PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tüsiad'ın Anayasa taslağı


Firestorm
23-03-2011, 15:09
Her ne kadar sert bir şekilde eleştirilsede çok güzel bir taslak oldugunu düşünüyorum Türkiye'yi bir çok alanda ileriye taşıyıcak bir anayasa cıkar bence bu taslaktan..





TÜSİAD’ın anayasa çalışmasında öne çıkan bazı önemli başlıklar:

Vatandaşlık tanımında Türklük kavramı yer alması
Yeni anayasa devlet odaklı değil birey ve insan odaklı bir felsefeyle kaleme alınmalıdır.
Yeni anayasa milliyetçiliğe yer vermemeli çoğulcu bir felsefeye sahip olmalı ve farklı kimliklere hak temelli yaklaşmalıdır. Vatandaşlık tanımlamasında Türklük kavramına yer verilmeden vatandaşlık bağı devletle birey arasındaki anayasal bir ilişki olarak tanımlanmalıdır.

Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığı’na bağlansın
Yüksek komuta kademesinde atamalar Türk Silahlı Kuvvetleri’nin göstereceği belli sayıda aday arasından sivil otorite tarafından gerçekleştirilmelidir. Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmalıdır.
Milli Güvenlik Kurulu anayasal bir kurum olmaktan çıkarılmalı,
yeniden yapılandırılmalı, üye kompozisyonu değiştirilmeli ve görev alanı net çizgilerle belirlenmelidir.

Parlamenter sistem benimsenmeli
Yeni anayasada parlamenter sistem benimsenmelidir. Cumhurbaşkanı bugün parlamenter sistemin özelliklerine uygun olmayan bir biçimde geniş yetkilere sahiptir. Bu yetkiler sınırlandırılmalıdır.
Cumhurbaşkanının rolünün parlamenter sisteme uyarlanması çerçevesinde Devlet Denetleme Kurulu kaldırılmalıdır.

Ana dilde eğitim için tedbir alınmalı
Anadilde eğitim ve anadilin öğrenimi konularında adım atılması için gerekli toplumsal ve pedagojik (öğretmen yetiştirilmesi, müfredat hazırlanması...) altyapının oluşturulmasına ilişkin tedbirler alınmalıdır.

Başörtülü milletvekili olabilir
Yeni anayasa başörtüsü ile ilgili görüş ayrılıklarının çözüme kavuşturulmasında bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Üniversite öğrencilerinin, milletvekillerinin, öğretim üyelerinin ve belli kurallar dahilinde, kamu görevlilerinin başörtüsü kullanmalarına engel bir gerekçe bulunmamaktadır.
Bununla birlikte hakim, polis, savcı, asker gibi devletin egemenlik yetkisini doğrudan kullanan ve tarafsızlığın öne çıktığı meslekleri icra eden kamu görevlilerinin, çocukların etkiye açık olmaları nedeniyle okul öncesi eğitim, ilk ve orta öğretimde görev yapan eğitimcilerin, reşit olmamaları sebebiyle üniversite öncesi eğitim alan öğrencilerin din veya inancı belli eden simgeler taşıması uygun değildir.

Anayasa yapımı süreci için üç öneri

Anayasa Meclisi kurulması
Yalnızca yeni anayasanın taslak metnine odaklanacak, burada çalışacak kişilerin seçimle geldiği bir yapı. Bu organın hazırlayacağı taslak metin olağan yasama aşamalarından geçerek kabul veya reddedilecek. Yürürlüğe girmesi için referanduma gidilecek.

Mevcut yöntemlerle yapılması
Mevcut anayasal yöntemlerle yapılır. Ancak daha düşük bir ülke barajı hatta bir defaya mahsus barajsız seçim yapılarak temsil gücü yükseltilir.

Kurucu Meclis
Olağan yasama meclisinden bağımsız temsil kabiliyeti yüksek bir kurucu meclis kurulmalıdır. 100 veya 150 kişilik kurucu meclis doğrudan halk tarafından hiçbir baraj içermeksizin nispi temsil sistemi ile yapılacak bir seçimle belirlenmelidir. Seçim her bir siyasi partinin ülke çapında aldığı oy oranında temsilci bulundurması esasına dayanmalıdır. Kurucu meclis iki yılda Anayasayı tamamlamalıdır. Yeni anayasa kurucu mecliste üçte iki oranında kabul edilmelidir. Anayasa meclisinin demokratik meşruiyeti olduğundan bu Meclis’te kabul edilen anayasa metninin yeniden olağan yasama meclisi tarafından kabulune gerek yoktur.


Başörtülü vekil olur
Nüfus kâğıdında din hanesi bulunmasın
Nüfus kâğıtlarında din hanesi bulunmamalıdır. Bunun uygulamada gerçekleşmesi için Anayasa’daki mevcut hükmün doğru olarak yorumlanması yeterli olduğu halde, yasama ve yargı organları tarafından bu şekilde yorumlanmamaktadır.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığına ve yapısına ilişkin görüşler farklılık göstermekle birlikte, katılımcıların tamamı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mevcut konumunu, laiklik ilkesine ve din ve vicdan özgürlüğüne aykırı bulmaktadır.
Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde temsil edilmek istemeyen inanç gruplarının da paralel kuruluşlar kurmasının önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin ilköğretim okullarında zorunlu ders olarak yer alması hükmü yeni anayasada yer almamalıdır.

Atatürkçülüğe ideolojik anlam yüklenmemeli
Yeni anayasanın başlangıç metninde Atatürk’ün şahsiyetine ve tarihi rolüne saygı ve şükran içeren bir ifadeyle yetinilmeli ve Atatürkçülüğe ideolojik ve hukuki anlamlar yükleyen referanslardan kaçınılmalıdır.

Bölgesel idare
Yerel yönetim reformu kapsamında yerel birimler nüfusun sosyolojisi ve coğrafi dağılımı göz önünde bulundurularak birkaç ilin birleşmesinden meydana gelecek bölgeler şeklinde düzenlenebilir.
Bölgelerin gelirleri kısmen merkezi bütçeden ayrılacak fonlarla kısmen de söz konusu bölgenin vergilendirilmesiyle elde edilecek gelirlerden karşılanabilir. Sağlık, eğitim, bayındırlık, kültür gibi bir çok hizmet uluslar arası örneklerden hareketle belirli ölçülerde bölge idaresine bırakılabilir.
Demokrasinin yerel düzeyde güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu yaklaşım, yerel yönetimlerin etkinlik ve verimliliğini artıracağı gibi, özellikle Güneydoğu’ya hakim olan Kürt sorununun ve diğer kimlik sorunlarının çözümüne katkı sağlayabilecektir. Yerelleşmenin artırılması koşuluyla üniter yapının güncel ihtiyaçlara cevap verebilmesi mümkün olsa da üniter devlet ilkesinin esnetilmesi ile ortaya çıkan bölgeli devlet yapısı da tartışılabilir.
Ulus kavramı hukuki nitelik taşımadığından, Anayasa’da “Türk Milleti” veya milliyetçiliğe atıf yapan ifadeler ve etnik çağrışımı olan vurgular yer almamalıdır.


‘Cumhuriyet dışında değiştirilemez madde olmasına kesinlikle karşıyız’
TÜSİAD’ın yeni anayasa çalışmasını gerçekleştiren akademisyen ve kanaat önderleri arasında yer alan Prof. Dr. Ergun Özbudun, cumhuriyet geleneğinin bir devamı olarak, 1924 ve 1961 Anayasalarındaki gibi devlet şekli olarak cumhuriyetin değişmezliği dışında bir değiştirilemez madde olmasına karşı olduklarını söyledi. Özbudun, “Temelinde şu tespit yatıyor; Hiçbir kuşak, hiçbir neslin gelecek kuşakları ebediyen bağlama konusunda ne ahlaki bir hakkı vardır, ne hukuki ne siyasi hakkı vardır” dedi.
Özbudun, çalışmada din ve vicdan hürriyeti konusuna değinirken, temel hareket noktalarının Türkiye’de laikliğin evrensel anlamına uygun biçimde tanımlanması olduğunu dile getirerek, “Evrensel anlamda laikliğin demokrasinin olmazsa olmaz şartı olduğu konusunda kimsenin kuşkusu yoktur, bizim de elbette yoktur” dedi.
Soruları da yanıtlayan Özbudun, tutukluluk konusunda azami bir sınır konulmasının yararlı olduğunun ve Anayasa’da tutukluluk nedenlerinin belirlendiğinin altını çizerek, “Maalesef yargımız, tutukluluğu esas, tutuksuzluğu istisna kabul eden bir anlayış içinde. Burada kanundan ve Anayasa’dan değil, yargının tutumundan kaynaklanan bir problemle karşı karşıyayız. Kanunen burada bir düzenleme yapılmalı” dedi. Özbudun, değiştirilemez maddelere ilişkin bir soru üzerine, şunları söyledi:

Başkanlık rejimi
“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda bugün mevcut olan değiştirilemez maddeler, 2. ve 3. maddeler zaten bundan evvelki anayasalarımızda da mevcut olmayan, üstelik de değişik yorumlara fevkalade açık hükümlerdir. Bunların değiştirilemez hükümler olarak muhafazası kanaatimce çok sakıncalıdır.”
Prof. Dr. Turgut Tarhanlı da, çalışma heyetinin, parlamenter rejimin yeni anayasaya da hakim olması gereken temel bir ilke olduğunu görüşünü dile getirerek, “Başkanlık rejiminin, Türkiye demokrasisini geliştirme yönünde bir ileri adım olmayacağı kanaatindeyiz. Bu konuda heyetimizde görüş birliği yer aldı ve raporda mevcut” dedi.



