PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Despotizminide al git lan!


spartacus
05-03-2011, 12:47
Sevgili Frodo Görüntüler Elimizde ! (beni tanıdılar sen kaç) (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=22764) isminde bir başlık açmıştı.

Görünen o ki, tanınmamış olmanında, kaçmanında bir faydası yok. İnsan fiziki olarak kaçabilir elbetde, peki ya düşünsel olarak kaçabilir mi?

Bir zamanlar Ergenekoncu olmanın kıstasını geçmiş süreçlerde darbe planı veya darbeciliğe, mafyatik ilişkiler ağına vs göre tanımlayan AKP cühelası, kamuoyunu yeterince ikna ettiğine kanaat getirmiş olmalı ki, kozlarını oynamaya başladı. Ya da daha doğrusu en başından süreç bu şekilde planlanmıştı ve ifade özgürlüğünü susturmanın bir başka yolu ile karşı karşıya kalacaktık. Bu tür yöntemler insanları susturmanın, ifade özgürlüğünü kısıtlamanın en kolay, ama bir o kadar da en soysuz yöntemlerinden biri olmalı. Aslında bu bir linç kültürü.


"Dergimizin idare müdürü ve editörü Baha Okar’ın da dahil edildiği düzmece Devrimci Karargâh davasının iddianamesini ve eklerini okuyup anlamaya çalışırken iki önemli gelişme daha yaşandı: Birincisi, emekli veya muvazzaf 163 üst düzey subayın Balyoz Davası adı altında tutuklanması; ikincisi ise, hükümete muhalif çizgisiyle bilinen Odatv adlı internet sitesinin yöneticilerinin tutuklanması. Böylece yazımızın çerçevesi aynı kalmakla birlikte içeriği zenginleşti!
.....
Bu ve benzeri iddianameler tutarlılık ve gerçeği ortaya çıkarmak adına yazılmıyor. Asıl hedef tutuklananlar değil; onlar üzerinden geride kalanlara, bütün topluma bir mesaj verilmek isteniyor: “Her an seni de alabiliriz. Bir suç işlemiş olman gerekmez. Bu nedenle sesini kıs, dümen suyumuza gir.” Ve bu mesaj, iddianameler ne kadar mesnetsiz, ne kadar saçma, ne kadar komik olursa, o kadar güçlü bir biçimde verilmiş olacaktır. Ne kadar saçmalık, o kadar korku! Örgütsüz kitleleri sindirmek için kullanılan bir psikolojik savaş yöntemi bu." Ender Helvacıoğlu Bilim ve Gelecek Sayı:85

1980 Darbe dönemlerinde herkes örgüt mensubu olmakla baştan suçlu hale getirilir, bu suçluluğun karşısında sözde bir meşruiyetle insanlar hem susuturulur, ama hemde insanlık dışı uygulamalara tabi tutulur, çeşitli suçlar isnat edilir, insanlar kabul etmesi için işkencelerden geçirilir, bazıları sakat kalır, bazıları hücrelerde çürütülür, bazılarıda işkence ile katledilerek hayata gözlerine yumardı. Askeri Diktatörlük kendisini haklı kılmanın kolay yolunu daha baştan bulmuştu.

Aklıma Hanefi Avcı ve Mersin'de 1980 de işkencede katledilen Ali Uygur geldi(henüz darbe olmamıştı). Öğretmen Ali Uygur sözde örgüt lideriydi ve her türlü insanlık dışı uygulama, uygulayanlar açısından tamamen meşru idi. Ali Uygur 1. şube Komiseri Hanefi Avcı yönetiminde, içinde kedi olan bir çuvalda olduğu halde kafasına vurula vurula öldürülmüştü. Ailesi savcıya gittiğinde savcı -Ali Uygur'un polislerin elinden kaçtığını ve inşallahda ölmüş olacağını söylemişti. (elleri kelepçeli halde ve gözaltında iken kaçmış!) Ailesi ne yaptıysa hem evladının akibetini öğrenememiş hemde tüm çabaları boşa çıkmıştı.
Günlerden bir gün bir gazeteci Vahap Şehitoğlu, Ali Uygur'un polislerce katlediğini mezarına varana değin ortaya çıkartır. Akabinde gazeteci yazısından dolayı yakalanır ve bu yazıları hangi elinle yazdın diyerek parmakları kırılır....

Ali Uygur'u öldürdüğünü kabul etmeyen 1. Şube Komiseri Hanefi Avcı ise, Ali'nin kanlı ayakkabılarını işkence malzemesi olarak kullanmaya devam eder, işkenceye aldıkları insanlara ayakkabıları göstererek, bu ayakkabıları tanırmısın, bunlar Ali Uygur'un ayakkabıları seninde sonun böyle olabilir, senden geriye ayakkabın kalabilir diye sürdürmüş...

Bu gün ise örgüt Ergenekon, Dervimci Karargah yapılmış, aydınlara dilinizi kezeriz, gazetecilere ise parmaklarınızı kırarız denmektedir ve uygulanmaktadır da!

