PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Türkiye'de Kişi Kültü


Astur
26-02-2011, 19:39
Son zamanlarda forumdaki bazı tartışmalarda bu konu sıkça gündeme geldiğinden konu hakkında aydınlatıcı olacağına inandığım bir yazı yazmak istedim. Geleceğine emin olduğum bazı tepkilere karşı şimdiden önlemimi almak istiyorum; bu başlıkta amacım hiçbir tarihsel şahsiyete hakaret etmek vs. değildir, buradaki amaç Türk siyasi kültüründe son derece etkili olan bir olguyu bilimsel bir biçimde ele almaktır.

---------------------------------------------------------------------------

"Ölülerden yardım istemek uygar bir topluluk için utanç vericidir..."

M. Kemal Atatürk
H.R. SOYAK, Atatürk’ten Hatıralar, s.268

Giriş


Kişi Kültü nedir?

Kişi kültü birden fazla biçimde tanımlanabilir. Benim beğendiğim tanımlardan ikisi şu şekilde:

1-Bir şahsın geniş kitlelerce 'bir insandan daha fazlası' olarak görülmesi durumu.

2-Bir şahsın halkın gözünde medya, propaganda, eğitim gibi yöntemleri kullanarak idealize edilmiş, sorgulanmayan övgü ile beraber gelen bir imaj yaratması durumu. [1] (http://en.wikipedia.org/wiki/Cult_of_personality)

Siyaset, antropoloji gibi sosyal bilimlerin literatürlerinde bu ve benzer olgulara 'seküler din' gibi başka adlar da verilebiliyor. [3] (http://en.wikipedia.org/wiki/Secular_religion)

Dünyadaki Kişi Kültü Örnekleri

Konu kişi kültü olduğunda akla gelen ilk örnek şüphesiz Kuzey Kore ve Kim Jong-il. Buradaki kişi kültünün gücü hakkında 2004 Nisan'ından çok etkili bir örnek vermek mümkün. Patlayıcı taşıyan bir tren Nisan ayında havaya uçtuğunda yakınlardaki binalarda yangınlara sebep olmuş, ve birden fazla insan yangından "Sevgili Lider" Kim Jong-il'in portrelerini kurtarmaya çalışırken canından olmuş. [4] (http://www.economist.com/node/3445136?story_id=3445136) (bu linkteki makalede K. Kore, Türkmenistan ve Togo'daki kişi kültlerine ilişkin güzel bilgiler var, konunun meraklısına duyurulur)

K. Kore'de neredeyse tüm müzik, resim ve heykel sanatı örneklerinin "Büyük Lider" Kim Il-sung'u yücelttiğini gazeteci 1979'daki gezisinde gözlemlemiş. Bu durumun aynısının oğlu için geçerli olduğunu günümüzde K. Kore'yi ziyaret edenler gözlemliyorlar. [5] (http://en.wikipedia.org/wiki/Cult_of_personality#cite_note-LovingCare-4) (Bu linkte dünyanın Suriye'den Romanya'ya dört bir yanından örnekler hakkında bilgi var)

Bu noktada Türkiye'de M. Kemal etrafında şekillenen bir kişi kültü olup olmadığı yönünde bir soru sormak yerinde olacaktır diye düşünüyorum. Bu soruyu kendimce cevaplayacağım yazının ikinci bölümünden önce bu konuda bazı görüşler duymak isterim.

Sangre
26-02-2011, 20:16
Öncelikle güzel bir konuya değinmişsin dostum.. Devamını da bekliyoruz :)

Bu noktada Türkiye'de M. Kemal etrafında şekillenen bir kişi kültü olup olmadığı yönünde bir soru sormak yerinde olacaktır diye düşünüyorum. Bu soruyu kendimce cevaplayacağım yazının ikinci bölümünden önce bu konuda bazı görüşler duymak isterim.

Bu durumda bana düşen rolü oynayarak, şöyle bir yanıt verebilirim;

M.Kemal etrafında şekillenen böyle bir durum olup olmadığının en açık göstergesi (toplum üzerinde değil de, yasal olarak); kısaca ''Atatürk'ü koruma kanunu'' olarak adlandırılan bir yasanın var olması olabilir diye düşünüyorum.

Bu yasa, senin de 'kişi kültü' kavramının tanımında ifade ettiğin gibi, 'bir insandan daha fazlası' ifadesine uygun düşüyor.

Yani, günümüzdeki veya tarihsel kişiliği olan bir insana yönelik her hangi bir sövgü durumunda, söven insana yönelik var olan bir yaptırım yasası yetmiyor mu ki, tek bir insana yönelik böyle bir düzenleme yapılıyor.. Bunu merak ediyorum.. 1. konu bu.

2. konu ise, bu sövgü konusu bazı durumlarda o kadar geniş bir şekilde yorumlanıyor ki, gerçekten şaşırmamak elde değil.

Bundan yaklaşık 5 yıl önce, Atilla Yayla 'Kemalizm bu ülkede ilerlemeden çok gerileme yaşatmıştır' demişti.. Bunu söylediği için hakkında soruşturma başlatıldı ve Gazi Üniversitesi'ndeki derslerine son verildi.

Hatırlarsınız, bir 3 sene önce de Atilla Yayla M.Kemal'e 'bu adam' demişti.. Hatta kendisi değil, başkalarının söyleyebileceği bir cümleyi aktarmıştı.. Tamamı ise şöyle; ''İleride artık bizlere 'Neden her yerde bu adamın heykelleri, fotoğrafları var?' diye soracaklar.''

Atilla Yayla, M.Kemal için bu ifadeyi kullandığından 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarpıtırıldı.. Ertelenen cezası ise, '2 yıla kadar uzman denetiminde kalmak' olarak ifade edildi. [1]
(http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/433522.asp)
Yayla'nın bu yaşadıkları tam bir komedidir bence.. Zaten o yüzden bu örnekleri taşıdım.. Bunun yanında, Kemalist rejim veya M.Kemal hakkında yine makul sayılabilecek bir çok konuda bu tür kararlar veriliyor.

Bu bir kişi kültü değil de nedir yani?

Sangre
26-02-2011, 20:46
Hatırlarsınız, bir 3 sene önce de Atilla Yayla M.Kemal'e 'bu adam' demişti..


Buradaki ifadem hatalı olmuş.. Yayla'nın konuşması 2006 tarihli bir panelde olup, bu konuşma sonrasında hem Gazi Üniv.deki derslerine son verildi, hem de hakkında 4.5 yıla kadar hapis cezası talebiyle dava açıldı.. Davanın sonuçlanma tarihi ise 3 sene önceye takabül ediyor.. Yani 2008 yılına.

VraeL
26-02-2011, 20:50
Peki sizce birbirleri ile alakasız farklı kesimlerdeki ve görüşlerdeki yabancı isimlerin veya toplumların Atatürk'e duyduğu hayranlık yine kişi kültüne girmekte midir?

Misal Atatürk'ü öven sözleriyle Adolf Hitler, veya oğlunun adını Atatürk koyan Aleister Crowley, veya biz bu sistemi sizden öğrendik, adına atatürk modeli diyoruz diyen sosyalist toplumlar vs vs...

Yoksa birbirleri ile alakasız bu farklı kesimlerdeki kişilerin ve toplumların, Atatürk'e duyduğu bu hayranlığın kişi kültünden dolayı değilde, gerçektende hayranlık verici bir deha olmasından mıdır?

Astur
26-02-2011, 21:44
Misal Atatürk'ü öven sözleriyle Adolf Hitler, veya oğlunun adını Atatürk koyan Aleister Crowley, veya biz bu sistemi sizden öğrendik, adına atatürk modeli diyoruz diyen sosyalist toplumlar vs vs...

Yoksa birbirleri ile alakasız bu farklı kesimlerdeki kişilerin ve toplumların, Atatürk'e duyduğu bu hayranlığın kişi kültünden dolayı değilde, gerçektende hayranlık verici bir deha olmasından mıdır?

Bu iki kişinin ona duyduğu hayranlığın Atatürk açısından ne derece olumlu şeyler söylediği tartışılır öncelikle, ben şahsen bu iki kişinin övgüsünü istemezdim mesela.

Bu iki örnekte kişi kültü etkisi olduğunu ise düşünmüyorum, zira bu insanlar Türkiye'deki kişi kültü propagandası altında yetişen insanlar değiller. Her sınıfında Atatürk resmi ve Gençliğe Hitabe asılı olan, her tarafı Atatürk heykellerinin kapladığı, gazetelerin senede 3-5 gün dev Atatürk resimlerini manşete koyarak yayımlandıkları Türkiye'de yetişmiş olsalardı durumu elbette farklı değerlendirirdim.

evrensel-insan
26-02-2011, 21:50
Saygideger arkadaslar;

"Kisi kultu" konusunun iki yonu vardir.

Birincisi o kisinin hic bir zaman akillardan cikmamasi icin, her turlu fenomenal goruntu ve bunun yonlendirim ve yaptirimi (Kisi ile ilgili her turlu olayin, sisteme yayilmasi, heykeller, cadde, bina v.s. isimleri, portreler, paraya resim koyma, onun hakkinda hic bitmeyen anlatimlar, filmler, kitaplar v.s.)

Ikincisi, o kisinin yasamindaki tum dusunce ve davranislarini, basarilarini v.s. duygusal olarak, abartma, yuceltme, susleme, efsanelestirme, mitolojik hale getirme ve gerektiginde, o kisiye insanustu vasiflar ekleme, kutsallastirma v.s.)

Hem "kimsenin o kisi gibi olamayacagini, hem de kisi dediginin onun gibi olmasi gerektigini vurgulayan bir icerige sahiptir, kisiyi kultlestirme.

Bu temelde bakildiginda, Ataturk bir kisi kultudur.

Ayrica toplumumuz, kisi kultu yaratmaya cok yatkin bir toplumdur. Bir kisiyi her turlu yuceltmek ve onunla gurur duymak, ovunmek v.s. aliskanligina sahiptir.

Duygusal olan bu aliskanlik, aslinda mantiksal bakildiginda zararlidir.

En buyuk zarari, kisinin kendi kimligine ulasma bilinc ve farkindaligini onler. Kultlesen kisinin, tanrilasmasini, kutsallasmasini yaptigi her ne ise sorgulanmamasini getirir.

Bu da ulkemiz gibi, birey yetistirmeyen bir toplum icin, sorun teskil etmez.

Saygilarimla;
evrensel-insan

VraeL
26-02-2011, 21:58
Bu iki kişinin ona duyduğu hayranlığın Atatürk açısından ne derece olumlu şeyler söylediği tartışılır öncelikle, ben şahsen bu iki kişinin övgüsünü istemezdim mesela.

Bu iki örnekte kişi kültü etkisi olduğunu ise düşünmüyorum, zira bu insanlar Türkiye'deki kişi kültü propagandası altında yetişen insanlar değiller. Her sınıfında Atatürk resmi ve Gençliğe Hitabe asılı olan, her tarafı Atatürk resimlerinin kapladığı, gazetelerin senede 3-5 gün dev Atatürk resimlerini manşete koyarak yayımlandıkları Türkiye'de yetişmiş olsalardı durumu elbette farklı değerlendirirdim.


Hem fikir olarak bende bu 2 kişiden pek hoşlanan bir birey değilim. Bildiğim örnekler bunlar olduğu için verdim. Bunun yanısıra bir çok defa yabancı kişi-kurum-toplumların veya kimi profesör veya ülkesinde saygın olan bireylerin Atatürk'e büyük hayranlık duyduğu veya gelmiş geçmiş en büyük dehalar arasında saydığını hatırlıyorum. Bu konuda bir araştırma yapabilirsem eğer farklı örnekleri de burada paylaşırım yine.

evrensel-insan
26-02-2011, 22:15
Saygideger Vrael;

Bir kisi kultunun,kendi toplum ve cografyasi sinirlari disina cikmasi, gayet dogaldir. Cunku dunya birbirini takip etmekte ve birbirinden esinlenmektedir.

Dolayisiyle, tarihteki bir basari; basari saglamak isteyen icin, bir yonlendirici olur.

Oyuzden, Ataturk'un devrinin tarihi karakterleri acisindan, dunya'ya yayilisi; bu konuda, sadece olanlarin degil; Batinin da yaptigi propagandanin, yonu buyuktur. Sonucta, tarihi olarak; Osmanli Imparatorlugu'nun tarihe karisisidir.

Osmanli'dan kopan diger milliyetlerin hic biri; Osmanli'yi sona erdirmemisler, bunu basaran, Ataturk olmustur.

Bu temelde de "ulkesinden dusmani kovmak, olan duzeni devrim ile devirmek ve yenilikler yapmak" temelinde, bunlari yapmak isteyen her cografya ve toplum liderleri icin, bir yhol gosterici olmustur.

Mesela bir Nasir, Misir tarafindan kisisel kulte erisse bile, dunya capinda bir kultluk kazanmamistir (Ataturk kadar)

Saygilarimla;
evrensel-insan

lars vilks
26-02-2011, 22:22
Peki sizce birbirleri ile alakasız farklı kesimlerdeki ve görüşlerdeki yabancı isimlerin veya toplumların Atatürk'e duyduğu hayranlık yine kişi kültüne girmekte midir?

Misal Atatürk'ü öven sözleriyle Adolf Hitler, veya oğlunun adını Atatürk koyan Aleister Crowley, veya biz bu sistemi sizden öğrendik, adına atatürk modeli diyoruz diyen sosyalist toplumlar vs vs...

Yoksa birbirleri ile alakasız bu farklı kesimlerdeki kişilerin ve toplumların, Atatürk'e duyduğu bu hayranlığın kişi kültünden dolayı değilde, gerçektende hayranlık verici bir deha olmasından mıdır?


CV
---
ADI: MKA
LAKABI: Ulu Önder
MİRASI: Tek Parti Rejimi - Askeri Vesayet
ÖNE ÇIKAN ÇALIŞMALARI: Takrir-i Sükun
REFERANSLARI: Adolf Hitler, Sosyalist diktatörlükler

frodo
26-02-2011, 23:22
"M.Kemal etrafında şekillenen böyle bir durum olup olmadığının en açık göstergesi (toplum üzerinde değil de, yasal olarak); kısaca ''Atatürk'ü koruma kanunu'' olarak adlandırılan bir yasanın var olması olabilir diye düşünüyorum."

Bu yasanın çıkma hikayesi ilginç, 1951 yılında Demokrat Parti'nin 408 Milletvekili ile ezici çoğunlukta olduğu meclis tarafından yasalaştırılmış ve CHP'nin muhalefetine rağmen yasalaşmıştır. 50 milletvekili -ki aralarında DP'liler de vardır- hayır oyu kullanmış. DP'li Kazım Arar'ın söylediklerine dikkat edelim:


Atatürk'ün kapatılacak, gizlenecek, söylenmesinden tevakki edilecek bir tarafı mı vardı ki milletin ve matbuatım ağzını kapatalım. Hem öyle ki o büyük adamın devrinde bile kavuşamadığımız demokrasi inkılabının tahakkukundan sonra Demokrat Parti iktidarının büyük meclisi, onun muzaffer mümessilleri, siz milletvekilleri tarafından milletin kurtarıcısı olduğunuz kadar hürriyetin de yaratıcısı, büyük aziz Türk Milletinin ağzına 14 Mayıs armağanı olarak bir kilit mi takalım? Arkadaşlar, Atatürk'ün inkılabı ve eserleri hakkında mevzuatımızda kafi derecede müeyyide vardır. Eğer kafi gelmiyorsa artıralım fakat şahıslar hakkında kanun çıkarmayalım. Böyle bir usulü biz ihdas etmeyelim. Her men edilen husus daha ziyade aleyhtar toplar. Bence bu kanun Atatürk'ün lehinde değil bizzat aleyhinde bir kanundur."

AlbatrosS
26-02-2011, 23:38
CV
---
ADI: MKA
LAKABI: Ulu Önder
MİRASI: Tek Parti Rejimi - Askeri Vesayet
ÖNE ÇIKAN ÇALIŞMALARI: Takrir-i Sükun
REFERANSLARI: Adolf Hitler, Sosyalist diktatörlükler

hitler 34'te iktidara gelir. atatürk'se 38'de ölüyor malumumuz... sence nasıl bir etki olabilir? dünyayı sarsan 2. dünya savaşı bile başlamamış henüz, hitler bu derece populer değil, üstelik ömrünün son yıllarında siyasi etkisi oldukça sınırlı biri...

not: atatürk kültü, ölümünden sonra yaygınlaşır, atatürk'ü koruma kanunun ilan tarihi 31.07.1951'dir örneğin... bil bakalım o tarihte hangi parti baştadır? demokrat parti!! hani şu birçok türkiyeli liberalin yerli demokrasi kahramanlarından ilki var ya: adnan menderes...

atatürk'ün sosyalist referansıysa tam bir palavradır... mustafa suphileri karadenizde boğdurtan, tkp'yi kapatan ve nazım vb birçoklarını hapse attıran bir rejimden bahsediyoruz...

AlbatrosS
26-02-2011, 23:43
Atatürk'ün kapatılacak, gizlenecek, söylenmesinden tevakki edilecek bir tarafı mı vardı ki milletin ve matbuatım ağzını kapatalım. Hem öyle ki o büyük adamın devrinde bile kavuşamadığımız demokrasi inkılabının tahakkukundan sonra Demokrat Parti iktidarının büyük meclisi, onun muzaffer mümessilleri, siz milletvekilleri tarafından milletin kurtarıcısı olduğunuz kadar hürriyetin de yaratıcısı, büyük aziz Türk Milletinin ağzına 14 Mayıs armağanı olarak bir kilit mi takalım? Arkadaşlar, Atatürk'ün inkılabı ve eserleri hakkında mevzuatımızda kafi derecede müeyyide vardır. Eğer kafi gelmiyorsa artıralım fakat şahıslar hakkında kanun çıkarmayalım. Böyle bir usulü biz ihdas etmeyelim. Her men edilen husus daha ziyade aleyhtar toplar. Bence bu kanun Atatürk'ün lehinde değil bizzat aleyhinde bir kanundur."

harika bir örnek olmuş... türkiye siyasal tarihi tartışmalarında birbirine rakip ama birbirinin antitezi olmayan iki siyasal kutup apayrı bütünler gibi sunulmaya çalışılmıştır hep. rejimin sürekliliği bağlamında bu iki grup pek de farklı değildir... atatürk sağken bile çıkmayan kanun güya onun karşıtı, zıttı bir hükümetçe çıkarılıyor; ne kadar manidar değil mi?

mhmd
26-02-2011, 23:58
CHP'nin muhalefetine rağmen

Enteresan!!!
Zannımızca bahse konu parti; kişi kültüne değil sadece 'kişi'sine karşıydı.

"İsmet İnönü, Atatürk'ün ölümü üzerine 11 Kasım 1938'de TBMM tarafından Cumhurbaşkanlığına seçildi. Cumhurbaşkanlığının yanı sıra kayd-ı hayat şartıyla CHP genel başkanlığına da getirildi. CHP'nin 26 Aralık 1938'de toplanan I. Olağanüstü Kurultay'ında partinin "değişmez genel başkan"ı seçildi. Ayrıca CHP kurultayı tarafından kendisine "Milli Şef" sıfatı verildi. 30 Aralık 1925 tarihli 701 sayılı yasa ve 16 Mart 1926 tarihli 3322 sayılı kararname ile 50, 100, 500 ve 1.000 liralık banknotların ön yüzlerinde reis-i cumhur hazretlerinin resminin bulunması kararı alınmıştır. Buna dayanarak, para ve pulların üzerindeki Atatürk resimleri kaldırılıp onların yerine yeni Milli Şef'in portreleri kullanıldı."
Kaynak, http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0smet_%C4%B0n%C3%B6n%C3%BC

Ülkemizde Atatürk kültü vardır.
DP kanunlaştırmış CHP sahiplenmiştir.

Saygı, her şeyden önce

aydoe
27-02-2011, 00:16
5816 Atatürk’ü korum a kanunu kim çıkarmış ?
CHP Atatürk'ü Koruma Kanunu'na anayasaya aykırı diye karşı çıkmıştı


1950 seçimlerinden zaferle çıkan Demokrat Parti, ezanı serbest bırakmış, dindar insanlar üzerindeki baskıyı kaldırmıştı. Ancak bu arada bazı tahrik edici eylemler de başlamıştı. Eski CHP adaylarından Kemal Pilavoğlu'nun müridleri -ki Ticaniler diye bilinir- Atatürk'ün heykel ve büstlerini kırıyorlardı.

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1052585 (http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1052585)


Yeni dünya düzeni Amerika Birleşik Devletleri’nin egemenliğinde, deyim yerindeyse “tek boyutlu” bir dünyadır: İktisadî, teknik, siyasal, hatta askeri yönlenişleri Birleşik Devletler’ce çizilen “Yeni Dünya Düzeni”nin dayattığı iş bölümüne uymaları istenir ülkelerden; “ulusal devlet” tarihsel miadını doldurmuştur, ideolojiler de sona ermiştir, hatta “tarihin sonu”dur denir.
“Liberalizm” ve “küreselleşme” iç içedir. Her ikisinde de, Birleşik Devletler, başta gelen oyuncu ve asıl yararlanan durumundadır
Birleşik Devletler, küreselleşme diliyle birtakım değerleri dayatıyor.
O değerler de şunlar: Demokrasi, bireysel irade, mülkiyet; “ideolojilerin sona erdiği”nde ısrar da onlara dahil!

NEDEN ATATÜRK'E KARŞILAR?
Yeni emperyalizm, (Küreselleşme) Gorbaçov'un Glastnos ve Perestroikasının yol göstericiliğinde SSCB'yi dağıttı. Doğu Avrupa, Kafkasya ve Ortadoğu'da "Turuncu Devrimler" ihraç etmenin koşullarını hazırladı..

Küreselleşme çağımızın gerçeğidir diye çığırtkanlık yapan dış ve iç yeni liberallerin eşliğinde Irak fiilen üçe bölündü. Küreselleşme, demokrasi adına pusuya yatmış, salyalar akıtarak İran'ı gözlüyor.

ABD; 24 ülkenin rejimlerinin değişmesi gerektiğini planlamış uyguluyor!
Bu noktada çelişik gibi görünen bir olguya açıklık getirmek gerekir ki, o da şudur: Brezinski; Sovyetler Birliğindeki milliyetçi akımları desteklemekten söz ediyor.

Ama bugün ABD yetkilileri, Türkiye'de milliyetçiliğin (ulusalcılığın) ürkütücü bir biçimde yükseldiğinden söz ediyor. Bir paradoks mu? Kuşkusuz ki değil. Küreselleşme ayrılıkçı milliyetçiliği destekler. Birleştirici ulusalcılığı, bağımsızlıkçı milliyetçiliği desteklemez.

Atatürkçülüğün çağın anti-emperyalizmi olduğu, verilere dayalı olarak da açıklanabilir.
Eğer böyle ise, yani, Atatürkçülük zamanını doldurdu ise, ABD ve AB emperyalizmi neden saldırıyor? Etkinliği kalmayan (!) bir düşünce sistemine bu saldırı, bu karalama neden?
Çünkü
Atatürkçülük yeni emperyalizme, küreselleşmeye cepheden karşıdır da ondan.

Atatürkçülük, AB üyeliği uğruna halkın egemenliğini Brüksel'e devretmeye karşıdır.

Atatürkçülük, tam bağımsızlığı temel alır. Siyasi ve ekonomik bağımlılığı; IMF boyunduruğunu, AB'nin Sevrci dayatmalarını reddeder.

Atatürkçülük, "Yurtta barış dünyada barış" belgisinde somutlanan ilkeye inanır.
ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nde öngörülen "eş başkanlığı" tanımaz.

Atatürkçülük, öncelikle bölge ülkeleri ve tüm dünya ülkeleri ile karşılıklı yarar ve iyi komşuluk temelinde ilişkiler kurmayı esas alır.

Atatürkçülük, piyasa ekonomisini reddeder. Karma ekonomiden yanadır, kamucudur.

Atatürkçülük ulusalcılıktır. Ulus devleti savunur. Atatürkçülük ulus devlet karşıtlığının, ulus devletleri küresel sermayenin küresel sömürüsü önünde engel gören küreselleşme ideolojisinin küresel bir yalanı olduğuna inanır.
Günümüz koşullarında, küreselci ideoloji ile böylesi karşıtlık içinde olan Atatürkçü düşünce dışında başka bir düşünce sistemi var mıdır?

ABD'nin ve Avrupa'nın, Atatürk düşmanlığı yapıyor olmasının bir temeli varmış demek ki!..


http://ha-ber.net/index.php?option=com_content&task=view&id=8307&Itemid=10 (http://ha-ber.net/index.php?option=com_content&task=view&id=8307&Itemid=10)

Atatürk’ün ülkeyi uygarlık ve aydınlanma yolunda ilerlemeye yönelik çabaları,
1. Türkiye’yi ulusal bir devlet-millet yapmak;
2. Laik cumhuriyeti her türlü iç ve dış etkiye karşı korumak;
3. Siyasal-ekonomik-kültürel bağımsızlığı kurmak ve korumak

Kemalizmin aydınlanma ve çağdaşlık yolunda ilerleme çabaları 1950’lerde engellenmeye başlandı.
Geldiğimiz noktada ;
1. Türkiye’yi ulusal bir devlet-millet yapmanın yerine, ülke, Balkanlar ve Kafkasya gibi, “dinsel-etnik çizgilerle” bölünmek, parçalanmak isteniyor;


2. Laik cumhuriyeti her türlü iç ve dış etkiye karşı korumanın yerine, Amerika’nın “ılımlıİslam modeli” projesinde olduğu gibi, laik cumhuriyeti ortadan kaldırıp “din eksenli bir cumhuriyet” yapmak revaçtadır;


3. Siyasal-ekonomik-kültürel bağımsızlığı kurmak ve korumak yerine, ülke, Amerika ve Avrupa Birliği gibi, küresel güçlere bağımlı kılınarak emperyalist sömürüye sunmak isteniyor.


Kişi kültü falan hikaye amaç belli ulus devlet ve Atatürk

Oyun açıktır, aktörler ortadadır, taraflar bellidir.

Astur
27-02-2011, 00:38
Kişi kültü falan hikaye amaç belli ulus devlet ve Atatürk

Oyun açıktır, aktörler ortadadır, taraflar bellidir.

Başlığın konuyla alakasız ilk ve tek iletisini yazdığın için teşekkürler aydoe. Günümüzdeki hâli ile Atatürkçülüğün bir "Juche (http://en.wikipedia.org/wiki/Juche)" ideolojisine dönüştüğünü çok güzel gösteren bu pek değerli copy paste için sana ne kadar teşekkür etsek az gerçekten...