Anayasa taslağını hazırlayan ekibin başındaydı
TÜSİAD’ın 12 Eylül 2010 tarihli Anayasa Referandumu ardından başlattığı ve akademisyenler ile kanaat önderlerinin katıldığı “Yeni Anayasa Yuvarlak Masa Toplantıları Dizisi”nin sonuçlarını Prof. Dr. Ergun Özbudun ve Prof. Dr. Turgut Tarhanlı açıkladı. 1937’de Ankara’da doğan Prof. Dr. Ergun Özbudun lisans ve doktorasını Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Şu anda Bilkent Üniversitesi Öğretim üyesi olan Budun, Ak Parti’nin sivil anayasa ismini verdiği anayasa taslağını hazırlayan akademisyenlerin başkanı oldu. TÜSİAD’ın yeni anayasa taslağını hazırlayan heyette yer alan Prof. Dr. Turgut Tarhanlı ise 1956 İstanbul doğumlu. Tarhanlı, çalışmalarını özel olarak uluslararası insan hakları hukuku, barış ve güvenlik hukuku alanlarında sürdürüyor.



‘Değişiklik yapıldı ama baskıcı ruhu değişmedi’
TÜSİAD YİK Başkanı Erkut Yücaoğlu, ifade özgürlüğü, adil yargılama, kuvvetler ayrılığıyla ilgili birçok temel demokratik kavramın uygulanmasında bugün ciddi yetersizliklerle karşı karşıya olunduğunu söyledi.
Siyasetin kendi yapısıyla ilgili reformların yapılamadığını söyleyen Erkut Yücaoğlu, şunları kaydetti:
“Yani seçim sistemi, temsili adaleti sağlayacak şekilde değiştirilemedi. Yüksek baraj seçmenin iradesini parlamentoya yansımasını engelliyor. İller arasındaki sandalye dağılımı da temsili adaleti zedeliyor. Bir de çok büyük olarak tarif edilen seçim bölgelerinden dolayı seçmen ile seçilen arasındaki bağ... En güzel örnek İstanbul. Oyunuzu verdikten sonra siz, sizi kimin temsil ederek parlamentoya gittiğini bilmiyorsunuz. Böyle demokrasi olmaz. Böyle temel konularda adımlar atmamız lazım.”Diğer bir konunun da Siyasi Partiler Yasası olduğunu söyleyen Yücaoğlu, parti içi demokrasinin güçlenmesi ve dokunulmazlıkların kaldırılması konusunu anımsattı.
Yücaoğlu, “Maalesef bu konularda parlamentomuzun itibarını çok ciddi şekilde artıracak olan bu uygulamalara siyasilerimiz bir türlü yanaşmadılar” dedi. İfade özgürlüğü, adil yargılama, kuvvetler ayrılığıyla ilgili birçok temel demokratik kavramın uygulanmasında da bugün ciddi yetersizliklerle karşı karşıya olunduğunu belirten Yücaoğlu, bunları Türkiye’nin bir an evvel ele alması gerektiğini vurguladı.
Anayasa’da birçok değişiklik yapıldığını anımsatan Yücaoğlu, “Fakat Anayasa’nın baskıcı ruhu değiştirilemedi” dedi.

Astur
23-03-2011, 15:12
Taslağı ben de son derece olumlu buluyorum. Cem Boyner'in yorumlarını da beğendim:

http://ekonomi.milliyet.com.tr/ataturk-e-tesekkur-uniter-devlete-esnetme/ekonomi/ekonomidetay/23.03.2011/1367862/default.htm

ulpian
25-03-2011, 06:43
- Din hanesi kaldırılsın.
- Din dersi zorunlu olmaktan çıkartılsın.
- İlk ve orta öğrenimde başörtüsü olamasın, fakat üniversitelerde serbest olsun.
- ''Atatürk milliyetçiliği'' gibi ideolojik pozisyonlar anayasada yer almasın.
- Vatandaşlık etnik grup çağrışımı olmayan kelimelerle tanımlansın.
- Anadil öğreniminin önü açılsın.
- Yerel yönetimlerin yetkileri arttırılsın.
- Başkanlık sistemi yerine, parlamenter sistem kalsın; fakat parlamenter sistemin gerektirdiği düzenlemeler yapılsın (cumhurbaşkanının yetkilerini azaltmak gibi)
- Genel Kurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığına bağlansın.
- 10 % barajı indirilsin.
- bireysel özgürlük alanları genişletilsin.

TÜSİAD, sonuna kadar desteklenesi bir taslak hazırlatmış. Maalesef mevcut kitle partilerinden tüm maddeleri aynı şekilde sahiplenecek ve savunacak bir parti yok gibi. MHP yukardaki maddelerden baraj hariç hepsine karşı çıkar. CHP din hanesi ve din dersi ile ilgili maddeler hariç hepsine karşı çıkar. AKP, barajın indirilmesine, din hanesinin ve zorunlu din dersinin kalkmasına, muhtemelen (devlet okulunda) anadil öğrenimine ve belki parlamenter sistemde kalınmasına vs. karşı çıkar.

rastaman
25-03-2011, 07:07
Çok güzel bir taslak olmuş,ama partiler ve halk için malesef fazla ileri bir anayasa olur bu.
Başka herhangi bir STÖ yada parti anayasa taslağı hazırladı mı bu aralar bilmiyorum ama çok iyi bir iş yaptılar.

basitrasin
25-03-2011, 08:01
Herkese Selam.
TÜSİAD'ın taslağı güzel olmuş.
Bence, Anayasa metninde çok ayrıntıya girilmemeli. Özgürlüklere sahip çıkan, vatandaşın önemli olduğunu vurgulayan sade bir metin olmalı.
Seçim barajı, baş örtüsünün kimler tarafından nerelerde takılabileceği, din derslerinin hangi yaştan sonra kimlere verilebileceği gibi ayrıntılar Kanunlar Yönetmelikler ile düzenlenebilir.
Umarım bütün partiler ve sivil toplum kuruluşları da kendi önerilerini açıklarlar.
Saygılarımla.

Jolly Jocker
26-03-2011, 18:33
TÜSİAD'ın temsilcilerinden biri olduğu ülkemiz işbirlikçi büyük burjuvazisi, ne oldu da faşizmden uzaklaştığı izlenimi verip nispeten bir demokratikleşme öngören bu gibi öneriler yapmaya başladı? Yoksa hakikaten emperyalizm artık ilerici bir misyon mu üstlendi? Emperyalizm dünyanın her yerine demokrasi ve özgürlük mü götürmeye başladı?

Elbette değil. TÜSİAD'ın bu önerisi, emperyalizmin de talepleridir. Maddelerin tümü neo-liberal ekonomik ''gerçekliğin'' güncel ihtiyaçlarını karşılar içeriktedir. Söz konusu anayasa önerisi tümüyle göstermeliktir. Burjuvazi tarihte defalarca göstermiştir ki bir talebin yasalarca kabul edilmesi onun uygulanacağı anlamına gelmemektedir. Sol açısından, emek mücadelesi açısından hiçbir değeri yoktur. Solun içindeki liberal kesimin bu önerileri de ''yetmez ama evet'' çığırtkanlığıyla gözü kapalı destekleyeceği şimdiden görülebiliyor. Bu tür anayasa önerileri ve sistemin birden bire özgürlük ve demokrasiyi keşfetmesinin, insanlara haklar bahşedip merkezi yönetimi, devlet despotizmini, milliyetçiliği arka plana atmasının temelde iki nedeni vardır: Dünya ölçeğinde, sovyet bloğunun artık var olmayışı ve ''Sovyet tehdidinin'' namevcudiyeti; Türkiye ölçeğinde de, gelişkin ve sol içerikte bir sınıf mücadelesinin yokluğu.

Burjuvazi ve devlet, solun bitirilmişliği koşullarında kendilerini güvende hissettikleri, artık tehdit altında görmedikleri için bu tür ''demokratikleşme'' açılımları yapmaya başladılar. Bu kötü birşey midir peki? Kötü müdür başka bir tartışma konusu ama sol açısından aldatıcı olduğu kesindir. Mevcut ''demokratikleşme'' tam da solun yokluğu üzerine inşa ediliyor. TÜSİAD'ın demokrasisinin biricik kırmızı çizgisi sınıf hareketinin yükselmemesidir. Mevcut anayasal 'demokratikleşmelerden' sonra sınıf hareketi birazcık kıpırdansın ve egemenleri tehdit etsin, bakın bakalım ortada demokrasinin zırnığı kalıyor mu?