Bilim ve Gelecek dergisi yayın hayatına başladığından bu güne dinci gericiliğe hemde H.Yahya safsatalarına karşı taviz vermediği gibi toplum ve insanlığı aydınlatmak, bilimi savunmak ve bilimsel makaleleri yayınlamakdan hiç bir ödün vermedi, yani o dinsel gericilik ve demokrasi düşmanları, aydınlanma düşmanları açısından suçlu sayılabilirdi. örneğin mart 2011 sayısı Said Nursi'ye ayrılmış. Bilim ve Gelecek idare müdürü ve editörü Baha Okar'ın evine Polis Baskın düzenledikden sonra Baha Okar'ı Eylül 2010 da (http://www.yarinlar.net/turkiye-haberleri/bilim-ve-gelecek-calisani-gozaltinda.html)gözaltına alınmıştı. Şimdi ise iddianame ortaya çıktı ve belirginleşti.

Baha Okar Devrimci Karargah örgütüne mensup edilmiş.

"Baha’nın davasının iddianamesi ve ekleri incelendiğinde, insanın kapıldığı ilk duygu şöyle: “Eğer bu metinlerde sunulanlar suç delilleriyse, ben de her gün ve her saat suç işliyorum. Beni de her an tutuklayabilirler ve hakkımda yüzlerce sayfalık bir iddianame yazabilirler!” Bu, herkes için geçerli." Ender Helvacıoğlu a.g.d

İddianame basit telefon görüşmelerine dayandığı gibi devrim, bahar eylemleri vb kelimeleri suç unsuru olarak belirlenmiş.darbe anayasasını sözde değiştirecek olan iktidarın püsküllü demokrasi yalanının, püskülleri sözde sivile dayalı despotizmdir. Sanırım 4-5 ay önce bu AKP Cühelası ve saz arkadaşlarının kullandığı "sivil" kelimesinin beni rahatsız ettiğini ifade etmiştim. Demokrasi bir topluluk içerisinde istatistiki oranlamalar yaparak bir tarafın, diğer taraf üzerinde ki tahakkümü olarak ele alınabilir mi? Bu mümkün mü? Oysa demokrasi ayrım ve ayrımcılığa olduğu kadar belirli bir kesimin ayrıcalığına da izin vermeyen, zaten bu yüzden adına demokrasi dediğimiz bir yapı değil mi? Elbetde bu, sadece bu günün sorunu değildir, Türkiye'de demokrasi değil despotizm hakimdir ve sistemin demokrasi anlayışıda öteden beri bu biçimdedir. Bir diğer ayrımda, demokrasinin toplumsal karakterinin görmezden gelinmesi ve demokrasinin bireye indirgenmesidir, bu tür politik düşüncelerde, AKP despotizmini olumlayan roller üstlenmiştir.

Bu gün ki despotizm sözde "sivil" bir meşruiyete dayandırılmıştır, o halde Türkiye'de despotizm toplumsal düzeyde meşrulaştırılmaktadır denebilir. Bu gün gördüğümüz despotizm, amaç değil bir araçtır. Nasıl oluyorsa oluyor resmi devlet ve hükümet konuşurken sivillikten bahsedebiliyor? Böyle bir şey olur mu? develt konuşurken bunun adı sivil konuşuyor olabilir mi? Polis Devletleri açısından elbetde bu mümkündür denebilir. oysa toplumun her ferdi, devlet karşısında sivildir zaten! Devlet ise toplumsal ayrımları sivil edebiyatı ile belirlemektedir. İşte uzun zaman önce sivil kelimesinin kullanımından rahatsız oluşumun altında yatan temel budur. %40 sivil ise %60 nedir? Sivildir, görünen ise %30-40 ların yaşam ve dünya görüşünün, AKP despotizmi ile %50-60 üzerindeki sivil tahakkümünü örgütlemektir. Bu akılları nereden aldığı ise(dünya, sistem ve açmazları) detaylı çalışmalar ve politik açılımlarla ele alınabilir özelliktedir. Ortada toplumsal aydınlanmanın olduğu kadar aydın ve gazetecilerin susturulması gibi bir amacın olduğu, neredeyse tartışma götürmeyecek kadar netleşmiştir denebilir. Bir toplumu susturmanın ilk adımları aydın, yazar ve gazetecileri susturmaktır denebilir.