Konu hakkında düşüncelerini, eğer varsa tabii, duymak isteriz.

evrensel-insan
27-02-2011, 00:42
Saygideger Astur;

Verdigin link ingilizce, ben de Turkcesini vereyim, dedim.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Juche

Saygilarimla;
evrensel-insan

VraeL
27-02-2011, 00:46
CV
---
ADI: MKA
LAKABI: Ulu Önder
MİRASI: Tek Parti Rejimi - Askeri Vesayet
ÖNE ÇIKAN ÇALIŞMALARI: Takrir-i Sükun
REFERANSLARI: Adolf Hitler, Sosyalist diktatörlükler

Hangi mağazanın CV'siydi bu?

aydoe
27-02-2011, 00:48
Bu noktada Türkiye'de M. Kemal etrafında şekillenen bir kişi kültü olup olmadığı yönünde bir soru sormak yerinde olacaktır diye düşünüyorum. Bu soruyu kendimce cevaplayacağım yazının ikinci bölümünden önce bu konuda bazı görüşler duymak isterim.

Evet kişi kültü var ama bana zararı yok ,liberallere verilen ödev bana verilmediğinden beni rahatsız etmiyor.
Yazının 2. bölümünü görelim .

Sangre
27-02-2011, 01:19
Son iletimde bahsettiğim söz konusu yasanın Demokrat Parti iktidarında çıktığını biliyorum.. Albatross'un ifade ettiği gibi bir, ikili sistem, Kemalist akım/Demokrat vs. akımın var olduğunu zaten düşünmüyorum.

sargon
27-02-2011, 01:40
Peki sizce birbirleri ile alakasız farklı kesimlerdeki ve görüşlerdeki yabancı isimlerin veya toplumların Atatürk'e duyduğu hayranlık yine kişi kültüne girmekte midir?

Misal Atatürk'ü öven sözleriyle Adolf Hitler, veya oğlunun adını Atatürk koyan Aleister Crowley, veya biz bu sistemi sizden öğrendik, adına atatürk modeli diyoruz diyen sosyalist toplumlar vs vs...

Yoksa birbirleri ile alakasız bu farklı kesimlerdeki kişilerin ve toplumların, Atatürk'e duyduğu bu hayranlığın kişi kültünden dolayı değilde, gerçektende hayranlık verici bir deha olmasından mıdır?

Atatürk'ü, onun basarilarini öven cok sayida yazar, devlet baskani vb. oldugu dogru. VraeL'in verdigi örnekler iyi secilmemis. Fasist olmayan cok sayida örnek de bulunabilir.

Bu övgülerin bir kismi diplomatik ifadelerdir, diplomaside bu cokca yapilan birsey, dolayisiyla bu tür övgüleri birer hayranlik ifadesi olarak kullanmak dogru degil. Ama diplomatik olmayan, gercekten hayranlik ifade etmek icin yapilmis övgüler de var. Atatürk üzerine arastirma yapan, kitap yazan kisilerin bu türden övgü ifadelerini biliyorum. Ama bu da aslinda son derece dogal bir sey. Bircok yazar, arastirdigi konuya bir baglilik duyar, o karakterin olumlu özelliklerinden etkilenir. Mesela Samuel Noah Kramer, Sümerler üzerine bir cok kitap yazmis bir uzman. Kramer'in bircok ifadesinde hayranlik görürsünüz. Yada Jean Paul-Roux, bir Orta Asya uzmani. Türklerle ilgili bir sürü arastirmasi var ve Türklere iliskin övgü dolu ifadeler kullaniyor. Ancak bunlardan yola cikarak bir Sümer kültü savunucusu yada bir Türk hayrani olmak dogru mu? Bu yazarlar o konuda birsey yazarken olumlu yanlarindan ele aliyorlar. Bunu bir politik tutuma cevirmek herhalde hic akillarina gelmemistir.

Kisacasi bircok kisinin övgüleri ile kisi kültü arasinda direk bir iliski oldugunu yada bir neden/sonuc iliskisi oldugunu sanmiyorum. Eger bir neden/sonuc iliskisi varsa, bu daha cok kisi kültü yaraticilarinin bu övgü ifadelerini argümanlarini güclendirmek icin kullanmalarindan oluyor, yani ters bir neden/sonuc iliskisi söz konusu.

frodo'nun DP'nin tutumu ile ilgili aciklamasi durumu ne kadar iyi acikliyor, buna emin degilim. Acikcasi bir arastirma yapmadim ama burdaki catismayi o dönemin tümüne bakarak anlamak gerekir diye düsünüyorum. Bildigim kadariyla Atatürk kültü olusturma cabasi ancak 1930'dan sonra baslayan bir sürec, yani dünya krizinin ardindan Türkiye'nin liberal disa acik politikalari terketmesi ve milliyetci, kapali bir ekonomiyi gelistirmeye baslamasina paralel olarak baslayan bir sürec. Ayni sürec Türk Tarih Tezinin kesfedildigi, Kemalizm'in ilkelerinin ortaya konuldugu bir sürec. Ancak 1940'larda yeni bir sürec daha yasaniyor. Ismet Inönü döneminde paralarin üstünden Atatürk'ün resmi kaldirilip Inönü'nün resimleri konulmaya basliyor. Milli Sef dönemi basliyor. Ayni Kuzey Kore'de olana benzer sekilde yeni lider, büyük önder oluyor, ama en büyük önder yine tarihi önder olarak kaliyor.

1950'de cok partili hayata geciste, DP'nin varolan milli sef anlayisina karsi cikisini baska bir popülizme dayanarak gerceklestirme ihtiyaci rol oynamis gibi geliyor bana. Yani aslinda CHP ve DP, her ikisi de popülist partiler olarak lider kültüne karsi degiller de politik ihtiyaclar belli tutumlar almaya götürüyor gibi görünüyor.

Astur
27-02-2011, 02:10
Başlığa görüşleri ile katılan arkadaşlara teşekkür ederim. Evrensel-insan çok güzel 2 tespit yapmış(kişi kültünün 2 aşamasından söz etmiş), Sangre de konumuzun doğrudan içinde olan malum yasayı ve yakın geçmişteki uygulamalarını başlığa taşıyarak çok iyi bir iş yapmış; onlara ayrıca teşekkür ediyorum.

Gelelim başlık yazısının devamına:

Türkiye'de Kişi Kültü var mı?

Bence bu sorunun cevabı net bir evet.

Daha dün Danıştay Başkanı Mustafa Birben Anıtkabir'e çıkıp HSYK'yı Atatürk'e şikayet etti.[1] (http://www.toplumsalhafiza.com/Haber/Guncel/25022011/Birben-hukumeti-Ataya-sikayet-etti.php)

İsmet Berkan da bugünkü köşesinde haklı olarak şunu yazmış:

72 yıldır aramızda olmayan Atatürk'ün şikayet edilen HSYK üyelerine ne yapacağı bilinmezliğini korurken... [2] (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/17125769.asp?yazarid=386&gid=61)

Kişi kültü için daha güncel, daha iyi bir örnek olamazdı herhalde.

Bu "Ata'ya şikayet" işi aslında pek yeni bir olay değil. Bu konuya ilgi duymaya başladığımda ufak bir literatür taraması yapmıştım, ve konuya genel olarak temas eden çalışmaları bulunan Wedeen (http://political-science.uchicago.edu/faculty/wedeen.shtml) gibi akademisyenlerin çalışmalarının dışında, Türkiye örneğinin çok kapsamlı olmayan bir biçimde olsa da ele alındığı iki kitaba rastladım. Bu kitaplardan birincisi Sevan Nişanyan'ın "Yanlış Cumhuriyet" adlı kitabı. İkincisi ise Yael Navaro-Yashin'in "Faces of the State" adlı kitabı. İkinci kitap 1990'larda Türkiye'deki İslamcı-laik kesimlerin çekişmesini ele alan bir kitap, ve o kitabın son ve Atatürk'ün kişi kültü konulu kısmında yazar tam da benim bu yazının başında değindiğim şeye, yani "Ata'ya şikayet" fenomenine değiniyor. Bundan sonra aktaracağım bilgiler o kitaptan.[3]
(http://press.princeton.edu/titles/7285.html)
Anıtkabir'i ziyaret etme ritüelinin başlangıcı 1953'e gidiyor, ancak Anıtkabir'e özellikle çeşitli meslek gruplarının şikayet amaçlı ziyaretlerde bulunmaları fenomeni 1990'larda başlıyor, ki kitabın yazarı bunu İslamcılarla yaşanan gerginliğin tepe noktasına vardığı dönem olması ile açıklıyor. Devlet kurumlarında haksızlığa uğradığına inanan insanlar o dönemde Anıtkabir'deki defter vasıtası ile ulusal baba figürüne şikayette bulunuyorlarmış. YÖK tarafından haksızlığa uğradığına inanan profesörler de 1994'te topluca Anıtkabir'e gidip aynı deftere şikayetlerini yazmışlar, sonra da topluca mozoleye yürümüşler... Defter bugün internette de var, benzer örnekler görmek isteyenler şu linki (http://www.anitkabirozeldefteri.com/index.php?option=com_content&view=category&id=36&Itemid=54) takip ederek yazılanları okuyabilirler.

Yazarın kitabında incelediği bir başka örnek de Ardahan'da görülen Atatürk silüeti:

http://www.murekkep.org/resim/siluet2.jpg


Hürriyet Gazetesi 30 Ekim 1994'te bu olayı haber yaptığında bunun 29 Ekim'den sonra bu olayı ülkemizin bölünmez bütünlüğünün kanıtı olarak yorumlamış. Ardahan Türkiye'nin en doğusunda olması ve de Kürt nüfusun yoğun olduğu bir bölge olması nedenleriyle önemli bir yer, o açıdan bu olayın bazı kesimler için çok büyük sembolik önemi var.

Bu olay hâlâ her yaz 'Atatürk'ün izinde ve gölgesinde Damal Şenlikleri' adı ile, yüksek resmi ve sivil katılımla, coşkuyla kutlanıyor:

Mucize şenliğe Vali Yardımcısı Ali Fuat Atik, Kaymakam Kadir Taner Eser, Ardahan AK Parti Belediye Başkanı Faruk Köksoy, Damal Belediye Başkanı CHP'li Gülcemal Fidan, Tugay Komutanı Tuğgeneral Cengiz Demircihazır ve yaklaşık 3 bin kişi katıldı.
[4] (http://www.milliyet.com.tr/ataturk-silueti-alkislar-esliginde-izlendi/turkiye/sondakika/04.07.2010/1259080/default.htm)


Başka örnekler:

Yaptığım araştırmalarda tarihteki başka herhangi bir lider adına yazılmış şiirlerin 'Atatürk şiirleri' gibi ayrı bir tür oluşturması gibi bir duruma rastlamadım. Bir örnek:

http://i1102.hizliresim.com/2011/2/27/953.jpg


Başka bazı örneklere şu linkerden ulaşabilirsiniz. [5] (http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=kemalist%20%C5%9Fiir%20antolojisi) [6] (http://www.dinlertarihi.net/dinler-tarihi/kemalizm-resmi-din-mi-ataturk-e-tanri-veya-peygamber-diyenler.html) [7] (http://www.siirparki.com/atasiir.html) vs.

Atatürk şiirleri (ve şiirlerle beraber heykelleri] konusuna yazının 3. bölümünde zaten döneceğiz, o açıdan uzatmıyorum.

Son yıllarda moda olan Atatürk dövmeleri de yerli ve yabancı basının ilgisini çeken güzel örnekler. [8] (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=16232149) [9]
(http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=33002)
Bir başka örnek olarak ders kitaplarını verebiliriz. İngilizce Vikipedi'nin Enver Hoca ile ilgili maddesini okurken şu kısım dikkatimi çekmişti:

...with Hoxha being portrayed as a genius commenting on virtually all facets of life from culture to economics to military matters. Each schoolbook required one or more quotations from him on the subjects being studied.[/URL]The Party honored him with titles such as Supreme Comrade, Sole Force and Great Teacher.

Çevirim:

...Hoca'yı yaşamın kültürden ekonomiye, ekonomiden askeri meselelere kadar her alanına yorum yapan bir dahi olarak resmediyorlardı. Her okul kitabına öğrenilen konu hakkında Hoca'ya ait bir ya da birden fazla alıntı konması gerekiyordu. Parti onu En Büyük Yoldaş, Tek Güç ve Büyük Öğretmen gibi adlarla onurlandırıyordu.

[URL="http://en.wikipedia.org/wiki/Enver_Hoxha"][10] (http://en.wikipedia.org/wiki/Enver_Hoxha#cite_note-47)

Burada listelenenler sanıyorum Türkiye'de yaşamış olan herkes için oldukça tanıdıktır. Okul kitaplarında benzer şekilde Atatürk'ün spordan sanata, sanattan siyasete her alan hakkındaki özlü sözleri yer alırdı. Atatürk Enver Hoca'ya benzer şekilde 'Başöğretmen', 'Ulu Önder', 'Başkomutan' gibi adlarla da anılır.

Kişi kültü için yeterince örnek verdiğimi sanıyorum.

Yazının üçüncü bölümünde şu soruyu cevaplamaya çalışacağım:

Kişi kültü Atatürk'e rağmen mi, yoksa onun bilinci dahilinde mi yaratıldı?

ulpian
27-02-2011, 02:18
Kişi kültlerinin, genelde söz konusu kişinin istek ve iradesi dışında değil, bizzat onun kasıtlı söylem ve eylemleriyle oluştuğunu, en azından temellerinin bu şekilde atıldığını düşünüyorum. Daha sonraki dönemlerde ilgili kişinin bile hayal edemeyeceği bir yoğunluk ve sistematiklik kazanabilir elbette. Ama kültün temeli genelde söz konusu kişinin kendisi tarafından atılıyor bence. En azından ''kişi kültü'' deyince dünya tarihinde akla gelen ilk örneklerin hepsinin böyle olduğunu düşünüyorum.

İnsanın kendi şahsını kültleştirmesi için sıkça başvurulan yöntemlerden biri de, kendi zatını ikiye ayırıp, bir yönüyle sıradan insan, ''sizlerden biri'' olarak göstermek, diğer yönüyle de (''manevi şahsiyetini'') ''insan-üstü'', tek bir kişinin zatına indirgenemeyecek, bütün bir toplumun veya bütün bir asrın 'iyi', 'güzel' şeylerinin bir tecellisi, simgesi olarak lanse etmektir.

Bunu Mustafa Kemal'de de görüyoruz, örneğin:

İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!




Düşünce ve eylemleriyle topluma (iyi veya kötü yönde) önderlik eden, bizzat şahsiyetiyle ön plana çıkan hemen herkes, kendi düşünce ve rüyalarını topluma mal etmek ister veya toplum tarafından kabullenilmesini amaçlar. Bunu fazlaca patetik bir dille ve kendi şahsını ön plana çıkartarak da yapabilir. Bu kendi başına sorunlu değil bence. Örneğin Martin Luther King de ''Benim bir rüyam...'' cümlelerini bu anlamda kuruyordu.

Ama Mustafa Kemal'in yukardaki cümlelerinde apayrı bir boyut var. Zaten kendi şahsı etrafında oluşan kültü bir veri olarak alıyor bu cümleler. Toplum tarafından çok sevilen, sayılan, ama kült olmamış siyasi bir liderin (kendi ismini kullanarak) ''İki X vardır, biri normal insan, diğeri ise çok daha büyük birşeyin simgesi'' dediğini düşünün. Çok abes kaçacaktır mutlaka.

evrensel-insan
27-02-2011, 02:54
Saygideger arkadaslar;

Kisi kultlugu konusunun, ulke ve toplumumuzda nasil yerlesmis ve alisilagelmis etigin ve sistemin bir parcasi oldugunu orneklerle de verebiliriz.

Mesela benim cocuklugumda, 1960 li yillarda, cizgi roman kahramanlari (teksas, tommiks, redkit, tenten, asterix v.s.) vardi. Bunlar kisi kultue, ustelik efsanevi ve sanal dunya anlaminda birer ornektir.

Her hapishanenin bir "dayisi", her mahallenin bir "delikanlisi" her yerin bir "efesi" olmasi da, kisiyi dusunce ve davranis olarak kultlestirmeye birer ornektir.

Tarih, Demirel'e "baba", F.terim'e "imparator", Y. Guney'e "Cirkin Kral" G.Aksoy'a "altin cocuk" v.s. lakaplarini takarak, kisisel olarak kultlestirmistir.

Yerine gore, her ailenin, sulalenin v.s. o ailede herkesin one cikardigi, yasayan ya da olmus kisileri vardir.

Gunumuzde bile, bu kisi kultlesmesi oyle bir yerlesmistir ki; bilhassa televizyondaki her turlu dizi de, one cikanlarin; programda yaptiklarini, toplum kendi yasam ve iliskilerinde ona benzeyerek uygulamaya calismaktadir.

Kurtulus savasi dahil; her tarihi olayda, yer ve zamanina gore one cikarilan bir kisi mutlaka olmustur.

Aslinda bir kisinin, kendi isminin disinda ona verilen bir lakap var ise, bu o kisinin kendi kisiligi disinda kalanlarca onun kultlesmesi demektir.

Ebeveynler bile cocuklarini yetistirirken, kendi algilari temelinde, cocuklarinin egitiminde, onlara hep kultlesmis kisilerden ornekler verirler.

Butun bunlar, Turkiye'de kisi kultlestirmenin toplumun bir yasam bicimi oldugunu ortaya koyar.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sargon
27-02-2011, 03:35
Yaptığım araştırmalarda tarihteki başka herhangi bir lider adına yazılmış şiirlerin 'Atatürk şiirleri' gibi ayrı bir tür oluşturması gibi bir duruma rastlamadım.

Bu duruma siirlerde degil de türkülerde, marslarda cok sik rastliyoruz. Bazi halk türkülerinin sözleri degistiriliyor, eklemeler yapiliyor. Ben "Hos Gelisler Ola Kahraman Enver Pasa" marsinin Kemal Pasa olarak degistirildigini biliyorum. Ama bu tek örnek midir, baska ne kadar örnek vardir, bilemiyorum.

http://tr.wikisource.org/wiki/Enver_Pa%C5%9Fa

Astur
27-02-2011, 03:46
Bu duruma siirlerde degil de türkülerde, marslarda cok sik rastliyoruz. Bazi halk türkülerinin sözleri degistiriliyor, eklemeler yapiliyor. Ben "Hos Gelisler Ola Kahraman Enver Pasa" marsinin Kemal Pasa olarak degistirildigini biliyorum. Ama bu tek örnek midir, baska ne kadar örnek vardir, bilemiyorum.

http://tr.wikisource.org/wiki/Enver_Pa%C5%9Fa

İlginçmiş, bundan haberim yoktu.

Atatürk şiirleri ile karşılaştırılacak boyutta bir şey olduğunu sanmıyorum ama, siz daha Atatürk yazamadan Türkçe Google tavsiye olarak 2. sırada 'Atatürk şiirleri'ni gösteriyor, anında onlarca, hatta yüzlerce şiir görebiliyorsunuz. Bu sanıyorum sadece Türkiye özelinde değil, tüm dünyada rekor teşkil edecek tarzda bir şey.

frodo
27-02-2011, 03:50
Atatürk'ün bu kültleşmede payı var mıdır ? Doğrusu bilmiyorum. Ama ulpian'ın alıntıladığı paragraftan bu sonucu çıkarmak zorlama olur gibime geliyor.

Ancak bu kültleştirme simgeler üzerinden mücadeleye alışkın doğu toplumlarına özgü bir şey midir yoksa insanlığın aidiyet duygusunda bir yeri var mıdır ?

Ne olursa olsun sağlıklı bir toplumun aşması gereken bir kusur gibi görünüyor.

sargon
27-02-2011, 03:51
Kişi kültlerinin, genelde söz konusu kişinin istek ve iradesi dışında değil, bizzat onun kasıtlı söylem ve eylemleriyle oluştuğunu, en azından temellerinin bu şekilde atıldığını düşünüyorum. Daha sonraki dönemlerde ilgili kişinin bile hayal edemeyeceği bir yoğunluk ve sistematiklik kazanabilir elbette. Ama kültün temeli genelde söz konusu kişinin kendisi tarafından atılıyor bence. En azından ''kişi kültü'' deyince dünya tarihinde akla gelen ilk örneklerin hepsinin böyle olduğunu düşünüyorum.

İnsanın kendi şahsını kültleştirmesi için sıkça başvurulan yöntemlerden biri de, kendi zatını ikiye ayırıp, bir yönüyle sıradan insan, ''sizlerden biri'' olarak göstermek, diğer yönüyle de (''manevi şahsiyetini'') ''insan-üstü'', tek bir kişinin zatına indirgenemeyecek, bütün bir toplumun veya bütün bir asrın 'iyi', 'güzel' şeylerinin bir tecellisi, simgesi olarak lanse etmektir.

Bunu Mustafa Kemal'de de görüyoruz, örneğin:


İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!




Düşünce ve eylemleriyle topluma (iyi veya kötü yönde) önderlik eden, bizzat şahsiyetiyle ön plana çıkan hemen herkes, kendi düşünce ve rüyalarını topluma mal etmek ister veya toplum tarafından kabullenilmesini amaçlar. Bunu fazlaca patetik bir dille ve kendi şahsını ön plana çıkartarak da yapabilir. Bu kendi başına sorunlu değil bence. Örneğin Martin Luther King de ''Benim bir rüyam...'' cümlelerini bu anlamda kuruyordu.

Ama Mustafa Kemal'in yukardaki cümlelerinde apayrı bir boyut var. Zaten kendi şahsı etrafında oluşan kültü bir veri olarak alıyor bu cümleler. Toplum tarafından çok sevilen, sayılan, ama kült olmamış siyasi bir liderin (kendi ismini kullanarak) ''İki X vardır, biri normal insan, diğeri ise çok daha büyük birşeyin simgesi'' dediğini düşünün. Çok abes kaçacaktır mutlaka.

ulpian'in bu güzel aciklamasini okuyunca aklima Imam Rabbani'nin (Sirhindi) Muhammed peygamber ile ilgili "iki tür kisilesme" aciklamasi geldi hemen.

Sirhindi’ye göre peygamberin bedensel-insani (bunu toplumsal-siyasal diye anlamak mümkün)ve ruhani-meleksel olmak üzere iki tür kişileşmesi vardı. Bedensel kişileşmesi ile cemaatini yönetiyor, ruhani kişisellesmesi ile de Allah’la bağlantı kuruyordu. Böylelikle peygamber yaşarken insani olanla ruhani olan arasında bir denge kurulmuş oluyordu. Ancak peygamber öldükten sonra zamanla insani kişiselleşmesi ortadan kalktı, artık dünya işleriyle ilişkisi kalmayan ruhani bir varlık oldu. Bu yüzden, cemaat, Muhammed’in insani yönünden kaynaklanan klavuzluğunu yitirdi. İşte bu rolü de müceddid, yani yenileyici oynayacaktı. Kaynak (http://www.turandursun.com/index.php?option=com_content&view=article&id=888:islami-tarikatlar-cemaatler-1-tarihsel-miras&catid=67:nevzat-altintas&Itemid=165)

Astur
27-02-2011, 03:54
Atatürk'ün bu kültleşmede payı var mıdır ? Doğrusu bilmiyorum. Ama ulpian'ın alıntıladığı paragraftan bu sonucu çıkarmak zorlama olur gibime geliyor.

Atatürk bu kültleşmenin birinci derece sorumlusudur diye düşünüyorum, yazının üçüncü kısmında bu yönde ikna edici kanıtlar sunmaya çalışacağım.


Ancak bu kültleştirme simgeler üzerinden mücadeleye alışkın doğu toplumlarına özgü bir şey midir yoksa insanlığın aidiyet duygusunda bir yeri var mıdır ?


Bildiğim kadarıyla Osmanlı toplumunda buna benzer bir eğilim yoktu. Zaten bu kişi kültü olayı zorunlu eğitim, heykel dikme kültürü, basın/mass media gibi modernite kapsamındaki şeylere ihtiyaç duyan bir şey, eskiden şimdi anladığımız şekilde kişi kütleri olması mümkün değildi. Antik Roma'da Augustus gibi imparatorların onları Tanrı seviyesine çıkaran bir tür kişi kültleri vardı ama mesela, yani eski toplumlarda da varolan bir şey. Doğu toplumlarında eski örnek var mı yok mu bilemiyorum.

sargon
27-02-2011, 04:07
Ancak bu kültleştirme simgeler üzerinden mücadeleye alışkın doğu toplumlarına özgü bir şey midir yoksa insanlığın aidiyet duygusunda bir yeri var mıdır ?

Iskender, doguyu fethetmeye basladiginda karsisina cikan en önemli sorunlardan biri Yunan komutanlarin reddettigi Proskinesis (http://en.wikipedia.org/wiki/Proskynesis)uygulamasi oluyor. Onlara göre bu sadece tanriya ibadet ederken yapilabilecek bir uygulamadir. Iskender, bu ayaklara kapanma uygulamasinda epey israr ediyor, daha sonra bunu deneyen Roma'li komutanlar da olmus.

Dogu toplumlarinda daha güclü sekilde bir ayaga kapanma aliskanligi olmakla birlikte, bunun sadece ritüel düzeyinde bir farklilik oldugunu, kültlestirmenin özünün batida da ayni kaldigini ve güclü oldugunu iddia edebiliriz belki. Tabii yeterli delilim yok :)

ulpian
27-02-2011, 04:19
Bu gibi açıklamalar nedense pek sevilmiyor sanırım. Ama ben, kişi kültü oluşturma eğiliminin insan doğasına (yani genetik altyapımıza) ait olduğunu düşünüyorum. Bundan kastım ise, evrimsel süreçle (de) ilgili olması. Örneğin maymun klanlarında ''alfa-erkeğin'' (klan şefinin) diğer maymunlar önünde dik ve göğsü çıkık şekilde 'komutan pozunda' dikildiğini, diğerlerinin ise karşısında eğildiğini veya yere kapandığını görüyoruz. Homo sapiens'in de atalarından (genetik olarak) devraldığı bir davranış biçimi.
(örn. bkz Über unser animalisches Erbe (http://www.laekh.de/upload/Hess._Aerzteblatt/2004/2004_12/2004_12_03.pdf) (Hayvansal Mirasımız Üzerine), S. 695)

Tabii bu, geçerli olan açıklama düzlemlerinden sadece bir tanesi. Çevresel ve kültürel faktörlerle, genetik altyapımızdan kaynaklı bu davranış eğilimimiz daha fazla tetiklenedebilir, daha fazla törpülenedebilir. Ayrıca birşeyin genetik altyapımızdan kaynaklı olmasından, o şeyin 'iyi', 'doğru' vs. olduğu da çıkmaz yine.