O halde yapılması gereken nedir? Bence sol bu süreçte TÜSİAD ve benzeri burjuva odakların sözde demokratikleşme girişimlerinin sahteliğini açık etmeli, mevcut anayasal taleplere sınıf hareketini güçlendirici başlıkları da sokmak için ideolojik mücadele vermelidir. Demokratikleşme kapitalist alt yapı gözardı edilerek savunulamaz. Kapitalizm koşullarında bu türden anayasal değişikliklerin ne kadar gerçekçi olacağı sol tarafından etkin biçimde tartışmaya açılmalıdır. Gerçek bir demokratikleşme çabası, sıkı bir kapitalizm eleştirisiyle bağlantılandırılmalı; bunu yapmayan her tür girişim sol tarafından mahkum edilmelidir. Şu da unutulmamalıdır: Bu düzende emekçiler açısından gerçek bir demokratikleşme mümkün değildir. Demokrasi, devrim sorunudur.

ulpian
26-03-2011, 18:50
sevgili Freddie,

başlıkta taslağı destekleyenlerden biri olarak, sadece kendi adıma yanıt vermem gerekirse: Örneğin ben, sosyalist veya komünist değilim. Sosyal devlet ve siyasi düzenlemeler çerçevesinde serbest piyasa ekonomisini savunuyorum. Çünkü sosyalist ve komünistlerin sunduğu alternatifleri ikna edici bulamıyorum, insanları daha mutlu, daha eşit, daha özgür edeceklerini hiç sanmıyorum...

Yani bu konuda zıt görüş ve pozisyonlarımız var. Buna rağmen, diğer birçok konuda (tekil hususlarda) ortak paydalarımız da var: İkimiz de bireysel özgürlükleri önceliyoruz, zorunlu din dersine karşıyız, yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden yanayız... Kadın-erkek eşitliği, ordunun siyasete müdahale etmemesi vs. gibi birçok konuda hemfikiriz.

Şimdi sizler kendi dünya görüşünüzden hareketle, bu taslağı değerlendirirken, ''katıldığım birçok tekil husus var, fakat asıl öncelediğim ve elzem gördüğüm düzenlemeler yok'' deseniz, kendi dünya görüşünüze uygun bir taslak hazırlayıp, tüm imkanlarınızı kullanarak bu taslak için toplumda 'reklam' yapsanız, size katılmayanları da argümanlarla ikna etmeye çalışsanız vs... Sizin bu uğraşlarınızı sonuna kadar meşru görürüm, ha yine argümanlarınıza karşı çıkarım, fakat ortak bir zeminde bir fikir alış-verişi ve mücadelesi yapabiliriz.

Ama yukardaki mesajınızda olduğu gibi, ''emperyalizmin dayatması'' vs. gibi her konuda herşeyi 'açıklayan' ve son noktayı koyan sihirli sloganlarla değerlendirme yapınca, artık tartışabileceğimiz ortak bir zeminden de yoksun kalıyoruz gibi geliyor bana. Yani bu gibi sloganlarla otomatikman size katılmayan herkesin zaten insanların mutluluğunu, özgürlüğünü filan istemediği, kirli emellere hizmet ettiği gibi bir intıba oluşturuluyor ister istemez. Müslümanların, ''bu komünizm dedikleri aslında İslam'ı zayıflatmak için kurgulanmış bir Yahudi oyunudur'' demesinden farksız bir yaklaşım.

Neticede yakında seçimler olacak, belirli aralıklarla da oluyor hep işte. Tamam, birçok adaletsiz şartlar var, baraj gibi, büyük partilere devlet bütçesinin sağladığı avantajlar gibi vs. Ama diğer yandan internet çağında yaşıyoruz, bunca imkan var topluma ulaşmak için. ''Kazanamayacağımı bildiğim için ben bu oyunu oynamıyorum'' gibi topyekun aykırı bir tutum takınmak yerine, insanları ikna etmeye ve insanlardan alacağınız oyların sağlayacağı meşruiyete dayanarak, doğru bulduğunuz değişiklikleri gerçekleştirmeye çalışmanız daha makul olmaz mı?

Jolly Jocker
27-03-2011, 00:44
Sevgili Ulpian,

Anayasalar eğer toplum üzerinde bir bağlayıcılıkları gerçekten varsa, yani toplum o ilkeleri benimsemişse anlamlıdır. Yoksa tüm yasalar sadece kağıt üzerinde kalır. Örneğin bugünkü anayasada TC'nin laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu yazıyor. Peki öyle mi? Elbette değil. Aslolan anayasa yazmak değil, bu haklar için toplumsal bir mücadeleyi tabandan örgütlemektir. Gerisi boş iştir. Önemli olan anayasa yazmak değil, toplumu ortak insanlık değerlerini benimsemesi için harekete geçirmektir. Örneğin İngiltere'nin yazılı bir anayasası yok, çünkü belli başlı ilkeler toplumsal kültüre zaten nüfuz etmiş.

Herşeyi emperyalizme ya da ''dış güçlerin oyunlarına'' indirgeyen yaklaşıma ben de itiraz ediyorum. Ama bu durum, meseleleri değerlendirirken emperyalizm gerçeğini göz ardı etmemize neden olursa çok büyük yanlış yaparız. Emperyalizm hala büyük bir güç. Yok sayılamayacak bir güç. Ülkeleri işgal ediyor, kaynak ve pazarları kapmak için herşeyi yapıyor. Başbakan en son ''NATO'nun Libya'da ne işi var?'' diye diklenmeye kalkmıştı, şimdi TC işgale destek veriyor. Başbakanın islamcı yönelimleri gereği bu işgali istemediği belli ama emperyalist sistem onu buna zorluyor o da boyun eğiyor. Emperyalizm bizim gibi yarı-sömürge ülkelerde içsel bir olgu. Hala ipler, tümüyle olmasa bile, büyük ölçüde onun elinde.

Bir önceki mesajımda herşeye karşın asıl vurguyu emperyalizme değil kapitalist ülkelerdeki sözde demokratikleşmenin solun yok edilmişliğine dayandığını belirterek yapmıştım. Bugün ülkemizde sınıf mücadelesi yok denecek denli cılız ve sosyalist sol da bindelik dilimlerle ifade edilecek denli güçsüz olduğu için burjuvazi rahattır ve demokratikleşme adımları da tümüyle buna dayanıyor. Sınıf hareketi birazcık yükselsin, demokrasinin zerresi kalmaz. Solsuzlukla tarifli bir ''demokrasiyi'' de solun desteklemesi düşünülemez. Bu arada, sınıf mücadelesi sadece sosyalistlerin değil gerçek sosyal demokratların da değerdir. Sınıf mücadelesi yoksa, sosyal demokrasi de yoktur. TÜSİAD'ın anayasa önerisinde sosyal haklar ve emeğin örgütlenme özgürlüğü bakımından hiçbir şey yok. Hal böyle olunca demokrasi açılımları da ancak belli bir kaymak tabakaya hitap edebiliyor.

ulpian
27-03-2011, 05:22
Sevgili Freddie,

eleştirimin asıl noktasını şöyle açıklamaya çalışayım:

Liberallerin, sosyal-demokratların, sosyalist ve komünistlerin hemfikir olduğu bir sorun ele alalım. Mesela din dersinin zorunlu olmaması. Fiili bir sorun, okullarda onca müslüman aileden gelmeyen çocuklara bile zorla (müslüman bakış açısından) İslam din dersi öğretiliyor. Bu bence de, sizce de bir zulüm. Şimdi sisteme topyekun karşıyız diye, o sistemin temsilcilerinin bir kısmı bu zulmü kaldırmayı önerdiğinde, ''büyük tabloyu görmek'', ''asıl niyeti deşifre etmek'', ''elma şekerine aldanıp sistem karşıtlığımızı törpületmemek'' gibi şeyler adına, bu öneriyi desteklemeyelim mi. Bırakalım, biz devrimimizi gerçekleştirene kadar, zorla herkese din mi öğretilsin?

Bu sadece bir örnek. Türkçe dışı anadil sorunu, İslam dışı dinlerin ibadet özgürlüğü vs. gibi tüm fiili zulümler yaşanan alanlarda da, herşey devam mı etsin.

Bu bana sanki ''Aman, işçilerin durumlarını düzeltmesinler. İşçilere hiçbir hak filan vermesinler... Yapılacak tüm ''iyileştirme''ler devrimin ve böylece nihai kurtuluşun biraz daha ertelenmesi anlamına gelecektir.'' gibi hiç de sağlıklı olmayan bir duruşu anımsatıyor.




