bir kısım nesl-i atinin eline elbette Risale-i Nur gibi bir hakikati verip, o dehşetli sukuttan kurtarmak en büyük bir vazife-i milliye ve vataniye bildiğimizden, bu zamanın insanlarını değil, o zamanın insanlarını düşünüyoruz.
Evet, efendiler! Gerçi Risale-i Nur sırf ahirete bakar; gayesi Rıza-yı İlahi ve imanı kurtarmak ve şakirtlerinin ise, kendilerini ve vatandaşlarını idam-ı ebediden ve ebedi haps-i münferitten kurtarmaya çalışmaktır. Fakat dünyaya ait ikinci derecede gayet ehemmiyetli bir hizmettir; ve bu millet ve vatanı anarşilik tehlikesinden ve nesl-i atinin biçareler kısmını dalalet-i mutlakadan kurtarmaktır. Çünkü bir Müslüman başkasına benzemez. Dini terk edip İslamiyet seciyesinden çıkan bir Müslim dalalet-i mutlakaya düşer, anarşist olur, daha idare edilmez.
Evet, eski terbiye-i İslamiyeyi alanların yüzde ellisi meydanda varken ve an anat-ı milliye ve İslamiyeye karşı yüzde elli lakaytlık gösterildiği halde, elli sene sonra yüzde doksanı nefs-i emmareye tabi olup millet ve vatanı anarşiliğe sevk etmek ihtimalinin düşünülmesi ve o belaya karşı bir çare taharrisi, yirmi sene evvel beni siyasetten ve bu asırdaki insanlarla uğraşmaktan katiyen menettiği gibi; Risale-i Nur u, hem şakirtlerini, bu zamana karşı alakalarını kesmiş; hiç onlarla ne mübareze, ne meşguliyet yok.”
Nur külliyatı yazıldığı devirden ziyade elli sene sonraki nesli muhatap almış ve tam şimdi içerisinde bulunduğumuz devir için yazdırılmıştır. 2000’li senelerin gençlerinin ahlak, fazilet, iman ve islamını muhafaza için yazdırılmıştır. Buna bir milyon misal verebilirim. Bediüzzaman İttihat ve Terakkinin dinde azıcık bir laubaliliğinin neticesini 1930’larda 40’larda aynel yakin müşahade etmiş ve azıcık bir lakayıtlığın neticesi bunlar ise acaba bu dinde lakayıt, Avrupai adamların 90’lı ve 2000’li yıllarda gelecek çoluk çocuğunun hali nice olur diye dehşete düşmüş ve o gelen nesil için yani bizler için Rabbine yakarmış, ta Nur külliyatı Ona nasib edilmiştir. Kıymetli Arkadaşlarım Nur külliyatının hakiki muhatapları biziz. Şimdi bizim üzerimize vazife değil mi, bizler düşünmeyelim mi acaba 20-30 sene sonra gelecek olan dicital (dcl) çağın çocuklarına bu nur hakikatları nasıl aktarılabilir diye!!!
Aynen bunun gibi Hutbe-i Şamiye de tam bir asır evvel, 1911 senesinde irad edilmiş ve fakat muhatabı ne yalnız Emevi camiini dolduran Müslümanlar, ne de fecr-i kazibi yaşayan bir dönem sonrası İslam alemidir… fezlekemi hem arz hem isbat edeceğim ki Hutbe-i Şamiye 2011 senesi ve sonrası için irad edilen bir hutbedir!!!
1911 İslam Dünyası ve hadisat;
1- İslam Aleminin nüfusu 300,000,000 civarında.
2- İslam aleminde Osmanlı Devlet-i Aliyesi ve İrandan başka bağımsız İslam devleti yok.
3- Mayıs 1916 da Sayks-Pikot anlaşmasıyla Fransa ve İngiltere Orta Doğuyu Paylaşma kararı alırlar.
4- 10 Haziran 1916 da Mekke Emiri Şerif Hüseyin İngilizlerin T.E Lawrence komutasındaki ordusunun desteği ile Osmanlıya başkaldırır.
5- Balfour Deklarasyonu ile ( 2 Kasım, 1917), Yahudilere İsrail devleti sözü verilir ki o tarihte Filistin topraklarındaki Yahudi nüfusu 56bin iken, Müslümanların nüfusu 574bin ve Hristiyanların nüfusu 74bin idi.
6- İngilizler Aralık 1917’de General Edmond Allenby komutasında Kudüs’ü Osmanlı askerlerinden teslim alır.
7- Son Osmanlı taburu 26 Eylül 1918’de Suriye’den ayrılır.
8- 3 Mart 1924’te Hilafet ilga edilir.
9- 1925’i izleyen tarihten 1940’ların sonuna kadar benzeri görülmemiş zulüm ve yağma tüm alem-i islamı kasıp kavurur.
