Orijinalini görmek için tıklayınız : ''Ben bir saniye önceki ben değilim artık'' - Değişim, Dönüşüm ve Hareket
(Diğer başlıktaki (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=22871) tartışmanın konudan çıkartılmaması ve doğrudan ilgisi olmayan farklı konuların uzunca birarada tartışılmaması için, ayrı bir başlıkta ele almak istedim.)
Doğru Tespit
Heraklit'in meşhur özlü deyişini biliriz hepimiz:
''Aynı nehirde iki kez yıkanamazsın''
Duvarda asılı olan saat, tik-tak, tik-tak diye saniyeleri sayar. Ve her 'tak' dediğinde saatin (yani duvarda asılı olan aletin) kendisi de değişmiştir. Birkaç elektronun yerini değiştirmesi gibi, duyu organlarımızla algılayamayacağımız kadar micro değişikliler olsa bile, bir saniye önceki duvar saati 'şu an'daki duvar saatinin tam olarak aynısı değildir artık.
Yani evrende herşey sürekli olarak bir şekilde etkilenişim ve değişim içerisindedir.
Bu gibi tespitlere günümüzde karşı çıkacak aklı başında birinin olduğunu sanmıyorum.
Doğru Tespitten Saçma Sonuçlar Çıkartmak
Ama her doğru tespitten (hatalı bir şekilde) saçma sonuçlar da çıkartabiliriz elbette. Örneğin aynı nehirde iki kez yıkanamayacağımızı, yani nehrin sürekli bir değişim içerisinde olduğunu kabul ettikten sonra, mesela ansiklopedide yazan
''Kızılırmak, şu havzadaki kaynaktan doğup şu bölgede denize dökülen akarsudur''
gibi bir cümleye karşı,
''Hayır, böyle birşey diyemezsin, sen daha bu cümleyi yazarken, o ırmak çoktan değişmiş olacak. Bunu demekle harekete karşı çıkmış oluyorsun. Diyalektiği anlamamışsın. İdealizm yapıyorsun.''
gibi bir karşılık vermemiz anlamlı olur mu?
İsim vermek, ancak soyutlama ve genelleme yoluyla mümkün zaten. ''Kızılırmak'' göstergesini/sözcüğünü belirli bir akarsuya isim olarak verdiğimizde, o ''an'' ırmaktaki balıkların, bitkilerin, atomların sayısı vs. gibi gerçekliğin tüm detaylarını baz alamayız. Aksi takdirde zaten isim vermemiz, anlamlı bir iletişim kurmamız, bilim yapmamız imkansız olur.
''Kızılırmak'' adını koyarken, soyutlayarak ve genelleyerek, ilgili akarsuyun bir takım genel özelliklerini baz alırız (kaynağı, denize boşaldığı nokta vs. gibi). Elbette bu, ''Kızılırmak'' olarak adlandırdığımız akarsuyun artık değişmez, dönüşmez olduğu anlamına gelmez. Hatta isim koyarken baz aldığımız genel özellikleri bile zamanla değişebilir, kaybolabilir. (Örneğin jeolojik ve iklimsel değişimler sonucu, ırmak kuruyabilir, başka bir ırmakla karışabilir vs.).
Kısacası, ''herşey sürekli değişim ve dönüşüm içerisindedir'' gibi doğru bir cümleyi bir düşünce fetişi haline getirip, her türlü anlamlı iletişime karşı savaş açarcasına bir tutum içerisine girmek makul bir davranış değil.
''Ağrı Dağı'' dediğimizde, bu kelimeyi kullandığımız anda ilgili dağdaki tüm mevcut canlıları, minarelleri, atomları, elektronları vs. kastetmiyoruz zaten. Genelleme ve soyutlama yoluyla sadece bir takım genel özellikleri baz alarak bu ismi kullanıyoruz. İsim koyarken, tesmiye etmek istediğimiz nesnenin tüm detaylarını baz alacak olsak, hiçbir şeye hiçbir zaman isim koyamayız.
Şu an ''Ağrı Dağı'' dediğimiz şey, bir saniye sonra değişmiş olacak. O halde aynı ismi (''Ağrı Dağı'' ismini) bir saniye sonra kullanamayız.
gibi bir sonuç akla, anlamlı iletişim kurallarına aykırı olur.
Planck Sabitleri
Duvarımda asılı duran ve tik-tak diye saniyeleri sayan saat, sürekli değişmekte, dönüşmekte. Bir sayiye önceki haliyle tam olarak aynı değil. Hatta bir saniyenin onda biri, yüzde biri gibi bir zaman dilimi önceki haliyle bile aynı değil.
gibi bir cümle zaten (günümüz bilimi açısından) malumun ilamı olur. Saati çalıştıran pilin birazcık daha tükenmesi veya saati oluşturan atomlarda bir elektronun yer değiştirmesi vs. gibi duyu organlarımızla algılayamayacağımız kadar ufak değişiklikler olsa da, duvar saati sürekli değişmektedir.
Ama eğer şöyle dersek
Bir saniyeyi istediğimiz kadar bölelim, istediğimiz kadar daha kısa bir zaman dilimini seçelim ve bu zaman dilimine ''an'' diyelim, baz aldığımız bu ''an'' için bile her zaman diyebiliriz ki, ''duvar saati bir önceki an'a göre değişmiştir''.
Bu cümle mantıken hatalı değil. Ama günümüz bilimiyle çelişiyor. Günümüz bilimi, esas aldığı kuramların bir sonucu olarak Planck Zamanını evrenin temel sabitlerinden biri olarak benimsemekte.
Bir Planck Zamanı (yani yaklaşık 10 ^ -43 saniye, yani 1 bölü ''43 sıfırlı bir sayı'') biriminden daha kısa bir sürede, (bilebildiğimiz evrende) herhangi birşeyin değişmesi günümüz bilimine göre fiziken imkansız. Planck Zamanı ışık hızında hareket eden birşeyin, Planck Uzunluğunu (http://tr.wikipedia.org/wiki/Planck_uzunlu%C4%9Fu) katetmesi için gereken sürenin adı. Ve (günümüz bilimine göre) gravitasyon etkisi bile ışık hızından daha hızlı yayılamayacağından ötürü, hiçbir değişim Planck zamanından daha kısa bir sürede gerçekleşemiyor.
''Planck zamanından daha kısa bir sürede de değişim var/olabilir, ama biz ölçemiyoruz'' demiyor günümüz bilimi. Yani mesele teknik olarak ölçülebilirlik değil. Günümüz kuramları ışığında evrenin yapısı ve yasaları gereği Planck zamanından daha kısa bir sürede herhangi bir değişimden söz etmenin fiziken anlamlı olmadığı söyleniyor.
Bu birincisi, bilimin henüz yeni bulduğu birşey değil (yüz seneden fazladır biliniyor ve benimseniyor), ikincisi bilim insanları arasında tartışmalı olan, henüz tam kabul görmemiş birşey değil (aksine günümüz biliminin kabul ettiği temel kuramların zorunlu bir sonucu). Ama elbette, her bilimsel kuram, model, hipotez gibi, bu da günün birinde yanlışlanabilir. Fakat henüz yanlışlanmamışken, aksine bir asırdır bilim dünyasında genel kabul görüyorken, salt ''felsefi'' argümanlarla buna karşı çıkmak anlamlı bir uğraş değil.
Tekrar etmek gerekirse: Planck sabitleri de elbette evrende sürekli bir değişim/dönüşüm olduğunu inkar etmiyor. Fakat Planck Zamanından daha kısa bir sürede herhangi bir değişimden söz etmenin fiziken anlamsız olduğunu söylüyor. Yani günümüz bilimine göre, en küçük, en hızlı değişim bile en az Planck Zamanı kadar bir sürede gerçekleşebilir.
Bundan ''diyalektik'' felsefe için ne sonucu çıkar, buna ''diyalektik'' felsefeyi savunanlar karar versin (Planck sabitlerinden, ''değişimi, dönüşümü reddetmek'' gibi bir sonuç çıkmaz). Ama her halükarda (şayet Planck sabitlerinde ''diyalektiğe aykırı'' birşeyler olduğu düşünülüyorsa) salt ''felsefi'' mülahazalar ile, bilimsel bulgulara karşı çıkmak anlamlı değil.
Fakat bundan şöyle bir sonuç çıkıyor:
Fiziken mümkün olan en küçük zaman dilimi olan Planck Zamanınına bile ''an'' dediğimizde, hiçbir hareket/değişim süreci için ''birşey burada ve aynı anda (aynı Planck Zamanında) burada değil'' diyemeyiz, dememiz anlamlı olmaz.
Sevgili ulpian sanırım planck sabiti ile bilgilerin değil ama çıkarımların yanlış. Varsayalım ki
planck sabiti ile belirlenen sürede "..., (bilebildiğimiz evrende) herhangi birşeyin değişmesi günümüz bilimine göre fiziken imkansız."
Kabul ama şu soruya cevap verebilmen şartıyla: bizim zaman ölçü birimlerimizden olan
1 saniyeyi (atıyoruz onyüzmilyon) planck sabitine böldük ve günümüz bilimine uyarak herbir
planck sabitinde değişim olmadığına iman ettik. Ama 1 saniye sonra değişimin olduğunu hem
deneysel hem de mantıki olarak gördük. (şeytan bunun neresinde ?)
Spartacus diğer başlıkta bu çelişkiyi zenon paradoksuyla anlatmaya çalışmamış mıydı ?
Sevgili ulpian sanırım planck sabiti ile bilgilerin değil ama çıkarımların yanlış. Varsayalım ki
planck sabiti ile belirlenen sürede "..., (bilebildiğimiz evrende) herhangi birşeyin değişmesi günümüz bilimine göre fiziken imkansız."
Kabul ama şu soruya cevap verebilmen şartıyla: bizim zaman ölçü birimlerimizden olan
1 saniyeyi (atıyoruz onyüzmilyon) planck sabitine böldük ve günümüz bilimine uyarak herbir
planck sabitinde değişim olmadığına iman ettik. Ama 1 saniye sonra değişimin olduğunu hem
deneysel hem de mantıki olarak gördük. (şeytan bunun neresinde ?)