"Baha’nın 11 yıl önce ölen öğretmeni de “örgüt mensubu”!
Hadi biraz daha gülelim, hem de acı acı! Baha’nın bilgisayarı incelenmiş ve müthiş bir kanıt bulunup iddianameye konmuş: “Ekler. 1212 Word isimli 2 sayfadan oluşan ve Açıklama başlıklı belgenin içeriğinde Sabriye Çağınıncı (aslında “Çağırıcı” olacak) isimli örgüt mensubu ile ilgili ibarelerin geçtiği tespit edilmiştir. Adı geçen belgede ‘Kanserli bir devrimcinin güncesinden oğluma mektuplar’ isimli kitaplarıyla yayınlanmamış günlükleri, ölümü sonrası hakkında yazılanların kronolojik sıra ile yer aldığı kitap alıntılarının yer aldığı tespit edilmiştir.”
Sözü edilen belge, Bilim ve Gelecek Kitaplığı’ndan Haziran 2010’da yayınlanmış bir kitapla ilgili. Sabriye Çağırıcı’nın kitabı “Günlük Anılar ve Mektuplar -ve sonrasında yazılanlar” adını taşıyor. Sabriye Çağırıcı 68’li bir devrimci öğretmen. Yaşamı boyunca demokratik öğretmen mücadelesinin önde gelen bir kişiliği olmuş. Kansere yakalanmış ve 16 Haziran 2000 yılında vefat etmiş. Kitap Sabriye Hanım’ın günlüklerinden, mektuplarından, ölümünden sonra dostlarının onun hakkında yazdıklarından oluşuyor. Baha da bu kitabın teknik hazırlığını yapmıştı, söz konusu metnin bilgisayarında bulunmasının nedeni bu." Ender Helvacıoğlu a.g.d

"İsmim Suzan Yılmaz Okar. Baha’nın eşiyim. Doğrudan siyaset yapmayan bir insanın tutuklanmasının ardından yakınları olarak ilk elden düşündüğümüz adı geçen örgüt dahil hiçbir örgütle bağı olmayan Baha’nın neden böyle bir sürece dahil edilmeye çalışıldığıydı. Yaşadıklarımızla ilgili pek çok kez yazı yazmayı denedim, ancak her defasında beklemeyi yeğledim. Çünkü yığınla saçmalığın üzerine söz söylemeye çalışmak, deniz içerisinde plankton gibi yaşayan ben gibi insanlar için oldukça zor. Elbette varlığımı küçümsemiyorum. Sadece kapitalizmin ne menem şey olduğunu biliyorum. Yasalara ve adalete mi seslenecektim? Ya da aslında suçlu hissetmenin manevi unsurlarından olan vicdanı mı harekete geçirecektim? Hissettiğim daha çok yapılan haksızlığa karşı öfke. Ben de haksızlığa karşı tutumla yazmaya karar verdim. Çünkü sadece Baha değil, içinde bulunduğumuz dönem içerisinde yığınla insan benzer şekilde tutuklanarak cezaevine gönderiliyor." Suzan Yılmaz Okar a.g.d sayı:85 sayfa:12
Günlük koşuşturmanın (iş, özel yaşam) içerisinde yapılan telefon görüşmelerinde konuştukları da örgütsel ilişki içerisinde olduğuna dair dayanaklar sayılarak dosyaya yerleştirilmiş. Bunların her birini tek tek açıp üzerine bir şeyler söylemek mümkün. Ancak Türkiye’de Ankara’dan öteyi görmeyen Baha’nın Kuzey Irak’ta eğitim gördüğü vb. iddialar/uydurmalar ile ilgili ne söylenebilir ki… Bahsederken dahi yoruluyorum. İnsan kendi hayatında olan şeylerle ilgili konuşmaya istekli oluyor, söz söylemeye… Suzan Yılmaz Okar a.g.d sayfa:12

Bundan sonrası için örnek vermeye gerek görmüyorum.

Bu konuda ele alınabilir alt başlıklar;
1. Demokrasi sosuna batırılmış Despotizm
2. Toplumsal aydınlanmanın Dünya ölçeğindeki Kapitalist krizler gereği potansiyel olarak suç görülmesinin sağlanması ve sivil meşruiyetle susturulması.
3. Tehdit ve Şantaja dayalı polisiye bir yapının oluşturulması
4. Darbe karşıtlığının ve demokrasi seviciliğinin, 12 eylül anayasasının rafa kaldırlacağı vb söylemlerininözünde bir manipülasyon ve illizyondan ibaret olduğu. vb
5. Despotizminide al git ulan!
6. Muhalif ve demokrasiden, özgürlükden, aydınlanma ve bilimden yana olan herkes Ergenekoncu, Herkes örgüt üyesi!

olabilir.