10- 1940’lardan sonra ve bahusus ikinci cihan harbinden sonra alem-i islamda nisbi bir ferahlama olur. (fecr-i kazib)
İşte böyle bir devri zulmette Bediüzzaman Emevi Camisinde kürsüye çıkıyordu. Yüzü aşkın ilim adamı ve on bin kişi camideydi. Herhalde ulemanın hissettiği kuvvetli irtibatı maneviyeyi bu on bin kişilik cemaati azimede hissediyor, bu genç hocanın ateşini hutbesinde bir ümid ışığı arıyorlardı. Rana rengi gonca gül gibi açıyor, nurefşan edası ötelerden haber veriyordu. Cennet yaşında Said alem-i islamın cennetasa baharlarını müjdeliyordu. Pay-ı taht-ı Hilafetten, Horasan Erenlerinin torunları arasından, Şam-ı Şerif Kıtasının başşehri Dımışk’ta İseviliğin manen İslama inkılab etmesinin işaretlerinden olan beni ümeyye camiin’de irad ettiği hutbe büyük Arap kardeşleri arasında hayret ve takdirle karşılandı ki iki defa tab edildi…
1911’de,o kürsüde insanlığın başına bir kaç sene içerisinde gelecek harp ve katl belalarını hissedecek,ve ona ümid verecek bu hutbeyi irad edecekti…Ama bu hutbe çağının ötesine geçecek ve 1 asır sonrasını muhatap alacaktı.
2011…
1- Arz üstünde yaşayan her dört kişiden birisi La ilahe illallah Muhammeden Rasulullah diyor.
2- 1 Milyar 600 Milyon müslüman islam coğrafyasında yaşıyor.
3- 57 bağımsız İslam devleti İKÖ üyesidir.
4- Son elli senede islam %235 artarak dünyanın en hızlı yayılan dini haline gelmiştir.
5- Fransa, İngiltere ve Amerikada İslam en büyük ikinci dini azınlıktır. (ABD’de 10milyonun üzerindedir müslüman nüfus.)
6- 300Milyon Müslüman, islamın dominant olmadığı ülkelerde yaşamaktadır. Mesela Çin’de ki müslüman nüfus Suriyeden daha fazladır, Rusyadaki müslüman nüfus Libya ve ürdün’den daha fazladır.
Bu bir asır zarfında ki tarihi, içtimai ve siyasi değişim gözönünde bulundurulduğunda Hutbenin 1911 dünyasından ziyade 2011 dünyasına nazar ettiğini göreceksiniz. Evet kuşkusuz dünya 1911 dünyasından çok farklıdır. Bediüzzaman da bu hutbeyi irad ettiğinde hala Eski Said’dir lakin Yeni Said’den daha yeni bir Said, daha genç bir Said 2011’de bu hutbeyi mütalaa edenlerin karşısına çıkacaktır…
İman umuttur!
Bediüzzaman hutbeyi irad ettiğinde tahattur ediniz alem-I islam esaret zincirleri altında,bu zincirlerin haricindeki İran ve Osmanlı ise o zincirlerle dövülmekteydi. Hutbeden sonraki yarım asrı tarihi ve içtimai değişimiyle tedkik eden herkesin o hutbede ilan edilen hakikatin hayal olup olmadığı hakkında haklı şüpheye düşeceği akıldan uzak değildir. Evet Bediüzzaman; “İstikbal yalnız ve yalnız İslâmiyet'in olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur'aniye ve imaniye olacak. Öyle ise şimdiki kader-i İlahî ve kısmetimize razı olmalıyız ki, bize parlak bir istikbal, ecnebilere müşevveş bir mâzi düşmüş.” diyor ötelere bakıyordu… asrın başındaydı, ama asrın minaresinin başına çıkmıştı, o minareden asrın sonuna ve onların yapacaklarına, yapmalarını ümid ettiklerine bakıyor, hutbesini bu minval üzere irad ediyordu. Fakat bu umut sadece ütopik manada bir umut değildi, zira Bediüzzaman, daha sonra kendisine yazdırılacak olan Risale-i Nur Külliyatın dan da anlaşılacağı üzere delil ve isbat üzere davasını bina edecekti. Evet Bediüzzaman ehl-i hal , namzed-i istikbal idi.. biliyordu ki ebnay-ı istikbal müddeanın tezyininden işba olmayacak ve ancak bürhana tabi olacaklardır. Şam hutbesi de muştuları ve tahkikatı ile, müjdeleri ve tahlilleriyle, tebşirat ve tesbitleri ile istikbal gamzeden bir hutbe idi. Elhak iman ümit olduğu gibi, ümitsizlik dahi küfre delil ve imandan nasibi olmadığına işarettir.