Spartacus diğer başlıkta bu çelişkiyi zenon paradoksuyla anlatmaya çalışmamış mıydı ?
sevgili frodo,
birincisi, anlattıklarımda ''iman'' nerede, lütfen bunu açıklar mısın? :) (Günümüz biliminin söylediği birşeyi aktarmama, üstelik her bilimsel cümle gibi, bunun da yanlışlanabileceğini vurgulamama rağmen, ''iman'' kelimesini nasıl layık görebildin ki?)
ikincisi, ''bir saniye sonra'' değişimin olmasında ''çelişki'' nerede? Herşey değişir, dönüşür, bunu hem gözlemleyebiliyoruz, hem ölçebiliyoruz. Fakat ''mantıksal çelişki'' bunun neresinde?
(Mantıksal çelişki örneğin: ''Birşey burada ve aynı anda (tam buradayken) burada değil'' veya ''Birşeyin sıcaklığı 20 derece ve aynı anda (tam 20 dereceyken) 20 derece değil.'' Gözlemlediğimiz, ölçebildiğimiz değişimlerde bu gibi ''mantıksal çelişkiler'' olduğunu mu iddia ediyorsun sen de?)
üçüncüsü, Zenon'un paradoksunun günümüz matemetikçileri ve bilim adamları tarafından nasıl çözüldüğünü, bahsettiğin başlığın ilk yazısında, dipnottaki kaynaklarıyla ben anlatmıştım zaten.
Bu tartışma sizi yormuş anlaşılan :)
Yahu şakayı da ciddiye almaya başlamışsınız :)
Soru şu; anların toplamında değişim dönüşüm hareket varsa en küçük an biriminde değişim
dönüşüm hareket olmayabilir mi ?
C.Sagan akşam garaja koyduğunuz arabayı sabah yolda bulabilirsiniz bu her ne kadar insan,
sağduyusuna aykırı da olsa... diyordu.
Evet, yorulduk sanırım... :)
(Ama 'iman' sözcüğüne aslen kızmadığımı belirtmek için gülücük koymuştum ben de cevabımın yanına)
Soru şu; anların toplamında değişim dönüşüm hareket varsa en küçük an biriminde değişim
dönüşüm hareket olmayabilir mi ?
Evet, olmayabilir. İşte Planck sabitleri de tam olarak bunu diyor.
Yanlış anlaşılmaması için:
''En küçük zaman birimi mantıken vardır, dolayısıyla bu en küçük zaman biriminden daha kısa bir sürede değişim mantıken imkansızdır'' demiyorum.
Mantıken öyle olması zorunlu olduğu için değil, günümüz biliminin bugün esas aldığı temel kuramların sonucu olarak
''fiziken anlamlı en küçük zaman birimi var ve bundan daha kısa bir sürede değişimden söz etmek fiziken imkansız''
Planck sabitleri, işte tam olarak bunu ifade ediyor (benim hatalı bir çıkarımım değil).
Yani başka bir deyişle, günümüz biliminin çizdiği uzayzaman modeline göre evren ''continuum'' değil, ''discrete'', yani ölçeğimizi yeterince küçülttüğümüzde değişimin/hareketin 'sıçramalı' olduğunu görüyoruz.
(Planck'ın kendisi, benimsediği doğa felsefesi gereği, kuramlarından çıkan bu sonucu hiç beğenmemişti ve hep kendi sabitlerinin yanlışlanabilmesini ummuştu. Ama henüz o hayattayken Einstein'ın, daha sonra Bohr'un çalışmalarıyla bu sabitler gittikçe daha iyi desteklendi. Ve bir asırdır yapılan deneyler sonucu, sürekli daha çok benimsendi).
Ha bu da elbette bilimsel olarak yanlışlanabilir günün birinde. Ama yaklaşık bir asırdır bilim dünyası tarafından genel kabul görüyor. ''İman'' etmeyelim ama, günümüz biliminin konsensüslerine de salt felsefi mülahazalarla karşı çıkmayalım (ya da bilimsel olarak yanlışlayalım ve nobel ödülü alalım).
C.Sagan akşam garaja koyduğunuz arabayı sabah yolda bulabilirsiniz bu her ne kadar insan,
sağduyusuna aykırı da olsa... diyordu.
Günümüz biliminde günlük ''sağduyumuza'' (''common sense''), 'intuition'larımıza aykırı olan birçok şey var zaten. Einstein'ın görelilik kuramı da, günlük sağduyumuza tamamen aykırı (örneğin mekanın büklümlenmesi, zamanın farklı yerlerde farklı hızla akması bile ''common sense''imize aykırı).
Kuantum mekaniğinde de bize ''imkansızmış'' gibi gelen, sağduyumuza aykırı olan şeylerden bahsediliyor. Hatta örneğin mermerden bir madonna heykelinin durduk yere kendiliğinden el sallamasının fiziken olasılığı hesaplanabiliyor.
''Akşam garajıma koyduğum araba kendiliğinden yola çıkmış'' cümlesinin (semantik olarak) anlamlı bir içeriği var. Fiilen imkansız olabilir, ama ''mantıken anlamsız'' değil.
Ama ''Araba garajımda ve aynı anda (yani tam garajımdayken) garajımda değil'' gibi bir cümle sadece sağduyuya aykırı değil, içeriği anlamlı olmayan bir cümle. Sagan'ın meşhur ''Safsata Saptama Seti''ne vurduğunda da aynı sonuca varırız.
spartacus
02-02-2011, 18:20
Doğru Tespitten Saçma Sonuçlar Çıkartmak
Ama her doğru tespitten (hatalı bir şekilde) saçma sonuçlar da çıkartabiliriz elbette. Örneğin aynı nehirde iki kez yıkanamayacağımızı, yani nehrin sürekli bir değişim içerisinde olduğunu kabul ettikten sonra, mesela ansiklopedide yazan
'' Kızılırmak, şu havzadaki kaynaktan doğup şu bölgede denize dökülen akarsudur''
gibi bir cümleye karşı,
'' Hayır, böyle birşey diyemezsin, sen daha bu cümleyi yazarken, o ırmak çoktan değişmiş olacak. Bunu demekle harekete karşı çıkmış oluyorsun. Diyalektiği anlamamışsın. İdealizm yapıyorsun.''
gibi bir karşılık vermemiz anlamlı olur mu?
Anlamlı olmaz, çünkü o söze sebep o değil, hareketdir. izah edebilirim.
Ama konu hareket olunca harekete hala düzlemsel dilimlenmiş mesafelerde sekiyor, akmıyor gibi bir düşüncemiz olursa o zaman da mecburuz onu demeye. Söyleyen kişiye göre değil hareketin ne olduğuna göre söylüyoruz, kişisel değil.
Hareketi sanal belirlediğimiz mesafeler içinde, aynen Zenon mantığıyla sektirmek zihni(idealist) bir şey değil mi?
Sebebi şu;
hareket = mesafe değil.
Ama o zihinle biz
hareket=mesafe
yapıyoruz işte idealist taraf burada. Bir kişisellik, şahsi bir itham yok burada...
mesafeleri hareket doğuruyor. Kim kime bağlı o halde?
Planck zamanı dilimide olsa geçmişe gidebilir misin? Geleceğe zıplayabilir misin?
Demek ki hareketle birlikdeyiz ve o kısa AN da olsa, ilk başlangıcı ile finish çizigisi arasında bir mesafe var. Hareket o mesafeyi geçmiyor, arkasına(geçmişe) atarak aşıyor. 1 Planck birimi geçildiğinde tam anlamıyla o dilim artık tamamen geçmişde...
Yani düşüncemizdeki düzlemi ters çevirecez. Önce hareket var sonra mesafe. Biraz düşünelim yeterli...
Aksi taktirde
Önce MESAFE diyoruz. Atıyoruz bilinmez bir geleceğe,2012(gibi düşünelim) dilimler koyuyoruz, bu yaptığımız sanal(nesnel daima bizimle, bizimle olmayan geçmiş ve gelecek, biz ise hareketle birlikdeyiz). Sonrada hareket hadi aşda geleceğe götür bizi diyoruz. İdealizm burada...
Bakalım ne gibi sonuçlara yol açıyor
Hareket ve değişim konusunda Zenon gibi düşünmekle, düşünmemek önemli malesef.
Bir tarafda hareket yoktur, değişim sadece bir yer değiştirmektir(Zenon'un paradoksları yer değiştirtir harekete), işte o yüzden mutlak bir zihnin müdahalesi gerekir dediği için, hareketin özeline iniyoruz.
Değişimi bir yer değiştirmek ama nasıl bir yer, sanal olarak belirlediğimiz || dilimler ve diyoruz ki, işte bu dilim içinde(PLANCK) değişim yok. Ulpian sen bunu demek zorunda kalıyorsun, sebebide harekete bakışın. o zaman ||||||||||||||||||||||||||||||||||||| bu kadar Planck zamanı ve bunun milyon kat Planck zamanıda aşsan(sekiyorsun) değişim olmayacaktır. Çünkü her dilimde değişim olmadığını söylemek zorunda kalıyorsun. O halde bu değişimin sebebi ne? = TANRI oluyor.
Oysa değişim nedir? İşte akan o hareketin bizzat kendisi. O akışı bir dilime sabitlediğin anda artık değişim bitmiştir.
İdealistler değişmez özler savunmuştur. İşte sebebi bu! İşte o yüzden nehir de 2 kez yıkanamazsınız burada önemli oluyor, yalana yanlışa, her konuda kullanılacak bir şey değil o söz. Konu hareket olduğunda sadece. o bir izah biçimi(2500 yıl önce yapmış anlattıklarımı anlatmış o örneği kullanabilmiş, Planck'ı henüz bilmiyor). Bu izahın kendisinin bir önemi yok önemli olan hareketi baz alıp anlamına yönelmek.
