PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kemalizm Çöktü Mü? Sonunda Çöktü!


Jolly Jocker
01-04-2011, 00:43
Kemalizm çöktü tespitine itiraz eden bir sürü şuursuz kemalist bulabilmek mümkündür. Öte yandan, kemalizmin iktidardan defedilmesine karşın bugünkü muhafazakar iktidara karşı tek çözümü bu ölünün diriltilmesi olarak görenlerle de etrafınızda bolca karşılaşmanız mümkündür. Kemalizmi eleştiren herkese şeriatçı muamelesi yapan beyinsizler de vardır. Devrimcileri, özellikle de Mahir Çayan'ı kemalizmle ilişkilendirmeye kalkan sahtekarlar da... Bu başlıkta bu konuları soru-cevap şeklinde irdeleyip tartışmak istedim.

Kemalizm Çökmedi Mi?
Bazı kemalistler -ki bunların neredeyse tümü kemalizmi antiemperyalizm ve ''çağdaşlık'' ile bir tutmaktadır- kemalizmin hala sapasağlam ayakta kaldığını övünerek iddia edebilmektedir. Bizim ''Kemalizm çöktü!'' tespitimiz gururlarını kırmış olsa gerek. Böyleleri, gerçekliğe gözlerini sıkı sıkı yumduklarında, görmeye tahammül edemedikleri o gerçekliğin ortadan kalkacağını zanneden çocuklara benziyor. En azından onlara şunu söylemek lazım; eğer kemalizm çökmediyse ve hala ayakta ise, bu durumda mevcut emperyalizme bağımlı yapımızdan cemaatlere, gericileşmeden emek sömürüsüne, darbelerden işbirlikçiliğe dek ülkede yaşanan herşeyden kemalizm (de) sorumludur. Eğer kemalizm hala sapasağlam ayaktaysa ve ülkemüz bugün, sadece bugün de değil on yıllardır emperyalizme bağımlı bir yarı sömürge memleketse, üstelik gericilik her yanı sardıysa siz o kemalizmi alıp tarihin çöplüğüne atınız. Bugünkü koşullarda kemalizmin öldüğünü söylemek onun -eğer varsa- onurunu kurtarmak olacaktır.

Kemalizm ne zaman çöktü?
Kemalizm adında net bir ideoloji veya doktrin hiçbir zaman olmadı aslında. Ama bu adı benimsemiş bir politik çizgi sonradan ortaya çıktı, bu da bir gerçek. Altı ok -ilk ortaya çıktığı CHP programında açıkça belirtildiği gibi- o dönemin ihtiyaçlarına özgü olarak forumüle edilmişti ve kesinlikle kalıcı değildi. Kemalizm(ya da Atatürkçülük), eski ittihatçı zihniyetin bir koludur. Nispeten seküler içerikte bir ulusçuluk olarak tanımlanabilir. Emperyalizme olan karşıtlığı kurtuluş savaşındaki askeri mücadeleden ibarettir. Savaş sırasındaki bu antiemperyalizm söylemi de -Batum'un işgali örneğinden açıkça görüldüğü üzere- konjoktürel bir gereklilikten ibarettir. 1945'le başlayan DP dönemi ya da NATO'ya üyelik de kemalizmin inkarı değil, onun açtığı yolun mantıksal uğraklarıdır. Devlet eliyle kapitalist bir ulus devlet inşa etmeye kalkanlar sonunda emperyalizme boyun eğmeyi de, kendi laikliğinin altını oymayı da, darbeleri ve faşizmi de yine kendi elleriyle davet etmiş demektir. Ne ekersen onu biçersin.

Kemalizm, 12 Mart sonrasında emperyalizme karşı mücadelenin faşizme karşı mücadele pratiğiyle somutlandığı açığa çıktığından beri, gerek kendi milliyetçi yönelimleri gerek kapitalizmden kopamaması gerekse emperyalizmi karşısına almayı sadece fiziki bir işgalde düşünebileceğinin açığa çıkmasıyla devrimciler tarafından 'olası müttefikler' listesinden defedilmiştir. Deniz ve Mahir, kemalizme müttefiklik şansı tanıdıkları için onun gerici yönlerini değil ilerici yönlerini öne çıkaran bir politik söylem geliştirmiş ama bunu canlarıyla ödemişlerdir. Onların yoldaşları ise 12 Mart sonrası dönemde kemalizmi müttefik listesinden haklı olarak şutlamıştır. Zaten kemalizm de islamcılar ve ülkücülerle ve elbette ABD emperyalizmiyle işbirliği yapıp ''laikliğin güvencesi'' olan ordusuna 12 Eylül darbesini yaptırıp devrimci solu yok etme yoluna gitmiştir. 12 Eylül'le birlikte, sola karşı islamcılarla ve emperyalizmle fazlaca içli dışlı olmaları sonucu iktidarlarını paylaşmak zorunda kalmış ve resmi ideoloji Türk-İslam sentezi(kemalist-islamcı ittifakı) olarak belirmiştir.