Sözde Anayasayı değiştireceği propagandası yapan AKP ve Referandum Dönemi açısından bunun; 12 Eylül yasalarını rafa kaldırmak değil, aksine meşrulaştırmak olduğunu söylemiştim. 12 Eylül yasaları kaldırılmıyor, 12 Eylül yasaları toplumsal kanaatler oluşturularak meşrulaştırılıyor. Türkiye açısından 12 Eylül yasaları bu gün kaldırılabilir değildir. Dünya'da ardarda sistem krizler yaşamaktadır ve potansiyel olarak toplumsal aydınlanma ve örgütlenmelerin önü alınmakta, toplumsal örgütlülük özünde sisteme zarar vermeyecek biçimde yeniden organize edilmekte, bunu sağlamak için de dinsel gericiliğe kanalize edilmektedir(amaçda zaten budur). Toplumsal yapı ve örgütlülüğün dinsel gericiliğe kanalize edilmesi ise baskı, şiddet ve şantaj yöntemleri ile mecbur kalındığı düzeyde bütünleştirilmektedir, yani zora dayalıda olsa bu süreç tamamlanacaktır(F.Gülen vb ise devşirme yapının görünürde toplumsal zeminini oluşturmaktadır denebilir). Bu gün ister politika, isterse kültürel ve toplumsal koşullar olsun, her bir şeyi kendi bütünlüğü ve iç tutarlılığından yalıtık düşünme biçimi bir arızadır. Bireyi toplumun, toplumu doğanın, doğayı dünyanın, dünyayı evrenin merkezi yapan liberal anlayışlar, sözümona yine yalıtık düşünme, diyalektik bütünlüğü kavrayamama, akvaryumun içini görme anlayışı olarak sürece hatrı sayılır oranda destek sunmuşlardır ve neoliberal (http://tr.wikipedia.org/wiki/Neoliberalizm)yanılgılarıyla da olsa geniş bir kesiminde yanılgılarında hatrı sayılır rol oynamışlardır(insanlar 12 eylül vb dönemlerin despotizminden çok çekmişlerdir, iktidar ise bu durumu zaaf olarak kullanabilmiştir). Kapitalizm bu gün ortaçağını yaratmaktadır ve ancak bunu aynen ortaçağdaki gibi bir gericilikle, insanlığı susturmakla, toplumsal aydınlanma ve örgütlenme karşıtlığı ve insanlığı bir bütün halinde parçalara bölerek yalıtmak ve üzerinde despotik ayrımlar oluşturmakla mümkündür.

Sistem çok çeşitli ekonomi-politik açmazlar içerisindedir ve hem toplum hemde insanlığın çerçevesi iyice darlaştırılmakda, toplumsal bütünlüklerden tutalımda demokrasiye kadar tüm bütünler parça bölük hale getirilmektedir. %40 ın %60 lar üzerindeki tahakkümü başka nasıl izah edilebilir?

AKP neden yasa değişimini yargı ve hukuk üzerinden başlatdı? İktidarda kaldığı sürece strateji ve planlarını uygulanabilir kılmak adına, stratejik noktalar ve hakimiyeti ele geçirmesi, elde tutması gerekiyordu denebilir. Bu sayede ve eğer tekrar hükümet olursa, 12 eylül anayasasına toplumsal bir zemin ve meşruiyet kazandırmak güncele uyarlamak açısından başarılı olabilecekti. Dünyadaki gelişmeler ve sistemin(Negri'ninde belirttiği İmparatorluk) gün geçtikçe içine düştüğü açmazlar bu gün yeniden örgütlenmiş, toplumsal karaktere büründürülmüş ya da meşrulaştırılmış despotik açılımlara gebe...

Bilim ve Gelecek Dergisinin hedef alınması şans eseri değildir, dergi dinsel gericiliğe olduğu kadar bilimin emektarı olmayıda insanlık görevi olarak bu güne kadar ödün vermeden sürdürmüştür. Bilim ve Gelecek dergisine yapılan baskı, dinsel gericiliğin aydınlanmaya, sistemin bilime karşı yürüttüğü baskıdan başka bir şey değildir. H.Yahya safsatalarını ele almak, eleştirmek dahi uzun zamandır suç kapsamındadır.

Nedim Şener ve Ahmet Şık

Nedim Şener "Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları", "Kırmızı Cuma", "Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat" kitaplarının yazarı gazeteci olması.

Ahmet Şık "Kırk Katır Kırk Satır 1 - Kontrgerilla ve Ergenekon'u Anlama Kılavuzu", "Kırk Katır Kırk Satır 2 - Ergenekon'da Kim Kimdir?" kitaplarının yazarı ve ayrıca F.Gülen cemaati hakkında da bir kitap(İmamın Ordusu) hazırlığında olduğu ifade edilmiştir.

Görüldüğü gibi suç bellidir, ne Ergenekon nede Devrimci Karargah adına kurdukları düzenekler;

onlar ümidin düşmanıdır sevgilim
akar suyun
meyve ç a ğ ı n d a a ğ a c ı n
serpilip g e l i ş e n hayatın düşmanı

bursada havlucu recebe
karabük fabrikasında tesviyeci hasana düşman
fakir köylü hatçe kadına
ırgat süleymana düşman
sana düşman, bana düşman
d ü ş ü n e n insana düşman
Nazım Hikmet (ne büyük benzerlik!? tamda bu günler, o günler gibi)

Gazeteciler Taksim'de Buluştu (http://www.sabah.com.tr/Gundem/2011/03/04/gazeteciler_taksimde)