Değişimi bir yer değiştirmek ama nasıl bir yer, sanal olarak belirlediğimiz || dilimler ve diyoruz ki, işte bu dilim içinde(PLANCK) değişim yok. Ulpian sen bunu demek zorunda kalıyorsun, sebebide harekete bakışın. o zaman ||||||||||||||||||||||||||||||||||||| bu kadar Planck zamanı ve bunun milyon kat Planck zamanıda aşsan(sekiyorsun) değişim olmayacaktır. Çünkü her dilimde değişim olmadığını söylemek zorunda kalıyorsun. O halde bu değişimin sebebi ne? = TANRI oluyor.
Hayır Spartacus,
''Bir Planck zamanından daha kısa bir sürede değişimden söz etmek fiziken anlamlı değil'' cümlesinden (ki bu benim öznel düşüncem değil, günümüz biliminin benimsediği bir gerçek), ''o halde Planck zamanının milyon katı zamanında da değişim olmayacaktır'' diye bir sonuç çıkmıyor.
Şu an benim şahsi düşüncelerime karşı çıkmıyorsun. Modern bilimin bir asırdır benimsediği ve gittikçe daha iyi desteklenen bilimsel bir gerçeğe karşı çıkıyorsun. Lütfen önce şunu bir anla. Yahu bu kadar zor olmasa gerek. Madem umumi bir forumda tartışıyoruz. Şöyle birkaç gününü ayırıp, neymiş bu Planck sabitleri, neye dayanıyormuş, ne ifade ediyormuş diye bir bak. Sonra eğer benim söylediklerimle bilimin söyledikleri örtüşmüyorsa, o zaman gel karşı çık.
Tekrar:
''fiziken anlamlı en küçük zaman birimi var ve bundan daha kısa bir sürede değişimden söz etmek fiziken imkansız''
Planck sabitleri, işte tam olarak bunu ifade ediyor (benim hatalı bir çıkarımım değil).
Yani başka bir deyişle, günümüz biliminin çizdiği uzayzaman modeline göre evren ''continuum'' değil, ''discrete'', yani ölçeğimizi yeterince küçülttüğümüzde değişimin/hareketin 'sıçramalı' olduğunu görüyoruz.
(Planck'ın kendisi, benimsediği doğa felsefesi gereği, kuramlarından çıkan bu sonucu hiç beğenmemişti ve hep kendi sabitlerinin yanlışlanabilmesini ummuştu. Ama henüz o hayattayken Einstein'ın, daha sonra Bohr'un çalışmalarıyla bu sabitler gittikçe daha iyi desteklendi. Ve bir asırdır yapılan deneyler sonucu, sürekli daha çok benimsendi).
Ha bu da elbette bilimsel olarak yanlışlanabilir günün birinde. Ama yaklaşık bir asırdır bilim dünyası tarafından genel kabul görüyor. ''İman'' etmeyelim ama, günümüz biliminin konsensüslerine de salt felsefi mülahazalarla karşı çıkmayalım (ya da bilimsel olarak yanlışlayalım ve nobel ödülü alalım).
Sen oradan istediğin kadar, ''hareketi sıçrama olarak düşünemezsin, Zenon'un yaptığı hataya düşersin, bu idealizmdir'' gibi şeyler söyle... Günümüz bilimi yukarda yazdığımı diyor... Ölçeğimizi yeterince küçülttüğümüzde evren (günümüz bilimine göre), ''continuum'' değil ''discrete'', yani hareket/değişim, mümkün olan bu en küçük ölçekte artık ''tedrici'' değil ''sıçramalı''.
Zaten asırlar önce sürdürülen idealizm-realizm tartışmalarına hapsolmuş bir bakış açın var. Söylenen herşeyi iki bin yıl önce yaşamış idealist bir Yunan filozofunun söyledikleriyle ilişkilendirip, buradan hareketle karşı çıkmaya kalkıyorsun.
Örneğin ben zaten realist, materyalist ve nominalistim. Yani mesela görünmez bir evrende ''ırmak'' diye değişmez bir protipinin olduğunu ve bu evrendeki ırmakların o prototipin birer yansıması olduğu filan gibi saçmalıklara inanmıyorum. İsim koyma eyleminin, bir soyutlama ve genelleme sonucu olduğunu biliyorum.
Örneğin Ağrı Dağı'na ''Ağrı Dağı'' ismini koyarken, dağdaki tüm canlı, minarel, atom, elektron vs. gibi şeylerin tamamını baz almıyorum, soyutlama ve genelleme yoluyla bazı genel özelliklerin baz alınarak ''Ağrı Dağı'' isminin verildiğini söylüyorum. Ve bu, hiçbir şekilde ''Ağrı Dağı'' olarak isimlendirdiğimiz şeyin değişmez, dönüşmez olduğu iddiasını içermiyor. Sonra diyorum ki, ''Ağrı Dağı'' göstergesini/sözcüğünü aynı anlatım içerisinde hep aynı anlamda (hani isim koyarken genelleme/soyutlama sonucu baz aldığımız anlamıyla) kullanmamız gerekir, yani ''A, A'dır''. Sen bana diyorsun ki, ''bunu demekle şeylerin özünün değişmeyeceğini iddia etmiş oluyorsun, idealizm yapmış oluyorsun''. Ne alaka?
spartacus
02-02-2011, 20:50
Sevgili Ulpian anlamıyorsan bu son yazım bu konuda, anlayabilmekle ilgili bilimle değil..
Bilim bir zaman aralığında hız ölçüyor. Sende bu en kısa zaman birimim AN diyorsun. Bilim daha kısa zaman nesnel olarak şu an mümkün görünmüyor diyor. Bak DİLİM olarak... O bir süre, yani oda geçilir bir şeyki zaman birimi olmuş. O sürenin start çizgisi ile finish çizgisi arasında-içinde bir geçmişlik yok mu?
Planck uzunluğu belirli bir zaman da hareketin kat ettiği mesafe, iyi düşün! Demek ki bir mesafe kat ediliyor, ne kadar küçük olduğu önemli değil.... Planck sabitininde yarısı var, çeyreği var, olmasa BİRİM ZAMAN kullanmayız. Hareket akışkan haliyle o zaman diliminde o kadar mesafe akmış oluyor... zaman ne? Geçen bir şey değil mi= Bir süre.
Hareketin KENDİSİNİ nasıl bölüyorsun?
Yani Planck mesafesininde yarısı var, çeyreği var! Zenon'dan farkı ne bunun, Ok'un hedefini değiştiriyorsun o kadar, çok daha fazla kısaltıyorsun..
Bu hareketde zaman'nın hareketi, düzlemsel, coğrafi bir mesafe değil!
resimle çiziyorum...
Bunlar Planck mesafeleri.
|Sen Buradasın ŞİMDİ saat, dakikan ne ise|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Sağdakiler geleceğin ÖNÜNE(GELECEĞE) SANAL olarak dizdiğimiz Planck Mesafleri... ister zaman ister hareket.
Senin dediğin gibi düşünsek var mı böyle bir nesnellik...
Oysa gerçek tam tersi, ZAMANIN ÖNÜNDE HİÇ BİR TANIMLANABİLİR nesnel mesafe yok.
Tüm mesafeler, sadece şimdi ve geride bıraktıkları dilimler.
İşte 1 Planck dilimini YARATMAK için hareket kesintisiz bir biçimde geleceği yarıyor. Yani kesintisiz.
O hareket, belirli bir zaman diliminde BELİRLİ bir yol kat etti. Buna Planck uzunluğu de!
Şimdi Planck uzunluğunun START aldığı an ŞİMDİ.
Finish çizgisi aşıldığı an 1 Planck zamanı geride kalmış olur.
O halde arada hareketin her akışı bir geçmişdelik(start çizgisi-finish çizgisi arası) bırakıyor ki, Planck mesafesi TAMAMLANSIN!, Planck mesafesi oluşsun, aksi taktirde durması gerekir!. Çünkü geleceğe akıyorsun.
Eğer bu olmasaydı hareket de değişim de olmazdı! Bir planck dan birine geçmek değil bak. Oysa o hareket akacak ki o mesafeyi YARATSIN! O mesafenin anası hareket olay bu. İşte değişim o hareketin kendisi, kesintisizliği! Aynı anda şimdi-geçmiş olayı....
Özellikle burası önemli..
Dünyanın dönmesiyle anlatayım...
Sağa dönüşü Gelecek olsun
Sola dönüşü Geçmiş
Bu bir hareket değil mi!
Sen diyorsun ki Dünya 1 birimde sağa, 1 birimde sola dönüyor. (1-1=0) NASIL İLERLEYECEN! HAREKET BÖYLE YAPSA YOL ALIR MI DİYORUM! Zaman da böyle, hareketde... yani bir birinde, bir diğerinde değil KESİNTİSİZ. GEÇMİŞ-GELECEK bir ZITLIK. ikinin arasına 1 Planck mesafesi korsan(varmı öyle bir mesafe) nasıl ortaya çıkacak bu mesafe? Hareketi geçmiş ile geleceğin içine hapsetmiş oluruz.
Olay Bu Ulpian, hareketin önünde hiç bir düzlem yok, o GELECEĞE, NESNELLİĞİ OLMAYAN bir YOKLUĞA AKIYOR. An be an YOK EDEREK AKIYOR, sadece ŞİMDİ var ve o akışkan, hiç durmuyor, sadece akıyor.
Tren ve Raylar gibi düşün...
Trenin önünde hiç ray yok.(farzet) (ön tarafı GELECEK zaman)
Trenin hareketi RAYLARI YARATIYOR.. Yani tren raylarda gitmiyor tam tersi, rayları doğuran trenin hareketi...
Bizde Trenin tam UÇ noktasındayız. İşte orası ŞİMDİ(DEDİĞİMİZ)
Senin dediğin gibi düşünsek nasıl olacak? Sekmek zorundayız ama YARATILMAMIŞ BİR PLANCK dilimine oysa biz onu kesintisiz aşıyoruz biz ilerlemeden(kesintisiz akıyoruz, şimdi ve geçmiş kesintisizlikle oluşuyor, dünyanın dönmesi gibi) Biz ilerledikçe mesafe azar azar aşılıyor, Planck mesafesi ise azar, azar geçmişde kalıyor ve bu ilerleme sekme değil, Planck mesafesini yaratarak. Aksi taktirde
|ŞİMDİ|PLANCK MESAFESİ GELECEK ZAMAN ||PLANCK MESAFESİ GELECEK ZAMAN ||PLANCK MESAFESİ GELECEK ZAMAN ||PLANCK MESAFESİ GELECEK ZAMAN |
O mesafeye tam doldurarak nasıl sekecez, seksek zaten PLANCK mesafesi olmaz ki! Kat etmemiz gereken bir mesafe, ortaya çıkartmamız gerken bir mesafe, işte idealist tarafı burada. Planck mesafeleri gelecekden değiş, ŞİMDİDEN-GEÇMİŞE doğru oluşuyor, NESNEL GERÇEK SADECE ŞİMDİ ÇÜNKÜ, ne geçmiş, nede gelecek!