12 Eylül sonrası dönemde gerek ülke içindeki devrimci hareketin cılızlığı gerekse SSCB'nin dağılışıyla birlikte kemalizm-islam-emperyalizm ittifakı da değişmiş ve roller yeniden dağıtılmıştır. Önce kemalistler iktidarı yine tümden ellerine almak için 28 Şubat sürecinde atak yapmış ama emperyalizmin yeni bölgesel projelerine çok daha uygun düşeceği anlaşılan islamcılar bin yıl süreceği söylenen 28 Şubat'ın etkisinden çabuk kurtularak AKP eliyle iktidara gelmiştir. Uzun süredir hükümet olan AKP(ve islamcılar), git gide liberalleşerek ve işbirlikçiliğin dozunu da artırarak, artık iktidar da olmaya başlamış ve kemalizmi tümden defetme yoluna gitmiştir.

Kemalizmin defedilmesi 'hayırlı' bir gelişmedir, ancak onun yerine geçen islamcılığın yükselişi hiç de 'hayırlı' değildir. Devrimci sola karşı 12 Eylül öncesinde Türkçü(kemalist)-İslamcı ittifakı gibi, ulusalcı ya da liberal kanatlara savrulan sol akımlar da büyük hata yapmaktadırlar. Ne o ne bu!

Kemalizmin Diriltilmesi, AKP'de Cisimleşen İslamcılaşmanın Çaresi Midir?
Bunun çaresinin bu olduğunu sananlar geçmişten hiç ders çıkarmayan ve politikadan hiç anlamayanlardır. Zira ne kemalizm hakikaten laik ve bağımsızlıkçıdır, ne kapitalizm koşullarında bu değerleri savunmak gerçekçidir, ne kemalizmin sol düşmanlığı ve geçmişteki islamcılarla işbirliği gizlenebilir, ne kemalizmin başat kurumları olan ordunun ve yargının devrimcilere(keza alevilere ve kürtlere) yaptığı zulüm unutulabilir ne de kemalist kitledeki herşeyi orduya ve CHP'ye havale eden pasifizm bir sonuç verebilir. Kuzey Afrika ve Suriye'de sokağa birkaç yüzbin kişi dökülünce rejimler krize giriyor; bizde ise Cumhuriyet Mitinglerinde ülkenin üç büyük metropolünde 4 milyon insan sokağa çıkmıştı, peki ne oldu? Hiçbir şey! Neden? Çünkü sokağa çıkan kitle küçük burjuva ideolojisi, teslimiyetçiliği ve pasifizmiyle sakatlanmıştı. Sokağa milyonları döktüğünüzde bile birşey yapamıyorsanız, sizden hiçbir şey olmaz demektir! Kemalizm, biraz da kendi kitlesinin yozluğu yüzünden çökmüştür.

Kemalizmi Eleştiren Devrimciler Şeriatçılara Yardım Etmiş Olmuyor Mu?
Bu gibi sorular da Atatürkçü kitleden çok gelmekte. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, kemalizmin zaten islamcılıkla kökten bir karşıtlığı yoktur. İkisi de aynı emperyalizmin icazetine muhtaçtır; ikisi de aynı kapitalist zemindeki bataklığın ürünüdür; ikisi de -türban gibi tali konularda anlaşamasalar da- Diyanetin varlığı, cemevleri, zorunlu din dersleri, feodalitenin muhafazası, milliyetçilik, devletçilik, militarizm v.b. konularda uzlaşarak tabandan başlayan bir toplumsal aydınlanmadan ürker. Öte yandan, bu soruda islamcılığın tek altnernatifi kemalizm gibi sunulmaktadır. Oysa kemalizm çoktan çökmüştür. Burada kastedilen Sovyetlerinki gibi bir çöküş değildir; kemalizm, bizzat emperyalist hamisi ve kendi elleriyle inşa ettiği burjuva sınıfı tarafından kapı dışarı edilmiş, kendi sistemi tarafından itelenmiştir. İslamcılara karşı biricik gerçek mücadele sokağa taşan, miting ve boykotlarda kendini gösteren, öğrenci işgallerinde ve yeri geldiğinde sokak barikatlarında çarpışan devrimci solun güçlendirilmesidir. Halkın harekete geçmesi, militan tutum takınması, sınıfsal taleplerle dışarı çıkması, isyan etmesi v.b.'nin gerekliliği ve ne kadar etkili olacağı bugün Kuzey Afrika ve Suriye örneklerinden görülüyor. Kemalistler ise hala CHP'den medet umuyor. Atatürkçüler artık lüks semtlerin birahanelerinde, arka duvardaki Atatürk resmi önünde rakı içip hükümete laf eden, kendi kendine küfürler savuran psikolojik sorunlu tiplere dönüşmüş vaziyettedir. Yazık...