Ne kadar saçmalık, o kadar korku
Komik mi? Hiç de değil! Bu ve benzeri iddianameler tutarlılık ve gerçeği ortaya çıkarmak adına yazılmıyor. Bu iddianamelerle açılan davalarda suçların tespit edilmesi ve suçluların cezalarını görmeleri hedeflenmiyor. Bu tür operasyonlarda asıl hedef tutuklananlar ve içeri atılanlar değil; onlar üzerinden geride kalanlara, bütün topluma bir mesaj verilmek isteniyor: “Her an seni de alabiliriz. Bir suç işlemiş olman gerekmez. Bir şekilde punduna getiririz, getiremesek bile uydururuz. Telefon konuşmanda geçen ‘eylem’, ‘toplantı’, ‘malzeme’ gibi herhangi bir sözcük seni almamız için yeterli. Allayıp pullar hakkında yüzlerce sayfalık iddianameler yazarız. Sonuçta mahkûm olmazsın belki, ama hayatının bir bölümüne el koyarız; seni işinden gücünden, eşinden dostundan, sevdiklerinden ayırırız. Bak, Baha Okar’ı aldık, Soner Yalçın’ı tutukladık; senin onlardan ne farkın var? Bak, koskoca komutanları, yazarları, gazetecileri, siyasileri, rektörleri aldık; seni haydi haydi alırız. Bu nedenle, otur oturduğun yerde, sesini kıs, dümen suyumuza gir.”
Verilmek istenen mesaj budur. Ender Helvacıoğlu Bilim ve Gelecek Sayı:85

Konu ve içerik bir forum konusunda 1 sayfa ile özetlenmesi mümkün olmayan ve ne kurban seçilmişler şahsında nede diğer gazeteciler şahsında ele alınamayacak kadar geniş detaylar içermektedir, bu yüzden daha anlaşılır kılmak ancak ve ancak daha geniş ve sade, bütünü ortaya koyan, adım adım ilerleyen yazılarla mümkün kılınabilir.

Yinede Baha Okarların, tüm aydın ve gazetecilerin özgürlüğü ne acı ki duyarsız kalan bizlerin özgürlüğünden geçiyor, toplum özgür olamadıkça Baha Okar'larda özgür olmayacaktır. Gerisi ise yalan ve masaldır.

ahmetsln
05-03-2011, 13:22
İbretle okudum diye bilirim... Ve bir çok görüşe aynen katılıyorum.Özellikle de sıra sende olabilir durumuna.

Sayın spartacus sorum şu;

bu bir sivil darbe midir?

spartacus
05-03-2011, 13:32
Sevgili ahmetsln

Sayın spartacus sorum şu;

bu bir sivil darbe midir?

bana göre, Hayır değildir.

Türkiye'de sivil darbe yapmak gereksizdir, bu sadece askeri darbe yasalarının -toplumsal örgütlülüğünde dinsel gerciliğe kanalize edilmesiyle bütünleştirilmiş- sivilleştirilmesi sürecidir... 12 Eylül de başlanan (dinsel gericiliğin maddi zemininin sağlanması, toplumsal örgütlülüğünün yaratılması) işin bitirilmesi sürecidir. (kaldı ki dünyada 1980 den sonra peryodik olarak ağır krizler yaşanmakda ve frekans 10 yılda birden 5 yılda bire düşmeye evrilmektedir). Diğer tarafdan da özgürlüğün, ifade özgürlüğünün yeniden tanımlanması(kısıtlanması!), bir şey söyleme hakkının, hiç bir şey söylememe haline dönüştürülmesidir. Her şeyi söyle, ama hiç bir şey söyleme. Dümen nereye sen oraya, yoksa!?

ahmetsln
05-03-2011, 13:38
Sevgili ahmetsln

Sayın spartacus sorum şu;

bu bir sivil darbe midir?

bana göre, Hayır değildir.

Türkiye'de sivil darbe yapmak gereksizdir, bu sadece askeri darbe yasalarının -toplumsal örgütlülüğünde dinsel gerciliğe kanalize edilmesiyle bütünleştirilmiş- sivilleştirilmesi sürecidir... 12 Eylül de başlanan (dinsel gericiliğin maddi zemininin sağlanması, toplumsal örgütlülüğünün yaratılması) işin bitirilmesi sürecidir. (kaldı ki dünyada 1980 den sonra peryodik olarak ağır krizler yaşanmakda ve frekans 10 yılda birden 5 yılda bire düşmeye evrilmektedir). Diğer tarafdan da özgürlüğün, ifade özgürlüğünün yeniden tanımlanması(kısıtlanması!), bir şey söyleme hakkının, hiç bir şey söylememe haline dönüştürülmesidir. Her şeyi söyle, ama hiç bir şey söyleme. Dümen nereye sen oraya, yoksa!?

Tamam efendim, anladım kadarıyla bu 80 darbesinin devamı ? 80 darbesinde uygulananların daha ileri safhada devam ettirilmesi ?

spartacus
05-03-2011, 13:48
Tamam efendim, anladım kadarıyla bu 80 darbesinin devamı ? 80 darbesinde uygulananların daha ileri safhada devam ettirilmesi ?

Evet. Değişen toplumsal yapı ve koşullar açısından uygulanabilir kılma, kıldırma, yenilenerek meşru bir zemine dayandırma denebilir.

ahmetsln
05-03-2011, 13:57
Evet. Değişen toplumsal yapı ve koşullar açısından uygulanabilir kılma, kıldırma, yenilenerek meşru bir zemine dayandırma denebilir.

Teşekkürler spartacus, verdiğin cevaplar için.