Olay bu.
Bir kez de unut kalıpları
Önce hareket
Sonra mesafe...
Planck sabitininde yarısı var, çeyreği var, olmasa BİRİM ZAMAN kullanmayız. Hareket akışkan haliyle o zaman diliminde o kadar mesafe akmış oluyor... zaman ne?
Yahu sevgili Spartacus,
tekrar ediyorum:
- Ya Planck sabitinin dayanakları olan, günümüz biliminin kuramlarını bilimsel olarak yanlışla (ki direkt nobel ödülü alırsın) ve bilim dünyasında senin söylediğin geçerli olarak tanınsın. O zaman senin dediğini benimserim.
- Ya da, kozmosunu seversen, birkaç gününü ayırıp, bilimde Planck sabitleri, mekanın, zamanın en küçük birimleri ne anlama geliyor, neye dayanıyor, genel olarak bir anlamaya çalış. Ve eğer bilimin söyledikleri benim söylediklerimle örtüşmüyorsa, o zaman gel karşı çık, tartışalım.
Ama bu şekilde tartışmamız anlamsız.
Ben, şahsen çok sevdiğim için, bana huzur verdiği için filan Planck sabitlerinden bahsetmiyorum ki. Planck'ın bizzat kendisi de kendi sabitinden çok huzursuz olmuş. Ama dediğim gibi bir asırdır gittikçe daha çok desteklenen bilimsel birşey bu... Forumda yazı yazarak çürütmeye çalışmak pek anlamlı değil.
Hani desen ki, ''bak ulpian, bilim evet bunları diyor, ama senin sandığın gibi şunu demiyor, daha çok böyle bakıyor olaya''... O zaman kendi bilgilerimi gözden geçirmeye çalışırım, tekrar bu konuyla ilgilenirim söylediklerin ışığında. Ve verimli bir başlık olur benim için de.
Ama böyle, salt felsefe yaparak ''boş ver bilimi, bilim sadece ölçüm yapar, hareket aslında şudur'' gibisinden karşılıklarla tartışmak anlamlı ve verimli değil.
Günümüz bilimine göre, ölçeğimizi yeterince küçülttüğümüzde, fiziken mümkün olan en küçük zaman ve mekan birimlerinde, değişimin tedrici değil, sıçramalı olduğunu görüyoruz.
Bundan hoşlanmasak da, felsefemize uymasa da (Planck'ın da felsefesine uymuyormuş zaten), bilimin bir asırdır ve şu anki pozisyonu bu.
Ya bilimsel olarak yanlışla, ya bilimin aslında böyle birşey demediğini, farklı birşey söylediğini göster. Ya da nolursun, tartışmayalım bu konuda.
Sevgili ulpian sanırım planck sabiti ile bilgilerin değil ama çıkarımların yanlış. Varsayalım ki
planck sabiti ile belirlenen sürede "..., (bilebildiğimiz evrende) herhangi birşeyin değişmesi günümüz bilimine göre fiziken imkansız."
Kabul ama şu soruya cevap verebilmen şartıyla: bizim zaman ölçü birimlerimizden olan
1 saniyeyi (atıyoruz onyüzmilyon) planck sabitine böldük ve günümüz bilimine uyarak herbir
planck sabitinde değişim olmadığına iman ettik. Ama 1 saniye sonra değişimin olduğunu hem
deneysel hem de mantıki olarak gördük. (şeytan bunun neresinde ?)
sevgili frodo,
''neden bu anlattıklarımda mantıksal bir sorun olduğunu varsayıyorlar'', diye biraz düşünmeye çalıştım. Ve sanırım şimdi daha iyi anlayabiliyorum, neden kabul etmediğini.
Bu yüzden yukardaki cevabıma ek olarak:
Yukarda mavi olarak işaretlediğim, benden alıntıladığın cümlenin ''...'' olarak verdiğin başında demiştim ki:
Bir Planck Zamanı (yani yaklaşık 10 ^ -43 saniye, yani 1 bölü ''43 sıfırlı bir sayı'') biriminden daha kısa bir sürede,...
Burada vurgu ''daha kısa'' ifadesinde.
Yani bilebildiğimiz evrende her türlü değişim ancak bir planck biriminden diğerine geçişte mümkün oluyor. Aynı Planck zamanı içinde (Planck zamanından daha kısa bir sürede) değişimden bahsetmek fiziken anlamsız, çünkü en küçük, en hızlı değişim bile en az iki planck birimini kıyasladığımızda ortaya çıkabiliyor. (Dediğim gibi, bu sırf teknik ölçülebilirlik meselesi değil, günümüz bilimine göre planck biriminden daha kısa bir sürede değişimden bahsetmek fiziken anlamsız.)
Bir planck biriminden diğerine geçişte sıçramalı olarak bir değişim var. Dolayısıyla dediğin gibi ''onyüzmilyon'' planck birimi süresine baktığımızda da elbette değişim var. Mantıksal bir çelişki filan yok burada.
Ama evet, evrenin en küçük ''kuantum''lara bölünmüş olduğu, günlük ''commen sense''imize aykırı gelebilir. Dediğim gibi bizzat Planck da bu düşünceden rahatsız olmuş. Fakat bir asırdır gittikçe daha çok desteklenen bilimsel evren modelimiz bu işte.
Ve bu sadece zaman ve mekan için de geçerli değil. Örneğin enerjisi çoğalan veya azalan bir cisimde de, bu artış ve eksiliş tedricen gelişmiyor. ''Kuantum'' dediğimiz fiziken mümkün en küçük paketçiklerlin artması veya eksilmesiyle gerçekleşiyor. Örneğin bir paketçiğin birimine h diyorsak, bir cisim ancak h veya 2 x h, 3 x h, ... 10.000.000 x h vs. büyüklüğünde enerji alabiliyor veya verebiliyor.
Yani fiziken mümkün olan en küçük ölçekte, evrenimizde herşey tedricen değil, sıçramalı olarak gelişiyor, değişiyor, hareket ediyor.
Bunun ''diyalektik felsefeye'' aykırı bir yanı var mı, siz karar verin. Ama eğer varsa, felsefenizi revize etmeniz bence daha makul olur.
(Gerçi Engels'in ''doğada sıçrama'' bağlamında yazdığı bazı şeyleri baz alarak, ''bakın, modern bilim kaç yıl sonra Engels'in dediklerini doğruladı'' sonucu bile çıkartılabilir biraz zorlayarak. :) )
İvan Karamazov
03-02-2011, 00:01
şu zamanın süreksizliği ve değişim hakikaten kafa karıştırıcı bir iddia ama bunu algılamak için planck zamanına kadar inmeye de gerek yok. hepimiz filmlerin sürekli olmadığını biliyoruz. çok kısa sürede birçok resim görünce hareketi algılayabiliyoruz değil mi? bir sürü minicik değişim bir araya geliyor ve hareket oluşuyor.
başka bir örnek de vereyim: mesela şehirlerdeki elektriğin frekansı 50 hertzdir. bu demek oluyor ki: aslında ampuller bir saniyede 50 kez yanıp sönüyor. fakat ampulü sürekli yanıyormuş gibi algılıyoruz. hani böyle çok uzaktaki ışıklara baktığımızda onları yanıp sönüyor gibi algılamamızın sebebi bu 50 hertz... (ama ışığın yanıp sönmesini yakından niye göremiyoruz da uzaktan görebiliyoruz, bunun sebebini hatırlamıyorum tam olarak :))
yani biz bu kadar büyük süreksizliği bile hareket/süreklilik olarak algılıyorken planck zamanına pek şaşırmamak gerek. ayrıca bu mekan/zaman süreksizliği kuantum fiziğinde var. görelilik kuramında mekan/zaman sürekli kabul ediliyor.
spartacus
03-02-2011, 01:45
Ulpian
Felsefeyi ben değil sen yapıyorsun, sen mantık hatası yapıyorsun diye ben felsefe sen bilim mi yaptığını sanıyorsun? Okumadan yazdığın belli... İspatlı işte senin hareketi SEKTİRDİĞİN, yine ispatlayım...
Zenon OK'u FINISH noktasından mı başlatıyordu, sen her şeyi finish noktasından başlatıyor ve bitiriyorsun, SIFIR zamanda yapıyorsun bunu Hareket ile zamanın DOĞRU orantılı olduğunuda önemsemiyorsun, sadece Planck mesafesi senin derdin. Ya doğru orantı ne olacak! Zaman akıyor işte o arada, sekmiyor. Sekse mistik şeyler üretmemiz lazım.
Zaman ve hareket makro düzeydede, mikro düzeydede doğru orantılı...
zaten hareketin hızı= mesafe değil(öyle olsa bilmem kaç metre mi?)
zaten zamanın hızı = zaman dilimi değil... öyle olsa (zamanın hızı= 1 saniye mi?)
yani hala sen mesafeleri bölüyorsun, kesintisizlik nasıl bölünebilir, kesintisiz akış nasıl bölünebilir bunu anlatabilsen tamam diyecem sana...
Zenon'la aynı yöntem ama sonsuza kadar bölünmez dedin, bölebileceğin en küçük noktaya böldün ve Zenon'la aynı şeyi yapıyorsun, sen senin bölemeyeceğin noktalar var ediyorsun, iyide arkadaş hareket kesintisiz, önüne -ki sen koyuyrosun- nokta koymana gerek yok aslında! O noktaları yanyana dizince ne fark ediyor, işte oldun noktasız!
hızı mesafelere nasıl bölersiniz? Aşacağı Mesafeleri bölüp, hareketi böldüğünü düşünüyorsun... umursamıyor bile o mesafeleri hareket kesintisiz çünkü, yani sayabileceği bir değer yok...