Astur
27-02-2011, 04:33
Türkiye'de kişi kültü Atatürk'ün bilgisi dahilinde mi oluşturuldu?

Bu soruya da net bir evet cevabının verilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Burada Sevan Nişanyan'ın Yanlış Cumhuriyet kitabından bazı bilgiler paylaşacağım, zira o zaten bu soruya neden evet yanıtının verilmesi gerektiğini kitabının "kul kültürü" başlıklı bölümünde kapsamlı bir biçimde açıklamış.

1923-38 döneminden çeşitli Atatürk'e övgü örnekleri:

Hamdullah Suphi Tanrıöver:

"Geçtiği yollarda, incecik ellerine, kahır çekmiş köylülerin nasırlı elleri sarıldı; ninelerin dua ile titreyen dudakları okundu. O'nun en güzel, en tanrısal eserleri yapan ellerine, öksüz çocukların gözyaşları döküldü. O şimdi ismi her milletin dilinde anılan, daha yaşarken tarih olmuş, hayalin ufuklarında ve kat kat şafaklar içinde yüzen efsanevi bir kahramandı." (Yazının konusu 1923 TBMM seçimleri öncesi Atatürk'ün çıktığı yurt gezisi)

Ağaoğlu Ahmet:

"Büyük Gazi![...] Büyük Dahi! [...] layezal ve ebedi merbuiyet hissinin mahsulü olan bu satırları [vb...]
Bütün nimetleri, Paşa Hazretleri, bendeleri, Sizin dehanıza medyunum. Bugünkü vaziyetin tahayyülü bütün vatanın felaketini mucip olacağı gibi, benim gibilerin de tamamen mahv ve perişasine sebep olacağından zerre karar şüphe ve tereddüdüm yoktu. [...]
Büyük Muncimiz!" vs.

(Bu Atatürk'e 1926 tarihli bir mektup)

Abdülhak Hamit Tarhan:

"Sen ki hilkat denilen ummanın en büyük incisisin, Bir dehaet ki güneşten yüksek, Ve semavat ile ünsiyeti var" (1927)

Yusuf Ziya Ortaç:

"Atatürk'e Ekber! Atatürk'e Ekber! ancak O var: Atatürk! Evliya odur, peygamber odur, sanatkar Atatürk. Tarihe hakim, zekaya önder, doğma serdar Atatürk. Bunları geçti insan büyüğü: Kendi kadar Atatürk!" (1933)

Buna benzer 15 alıntı var Nişanyan'ın kitabında, ben 4 tanesini rastgele paylaştım.

1923-1938 dönemi Atatürk'ün onayı olmadan kimsenin mecliste mebus olamayacağı bir dönem. Hatta mebusların Atatürk tarafından seçilip atandığı bir dönem. Eğer Atatürk kendi hayattayken yazılan bu tarz şeyleri onaylamayan bir insan olsaydı bu satırların yazarlarının mebus olamayacağı düşünülebilir. Oysa Nişanyan'ın alıntılarını paylaştığı isimlerden Tanrıöver, Ağaoğlu, Tarhan, Özer, Aka Gündüz, Karaosmanoğlu, Bayur ve Atay 1923-38 döneminde bir veya daha fazla defa milletvekili atanmışlar.

Ayrıca Tarhan'a 1927'de maaş da bağlanmış. Ahmet Haşim, bu alanda hiçbir deneyi olmamasına rağmen 1928'de Şeker Şirketi yönetim kuruluna atanmış.

Bunun dışında Atatürk heykelleri de bu konuda bize bilgi verebilecek nitelikte.

Osmanlı'da padişahların heykel diktirme geleneği yoktu. Osmanlı padişahlarına ait tek heykel örneği Abdülaziz'in 1871'de yaptırılıp Beylerbeyi Sarayı'nın büyük salonuna yerleştirilen atlı heykelidir.

Türkiye'de bir devlet başkanının kamusal alana dikilen ilk heykeli, 1926'da Sarayburnu'na Atatürk'ün emir ve takdirleri ile dikilen Atatürk heykeli. Aynı yıl Konya'da, 1927'de Ankara Ulus'ta birer Atatürk heykeli dikilmiş, 1928'de Taksim anıtı yapılmış, bunu da 1930'da Kırklareli'nde, 1932'de İzmir Konak'ta ve Samsun'da dikilen Atatürk anıtları izlemiş. Bunlar dışında da Atatürk hayattayken dikilen heykel örnekleri olduğunun altını çizmekte fayda var.

Yaşamında Atatürk kadar heykeli dikilen bir lider ne 20. yüzyıl tarihinde (belki Stalin hariç, yaşamı süresince dikilen heykellerin sayısını bilmiyorum), ne de Avrupa'nın son iki yüzyılında var.

Bu iki örnekte gördüğümüz gibi Atatürk kültünün o öldükten sonra veya ona rağmen canlandırıldığı iddiaları gerçeklerle uyuşmuyor.

AlbatrosS
27-02-2011, 11:00
kültleştirme, eski çağlardan beri süre gelen bir gelenektir aslında.''efsane, menkıbe'' türü anlatılar hem doğu hem de batı kültürlerinde yaygındır. örneğin eski türk kültüründe dede korkut hikayeleri, yarattığı figürlerle birçok edebi kültler yaratır. (deli dumrul, boğaç han gibi)

türkçe yazılı metinlerde de tarihsel figürlerin kültleştiğini görebiliyoruz. örneğin orhun abideleri... hasılı hangi yazılı/edebi eski kaynağa, hatta sözlü geleneğe bakarsak bakalım kültleştirme sosyal bir gelenek etrafında hemen her zaman göze çarpar... örneğin ''leyla ve mecnun'' anlatısı bunun en çarpıcı örneklerinden biri olarak görülebilir... ''mecnun'' öznesi salt bire ''aşık'' simgesiyle sınırlı kalmaz; islami mistisizmin ve belli bir yaşam formunun sofistike özüdür de...

batıda da bu tip örnekler sözlü kültür ve destansı anlatılarda sıkça rastlanılır... yunan mitolojisindeki ''promete'' gibi... finlilerin ''kalavela'' destanı gibi...

kültleşme, modern anlamdaki yaygınlığına denilebilir ki ''uluslaşma/milletleşme hatta ümmetleşme'' gibi olgularla birlikte daha yaygın şekilde gündeme gelir. şunu unutmayalım,toplum/ümmet kavramları idealize edilmiş benzer/ortak değerlere sahip bireylerin bir aradalığına vurgu yapar ve buradaki karakteristik özelliklerin birçoğu ''yapay'' yahut ''idealleştirilmiş'' kavramlardır... yerleşik yaşama geçiş, uluslaşma ve devletleşme gibi tarihsel süreçler toplumları belli ortak değer ve gelenekler etrafında bir arada tutmak zorunluluğunu doğurmuştur. esasen her idealleştirilmiş gelenek/değer/kültür sistemi ''devlet'' dediğimiz mekanizmanın politik/siyasi manifestosu gibidir... devletler ancak, milyonlarca özgün/şahsi farklılıklığa sahip bireylerin tasarlanmış belli başlı sosyo-kültürel gelenekler etrafında toplanmasıyla oluşur...

kaldıki modern uluslaşma süreçlerinin başlangıcına gidersek, bu alanda devletlerin oldukça ciddi sosyolojik, antropolojik, folklorik araştırmaları olduğu gözlemlenecektir.(bugünün modern fin ulusuna kaynaklık eden temel unsurun ''kalavela'' adlı eski bir destan olması gibi)modern türk milliyetçiliğinin doğuşunu hazırlayan en önemli çalışmalar da folklorik/kültürel bilimsel araştırmalardır(ilkin batılı filoloklar, dilbilimciler); zira, milliyetçilik olgusu kendini tarihsel bir arka plana/geleneğe/hamasi bir sürece yaslamak zorundadır. jöntürklerden beri süre giden tarihsel, kültürel, folklorik araştırmalar ''türk'' kimliğinin kendine tarihsel/mitolojik bir gelenek/geçmiş bulma/yaratma çabalarıyla doludur... tc dönemi de böylesi bir geleneği sahiplenmiş, ''türk tarih ve türk dil tezleri'' gibi ucubelikler esasen böylesi bir çabanın ürünü olmuştur...

frodo
27-02-2011, 23:32
Büyük iddiaların büyük kanıtları olmalı. M.Kemal'in 1924- 1938 yılları arasında mutlak egemen olduğu bir dönemde M.kemal'in kendisi hakkında oluşan kültleştirmeden birinci dereceden sorumlu olduğu savının kanıtları eğer bu 14 güzelleme yazısından ibaretse bana yeterli gelmedi.

Tüm sürece bakıldığında "şeyh uçmamış ama müridler uçurmuş" . Bu duyguya anıtkabir'e ilk ve tek ziyaretimde yoğun biçimde kapılmış ve içimden karnak tapınağında aynı şeyi düşündüğümü hatırlamıştım. Ama fark şuradaydı kadim mısır'da tapınaklar firavunların bizzat yaptırdığı eserlerdi.

Astur
28-02-2011, 00:27
Büyük iddiaların büyük kanıtları olmalı. M.Kemal'in 1924- 1938 yılları arasında mutlak egemen olduğu bir dönemde M.kemal'in kendisi hakkında oluşan kültleştirmeden birinci dereceden sorumlu olduğu savının kanıtları eğer bu 14 güzelleme yazısından ibaretse bana yeterli gelmedi.


Olay sadece güzelleme yazıları olsa haklısın frodo da, mesele güzelleme yazıları yazanların milletvekilliği, TBMM'den maaş ya da Atatürk'ün sofrasına katılma vb. yöntemlerle mükafatlandırılmaları.

Onu geçelim, kendi yaşamdayken kendi heykellerini yurdun her yerine bizzat diktirmesini nasıl açıklayacağız?

Ya da hayattayken kendi resmini paralara bastıran bir devlet başkanı olmasını?

Mahallelerin, sokakların, bulvarların, köprülerin vs. onun adıyla anılmaya başlaması?

Bunların Atatürk hayattayken Atatürk'ün onayı olmadan olabileceğini düşünüyor musun?

frodo
28-02-2011, 01:16
Bu uygulama yani devlet büyüklerinin isimlerini caddelere bulvarlara hatta mahallelere verilmesi toplumsal ruh sağlığımızın iyi olmadığını gösterir daha fazlasını değil. Uzağa gitmene gerek yok. RTE adına kaç bulvar cadde vardır acaba ? S.Demirel için, Özal yaşarken kaç caddeye, bulvara onun ismi verilmiştir acaba ?

Yani demem o ki sevgili astur Atatürk için oluşturulmuş bir kült vardır ve toplumsal sağlığımız açısından bunu aşmamız gereklidir. Buraya kadar tamam. Ama bunu sırf cumhuriyetin kurucu düşüncesini eleştirmek için Atatürk'e mal etmeye çalışmak tarihe fazlaca öznel ve insafsızca bakmak demektir.

Astur
28-02-2011, 01:36
Bu uygulama yani devlet büyüklerinin isimlerini caddelere bulvarlara hatta mahallelere verilmesi toplumsal ruh sağlığımızın iyi olmadığını gösterir daha fazlasını değil. Uzağa gitmene gerek yok. RTE adına kaç bulvar cadde vardır acaba ? S.Demirel için, Özal yaşarken kaç caddeye, bulvara onun ismi verilmiştir acaba ?


Sevgili frodo, mesele sadece bu ismin yerlere verilmesi meselesi olsa yine haklısın, ama sen sadece o yöne işaret eden kanıtlardan birini seçip bunun tek başına yeterli olmayacağını savunuyorsun; ama hepsini birlikte ele alman lazım. Yer isimleri dışında övgü olayı var, heykel olayı var, para olayı var, ulpian'ın bahsettiği sözler var...değil mi?

Eğer bana hala katılmıyorsan bu sıraladığım şeyleri nasıl açıkladığını anlat bizlere. Atatürk'ün haberi yok muydu? Atatürk'ün onayı olmadan mı oluyordu bunlar? Atatürk bunlardan rahatsızlık bildirmiş mi? Engellemeye çalışmış mı? Senin açıklaman nedir yani?


Yani demem o ki sevgili astur Atatürk için oluşturulmuş bir kült vardır ve toplumsal sağlığımız açısından bunu aşmamız gereklidir. Buraya kadar tamam. Ama bunu sırf cumhuriyetin kurucu düşüncesini eleştirmek için Atatürk'e mal etmeye çalışmak tarihe fazlaca öznel ve insafsızca bakmak demektir.

Herhangi bir şeyi Atatürk'e mal etme gibi bir çaba içerisinde değilim. Eldeki bilgiler bence o yöne işaret ediyor, Atatürk bizzat bu kişi kültünü başlatmak için çalışmış.

Burada cumhuriyetin kurucu düşüncesi ne tartışılıyor, ne de eleştiriliyor. Ne alakası var şimdi?

ulpian
28-02-2011, 07:50
sevgili frodo,

kişi kültüne kapılmanın farklı bir şekli de, söz konusu kişinin, kendi şahsının kültleşmesinden sorumlu olduğunu inkar etmektir, diyebiliriz belki de. :)

''Şeyh uçmaz, mürid uçurtur'' örneği de bu bağlamda yerinde olmuş aslında. Örneğin (İsmailağa cemaatinin şeyhi) ''Mahmud Efendi'' de, kendi şahsı için hiçbir keramet, mürşitlik vs. iddiasında bulunmaz, ama bütün müridleri, hatta önde gelen hocaları ve yardımcıları bu gibi şeyleri ona isnat eder. Öyleyse Mahmud Efendi'nin bu noktada sorumluluğu yoktur, diyebilir miyiz hiç? O ortamda işin 'raconu' bu zaten. Şeyh kendisi pek söylemez bu gibi şeyler. Ama cemaatte işlenen menkıbeler, cemaat içerisindeki diğer önde gelenlerin sohbetleri vs. aracılığıyla bu gibi mesajlar ulaşır yerine. Şeyhin bizzat kendisi hakkında bu gibi şeyler söylememesi ise, onun bu gibi şeylere önem vermeyecek kadar yüksek bir mertebede olduğuna işaret olarak yorumlanır.



Mustafa Kemal'in oluşan bu kişi kültünden sorumlu olduğunu söyleyebilmemiz için daha ne yapması gerekirdi ki. Bilgi ve onayıyla heykelleri dikiliyor, resmi paralara basılıyor. ''Atatürk'' soyismini alıyor. Kendisi hakkında ''güzelleme''nin çok çok ötesinde, adeta tanrılaştıran ifadeleri kullanan kişileri önemli görevlere tayin ediyor, yanında, yakınında bulunduruyor. Daha henüz o hayatta iken, ''kemalizm'' terimi resmî parti programına alınıyor... Tüm bunlar ''kişi kültünün oluşturulması'' değil de ne? Daha ne yapabilirdi ki?

kaanuni
04-03-2011, 03:36
Oldukça güzel bir başlık olmuş. Benim için Atatürk'ün kendisinin tanrılaştırılmasındaki rolünün ne olduğu bir muamma idi. Bu konuyu benim için açıklığa kavuşturdukları için Astur ve Ulpian'a teşekkür ederim.

Ne yazık ki hala gençler okullarda tıpki bizim endoktrine edildiğimiz gibi bu külte endoktrine ediliyorlar. Ben şu an 16 yaşımdaki kuzenimin gözlerini açmaya çalışıyorum. Geçen gün Atatürk'ün ismini birkaç dikatör ile beraber saydım. Rahatsız oldu. Atatürk de diktatördü deyince, lafı onun bir istisna olduğuna getirmeye çalıştı. Türkiye'de yetişmiş insanlar tepkisel olarak Atatürk'ü koruyor, bende yapıyorum bazen.

Genel olarak kişilik kültleri peygamberler ve dinler ile aynı sorunları getirmektedirler. Bunlar çoğumuz için malum olduğundan sorunlar'ın ve günümüzde bu kült'ün varoluşunu koruması Türkiye ve Atatürk'e odaklı incelenirse okumaktan büyük haz alırım.

frodo
04-03-2011, 09:33
"Aydının" misyonu nedir ? (Tabi eğer böyle bir misyona inanıyorsanız.) Çağın tanıklığı ve bu tanıklığın getirdiği sorumluluğu üstlenmek olabilir mi ?

M.Kemal Osmanlı modernleşmesinin temel taşlarından birisidir ve modernleşme sürecinde yaşanan en önemli kırılmanın örgütleyicisi ve sembol ismidir. Bu kırılma yeni bir toplum, ülke yaratma girişimidir. Atatürk ve kurucu felsefe bu yeniliğin oluşturulmasında sanattan mimariye, bilimden eğitime yeninin topluma kazandırılması adımlarını atmış kısmen de başarmışlardır.

Bir arkadaş Osmanlı padişahlarının heykelleri yoktur diyor, oysa pekala biliyor olmalı ki dinsel yasaklar nedeniyle bırakın heykeli resimde bile sınırlamaları olan bir toplumsal yapı vardı. M.Kemal'e bir sürü eleştiri getirilebilir ve bir çoğuna imzamı atarım. Ama şu
anda toplumsal hastalıklarımızdan birisi olan Atatürk kültü meselesinde dahli iddia edildiği gibi belirleyici değildir diye düşünüyorum.

Yanlış hatırlamıyor isem Atatürk'ün doğrudan isteği ile yapılan tek heykel Taksim'de ki
anıttır. Ve bu anıtta Kurtuluş Savaşının bir panoraması ve bu savaşa katkıda bulunanlara gönül borcunun ödenmesi kaygısı vardır.

Paralarda resminin olması, yaşadığı dönemde 12 Atatürk temalı heykelinin yapılması bu süreci anlamanın anahtarlarından birisidir ama yenileşme projesi ile birlikte okunduğunda.

Son soru şu aydınlarımız bizzat tanık oldukları içinde bulundukları süreçte yeni bir kültleştirme projesine ne denli karşı çıkıyorlar ? Bu soruya verilecek cevap önemlidir. Atatürk'e yöneltilen eleştiriler -bu çerçevede- caddelere isimler verilmesi, peygamber gibi ilan edilmesi, sultan payesinin verilmesi v.b günümüzde neden güçlü biçimde dile getirilmemektedir ?

Edit :Bu sürece yönelik bir anlama çabası :

http://www.goethe.de/ins/tr/ank/prj/urs/arc/trindex.htm

ulpian
04-03-2011, 10:34
Konuya farklı açılardan yaklaşıyor olabilir miyiz? Atatürk'ün kendi şahsı hakkındaki tutumu için farklı açıklamalar getirilebilir elbette.


''Saltanat ve hilafetin kalkmasıyla oluşan boşluğu daha seküler bir şekilde kendi şahsıyla doldurarak, moderniteye geçişi daha yumuşak kılmaya çalıştı''


''Gerçekleştirmek istediği büyük ve zor projeleri, inkılapları kabul ettirebilmek için, kendi şahsı hakkında böyle bir dokunulmazlık/erişilmezlik algısının oluşmasına siyaseten ihtiyacı vardı.''


''Tüm bunlar kişisel egosunu tatmin etmek için değil, toplumun faydasına olduğunu düşündüğü siyaseti uygulayabilmek içindi.''

gibi birçok açıklama veya savunu getirebilir, tartışabiliriz. Ama bunu yapabilmemiz için önce değer yargısız ve salt betimsel olarak, şahsı hakkında oluşan kültte kendi tutumunun da belirleyici olduğunu tespit etmek gerekiyor bence. Ve bu tespite karşı çıkmayı pek anlayamıyorum doğrusu. Yukarıda da dediğim gibi daha ne yapabilirdi ki?

Tek tek ''heykel'', ''para'' vs. gibi örnekleri ele alınca belki farklı değerlendirilebilir. Ama tüm bu örnekleri bir arada düşündüğümüzde (heykeller, tüm paralarda bir tek onun resmi, Atatürk soyismi, tanrılaştırıcı methiyeler dizenleri yakınında bulundurma, kemalizm tabirini resmî ideolojinin ismi haline getirme vs.), başka bir yorum pek mümkün değilmiş gibi geliyor bana. ''Kemalizm'' tabirinin resmî parti programına alınması ise, bence tek başına ele alındığında bile yeterli ipuçları veren bir örnek.


Bu arada, ''Atatürk'ü eleştiriyorsunuz da, niye yeni oluşan kültleştirmelere karşı çıkmıyorsunuz'' gibi bir karşı atağı pek anlamlandıramadım sevgili frodo. Bu başlıkta tartışan şahısların farklı alanlardaki kültleştirmelere sempati ile baktığına tanıklık etmiş olduğunu sanmıyorum.

frodo
04-03-2011, 14:58
Bu başlıkta tartışan şahısların farklı alanlardaki kültleştirmelere sempati ile baktığına tanıklık etmiş olduğunu sanmıyorum. Hayır etmedim ve etmem de; çünkü olmaz.

Fakat söylediğim farklı bir şey:""Aydının" misyonu nedir ? (Tabi eğer böyle bir misyona inanıyorsanız.) Çağın tanıklığı ve bu tanıklığın getirdiği sorumluluğu üstlenmek olabilir mi ?" diye başladım.

Basit bir eğretileme ile meramımı anlatayım. Gözümüzün önünde bir suç işleniyor penceremizden bakıyoruz. Buna karşı çıkmak engellemeye çalışmak çağa tanıklık etmektir. Diyoruz ki bu suç dedemizin yaşadığı dönemlerde de işlendi ve bu gün yaşadığımız travmalara neden oldu, aynı hatalara tekrar tekrar düşmeyelim. Bu birinci tavır.

İkinci tutum olarak da önümüzde bizzat tanığı olduğumuz suçu görmezden gelip dedelerimiz dönemindeki benzer suça odaklanıyoruz. Bu eleştirel tutum en azından inandırıcı olma açısından sakatlanmıştır. Son dönemlerde sıklıkla karşılaşıyoruz bu tuhaf bakış açısıyla.

ulpian
04-03-2011, 15:31
İyi de sevgili frodo, söylediklerinden tartıştığımız konu için tam olarak hangi sonucu çıkartmamız gerektiğini anlayamıyorum.

Tartıştığımız konu, ''Atatürk'ün şahsının kültleşmesinde kendisinin de belirleyici bir payı olmuş mudur'' sorusu. Bu soruyu evetle cevaplama hakkına sahip olmak için, önce ''bugün de buna benzer tehlikeli gidişatlar gözlemlemekteyim. Örneğin belli kesimlerin Erdoğan'ın şahsını gittikçe kültleştirme eğiliminde olduklarını ve Erdoğan'ın da bunu aktif bir şekilde desteklediğini görüyorum'' gibi şeyler mi dememiz lazım? Tamam, bunu da diyelim elbette. Ama Atatürk bağlamında sürdürülen bir tartışmada, görüş belirtme hakkını ancak böyle mi elde etmiş oluruz.

Firestorm
04-03-2011, 20:36
Atatürk çocuklugumuzdan beri o kadar iyi bir şekilde beyinlerimize işlenmiş bir kişi ki tıpkı bazı kişilerin söyledigi gibi gercektende tanrılaştırılmış bir karakter oldu. Günümüzde ona söylenen eleştiriler hakaret olarak sayılıyor. Nerdeyse hiç bir eleştiri kabul edilmiyor(nerdeyse diyorum ama genel konuşmamak için kabul edilenini ben görmedim hiç) devamında ise kişi vatan hainligi ile bile suçlanıyor. Atatürk türkiyenin belki de en büyük tabusudur desem açıkcası abartmış olucagımı sanmıyorum bu topik te bunu kanıtlıyor...

ahmetsln
04-03-2011, 22:25
Atatürk çocuklugumuzdan beri o kadar iyi bir şekilde beyinlerimize işlenmiş bir kişi ki tıpkı bazı kişilerin söyledigi gibi gercektende tanrılaştırılmış bir karakter oldu. Günümüzde ona söylenen eleştiriler hakaret olarak sayılıyor. Nerdeyse hiç bir eleştiri kabul edilmiyor(nerdeyse diyorum ama genel konuşmamak için kabul edilenini ben görmedim hiç) devamında ise kişi vatan hainligi ile bile suçlanıyor. Atatürk türkiyenin belki de en büyük tabusudur desem açıkcası abartmış olucagımı sanmıyorum bu topik te bunu kanıtlıyor...

Ben sizin gibi düşünmüyorum en azından bir bakımdan. Bir çok vatandaşın Atatürk'ü sevenlerin Atatürk'ü gerçek manada tanıdıklarını kesinlikle düşünmüyorum.Çünkü Atatürk'ün söylediği bir çok sözde kendisin tabulaştırılmasına veya tanrı gibi görülmesine izin vermeyeceğini anlayabiliyoruz. Kaldı ki sosyal bilgisi olsun tarrih olsun inkılap ve "atatürkçülük" dersi olsun atatürk'ü gerçek düşüncelerini kimse yayınlamıyor. 8. sınıfta beri ders müfradatına konulan Atatürk'le ilgili bilgilerden şikayetçi olmuşumdur.

Bize öğretilen Atatürk vatanı kurtardı o olmasaydı şimdi böyle olmazdık ! Hayır bana göre asla böyle değil.Derslerde de bunların anlatılmasından milletin gözüne baka baka bir liderin gizlenmesinden şikayetçiyim. Gençlere savaşlar ve tarihler ezberletiliyor, şovenistlik aşılanıyor atatürk'ün milliyetçi tarafı vurgulanıyor devrimci lafı bile geçmiyor.

Bence okullardaki Atatürk imajı Atatürk'e vurulan en büyük darbedir.Ve gün Atatürk'ü tabu yapan, onun görüşlerine eleştirileri kabul etmeyen, saldırgan tavırlarda bulunan herkesi de asla Atatürkçü/Kemalist görmüyorum.Eğer bir şeyler biliyorsan Onun yolundan git onun eksiklerini gör ve kendine ders çıkar.Veya dahası artık o konuya girmek istemiyorum.

Astur
05-03-2011, 15:49
Çünkü Atatürk'ün söylediği bir çok sözde kendisin tabulaştırılmasına veya tanrı gibi görülmesine izin vermeyeceğini anlayabiliyoruz.

Bu alıntıladığım bölüm dışında söylediklerine genel olarak hak veriyorum. Atatürk'ten sonraki dönemlerde de kişi kültü ayakta tutuldu, hatta farklı dönemlerde farklı farklı Atatürk resimleri çizildi insanların zihninde. Hem geçmişte, hem de günümüzde farklı farklı Atatürk imgeleri ve farklı Atatürkçülükler olmasının sebeplerinden biri de budur diye düşünüyorum.