Makale içinde ayrı teşekkürler..

ednz
09-03-2011, 17:07
Arkadaşlar sanıyorum ki Haziran 2011 seçimlerinden sonra da durum değişmeyecek, AKP yine seçimden büyük bir galibiyetle çıkacaktır. Ülkemiz ve dünya siyasi tarihine bakarsak eğer, tek başına iktidar olan parti neredeyse hiçbir zaman sandıkla inmemiştir. Mutlaka darbeler ya da dış müdahaleler sonucu yönetimler değişmiştir.
Tabii ki böyle bir durum yaşansın istemiyoruz. Tek çıkar yol halkın karşısına tek bir parti ile çıkmak ya da RTE gibi mağduriyet yaşadığını halka inandırabilecek bir lider bulmak. Zor ihtimaller bunlar, en akla yatkın durum muhalefetin daha fazla oy almasını sağlamak ve AKP'nin milletvekili sayısını 365'in altında tutmak olsa gerek.

spartacus
13-03-2011, 01:09
Gün geçtikçe AKP ve yandaş olduğu zihniyeti(uluslararası strateji) bence daha fazla açığa çıkıyor. Komplo teorisi denebilir, eski bir yazıda, AKP'nin, BOP nin bölgede ki en önemli temsilci olduğu ve sistemin gelecek kaygıları adına yeni tipde toplumsal yapılaşmanın mimarlığını üstlendiğini ifade etmiştim. Yani benim gördüğüm gelecek, her adımda sıkıştırılmış insan tipi yaratmaktır.

İşin kötüsü bir tarafdan birey lafızları ile aslında toplum gibi bireyinde tamamen silikleştirileceğini düşünüyorum. Bana öyle geliyor ki, düşünmeyen, sorgulamayan, hazır şablon yada inançlarla yaşayan bir toplumsal yapı oluşturularak yeni tipde toplum yapısına geçilecek. Tabi başarılı olacağı şüpheli (ki insanlık bunlara izin vermeyecek (http://www.kesfetmekicinbak.com/gundem/10774/), insanlığın her ne kadar hep ezik tarafı temsil etsede büyük bir kültürel mirası var.)

Gelecekte insanların kafa kağıtları ile yaşayacağını düşünüyorum. Artan nüfus ve gelişen adaletsizlik ve gelir dağılımı dengesizliğinde, insanlığı ne asker postalı ile ama nede başka türlü köşeye sıkıştırma ile önü alınmayacağının bilincine sahi pbir dünyadayız. Eğer 1950 lerden evvelki yönetim ve sistem işlevselliği bu gün hala geçerli olsa idi bu düzeyde öngörülerde bulunabileceğimi sanmıyorum, nasılsa insanlarda asker, devlet, kelle koltuk korkusu haddinden fazla idi. Bu gün toplumun ve demokratik bilincin ve örgütlülüğün daha ileri bir aşamada olması, beri tarafda egemenlerin elini zayıflatıyor.

AKP Şeriatı değil YDD(Yeni Dünya Düzenini) temsil ediyor. her ne kadar YDD tutmamış bir strateji gibi görünsede özünde bu günler için değil gelecek için bir plan oluşturuyor denebilir. Şeriat yada dinsel inançlar ve toplumdaki etki düzeyi, egemenler açısından geçiş süreci için biçilmiş bir kaftan özelliği taşıyor.

AKP ne zaman bu yolun sularına girdi bu tartışılablir elbetde, bana göre ise T.Özal'ın açtığı bir yol var, bu yol ise özel teşebbüsü cesaretlendirdiği, teşvik kolaylıkları sağladığı gibi, ayrımlarıda silikleştiriyordu(mafya ve dine dayalı vs yeraltı gücünü yer üstüne çıkartıyordu, üstelik ihracat için teşvikde veriyordu, naylon faturalar dönemiydi vs). Dinci ve cemaate dayalı kesimlerde treni kaçırmadılar. Sermaye bu yapıları çözdü ve onlar dinsel inançları politik değil artık ağırlıklı olarak ekonomik ve sermaye temelinde kullanmaya başladılar. eski feodal yapısallıkları çözüldü ve görünen ise sembolik temsilden ibaret hale geldi...

AKP bu sermayenin doğurduğu politik bir temsil, bir örgütlenme olarak palazlandı ve lokomotifin başına T.Erdoğan'ı karizması yeter biçimde geçmiş oldu. Tabi önce çilekeş bir görüntü, ardından yeterli duygusal ve manevi zemin yaratıldı. Mazlum ne kadar mazum olursa olsun mizacı boyun büken tipleme içermemeliydi, o gerektiğin de masaya yumruğunu vurabilmeli, yürekleri hoplatabilmeliydi. Bu tipleme T.erdoğan için fazlasıyla uygundu ve eziklik hissiyatındaki dinci çevreler ve toplum için bulunmaz bir fırsattı. (F.Gülen okulalrının dünyada bu kadar yaygınlaşması bana göre şans değildir, bir kitle eğitimi, bir pişirme-hazırlık sürecidir)

Her neyse, gelecekde kafa kağıdı ile iş yapacağız, bu gün kimliklerle sürüyor gibi gelecekde ise herkesin resmi anlamda bilgi veritabanlarında bir yeri olacak. İşe girmekden, okullara, çeşitli kurumlara kadar ne olduğunuz, ne yaptığınız, sistem karşısında kafa kağıdınızla nasıl bir duruşa sahip olduğunuz önem kazanacak. örneğin geçmişinizde sisteme muhalif bir veri bıraktı iseniz, bir çok kapı artık size kapanmış olacak, bu önce bildire, bildire, sonra yedire yedire kanıksatılmış bir hale getirilecek.