Böyle çalışıyor sistem
(+)(-)(+)(-)(+)
(+) Şimdi
(-) Geçmiş birlikdeler... ama akarak, zıplayarak değil...
Ama senin çözümündeki gibi, gerçek zaman +1(1 planck mesafesi ekstradan) değil...
Dünyanın aynı anda sağa ve sola dönmesi gibi (+) (-) demek ki mümkün müş...
Neyi sayacak hareket.. ardına atıyor her şeyi, sanala bırakıyor, geleceğe yol alıyor sürekli, bir noktayı çentikleyip yarattığı mesafeleri sayıyoruz bizde işte.. Hareketin hızı yavaşlarsa aynı, hızlansa aynı...
Dünya hızlıda dönse sistem net, yavaşda dönse sistem net..
Planck mesafelerine böldüğümüzde farklı bir şey mi oluyor?
Bu benim dediğim!
|
|....................|
|
|....................|
Üstdeki kırımızı çizgi(|) hareketin SIFIR(en uç) noktası altdaki Planck Mesafesi(|...|), altındaki akacak olan zamanın sıfır yani uc(şimdi) noktası(|), altında ise Planck Zamanı!(||)
Hareket ve zaman birlikde akıyor Planck mesafelerini yaratıyor ve sürekli ardına düşürüyorlar. Finish noktasına geldiğinde zaman ardında akmış, 1 Planck Zamanı bırakıyor yani, geçmişe bırakıyor zaman Planck zamanının belirli bir miktarını, gelecekden alıyor belirli bir miktarını geçmişe bırakıyor... Bitene kadar böyle devam ediyor olay bu...
Sana sorduğum soru net
O resimdeki hareket o mesafeyi(planck mesafesi) sekerek mi aşıyor AKARAK MI?
Oysa sen şöyle yapıyorsun, SIFIR ZAMANDA YAPIYORSUN BUNU, üstdeki hareketin en uç, sıfır noktasını, neden PLANCK uzunluğunun finish noktasından başlatıyorsun diyorum ? Bir şey kesintisiz ise BOŞLUK tanımaz ki, Planck mesafesi bile olsa.
Buda Senin dediğinin şekli...
Sen ışık hızının en uc SIFIR noktasını düşüneceksin bir maddi uzunluk eklemeden, yani Planck Mesafesinden Planck Mesafesi kadar kısa bir ucdan başlıyor hareket sen ise tersini yapıyorsun...
.....................| (Senin Start Noktası=Finish noktası Planck uzunluğunun %100 çiziginden, bu kadar boşluk yarattın uzayda)
|....................| (Planck Uzunluğu %100, aradaki %99 nerede, gelecekten 1 Planc mesafesi çaldın sen?)
......................| (zamanıda buradan başlatıyorsun Planck zamanının %100 noktasından, yani zaman=SIFIR)
|....................| Planck Zamanı (%100 de olduruyorsun hareket gibi aradaki %99 nerede?)
SIFIR zamanda Plank Mesafesi kat ettiğini, içinde hiç değişim olmadığını iddia ediyorsun iyide zamanla-hareket doğru orantılı nasıl olacak? Yani uzayda Planck mesafesi kadar bir boşluk açtın! Şu an biz zamanın Planck zamanı kadar önündeyiz sana göre bu zaman bizi nasıl yakalayacak! her Planck mesafesinde %100 ile %100 arası sekiyoruz ve sürekli 1 önümüze, 1 ardımıza boşluk atıyoruz.
yada bu sekmeleri +,+,+ diye Toplayacak bir Tanrı şart, Zenon'un Paradoksuna matematik Çözümü ile aynı şey. (kesintisiz hareketi Planck Mesafeleriyle böldün, Planck mesafesi kadar sektiriyorsun çünkü, kabul etmiyorsun hareketin o mesafeyi sekerek değil akarak aştığını)
Hiç zaman geçmeden=SIFIR zaman da
Planck zamanı %100
Planck mesafesi %100
SIFIR ZAMAN DA Planck zamanı nasıl %100 oldu?
Oysa
Bilim
Planck mesafesi = Ölçülebilecek en kısa mesafe
Planck zamanı = Ölçülebilecek en Kısa Zaman aralığı
Bunlar şu demek değildir
Planck Zamanı = VAR OLAN en kısa zaman aralığı demek değildir, aksine zaman kesintisiz aktığı için Planck zamanını tüketerek ortaya çıkartıyor, sekerek değil.
Hareket eden bir şeye boya ile dokun bakalım çizgiler arkada mı oluşuyor önünde mi? (kesintisiz oluşacak arkaya doğru)
İşte o Planck Zamanı da, Mesafeside Startla birlikde geriye düşüyor, o an zaten şimdi-geçmiş başlıyor, zaman ve hareket akarak tüketiyor arkaya atıyor mesafeleri, Finish'e kadar sekmiyor, tüketiyor kesintisiz. Sadece hala bu dilimleri ÖNE koymuş olmanda sorun. Oysa onlar geçmişe düşüyor..
Aramızda Bilim değil, sadece 1 Planck zamanı fark var, senin yöntemin 1 Planck zamanı uzayda boşluk atmak, tabi içinden geçemeyeceğimiz gelecek zamana attın sen bunu...
spartacus
03-02-2011, 14:58
Anlamıyorsunuz, bu şekilde anlayamazsınız! Yazdıklarımı Vaaz diye okuyorsunuz. Vaaz din adamlarının işi. Bir kezde tiye almak için değil anlamak için okusanız !
2 ZITLIĞIN BİRLİKTELİĞİ = HAREKET...
Evrensel Zaman = Evrensel Hareket(ışık hızı, olabilecek en hızlı zaman(değişim hızı))
Evrensel zaman(ışık hızı)+ışık hızında gitmek = sıfır zaman...
Kütle çekimi zamanı yavaşlatır. Çünkü hareketi yavaşlatır buda aynı oranda daha fazla baskı altında kalmak demektir...
Uzayda ne kadar hızlı yol alır ve ne kadar kütle çekiminden kurtulursunuz o kadar genç kalacaksınız... Çünkü siz evrensel zamanın hızına daha fazla yaklaştınız(o halde demek ki daha az kütle çekimine maruzsunuz) buda evrensel değişimden daha az etkilenmek demektir.
Doğru orantılar sürüyor;
hareket ile öznel zaman ters orantılıdır. baskı altında zaman yavaşlar geçmek bilmez! Kütle çekimi altında olmak demek baskın bir harekete maruz kalmak demektir bu halde siz daha hızlı yaşlanıyorsunuz ve zaman daha yavaş akıyor. 1 saniyede(evrensel zamana göre) 10 hücre değişirken siz artık 20 saniye 10 hücre değişiyorsunuz çünkü baskı altındasınız ve hareketiniz yavaşladı, o hareketden ortaya çıkan öznel zamanınızda yavaşladı!
Kütle çekimi = zaman yavaşlar...
Genç kalmak = zamanın hızlı akmasıdır
Yaşlılık ise = zamanın yavaşlaması
Sadece hareketle ilgili kafanızdaki şablonu ters çevireceksiniz...
Işık hızına erişirseniz evrensel zaman sizin için sadece sizin için durur. Ve evrenden ayrılmazsınız, siz ışık hızında gidin ben normal sizle aramızda evrensel ZAMAN FARKI değil DEĞİŞİM farkı olur! bu yüzden siz ışık hızına erişirseniz ben ihtiyarlar siz genç kalırsınız ama sizle ben AYNI şimdide oluruz.
Şimdi bu sözümü dikkate alın ve anlattıklarımı anlamak için okuyun!
"Her şey AKAR" Herakleitos (2500 yıl önce, bu ilkellik değil! bu diyalektikçi filozof o zamanın bilim adamı)
Okumadan-anlamadan yorum yapmayın, anlamadığınız aksi düşündüğünüz yer varsa yargılamadan önce SORUN! Dalga geçecekler benimle muhatap olup bana yazmasın.
Siz değişimi içinizdeki milyonlarca harekete borçlusunuz!
Evrensel zaman evrendeki en hızlı hareketle ortaya çıakr = ışık hızı
Sorun benim düşüncem değil sizin anlayamıyor, idrak edemiyor oluşunuz!
Çünkü idealist düşünüyorsunuz ama yinede bana gülüyorsunuz.
Bu sefer en basitinden gidecez, anlayamıyor olmanızın SEBEBİ zaten (diyalektiği tersten işleten)FORMEL MANTIĞIN ta kendisi! Yani idealizm... unutun ön yargılarınızı bir,,,,, ciddiyetle okuyun!
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/2/2c/Rotating_earth_%28large%29.gif/200px-Rotating_earth_%28large%29.gif
Şimdi dünyanın dönüşü kesintisiz değil mi?
Neden aynı anda sağa ve sola dönüyor?
Önce daha anlaşılır kılalım...
Araçların lastiklerini hiç izlediniz mi? Nasıl yol alabiliyorsunuz= LASTİĞİN ÜST TARAFI İLERİ ALTI GERİ GİDERSE araca göre siz ileri gidiyorsunuz, tersi olursa araca göre geri. Doğru mu? İşte hareketin bölünemezliği ve geçmiş ile geleceğin birlikteliği sadece budur! Birisinden birisi yoksa HAREKET OLMAZ. BAKALIM;
Aracın lastiğinin üst tarafı ileri gitmiyor = altıda geriye dönmüyor = hareket yok
Aracın lastiğinin üst tarafı ileri = altıda geri = hareket var (araca göre ileri)
Aracın latiğinin üst tarafı geri = alt tarafı ileri = geriye hareket var(bu size göre)
Oysa uzayda sabit düzlem yoktur. Hareket açısından neyin ileri neyin geri olduğunun zerre kadar bir değeri yok.