Mahir Çayan Kemalizmi Övmemiş Midir, Hal Böyleyken Sizin Eleştirmenizin Sebebi Nedir?
Bu konu kemalistlerin 'solu tavlamak' için sık sık sömürdüğü ve istismar ettiği konulardan biridir. Mahir Çayan, gerek yazdıkları gerekse pratiğiyle açıkça ortaya sermiştir ki kendisi bir marksist-leninist devrimcidir. Benim de THKP-C/Dev-Genç/Dev-Yol çizgisini sahiplendiğimi bilen bazı Atatürkçüler de beni Mahir'in bazı yazdıkları üzerinden, -o yazıları bağlamlarından kopararak-, 'vurmaya' çalışmışlardır. Öncelikle belirtmek gerekiyor ki Mahir Çayan, o güne dek sol içinde hakim görüş olan ''ülkede nicelik ve nitelik bakımından bir işçi sınıfı olmadığı için devrimde önderliğin küçük burjuvazinin radikal kanadı olan kemalistlerde olması gerektiği'' ve bu yüzden de devrimin kemalist bir devrim olması gerektiği türden görüşleri ''sağ sapma'', ''ekonomizm'' ve ''2. Enternasyal oportünizmi'' olarak açıkça yargılamış ve mahkum etmiştir. Hatta Mahir yoldaş, 'Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori' adlı eserini tümüyle bu konuyu işlemeye ayırmıştır. Mahir Çayan bu kitabı başta olmak üzere pek çok yazısında da ülkemizde -o gün dahi- devrimin önderliğini yapabilecek denli gelişkin bir proleterya bulunduğunu, bu yüzden kemalizm müttefik olarak görülebilirse de önderliğin kesinlikle sosyalistlerde olması gerektiğini belirtmiştir. Bunu raddeden görüşleri de kuyrukçuluk, sağ sapma ve oportünizm olarak adlandırmıştır. Bu noktada Mahir yoldaşın adı geçen eserinden bazı paragrafları alıntılamak faydalı olabilir;

''Gelelim saflarımızdaki sağ eğilime: Manifesto'daki modern sanayi proletaryası için gerekli öğeleri sıralayarak, 'Türkiye proletaryası bu şartlara sahip değildir. Bu nedenle Türkiye proletaryasının, milli demokratik devrim mücadelesinde "öncülüğü" için Türkiye'nin ulaşmış olduğu iktisadi gelişme seviyesi yetersizdir. Bu dönemde, ön planda rolü, asker-sivil aydın zümre oynayacaktır, zaten bugün yurt çapındaki esas mücadele işbirlikçilerle bu zümre arasında olmaktadır' mihveri etrafında, Kautsky'nin üretici güçler teorisine sıkı sıkı sarılan bu görüşün temelinde, görüldüğü gibi, II. Enternasyonalin "takipçilik ideolojisi" yatmaktadır. Bu, öncü, devrimci bir düşünce değil, kuyrukçu, artçı ve evrimci bir düşüncedir. Böyle bir görüşe milli demokratik devrim etiketi takmakla da "proleter sosyalist" olunamaz!...'' (Mahir Çayan, Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori)

''Bugün emperyalizme karşı ilk boy hedefi Kemalistler değil, proleter devrimcileridir. 'Türkiye'de esas mücadele, işbirlikçilerle Kemalistler arasında oluyor' sözü, 'Türkiye proletaryasının objektif şartları yoktur' sözünün doğal bir sonucu ve devrimci sosyalist teoriden sapmanın pratiğe yansımasının açık bir belirtisidir.'' (Mahir Çayan, Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori)