Bir önceki mesajımda herşeye karşın asıl vurguyu emperyalizme değil kapitalist ülkelerdeki sözde demokratikleşmenin solun yok edilmişliğine dayandığını belirterek yapmıştım. Bugün ülkemizde sınıf mücadelesi yok denecek denli cılız ve sosyalist sol da bindelik dilimlerle ifade edilecek denli güçsüz olduğu için burjuvazi rahattır ve demokratikleşme adımları da tümüyle buna dayanıyor. Sınıf hareketi birazcık yükselsin, demokrasinin zerresi kalmaz. Solsuzlukla tarifli bir ''demokrasiyi'' de solun desteklemesi düşünülemez. Bu arada, sınıf mücadelesi sadece sosyalistlerin değil gerçek sosyal demokratların da değerdir. Sınıf mücadelesi yoksa, sosyal demokrasi de yoktur. TÜSİAD'ın anayasa önerisinde sosyal haklar ve emeğin örgütlenme özgürlüğü bakımından hiçbir şey yok. Hal böyle olunca demokrasi açılımları da ancak belli bir kaymak tabakaya hitap edebiliyor.

İki itirazım var:
Birincisi, bu tespitinize katılsam bile (ki katılmıyorum), yani sosyalist ve sosyal-demokratlar çok güçsüz olduğundan ötürü Türkiye'nin burjuvazisi bu gibi demokratikleşme adımlarını gönüllü atabiliyor olsa bile, zorunlu din dersinin kalkması, ordunun siyasetten dışlanması, anadil öğreniminin önünün açılması gibi çok somut iyileşmeler neden desteklenesi olmaktan çıksın?

İkincisi, bu tespitinizin doğru olduğunu düşünmüyorum. Günümüzde sosyal yanı en güçlü olan devletler (örn. Kanada, İskandinav ülkeleri) özgürlükler ve demokrasi açısından da epey ileride olan ülkelerdir. Ve oraların liberal burjuvazisi de bu özgürlükleri sahiplenir, savunur.



Aslolan anayasa yazmak değil, bu haklar için toplumsal bir mücadeleyi tabandan örgütlemektir. Gerisi boş iştir. Önemli olan anayasa yazmak değil, toplumu ortak insanlık değerlerini benimsemesi için harekete geçirmektir.

Dediğim gibi, ben sosyal düzenleme ve kısıtlamalar çerçevesinde serbest piyasayı savunuyorum, çünkü sosyalizmin toplumları daha mutlu, daha özgür, daha eşitlikçi vs. yaptığını ve yapabileceğini düşünmüyorum. Yani bu konuda zıt görüşlerdeyiz. Ama iki şeye inanıyorum: (a) Tüm siyasi ideolojilerin ve pozisyonların savunucuları (belki ufak bir azınlık hariç, fakat geniş kitle olarak) kendi görüşünün gerçekleşmesinin tüm toplumun faydasına olacağına samimiyetle inanır. (b) Dolayısıyla, kim hangi görüşü savunursa savunsun, kendi önerileriyle, modelleriyle, argümanlarıyla toplumu, en azından çoğunluğu ikna etmeye çalışabilir ve çalışmalıdır.

Yani, tamam, anayasa hazırlamayın o halde. Fakat 2011 Türkiyesi için somut ve detaylı bir şekilde modelinizi ortaya koyun. Ve argümanlarınızla, gelen eleştirilere cevaplarınızla toplumun çoğunluğunu ikna etmeye, ''tabandan örgütlemeye'' çalışın. Zaten bunda başarılı olursanız, dilediğiniz değişiklikleri yapabilecek yeterlilikte oy da alabilirsiniz.

Ama açıkçası, meclis dışı, (fakat normal bir STK olarak değil de, meclisi feshetmeye yönelik bir hareket olarak) sürdürülen her 'hareketi', anti-demokratik ve azınlığın tahakkümü olarak görüyorum.

Jolly Jocker
27-03-2011, 14:16
Sevgili Ulpian,

Liberallerin, sosyal-demokratların, sosyalist ve komünistlerin hemfikir olduğu bir sorun ele alalım. Mesela din dersinin zorunlu olmaması. Fiili bir sorun, okullarda onca müslüman aileden gelmeyen çocuklara bile zorla (müslüman bakış açısından) İslam din dersi öğretiliyor. Bu bence de, sizce de bir zulüm. Şimdi sisteme topyekun karşıyız diye, o sistemin temsilcilerinin bir kısmı bu zulmü kaldırmayı önerdiğinde, ''büyük tabloyu görmek'', ''asıl niyeti deşifre etmek'', ''elma şekerine aldanıp sistem karşıtlığımızı törpületmemek'' gibi şeyler adına, bu öneriyi desteklemeyelim mi. Bırakalım, biz devrimimizi gerçekleştirene kadar, zorla herkese din mi öğretilsin?

Din dersi neden anayasal bir zorunluluk haline getirilmişti sevgili Ulpian? Laik geçinen TSK'nın darbeci generali Kenan Evren, neden mitinglerinde ayetler okuyordu? Din kime, hangi ideolojiye karşı bir panzehir olarak kullanılıyordu? Cevap komünizmdir. Komünizme karşı ''din ahlakı'' bir panzehir olarak düşünülmüştü ve nispeten başarılı da oldu. Peki şimdi neden artık din dersinin kaldırılabileceğini söylemeye başladılar? Çünkü komünizm ''tehlikesi'' kalmadı. Devrimci sol bitirildi. Peki gelecekte devrimci sol tekrar yükselirse? Kuşkusuz din dersi ve her türden gericiliği tekrar hortlatıp bize karşı kullanacaklar. Şimdi bu tablo içerisinde, din dersini kaldırmayı teklif etmelerinin bir kıymeti harbiyesi var mı? Tam da benim yok edilmişliğim yüzünden bahşettikleri bir değişikliği şimdi ben nasıl çıkıp destekleyeyim söyler misin?

Kaldı ki zaten yurdun dört bir yanını tarikatlar, cemaatler sarmış. Dinci kafa toplumu esir almış, iktidarı fethetmiş. Bu saatten sonra din dersini kaldırıyor olmak çok mu birşey değiştirecek? Adamlar gericiliğin hakimiyeti için din dersini gerekli görmüyorlar belli ki. Zaten din dersi kalksa, yeni din dersi olarak felsefe dersini kullanacaklardır. Aslolan bu gerici düzeni değiştirmektir. Ama TÜSİAD'ın anayasası gibi taslaklara bizleri de destekçi konumuna getirerek gericiliği asıl yok edecek köklü alt-üst oluştan uzak durmamız hedefleniyor. Devrim ertelene ertelene bu günlere geldik zaten. Aman önce demokrasi gelişsin, ama önce sosyal haklar biraz daha artsın, yok laikliği kurtaralım v.s. diye diye sıra hiçbir zaman devrime gelemedi. Üstelik, ertelemeci tutum yüzünden ülke hep daha da kötüye gitti. Bak Suriye'de halk sokaklarda ve iktidar pek çok kazanımı topluma sunacağını -kendi kuyruğunu kurtarabilmek için- açıkladı bile. Sosyal hak ve özgürlükler mücadele ederek, kitleler halinde sokaklara taşarak, yeri gelince yakıp yıkarak kazanılır. Yoksa patronların yaptığı anayasa taslaklarının peşine takılmakla ya da oy vermekle, meclise kapağı atmakla değil.

İki itirazım var:
Birincisi, bu tespitinize katılsam bile (ki katılmıyorum), yani sosyalist ve sosyal-demokratlar çok güçsüz olduğundan ötürü Türkiye'nin burjuvazisi bu gibi demokratikleşme adımlarını gönüllü atabiliyor olsa bile, zorunlu din dersinin kalkması, ordunun siyasetten dışlanması, anadil öğreniminin önünün açılması gibi çok somut iyileşmeler neden desteklenesi olmaktan çıksın?

İkincisi, bu tespitinizin doğru olduğunu düşünmüyorum. Günümüzde sosyal yanı en güçlü olan devletler (örn. Kanada, İskandinav ülkeleri) özgürlükler ve demokrasi açısından da epey ileride olan ülkelerdir. Ve oraların liberal burjuvazisi de bu özgürlükleri sahiplenir, savunur.
Din dersinin kalkması da ordunun siyasete aktif katılımının artık gerekli görülmüyor olması da burjuva düzeni tehdit eden devrimci bir 'tehdidin' artık mevcut olmayışına dayanıyor. Emek mücadelesi yükselsin, demokratik taleplerin yanına sosyal hak talepleri de eklensin bugün bahşettikleri tüm değişimleri kendi elleriyle kimseye sormadan geri alacaklar. Geçmişte nasıl faşizmi, darbeleri, kontrgerilla cinayetlerini örgütledilerse yine aynısını yapacaklar. Solsuzlukla karakterize olan bu tür burjuva 'demokratikleşme' girişimleri kocaman birer aldatmacadır.