Bir hareket sağa ise uç tarafı ileri ardı geridir.
aynı hareket eden şey sola gitmeye başlarsa, demin arka olan şimdi ileridir
Uzayı düzlemleri, SANAL NOKTALARA VE YÖNLERE bölmek sadece zihnimizin işidir. Kafanız şablonlarla dolu! O yüzden anlattıklarım size kaval geliyor..
Neden çünkü HAREKET YÖNDEN BAĞIMSIZDIR, hareket mesafe tanımaz, mesafeden bağımsızdır, hareket boşluk tanımaz boşlukdan bağımsızdır. DÜNYA nın ne kuzeyi ne güneyi, ne aşağı ne üstü yok, onu biz belirledik, oysa o YÖNDEN BAĞIMSIZDIR. Yüzlerce yöne bölebilirisniz ve böle böle ulaşacağınız son nokta bölünemezliktir... Çünkü uzay yönden bağımsız! bölünemezliği sonuna kadar bölün işte yine yönsüz kaldınız!
Siz formel mantıkla NESNEL'İ YÖNE BAĞIMLI KILIYOR ve gerçekten kendi yediğiniz halta İNANIYORSUNUZ!
Dünya neden aynı anda sağa ve sola meselesi, üstdeki anlattığım lastiği 90 derece çevirdik, yatay yaptık!
neden sağ ve sola dönüş birlikde?
Çünkü hareketin ardına attığı mesafeyi çeviriyor, yani gelecek-geçmiş ayrımı yok ikiside birlikde.(ne tarafından bakarsanız bakın) Yani geçmiş(sol) - şimdi(orta) - gelecek(sağ), arasında şimdide(orta) yol alıyor. İkisinin arasında ise hareket namına tek gerçek olan şimdi var, ister tersden bakın dünyaya, ister düzden tek gerçek şimdidir, değişen sadece mesafeler. Sayabileceğiniz hiç bir şey olmaz hareketin kendisinde, siz ancak hareketin ortaya çıkarttığı unsurları sayarsınız, kesintisizliği sayamazsınız çünkü |(+)(-)| BİRLİKTELER!
Şu dönen dünyaya bir iğneyi getirin, ve izleyin!! ne oldu? İşte aynı anda geriye atıyor, ve aynı anda ileri ve siz tam ikisnin orta yerindesiniz...Yani tam ikisinin SIFIR noktasındasınız, öpüşme noktasındasınız, yani bölünemezlik noktası... Yani gece ile gündüzünde öpüşme noktası yani, işte zaman ortaya çıkıyor! Ama nasıl BİR ŞİMDİLİĞİN İÇİNDE DÜNYANIN HAREKETİYLE...
Buradasınız = * (yapalım)
(+)*(-) olay bu... Aynı anda olmasa KOPUP PARÇALANIRDINIZ, 2 zıtlığın arasında İÇE ÇÖKERDİNİZ Kara Delik gibi...
Yani düşünün size doğru gelen yolu önce kat edip, bir süre sonra nasıl arkanıza atarsınız!!!!!!! Bu bir BOŞLUK YARATMAK değil mi? Kim kurtaracak yarattığınız boşlukdan sizi? Tanrı mı?
Şimdide Hareketi Bir OK'un hareketine göre bakıp, Düz bir düzleme Alalım...
Geçmiş_____________________Gelecek
Bu ok AYNI ANDA YAKINLAŞIYOR/UZAKLAŞIYOR![(+)(-)|] Neyi bölmeye kalkıyorsunuz bölünemezliği... Yahu bölemezsiniz sadece mantıksızlık yapıyorsunuz.
Eğer bölebilse idiniz OK PARÇALARA AYRILIRDI, böldüğünüz her bir dilim oku parçalardı, kesintisizlikde BOŞLUK yaratmış olurdunuz!
Bu ok eğer dairesel olmaya başlarsa aynı anda, uzaklaşma-|şimdi=ok hep burada|-yakınlaşma dairesel hal alacak! çünkü ardına attığı mesafe ile önüne aldığı mesafe birlikdelerdi, şimdide birlikte olacaklar ve mesafelerde dairesel, o halde kendi içine dönen bir yakınlaşma-uzaklaşma durumu var! Bu dairesillikde karşıtlık SAĞA-SOLA aynı anda dönmek olarak ortaya çıkar!
hareketde GERÇEK nerede?
|.......geçmiş=sanal.......|şimdi=gerçek, burada|.......gelecek=sanal......|
İşte değişim geleceğin aşıldığı anda(sanala atılması) birlikde gelecekten pay almaktır, hareket budur, bunu bölemez ve sayamazsınız! o sıfır noktasıdır. Işık ile karanlığın öpüştüğü noktadır(öyle düşünün)! orada ne tam ışık(gelecek) vardır nede tam karanlık(geçmiş), sıfır noktasıdır.
Siz Ancak akışınızın ardına attığı mesafeyi SANAL olarak sayabilirsiniz, bir şimdilik belirlersiniz ve başlarsınız saymaya. 1 geçmiş(sanal oldu, yalan oldu)+1 geçmiş+1 geçmiş= 3 zaman geçti(yalan oldu). 3 zaman daha önünüze varsaysanız ne olur? 3 zaman sonra dersiniz, sanala akacaksınız artık! Çünkü geçen zaman değil akan sizsiniz buda = değişimin bizzat kendisi!
Dünya dönüyor
1 geçmiş(yalan oldu)+1 geçmiş+1 geçmiş+1 geçmiş
Sayıyorsunuz ama tüm saydıklarımız sanalda! Gerçek ise bizimle Sultan Süleymanın iskeleti bile burada, bizimle! O sadece hareketini(o akışı) kaybetti, artık başka hareket(akış) içinde ve öznel zamanı onun içinde işliyor. (etin öznel zamanı ile kemiğinki bir değildir, işte çelişki, ilişkiler yapıyor bunu, işte diyalektik yine burada)
Anlıyormusunuz geçmiş-şimdi-gelecek zıtlık düzlemini? Her geçmiş yok(yalan), her gelecek yok(yalan), tek gerçek var şimdi ve siz! Ve o şimdinizde aynı anda geçmişi ve aynı anda geleceği öpüyoruz, biz öpüşme noktasındayız yani sıfır da! aynı anda olamasaydık, parçalanırdık!
Birde DÜNYA(ÖZNEL) ZAMAN OLARAK BAKALIM
Dünyanın GÜNEŞ ETRAFINDA dönüşü = HAREKET= Dünyasal Zaman
Dünya dursa = dünyasal zaman duracak.
Dünya aynı anda zıt yönde dönmese = hareket olmayacak = dünya durdu =formel mantık=idealizm
Dünya Aynı Anda Zıt yöne dönse = hareket = dünya dönecek = zaman = diyalektik = materyalizm
Şimdi Diyalektiği TERSİNE ÇEVİRELİM = FORMEL MANTIK
Formel mantık diyor ki, dünya ya sağadır yada sola..
Formel mantık diyor ki bir cisim ya yaklaşıyordur yada uzaklaşıyor...
Formel mantık diyor ki ya geçmiş yada gelecek
Bakalım Bu ters diyalektik ne iş yapıyor.
Ya yaklaşıyor ya da uzaklaşıyor
Uzaklaşıyor dediniz (işte hareket durdu ve örneğin HAREKET EDEN OK PARAMPARÇA OLDU)
Oysa o cisim aynı anda GELECEĞİNE(SANALINA) YAKLAŞIYOR VE AYNI ANDA GEÇMİŞİNİ YARATIYORDU(SANALINA ATIYORDU).
Siz hareketi duruduyorsunuz bu ise idealizmdir. Zihnidir! Sanallıkdan birinden birisnde kalmaktır.
"Her şey akar" (herakleitos = dünya dönüyor = aynı anda gelecek-geçmiş birlikde= zaman)
1 ay sonranız = SANAL
DÜNYA henüz o hareketi tamamlamadı oraya gelmedi, çünkü hareketde tek gerçek vardır ODA ŞİMDİDİR.
Dünya 1 ay öncede değil
Çünkü o artık SANAL dünya, yalan dünya, HEP ŞİMDİDE...
Bekbekliğiniz ile siz hep bir şimdi desiniz! Değişen sadece HAREKET. Bu sizin ÖZNEL ZAMANINIZ.
Bebekliğinizle aynı anda ölen birisinin kemikleri siiznle, çünkü her şey tek bir gerçek de yaşamanız, geçmiş ile geleceğin tam ortasında! Şimdide
Eğer daha az kütle çekimine maruz kalsa idiniz, bu halinizle daha genç kalacaktınız.
Ve bu geçmiş ile gelecek arasındaki akış KESİNTİSİZDİR BÖLÜNEMEZ! (+)*(-) BUNU NASIL BÖLÜYORSUNUZ?
FORMEL MANTIKLA
Ya + ya da -
- olduğunu biliyorum
o halde ben şimdi gelecekdeyim!
Yada tersi
o halde ben geçmişdeyim
işte hareket de zamanda durdu, siz artık sanaldasınız çünkü..
Artık sizi formel mantıkla kendinize belirlediğiniz ve her daim içinde olduğunuz şimdiliğin dışında, sanal geçmiş ile sanal gelecekten kurtaracak tek bir şey var = TANRI!
Asıl diyalektik ne diyor
Ne + nede -, hareket bu 2 zıtlıkdan doğruyor ve BURADALIK(şimdiki zaman) TAM İKİSİNİN ORTASI, ÖPÜŞTÜĞÜ YERDİR diyor. olayda zaten bu! Biz buna diyalektik diyoruz..
Diyalektik olmasa YÜRÜYEBİLİR MİSİNİZ?
Bakalım
Aynı anda ilerleyip, aynı andada ardınıza mesafe bırakmasanız ne olur = PARÇALANIRSINIZ. Gelecek(mesafe) ile GEÇMİŞİN(mesafe) ARASINDA paramparça olursunuz!
İşte siz hala Planck sabiti diye bu boşluğu savunuyorsunuz ve Tanrı'dan başka hiç kimse KURTARAMAZ. Bölüemzliği bölüyorsunuz yav onlar hareketin unsurları, hareketin kendisi = bölünemezliktir, SIFIRDIR, SIFIRI NASIL böleceksiniz Planck Birimlerine?