''Ancak ve ancak sapına kadar sosyalist olanlar, emperyalizme karşı mücadelede hem kendi saflarında hem de bütün anti-emperyalist sınıf, zümre ve örgütler arasında birleştirici ve yönlendirici olabilirler. Bu bölümü bitirirken kısa bir hatırlatma yapalım. Milli bağımsızlık ve gerçek demokrasi için Amerikan emperyalizmine karşı en sert bir şekilde mücadele verirken, bunu Kemalist devrimciler olarak değil, proleter devrimciler olarak yapmaktayız.'' (Mahir Çayan, Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori)

Mahir Çayan ve yoldaşları, o dönemde kemalistlerin 'anti-emperyalist' söylemlerinden hareketle onları ileride ittifak kabul edebilecek bir söylemde bulunmuştur. Bunu yaparken, kemalizm eleştirisi biraz geri plana itilmiş ve yer yer bazı övgüler ve 'gazlamalar' yapılmıştır. Bu tümüyle politik bir söylemdir. Üstelik bu politika izlenirken Mahir hem bu gibi müttefiklere değil kendi özgücümüze güvenmemiz gerektiğinin altını kuvvetle çizmiş ve bunun gereğini pratikte de yapmış hem de devrimde öncülüğü kemalistlere kaptırmamak gerektiğini vurgulamıştır. Kızıldere katliamı, Denizlerin asılması ve 12 Mart'tan sonra ise devrimciler açıkça görmüşlerdir ki kemalizmin antiemperyalizm söylemleri tümüyle fostur. Antiemperyalizm, -emperyalizm bizim gibi yarı sömürge ülkelerde 'örtük faşist' bir düzeni uygun gördüğü için-, faşizm biçiminde tecelli etmekte ve ona karşı mücadele de faşizme karşı mücadele içeriğine bürünmektedir. Oysa kemalistler faşizme karşı mücadeleden de -bilhassa kendi milliyetçi ve orducu ideolojik görüşleri gereği- uzak durmuşlardır. 12 Eylül sürecinde ise kemalizmin ana gövdesi emperyalizm ve gericilerle işbirliği yaparak darbe tertiplemiştir. Devrimcilerin kemalizmle ilişkileri -normal olarak- zaman içinde şekillenen bir çizgidedir. Sabir ve belli bir tarihte belirlenmiş değildir. Kemalizm konusundaki söylemler de o günün politik ihtiyaçlarına göre üretilmiştir. Kemalizmden kopuş Mahirlerle başlar ve bizle biter.

Jolly Jocker
01-04-2011, 22:02
Kemalizme olan eleştirilerimiz bazı ulusalcı faşistleri kızdırmaya yetti. Bu forumda bir cevap henüz gelmedi ama başka yerlerde birileri kudurdu. Hatta işi, bu forumun yöneticilerinin bana müdahele etmesi gerektiğini söylemeye dek vardırdılar. Belki bir-iki kayda değer argüman bulup onları da yanıtlarım diye umuyordum ama küfür dışında birşey göremedim. Bir ulusalcıdan da daha fazlasını beklemiyordum zaten. Maması elinden alınan her çocuk ağlamaya başlar. Ulusalcıların büyük kesimindeki akıl tutulmasını daha da irdelemek gerekiyor.