Alıntıladığım bölüm hakkında da seni bu başlığın 37. mesajına yönlendirmek isterim:

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=367583&postcount=37

murted
05-03-2011, 19:06
Şimdi bu başlıktaki Atatürk kültünün oluşmasında Atatürk'ün de payının olması fikri benim açımdan rahatsız edici. Ama öte yandan nakledinleri tarihsel olarak yalanlayacak ve kültün oluşmunda bizzat kendisinin pay sahibi olduğunu göstermeye yönelik argümanları çürütecek halim de yok, zaten çürütülmesi çok zor gözüküyor. Tabi bunları yapamadığım için tutup da Atatürk olmasaydı babanızı dolayısıyla dedenizi ve hatta onun babasını bilemeyeceğinizi söylemeyeceğim, bir şiiri buraya taşıyıp altına Neyzen Tevfik de yazmayacağım. Bu durumda yaptı ama sor bir bakalım niye yaptı deyip karşı argümanları geliştirmeye kanalize olmak gerek sanırım.

Neyse, başlık iyi hoş da şu an için Türkiye'deki dayatılan Atatürk kültünün mamülü olan ve yeni nesillere de bunu pompalayacak olan zihniyet büyük oranda sindirilmiş durumda. En azından bunlar artık öncelikli sorun kaynağı değil bugün için. Eee, ne güzel işte diyecekler olabilir ama işte kazın ayağı öyle değil. Tamam, elbet doğru bildiğiniz söyleyeceksiniz ama tutup da daha büyük bir tehditle karşı karşıya iken zaten dağılmış vaziyette olan bu zihniyetle uğraşmaktan daha elzem bence Akp'nin despotluğuyla, hukusuzluğuyla uğraşmak. Gene buraya da yazın ama diğer yerlerde de görelim sizi.

Akıl almaz hukuksuzluklar yapılıyor bu aralar. Emniyette bir askerin telefonuna hizbullah militanlarının numaralarının bulunduğu bir rehberi eklemişler. Yalandan da olsa bir soruşturma açıp ve bir günah keçisi seçip olayı örtbasa bile kalkmaya gerek duymuyorlar. Sehven oldu diyorlar. Bu dolaylı yolsan biz sizi mikeriz ama siz hiç bir şey yapamazsınız demek. Kpss rezilliğini bile bu örgüte yıkmaya çalıştılar. Oysa bu işin içinde kendi yandaşlarının olduğunu bak gibi de biliyoruz. Ve Stv izleyenler, Zaman okuyanlar sahiden de bu ülkedeki her rezilliğin arkasında bunlar var sanıyor. Yap, sonra suçu Ergenekon'a at.
Ayrıca Akp, derin devletle, darbecilerle falan ciddi ciddi mücadele ediyor sanıyorlar. Oysa işin ucu kendilerine dokunmadığı sürece bu adamların ne darbecilerle, devletin içindeki çetelerle bir derdi olamaz. Olsa idi en evvel 12 Eylül'de parmağı olanlarla uğraşırlar, saçma sapan sebeplerle ilgili ilgisiz tonla insana terörist muamelesi yapmazlardı. Onu geç, 28 Şubatçılarla hesaplaş madem. O da yok. Gerek yok yani artık bunlar bir tehdit değilken bunlarla uğraşmaya.

Liberaliz diye gezinenlerden kuvvetli bir tepki yok. Varsa da onlar da sahiden liberal olanların kısık sesleridir. Hiç kızmıyor musunuz Engin Ardıç, Emre Aköz, Yiğit Bulut gibi adamlara? Bu liberal geçinen yavşakların nasıl ataerkil bir kafa yapısına sahip oldukları da iyice çıktı ortaya. Neden iki kelam edip de bujların yüzünden sahiden liberal demokrat olanlar zan altında kalıyor demiyorsunuz?

Paranoyalarının beslediği hezeyanlar dedik ulusalcıların geçmişte söylediği pek çok şeye. Haklıydık belki çoğu yerde. Ama artık bıçak kemiğe dayandı, hala daha aslında durum o kadar da vahim değil, ulusalcılar nasıl sürekli ''şeriat gelecek'' diye ağlıyorlarsa şimdi de ''hukuk yok, hukuk yok'' diye ağlıyorlar diye düşünenler var mı hala?

Kemalist statükonun kısmi egemenliği ve askeri vesayet bitti, yaşasın sivil dikta!

ulpian
05-03-2011, 19:18
sevgili murteddd,

şahsına karşı olarak algılama lütfen, ama ben ciddi bir şekilde rahatsız olmaya başladım bu gibi tutumlardan.

''Bugün daha büyük tehlikeler varken, güncelken, neden kalkıp tarihte kalmış, en azından günümüzde aciliyeti olamayan sorunları eleştiriyorsunuz.'' veya ''madem bunu yapıyorsunuz, o zaman güncel tehlikeleri de eleştirin'' gibi söylemlerin oldukça hakkaniyetsiz olduğunu düşünüyorum.

Atatürk değil de, Fatih Sultan Mehmed'i eleştiren bir başlık olsaydı da, bu gibi itirazlar gelir miydi? Veya Atatürk'ü her eleştiren bir mesaj yazmadan önce, son günlerde AKP'yi eleştiren bir mesajımı linklemem mi gerek? Hem o zaman bu forumu büyük ölçüde kapatalım zaten. Kuran'daki çelişkiler, peygamberin hataları, Hıristiyanlığın eleştirisi, Budizmin eleştirisi, Mormonluğun eleştirisi vs... Ne gereği var bunlara, ne de olsa güncel tehlikelerle doğrudan ilgili değil. Felsefe, edebiyat vs. bölümlerini de kapatalım. Sadece güncel tehlikeleri, AKP'yi, emperyalizmi vs. eleştiren başlıklar açalım.

''Abartarak itirazınızı absütlerştirme'' gibi algılanabilir belki bu yazdıklarım. Ama ben öyle düşünmüyorum. ''Atatürk'ün kültleşmesinde kendisinin de payı olmuş mudur'' sorusunun tartışıldığı bir başlıkta, uzun uzun ''bugün daha önemli ve acil tehlikeler var, bunlara odaklanalım'' gibi mesajlar yazılıyorsa, yukardaki sorularım hiç de absürt değil.

Astur
05-03-2011, 19:35
Şimdi bu başlıktaki Atatürk kültünün oluşmasında Atatürk'ün de payının olması fikri benim açımdan rahatsız edici. Ama öte yandan nakledinleri tarihsel olarak yalanlayacak ve kültün oluşmunda bizzat kendisinin pay sahibi olduğunu göstermeye yönelik argümanları çürütecek halim de yok, zaten çürütülmesi çok zor gözüküyor. Tabi bunları yapamadığım için tutup da Atatürk olmasaydı babanızı dolayısıyla dedenizi ve hatta onun babasını bilemeyeceğinizi söylemeyeceğim, bir şiiri buraya taşıyıp altına Neyzen Tevfik de yazmayacağım.


Teşekkürler. Cidden!

Bu durumda yaptı ama sor bir bakalım niye yaptı deyip karşı argümanları geliştirmeye kanalize olmak gerek sanırım.

Bu çaba "Atatürk'ü çevreleyen kişi kültünün oluşmasında Atatürk'ün de rolü var mıydı?" sorusuna verilecek cevabı değiştiremez.

Arada insanlarla konu 1923-38 dönemine gelince tartışmak durumunda kalıyorum, erken cumhuriyet döneminde demokrasi yoktu dediğimde rahatsız olan çok insan var zira. Mebusların atandığı, tek partili, tek bir serbest genel seçim yapılmayan vs. bir dönem için demokratik demenin söz konusu olamayacağı son derece bariz bir şey olduğundan iddiama doğrudan itiraz etmiyor ya da edemiyorlar. (Rejimin demokrasi olduğunu iddia edenleri de çeşitli ortamlarda gördüm ama bizzat tanıdığım insanlardan bu yönde görüş ifade eden olmadı.) Ama rahatsızlıklarını ifade etmeden de edemeyeceklerinden tam senin dediğin şekilde 'kanalize' oluyorlar.

Mesela diyorlar ki:

1-O dönemde demokrasinin nesnel şartları Türkiye'de yoktu.
2-Atatürk demokrasiye geçmek istedi ve bu yönde adımlar attı ama gericiler yüzünden bu başarılamadı.
3-Demokrasi uzun vadede hedefti, demokrasinin temelleri o dönemde atıldı ve toplumun olgunlaşması beklendi.
4-Rejim demokrasi değildi ama bu rejimin tek alternatifi Osmanlıcılık, hilafetçilik vb. gericiliklerdi, o nedenle doğrusu oydu.
vs.

Bunları söyleyenlere de hep şunu söylüyorum, bu iddialardan bazıları doğru olabilir, bunlar elbette tartışılabilir vs. ama bu iddiaların doğru ya da yanlış olması "Türkiye'de erken cumhuriyet döneminde demokrasi var mıydı?" sorusuna verilecek cevabı değiştirmez. Bunlar, "Türkiye'de o dönemde neden demokrasi yoktu?" gibi bir sorunun cevabı olabilir ancak.

Kurduğum analoji açık olsa gerek, Atatürk'ün bunları neden yaptığı konusunda yüz çeşit argüman konabilir ortaya, varılan sonuç Atatürk'ün bunları milletinin iyiliği için yaptığı da olabilir, ama bu kişi kültünün yaratılmasında Atatürk'ün önemli bir rolü olduğu gerçeğini değiştirmez.

Bir de şöyle argümanlarla tartışmaya kalkan tipler çıkıyor yukarıda bahsettiğim demokrasi konusunda:

1-Sen asıl şimdiki duruma bak, asıl yüzde 10 barajla demokrasi mi olur?
2-Gazeteciler susturuluyorken niye Atatürk'ten bahsediyorsunuz? Yoksa kuyruk acınız mı var? Sevr'i imzalamak isteyen emperyalistlerin devamısınız siz hede hödö...

Bu tarz şeylere cevap vermeye tenezzül etmiyorum, nedeni açık olsa gerek.

Şu andaki hükümetle ilgili hoşnutsuzluğunu anlıyorum, yazdıklarına büyük ölçüde de katılıyorum, ama o tartışmanın yeri bu başlık değil, o nedenle yazının o bölümünü görmezden geleceğim; umarım kusuruma bakmazsın.

murted
05-03-2011, 19:56
Ben sizi anlayabiliyorum, size hak da veriyorum. Bazı arkadaşların sizi itham ettiği şeylerle uzaktan yakından alakanız olmadığını da biliyorum.

Elbette bir insanın iki karşıt gruptan birini şiddetlice eleştirken diğerini eleştirmemesi, eleştirmediği gruptan rahatsız olmadığını anlamına gelmez. Ancak eleştirmediği grupla ilgili olumlu şeyler de söylüyorsa biz anlarız ki kendisi o gruba taraftardır ya da en azından bu grubun yaptıklarını tasvip etmektedir.

Hal böyleyken neden sadece mevcut tehditlerden biriyle uğraşıyorsunuz diye sorup da niyet okuyaraktan siz diğer tehdidi tehdit olarak algılamıyorsunuz demek en hafif tabiriyle ayıptır.

Mevzu Fatih olsaydı aynı şey konuşulur muydu demişsin. Eh, sen de biraz niyet okumuşsun gibi. Ben Atatürk'ün de kendi kültünün oluşumunda payı olduğu düşüncesinden rahatsız oldum ancak size de haksızsınız diyemeyeceğimi belirttim. Bu konu hiç konuşulmamalı, gerçekle yüzleşilmemeli de demedim. Bunu konuşmaktan kaçındığımdan demiyorum yani daha büyük tehditle uğraşalım. İkisini de konuşmak varken tek bir tanesine kanalize olmayalım dedim. Atatürk kültüne gelince ben de sizin kadar rahatsızım bundan. Ne söylüyorsanız da bu konuda okumadan altına imzamı atıyorum.

Neyse, gene de özür dilerim. En çok kızdığım şeylerden birini kendim yaptığım için. Ama gönül Astur da gelip böyle liberallik olmak desin. :)

murted
05-03-2011, 20:22
Teşekkürler. Cidden!
Bu çaba "Atatürk'ü çevreleyen kişi kültünün oluşmasında Atatürk'ün de rolü var mıydı?" sorusuna verilecek cevabı değiştiremez.


Zaten değiştirmediği için kafamızdaki imgesine zarar gelmesin kaygısıyla bunu makul gösterecek gerekçeler arıyoruz. Bunu yaparken amacımız sorunun cevabını değiştirmek değil. Bunu soruya verdiğimiz cevabe binaen yapıyoruz zaten.


Arada insanlarla konu 1923-38 dönemine gelince tartışmak durumunda kalıyorum, erken cumhuriyet döneminde demokrasi yoktu dediğimde rahatsız olan çok insan var zira. Mebusların atandığı, tek partili, tek bir serbest genel seçim yapılmayan vs. bir dönem için demokratik demenin söz konusu olamayacağı son derece bariz bir şey olduğundan iddiama doğrudan itiraz etmiyor ya da edemiyorlar. (Rejimin demokrasi olduğunu iddia edenleri de çeşitli ortamlarda gördüm ama bizzat tanıdığım insanlardan bu yönde görüş ifade eden olmadı.) Ama rahatsızlıklarını ifade etmeden de edemeyeceklerinden tam senin dediğin şekilde 'kanalize' oluyorlar.


Ben sana bu kısımda da katılıyorum. Türk devrimi Jakobendir. Tabandan destek bulamadığı gibi, taban kendisine köstek olmuştur. Ama başka türlü nasıl olurdu sorusunun net bir cevabı olmadığı için benim açımdan bir sorun teşkil etmiyor Atatürk'ün yer yer ortaya çıkan basbayağı diktatör tarafı.


Mesela diyorlar ki:

1-O dönemde demokrasinin nesnel şartları Türkiye'de yoktu.
2-Atatürk demokrasiye geçmek istedi ve bu yönde adımlar attı ama gericiler yüzünden bu başarılamadı.
3-Demokrasi uzun vadede hedefti, demokrasinin temelleri o dönemde atıldı ve toplumun olgunlaşması beklendi.
4-Rejim demokrasi değildi ama bu rejimin tek alternatifi Osmanlıcılık, hilafetçilik vb. gericiliklerdi, o nedenle doğrusu oydu.
vs.

Bunları söyleyenlere de hep şunu söylüyorum, bu iddialardan bazıları doğru olabilir, bunlar elbette tartışılabilir vs. ama bu iddiaların doğru ya da yanlış olması "Türkiye'de erken cumhuriyet döneminde demokrasi var mıydı?" sorusuna verilecek cevabı değiştirmez. Bunlar, "Türkiye'de o dönemde neden demokrasi yoktu?" gibi bir sorunun cevabı olabilir ancak.


Zaten demokrasi olmadığını kabul etmiş oluyorlar bu nedenleri sıralarken. Başta yapmadı modundalar, sonrasında yaptı ama niye yaptı moduna geçiyorlar.


Kurduğum analoji açık olsa gerek, Atatürk'ün bunları neden yaptığı konusunda yüz çeşit argüman konabilir ortaya, varılan sonuç Atatürk'ün bunları milletinin iyiliği için yaptığı da olabilir, ama bu kişi kültünün yaratılmasında Atatürk'ün önemli bir rolü olduğu gerçeğini değiştirmez.

Bir de şöyle argümanlarla tartışmaya kalkan tipler çıkıyor yukarıda bahsettiğim demokrasi konusunda:

1-Sen asıl şimdiki duruma bak, asıl yüzde 10 barajla demokrasi mi olur?
2-Gazeteciler susturuluyorken niye Atatürk'ten bahsediyorsunuz? Yoksa kuyruk acınız mı var? Sevr'i imzalamak isteyen emperyalistlerin devamısınız siz hede hödö...

Bu tarz şeylere cevap vermeye tenezzül etmiyorum, nedeni açık olsa gerek.

Şu andaki hükümetle ilgili hoşnutsuzluğunu anlıyorum, yazdıklarına büyük ölçüde de katılıyorum, ama o tartışmanın yeri bu başlık değil, o nedenle yazının o bölümünü görmezden geleceğim; umarım kusuruma bakmazsın.

Bakmam bakmam, sen de benimkine bakma ödeşelim.
Bu yazıyı Spartacus'un başlığına taşısalar, olmadı ''Murteddd diyor ki'' başlığına (Hep böyle bir başlığım olsun istemiştim. :) ) taşısalar yerinde olur.

Astur
05-03-2011, 20:33
Bakmam bakmam, sen de benimkine bakma ödeşelim.


Anlaştık. :)

Bu yazıyı Spartacus'un başlığına taşısalar, olmadı ''Murteddd diyor ki'' başlığına (Hep böyle bir başlığım olsun istemiştim. :) ) taşısalar yerinde olur.

Hahahaha :D

O değil de madem başlık konusundan sapmış bulunduk, seni kırmayayım ve şu Engin Ardıç vb. konulara kısaca değineyim.

Engin Ardıç akıllı, kültürlü bir adam, ama aklını yararlı işlere değil, tabiri caizse itliğe, sevmediği insanlarla hesaplaşmaya kullanıyor. Arada çok beğendiğim yazıları olsa da genelde ad hominem kapsamına alabileceğimiz terbiyesizlikler yapıyor. O açıdan Leman'ın kendini kaleminden bok damlayan bir adam olarak gösterdiği karikatürlere falan kızmasın, yine tabiri caizse öyle başa böyle tarak!

Benim sevdiğim ve kendini liberal addeden köşe yazarları arasında sayabileceğim insanlar Hadi Uluengin, Taha Akyol gibi isimler; onlar da Ergenekon soruşturmasının gidişatına ve de son tutuklamalara açık tepkiler ortaya koydular ve de beni hayalkırıklığına uğratmadılar.

Umarım sorularına cevap olur bu yazdıklarım.

Vandenys
05-03-2011, 20:45
kendi kendini yönetecek -hayatını organize edecek- kültürü-mekanizmaları yaratma becerisini gösterememiş topluluklarda sıkça rastlanan olay...

AvniSinanoglu
06-03-2011, 01:41
Atatürk heykel ve resimlerini kisi kültü diye algiliyanin aklindan sasarim.
Her ülke de degerli insanlarin heykelleri vardir. Türkiye de heykelcilik cok abartilmasina tabi karsiyim.

Firestorm
06-03-2011, 01:54
Atatürk heykel ve resimlerini kisi kültü diye algiliyanin aklindan sasarim.
Her ülke de degerli insanlarin heykelleri vardir. Türkiye de heykelcilik cok abartilmasina tabi karsiyim.


Atatürk'ün kült oldugunun kanıtı sadece heykeller olsaydı o zaman haklı olurdunuz ama sadece heykeller değil okullarda verilen eğitimler kitaplarda yazanlar yapılan etkinliklerde atatürkün özellikle göze sokulması daha sayım mı yoksa bu kadarı yeterli mi?

Violadagamba
06-03-2011, 02:28
Sayın FireStorm,

Atatürk kült değildir.

1) Atatürk bu ülkenin kurucu babalarındandır.

2) Kendisini anan insanların gaibden hiçbir beklentisi yoktur.

3) Şahsına özel yasalar çıkartmamıştır.

Kült lafı ağır laftır. Atatürk'e bu lafı yapıştırmak ise çok büyük bir haksızlıktır. Birisinin sadece destanlaşması o kişiyi kült yapmaz; başka şartlar da gereklidir. Tekraren: gaibden beklenti gibi bir şart olmazsa olmazdır.

AvniSinanoglu
06-03-2011, 02:46
Atatürk'ün kült oldugunun kanıtı sadece heykeller olsaydı o zaman haklı olurdunuz ama sadece heykeller değil okullarda verilen eğitimler kitaplarda yazanlar yapılan etkinliklerde atatürkün özellikle göze sokulması daha sayım mı yoksa bu kadarı yeterli mi?
Haklisiniz tabii ki 30-40 larin zamaninda ki gibi Atatürkcülügün artik bügün dahi ögretilmesi gayet rahatsiz edicidir ve biliyoruz. Ama denisikligi kim yapacak AKP yapsa dinci oluyor CHP yapsa bilmem ne oluyor konuyu kim denistirecek veya cagdas hale sokacak iste sorun burda. 30larin milliyetciligi simdi nasil cagdas hale getirilecek sizce. Tabi ki her rahatsizlik konusulmali cözüm ne o daha cekici.

Firestorm
06-03-2011, 02:50
Haklisiniz tabii ki 30-40 larin zamaninda ki gibi Atatürkcülügün artik bügün dahi ögretilmesi gayet rahatsiz edicidir ve biliyoruz. Ama denisikligi kim yapacak AKP yapsa dinci oluyor CHP yapsa bilmem ne oluyor konuyu kim denistirecek veya cagdas hale sokacak iste sorun burda. 30larin milliyetciligi simdi nasil cagdas hale getirilecek sizce. Tabi ki her rahatsizlik konusulmali cözüm ne o daha cekici.


Konu kimlerin değiştiricegi değil artık birisini bazı şeyleri değiştirmesi gerektigidir bence bunun üzerine odaklanılmalı malesef ki bu ülkede bu tür değişiklik yapabilicek güclü bir odak yok ancak eleştirilerimizle kalıyoruz birileri tek kulakla bunları duysada diğer kulagından duyduklarını cıkarıp atıyor...

Astur
06-03-2011, 03:39
Atatürk heykel ve resimlerini kisi kültü diye algiliyanin aklindan sasarim.
Her ülke de degerli insanlarin heykelleri vardir. Türkiye de heykelcilik cok abartilmasina tabi karsiyim.

Bu başlıkta Atatürk'ün kişi kültü olduğuna ilişkin iddiayı destekleyecek yeterince kanıt paylaştık diye düşünüyorum. Başlığı başından başlayarak okursan senin de dediklerimi makul bulacağını sanıyorum.

Her ülkede değerli insanların heykelleri vardır elbette, ama sanıyorum dünyanın hiçbir yerinde (belki K. Kore'de şimdiki diktatörün babasınınkiler vardır, ya da Stalin döneminde Sovyetler'de) Türkiye'deki yoğunlukta aynı şahsın heykeli yoktur. (10.000 kişi başına kaç heykel düşüyor vs. bakılabilir mesela) Sırf heykel de değil, paralar, gazeteler, okullarda sınıflar, ders kitaplarının tümü, spor salonları vb. kamu binalarının tamamının ilgili bölümleri vs. yine Atatürk söz ya da resimleri ile dolu.

Bir de şöyle bir durum var, İstanbul Beşiktaş'ta Barbaros Paşa'nın heykelinin olması ile bir liderin hayattayken kendi emri ile onlarca heykelini diktirmesi aynı şey değil.



Sayın FireStorm,

Atatürk kült değildir.

1) Atatürk bu ülkenin kurucu babalarındandır.


Burası ABD mi yav? Ne kurucu babaları? :D


2) Kendisini anan insanların gaibden hiçbir beklentisi yoktur.

Anıtkabir'e Türkiye'nin en büyük türbesi diyorlar, bence haklılar. Sence insanların başka insanları "Ata'ya" şikayet etmesi vb. şeyler gaipten beklenti olarak sayılamaz mı?

3) Şahsına özel yasalar çıkartmamıştır.

Atatürk soyadını alması için geçen yasayı şahsına özel sayar mısın mesela? :)

Violadagamba
06-03-2011, 06:56
Burası ABD mi yav? Ne kurucu babaları? :D

Kurucu babaları kurucu babaya ya da kurucuya tercih ediyorum. Örneğin Kazım Karabekir o babalardan biridir. Ayrıca epey ulusun babası olarak anılan insan vardır. Hollanda ve Cezayir şu an aklıma gelebilen örneklerdir. Hollanda anayasasında Wilhelm'e atıfta bulunulması bir kült de değildir.

Anıtkabir'e Türkiye'nin en büyük türbesi diyorlar, bence haklılar. Sence insanların başka insanları "Ata'ya" şikayet etmesi vb. şeyler gaipten beklenti olarak sayılamaz mı?

Gaibden beklenti demek yapılan iş karşısında metafiziksel bir varlık tarafından ödüllendirilmeyi beklemek demektir. Yani kat'iyyen gaibden beklenti sayılamaz.

Atatürk soyadını alması için geçen yasayı şahsına özel sayar mısın mesela? :)

Şahsa özel yasaların kült kapsamında değerlendirilmesi için şahsa özel hakları kapsaması gerekir. Seks gibi, mali çıkar gibi... Ahzab 50 gibi, Enfal 1-2 gibi... Bu kalitede yasalar yoksa kült kapsamına girmez. Çok değerli ve de SEMBOLİK Atatürk soyadını almak kült kapsamına girerse Sessiz Wilhelm'den Bolivar'a kadar milyonlarca insanı kült lideri ilan etmemiz gerekir ki bu onca namuslu insanı, kahramanı ahlaksız şarlatanlar olarak mimlemek anlamına gelir.

Astur
06-03-2011, 16:49
Kurucu babaları kurucu babaya ya da kurucuya tercih ediyorum. Örneğin Kazım Karabekir o babalardan biridir. Ayrıca epey ulusun babası olarak anılan insan vardır. Hollanda ve Cezayir şu an aklıma gelebilen örneklerdir. Hollanda anayasasında Wilhelm'e atıfta bulunulması bir kült de değildir.


Kazım Karabekir'in 1926'da idamdan kıl payı kurtulup ondan sonra emekli edilip 1938'e kadar ev hapsinde tutulduğunu da biliyor musun? Yazdığı kitabın başına 1933'te neler gelmiş mesela? Kazım Karabekir şüphesiz önemli bir şahıs, ama ABD'deki kurucu babalar gibi bir durumu yok gibi...

Hollanda'da dediğin gibi bir durum yok, yakından tanıdığım bir ülke olduğundan biliyorum.

Al bak anayasanın İngilizcesi burada:

http://www.servat.unibe.ch/icl/nl00000_.html

Hani nerede Wilhelm'e atıf? William olmasın o? Atıf dediğin de şu herhalde:

Article 24
The title to the Throne shall be hereditary and shall vest in the legitimate descendants of King William Ihttp://www.servat.unibe.ch/icl/gifs/key.gif (http://www.servat.unibe.ch/icl/xr00000_.html#51), Prince of Orange-Nassau.

Krallığın William'ın meşru varislerine geçeceği anlatılıyor.

Değişmez maddelerde "Wilhelm milliyetçiliğine bağlılık" falan da yazıyor mu?! :D

Cezayir'in babası kim bu arada?


Gaibden beklenti demek yapılan iş karşısında metafiziksel bir varlık tarafından ödüllendirilmeyi beklemek demektir. Yani kat'iyyen gaibden beklenti sayılamaz.

Bu yazıları okudukça senin gibi düşünemiyorum.
http://www.anitkabirozeldefteri.com/index.php?option=com_content&view=category&id=36&Itemid=54
Bu başlıkta neden bu olguya kişi kültü dediğimize ilişkin başka şeyler de paylaştık zaten. Bu arada kişi kültü olması için gaibden beklenti olması gibi bir zorunluluk olduğuna ilişkin bir şey yok tanımlarda ve de literatürde. Sen bu fikri nereden edindin?