Herakleitos'a dua edinki (o günün filozofu=bilim insanı demektir) adam 2500 yıl önceden söylüyor, siz 2011 de hala anlamakdan mahrumsunuz... safsataşara inanıyorsunuz!
Planck Sabiti kadar siz hareketi ve haliyle aynı anda zamanıda böldünüz, oysa hareket bölünemzdi! Hatanız burada = Zenon.
Ben başka başlıkda zaten bu olayı daha derli toplu anlatacam... 1 paragrafta(50 kez) anlattığım şey için saçma sapan ve hep farklı örnekde kendini tekrarlatan şeyler yaptırıyorsunuz bana..
Bak şimdi Spartacus,
Birincisi: Ben ''bilim yapıyorum'' iddiasında değilim. Günümüz biliminin söylediklerini, biz bilim adamları olmayanların anlayabileceği şekilde yine bizzat bilim adamları tarafından hazırlanan muteber ve farklı kaynaklardan okuduğum ve anladığım kadarıyla, konuyla ilgili olan kısmını aktarmaya çalışıyorum. Ama sen ne yapmaya çalışıyorsun, her zamanki gibi anlayamıyorum.
İkincisi: Buradaki ''bilim böyle diyor'' diyerek aktarmaya çalıştığım pozisyonun, benim dünya görüşüm için herhangi bir önemi yok. Beni mutlu ediyor, huzur veriyor diye de benimsiyor değilim.
Üçüncüsü: Burada aktarmaya çalıştıklarım, diğer başlıkta asıl tartıştığımız meseleyle doğrudan ilgili değil. Yani yarın bilim, ''öyle değilmiş, şöyleymiş'' dese bile, ''hareketin fiziken mümkün olan en küçük birimlerde bile sıçramalı değil, sürekli olarak aktığını'' veya ''fiziken en küçük bir birimin aslında olmadığını'' söylese bile, bundan mantıksal çelişki içeren ifadelerin birdenbire anlamlı birşey olduğu çıkmaz. Bu konuyu ayrı bir başlığa taşımamın sebebi de bu zaten.
Bilim
Planck mesafesi = Ölçülebilecek en kısa mesafe
Planck zamanı = Ölçülebilecek en Kısa Zaman aralığı
Bunlar şu demek değildir
Planck Zamanı = VAR OLAN en kısa zaman aralığı demek değildir, aksine zaman kesintisiz aktığı için Planck zamanını tüketerek ortaya çıkartıyor, sekerek değil.
''Ölçülebilecek''ten ne kastediyorsun?
Eğer ''günümüz teknolojisiyle Planck birimlerinden daha kısa aralıklarda ölçüm yapmak henüz mümkün değil'' gibi birşey kastediyorsan, bu yanlış. Teknik olarak henüz ölçülememesi değil mesele. Prensip olarak, kuramsal olarak (günümüz bilimine göre) hiçbir zaman Planck birimlerinden daha kısa aralıklar hakkında herhangi birşey bilemeyiz. Planck birimlerinden daha kısa aralıklara bilebildiğimiz hiçbir fiziki yasayı uygulamak kuramsal olarak mümkün değil. Dolayısıyla Planck birimlerinden daha kısa aralıklarda değişimden veya herhangi birşeyden bahsetmek fiziken anlamsız. Günümüz biliminin dediği bu.
Günlük bakışımızın çok uzağında olan, inanılmaz küçük birimlerden bahsediyoruz. Örneğin bir Planck uzunluğu ile bir atomun uzunluğu arasındaki fark oranı, bir atomla Dünya gezegenin büyüklüğü arasındaki oranla kıyaslanabilir. Ayrıca dediğim gibi, bu sadece zaman-mekan için de geçerli değil. Ölçeğimizi yeterince küçülttüğümüzde, örneğin enerjinin de doğada her türlü sayıda değil, sadece fiziken mümkün en küçük paketçikler (kuantumlar) halinde mevcut olabildiğini görebiliyoruz. Yani bir cismin enerjisinin azalması veya artmasını ele aldığımızda da, fiziken en küçük ölçekte bakıldığında bu artış veya eksilişin tedricen değil, en küçük paketçikler halinde sıçramalı olarak gerçekleştiğini biliyoruz.
Dediğim gibi, dünya görüşüme çok uyduğundan filan bunlara sarılıyor değilim. Ama günümüz bilimi bunları diyor işte. Yeterli vakit ayırıp konuyla bir ilgilensen senin de bunu kabul edeceğini düşünüyorum. Ha, eğer birşeyleri yanlış anlamış olduğumu, aslında bilimin böyle değil de, başka birşeyler dediğini bana kaynaklarıyla gösterebilirsen, o zaman benim için de verimli bir tartışma olur (dilersen ben de kendi kaynaklarımı yazabilirim).
Ama şimdiki haliyle tartışmada bir fayda göremiyorum.
spartacus
03-02-2011, 18:35
''Ölçülebilecek''ten ne kastediyorsun?
Eğer ''günümüz teknolojisiyle Planck birimlerinden daha kısa aralıklarda ölçüm yapmak henüz mümkün değil'' gibi birşey kastediyorsan, bu yanlış. Teknik olarak henüz ölçülememesi değil mesele.
Ama şimdiki haliyle tartışmada bir fayda göremiyorum.
Ulpian
Ben ölçülebilir diyorum(kaabiliyet değil, ondan aşağısı olmaz), uzayda ondan daha küçük boşluk olmaz diyorum(daha küçük olamayacağını biliyorum belki, daha küçüğü de bulunsa hareket=0 noktadadır, daha küçük demek sıfıra daha fazla yaklaşmaktır, yani bölünemezliğe)
Ama hareket kesintisizdir boşluk tanımaz... O yüzden hareketi ölçemezsin işte o mesafeyi kat ettiği yolu ölçersin.. Ben bunu diyorum.... o hareketin kendisi değil uzayda birim zamanda kat edilebilecek mesafe...
Nesnel, mantığımıza uymuyorsa mantığımızı değiştirecez. Dünyanın aynı anda sağa-sola dönmesi mantık tanımaz. Sebebi ise Dünya bir zihne sahip değil ve Düşünce tek boyutludur, nesnel ise yönden bağımsız. hareket mesafelerden bağımsız(demek ki mesafeyi bölmek anlamsız), normalde hareket mesafeleri aşmıyor, mesafeleri yaratıyor. 2 zıtlığın öpüşmesinden bir bebek doğuyor, mesafe o.
yönden bağımsız(demek ki ya ileri ya da geri anlamsız).Tek bir düzleme alamayız ya sağ ya sol, ya aşağı, ya yukarı diyemiyoruz nesnel için. Diyebilmemiz için nesnelin kağıt gibi olması gerekirdi. Türkçe bakıyorsak soldan sağa, Arap ise dünyayı sağdan sola yorumlardık. Avustralyada isek üst Güney Kutbu olurdu, çünkü bu şekli idealist diyalektik formel mantık yapıyor, formel mantık gerçeğin ters çevirilmiş halidir.
Mantıklı olan bu mu Nesnel için, hayır.
Örneğin
Planck zamanı= doğru orantılı planck mesafesi kadar hareketi düşünelim, tek seferde kat ettiğini... öyle bile olsa düşün bu mesafesefinin START(geçmiş) ile FINISH(gelecek) çizgisi aynı anda geçmiş-gelecek değil mi? bu mesafenin kalbi yok mu? tam merkezi işte sıfır noktası tam orada... yani bölünemezliğin kalbi orada atıyor.
Yani hareket varsa zıtlık birlikdedir bölemezsin, o yüzden Planck mesafesinden daha aşağı mesafe bölemiyorsun işte, ama Planck mesafesi kadar bölmek de = bölmektir.
Bölünemezliği bölmeye kalkabileceğimiz en kısa mesafe hareletin yarattığı o Planck uzunluğunun || ortası, bölünemezliğin kendisi, ben buna bölünemez diyorum işte.
Yinede biz Planck mesafesi kadar bile olsa hareket ederken tek seferlilik yaparsak bu uzayda o kadar boşluk açmak demektir, çünkü uzayda bölünemezdir, bölemeyeceğin en küçük birimden daha küçüğü de bir mesafedir, ama bölemiyorsun, bölsen kalbine inersin oda sıfır noktası. O mesafenin arasında bir şimdilik olmalı, buna mecburuz. yoksa iki çizgi arasında parçalanacaz buda boşluk demek.
Çizeyim, bu kesintisiz hareket.
_______________________
buda Planck biriminde tek seferde hareket. milyarlarce kez büyütülmüş. istisna ama dikkate alınamaz değil.
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _
Bu hale gelir.. Boşluk atarız...
İşte bölünemezlik dediğim bu, nedenide;
><
Üstedeki şekildir.
Planck mesafesinin de içinde |><| böyle bir karşıtlık var, yani tam ortasında.
hareket ise;
hareketin, Geçmiş ile geleceği kesintisiz öpüşür, hareketin bu öpüşme noktası kesintisiz olduğu için = sıfır uzunluktadır.
0/ neye bölersen böl sıfır çıkacak.
O yüzden işte 50 metre uzunluğunda bir ok da yapsak karşıtlık asla parçalanamayacak(o sayede mesafeler var), en ucuda en ardıda geçmiş ile gelecek arasında, akarak yol alacak.
50 metre okun ilk 10 metresinden gerisi önünğn hareketine göre, ardındadır, geçmiştir, işte mesafeyi yaratan sadece bu! Bölünemezlikde bu yoksa ok Planck parçalarına ayırlırdı. Benim anlatmak istediğim o oku sıkı sıkı Plank mesafesi ile doldursak işte bölümsüz oldu farketmiyor kesintisizlik açısından o yüzden bölmeye gerek yok.
Benim anlatmak istediğim demek ki Geçmiş-Gelecek birlikde(diyalektik) bu yüzden hareket edebiliyoruz zaten.. ikisi birbirine değiyor arada boşluk yok, böyle düşün...
2 zıtlığın arası nedir = 0
-(0)+
ve hareket "şimdiden= 0 noktası| + ya kesintisiz akıyor aynı anda ve sürekli - yi yaratıyor. sonuç = - 0 +
Diyalektik dediğimiz şey bu.