İkincisi, Kanada ya da İskandinav ülkeleri de sosyalizm bir dünya kutbu olmaktan çıktığından beri ciddi sosyal hak kayıpları yaşamaya başladı. Sosyal devlet anlayışı da büyük gerileme yaşadı. Buna karşın yine saydığın ülkelerde daha fazla sosyal hak varsa, o ülkelerin emekçilerinin daha bilinçli ve örgütlü olmalarındandır. Saydığın ülkeler emperyalizmin biz kadar tahakküm kurduğu yarı-sömürge ülkeler değil. Gelişmiş ülkeler. Oralarda emek mücadelesinin taleplerini belli bir demokratikleşme izler. Bizde ise bu talepler her zaman faşist yöntemlerle bastırılma ve yok edilme yoluna gidilmiştir. Tarihimiz ortada.

Yani, tamam, anayasa hazırlamayın o halde. Fakat 2011 Türkiyesi için somut ve detaylı bir şekilde modelinizi ortaya koyun. Ve argümanlarınızla, gelen eleştirilere cevaplarınızla toplumun çoğunluğunu ikna etmeye, ''tabandan örgütlemeye'' çalışın. Zaten bunda başarılı olursanız, dilediğiniz değişiklikleri yapabilecek yeterlilikte oy da alabilirsiniz.
Kendi anayasa önerisini hazırlayan sol partiler de olmakla birlikte(bakınız TKP'nin ''Toplumcu Anayasası''), her sol parti ve örgütün nasıl bir toplum modeli istediği zaten programlarında detaylı biçimde vardır. Yani modelsiz veya önerisiz değiliz. Hiçbir zaman olmadık. Oy meselesi ise farklıdır. Oy demokrasi veya meşruiyet için bir ölçü değildir. Oy almakla girilen yer TBMM'dir. TBMM, faşist-oligarşik devletin siyaseti kendi uygun bulduğu temsilciler eliyle toplumdan kaçırdığı bir kurumdur. Biz ise zaten devrim dediğimiz şeyi 'aşağıdakilerin' -sistemce uygun görülen vekilleri devreden çıkararak- iktidarı fethetmeleri, kendi yaşamlarını temsiliyet ilişkilerinden kurtararak doğrudan ele almaları olarak tanımlıyoruz. Devrim kitlelerin eseridir. Kitleler, yönetilen pozisyonundan çıkıp yöneten pozisyonuna gelmek için harekete geçtiğinde bu onların en bilinçli halidir ve meşrudur. Devrim, kitlelerin en demokratik hakkıdır da.

Ama açıkçası, meclis dışı, (fakat normal bir STK olarak değil de, meclisi feshetmeye yönelik bir hareket olarak) sürdürülen her 'hareketi', anti-demokratik ve azınlığın tahakkümü olarak görüyorum.
Dediğim gibi devrim kitlelerin, daha doğrusu emekçi kitlelerin eseri olacak. Azınlığın tahakkümü ise bugünkü durumdur. Bir avuç dolar milyarderi azınlık ve statüsü sağlam bürokrat, tüm toplum üzerinde tahakküm kuruyor. Kitlelerin verdikleri oy bunu değiştirmiyor, perdeliyor. Zira bu tahakküme karşı çıkan hiç kimse aday olarak kitlelerin karşısına çıkarılmıyor. Böyle durumlar yaşandığında ise darbe öncesi dönemlerde olduğu gibi devlet eliyle her tür provokasyon yapılıp darbe için zemin hazırlanıyor. O da olmazsa emperyalizm müdahele ediyor.

Her devlet bir sınıfın diktatörlüğüdür. Mevcut devlet de burjuva sınıfının diktatörlüğüdür. Halkın öz-erklenmesi, yani yöneten-yönetilen ayrımını silikleştirip burjuva iktidarını dağıtmak üzere harekete geçmesi devlet aygıtını yine kontrgerilla örgütlenmelerine ve darbeye yöneltecektir. Devrim barışçıl yollardan gerçekleşemez. Bunu gerek bizim ülkemiz gerekse dünya devrimler tarihi açıkça ortaya koyuyor. Devrim, bir iç savaşın sonucu olacaktır.

murted
27-03-2011, 19:30
Genel olarak gayet olumlu da, bu maddelerin büyük bir kısmını aynı anda savunabilecek bir partinin olduğunu ben de sanmıyorum. Çünkü herkes kendine demokrat, kendine özgürlükçü bizde.

Ayrıca bu Tusiad necidir ki böyle bir taslak hazırlıyor?

taylan
27-03-2011, 21:01
http://www.odatv.com/n.php?n=somunu-dusunme-sonunu-dusun-2303111200

Nihat Genç'in Cem Boyner'e ithafen yazdığı anlamlı bir yazı.

ulpian
28-03-2011, 01:25
http://www.odatv.com/n.php?n=somunu-dusunme-sonunu-dusun-2303111200

Nihat Genç'in Cem Boyner'e ithafen yazdığı anlamlı bir yazı.

Anayasa konusuyla ilgili hiçbir kayda değer yorum, analiz, eleştiri veya öneri içermeyen, bol bol kişisel ithamlarla ve hamasi edebiyatla dolu, minberden nutuk atarcasına bir yazı yazmış Nihat Genç yine... Ben 'anlamlı' bulamadım şahsen sevgili Taylan...



Din dersi neden anayasal bir zorunluluk haline getirilmişti sevgili Ulpian?
(...)

sevgili Freddie,

bu konudaki analizlerine, ''büyük tabloyu okumalarına'' katılmıyorum. Ama diyorum ki, bu analiz ve okumların doğru olsa bile, çıkarttığın sonucu faydalı bulamıyorum.

Yani, tamam, bu konudaki saydıklarının tamamı aynen doğru ve geçerli olsun. Bütün bu kulağa hoş gelen değişiklik önerilerini aslında emperyalizmin duruma ayak uydurması, sömürünün yeni sureti filan olarak görelim. Bu gibi sözde demokratikleşme adımlarına aldanıp da, aslolan devrimi unutmamıza mahal vermeyelim. İyi de: Yahu neden devrim gerçekleşene kadar, kötü olduğunda hemfikir olduğumuz tüm durumlar devam etsin?

Örneğin Türkçe dışı anadil öğreniminin devlet okullarında (seçmeli ders olarak) verilmesini ben bir hak olarak görüyorum. Kürtçe için buna izin verilmeyişini bir zulüm olarak görüyorum. Eminim ki, sen de öyle görüyorsun. Ama bunun bir zulüm olduğunu düşünmene rağmen, mesela TÜSİAD, AKP veya ''sistemin temsilcilerinin'' bir kısmı bu anaysal/yasal engeli kaldırmak için öneride bulunduğunda, bu öneriyi desteklemeyeceksin. Siz devrimi gerçekleştirene kadar fiili zulümün devam etmesini tercih edeceksin. Ben bu tutumu anlayamıyorum.

''Aman işçilerin durumu sakın iyileştirilmesin, yoksa devrim ertelenir. Devrim olana dek işçilere yapılan tüm zulümler devam etsin'' gibi bir tutum bu.



Oy meselesi ise farklıdır. Oy demokrasi veya meşruiyet için bir ölçü değildir. Oy almakla girilen yer TBMM'dir. TBMM, faşist-oligarşik devletin siyaseti kendi uygun bulduğu temsilciler eliyle toplumdan kaçırdığı bir kurumdur. Biz ise zaten devrim dediğimiz şeyi 'aşağıdakilerin' -sistemce uygun görülen vekilleri devreden çıkararak- iktidarı fethetmeleri, kendi yaşamlarını temsiliyet ilişkilerinden kurtararak doğrudan ele almaları olarak tanımlıyoruz. Devrim kitlelerin eseridir. Kitleler, yönetilen pozisyonundan çıkıp yöneten pozisyonuna gelmek için harekete geçtiğinde bu onların en bilinçli halidir ve meşrudur. Devrim, kitlelerin en demokratik hakkıdır da.

İyi de sevgili Freddie,

şimdi (en ana ve kaba hatlarıyla) sizler neyi hedefliyorsunuz: Özel mülkiyeti, serbest piyasayı kaldırıp, komün toplum kurmak.. Öyle değil mi?

Bunu nasıl başaracaksınız:

Ya toplumu (veya çoğunluğu) ikna edemeden, arkanıza alamadan, bir grup ''avantgarde''nin şiddet ve zor kullanmasıyla toplumu (sizce) ''doğru'' olana zorlayacaksınız.

Ya da, bu hedeflerin somut ve detaylı bir şekilde şartlarını, sonuçlarını, fayda ve zararlarını vs. anlatarak, gelen eleştirilere tatmin edici cevaplar vererek, fikirleriniz için 'reklam' yaparak vs. toplumu (çoğunluğu) bu konuda ikna edecek veya bir şekilde kazanacaksınız.