Şahsa özel yasaların kült kapsamında değerlendirilmesi için şahsa özel hakları kapsaması gerekir. Seks gibi, mali çıkar gibi... Ahzab 50 gibi, Enfal 1-2 gibi... Bu kalitede yasalar yoksa kült kapsamına girmez. Çok değerli ve de SEMBOLİK Atatürk soyadını almak kült kapsamına girerse Sessiz Wilhelm'den Bolivar'a kadar milyonlarca insanı kült lideri ilan etmemiz gerekir ki bu onca namuslu insanı, kahramanı ahlaksız şarlatanlar olarak mimlemek anlamına gelir.

Böyle bir zorunluluk da yok. Nereden çıkarıyorsun bunları? Bir kaynak paylaşsan?!

Mali çıkar demişken...Hükümet bütçesi ile zamanının en büyük yatını kendim için aldırsam mali çıkar kapsamına girer mi sence?

Bu arada Bolivar'ın adı doğuştan itibaren Bolivar'dı. Wilhelm'de de durum aynı, tabii Kayzer Wilhelmlerden birinden söz ettiğini varsayıyorum. Burada kimseyi ahlaksızlıkla, şarlatanlıkla falan itham etmiyoruz bu arada. Başlık yazısında da yazdım, sosyal bir olguyu bilimsel olarak incelemeye çalışıyoruz burada.

Violadagamba
06-03-2011, 20:56
Sayın Astur,

1) Kazım Karabekir'in idamdan kıl payı kurtulması onu milli kahramanlıktan çıkarmaz.

2) Hollanda'nın bir anlamda mülkiyetinin Wilhelm'e bırakılması önemli bir atıftır. Bağımsızlıklarından beri Hollanda rejimi ne kadar değişti?

3) Cezayir'in babası Ahmed bin Bella'dır.

4) Savarona mali çıkar kapsamında değerlendirilemez. Savarona devletin malıydı. "Savarona Atatürk'ün malı olarak devletçe satın alınmıştır" gibi bir durum olsaydı eyvallah; ancak öyle bir durum yok.

5) Kült denildiğinde ben teolojik anlamıyla değerlendiriyorum. Diğer konuda eksik bilgilerim mutlaka vardır ve boldur. Ancak olumsuzlama yüklediğim ve tiksindiğim bu kelime temel alınarak Atatürk eleştirisi yapılmasına karşı çıkıyorum, konu budur. Atatürk'ü ve benzer önderleri Jim Jones'larla, Muhammed'lerle bir tutamayız.

6) Bolivya'nın adı Bolivar'dan gelir... Bolivar yeni bir soyad almamış ama koca bir ülkeye kendi adını vermiştir. Ve Latin Amerika'daki birkaç ülkenin anayasa ve yasalarında Bolivar'a bolca ideolojik atıf vardır. Başta Venezuela... Rejimlerinin adı bile Bolivarcı Cumhuriyet.

Astur
07-03-2011, 12:42
Sayın Astur,

1) Kazım Karabekir'in idamdan kıl payı kurtulması onu milli kahramanlıktan çıkarmaz.


Milli kahraman ve kurucu baba ayrı şeyler. Kurucu baba dediğinde siyasi ideallerini kurulan sisteme belli bir ölçüde aktarmış birini anlıyorum ben. Karabekir ise muhalefet partisinin başına geçince siyasetten fiilen men edilmiş, 10 küsür sene ev hapsine kapatılmış, yazdığı anılarının bile basılmasına izin verilmemiş vs.

2) Hollanda'nın bir anlamda mülkiyetinin Wilhelm'e bırakılması önemli bir atıftır. Bağımsızlıklarından beri Hollanda rejimi ne kadar değişti?

Hollanda bugün gelişmiş bir liberal demokrasi, ve de kralın yetkilerinin etkin bir biçimde kısıtlandığı bir meşruti monarşi. 19. yüzyıldaki Hollanda değil yani.

3) Cezayir'in babası Ahmed bin Bella'dır.

1965'te ülkesinden kovulup 25 sene sürgünde yaşamadı mı bu adam? Bu nasıl babalık?!

4) Savarona mali çıkar kapsamında değerlendirilemez. Savarona devletin malıydı. "Savarona Atatürk'ün malı olarak devletçe satın alınmıştır" gibi bir durum olsaydı eyvallah; ancak öyle bir durum yok.

Yorum yok.


5) Kült denildiğinde ben teolojik anlamıyla değerlendiriyorum. Diğer konuda eksik bilgilerim mutlaka vardır ve boldur. Ancak olumsuzlama yüklediğim ve tiksindiğim bu kelime temel alınarak Atatürk eleştirisi yapılmasına karşı çıkıyorum, konu budur. Atatürk'ü ve benzer önderleri Jim Jones'larla, Muhammed'lerle bir tutamayız.

Kişi kültü kavramı siyaset bilimi, antropoloji vb. sosyal bilimlerde kullanılan, literatürde belli şekillerde tanımlanmış bir kavram. Başlık yazısında tanımları paylaştım zaten. Karşılaştırma yaparken de aynı ya da benzer dönemdeki siyasi liderleri, devlet başkanlarını falan kullanıyoruz zaten bir de, tarikat liderlerini değil.


6) Bolivya'nın adı Bolivar'dan gelir... Bolivar yeni bir soyad almamış ama koca bir ülkeye kendi adını vermiştir. Ve Latin Amerika'daki birkaç ülkenin anayasa ve yasalarında Bolivar'a bolca ideolojik atıf vardır. Başta Venezuela... Rejimlerinin adı bile Bolivarcı Cumhuriyet.

Bolivya'nın adı Bolivar'dan geliyor ama o adı veren o değil, Bolivar başka bir ülkenin devlet başkanıydı ve de Bolivya'nın mücadelesini destekledi. Kendi emriyle başkanı olduğu ülkenin adını değiştirtmesi gibi bir durum yok.

Bolivar konusunu detaylı bilmiyorum, o açıdan onu çevreleyen bir kişi kültü var mıydı onu da bilemiyorum, ama Bolivar'ın durumu açıkça farklı. Kendi resmini bizzat paralara koysa, onlarca heykelini ülkesinin her yerine dikse, kendini öven sanatçıları para ve pozisyon ile ödüllendirse vs. durumu farklı değerlendirirdim.

kaanuni
07-03-2011, 15:19
Elbette bir insanın iki karşıt gruptan birini şiddetlice eleştirken diğerini eleştirmemesi, eleştirmediği gruptan rahatsız olmadığını anlamına gelmez. Ancak eleştirmediği grupla ilgili olumlu şeyler de söylüyorsa biz anlarız ki kendisi o gruba taraftardır ya da en azından bu grubun yaptıklarını tasvip etmektedir.

Bence yanlış yorumluyorsunuz. Beklentiler ve ortak bilinenler var. Mesela benim AKP'den beklentilerim CHP'den beklentilerimden daha düşük. Referandum sonrasına kadar, kaç senedir, AKP benim onlardan olan beklentilerimi aşıyordu (başlangıç noktam şeriatçı oldukları idi); CHP ise beklentilerimin çok altında bir politik çizgi benimsemişti (başlangıç noktam sosyal demokrat oldukları idi). Durum böyle olunca, bir de temcit pilavı gibi hepimizin bildiği anlaştığı eleştirileri tekrarlamaya üşendiğimden, benim son bir üç beş senede çeşitli yerlerde yazdıklarımda AKP'ye övgüsel CHP'ye eleştirisel yaklaşmış olabilirim. Sonuçta en çarpıcı şeyler önyargılarıma ters gelen şeyler. Ancak bunu AKP yandaşlığı olarak yorumlamak için benim başlangıç noktamı bilmemek gerekir.

Sorun ve sürtüşme insanları yazdıkları üç beş satırla değerlendirmekten geliyor. Bunun yerine ayrı ayrı argümanları değerlendirmek bence daha mantıklı. Ben buraya veya başka bir yere bir düşüncemi taşıdığımda, bunu yanılıyor olabildiğimin de bilincinde olarak yapıyorum. Ben art niyetli değilim yani, sadece dünyadaki herkez gibi herşeyi bilmiyorum ve tartışarak öğrenmeye çalışıyorum. İnsanları değil de argümanları (iyi niyetle) değerlendirdiğimizde karşımızdakinde de art niyet aramanın da anlamı kalmıyor; insanları (fettullahçılık gibi) saçma şeylerle de şuçlamamış oluyoruz.

Basit bir örnek vereyim: Ben Fettullah Gülen cemaatinin felsefesini Wahabizm ile kıyaslayan bir yazı yazsam; Fettullahçılar hakkında söyleyebileceğim bir düzine övgü olur. Ancak Allah'a inanmadığım göz önünde bulundurulduğunda bana Fettullahçı veya Fetullah yandaşı etiketini itham etmek saçma olmaz mı?

Konuyu ben de çok dağıtmış oldum şimdi, ama kimin bizden kimin öteki olduğuna karar vermek yerine fikirleri ve ispatlarını tartışsak daha iyi olmaz mı?

Violadagamba
08-03-2011, 13:14
1) Kazım Karabekir'in durumu Ben Bella'nınkiyle aynı. Beğenin beğenmeyin; ama Ben Bella Cezayir Ulusunun babası olarak tanımlanır.

2) Hollanda bugün gelişmiş bir liberal demokrasi ve kurulduğunda da liberal bir demokrasi olarak kuruldu. İddianız olan 19. yüzyılı geçelim 18. yüzyılda da Monarkların yetkileri aynı düzeyde kısıtlıydı, ki çok yakın bir durum Hollanda bağımsızlığında da geçerliydi.

3) Atatürk de Atatürk soyadını kendi almadı; Meclis'te öneri sunuldu ve Atatürk de bu büyük onuru kabul etti.

4) Atatürk dönemindeki dünya genelinde var olan uygulama devlet başkanlarının resimlerinin, heykellerinin bolca bulunmasıdır. Paraların üzerinde kaçınılmaz olarak portreleri bulunur. Bu uygulama Atatürk'ün icadı değildir. Ayrıca kendisini güzel bir şekilde tanımlayan sanatçılara sahip çıkmak -açıktır ki- Atatürk'e has değil bütün devlet adamlarının takındığı bir tutumdur. Bu veriler doğrultusunda Atatürk bir kült önderiyse hemen hemen bütün devlet başkanları bir kült lideridir. Bu durumda da Kemalizmi bir kült olarak tanımlamak hiç de ilginç bir tespit değildir.

Astur
08-03-2011, 19:15
1) Kazım Karabekir'in durumu Ben Bella'nınkiyle aynı. Beğenin beğenmeyin; ama Ben Bella Cezayir Ulusunun babası olarak tanımlanır.


Yahu bu insanlar çevresinde nasıl kişi kültü olabilir? Bu insanların heykelleri mi dikilecek? Paralara resimleri mi basılacak? Her sınıfta, her ders kitabında sözleri ve resimleri mi olacak? Dağlarda silüeti görüldü diye her sene kutlama mı yapılacak? Anıt mezarlarını ziyaret bir ritüel haline mi gelecek? Ne alakası var?!


2) Hollanda bugün gelişmiş bir liberal demokrasi ve kurulduğunda da liberal bir demokrasi olarak kuruldu. İddianız olan 19. yüzyılı geçelim 18. yüzyılda da Monarkların yetkileri aynı düzeyde kısıtlıydı, ki çok yakın bir durum Hollanda bağımsızlığında da geçerliydi.
Genel oy hakkı 23 yaşını doldurmuş erkekler için 1917'de, kadınlar için 1919'da geldi.

Hollanda 1815 yılında anayasal monarşi oldu, 1845'te de parlamenter sisteme geçti. Yani 19. yüzyıl oluyor, 18. değil.


3) Atatürk de Atatürk soyadını kendi almadı; Meclis'te öneri sunuldu ve Atatürk de bu büyük onuru kabul etti.Valla bildiğim kadarıyla Atatürk'ün bu tarz isim değişikliklerine bir merakı vardı. Bir dönem Gazi adını kullanıyor mesela, sonra Halaskâr Gazi oluyor vs.

Benim bildiğim bu şekilde ismini değiştiren devlet başkanı çok yok. Aklıma şimdi sadece Türkmenbaşı geldi.


4) Atatürk dönemindeki dünya genelinde var olan uygulama devlet başkanlarının resimlerinin, heykellerinin bolca bulunmasıdır. Paraların üzerinde kaçınılmaz olarak portreleri bulunur. Bu uygulama Atatürk'ün icadı değildir. Ayrıca kendisini güzel bir şekilde tanımlayan sanatçılara sahip çıkmak -açıktır ki- Atatürk'e has değil bütün devlet adamlarının takındığı bir tutumdur. Bu veriler doğrultusunda Atatürk bir kült önderiyse hemen hemen bütün devlet başkanları bir kült lideridir. Bu durumda da Kemalizmi bir kült olarak tanımlamak hiç de ilginç bir tespit değildir.Tamam, o zaman sen bize aynı dönemde hayattayken resimlerini paraya koyduran, heykellerini görev başındayken bizzat diktiren liderlerden birkaç tane örnek ver, olur mu?

Bak mesela Lenin'in paralara resmi ölümünden sonra konmaya başlamış:

http://englishrussia.com/index.php/2007/02/20/old-russian-money/

Sen aksi yönde örnekler getirirsen biz de faydalanırız. Atatürk'ün durumu kural mı istisna mı daha iyi görürüz.

Ufak bir alıntı:

"Kamalizm yalnız yaşamak dinini aşılayan ve bütün prensiplerini ekonomik temeller üzerine kuran bir dindir."
CHP Edirne milletvekili Şeref Aykut, "Kamalizm-CHP Partisi Programının İzahı" isimli kitap, 1936.

Violadagamba
08-03-2011, 20:38
Sayın Astur,

Atatürk gazi olduktan sonra Meclis tarafından gaziliğe taltif ediliyor. Gazi ünvanı Atatürk'ün uydurduğu bir terim değildir. Mareşal, feldmareşal gibi bir terimdir. Hatırladığım kadarıyla bu ünvan da Sakarya harbinden sonra kendisine verilmiştir. Halaskar Gazi (Kurtarıcı Gazi) ise kendisinin kullandığı resmi bir ünvan değildir, İzmir'in geri alınmasından sonra kendisi için gazetelerde kullanılmış olan ve manen hakettiği bir lakaptır. Gazi olan birisinin resmi gazi ünvanını kullanması o ünvanı kullanmaya meraklı olmasından kaynaklanmaz; göğsünü gere gere de o ünvanı kullanır ayrı mesele. Başkalarının kendisine halaskar/kurtarıcı demeleri ise apayrı bir durumdur ve bu o dönemdeki açık bir gerçeğin dillendirilmesidir.

Astur
08-03-2011, 21:41
Sayın Astur,

Atatürk gazi olduktan sonra Meclis tarafından gaziliğe taltif ediliyor. Gazi ünvanı Atatürk'ün uydurduğu bir terim değildir. Mareşal, feldmareşal gibi bir terimdir. Hatırladığım kadarıyla bu ünvan da Sakarya harbinden sonra kendisine verilmiştir. Halaskar Gazi (Kurtarıcı Gazi) ise kendisinin kullandığı resmi bir ünvan değildir, İzmir'in geri alınmasından sonra kendisi için gazetelerde kullanılmış olan ve manen hakettiği bir lakaptır. Gazi olan birisinin resmi gazi ünvanını kullanması o ünvanı kullanmaya meraklı olmasından kaynaklanmaz; göğsünü gere gere de o ünvanı kullanır ayrı mesele. Başkalarının kendisine halaskar/kurtarıcı demeleri ise apayrı bir durumdur ve bu o dönemdeki açık bir gerçeğin dillendirilmesidir.

Bildiğim kadarıyla Mareşal rütbe, Gazi ise ünvan. Atatürk aynı zamanda mareşaldi. Nerede okudum hatırlamıyorum, 1925'e kadar Atatürk'ten hep Gazi diye bahsediliyormuş. 1925-27 arası halaskâr gazi diye bahsedilmeye başlanmış. Öz Türkçe çalışmalarının kuvvetli olduğu 30'larda bir dönem Atatürk Mustafa Kamal diye imza atıyormuş.

Başlık konusuyla alakalı değil tabii bunlar.

DİRİLİŞ
21-03-2011, 03:01
Türkiye'deki kişi kültünü inceleme iddiasında olan bir başlık, garip bir biçimde Atatürk'ün, kendi kültünün (?) oluşmasında etkisi olup olmadığının tartışıldığı noktaya taşınmış. Ama, yine çok enteresan, Türkiye gibi tabularla, din baskısıyla iç içe bir toplumda onlarca kişi kültü ve dogma kaynağı varken, başlık sahibi her ne hikmetse bunların hiçbirinden söz etmemiş...

Bu ufak info bilre başlığın talihsizliğini ve bir saplantı eseri ihdas olduğunu ortaya çıkarmak için yeterli olsa da, Atatürk kültü olarak tanıtılan ve özünde dincilerin ünlü "Atatürk'ü putlaştırmayın" retoriğinin liboşik bir çeşitlemesi olan bu çok garip iddia üzerinde bir kaç söz etmeden geçemeyeceğimi duyumsadım.

Öncelikle; kült sözcüğünün tapınca anlamına geldiğini ve Atatürk kültü sözü ile Atatürk'e tapınan, O'nu tanrı yerine koyan bazı kimselerin var olduğu; bir nevi Atatürk ayinleri düzenlendiği ya da Atatürk'e tapınmak anlamında yorumlanabilecek kimi etkinliklerin yaşam bulduğunun iddia edildiğini bilelim. Kısaca, öyle insanlarımız vardır ki, bunlar Atatürk'e taparlar. Hatta, başlığın devamından öğrendiğimiz üzere, Atatürk'ün kendisi de bu tapıncanın oluşmasında etkili olmuştur. Yani; Atatürk kendisini tanrı ilan etmiş ve insanlarından kendisine tapmasını istemiştir.

10 Kasımlarda Anıtkabir'i ziyaret edenler, bu dinin (pardon kültün) müminleridir. Ayin, kabre çiçek bırakma ve devlet büyüklerince de anıt deftere not düşmek suretiyle ifa edilir. Bundan başka, ekstra bonus toplamak isteyen kimi müminler Milli Günler dışındaki zamanlarda da Atatürk'ün kabrini ziyaret ederek ayin yaparlar. Bunlar, laik, demokratik ve bağımsız Türkiye ayetlerini dillerinden düşürmeyen meczuplardır. Öyle ya, laiklik gibi önemsiz, sıradan ve külte hizmet eden bir kavram olsa olsa bir tapıncaya esir olmuş müminlerin ağzından dökülebilecek cinsten bir saçmalıktır. Atatürkçülüğün bir kült olduğu, ayincilerin laiklik vurgusundan da apaçık ortada değil midir efendim. Evet evet, laik ve demokratik bir puttur bu.

Fakat bu kadarla kalsa iyidir. Atatürk kültüyle sarhoş olmuş delilerin tek takıntısı laiklik değildir çünkü. Bu kült, bilim hakkında da son derece takıntılıdır. Bu mezcuplar o derece akıllarını kaçırmışlardır ki bilime tapınır hale gelmiş; hatta "Hayatta en gerçek yol göstericinin bilim" olduğu ayetini okuyarak tavaf etmek gafletini göstermişlerdir.

Sevgili okurlar, bu kültün inanırlarının ve yaratıcısının bilim aşkı bile tek başına Atatürk'ün nasıl bir kült olduğunu gözler önüne sermek için yeterli değil mi?

------------------------------------------------------------------------

Soytarılık, maskaralık, rezillik çok gördüm ama böylesine inanın ilk kez rastlıyorum...

Komedi ya da laga luga başlığı diyeceğim ama rezilane bir sunumla açılan başlığa ciddi iletiler de girilmiş. Bu kepazeliğin nasıl ciddiye alınabildiğini hala anlayabilmiş değilim. Dişe dokunur bir tek iddia görmüş olsam inanın böyle bir dil kullanmazdım.

Başlık, açılma amacının aksine, Atatürk'ün bir kat daha büyümesine katkıda bulunmuştur.

Tuz kokmaz!

ulpian
21-03-2011, 03:14
Atatürk'le ilgili kişi kültünün ülkemizde ne denli etkin olduğuna güzel bir örnek olmuş DİRİLİŞ'in bu mesajı...

''Kişi kültü'' siyaset biliminde kullanılan bir terimdir (sadece Türkçede de değil, diğer dillerde de) ve ilgili kişinin birebir tanrı, yaratıcı vs. olarak algılanmasını gerektirmez. Stalin, Mussolini ve benzeri örnekler için kullanılır, belli başlı kıstasları vardır. Zaten Astur alıntılar yaparak yeterince açıkladı.

Mustafa Kemal'in bu kültün oluşmasındaki payı belki tartışılabilir, fakat şahsıyla ilgili bir kişi kültünün varlığını inkar etmek ciddiye alınabilecek bir tutum değil.

Bu arada, alakasız bir şekilde, ''en gerçek yol gösterici bilimdir'' denmiş... Mesela Güneş Dil Teorisi gibi mi?

Astur
21-03-2011, 03:48
Mesela Güneş Dil Teorisi gibi mi?

Türk Dil Tezi'ne değinmen hoş olmuş sevgili ulpian; Türk Dil Tezi'nin başlık konusuyla keşistiği bir örnek paylaşayım ben de fırsattan istifade edip.

1937'de toplanan İkinci Türk Tarih Kongresi'ne ait kayıtlardan:
Dönemin Türk Dil Kurumu genel sekreteri Prof. İbrahim Necmi Dilmen:
(http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0brahim_Necmi_Dilmen)

Tüm dünya dilleri, Türkçe "güneş" anlamına gelen "ağ" hecesinden türer; örneğin "Kelt" sözcüğü şöyle analiz edilir: Kelt = eğ + ek + eğ(l) + et. Eğ, yani ağ, ana köktür.

...(benzer açıklamalar)

Bu gerçekler, "bir yüksek Deha'nın daimi ilhamı, daimi irşadı, daimi faaliyeti sayesinde ortaya çıkabilmektedir."

(Yanlış Cumhuriyet sayfa 201, EVEREST Yayınları.)

Atatürk'ün iki tarih kongresine de katıldığını, baştan sona ilgiyle izlediğini, tezlerin çoğunda bizzat Atatürk'e hitap edildiği ve de övücü sözler söylendiğini de ekleyelim.

DİRİLİŞ
21-03-2011, 04:42
Atatürk'le ilgili kişi kültünün ülkemizde ne denli etkin olduğuna güzel bir örnek olmuş DİRİLİŞ'in bu mesajı...

''Kişi kültü'' siyaset biliminde kullanılan bir terimdir (sadece Türkçede de değil, diğer dillerde de) ve ilgili kişinin birebir tanrı, yaratıcı vs. olarak algılanmasını gerektirmez. Stalin, Mussolini ve benzeri örnekler için kullanılır, belli başlı kıstasları vardır. Zaten Astur alıntılar yaparak yeterince açıkladı.

Mustafa Kemal'in bu kültün oluşmasındaki payı belki tartışılabilir, fakat şahsıyla ilgili bir kişi kültünün varlığını inkar etmek ciddiye alınabilecek bir tutum değil.

Bu arada, alakasız bir şekilde, ''en gerçek yol gösterici bilimdir'' denmiş... Mesela Güneş Dil Teorisi gibi mi?

Güneş Dil Kuramı ya da Türk Tarih Tezi (kuramı değil buraya dikkat) ortaya çıktığı tarihsel konjoktür içinde şahane birer yanıt olarak doğmuşlardır. Neye mi yanıttırlar:

Batı'da, Türklerin sarı ırka mensup, düşük ırklardan biri olduğu tezinin dillendirilmesine!

Atatürk'ün tarih tahsil etmesi için Fransa'ya yolladığı Afet İnan, Fransız tarih kitaplarında Türklerin aşağı ırklardan geldiğinin ders kitaplarında yazılı olduğunu Atatürk'e bildirir. Bunun üzerine Atatürk tarih çalışmalarına başlar. Araştırmaları sırasında Türklerin uygarlığın mimarı olduğunu iddia eden bir İngiliz'in tarih kitabına rastlar. Oluşturacağı tarih tezinde Batı'yı kendi silahıyla vurmak için bu kitaptan da yararlanır. Yurt çapında yürütülen kazı çalışmalarından elde edilen tarihsel bulgulardan da yararlanır. Ve sonunda tarih kongresine sunulmaya hazır bir tez meydana getirir.

Tezi kongrede kabul görmez. Deliller yetersiz bulunur.

Ama sonuçta bir tezdir; doğruluğunda ısrar etmez...

Evet sadece bir tezdir.

Üstelik Fransa'nın ders kitaplarına geçmiş olan Türkleri aşağılayan sarı ırk tezinden daha da bilimseldir.

Çünkü en azından temellendirilmeye çalışılmıştır.

Yanlış bir tez olsa da, Türklerin aşağı bir ırk olduğundan daha bilimsel yöntemlerle oluşturulmuş bir tezdir.

Türk'ü aşağı gören Batı'nın yüzüne sıkı bir şamar gibi inen bu tez, tarihsel misyonunu başarıyla tamamlamıştır.

Atatürk aslında yine kazanmıştır.

:)

Astur
21-03-2011, 05:07
O zaman DİRİLİŞ için Nişanyan'dan bir alıntı daha yapalım:

Bilimsel nedir?

1. Bilimsel düşüncenin temel tezi, bilimsel araştırmaya konu olan gerçeklerin, o gün geçerli olan dini, ahlaki, siyasi veya milli kaygılardan bağımsız olarak var oldukları, bu kaygılardan bağımsız olarak kavranabildikleri, ve öyle kavranmaları gerektiğidir.
Bu, radikal bir tezdir. Çünkü dini, ahlaki, siyasi ve milli kaygılar, toplum yaşamında önemli bir yer tutan, saygı ve dikkatle ele alınmaları gereken değerlerdir. Hatta bazı koşullarda bunların, bilimsel doğruluk çabasından daha büyük bir önem taşıdıkları öne sürülebilir. İnsanların büyük çoğunluğu için, yaşamın çoğu anında, ahlaki, toplumsal vb. kaygılar, bilimsellik kaygısından önce gelirler.
16. yüzyılda Avrupa'da icat edilen ve kısa sürede bu kıtanın yaşadığı olağanüstü devrime zemin hazırlayan bilimsellik kavramı, işte bu bakış açısının reddine dayanır. Din, ahlak vb. önemlidir; ama bilim, kendi alanında, bunlardan bağımsız ve üstün olmak zorundadır. Önemli birtakım dini ve siyasi kaygılara rağmen astronomik araştırmalarının sonuçlarını yayınlamaktan vazgeçmeyen Galileo, bundan ötürü bilimsel düşüncenin kurucuları arasında sayılır. Oysa Galileo'yu mahkum edenlerin edenlerin de kendilerince tutarlı gerekçeleri vardır: insanların manevi huzuru ve toplumun düzeni, dünya döner mi dönmez mi konusunda lüzumsuz bir doğruculuktan daha önemli değil midir?
Ve yine bunlardan ötürü, aşağıda ifade edilen amaçları güden bir çalışmanın, başka açılardan yararlı veya değerli olabilirse de, bilimsel olarak nitelendirilmesine imkân yoktur:

"Atatürk'ün böyle bir müesseseyi [Türk Tarih Kurumu] kurup ona her teşebbüsün fevkinde bir kıymet ve ehemmiyet verişinin başlıca saiki, [...] milli şuuru, milli gururu ve Türk milletinin kendi nefsine emniyet ve itimadını takviye etmek endişesidir."

(Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk, s. 106-107)

"Milli tarihi yabancıların gözüyle görmenin, daha doğrusu onların gösterdikleri şekliyle anlamanın bir millet için ne büyük gaflet olduğunu Atatürk bütün dehasıyla biliyordu. Bunun için, maddi ve siyasi istiklale kavuşturduğu milletini manevi ve ruhi istiklale de kavuşturmak için [...] Türk Tarih Kurumunu kurdu."

(Prof. Dr. Fuad Köprülü, "Bir Hatıra", Belleten, 1.4.1939)

"Atatürk'ün tarih üzerinde çalışmaları, İstiklal Savaşımızın kültür alanında devamıdır." (Enver Ziya Karal, Atatürk Hakında Konferanslar, s. 55)
(Sevan Nişanyan, Yanlış Cumhuriyet, EVEREST, s. 196-197)

ulpian
21-03-2011, 05:11
Güneş Dil Teorisi (http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F_Dil_Teorisi), bizzat Atatürk tarafından savunuldu, geliştirildi, teşvik edildi. Hakkında kongreler yapıldı ve sahip çıkıldı. Atatürk'ün ölümüne kadar üniversitelerde öğretildi! Bilimsellikle yakından uzaktan ilgisi olmayan, uydurma ve safsatalardan ibaret bir 'kuram' Atatürk'ün teşvikiyle koca koca dilbilimciler tarafından geliştirildi ve öğretildi (örn. "Aphrodite" sözcüğü, Türkçe "avrat"tan gelir. "Poseidon" Türkçe gemi anlamına gelen "bostagen" kelimesinden gelir vs.)... Savaştan çıkmış ve uluslaşma sürecine girmiş bir topluma özgüven kazandırmak için, siyasi meydanlarda, gazetelerde filan yayımlanmadı sadece. Üniversitelerde bilim olarak öğretildi. Koca koca proflar kongrelerde toplanıp Atatürk'ün izinden giderek, hangi yabancı kelimelerin hangi Türkçe sözcüklerden gelmiş olabileceğini "bulma" ('sallama' metoduyla) yarışına girdi...

Bu kadar bariz, gözler önünde bir hatayı bile eleştirememek ve bir şekilde savunma ihtiyacı hissetmek, ''kişi kültü'' dediğimiz şeyin bir sonucu işte...


EDİT: Konu ''Türk Tarih Tezi'' değil, ''Güneş Dil Teorisi''. Her ne kadar birbiriyle ilgili ve aynı motivasyona dayalı bilim-dışı tezler olsalar da, farklı şeyler bunların ikisi. Güneş Dil Teorisi, Atatürk'ün ölümüne kadar üniversite dersi olarak görüldü (bkz. mesajın başındaki link).

DİRİLİŞ
21-03-2011, 05:48
Güneş Dil Teorisi (http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F_Dil_Teorisi), bizzat Atatürk tarafından savunuldu, geliştirildi, teşvik edildi. Hakkında kongreler yapıldı ve sahip çıkıldı. Atatürk'ün ölümüne kadar üniversitelerde öğretildi! Bilimsellikle yakından uzaktan ilgisi olmayan, uydurma ve safsatalardan ibaret bir 'kuram' Atatürk'ün teşvikiyle koca koca dilbilimciler tarafından geliştirildi ve öğretildi (örn. "Aphrodite" sözcüğü, Türkçe "avrat"tan gelir. "Poseidon" Türkçe gemi anlamına gelen "bostagen" kelimesinden gelir vs.)... Savaştan çıkmış ve uluslaşma sürecine girmiş bir topluma özgüven kazandırmak için, siyasi meydanlarda, gazetelerde filan yayımlanmadı sadece. Üniversitelerde bilim olarak öğretildi. Koca koca proflar kongrelerde toplanıp Atatürk'ün izinden giderek, hangi yabancı kelimelerin hangi Türkçe sözcüklerden gelmiş olabileceğini "bulma" ('sallama' metoduyla) yarışına girdi...

Bu kadar bariz, gözler önünde bir hatayı bile eleştirememek ve bir şekilde savunma ihtiyacı hissetmek, ''kişi kültü'' dediğimiz şeyin bir sonucu işte...


EDİT: Konu ''Türk Tarih Tezi'' değil, ''Güneş Dil Teorisi''. Her ne kadar birbiriyle ilgili ve aynı motivasyona dayalı bilim-dışı tezler olsalar da, farklı şeyler bunların ikisi. Güneş Dil Teorisi, Atatürk'ün ölümüne kadar üniversite dersi olarak görüldü (bkz. mesajın başındaki link).


Wikipedi'den olduğu gibi kopyalanmış satırların ardına sığınan sığ düşüncenin ne olduğunu göreceğiz.

Öncelikle bu bilgilerin kaynağını soralım.

Kanıtlarınızı görelim.

Sonra devam ederiz.

Astur
21-03-2011, 05:49
Zeki Velidi Togan (http://tr.wikipedia.org/wiki/Zeki_Velidi_Togan) ilk kongrede Reşit Galip'in sunduğu bir tebliği eleştirince hakkında kötü kamuoyu oluşmuş, o da ülkeyi bu nedenle terk etmiş mesela.[1] (http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_Tarih_Tezi#Akademik_ele.C5.9Ftiriler)

O dönem (1930'lar) üniversitelerinin ne derece özgür olduğu tartışılır aslında. 1933'teki üniversite reformu ile üniversitenin özerkliği ortadan kalkmıştı.

Şu köşe yazısı (http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/hanioglu/2011/03/06/yasasin_bilgi_kahrolsun_kotu_entelektueller) da güzel, konumuzla ilgili denebilir.

ulpian
21-03-2011, 06:01
Wikipedi'den olduğu gibi kopyalanmış satırların ardına sığınan sığ düşüncenin ne olduğunu göreceğiz.

Öncelikle bu bilgilerin kaynağını soralım.

Kanıtlarınızı görelim.

Sonra devam ederiz.

:)

Bu nasıl bir tartışma şekli yahu?
Şu an tartışmakta olduğumuz somut husus ney: Güneş Dil Teorisi, bizzat Atatürk taradından desteklenmiş midir? ve Üniversitelerde öğretilmiş midir?

Ben 'evet' dedim, siz 'hayır'.

Küçümsediğiniz linkteki (http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F_Dil_Teorisi) makalenin dipnotlarında kaynalar geçiyor. Hangi üniversitede, hangi hoca tarafından, hangi yıla kadar öğretildiği gibi somut ve net bilgiler var. Buna karşın sizin ''hayır, üniversitelerde öğretilmemiştir'' tezinize sunduğunuz kaynak nedir?

Konuyla ilgili, Türk Dil Kurumu'nun resmi sitesinde derlediği dosyaları da inceleyebilirsiniz: Güneş Dil Teorisiyle İlgili Yazışmalar (http://www.tdkkitaplik.org.tr/gun_dil.asp)

ayrıca bkz:
Murat Belge, Türkçe Sorunu (http://turkoloji.cu.edu.tr/GENEL/24.php)
Jens Peter Laut, Das Türkische als Ursprache? (İlk Dil Olarak Türkçe?) (http://books.google.de/books?id=Gxr0Bl1rvIcC&pg=PR12&dq=sonnensprachtheorie&hl=de&ei=mb6GTdq1DIzItAbO04SVAw&sa=X&oi=book_result&ct=result&resnum=3&ved=0CDgQ6AEwAg#v=onepage&q=sonnensprachtheorie&f=false)

DİRİLİŞ
21-03-2011, 17:27
Eksik alıntı!

Adeta cımbızla çekip aldığınız cümlelerin devamını yazalım da işin aslı anlaşılsın.

Bakın beyler alıntı öyle yapılmaz, böyle yapılır:

"
Güneş Dil Teorisi, Türkçe (http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk%C3%A7e)'nin dünya tarihindeki ilk dillerden biri olduğunu ortaya koyan dilbilim (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dilbilim) teoisidir. Teori, 1930'lu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Kemal_Atat%C3%BCrk) tarafından desteklendi ve bizzat geliştirildi[1] (http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F_Dil_Teorisi#cite_note-0), ancak dilbilimciler tarafından kabul görmedi ve kısa sürede önemini yitirdi.[2] (http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F_Dil_Teorisi#cite_note-1) Atatürk'ün 1938 yılında vefatının ardından İbrahim Necmi Dilmen (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0brahim_Necmi_Dilmen) Ankara Üniversitesindeki Güneş-Dil Teorisi ile ilgili derslerine son verdi. Öğrencileri bunun sebebini sorduklarında Güneş öldükten sonra onun teorisi nasıl hayatta kalabilirdi diye cevap vermişti.[3] (http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F_Dil_Teorisi#cite_note-2)
1990'lı yıllarda bazı yazarlar tarafından, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkeleri, ilk yıllarındaki icraatları ve Atatürk İlkeleri hakkında, Güneş-Dil Teorisi çalışmaları örnek verilerek, resmi devlet ideolojisi, Kemalist ırkçılık ve etnisitenin inkâr edilmesi gibi tanımlama ve yorumlar getirilmiştir.[4] (http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F_Dil_Teorisi#cite_note-3)[5] (http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F_Dil_Teorisi#cite_note-4) Bu amaçla Atatürk'ün sahiplendiği Güneş-Dil Teorisi ve Türk Tarih Tezi (http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_Tarih_Tezi) hakkında akıl dışı rivayetler uydurulduğu ve Atatürk'ün, safsatalara inanan biri olarak gösterilmek istendiği yazılmıştır. Bunların, Atatürk Devrimlerini (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_Devrimleri) ve onların etkilerini eleştirme maksadı taşıdığı ve postmodernist dalganın etkisiyle yapılan yayınlar olduğu savunulur.

Geçmiş

Ulus gazetesinde 1935 yılında dillerin kökeni sorunu ile ilgili Notlarımızı anlatan izah başlığıyla imzasız makaleler yayınlandı. 14 Kasım (http://tr.wikipedia.org/wiki/14_Kas%C4%B1m) 1935 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1935) tarihinde Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili adıyla makaleler kitap haline getirildi. TDK (http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_Dil_Kurumu) genel sekreteri İbrahim Necmi Dilmen (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0brahim_Necmi_Dilmen), Tahsin Mayatepek (http://tr.wikipedia.org/wiki/Tahsin_Mayatepek) ile yazışmasında bu notların ve açıklamalarının Atatürk'e ait olduğunu ancak kendileri isimlerinin ilanını arzu buyurmadıklarından imzasız yayınlandığını açıklar.[7] (http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F_Dil_Teorisi#cite_note-6) Bu notların hazırlanmasında Rus dilci Pekarski, Fransız Hilarie de Barenton ve B. Carra de Vaux'un eserlerinden faydalanılmıştı. Necmi Dilmen'in mektubunda Atatürk'ün yazdığı anlaşılan Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımdan Türk Dili isimli kitapta, Sırp (http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C4%B1rp) asıllı Avusturyalı (http://tr.wikipedia.org/wiki/Avusturya) dilbilimci Dr. Phil. Hermann Kvergić (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Hermann_Kvergi%C4%87&action=edit&redlink=1)'in Türk Dillerindeki Bazı Unsurların Psikolojisi (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=T%C3%BCrk_Dillerindeki_Baz%C4%B1_U nsurlar%C4%B1n_Psikolojisi&action=edit&redlink=1) (Fransızca:La Psychologie de Quelques Éléments des Langues Turques) isimli 41 sayfalık basılmamış Fransızca eserinden de faydalandığı açıklanmıştır.[8] (http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F_Dil_Teorisi#cite_note-7)
Bu tez, yazarı tarafından 1935 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1935) yılında Viyana (http://tr.wikipedia.org/wiki/Viyana)’dan önce Türk Dil Kurumu (http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_Dil_Kurumu)'ndan Ahmet Cevat Emre (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_Cevat_Emre)'ye gönderildi. Emre'nin kıymetsiz bulduğu mektubuna cevap alamayan Kvergić, bu kez eserini doğrudan Atatürk’e gönderdi.[9] (http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F_Dil_Teorisi#cite_note-8) Teorideki esas fikir bizzat Atatürk tarafından geliştirildi ve sunuldu.
Güneş Dil Teorisi, 1930'lu yıllarda Atatürk (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Kemal_Atat%C3%BCrk) tarafından desteklenmiş, Türk Dilini Tetkik Cemiyeti'nin düzenlediği 3. Dil Kurultayında katılımcılar tarafından tartışılmış ve hatta kurultay raporunda katılımcı dilbilimciler tarafından da araştırılmasını teşvik edilmiştir.

Teorinin İçeriği ve Siyasi Hedefleri

Hermann Kvergić (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Hermann_Kvergi%C4%87&action=edit&redlink=1)'in teorisinin ana fikri "Türk dilinin dünyada esas bir dil olduğu ve dünya dillerindeki birçok kelimenin de Türkçeden türediği"ydi.
Güneş Dil Teorisinin tarih içerisinde oynadığı rol, Atatürk Devrimleri (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_Devrimleri)'ni anlamak açısından önemlidir. Ümmetten (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Cmmet) millete geçme aşamasında olan ve Batı karşısında kendisini aşağılanmış hisseden Türk milletine özgüven aşılamak Teorinin amaçları arasında görülmüştür. Teori, Atatürk Devrimleri'nin yıktığı düzenle ve Avrupa merkezci tarih teorileriyle hesaplaşma çabası olarak değerlendirilmektedir. Bundan dolayı bilimsel nedenlerden çok siyasi nedenlerle desteklenmiştir. Atatürk Türk Tarih Tezi (http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_Tarih_Tezi)'ni desteklemek için Kvergić'in hipotezini geliştirilmesini istiyordu. Çünkü kendisine güvenen ve saygı duyan bir millet bilincinin uyanmasını istiyordu. Avrupalı tarihçilerin Türkleri aşağılamasına yanıt olarak "Türk dili, Taş ve Maden devrinde kültür kelimelerini göç yolu ile yeryüzündeki dillere yayan kadim büyük bir kültür dilidir." mesajı verilecekti.

:)

Bunca açıklamanın ardından bu konuda yorum yapmaya gerek var mı?
Ama sizler ne yapıp edip, bu bilimsel araştırmadan bir kişi kültü yaratılma çabası bulup çıkaracaksınızdır. Bundan eminim. Ne kadar mahir olduğunuzu ise yaptığınız kasıtlı quote mining'lerden ve yürüttüğünüz mantığın çarpıklığından açıkça gördük.

Haydi kolay gele.

ulpian
21-03-2011, 18:06
Bunca açıklamanın ardından bu konuda yorum yapmaya gerek var mı?
Ama sizler ne yapıp edip, bu bilimsel araştırmadan bir kişi kültü yaratılma çabası bulup çıkaracaksınızdır. Bundan eminim. Ne kadar mahir olduğunuzu ise yaptığınız kasıtlı quote mining'lerden ve yürüttüğünüz mantığın çarpıklığından açıkça gördük.

Haydi kolay gele.

Sayın DİRİLİŞ,

somut olarak hangi iddiayı savunduğunuzu açıklama zahmetine girerseniz, belki mantıklı bir tartışma sürdürebiliriz, eğer böyle bir derdiniz varsa tabii.

Güneş Dil Teorisi'nden kişi kültü çıkartan olmadı. Kişi kültü bağlamındaki tartışmada, siz Atatürk'ün bir sözü olan tek ''gerçek yol gösterici bilimdir'' diye birşey dediniz, ben buna karşılık ''mesela Güneş Dil Teorisi gibi mi'' dedim ve Güneş Dil Teorisi konusuna böylece girilmiş oldu.

Benim verdiğim linkteki yazılanları buraya kopyalamışsınız; iyi, hoş da, şimdi bu yazılanlar kimin tezini destekliyor?

(1) Güneş Dil Teorisi bizzat Atatürk tarafından savunulmuş, desteklenmiş, teşvik edilmiştir.

(2) Güneş Dil Teorisi hakkında Atatürk'ün teşvikiyle dilbilim kongreleri yapılmıştır.

(3) Atatürk'ün ölümüne kadar devlet üniversitesinde bilim olarak öğretilmiştir.

(4) Güneş Dil Teorisi, bilimsellikle yakından uzaktan ilgisi olmayan bir safsatadan ibarettir.

Şimdi bu 4 tezin hangisine karşı çıktığınızı söyleyin.

AlbatrosS
21-03-2011, 19:10
http://www.ozguruniversite.org/index.php?option=com_content&view=article&id=699:totem-tabu-mustafa-kemal-ve-atatuerkcueluek-&catid=1:guencel-yazlar&Itemid=5

şu makalede yakın dönemden de şahane örnekler mevcuttur...

Madame Tussaud Mumya Müzesindeki Atatürk Mumyası'nın Heybeti
Madame Tussaud mumya müzesi, dünya üzerindeki ünlü insanların bire bir mumyalarının yapıldığı ve teşhir edildiği bir müzedir. Müzenin merkezi Londra’da Marlybone Road ile Baker caddesinin kesiştiği kavşakta bulunmaktadır. Bu müzenin ayrıca Amsterdam, Las Vegas, Shangay, Hong Kong ve Washington DC gibi şehirler de şubeleri bulunmaktadır.
Müzenin özelliği, sergilediği mumyaların, temsil ettiği gerçek kişilerin tüm fiziksel özelliklerini bire bir taşımasıdır. Hatta mumyaların üzerindeki elbiseler de ya o kişiye aittir ya da gerçeğine bire bir uygun olarak yeniden üretilmiştir. Müzede Mustafa Kemal Atatürk'ün de balmumundan bir tasviri yer almaktadır. Fakat müzede sergilenen Atatürk mumyasının fiziksel özellikleri ciddi bir tartışma konusu olmuş; ününü, her bir mumyasını gerçeğinin bire bir kopyası olarak üretmesinden alan müzedeki Atatürk heykelinin Atatürk’ün gerçek karizmasını, ihtişamını, ışığını yansıtmayan ebatlarda olduğu birçok kez dile getirilmiştir. Hatta bu tartışmalara ünlü isimlerde katılmış, bir çoğu gazetelerde düşüncelerini açıklamayı tercih etmiştir. Zülfü Livaneli de bu isimlerden birisidir. Livaneli, Vatan Gazetesi'ndeki (07.12.2002) köşe yazısında müzedeki Atatürk’ün heykelinin bir türlü doğru dürüst yapılamadığını, bunun nedeninse müze yetkililerinin kafalarındaki ön yargılar olduğunu dile getirmiştir. Çünkü Avrupalılara göre “Mustafa Kemal adlı bir Türk beyaz tenli, sarışın ve mavi gözlü olamaz. Bu yüzden Atatürk'ü bazen Pakistanlıya, bazen Hintliye benzetmek için uğraşır dururlar”.
Madame Tussaud müzesindeki Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının kafasında yaratılan Atatürk’e göre daha ufak tefek tasvir edilmesi sadece Zülfü Livaneli’yi değil, Emekli Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına’yı da rahatsız etmiştir. Hatta eski heykelin, daha karizmatik bir Atatürk mumyası ile değiştirilmesi düşüncesi de ona aittir.
Gittikçe artan daha karizmatik bir Atatürk mumyası talepleri karşısında Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, 2004 yılında müze yetkilileri ile temasa geçerek yeni bir mumyanın yapılmasının masraflarını karşılamayı önerir. Anıtkabir Komutanlığı’nın da teknik ve malzeme desteği sayesinde yeni, heybetli ve karizmatik bir Atatürk mumyası 10 Kasım 2005 tarihinde müzedeki yerini alır. Mustafa Koç, yeni mumyanın yerleştirilmesini müteakip yapılan törende “Tüm dünyanın Cumhuriyetimizin kurucusu Atamızı, her birimizin aklında ve kalbinde taşıdığı biçimde, yani gerçek hatlarıyla tanımasını” istediklerini ifade etmiştir. Yine Koç'un ifadesine göre, konunun Türk kamuoyunda yarattığı hassasiyet ve bazı değerli büyüklerin onları cesaretlendirmesi, holdingi harekete geçirmiştir. Mustafa Koç, heykelin yapım sürecini de şöyle özetlemektedir: “Müze adına heykeli yapacak ekip Türkiye’ye geldi. Yapılacak olan eserin Ulu Önder Atatürk’ün hem görsel heybetini, yakışıklılığını, hem de karizmasını, ışığını yansıtabilmesi için pek çok görsel, yazılı materyal kendilerine sunuldu. Araştırmanın sonucunda elde edilen verilerle yeni balmumu heykel yapıldı.” (Hürriyet, 11.10.2005)
Peki Madame Tussaud müzesi yetkilileri, neden Türklerin kafasındaki Atatürk’ü yapmayı becerememişlerdi. Ya da şöyle soralım. Bizlerin kafasındaki Atatürk nasıldı: Bu soruya Yakup Kadri Karaosmanoğlu Ergenekon (1981)’da şöyle cevap veriyor: “...orta boylu zayıf bir zattır. Gazetelerde gördüğünüz resimlerden hiç birine benzemiyor. Kendisi bu resimlerin hepsinden daha sevimli, daha canlı, daha müstesna bir simadır. Yüzü renk ve hudut itibariyle bir tunç parçası üzerine oyulmuş eski bir madalyonu andırır. Elmacık kemikleri çıkık, ağız kemikleri kuvvetli ve alnı serttir. Bu yüzden heyeti-i umumiyesinde çok zahmet görmüş, çok uğraşmış, çok düşünmüş kimselerin çehresindeki ifade var; fakat hiç bir yorgunluk emaresi gözükmemek şartıyle...Kısık ve sıcak bir sesle konuşuyor, mavi gözleri muammalı nazarlara bakıyor, vücudunun kımıldanışları genç bir parsın kımıldanışları gibi”.
Halide Edip de Türk’ün Ateşle İmtihanı (1962:119–120)’nda Mustafa Kemal’in fiziksel özelliklerinden şöyle bahseder: “Trenin kapısı açılınca, Mustafa Kemal Paşa yaklaştı. Bana merdivenlerden inerken yardım etti. Bu elin çevik hareketi ve kudreti, bana Mehmet Çavuş’la milli mücadelenin, yolda arkadaşlık etmiş olduğum şahsiyetlerini hatırlattı. Fakat bu kudretli el şekil itibariyle ötekilerden bambaşkaydı. Anadoluluların elleri umumiyetle kocaman, geniş ve zalimlerin gırtlağından yakalamaya kaadir görünür; Mustafa Kemal’in gergin derili, uzun parmaklı eli, Türk’ün bütün hususiyetleriyle birlikte aynı zamanda hakim bir vasfa sahipti”
Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya (2004)’sında da onun kişisel özelliklerinden ve dış görünüşünden bahsedilir. Atay (2004:553), Mustafa Kemal’in giyimine ve dış görünüşüne hayli önem verdiğini belirtir: “...giyinişine ev içi düzenine pek meraklıydı. On beş yıl yanında bulundum. Hususi odalarına girdim, günün çeşitli saatlerinde evine gittim: kendisini bir defa bile traşsız...titizce, itinasız görmedim”
Selahattin Batu (1963: 228) ise Atatürk’ün özellikleri hakkında şu bilgileri verir: “Dağ gibi bir yiğitti, yenilme nedir bilmemiş. Eli neye dokunsa altın olurdu. Bakışı kime değse büyülenirdi. Bir masal kahramanıydı o, yüz kapılı beldelerin önünde, yüz başlı yırtıcıları yenmişti”.

Astur
21-03-2011, 19:55
Teşekkürler Albatross, bu tarz katkılar sayesinde başlık konu hakkında ufak bir arşive de dönüşüyor. Ben de şu köşe yazısını ekleyeyim:

http://www.analizmerkezi.com/Haber/Gundem/17012011/Turkiyenin-En-Ucube-Ataturk-Heykelleri.php

AlbatrosS
21-03-2011, 20:52
"NECATİ KALE (Kızkalesi Belediye Başkanı): Bir yıla yakın zamandır heykelimiz kayıp. Sel sırasında Cumhuriyet Meydanımız yok oldu. Ne kadar aradık biliyor musunuz? Dalgıç getirdim, arattım sel felaketi yaşadık, keşke imkânımız olsa da yenisini yaptırsak, onu da o okula hediye etsek, ama yok ki. Vermezlerse dava açmayı düşünmüyorum, onların vicdanına kalmış."

kaybolan sırada bir gariban yurttaş olsa bu kadar feryat edermiydi yüce valimiz, diye sormadan edemiyorum :)

DİRİLİŞ
27-03-2011, 00:15
(1) Güneş Dil Teorisi bizzat Atatürk tarafından savunulmuş, desteklenmiş, teşvik edilmiştir.

(2) Güneş Dil Teorisi hakkında Atatürk'ün teşvikiyle dilbilim kongreleri yapılmıştır.

(3) Atatürk'ün ölümüne kadar devlet üniversitesinde bilim olarak öğretilmiştir.

(4) Güneş Dil Teorisi, bilimsellikle yakından uzaktan ilgisi olmayan bir safsatadan ibarettir.

Şimdi bu 4 tezin hangisine karşı çıktığınızı söyleyin.

Bilimsellik hakkında hiçbir şey bilmediğin çok belli. Bir tezin yanlış olması onun bilimsel olmadığı anlamına gelmez. Tersine bir tez içinde yanlışlanabilirliğini de taşıyorsa bilimsel olarak anlamlı ve değerli kabul edilir. Bilim tarihi, daha sonradan yanlışlanmış, yetersiz biçimde temelllendirilmiş binlerce tezle doludur. Sözünü ettiğimiz Güneş Dil Kuramı da bu girişimlerden biridir. Ancak; bu girişim, başlı başına bir kuram olarak değil daha çok bir anti-tez olarak oluşturulmuştur. Türkleri aşağı ırk olarak gören dönemin sömürgeci Batı zihniyetine sıkı bir şamardır. Ve şamar tam yerine inmiştir. Tıpkı bu yanıtın, bilimselliğin ne olduğunu bilmeden ahkam kesmeye kalkan sizlerin suratına indiği gibi. Türkiye'deki aydınlık düşüncenin mimarı olan bir liderin kült oluşturduğunu ileri sürebilecek kadar dalalete sapmış kara cahilllerle daha fazla tartışmayacağım.