Formel mantığın kendiside diyalektik zaten tek farkı diyalektiği tersine çevirmesi.
Hareketde zıtlar birlikde, ayrıldıkları an hareket biter. sabit duruyorsan zıtlar birlikde yine ama sen hareket etmiyorsun, ortaya bir değişim çıkmıyor işte. zıtlığın neresi, ön ile arka yüz bunlar karşıt. Hareket ettiğin anda hem karşıtına gidiyorsun hemde diğer karşıtına atıyorsun mesafeleri, işte değişim ve zaman başladı, şimdi ölçebilirsin ama neyi Yarattığın mesafeleri.. o mesafelerde ölçtüğün ise kat edilen mesafe ve değişimdir(zaman). 1 ağaç geçtim+1 ağaç = 2 biz ise dünyanın güneşe göre hareketin esas aldık. Birde evrensel zaman var.
her şeyin kendi akışı kendi öznel zamanını yaratır, zamanda yolculuk vs bunlar sadece safsata, işte sebebi bu. ama evrende(içinde) en hızlı akabilecek zamanda evrensel zaman ışık zamanıdır o da ışığın hareketidir, öznel = evrensel zaman.
Işık hiç bir zaman sabit değildir, evrensel zaman hiç bir yerde sabit akmaz, kütle ile zaman ters orantılıdır. Kütle artarsa ışık hızı yavaşlar ve zaman yavaşlar. O yüzden formel mantıkla evrende sabitlikler belirlemek sadece bir yanılsamadır. Buda nesnel karşısında = mantıksızlıktır. Bu işi mantıklı yapmak için = diyalektik mantık işletecez yani formel mantığın diyalektiğini ters çevirecez..
Nesnel bilgide formel mantık işletilemez diye bu yüzden diyorum, benim itirazım kişisel-ideolojik değil. Çünkü nesnel gerçeğin kendisinde mantık olmaz, onun kelimeleri yok ki, biçime vurdursun. Ona mantık atfedecek biziz ama bu nesnel diyalektiğin ters çevrilmiş hali formel değil, diyalektik mantık olmak zorunda., o zamanda mantıklı oluyor.
Diaylektik işleyişe uymayan her nesnellik = mantıksızlıktır.
Birde böyle kabul etsek Ulpian
Dünya hep sağa dönüyor = mantıksız.
dünya zıtların birliğiyle yol alır = mantıklı
Aristo yu okuduğumuzda formel mantık = diyalektik görürüz zatan ama ne idealist diyalaktik.
Heraklit de ise hem idealist diyalektik vardır hemde nesnel diyalektik. ikisi birlikde O kopartmıyor bunları, bende.
Ve 20. yüzyıla kadar zamanın tüm materyalist filozofları = bilim insanıdır.
idealist filozoflarıda = bilim insanıdır, ama düşünce biliminin.
Marksitler Diyalektiği sadece Politik unsurlarda öne sürdüler. Porletarya-Burjuva, Serf-Ağa, Köle-Efendi
Bizde nesneliz ve bizdede aynen diyalektik bir işleyiş var bu doğru ama Marks onlar gibi yaklaşmamış diyalektiğe. Marks diyalektiğe, felsefeye doğal yaklaşmış, hiç poltikleştirmemiş, köle-efendi varsa demiş, köle ile efendiyi çatıştırayım dememiş, onları yaratan nesnel gerçek, nesnel çelişki ne ona bakayım demiş, gitmiş bakmış = üretim-tüketim ilişkileri, temele inmiş = mülkiyet. Böyle gitmiş adam marksistler gibi, önceden belirlenmiş YASALAR çizeyim aynen bir din gibi hadi uygulayalım, istisnasız hurra iktidarı yıkalım dememiş. Burjuvalarda(şehirliler) ortaçağda aynısını yapmış. gitmiş çözmüş ki köylüler topraksız ve toprağa sahip olan onları kullanıyor. O zaman demiş bu işin çelişkisi üretim ilişkileridir. Köylüye Torak demiş ve köylülere bu gerçeği anlatmış, 500 yıllık bir aydınlanma süreci yaşanmış ve artık demiş ben geçmişin çelişkilerini çözdüm, üretim ilişkileri değişiyor yenisi ortaya koymuş = kapitalizm.
diyalektiğin akışını durdurmanın tek yolu zıtların birliğini kaldırmaktır ama nesnel olarak bu imkansızdır. zamanı yavaşlatmak için orta noktaya yaklaşmak gerekir, yani zıtlar arasında ki uçurumu azaltmak, Plank uuznluğu kadar bir mesafe yaklaşabilmek. işte o zaman hareket çok yavaş akar ve uzun erimli bir evrim sürecine girilir.
Marks o yüzden filozoftur zaten. İdeolojik olarak kimseyi kabul etmek zorunda değilim ama iş felsefe olunca ideolojilere bakmam ve kimsenin ideolojisne bakarak bir felsefe eleştirilemez. Köküne kadar dinci bilim insanları yok mu? O kişilerin araştırmasını buna bakarak değerlendiremeyiz. Olay bu benim açımdan marksist-diyalektik bağıda sadece bu, Ha hegel, ha marks hada heraklit aynı değerde.
Ben formel mantık başlığında ilk yazımda sana
HAKLISIN dedim,
ama bu mantığa uymayan nesnel gerçek dedim, nesnel alanda formel mantık işletilemez ve nesnelin formel mantığa uyması şartı koşulamaz, kişisel demiyorum, evet uymuyor çünkü malesef uyamaz dedim olay bu. yoksa sana tiriazım kişisel değil, iradeden bağımsız, niyetimden bağımsız.
Spartacus,
bu konunun formel mantıkla ilgisi yok zaten. Bu başlıktaki ilk mesajımda hareketin, zamanın, mekanın (mümkün olan en küçük birimlerde bile daima) kesintisiz/sürekli olduğu görüşü için ''mantıka aykırı değil'', dedim zaten. Ne olur iki de bir, çok tuhaf bir şekilde anladığın ''formel mantığı'' öne sürüp durma.
Ben, bu başlıktaki pozisyonunun (yani hareketin mümkün olan en küçük ölçekte bile her zaman kesintisiz olduğu görüşünün) mantıka aykırı olduğunu iddia etmiyorum ki zaten! Günümüz bilimi tersini söylüyor diyorum. Niçin her tartışmada, söylemediğim şeyleri (hatta en baştan tam aksini söylememe rağmen) söylemişim gibi yaparak hayali muhatabını eleştiriyorsun ki.
Ben diyeceğimi dedim bu başlıkta. Bundan sonra aynı şeyleri tekrarlamaktan başka birşey yapamayız.
(yine de tekrar istersen)
Teknik olarak henüz ölçülememesi değil mesele. Prensip olarak, kuramsal olarak (günümüz bilimine göre) hiçbir zaman Planck birimlerinden daha kısa aralıklar hakkında herhangi birşey bilemeyiz. Planck birimlerinden daha kısa aralıklara bilebildiğimiz hiçbir fiziki yasayı uygulamak kuramsal olarak mümkün değil. Dolayısıyla Planck birimlerinden daha kısa aralıklarda değişimden veya herhangi birşeyden bahsetmek fiziken anlamsız. Günümüz biliminin dediği bu.
Günlük bakışımızın çok uzağında olan, inanılmaz küçük birimlerden bahsediyoruz. Örneğin bir Planck uzunluğu ile bir atomun uzunluğu arasındaki fark oranı, bir atomla Dünya gezegenin büyüklüğü arasındaki oranla kıyaslanabilir. Ayrıca dediğim gibi, bu sadece zaman-mekan için de geçerli değil. Ölçeğimizi yeterince küçülttüğümüzde, örneğin enerjinin de doğada her türlü sayıda değil, sadece fiziken mümkün en küçük paketçikler (kuantumlar) halinde mevcut olabildiğini görebiliyoruz. Yani bir cismin enerjisinin azalması veya artmasını ele aldığımızda da, fiziken en küçük ölçekte bakıldığında bu artış veya eksilişin tedricen değil, en küçük paketçikler halinde sıçramalı olarak gerçekleştiğini biliyoruz.
Dediğim gibi, dünya görüşüme çok uyduğundan filan bunlara sarılıyor değilim. Ama günümüz bilimi bunları diyor işte. Yeterli vakit ayırıp konuyla bir ilgilensen senin de bunu kabul edeceğini düşünüyorum. Ha, eğer birşeyleri yanlış anlamış olduğumu, aslında bilimin böyle değil de, başka birşeyler dediğini bana kaynaklarıyla gösterebilirsen, o zaman benim için de verimli bir tartışma olur (dilersen ben de kendi kaynaklarımı yazabilirim).
Ama şimdiki haliyle tartışmada bir fayda göremiyorum.
Tartışma için teşekkür ederim. Sen de diyeceğini dediysen eğer, bu bahsi de noktalayabiliriz sanırım.
spartacus
03-02-2011, 19:47
Bölünemzlikle kastımı anlattım. sormuştun bu aynısı değil.
Söylediklerimin bilimden farklı olmadığını gösterdim, sonuçda planck mesafelerini ret ettiğim yok, bu mesafe bir karşıtlık dahilinde(yani o mesafenişnde bir bedeni ve ortası var) bunu dile getirdim.
|><|
işte Hegel'i safsatadan kurtaran bu.
aynı anda geçmiş ve geleceği öpmemiz.
demek istediği buradalık
geçmiş|şimdi,burada|gelecek
süreçle bu şunu yaratıyor
geçmiş,burada değil(sanal)|şimdi,burada, gerçek|gelecek(henüz varılmadı sanal=orada)
orada diyememenin sebebi geleceğin sanalda kalması bir burada bir orada zıtlığını kullanamıyor, buradalık tam ortası çünkü, karşıt belirtemiyor, yine buradaya göre bakmak zorunda oda mecbur burada değil demek oluyor. kalıp.
burada değil-im(geçmişde sanal) burada-yım(şimdide),
son diyeceğim o başlığın(Hegel'in safsatası) o haliyle -bana göre tabi- gerisi senin bileceğin iş, uygun kaçmadığıdır.