Bu mukaddeme ve girizgahtan sonra Hutbenin haddim ve hakkımın fevkinde olarak tahlil ve bahusus hariciyeye bakan hususatına değineceğim.
Said Nursi, islamin yeniden parlayabilecegi konusunda fazla iyimserdi. Döneminin diger islamci aydinlari gibi o da, kurtulus savasindan daha farkli bir beklentiye sahipti. Ama isler hic umdugu gibi gelismedi. Türkiye elitleri laik bir sistem kurdular. Daha sonra Arap dünyasinda da Arap milliyetciligi yayildi. Bir taraftan da Marksist partiler güclendiler. Beklentilerin aksine 20 yy. islamin dünya capinda geriledigi bir yüzyil oldu. Bircok islamci aydinin sürecleri de bunun kanitidir. Said Nursinin hayati hapislerle ve sürgünlerle gecti. Seyyid Kutub yine hapislerde süründü ve sonunda Nasir tarafindan astirildi. Yine Mevdudi de Pakistan rejimi tarafindan defalarca yargilandi, hapiste kaldi ve idamdan kil payi döndü. Türkiye'de Mehmet Akif kurtulus savasindan sonra baska bazi islamci aydinlar gibi kendini Misir'a atti ve agzini bile acmadi.
Arada tek istisna Iran'da islam devrimi oldu. 20. yy.in son yillarinda radikal islam yayilmaya basladi. ABD'nin Sovyetlere karsi destegi ile Taliban ve El Kaide, Filistin'de FKO'nün yenilgisiyle HAMAS yeniden güclendi. Bu tablonun tümünden 20. yüzyilda gürül gürül akan bir islam tablosu cikmiyor, tersine zayiflayan bir islam tablosu cikiyor.
Avrupa'da müslüman sayisinin artmasinin nedeni ise buraya olan göcler ve müslümanlardaki egitim ve yasam kalitesinin düsüklügünden kaynaklanan hizli nüfus artisi olayi. Bu olay, islamin üstünlügü olarak okunamaz. Hizli nüfus artisi bu ülkelerde gelismemisligin bir ölcütüdür artik. Yukardaki yazinin son bölümünde verilen rakamlar sadece istatistiklerin belli yerlerini öne cikararak sempatizanlara gaz vermek icin yapilmis entellektüel oyunlar. Gercek bu degil, ne yazik ki.
Bir tanesini alayim. Fransa'da islam en büyük ikinci din olmus deniyor. Iyi de Fransizlar islama kostuklari icin mi? Hayir, Cezayirliler ülkelerindeki sefaletten kurtulup Fransa'nin refahindan yararlanabilmek icin buraya geldikleri, yasadiklari her türlü ayrimci muameleye ragmen, Fransa'nin en alt kesimleri olmaya razi olduklari icin. Bu acikli tabloyu bir meziyetmis gibi göstermek kendi insaniyla alay etmek degil mi?
Kisacasi, gelismeler Said Nursi'nin öngördügü ve istedigi sekilde olmadi.
Said Nursi'nin kehanetlerinin hemen hiçbiri tutmamıştır. O kadar sallarsam eminim ki benimkilerin de bir kısmı tutar.
En basiti Batı'nın (yetmiş seksen sene evveden bahsediyoruz.)l Müslüman bir devlete gebe olduğunu iddia etmişti. Kastettiği Müslümanların sayıca ararak Batıdaki bazı devletlere Müslüman bir hüviyet kazandırması ise yavaş da olsa dediği oluyor. :) Ama elbette onun kasttettiği bu değildi. Bizdeki uyduruk propaganda (Batı Nurlara koşuyor, Nurlarla çoşuyor, İslam akın akın yayılıyor, bilmem kaç bin kişi Almanya'da her sene İslam'a geçiyor vs. vs. ) ancak sizin gibi zaten dünyayı okuması problemli olan, abilerinin söylediklerinin gerçekle uzaktan yakından ilgisinin olmadığını göremeyenler üzerinde işe yarıyor. Her gün binlerce insan doğup, binlerce insan olüyor. Üç bin beş bin kişi bir günde gelip gidenlerin sayısı bile değil.
Kendisi Norveç gibi bazı ülkelerin Kuran ile çok alakadar olduğunu falan iddia ediyordu. Oysa Norveç gibi İskandinav ülkelerinde dinsizlik tavan yapmış durumda. Sonra materyalist dünya görüşünün (o gün için bunun temsilcisini Bolşevizm olarak görmüştü) Müslümanlar ve samimi Hristiyanların dinsizlikle mücadelesi ile falan çökeceğini söylemişti. Oysa Bolşevizm dediği şeyin fikirsel tabanı olan materyalist dünya görüşü bugün çok daha yaygın. Sosyalizmin çöküşünün dinsizliğe falan değil ekonomik sebeplere dayandığı (belki de yanlış bir ekonomik yaklaşıma) herkese aşikar olan bir durum.