AlbatrosS
27-03-2011, 00:51
Bilimsellik hakkında hiçbir şey bilmediğin çok belli. Bir tezin yanlış olması onun bilimsel olmadığı anlamına gelmez. Tersine bir tez içinde yanlışlanabilirliğini de taşıyorsa bilimsel olarak anlamlı ve değerli kabul edilir. Bilim tarihi, daha sonradan yanlışlanmış, yetersiz biçimde temelllendirilmiş binlerce tezle doludur. Sözünü ettiğimiz Güneş Dil Kuramı da bu girişimlerden biridir. Ancak; bu girişim, başlı başına bir kuram olarak değil daha çok bir anti-tez olarak oluşturulmuştur. Türkleri aşağı ırk olarak gören dönemin sömürgeci Batı zihniyetine sıkı bir şamardır. Ve şamar tam yerine inmiştir. Tıpkı bu yanıtın, bilimselliğin ne olduğunu bilmeden ahkam kesmeye kalkan sizlerin suratına indiği gibi. Türkiye'deki aydınlık düşüncenin mimarı olan bir liderin kült oluşturduğunu ileri sürebilecek kadar dalalete sapmış kara cahilllerle daha fazla tartışmayacağım.

turkish folklor üstüne ilk araştırmalar, türkleri ''aşağı ırk'' olarak gördüğünü söylediğiniz gavurlardan gelmiştir... hatta orhon yazıtlarını tercüme eden adam da bir danimarkalı'dır...(thomsen)... yetmedi türk mitolojisi ve dili üzerine ural-altay dil teorisi gibi kapsamlı teorileri üretenler de gavurlardır... yetmedi modern türk milliyetçiliğinin doğuşu için zemin açıcı akademik/kültürel araştırmalar da önce gavurlar tarafından başlatılmıştır...

hasılı kimsenin suratında bir şey şaklamadı, dahası tezlerdeki absürt iddiaları ciddiye alan da olmadı; bizim kemalist akademia dışında tabiki...

kaldıki kültleştirme hakkında o denli sığ ve basma kalıp düşünmektesiniz ki ''kült''leştirmenin insanlık tarihinde oldukça eski ve yaygın bir gelenek olduğu gerçeğini de göz ardı etmektesiniz.(efsane, menkıbe, rivayet gibi anlatı türlerinin pekçoğu esasen bir kültleştirmedir) atatürk sağken ve öldükten sonra yapılan işler kültleştirmeyi bırakın bizzatihi tabulaştırma, dokunulmaz kılıp adeta bir korku nesnesi yaratma işidir... bunun ne kadarının atatürk'ün sorumluluğunda olduğu önemli değildir; önemli olan atatürk kült'ünün yaratıldığıdır... atatürk'e ''başbuğ'' sıfatı atfedip hamasi bir belagatın daniskasını yapan aydın ve sanatçı zevatın yaptığı tam budur: tanrısal/über bilgili bir lider tasavvuru...

zaten birey olarak verdiğiniz tepki ve tahammülsüzlük dahi(ki kültleştirme okadar da menfi anlamlar ihtiva etmek zorunda olmamasına rağmen) atatürk'ün değil kült, tam olarak tabulaştığını(en azından nazarınızda) göstermeye kafidir...

aydoe
27-03-2011, 02:12
Evet kişi kültü var ama bana zararı yok ,liberallere verilen ödev bana verilmediğinden beni rahatsız etmiyor.


Başlık Türkiye'de kişi kültü ama Atatürk'ten başka örneklenen yok nedense ?

Neden ?

Neden olacak küreselleşmenin (emperyalizmin ) ideolojisi liberalizmin ulus devlete tahammülü yokta ondan .

Ulus devlet yıkılmalı .

Nasıl ?

Kuruluşu saçma yanlış zaten , kuran adam da diktatördü ,kendini kültleştirmiş diyeceksin !

Her tür ayrımcılığı destekleyeceksin ülke etnik ve dini temelde bölünmeli bunun için çaba harcayacaksın .

Orduyu ,yargıyı istediğin şekle sokacaksın senin emrinde olacak .

Muhalefet potansiyeli olanları toplayacaksın kimse sesini çıkaramayacak.

Anayasayı değiştireceksin içinde Türk kelimesi geçmeyecek .

İşte bu kadar basit kurdun Anadolu Halk Cemahiresini .

Ne mutlu !

İşin ilginci ben Atatürk'ü hiç sevmem , Türk'te değilim ama ağırıma gidiyor salak yerine konulmak .

ulpian
27-03-2011, 03:56
Bilimsellik hakkında hiçbir şey bilmediğin çok belli. Bir tezin yanlış olması onun bilimsel olmadığı anlamına gelmez. Tersine bir tez içinde yanlışlanabilirliğini de taşıyorsa bilimsel olarak anlamlı ve değerli kabul edilir. Bilim tarihi, daha sonradan yanlışlanmış, yetersiz biçimde temelllendirilmiş binlerce tezle doludur. Sözünü ettiğimiz Güneş Dil Kuramı da bu girişimlerden biridir. Ancak; bu girişim, başlı başına bir kuram olarak değil daha çok bir anti-tez olarak oluşturulmuştur. Türkleri aşağı ırk olarak gören dönemin sömürgeci Batı zihniyetine sıkı bir şamardır. Ve şamar tam yerine inmiştir. Tıpkı bu yanıtın, bilimselliğin ne olduğunu bilmeden ahkam kesmeye kalkan sizlerin suratına indiği gibi. Türkiye'deki aydınlık düşüncenin mimarı olan bir liderin kült oluşturduğunu ileri sürebilecek kadar dalalete sapmış kara cahilllerle daha fazla tartışmayacağım.

Sayın Diriliş,

yanlışlanabilirlik bilimselliğin şartlarından biridir sadece, kabul, belki de en önemli şartlarından biri, ama sadece biri. Her yanlışlanabilir teze 'bilimsel' denmez. Herhangi bir sorunu alternatif hipotezlere göre daha iyi açıkladığına, çözdüğüne dair hiçbir dayanağı, ipucu vs. olmadan salt (üstelik sizin de kabul ettiğiniz üzre) siyasi-ideolojik bir karşı çıkış sebebiyle savunulan birşeye ''bilimsel'' diyemezsiniz. Bilimselliğin tek kriteri yanlışlanabilirlik olabilir mi hiç. Biraz düşünseniz, saçma-sapan, her halükarda asla bilimsel demeyeceğiniz, fakat yanlışlanabilir olan bir sürü tez ve teori gelir aklınıza.

Hem Güneş Dil Teorisi, Atatürk'ün teşviki ve iradesiyle devlet üniversitesinde ''mümkün tezlerden biri'', ''oladabilir, olmayadabilir'' şeklinde öğretilmedi ki. Kanıtlanmış, kesin birşey olarak öğretildi.

Güneş Dil Teorisi, sadece bugün artık yanlış olduğu bilinen bir tez değil, daha ilk ortaya atıldığında hiçbir dayanağı olmayan, uyduruk safsatalarla dolu (örn. "Aphrodite" sözcüğü, Türkçe "avrat"tan gelir. "Poseidon" Türkçe gemi anlamına gelen "bostagen" kelimesinden gelir vs.) ideolojik bir beyin yıkamaydı sadece.

Neva
02-11-2011, 01:47
Kisi kultune dair yazilabilecek bir baska sey de;

Nedense hep bir sablon uzerinden bakilir tarihsel kisiliklere, kusursuz olmasi ve bakan kisinin yasadigi doneme uygun dusmesi beklenir.

Kisiler, bu baglamda gercekten yasamis tarihsel kisilikleri(olumlu/olumsuz) irdelerken, bu ayrinti gozden kacmakta diye dusunuyorum.

marcos
05-11-2011, 15:20
Ülkemizde kişi kültü değince listenin bir numarası MUHAMMED dir.İkinciliği üçüncülüğü tarikat şeyhleri örgüt liderleri filan alır.Mustafa Kemal ATATÜRK yasalara göre bir numara olsada toplumsal düzlemde ilk ona zor girer.

jadi
16-11-2011, 16:18
Ülkemizde kişi kültü değince listenin bir numarası MUHAMMED dir.İkinciliği üçüncülüğü tarikat şeyhleri örgüt liderleri filan alır.Mustafa Kemal ATATÜRK yasalara göre bir numara olsada toplumsal düzlemde ilk ona zor girer.

Tc'de kimin basina Atilla Yayla'nin basina gelenler geldi Muhammed yuzunden? Turan Dursun diyeceksen sayet onun katilide tc derin devletidir. O yuzden bunlar hep bos laf statatusunde kalmak zorunda olan seyler.

Muhammed'e laf soyledigin icin sana kufur eden muslumanlar varsa eger, Che yuzunden kufur edenler de var. Ataturk yuzunden ise cok daha derin saldirilara maruz kalirsin. Herkez kendi kutsalina laf ettiginde sana saldirma ihtiyaci duyuyor bu ulkede. Toplumun genetik kodlariyla alakali bir hadise bu. Bizim sosyalistlerimiz bile dindarsa muslumanlarin yaptiklarini buyutmeye gerek yoktur diye dusunuyorum

AlbatrosS
16-11-2011, 21:00
Tc'de kimin basina Atilla Yayla'nin basina gelenler geldi Muhammed yuzunden? Turan Dursun diyeceksen sayet onun katilide tc derin devletidir. O yuzden bunlar hep bos laf statatusunde kalmak zorunda olan seyler.

Muhammed'e laf soyledigin icin sana kufur eden muslumanlar varsa eger, Che yuzunden kufur edenler de var. Ataturk yuzunden ise cok daha derin saldirilara maruz kalirsin. Herkez kendi kutsalina laf ettiginde sana saldirma ihtiyaci duyuyor bu ulkede. Toplumun genetik kodlariyla alakali bir hadise bu. Bizim sosyalistlerimiz bile dindarsa muslumanlarin yaptiklarini buyutmeye gerek yoktur diye dusunuyorum

Aziz Nesin'in geldi.

Madımak'ta yanan canlara geldi.

Doğrudur, Madımak da özünde bir devlet provokasyonuydu; ancak, Madımak önünde toplanan sürüler de ''muhafazakar sunni müslüman'' güruhlardı.

Onu da geçtik... 7 senede töre ve namus nedeniyle katledilen 10 bin kadına geldi.

Kültürel-dinsel(ki içiçedir) nedenlerle benlikleri/kimlikleri parçalanan, bin türlü psiko-sosyal kişilik bozuklarına gark edilen başta kadınlar ve eşcinsellere gelmekte.

Tribünlerde milliyetçi-şöven parodileri sergileyen ''vasat sürüler''in Hitler'den tek farkı ellerinde iktidar olmamasıdır. Vasatlık ve banallik şu haliyle iktidarsız ''faşizm''dir.

Geleneksel islam ve merkezine özgürlük-ne olursa olsun kimliğe saygı'yı almayan her türden ahlaki-kültürel olgu-motif sömürgeci-köleci ahlaki bataklıktır.

%70'i muhafazakar-milliyetçi olan bir toplumun üstünde durduğu zemin ''laçkalık ve bataklık''tır.

jadi
16-11-2011, 21:10
Aziz Nesin'in geldi.

Madımak'ta yanan canlara geldi.

Doğrudur, Madımak da özünde bir devlet provokasyonuydu; ancak, Madımak önünde toplanan sürüler de ''muhafazakar sunni müslüman'' güruhlardı.

Onu da geçtik... 7 senede töre ve namus nedeniyle katledilen 10 bin kadına geldi.

Kültürel-dinsel(ki içiçedir) nedenlerle benlikleri/kimlikleri parçalanan, bin türlü psiko-sosyal kişilik bozuklarına gark edilen başta kadınlar ve eşcinsellere gelmekte.

Tribünlerde milliyetçi-şöven parodileri sergileyen ''vasat sürüler''in Hitler'den tek farkı ellerinde iktidar olmamasıdır. Vasatlık ve banallik şu haliyle iktidarsız ''faşizm''dir.

Geleneksel islam ve merkezine özgürlük-ne olursa olsun kimliğe saygı'yı almayan her türden ahlaki-kültürel olgu-motif sömürgeci-köleci ahlaki bataklıktır.

%70'i muhafazakar-milliyetçi olan bir toplumun üstünde durduğu zemin ''laçkalık ve bataklık''tır.

Sosyalist gecinenler de bunlardan cok farkli degiller diyorum ben de zaten. Onlar da kendi kutsallarina laf edilince ayni muslumanlar gibi reaksiyon veriyorlarsa, %70 cogunlugu ele gecirseler ve devletin onlari kollayacagini bilseler, ustune ustluk derin devlet tarafindan acik ve net bir bicimde organize edilseler, onlarda pekala ayni seyleri yapabilirler.

Inan gecen gun itu sozlukte Ngehan Alci hakkinda yazilan seyleri okudum ve okurken insanligimdan utandim. Bu noktada ilave etmek isterim ki ulkemizde kendisini sosyalist olarak adlandiran kesimi %80 kadari ayni zamanda ataturkcu veya ulusalci. Cunku Alci'nin Che ve Ataturk aleyhinde ust ute soyledikleri birlestirilmis ve korkunc galiz-cinsiyetci-utanc verici kufurler saydirilmis. Yani sosyalistlerimizde fevkalade yobazlar. Tek eksikleri derin devletin destegi sanirim

AlbatrosS
16-11-2011, 21:51
Sosyalist gecinenler de bunlardan cok farkli degiller diyorum ben de zaten. Onlar da kendi kutsallarina laf edilince ayni muslumanlar gibi reaksiyon veriyorlarsa, %70 cogunlugu ele gecirseler ve devletin onlari kollayacagini bilseler, ustune ustluk derin devlet tarafindan acik ve net bir bicimde organize edilseler, onlarda pekala ayni seyleri yapabilirler.

Inan gecen gun itu sozlukte Ngehan Alci hakkinda yazilan seyleri okudum ve okurken insanligimdan utandim. Bu noktada ilave etmek isterim ki ulkemizde kendisini sosyalist olarak adlandiran kesimi %80 kadari ayni zamanda ataturkcu veya ulusalci. Cunku Alci'nin Che ve Ataturk aleyhinde ust ute soyledikleri birlestirilmis ve korkunc galiz-cinsiyetci-utanc verici kufurler saydirilmis. Yani sosyalistlerimizde fevkalade yobazlar. Tek eksikleri derin devletin destegi sanirim

Sosyalistlerin %80'i Atatürkçü yahut ulusalcıdır önermesi gerçeği yansıtmaz. Sosyalist geleneğin önemli kısmı resmi ideolojiyle yeter derecede hesaplaşmamış...tır yalnızca. Bu ikisi farklı şeylerdir.

Öte yandan İTÜ SÖZLÜK gibi birçok farklı fikirde-ideolojide insanın olduğu bir yer çok da sağlıklı veri vermez. İTÜ sözlük sosyalistleri temsil iddiasında bile değildir.

Marcos'un tespiti haklıdır. Atatürk'ten çok daha yaygın tabu Muhammed ve ahlaktır. Hatta hem islamcıların hem önemli derecede kemalistin tabusudur ahlak.

Khaos
16-11-2011, 22:40
Sosyalist gecinenler de bunlardan cok farkli degiller diyorum ben de zaten. Onlar da kendi kutsallarina laf edilince ayni muslumanlar gibi reaksiyon veriyorlarsa, %70 cogunlugu ele gecirseler ve devletin onlari kollayacagini bilseler, ustune ustluk derin devlet tarafindan acik ve net bir bicimde organize edilseler, onlarda pekala ayni seyleri yapabilirler.

Inan gecen gun itu sozlukte Ngehan Alci hakkinda yazilan seyleri okudum ve okurken insanligimdan utandim. Bu noktada ilave etmek isterim ki ulkemizde kendisini sosyalist olarak adlandiran kesimi %80 kadari ayni zamanda ataturkcu veya ulusalci. Cunku Alci'nin Che ve Ataturk aleyhinde ust ute soyledikleri birlestirilmis ve korkunc galiz-cinsiyetci-utanc verici kufurler saydirilmis. Yani sosyalistlerimizde fevkalade yobazlar. Tek eksikleri derin devletin destegi sanirim

siz bunları gerçekten inanarak mı yazıyorsunuz.

hangi kutsallardan bahsediyorsun sen ya.
nagehan alçı için yazılanları okumuş da insanlığından utanmışmış.

kimin hangi motivasyonla ne adına söylediği belirsiz cümleler üzerinden türk sosyalizmi ve sosyalistlerini mi analiz eebileceğini zannediyorsun.

yahu sizin samimiyetinizle ilgili neden sürekli şüphelerim var benim.
neden sanki işiniz buymuş hissine kapılıyorum.
çünkü ısrarla hep bir yerleri itibarsızlaştırma ama buna mukabil bir diğer yerleri de onore etmeye koşulmuş cümleler kurup duruyorsunuz.l


senin sosyalizmle ve sosyalistlerle zorun nedir ya.
ne biliyorsun ki sosyalizm hakkında.
ya da sosyalist olmak nedir,
insanın biri ne diye sosyalist olur.
ne biliyorsun ki.


örgütlü riyakarlığa sürekli methiyeler düzüyorsun.
örgütlü riyakarlık diyorum çünkü;
para ediyorsa onlar allahlarını bile satarlar,
bu herifleri demokrasi havarisi ilan ediyorsun,
asıl üretici olan emek sömürülmesin diyen sosyalizme ise çamur sürmeye kalkıyorsun.

bana bak artık can sıkıcı oluyorsun.

senin kemalizm üzerine yarımakıllı tezler üretmen beni dertlemez.
ama sosyalizm üzerine fazla konuşma.
sosyalizm kendisi hakkındaki yarımakıllı tahlilleri pek sevmez.
o tarz soysuzlukları sermaye yalakalığı olarak görür ve bunu da ortaya koyar.

nesin sen,
sermayeden yanamısın.

üreten emektir.

kapitalizm, emeğin ürettiğinin sermaye tarafından çalınmasıdır.
sosyalizm ise bu durumun tespitidir.

peki bu sömürüde senin yerin neresidir.
sen bu sömürüyü örtbas edebilmek için mi bunca yazıyorsun.

jadi
16-11-2011, 23:57
Sosyalistlerin %80'i Atatürkçü yahut ulusalcıdır önermesi gerçeği yansıtmaz. Sosyalist geleneğin önemli kısmı resmi ideolojiyle yeter derecede hesaplaşmamış...tır yalnızca. Bu ikisi farklı şeylerdir.

Öte yandan İTÜ SÖZLÜK gibi birçok farklı fikirde-ideolojide insanın olduğu bir yer çok da sağlıklı veri vermez. İTÜ sözlük sosyalistleri temsil iddiasında bile değildir.

Marcos'un tespiti haklıdır. Atatürk'ten çok daha yaygın tabu Muhammed ve ahlaktır. Hatta hem islamcıların hem önemli derecede kemalistin tabusudur ahlak.

Valla kimse Che'yi veya bilmemneyi sevmek zorunda degildir. Herkez dusuncelerini ozgurce aciklar. Eger bunu yaptigi icin en dusuk seviyelerde hakaretlere maruz kaliyorsa ben bu zihniyeti elestiririm. Tabi sizin de kufur etme ozgurlugunuz var, bu ozgurlugunuzu elinizden almak istemiyorum. Sadece bazi noktalarda o cok kucumsediginiz muslumanlara benzerliginizi vurguluyorum

marcos
17-11-2011, 01:07
Valla kimse Che'yi veya bilmemneyi sevmek zorunda degildir. Herkez dusuncelerini ozgurce aciklar. Eger bunu yaptigi icin en dusuk seviyelerde hakaretlere maruz kaliyorsa ben bu zihniyeti elestiririm. Tabi sizin de kufur etme ozgurlugunuz var, bu ozgurlugunuzu elinizden almak istemiyorum. Sadece bazi noktalarda o cok kucumsediginiz muslumanlara benzerliginizi vurguluyorum


Sosyalistler Che'yi eleştirmez mi sanıyorsunuz.İşin daha başında Che Bolivya'ya gittiği zaman eleştirinin büyüğünü almıştı hemde başta Bolivyalı komunistlerden.Küba devrimindeki rolünden tutun nükleer krizdeki tutumundan kurduğu devlet aygıtından daha nelerden nelerden eleştiri almıştır Che.Dünyada ki sosyalistlerin yüzde kaçı Chenin devrim çizgisinde yürüyor yüzde beşi yada onudur ancak.Che sosyalistler tarafından tabu olarak görülseydi onun ortaya koyduğu devrim paradigmasını uygulamaları gerekirdi.Oysa durum bunun tam tersi iken sosyalistleri Cheyi tabu görüyor gibi göstermek olsa olsa büyük bir nefretin ürünüdür.Che konusunu geçelim Mustafa Kemal konusuna değinelim.Siz hiç Muhammed'i eleştiren müslüman gördünüzmü bilmem ama ben Mustafa Kemal'i eleştiren çok kemalist gördüm.Hangi şakirt nurcu Fethullah GÜLEN'i eleştirebiliyor yada hangi Menzilci Gavs Hazretlerini eleştiriyor.

Hadi ülkemizde kişi kültünü yazalım.

Bir numara Muhammed taraftarları tarafından eleştirilemez eleştirinin yaptırımı ağırdır.

İki numara Ali taraftarları tarafından eleştirilemez eleştirinin yaptırımı ağırdır.

Üç numara Fettullah GÜLEN taraftarları tarafından eleştirilemez eleştirinin yaptırımı ağırdır.

Dört numara Gavs Hazretleri taraftarları tarafından eleştirilemez eleştirinin yaptırımı ağırdır.

Beş numara Abdullah ÖCALAN taraftarları tarafından eleştirilemez eleştirinin yaptırımı ağırdır.

Gördüğün gibi Mustafa KEMAL ilk beşe dahi giremiyor.

jadi
17-11-2011, 01:27
Hadi ülkemizde kişi kültünü yazalım.

Bir numara Muhammed taraftarları tarafından eleştirilemez eleştirinin yaptırımı ağırdır.

İki numara Ali taraftarları tarafından eleştirilemez eleştirinin yaptırımı ağırdır.

Üç numara Fettullah GÜLEN taraftarları tarafından eleştirilemez eleştirinin yaptırımı ağırdır.

Dört numara Gavs Hazretleri taraftarları tarafından eleştirilemez eleştirinin yaptırımı ağırdır.

Beş numara Abdullah ÖCALAN taraftarları tarafından eleştirilemez eleştirinin yaptırımı ağırdır.

Gördüğün gibi Mustafa KEMAL ilk beşe dahi giremiyor.
Bunu soylerken ciddimisin yoksa espri mi yapiyorsun? Kanunla korunan bir adamdan bahsediyoruz burda. En basitinden Atilla Yayla ornegini verdim ama kastirirsan devlet tarafindan haklari ihlal edilmis, isini kaybetmis, mahkemelerde surunmus hatta vatandasliktan bile atilmis bir suru isim getirebilirim.

marcos
17-11-2011, 01:34
Bunu soylerken ciddimisin yoksa espri mi yapiyorsun? Kanunla korunan bir adamdan bahsediyoruz burda. En basitinden Atilla Yayla ornegini verdim ama kastirirsan devlet tarafindan haklari ihlal edilmis, isini kaybetmis, mahkemelerde surunmus hatta vatandasliktan bile atilmis bir suru isim getirebilirim.

Ülkemizde kişi kültü değince listenin bir numarası MUHAMMED dir.İkinciliği üçüncülüğü tarikat şeyhleri örgüt liderleri filan alır.Mustafa Kemal ATATÜRK yasalara göre bir numara olsada toplumsal düzlemde ilk ona zor girer.


Yasalar değişir asıl zor olan insanları değiştirmek.

Lullaby
17-11-2011, 01:35
Nagehan Alçı'nın tek amacı gündeme gelmek. Nette okuduğum yorumlarda da insanların çoğu aynı şeyi söylemiş. Zaten çok belli bu. Akıllıca laflar etmiyor ki, Che şundan şundan dolayı katildir v.s dese tamam ama yamyam ne demek oluyorsa. Ortaya aptalca laf atıyor sazan medya atlıyor hemen.

SeBaT
17-11-2011, 03:31
M.Kemal; gölgesine sığınılarak, elit bir azınlığın kendi beklenti ve hakimiyetlerini topluma bir model olarak giydirebilme mantalitesinden hareketle yontup, şekillendirip, dokunulmazlaştırdığı bir kişi kültüdür. Bu fetişleştirilmiş hayali tanrı-insan a herhangi bir şekilde tutunup dayanmadan sağlıklı bir varoluşun imkansızlaştırıldığı herkesin malumudur. dayatmacı toplum mühendisliğinin cebren "kült" leştirdiği bu kişiye gösterilen hürmetin büyük çoğunluğu toplumun kendi öz bünyesinden yeşeren bir kabule-içselleştirmeye dayanmadığı için birnevi stckholm sendromu mahiyetinde, cebre tabi kalmamak adına inanmadan haykırılan tazimdir. Haliyle gücün bastırıcı etkisi kaybolmaya, araştırma, düşünme ve özgür ifade olanakları genişlemeye başladıkça resmi ideolojinin üretip dayattığı kült kişiliğin esasen toplumun özü olan halk nezdinde ne kadar karşıt duygu ve tutumlarla yeniden yorumlanıp biçimlendirileceği üzerinde düşünmeye değer bir noktadır. Bu vesileyle halkın temelden benimseyip, özümseyip idealize ettiği kült kişiliklerle tepeden dayatmalar sonucu resmi erkce kültleştirilen karakterler ayrımından yola çıkarak M.Kemalin hangi tarz kült kişilik açısından tartışma konusu edilebilirliği ortaya konabilir.

jadi
17-11-2011, 17:16
Sosyalistlerin %80'i Atatürkçü yahut ulusalcıdır önermesi gerçeği yansıtmaz. Sosyalist geleneğin önemli kısmı resmi ideolojiyle yeter derecede hesaplaşmamış...tır yalnızca. Bu ikisi farklı şeylerdir.
...