Bir önceki mesajımda dediğim gibi:

..., ben sosyal düzenleme ve kısıtlamalar çerçevesinde serbest piyasayı savunuyorum, çünkü sosyalizmin toplumları daha mutlu, daha özgür, daha eşitlikçi vs. yaptığını ve yapabileceğini düşünmüyorum. Yani bu konuda zıt görüşlerdeyiz. Ama iki şeye inanıyorum: (a) Tüm siyasi ideolojilerin ve pozisyonların savunucuları (belki ufak bir azınlık hariç, fakat geniş kitle olarak) kendi görüşünün gerçekleşmesinin tüm toplumun faydasına olacağına samimiyetle inanır. (b) Dolayısıyla, kim hangi görüşü savunursa savunsun, kendi önerileriyle, modelleriyle, argümanlarıyla toplumu, en azından çoğunluğu ikna etmeye çalışabilir ve çalışmalıdır.


Birçok kişi gibi ben de, sizin savunduğunuz toplum düzeninin insanları daha mutlu, daha özgür, daha eşitlikçi yapacağına inanmıyorum. Ama sizin bu görüşleri her ortamda savunma hakkınızı savunuyorum. Tezlerinize karşı kendimce argümanlarımı sıralarım. Fakat toplumun çoğunluğunu ikna edebilirseniz, bu değişimleri yapma hakkınızın da olduğunu teslim ederim. ''Yanlış yapıyorsunuz, ama yapma hakkınız var, zorla engel olmam'' derim.

Ama siz, çoğunluğu ikna edemeden, ''biz doğruyu bulduk, inanmayan ya bilinçli bir şekilde kirli emellere hizmet ediyordur, ya da aklı/bilgisi yetmiyordur'' gibi bir tavırla, toplumun çoğunluğu size katılmadığı halde, bir şekilde meclis/sistem/demokrasi dışı faaliyetlerle sistemi yıkmak ister ve kısmen başarılı da olursanız, bu ''azınlığın tahakkümü'' olur.

TurkceRap
31-03-2011, 11:41
bu konuda zıt görüş ve pozisyonlarımız var. Buna rağmen, diğer birçok konuda (tekil hususlarda) ortak paydalarımız da var: İkimiz de bireysel özgürlükleri önceliyoruz, zorunlu din dersine karşıyız, yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden yanayız... Kadın-erkek eşitliği, ordunun siyasete müdahale etmemesi vs. gibi birçok konuda hemfikiriz.

Şimdi sizler kendi dünya görüşünüzden hareketle, bu taslağı değerlendirirken, ''katıldığım birçok tekil husus var, fakat asıl öncelediğim ve elzem gördüğüm düzenlemeler yok'' deseniz, kendi dünya görüşünüze uygun bir taslak hazırlayıp, tüm imkanlarınızı kullanarak bu taslak için toplumda 'reklam' yapsanız, size katılmayanları da argümanlarla ikna etmeye çalışsanız vs... Sizin bu uğraşlarınızı sonuna kadar meşru görürüm, ha yine argümanlarınıza karşı çıkarım, fakat ortak bir zeminde bir fikir alış-verişi ve mücadelesi yapabiliriz.

Ama yukardaki mesajınızda olduğu gibi, ''emperyalizmin dayatması'' vs. gibi her konuda herşeyi 'açıklayan' ve son noktayı koyan sihirli sloganlarla değerlendirme yapınca, artık tartışabileceğimiz ortak bir zeminden de yoksun kalıyoruz gibi geliyor bana. Yani bu gibi sloganlarla otomatikman size katılmayan herkesin zaten insanların mutluluğunu, özgürlüğünü filan istemediği, kirli emellere hizmet ettiği gibi bir intıba oluşturuluyor ister istemez. Müslümanların, ''bu komünizm dedikleri aslında İslam'ı zayıflatmak için kurgulanmış bir Yahudi oyunudur'' demesinden farksız bir yaklaşım.

Neticede yakında seçimler olacak, belirli aralıklarla da oluyor hep işte. Tamam, birçok adaletsiz şartlar var, baraj gibi, büyük partilere devlet bütçesinin sağladığı avantajlar gibi vs. Ama diğer yandan internet çağında yaşıyoruz, bunca imkan var topluma ulaşmak için. ''Kazanamayacağımı bildiğim için ben bu oyunu oynamıyorum'' gibi topyekun aykırı bir tutum takınmak yerine, insanları ikna etmeye ve insanlardan alacağınız oyların sağlayacağı meşruiyete dayanarak, doğru bulduğunuz değişiklikleri gerçekleştirmeye çalışmanız daha makul olmaz mı?



Sayın Ulpian, Bende buna benzer bir içetikte başlık açmayı düğşünüyordum, Bu açıdan söylediklerinize kesinlikle katılıyorum.

Mesela, Ben Liberteryen görüşlere sahip biri olarak neden nuans farkımız olan Sosyal Liberal görüşte ollan arkadaşlarla ortak doktrinlere, önerdikleri (Benim de doğru olduğunu düşündüğüm) birşeye destek vermeyeyim?

Aynı zamanda Hem Sosyal Liberal, Hem de sol görüşlü gruplarla nuans farklarımız olsa da SOl gruplarla (Özel mülk) dışında Kadın-Erkek eşitliği, Dİn dersinin kaldırılması (Alınan vergilerin düşürülmesi) Özel hayata müdahale'ye karşı aynı safta yer alamasak bile neden az ya da çok hemfikir olabildiğimiz konularda birlik olup kamuoyu oluşturmayalım?

Açıkçası bu dediğimi yapmamızın daha zor olduğu siyasî anlayışlar da var, Mesela, Bir milliyetçi ya da Muhafazakar eksenli görüşün taraftarlarıyla istisnalar dışında bunu çok fazla gerçekleştiremeyebiliriz, fakat, alternatif görüşlerin mensupları olarak birbirimizi destekleyebileceğimiz birçok konu var, bu da son seçimlere bakarak bir tahmin yürüttüğümüzde en az %60 kamuoyu desteği demektir ve bu gücü artık gerçekten de farkedebilmemiz gerekiyor.

Bu taslak hakkındaki fikrim ise, genel olarak makûl olduğunu düşünüyorum, umarım yeni Anayasanın temelinde bu madeler (bira daha genişletilerek) önemli bir yer tutar ve göz boyamaktan öte bir adım atılmış olur.

Jolly Jocker
31-03-2011, 22:35
Yani, tamam, bu konudaki saydıklarının tamamı aynen doğru ve geçerli olsun. Bütün bu kulağa hoş gelen değişiklik önerilerini aslında emperyalizmin duruma ayak uydurması, sömürünün yeni sureti filan olarak görelim. Bu gibi sözde demokratikleşme adımlarına aldanıp da, aslolan devrimi unutmamıza mahal vermeyelim. İyi de: Yahu neden devrim gerçekleşene kadar, kötü olduğunda hemfikir olduğumuz tüm durumlar devam etsin?
Sevgili Ulpian,

Bırak şimdi emperyalizmi falan... Tüm bu değişimler solun bitirilmişliği üzerine inşa olmuştur. Meselenin temel noktası bu. Sol gene yükselsin, kitleselleşsin ve 'mutlu azınlığın' çıkarlarını tehdit etsin, demokrasinin kırıntısı bile kalmaz. Yine kontrgerilla cinayetleri, faşist katliamlar, sonunda da sağcı bir darbe gerçekleşir. Bizim ülkemize de ''liberal demokrasi'', 12 Eylül faşist darbesi sonrasında uygulamaya konan 24 Ocak kararlarıyla geldi. Bugünkü ''demokrasi'' de halkın büyük çoğunluğu liberal demokrasinin ne olduğunu bilip bilinçli biçimde desteklediğinden değil, gericilerin ve burjuva medyanın toplumdaki ideolojik hakimiyetinin sonucu olarak geliyor. Bu sahtekarlıktır. Basılmamış kitapların bile toplatıldığı, Said-i Nursi ve Fettullah'ı eleştiren herkesin ''ergenekoncu'' ilan edilip sindirildiği, hakkını arayan öğrencinin karnındaki bebeğinin bile öldürüldüğü bir düzenin adı faşizmdir. Demokratikleşme, ancak kapitalizm eleştirisiyle birlikte ele alınırsa inandırıcı olabilir. Gerisi, tarihten hiç ders çıkarmayanların boş beklentileri ve yanılgılarıdır. TÜSİAD'ın oltasına gelmeyip devrimci bir hareket için mücadele ettikçe, kitleselleşmeyi başarırsak zaten TÜSİAD da daha çok hak(kendi açısından ise taviz) içeren bir taslak hazırlamak zorunda kalacaktır. Asıl görülmesi gereken yer burası.