Kanıksamak ve kanıksatmak bana göre inançların, din yada dinsel gericiliğin kullanımıyla başka yol ve yöntemlere göre daha kolay başarılabilir.. burada kullanılmakdan bahsediyorum herhangi bir inanç üzerine hiç bir görüş yüklemiyorum.

Bu gün ne öğrendim. Evime uzakda olsa elimle örnek gösterdiğim bir ilkokul vardı. Bir zamanlar geniş bir çevre ısrarla çocuklarını o okula yollamak isterdi, hatda okul yolunda 1-2 okuluda geçerek, uzakda kalsa. nedeni ise aydın bir eğitim ortamı olması, öğretmenlerin aydın olması, demokrat olması, bilimden yana olması ve bu yönüylede hakkını her daim teslim ettiğimiz, taktir ettiğimiz bir okuldu. Tabi yakın olan okulda da aydın öğretmenler vardı ama o kadar ileri çıkmamıştı.

peki bu gün ne durumda? Tüm aydın, demokrat öğretmenler sürülmüş. Yakın okulda ise o zamanlar veli olduğum için bazı şeylerden haberim olurdu, gerekirse öğretmene not yazıp gönderdiğim bile olurdu, 1. sınıf öğrencilerine lütfen yemek duası, ne olduğu gelirsiz gizemli arapça kelimeler okutmayın, böyle bir durumda bende öğle yemeğine katılmak isterim, o tür edinimleri lütfen ailelere bırakın, kızım sizin yüzünüzden kaç gündür korkudan uyumuyor, tekrarı olmasın diyebiliyordum.

Meğerse bu gün bu okuldaki demokrat öğretmenlerde sürülmüş.

Bakın ilk bahsettiğim örnek okulda, sebebi neymiş;

Sebebi öğrenciler açık değil kapalı giyinmeliymiş! Bunu dayatan kim müdür denen soytarı. evet o bir soytarı, camiden kaçmış olsa gerek. Sürgünle kala kala kalmış bir kaç öğretmen varmış ve buna karşı çıkmışlar. Sonuç son kalan o öğretmenlerde sırf bu yüzden malesef sürülmüş.

Okul ne bir İlkokul?! Giysiler nasıl? standart, dün ne ise bu günde öyle. Sonuç? İşte sürüldünüz.

Buradan nereye varmak istiyorum, gelecekde yaratılacak topluma. Daha yakın zamanda okulda evrimden bahsettiği için hakkında soruşturma açılan öğretmenin haberini duymamışmıydık? tam doğru noktadan yakalamışlar, öğretmenlerden aydın nesilleri yaratmanın önü alınıyor, sonra gazetecileri hizaya sokmak gerekiyor, yarın ise toplum hizaya girecektir(ergenokon ve devrimci karargah gibi sahte gündemlerle neyi amaçladıkları, aslınd ahedefin ne olduğunu, sona doğru eteklerindekileri dökerek iyice belli ettiler, darbecileri, susurluk'u, o esrar, kara para, 1980 sonrası mafya babalarını vs yargılamak isteyene soruşturmamı gerekir? adamların alayı aleni ve ortada! idi)... Zaman her şeyi gösterecek, sistem ya 19. yüzyıllardaki hakimiyet ortamına bir biçimde kavuşacak(fiziki şiddet olmadan bunu başarmak açısından), ya da toplumlar sistemi ait olduğu yere 19. yüzyıl ve daha eskiye postalayacak.. Kısa sürede olmayacak tabi, gelecek 2 biçimde önümüzde şekilleniyor diye düşünüyorum, iki tarafıda ifade ettiğimi umuyorum.

spartacus
30-03-2011, 19:21
Haremlik Selamlık mı? (http://gundem.milliyet.com.tr/harem-selamlik-mi-/gundem/gundemdetay/28.03.2011/1369782/default.htm)

Ahmet Şık ve kitabının sansüre uğratılması(ki yayınlanmamış bir şeyin sansürlenmesi) ve yeni ve taze bilgi Zekeriya Beyaz'ın evinin aranması ve bazı verilere el konulması Ergenekon ile çıkılan yolun aslında bir tasviye hareketi iken, diğer tarafdan da Ergenekon benzeri oluşumlardan boşalan alanların tekrar doldurulması(ki gerici bir örgütlenmeyle) olarak görüyorum...