Ben bundan pek emin degilim. Gecen hafta Che'yi savunan taraftaki Enver Aysever, Ataturk diktatordur lafindan nasil bir rahatsizlik duyuyor asagida izleyebilirsin. Genelleme gibi olmasin ama sosyalist iddasinda bulunanlarin en az %70 kadari ayni zamanda kemalist, ataturkcu, ulusalci veya o minvalde bisey. Ulke adina bir utanc duvari ama yuzlesilmesi gereken bir realite ayni zamanda

http://www.youtube.com/watch?v=5XhOhQWRmso&feature=related

AlbatrosS
17-11-2011, 19:51
Ben bundan pek emin degilim. Gecen hafta Che'yi savunan taraftaki Enver Aysever, Ataturk diktatordur lafindan nasil bir rahatsizlik duyuyor asagida izleyebilirsin. Genelleme gibi olmasin ama sosyalist iddasinda bulunanlarin en az %70 kadari ayni zamanda kemalist, ataturkcu, ulusalci veya o minvalde bisey. Ulke adina bir utanc duvari ama yuzlesilmesi gereken bir realite ayni zamanda

http://www.youtube.com/watch?v=5XhOhQWRmso&feature=related

Video'da herhangi bir sorun yok. Sadece tespitine karşı çıkmış, yanlış olduğunu belirtmiş. Neden öyle olmadığını düşündüğüne dair bir şeyler yok videoda.

Geçenlerde Taraf'ta Atatürk konusunda eleştirel fikirleri olan bir Doç.'le yapılmış mülakat vardı. Sunucu Atatürk'e diktatör denip denemiyeceğini soruyor; cevap veren şahıs da ''diktatör denemeyeceğini'' birtakım gerekçelerle izah ediyordu. Atatürk'ün ''diktatör'' olduğunu söylemek de buna karşı çıkmak da normal ve meşrudur. Bunda bir sorun yok.

Burada birileri örneğin İslam dini üzerinden ''islamofobik'' güzellemeler düzmeye kalksa bir ateist olarak onu da eleştirebiliriz. Oysa en başta kendim, Geleneksel İslam'ın ''sömürgeci-köleci ahlak''i normlar bütünlüğü olduğunu söylerim her fırsatta. Bunun da sosyolojik gerekçelerini sunarım.

Che'ye kan emici yamyam vb türden tartışmaya zerrece katkısı olmayacak ithamlar üzerinden eleştiriler getiren biri aynı seviyede karşılık alabilir. Bence bu seviyede karşılık almasında da sakınca yoktur.

Sosyalistlerin ne kadar tutucu vs olduğuna dair kanıtlarınızı olmadı bari KEMALİST FORUM'lardan alıntılar yaparak izah etmeye çalışın.

Türkiye sosyalist hareketinin ''kemalist ve ulusalcı'' olduğu özellikle islamcıların ve liberallerin ergenekon'dan sonra dillendirdiği bir yaftadır. Ha, içlerinde ulusalcı olanlar yahut etkilenenler yok mudur; gayet tabi, hem de birçok. Ancak, bahsini ettiğiniz kadar yüksek seviyede değil.

Resmi ideolojiyle hesaplaşma... işini Türkiye'de sosyalistler sistemli biçimde başlatmışlardır. Bugün ''vesayet rejimi'' diye bir şey duyduysanız bunu en sistemli ve yaygın savunan insanlar daha islamcılar ortalarda yokken sosyalistlerdi.

Paradigma'nın İflası, 90'ların başında yayınlandığında epey ses getirmiş; kitabın müellifi hakkında sürüyle dava açılmıştı. Taa, 70'lerde İbrahim Kaypakkaya adlı bir genç Türkiye hakkındaki en radikal tezleri ortaya koymuş, sosyalistler ogünden beri ciddi kopuşlar yaşamışlardır.

İslamcılar ve sağ-liberaller derin devletle, provokasyonlarla vs ile sorun yaşamazken sosyalist hareket için bunlar daima gündem konularıydı.

Taraf gazetesinden 20 sene önce ÖZGÜR GÜNDEM gazetesi ve çalışanları faili meçhul cinayetler ve derin devlet komplolarını yazıyor yalnızca 92-94 arasında 20 kadar çalışanını kurban veriyordu. Gazete hakkında nerdeyse 15 günde bir kapatma-toplatma kararı çıkıyor, genel yayın müdürlerine 250 yıla kadar cezalar veriliyordu.

Tayyip-giller ve milli görüşçüler 80 öncesinde ''antikomünist kamplarda'' eğitimler alıyor, derin devlet-gladio müttefikliğinde beis görmüyorlardı.

Derin devlet, 90 kürt savaşında doğu yakıp yıkıyor, Nurcuların ve cemaatlerin cami hoparlörlerinden kürtlerin ''dinsiz-kafirler'' olup devlete sadakat ve cihata davet naraları atılıyordu.

12 eylül faşizmi tüm yurdu hapishaneye çeviriyor, islamcı tarikat önderleri paşalarına dini halel gelmemesini öğütlüyordu.

90 sürecinde devlet operasyonları ve sayısız provokasyonla yüzlerce kişi yargısız infaz edilirken şimdinin ''demokratı'' anaakım medya grupları ''istihbarat operasyonlarının taşeronluğunu'' yapıyordu.

Demokratlar ve solcular için resmi ideoloji her zaman bir tartışma konusuydu ve derin devletle en büyük savaşı da ''sosyalistler-kürtler-demokratlar'' verdiler. Bu ülkede derin devletin en mağdur ettiği kesimler de her zaman onları oldu ve geçmişte devlet işbirlikçileriyse bugün iktidarlar.

Bu ülkede yaşayan, bu ülkenin tarihi hakkında az bilgi sahibi olan herkes bu ülkenin sosyalistleri üzerine atıp tutarken en az 10 kere düşünecek. Yaşanan onca acının, kıyımın ve yıkımın tek faili asker-bürokrat bir elit değildir. Asla da olmadı. KEMALİZM DENEN DE KEMALİSTLERDEN İBARET DEĞİLDİR.

Bu ülkede rejim daima bir bütündü ve o bütünün-çarkın temel müttefiklerinden biri İSLAMCILAR oldu. Her zaman aynı düşünmediler, hatta bazı konularda hep farklı düşündüler; ancak, islamcılar da kemalistler de birçok konuda gayet ciddi müttefiklerdi. Şimdi rejimin elit-asker-bürokrat kanadı tasfiye oldu; iktidara, rejimin ortaklarından diğer kanat geçti.

Ve şimdi deniyor ki: KÖTÜ POLİSLER!

Tabi yerseniz.

jadi
18-11-2011, 14:52
Sosyalistler Che'yi eleştirmez mi sanıyorsunuz.İşin daha başında Che Bolivya'ya gittiği zaman eleştirinin büyüğünü almıştı hemde başta Bolivyalı komunistlerden.Küba devrimindeki rolünden tutun nükleer krizdeki tutumundan kurduğu devlet aygıtından daha nelerden nelerden eleştiri almıştır Che.Dünyada ki sosyalistlerin yüzde kaçı Chenin devrim çizgisinde yürüyor yüzde beşi yada onudur ancak.Che sosyalistler tarafından tabu olarak görülseydi onun ortaya koyduğu devrim paradigmasını uygulamaları gerekirdi.Oysa durum bunun tam tersi iken sosyalistleri Cheyi tabu görüyor gibi göstermek olsa olsa büyük bir nefretin ürünüdür.Che konusunu geçelim Mustafa Kemal konusuna değinelim.Siz hiç Muhammed'i eleştiren müslüman gördünüzmü bilmem ama ben Mustafa Kemal'i eleştiren çok kemalist gördüm.Hangi şakirt nurcu Fethullah GÜLEN'i eleştirebiliyor yada hangi Menzilci Gavs Hazretlerini eleştiriyor.

Hadi ülkemizde kişi kültünü yazalım.

Bir numara Muhammed taraftarları tarafından eleştirilemez eleştirinin yaptırımı ağırdır.

İki numara Ali taraftarları tarafından eleştirilemez eleştirinin yaptırımı ağırdır.

Üç numara Fettullah GÜLEN taraftarları tarafından eleştirilemez eleştirinin yaptırımı ağırdır.

Dört numara Gavs Hazretleri taraftarları tarafından eleştirilemez eleştirinin yaptırımı ağırdır.

Beş numara Abdullah ÖCALAN taraftarları tarafından eleştirilemez eleştirinin yaptırımı ağırdır.

Gördüğün gibi Mustafa KEMAL ilk beşe dahi giremiyor.

Yanlis hatirlamiyorsam Onder Sav Muhammed'le dalga gecen bazi seyler soylemisti ama basina hicte oyle Atilla Yayla ile kiyaslanacak bir sey gelmis degil. Kemalistler ile kiyaslandginda muslumanlarin tahammulsuzlugu bana sanki gul bahcesi gibi geliyor. Ayrica bir kisinin kendi taraftarlari tarafindan elestirilebilir olmasi degil konumuz. Traftarlarin bu elstiriye verdigi cag disi tepkilerden bahsetmemiz gerekiyor

Ilaveten Albatross feodalite gibi sosyal bir toplum olgusunun torelerini islama mal etmis ki bu tip adamlarin siyasi rant amaciyla kullanmayacaklari hicnbisey yok gibidir zaten. Allah boylelerini meclisten uzak tutsun, amin

Brian
22-11-2011, 14:55
Yanlis hatirlamiyorsam Onder Sav Muhammed'le dalga gecen bazi seyler soylemisti ama basina hicte oyle Atilla Yayla ile kiyaslanacak bir sey gelmis degil. Kemalistler ile kiyaslandginda muslumanlarin tahammulsuzlugu bana sanki gul bahcesi gibi geliyor. Ayrica bir kisinin kendi taraftarlari tarafindan elestirilebilir olmasi degil konumuz. Traftarlarin bu elstiriye verdigi cag disi tepkilerden bahsetmemiz gerekiyor

Ilaveten Albatross feodalite gibi sosyal bir toplum olgusunun torelerini islama mal etmis ki bu tip adamlarin siyasi rant amaciyla kullanmayacaklari hicnbisey yok gibidir zaten. Allah boylelerini meclisten uzak tutsun, amin

Muhafazakarların (Bir çoğu için konuşuyorum) her türden eleştiriye karşı inanılmaz düzeyde bağışıkları var.Şuna benzer cevapları sık sık duyuyorum. Kelimesi kelimesine bu şekilde olmasa da sonuçta buraya doğru giden bir sürü uygulama, söz, düşünce ve bakış açısı var.

"Aslında ben de bazen anlamakta zorlanıyorum: örneğin muhafazakarlık elbette en doğru en iyi görüşlerden biridir. Çünkü doğrudur. O yüzden onu acımasızca eleştirenleri ben de anlamıyorum. O yüzden muhafazakarlığı bu şekilde eleştirmeyin, ya da adam gibi eleştirin önce koşullara bakın. Koşullar önemli. Düşünceler, görüşler vb. ne önemi var ki?
(Hatta en doğrudur çünkü kutsal bir görüştür veya kutsal düşüncelere dayalıdır zaten diyelim biz de satır arasında, bu yüzden hiç eleştirilmemelidir, işte muhafazakar demokrat bakış açısı. Neyse...)

Peki o zaman Stalin, Che vb. söz konusu olunca neden yer gök inletilir, acımasıza eleştiri yapılır.Yani:

Ama Stalin, Che vb. için için bu koşullar vb. geçerli olmaz tabii ki.Çünkü Stalin, Che vb. için bu sökmez. Koşullar onun için kötü olabilir ama bize ne değil mi? Ama Stalin, Che vb. muhafazakar olsa koşullar önemli olacaktı bir anda değil mi? "


Gerçekten çok ilginç...Ne kadar çok demokratik ve ileri bakış açısı değil mi? Ama sosyalistler de böyle demeyin şimdi...

Bu arada Stalin, Che vb. eleştirilmemelidir demiyorum, eleştirilmeli tabii ki. Sert eleştirilerde buna dahil. Burada söylemek istediğim başka şey.

jadi
22-11-2011, 16:43
Brain,

Mevzumuz Stalin'i acimasizca elestirmek degil aslinda. Yapilan bir elestiri karsisinda o gorus sahiplerinin verdigi reaksiyonlar. Sosyalistler, Nagehan Alci'nin Che cikisindan sonra oyle seyler soyluyor ki sadece kufur ve seksist asagilama barindiriyor mesela. Yazilanlarin cogu Nagehan'in kadin oldugu, o yuzden beyninin basmayacagi gondermesi yapiyor.Hominem yapiliyor. Daha baska yazilari getirilerek bunlar uzerinden asagilanmak isteniyor...vs. Internet otamindaki degisik sozluklere goz atarsan ne soyledigimi anlayacaksin

Che'yi uluorta agzina alama ne anlama geliyor? Sen bu insanlara kutsiyet atfedebilirsin ama su cumleyi kurdugunda baska insanlarin ifadelerine mudehale etme hakkini kendinde gordugunu beyan ediyorsun ki bu acidan baktigimda muhafazakarlar hicte sanildigi kadar yobaz degiller gibime geliyor. Yani evet tahammulsuzler ama sosyalistler bile bu haldeyse bence muhafazakarlar hosgorulmelidir.

Brian
22-11-2011, 17:19
Brain,

Che'yi uluorta agzina alama ne anlama geliyor?

Açık olarak yazıyorum ve söylüyorum: Che, Stalin, Marx vb. eleştirilebilir. Gerektiğinde de eleştirilmelidir. Bazı sosyalistler filan buna karşı olabilir. O onların görüşü ki katılmıyorum.

bu acidan baktigimda muhafazakarlar hicte sanildigi kadar yobaz degiller gibime geliyor. Yani evet tahammulsuzler ama sosyalistler bile bu haldeyse bence muhafazakarlar hosgorulmelidir.

Ben bu tür şeylere (bazı şeylere dogmatik hale getirip bunlara getirilen eleştirilere düşüncelere her zaman düşmanca ve dogmatik bir tutum içinde olmayı ve çok zaman şiddet ve güç de kullanarak bunları susturmayı savunmayı vb.) hoş görmüyorum. Neden göreceğim ki? Eleştirilere, düşüncelere karşı anlamaktan ziyade bağnazlık, düşmanca ve dogmatik tutum, şiddetli saldırı vb. çok hoş görü ile baktığım şeyler değil. Sosyalistler yapsa da durum değişmez, muhafazakarlar yapsa da tutumum çok değişmez.


Yanlış yanlıştır, ve yanlış örnek olmaz.

marcos
26-11-2011, 05:11
Yanlis hatirlamiyorsam Onder Sav Muhammed'le dalga gecen bazi seyler soylemisti ama basina hicte oyle Atilla Yayla ile kiyaslanacak bir sey gelmis degil. Kemalistler ile kiyaslandginda muslumanlarin tahammulsuzlugu bana sanki gul bahcesi gibi geliyor. Ayrica bir kisinin kendi taraftarlari tarafindan elestirilebilir olmasi degil konumuz. Traftarlarin bu elstiriye verdigi cag disi tepkilerden bahsetmemiz gerekiyor

Ilaveten Albatross feodalite gibi sosyal bir toplum olgusunun torelerini islama mal etmis ki bu tip adamlarin siyasi rant amaciyla kullanmayacaklari hicnbisey yok gibidir zaten. Allah boylelerini meclisten uzak tutsun, amin


Erken konuştun yine.

http://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=%C3%B6nder%20sava%201&source=web&cd=1&sqi=2&ved=0CCIQqQIwAA&url=http%3A%2F%2Fwww.zaman.com.tr%2Fhaber.do%3Fhab erno%3D1206397%26title%3Donder-sava-1-yila-kadar-hapis-istemi&ei=OknQTq3TFYexhAfx0fjYDQ&usg=AFQjCNGoDvOWU68VP5PtKaWjLdyviBtb7w

Hele bak


Önder Sav, görevde olduğu dönemde milletvekili olduğu için savcılık tarafından hazırlanan fezleke Meclis Başkanlığı tarafından işleme konulmadığı için dava açılamamıştı.



Önder Sav, CHP Ankara Milletvekili ve CHP Genel Sekreteri olduğu dönemde CHP'li Elmadağ Belediye Başkanlığı'nı ziyaret etmişti. Dönemin CHP'li Elmadağ Belediye Başkanı Ömer Ağa Kurt'un makamında halka ve basına açık gerçekleşen ziyarette Önder Sav'ın yanına gelen ve CHP'yi desteklediğini söyleyen Mustafa Ünal (72), hacca gitmek düşüncesinde olduğunu belirtmişti. Sav da orada bulunan vatandaşların ve basının duyabileceği şekilde "Boş ver Araplara para kaptırma." şeklinde cevap vermişti. Diyalogun devamında Mustafa Ünal'ın "Bir ayağım çukurda.'' demesi üzerine Sav, üslubunu devam ettirerek, "Bakarsın Muhammed seni bırakmaz, sen yine şey yapma elinden tutar seni geri göndermez.'' ifadelerini kullanmıştı.


Çokmu şüpheciyim ne.Bir parağrafta beş CHP vurgusu ve İslamın peygamberi değilde Hz. Peygamber (sav) yazılması.

jadi
26-11-2011, 14:08
Erken konuştun yine.

http://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=%C3%B6nder%20sava%201&source=web&cd=1&sqi=2&ved=0CCIQqQIwAA&url=http%3A%2F%2Fwww.zaman.com.tr%2Fhaber.do%3Fhab erno%3D1206397%26title%3Donder-sava-1-yila-kadar-hapis-istemi&ei=OknQTq3TFYexhAfx0fjYDQ&usg=AFQjCNGoDvOWU68VP5PtKaWjLdyviBtb7w

Hele bak





Çokmu şüpheciyim ne.Bir parağrafta beş CHP vurgusu ve İslamın peygamberi değilde yazılması.

Dava sonuclanmadan sen erken konusma bence. Gerci siz tweeter'da yazilan yorumlari bile sanki tehlikeli bir gidisat gibi gosteriyorsunuz. O yuzden boyle seyleri cok ciddiye almaniz dogal

marcos
27-11-2011, 20:17
Dava sonuclanmadan sen erken konusma bence. Gerci siz tweeter'da yazilan yorumlari bile sanki tehlikeli bir gidisat gibi gosteriyorsunuz. O yuzden boyle seyleri cok ciddiye almaniz dogal

Siz hangi kesim? Bu soruya cevap vermek zorundasın.

Firestorm
27-11-2011, 20:23
http://www.aleviforum.com/photoplog/images/31646/medium/1_386673_305957696095510_196637433694204_1122418_2 072480921_n.jpg

Bu resim en güzel şekilde anlatıyor pek çok şeyi :happy:

jadi
13-12-2011, 17:04
Bazi kemalistler 10 Kasim'da koprunun ortasinda dahi olsalar kenara cekip saygi durusunda bulunuyor. Ayni seyi, mesela ezan okunurken, bir musluman yapsa neler neler soylenirdi

http://i.imgur.com/b8tRs.jpg

istatistik
13-12-2011, 17:13
Bazi kemalistler 10 Kasim'da koprunun ortasinda dahi olsalar kenara cekip saygi durusunda bulunuyor. Ayni seyi, mesela ezan okunurken, bir musluman yapsa neler neler soylenirdi

http://i.imgur.com/b8tRs.jpg

Tespit yapmak var tespit s*çmak var. Senin yaptığın ikincisine giriyor.

Ülkede saygı duruşunda bulunan herkes kemalist değildir. Adı üstünde saygı duruşu. Saygı duyan, içinden gelen duruyor.

Ezan ile karşılaştırmak ise iyice saçmalık. Ezan okunurken saygı duruşunda bulunmak gibi bir durum söz konusu değil bir defa. İslam forumuna boşuna yazmıyoruz okuyun bunları. Ezana saygı, kişilerin müziği kısması, bacak bacak üstüne atmış ise bunu düzeltmesi gibi şekillerde olur.

Madem bir düşünce açıklayacaksın mantıklı olmasına dikkat et.

NOT: Kemalist de bana jadi, stalinist de, maocu de :D

jadi
13-12-2011, 17:30
Tespit yapmak var tespit s*çmak var. Senin yaptığın ikincisine giriyor.

Ülkede saygı duruşunda bulunan herkes kemalist değildir. Adı üstünde saygı duruşu. Saygı duyan, içinden gelen duruyor.

Ezan ile karşılaştırmak ise iyice saçmalık. Ezan okunurken saygı duruşunda bulunmak gibi bir durum söz konusu değil bir defa. İslam forumuna boşuna yazmıyoruz okuyun bunları. Ezana saygı, kişilerin müziği kısması, bacak bacak üstüne atmış ise bunu düzeltmesi gibi şekillerde olur.

Madem bir düşünce açıklayacaksın mantıklı olmasına dikkat et.

NOT: Kemalist de bana jadi, stalinist de, maocu de :D


Hareketin sacmaligini daha iyi anlamak icin empati amacli bir ornek verdim sadece. Yoksa ezan okunurken saygi durusu gerekmedigini bende biliyorum superzeka . Kadin saat dokuzu bes gece kenara cekip yolun ortasinda dikiliyor. Resmi ilk gordugumde gulmekten geberdim . Ama sonra dusunuyor insan nasil bir psikoloji kim bilir. 10 Kasim da evin icinde bile saygi durunu uygulayan insanlar var. Putperest ritueller konusunda dindarlardan geri kalir bir yanlari yok. Ayrica da bir insanin kemalst olmasi veya ataturkcu, ulusalci, yurtsever olmasi... vs benim icin cok fazla bir anlam ifade etmiyor. Asaagi yukari hepsi ayni lacivertin tonlaridir

Kemalistler (veya ataturkculer), turbe ziyaretleri esnasinda belki ellerini acip dua etmezler ama secde edenler coktur:

http://i.imgur.com/gNrTG.jpg

istatistik
13-12-2011, 18:11
Hareketin sacmaligini daha iyi anlamak icin empati amacli bir ornek verdim sadece. Yoksa ezan okunurken saygi durusu gerekmedigini bende biliyorum superzeka . Kadin saat dokuzu bes gece kenara cekip yolun ortasinda dikiliyor. Resmi ilk gordugumde gulmekten geberdim . Ama sonra dusunuyor insan nasil bir psikoloji kim bilir. 10 Kasim da evin icinde bile saygi durunu uygulayan insanlar var. Putperest ritueller konusunda dindarlardan geri kalir bir yanlari yok. Ayrica da bir insanin kemalst olmasi veya ataturkcu, ulusalci, yurtsever olmasi... vs benim icin cok fazla bir anlam ifade etmiyor. Asaagi yukari hepsi ayni lacivertin tonlaridir

Kemalistler (veya ataturkculer), turbe ziyaretleri esnasinda belki ellerini acip dua etmezler ama secde edenler coktur:

http://i.imgur.com/gNrTG.jpg

Ayıp etmişler. Bence amuda kalkıp öpmeleri daha uygun olurdu. Kişilerin, herhangi bir kişiye saygı duymaları, sevgi beslemeleri farklı bir olay, bu kişiyi tabulaştırmaları farklı bir olay.

Kişi, resmi törenlerde zorunluluğu bulunan saygı duruşunu, kendi isteği ile herhangi bir yerde gerçekleştirmek istiyorsa bu kendi bileceği iştir. Buradan siyas bir yorumda bulunmak pek mantıklı değil.

Ezan onusunda dediklerime de açıklık getireyim de sen de anla ya da anlamaya çalış. Herhangi bir yerde, zamanda, ezan okunurken kişi saygısı gereği "aziz allah" diyebilir, müziği kısabilir ya da kapatabilir, bacaklarını toplayabilir. Bu kişinin kendi inancı ve saygısı gereği yaptığı bir şeydir. Bunu sorgulamam, bir kenarda ezan bitene kadar saygı duruşu da yapsın; bunu da sorgulamam. Aklı başında bir kişi bunları zaten sorgulamaz. Mantıklı olanı, bu forumda da uygulanan yöntem, dinin temeline inerek maddi kanıtlar ve mantık ile din olgusunun çürüklüğü üzerine konuşmaktır. Bu sebeple "aynı şeyi bir müslüman yapsa neler neler söylenir" gibi bir önerme yanlıştır.

G Milat
15-12-2011, 13:55
Sayın Astur,

Hayli ilgi çekici ve tartışılması yerinde olan bir konu.. Üşenmeden bir çırpıda bütün mesajları okudum. 9.sayfaya kadar oldukça yararlı bulduğum bilgiler yer almış. Sonrasında biraz dallanıp amacından sapsa da, arşivlik bir çalışma olduğunu düşünüyorum..

Her ne kadar konu rayından çıkmış olsa da naçizane kısacık bir şeyler eklemek istedim : )

****

Kült kavramı sosyolojinin en çok ilgilendiği kavramlar arasındadır.

Toplumlarda, tarihsel süre içerisindeki yaşadıkları köklü ve ani kültürel, siyasal, dinsel değişimler karşısındaki gösterdikleri tepkisel reaksiyonla seçilmiş liderlerin çoğu kez ister istemez külte dönüştüğü gözlemleniyor.Bu gibi durumlarda toplumun parçası olan bireylerin, bu toplumun tahayyül paradigması anlamında yeni algılara yönelip kendi tabularını şekillendiği de apaçık ortadadır.

Durkheim, kültleşmeyi “ toplumun kendisine veya liderine tapması” (Adridge,2000) ve kutsallığın toplumsal kollektivite aracılığıyla ortaya çıkması biçiminde tanımlıyor. Zaten yazının başlarında da yeteri kadar tanım yapıldıiından tanım üzerinde çok da fazla durmaya gerek yok sanırım..

Türkiye'deki kültleşmeye verilebilinecek en önemli örnek Atatürk'tür.Onun yanında başka kişiler de yüceleştirilmiş olsa da mevzu bahis Atatürk olunca kemikleşmiş kültleşmenin etkisiyle ceza yaptırımı bile uygulanabiliyor. Ben ilkokuldayken Atatürk'ü Allah sanıyordum :) Din açısından rahat bir ailede büyüdüğüm için Allah kavramıyla okulda tanımıştım ve hemen yanında da Atatürk vardı.. Bir gün babama "yalan söylersem Atatürk çarpar mı?" diye sormuşluğum bile var : )) Yani kısaca söylemeye çalıştığım, küçğk yaşlarda beyinlere işlenen ATA olgusu onu kültleştirmeye yeter de artar bile..

Hala eleştiri götürmeyen bir liderin, ilahlaştırılmadığını savunmak ne denli akıl karıdır tartışılmalı.. Zira Atatürk'ün kült olup olmadığını tartışmaya bile gerek yoktur diye düşünüyorum...

G Milat
15-12-2011, 13:57
Sayın İstatistik,

Bu arada yorumları okurken, sizin şu cümleniz karşısında kahkaha attım : D hahaha


"NOT: Kemalist de bana jadi, stalinist de, maocu de :D"

marcos
16-12-2011, 22:54
Demekki sorunumuz islam değilmiş başımıza ne geldiyse kemalizmden gelmiş.Ah şu kemal mutlu mesut günlerin katili..............