Örneğin Türkçe dışı anadil öğreniminin devlet okullarında (seçmeli ders olarak) verilmesini ben bir hak olarak görüyorum. Kürtçe için buna izin verilmeyişini bir zulüm olarak görüyorum. Eminim ki, sen de öyle görüyorsun. Ama bunun bir zulüm olduğunu düşünmene rağmen, mesela TÜSİAD, AKP veya ''sistemin temsilcilerinin'' bir kısmı bu anaysal/yasal engeli kaldırmak için öneride bulunduğunda, bu öneriyi desteklemeyeceksin. Siz devrimi gerçekleştirene kadar fiili zulümün devam etmesini tercih edeceksin. Ben bu tutumu anlayamıyorum.
İki büyük yanlış yapıyorsun. Kürt meselesi konusunda Kürtler bazı haklar kazanıyorsa ve gelecekte de kazanacaksa bu TÜSİAD veya bir başka odağın bahşetmesiyle değil, bizzat Kürt halkının ve Kürt hareketinin mücadelesiyle gerçekleşti ve gerçekleşecek. Haklar, oy vermekle ya da düzen içi fraksiyonların tasarılarının peşine takılmakla değil, Kuzey Afrika ve Suriye'de de görüldüğü gibi kitlelerin sokaklara inip militanca mücadele etmesiyle kazanılır. Ya da uzağa gitmeye gerek, kendi ülkemizdeki PKK'ya bakalım. PKK yıllarca elinde silahla direnmeseydi bugün hala ''kart-kurt'' noktasında olmaz mıydık? Bunu anlayabildiğin gün, seninle olan bu tartışmamız da kendiliğinden bitecek demektir.

Kürtçe'nin serbest olması için Kürt hareketiyle birlikte mücadele etmek yeterli. Bunu bahane edip TÜSİAD'ın peşine düşmemiz gerekmiyor. Sanki TÜSİAD'ın tasarısını reddederek Kürt haklarını ve düzen içi diğer demokratik kazanımları da reddediyormuşuz gibi bir önyargıya sahip olduğunu görüyorum. Tekrarlayayım; haklar sadece ve sadece ezilenlerin ısrarla mücadele etmesiyle kazanılır. Meclisten değil sokaktan kazanılır. Sokaklar -ve hatta dağlar-, bizim kazanım elde ettiğimiz mekanlardır; meclis ise düzenin taviz vereceği mekandır. Mekanları karıştıran hareketler uzun ömürlü olamazlar.

''Aman işçilerin durumu sakın iyileştirilmesin, yoksa devrim ertelenir. Devrim olana dek işçilere yapılan tüm zulümler devam etsin'' gibi bir tutum bu.
Hiçbir yerde böyle birşey demedim, demem de. ''İşçilerin durumu düzelmesin ki devrimi istesinler'' diye birşey yok. Mücadele var. Mücadele yükseldikçe işçilerin durumu düzelir, sistem içi haklar kazanılır; bir eşikten sonra, mücadele geleneği ve örgütlülük oturtulabilirse bu istek bununla yetinmez ve devrim de gelir. Öte yandan, mücadele etmeden, sırf düzen partilerine oy vermeye ya da patron örgütlerinden demokrasi dilenmeye odaklanarak sistem içi(sosyal demokratik) haklar bile kazanılamaz.

Birçok kişi gibi ben de, sizin savunduğunuz toplum düzeninin insanları daha mutlu, daha özgür, daha eşitlikçi yapacağına inanmıyorum. Ama sizin bu görüşleri her ortamda savunma hakkınızı savunuyorum. Tezlerinize karşı kendimce argümanlarımı sıralarım. Fakat toplumun çoğunluğunu ikna edebilirseniz, bu değişimleri yapma hakkınızın da olduğunu teslim ederim. ''Yanlış yapıyorsunuz, ama yapma hakkınız var, zorla engel olmam'' derim.

Ama siz, çoğunluğu ikna edemeden, ''biz doğruyu bulduk, inanmayan ya bilinçli bir şekilde kirli emellere hizmet ediyordur, ya da aklı/bilgisi yetmiyordur'' gibi bir tavırla, toplumun çoğunluğu size katılmadığı halde, bir şekilde meclis/sistem/demokrasi dışı faaliyetlerle sistemi yıkmak ister ve kısmen başarılı da olursanız, bu ''azınlığın tahakkümü'' olur
Sistem içi demokrasi olanakları herkes için eşit değil. Maddi kaynaklardan tut, medyadaki görünürlük oranına dek sosyalistler hep dezavantajlı ve dışlanmış konumdadır. Öte yandan, senin önerin TC'de en azından bir burjuva demokrasisi olduğu varsayımına dayanıyor. Bu kesinlikle doğru değil. TC'de uygulanan sistem, bizim ''Filipin tipi demokrasi'' dediğimiz tümüyle göstermelik bir demokrasidir. 4 yılda bir sandığa gidip medyaca şişirilen 'makul' partilere oy basmakla demokrasi olmuyor. Demokrasi böyle birşey değil. TC'nin sistemi 'yarı sömürge tipi faşizm'dir. Faşizme karşı mücadelenin yolu da bellidir. Öte yandan, faşizm gerçeğini görmezden gelip 'demokrat' yollara kayan legal sol fraksiyonlar da sistemin hukuk dışılığının pek çok saldırısına maruz kalmaktadır. Devrimciler için bu düzende muhalefet demek geceleri rahat uyunmayan, can güvenliğinin olmadığı, her an polis tehdidinin bulunduğu bir muhalefet demektir. Parasız eğitim isteyen öğrenciler bile öldüresiye dayak yerken bize neler yapıldığını tahmin etmek güç olmasa gerek.

Öte yandan, bizim asla belli bir azınlığa dayanarak irademizi hakim kılmak düşüncemiz yoktur ve olmamıştır. Bir önceki mesajımda da vurguladığım gibi, devrim kitlelerin eseridir. Azınlığın değil. Azınlığın iradesini çoğunluğa tahakküm ettiği sistem ise bugün yaşadığımız sistemdir. Devrim tam da parlamenter yollarla ve göstermelik demokrasiyle düzenin soğurduğu kitle iradesinin bağımsızlaşmasıyla gerçekleşecektir zaten.

ulpian
02-04-2011, 02:22
sanırım anlaşamayacağız bu noktada sevgili Freddie,

ben sana ''bak TÜSİAD aslında ne kadar da özgürlükçü, demokratmış, kendi çıkarlarını düşümezmiş'' demiyorum, ''burjuvayla barış, devrimden filan vazgeç'' de demiyorum ki...

Sen yine genel değerlendirmeni yap, yine TÜSİAD'a karşı düşüncelerini muhafaza et, yine kendi pozisyonundan vazgeçme, ama aslen içerik olarak desteklediğin önerileri de destele işte yahu.

Kürtçe hakkı elbette kimsenin lütfu olamaz. Ve elbette gelinen noktaya PKK gerçeğiyle gelinebildi!

Ama konu bu değil ki!
Bugün halen devlet okullarında (örn. seçmeli ders olarak) Kürtçe okutulamıyor. Şimdi TÜSİAD çıkıp bu konudaki hukuki engelleri anayasa değişikliği ile kaldırmayı önerdiğinde, burjuva eleştirisi yapıp ''asıl niyetleri şudur'' diye karşı çıkılırsa, İslamcı kanattan böyle bir öneri geldiğinde ''asıl niyet ümmetçilik, şeriat vs.'' deyip karşı çıkılırsa, sizler aynı şeyi önerdiğinizde de komünist olmayanlar (mesela ben!) ''bunların amacı başka'' deyip karşı çıkarsa....

Hemfikir olduğumuz bir konuda sırf ''ancak ben yaparım, başkası değil'' mantığıyla bir türlü biraraya gelememiş oluruz. Çok saçma bir sonuç bu bence.

Örneğin yarın bir gün, diyelim ki AKP'nin inisiyatifiyle ''Kürtçe dili (belli bir talep oranı olan okullarda/bölgelerde) seçmeli ders olarak devlet okullarında öğretilsin mi?'' sorusu hakkında referandum yapılsa, mesela TÜSİAD da ''evet''çiler içinde olsa, sen yine de, aslında ''evet'' dediğin halde, sistem karşıtlığından ötürü katılmaz mısın bu oylamaya?

AlbatrosS
02-04-2011, 05:25
sanırım anlaşamayacağız bu noktada sevgili Freddie,

ben sana ''bak TÜSİAD aslında ne kadar da özgürlükçü, demokratmış, kendi çıkarlarını düşümezmiş'' demiyorum, ''burjuvayla barış, devrimden filan vazgeç'' de demiyorum ki...

Sen yine genel değerlendirmeni yap, yine TÜSİAD'a karşı düşüncelerini muhafaza et, yine kendi pozisyonundan vazgeçme, ama aslen içerik olarak desteklediğin önerileri de destele işte yahu.

Kürtçe hakkı elbette kimsenin lütfu olamaz. Ve elbette gelinen noktaya PKK gerçeğiyle gelinebildi!