Ergenekon davası adıyla yürütülen operasyon, aslında Ergenekon gerçeğinin küçük bir kısımıdır. Yani buz dağının görünen yüzünün, AKP tarafından propaganda malzemesine dönüştürülmesidir. Gürültü, patırtılar arasında bir çok şeyin içinin boşaltıldığı günümüzde, demokrasininde içinin hem boşaltılması hemde güdükleştirilmesi ve bu temelde kitleselleştirilmesi olarak görüyorum. Yani suya, sabuna dokunmayan demokrasicik, daha doğrusu ölçütü yitirmiş bir demokrasi bu anlamda sınırda konulmayacak bir demokrasi, adı demokrasi, yönetmeye değil yönetilmeye dayalı ötekileşmiş kitle psikozuna bağlı bir demokrasi...

İlerleyen zamanlarda Ergenekon'a da değinmemiz gerekir, AKP'nin kendi taktik tutumlarıyla kurban seçtiklerini bir yana koyarsak Ergenekonvari yapılanmalarda bulunmuş ve bir biçimde sorgulanmış olanlar masum değildir, masum olmadığı gibi elleri kadar varlık biçimleri, meşru zemin vatan-millet edebiyatları kadar kirlidir. meclisde ki bir çok vekilinde kirli olduğu gibi...(insanları dolandıran, haklarında ne kadar dolandırıcılık vb suçlamalar, dosyalar olan varsa parayı basıp gidip milletvekili oluyor. Bu gün Milletin, vekil olması, kendisini temsil etmesi dahi istisnalarda kalmış bir hayalden başka bir şey değildir. Kapitalizmde halkın kendi kendisini yönetmesi ve demokrasinin temsilden ziyade yaşayan bir organizmaya dönüşmesi halkın kendi iradesiyle ve örgütlenmesiyle ancak başaracağı, kendiliğinden olması imkansız bir şeydir. Bu açıdan Ergenekonvari yapılanmalar ve ittihat terakki modelli devlet yapısı hem halkın hemde demokrasinin önünde engel teşkil etmektedir, diğer tarafdan da AKP'nin demokrasiyi temsil ettiği söylemi ve attığı adımların demokratik olduğu söylemi gerçekci değildir, AKP de uzun zamandır yürütülen cemaat kadrolaşmasının, Ergenekon örgütlenmesinin diğer ayağını temsil etmektedir. İttihat ve Terakki modelli devlet yapısı var olduğu ve AKP vb bu yapıdan nemalanacak düzeyde kadrolaştığı sürece(ki AKP bu yapılanmanın tadını aldı bir kez) Ergenekonsuz ve anti-demokratik olmaksızın yapamayacaklar, hakim olamayacaklardır.)

Neva
03-11-2011, 07:27
Buradan nereye varmak istiyorum, gelecekde yaratılacak topluma. Daha yakın zamanda okulda evrimden bahsettiği için hakkında soruşturma açılan öğretmenin haberini duymamışmıydık? tam doğru noktadan yakalamışlar, öğretmenlerden aydın nesilleri yaratmanın önü alınıyor, sonra gazetecileri hizaya sokmak gerekiyor, yarın ise toplum hizaya girecektir(ergenokon ve devrimci karargah gibi sahte gündemlerle neyi amaçladıkları, aslınd ahedefin ne olduğunu, sona doğru eteklerindekileri dökerek iyice belli ettiler, darbecileri, susurluk'u, o esrar, kara para, 1980 sonrası mafya babalarını vs yargılamak isteyene soruşturmamı gerekir? adamların alayı aleni ve ortada! idi)... Zaman her şeyi gösterecek, sistem ya 19. yüzyıllardaki hakimiyet ortamına bir biçimde kavuşacak(fiziki şiddet olmadan bunu başarmak açısından), ya da toplumlar sistemi ait olduğu yere 19. yüzyıl ve daha eskiye postalayacak.. Kısa sürede olmayacak tabi, gelecek 2 biçimde önümüzde şekilleniyor diye düşünüyorum, iki tarafıda ifade ettiğimi umuyorum.

Cok guzel makalelerdi tesekkurler Spartacus.

Toplumu tam da belkemiginden(ogretmenler) yakalanmis. Yazik o kucucuk, tazecik beyinlere..

Neyin duasi, neyin acikligi kapaliligi!!!! Sindirilmis, fislenmis bir toplum modeli..

Ote yanda da hala Fatmagul'un sucuna garkolmus, duyarsiz kitleler..

Eskiden bazi resmi birimlerin duvarini "Burada Allah yoktur" cumlesinin suslediginden bahsedilirdi. Gorunen o ki bu kez tam tersi isletiliyor senaryo..

Anima Libera
03-11-2011, 11:51
Zaten mevcut toplum yapısı istenilen bu tür oluşumlara karşı meyillidir. Tabi ki bunda darbe sonrası hazırlanan altyapının da büyük katkısı var. Benim zamanım olmasa da farklı kişiler hep darbe öncesi toplumu anlatırlardı. Sosyal yaşantının ve insanların o zamana göre bu denli açık bir toplum oluşturmaları bugünün tam tersidir.

Ancak yine anlamadığım bir nokta var: hedef bu tarz toplum ise bunların amacı sermayeyi güven altına almak mıdır veya bunun ardında yatan 'nihai' bir hedef var mıdır? Bunun sonu ballandırılmış şeriata kadar gidemez mi?