Yani salladıklarını tutmuyor. Babalarınız o baharın hayalleri ile büyüdü, belki dedeleriniz de. Sizin durumunuz da ortada. Umarım çocuklarınız da aynı illetle büyüyüp bir ömrü boş hayallerle harcamazlar.
TurkceRap
01-02-2011, 17:34
Said Nursi, islamin yeniden parlayabilecegi konusunda fazla iyimserdi. Döneminin diger islamci aydinlari gibi o da, kurtulus savasindan daha farkli bir beklentiye sahipti. Ama isler hic umdugu gibi gelismedi. Türkiye elitleri laik bir sistem kurdular. Daha sonra Arap dünyasinda da Arap milliyetciligi yayildi. Bir taraftan da Marksist partiler güclendiler. Beklentilerin aksine 20 yy. islamin dünya capinda geriledigi bir yüzyil oldu. Bircok islamci aydinin sürecleri de bunun kanitidir. Said Nursinin hayati hapislerle ve sürgünlerle gecti. Seyyid Kutub yine hapislerde süründü ve sonunda Nasir tarafindan astirildi. Yine Mevdudi de Pakistan rejimi tarafindan defalarca yargilandi, hapiste kaldi ve idamdan kil payi döndü. Türkiye'de Mehmet Akif kurtulus savasindan sonra baska bazi islamci aydinlar gibi kendini Misir'a atti ve agzini bile acmadi.
Arada tek istisna Iran'da islam devrimi oldu. 20. yy.in son yillarinda radikal islam yayilmaya basladi. ABD'nin Sovyetlere karsi destegi ile Taliban ve El Kaide, Filistin'de FKO'nün yenilgisiyle HAMAS yeniden güclendi. Bu tablonun tümünden 20. yüzyilda gürül gürül akan bir islam tablosu cikmiyor, tersine zayiflayan bir islam tablosu cikiyor.
Avrupa'da müslüman sayisinin artmasinin nedeni ise buraya olan göcler ve müslümanlardaki egitim ve yasam kalitesinin düsüklügünden kaynaklanan hizli nüfus artisi olayi. Bu olay, islamin üstünlügü olarak okunamaz. Hizli nüfus artisi bu ülkelerde gelismemisligin bir ölcütüdür artik. Yukardaki yazinin son bölümünde verilen rakamlar sadece istatistiklerin belli yerlerini öne cikararak sempatizanlara gaz vermek icin yapilmis entellektüel oyunlar. Gercek bu degil, ne yazik ki.
Bir tanesini alayim. Fransa'da islam en büyük ikinci din olmus deniyor. Iyi de Fransizlar islama kostuklari icin mi? Hayir, Cezayirliler ülkelerindeki sefaletten kurtulup Fransa'nin refahindan yararlanabilmek icin buraya geldikleri, yasadiklari her türlü ayrimci muameleye ragmen, Fransa'nin en alt kesimleri olmaya razi olduklari icin. Bu acikli tabloyu bir meziyetmis gibi göstermek kendi insaniyla alay etmek degil mi?
Kisacasi, gelismeler Said Nursi'nin öngördügü ve istedigi sekilde olmadi.
Sevgili Sargon,
Sizin açıklamanıza ek olarak, Kendini kandırmaya bayılan, Ortadoğunun Mitolojik peri masalları ile bakar kör olmuş bu insanlara ben de birkaç kaynak sunayım.
Bkz, Maldivlerde İslamdan çıkışın arttığından bahseden 2007'de yazılmış bir yazı;
http://arabiguitar.blogspot.com/2007/05/number-of-maldivians-leaving-islam-is.html
Önceden Müslüman olup da, Sonra islamı terkeden tanınmış isimlerle ilgili Wikipedia maddesi:
http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_former_Muslims
(Bayağı tanıdık isimler de var).
Blog yazısı: "Eğer İslamı bırakmaya hazır bir ülke varsa o da iran":
http://discardedlies.com/entry/?2162
Eski Müslümanların söyledikleri, Yazdığım Wikipedia maddesinde de sahibinin vbahsi geçen faithfreedom sitesinden:
http://www.faithfreedom.org/Testimonials/NeveraDhimmi.htm
İslamdan ayrılmış eski Müslümanlara dair başka bir site:
http://www.apostatesofislam.com/
Bir forumda Müslümanların dünyanın her yerinde kendilerini ve birbirlerini kandırma şeklinin benzerliğine örnek teşkil edebilecek bir konu başlığı:
http://www.pashtunforums.com/religion-15/islam-fastest-growing-religion-world-3124/index2.html
Saygı, Sevgi.