Ama konu bu değil ki!
Bugün halen devlet okullarında (örn. seçmeli ders olarak) Kürtçe okutulamıyor. Şimdi TÜSİAD çıkıp bu konudaki hukuki engelleri anayasa değişikliği ile kaldırmayı önerdiğinde, burjuva eleştirisi yapıp ''asıl niyetleri şudur'' diye karşı çıkılırsa, İslamcı kanattan böyle bir öneri geldiğinde ''asıl niyet ümmetçilik, şeriat vs.'' deyip karşı çıkılırsa, sizler aynı şeyi önerdiğinizde de komünist olmayanlar (mesela ben!) ''bunların amacı başka'' deyip karşı çıkarsa....

Hemfikir olduğumuz bir konuda sırf ''ancak ben yaparım, başkası değil'' mantığıyla bir türlü biraraya gelememiş oluruz. Çok saçma bir sonuç bu bence.

Örneğin yarın bir gün, diyelim ki AKP'nin inisiyatifiyle ''Kürtçe dili (belli bir talep oranı olan okullarda/bölgelerde) seçmeli ders olarak devlet okullarında öğretilsin mi?'' sorusu hakkında referandum yapılsa, mesela TÜSİAD da ''evet''çiler içinde olsa, sen yine de, aslında ''evet'' dediğin halde, sistem karşıtlığından ötürü katılmaz mısın bu oylamaya?

kimse kendini kandırmasın ulpian. Tusiad başkanı gelen tepkiler üzerine geri gideli çok oluyor. Hatta başkan, ''bu resmi görüş ve talepler değildir; yalnızca uzmanların konuyla ilgili bazı öneri ve derlemeleri dile getirildi. bunlar içinde bazı uzmanların taslağa eleştirileri de vardır'' falan dedi... esasen tusiad'ın böylesi bir uygulamayı aleni savunup dikte ettirmesi hakikaten zor iş. zaten kısa sürede arkasında duramadılar. tabi ayrıntılı olarak araştırmadım şu an ne düşünmekteler, ama taslak okunduktan kısa sürede bunların söylendiğini biliyorum. bu da bir tür seçim taktiği : akp'ye yol gösterme, bunlar da seçimde ele alınmalıdır gibi bir şeydi zannımca.

anayasanın kökten değişimini bırak anadilde eğitimi bile talep edemez tusiad... tabi dışardan bir zorlama olmazsa...

ulpian
02-04-2011, 16:21
TÜSİAD'ın bu önerileri hangi siyasi saiklerle getirmiş olabileceği, önerilerin arkasında durup duramayacağı, ''dışardan baskı'' olup olmaması... Bunların hiçbiri benim yukarda değindiğim konuyla ilgili değil. Önemsiz demiyorum, ama bana cevap vererek yazıyorsun, ve fakat benim yazdıklarımla ilgisi olmayan şeyler yazıyorsun.

Sayılan önerileri içerik olarak destekliyorum. Bu öneriler mesela şimdiye kadar sanırım en kıl olduğum parti CHP'den gelse de, ''samimi olduklarına inanamıyorum, seçim stratejisi gibi geliyor bana, fakat içerik olarak önerileri destekliyorum'' derim... Aynı öneriler sivil kesimden, TÜSİAD'dan da gelse desteklerim, sendikalardan da gelse. Herhangi bir önerinin içerik olarak tartışılması ile öneriyi getirenlerin motivasyonunun vs. tartışılmasını dahi birbirinden ayırtedemezsek, tartışabilmemiz çok zor.

AlbatrosS
02-04-2011, 17:42
TÜSİAD'ın bu önerileri hangi siyasi saiklerle getirmiş olabileceği, önerilerin arkasında durup duramayacağı, ''dışardan baskı'' olup olmaması... Bunların hiçbiri benim yukarda değindiğim konuyla ilgili değil. Önemsiz demiyorum, ama bana cevap vererek yazıyorsun, ve fakat benim yazdıklarımla ilgisi olmayan şeyler yazıyorsun.

Sayılan önerileri içerik olarak destekliyorum. Bu öneriler mesela şimdiye kadar sanırım en kıl olduğum parti CHP'den gelse de, ''samimi olduklarına inanamıyorum, seçim stratejisi gibi geliyor bana, fakat içerik olarak önerileri destekliyorum'' derim... Aynı öneriler sivil kesimden, TÜSİAD'dan da gelse desteklerim, sendikalardan da gelse. Herhangi bir önerinin içerik olarak tartışılması ile öneriyi getirenlerin motivasyonunun vs. tartışılmasını dahi birbirinden ayırtedemezsek, tartışabilmemiz çok zor.

sayın ulpian,

siz de gayet iyi bilirsiniz ki herhangi bir kişi ''doğru olduğuna emin olduğu'' bir fikri ve tasarıyı ortaya koyduğunda, bunun arkasında durur. bu önerilerin siyaseten doğruluğunu teslim etmekle birlikte, arkasına tutarlı bir irade/tutum koymadıkları her lakırdıyı da ciddiye alacak değiliz. dahası böylesi tutumlar sergileyen birey ve kurumların aslında ne derece pragmatist olup ve rüzgarın akışına göre yelken açabileceklerini göstermez mi?

bu bağlamda freddy'nin kuşkularına hak veriyorum. nasıl ki akp yeni anayasa tartışmaları esnasında tutarlı/güçlü ve kararlı bir irade ile eşitlikçi/demokratik ve özgürlükçü bir tutarlılık gösterdiğini inandıramadıysa; tusiad'ın önerileri de aynı kaderi paylaşacak/paylaşmak zorunda. siz de takdir edersiniz ki büyük sermaye iş ilişkilerinden dolayı çıkarlarını tehlikeye sokacak denli devletle çatışmak istemez.

türkiye siyasal ve toplumsal açıdan ''muhafazakar'' bir tonlamanın cenderesi altındadır. devlet/hükümetler eliyle de örgütlenen bir sosyolojik zihni kurumsallaşma bir süre sonra örgütleyicilerini dahi tehdit edebilmektedir.

örneğin medya ve türkiye siyaset temsilcileri ''öcalan''ı öylesine canavarlaştıran bir fenomen haline sokup işlemişlerdir ki bugün siyasi önderler öcalan'la müzakere yoluyla barışçıl biz çözüm iradesi talep etseler dahi buna en büyük köstek yıllarca ''öcalan canisi ve katili'' imajıyla korkuttukları/nefret ettirdikleri toplumdan gelecektir.

ironik ama gerçek: siyaset, siyasetle dirsek temasındaki büyük sermaye ve kanaat önderleri yaratılmasında bizzat aktif rol aldıkları mühendislik öcü projeleri ve safsataların altından kalkamıyorlar. yıllarca vasi politikalarına hizmet eden bu mimari tasarımlar sonunda kendilerini de tehdit ediyor :)

tekrar ediyorum: öneriler son derece pozitif ve ciddiye alınmalıdır; ancak, bunlar dönem dönem tekrar edilen ''populist'' söylemlerden öte gitmeyecektir. arkasında cesur ve tutarlı bir siyasi irade yoktur. bugün bunları söyleyenler, yarın kolaylıkla tam aksi söylemlerle toplumun karşısına çıkabileceklerdir... siyaset biraz da dansözlük işi değil midir?

bakın başbakan libya müdahalesinden 2 ay önce ''natonun ne işi var orda, halka güvenilmelidir diyordu; iki ay sonra, nato'nun libya halkının demokratik iradesinin tescili için orda olduğunu'' söyledi... buna güvenilebilir mi peki?

ulpian
02-04-2011, 18:12
tekrar ediyorum: öneriler son derece pozitif ve ciddiye alınmalıdır; ancak,(---(...)

tamam, bu kadarlık bir ortak paydada buluşabiliyorsak, bu anlamlı ve verimlidir bence. ''Ancak'' dedikten sonraki kısımlar için önemsizdir de demiyorum, bunları söylemeyin de demiyorum. Ama tüm o 'ancak'ları sıralarken, bu ortak paydanın da üstünü tamamen örtmeyelim...


böylesi tutumlar sergileyen birey ve kurumların aslında ne derece pragmatist olup ve rüzgarın akışına göre yelken açabileceklerini göstermez mi?

Konumuzla ilgisi yok gerçi ama, son zamanlarda forumda birçok yerde 'pragmatist' sözcüğünü hep bu gibi bağlamlarda okudum. Bence ''pragmatist'' sözcüğü ile ''oportünist'' sözcüğünü karıştırmaktasınız. Hiçbir ilkesi olmayan, rüzgarın estiği yöne göre istikametini değiştiren, omurgasız duruşlara oportünist denir. Pratik çözüm odaklı yaklaşımlara ise pragmatist denir (özel bir alanın terminolojisini değil, sözcüğün genel kullanımı açısından söylüyorum). Bu anlamda, siyasete bakışımız, sağlıklı bir dozajda pragmatist de olmalı bence.