Örneğin; devrimciliğin ya da marksistliğin ölçüsünü ''kemalizme saygılı olmak'' kriteriyle değerlendirmek türünden tuhaf ve tarih dışı bir tutum alabiliyolar! Kendilerinin -o ulusalcı halleriyle- hem kemalizmi savunup hem de Denizlerin, Mahirlerin soylu devrimci geçmişlerini sömürebileceklerini düşünebiliyorlar! Bir yandan ''Ata'larının emaneti'' mevcut faşist-oligarşik devleti, orduyu, yargıyı savunup beri yandan da bu yapılarla savaşmak için kendi örgütlerini kurmuş ve bu savaşta canlarını vermiş devrimcilerin hatıralarını sömürmeye uğraşıyorlar! Onlara kalsa Deniz de Mahir de ''gençliğin heyecanıyla yola çıkmış'', ''silahlı mücadeleye girmekle büyük hata yapmış'', ''marksizm gibi gayrı-ulusal ideolojilerin peşine düşmek gibi bir başka hata daha yapmış olsalar da kemalistlere fazla çatmadıkları için hoşgörülebilecek'', ''yanılmış ve sonunda da yenilmiş iyi niyetli öğrenciler''den ibarettir. Devrimci liderlerin içini boşaltmaya yarayan bu düzen içi tezlerin sahibi ulusalcı faşistler, bir yandan da bu liderleri sahiplenme ve tereciye tere satma görüntüsü içerisindediler. Peki neden? Çünkü kemalizmin kendi Deniz'i, Mahir'i yoktur. Kendi Nazım'ı da yoktur. Bu yüzden soldan çalmak zorundadır. Ellerinde onuncu yıl marşından başka hiçbir şey yoktur! Öyle ki, kemalizm ya da Atatürkçülük dedikleri şey de tümüyle kendi icatlarıdır ve M.Kemal'e dayanmaz. Zira M.Kemal'de ideoloji ya da felsefe kuracak bir teorisyen derinliği yoktur. Ellerinde sadece M.Kemal vardır. O da sahte bir M.Kemal'dir çünkü onca dalavereyle M.Kemal'e solcu, antiemperyalist, laisist, hümanist, barışçı, hatta neredeyse marksist süsü vermeye kalkmaktadırlar! Tek parti döneminin Nutuk'ta en büyük ifadesini bulan 'tarihi yeniden yazma' girişimlerinin şişirdiği bir 'Atatürk' de belli ki onları idare edememektedir.

Beyinleri, marksizm ile kemalizmin ayrımına varamayacak denli bulanık. Ama buna karşın kendilerini birşey sanmaktalar. Ermeni soykırımından Kürt sorununda alınması gereken devrimci tutuma dek her konuda oligarşik devletin resmi çizgisinde olan bu milliyetçi-faşistler, bizim devrimciliğimizi sorgulama cüretinde bulunabiliyor! Bu gibi menşevik sapmadan muzdarip akımların sözcüleri geçmişte de vardı(bakınız: YÖN çevresi, Perinçek çevresi v.s.). Denizler ve Mahirlerin bu çevrelere karşı tavizsiz tutumları çok nettir. O dönemde de Perinçek tayfası devrimcileri polise ihbar etmeyi 'vatan görevi' addeden sapkın bir çizgideydi. Çünkü kendi dışındakileri, yani gerçek devrimci marksistleri, M.Kemal'e görüşlerinde yeterince yer vermedikleri için bağımsızlık konusunda samimi olmamakla, hatta ''sovyet sosyal emperyalizminin maşası olmakla''(!) suçluyorlardı! Günümüz ulusalcıları da abilerinin izinden gidiyor ve kemalizmi eleştiren devrimci marksistleri 'liberallerin ağzından konuşmakla', 'işbirlikçi olmakla' suçlayabiliyorlar. Oysa kemalizm eleştirileri en başta milliyetçiliğin, militarizmin, oligarşik devletin ve TC'deki burjuva düzenin eleştirisidir. Zira bunların tümünü kuranlar kemalistlerdir. Kemalizm eleştirisi yapmadan devrimci olunmaz. Deniz ve Mahir kemalist devletle ve orduyla savaşmak üzere kendi örgütlerini kurarak kemalizmin eleştirisini pratikte vermişlerdir. Bunu gören kemalist kesim, 12 Eylül sürecinde islamcılarla ve emperyalizmle işbirliğine girerek solun üzerine yürümüştür. 'Gerektiğinde' kimin işbirlikçilik yaptığı, kimin liberaller ve hatta dincilerle aynı ağızdan konuştuğu tarih tarafından açıkça gösterilmektedir.

Ulusalcıların bir başka özellikleri de saçma sapan açıklamalara iman edebiliyor olmaları ve garip bir ''tek adam kültü''nün müritliğini yapmalarıdır. Bu açıdan Nurculardan pek farkları yoktur. Onlara göre M.Kemal adeta bir süper kahramandır. Onun sözleri ve çizgisi her çağda ve her zaman doğruyu gösterir. Heykel ve resimlerine saygıda kusur edilmemeli, cumhuriyet tehlikeye düştüğünde Anıtkabir tavaf edilmek ve 'suçlular Ata'ya şikayet edilmek' suretiyle ibadet edilmelidir. Onun darbeci ordusu ve faşist katilleri aklayan yargısı 'laikliğin son kaleleri' ilan edilip kutsanır. M.Kemal, tek adamdır ve tek başına tarihi değiştirmiştir. Aşırı zekidir v.s... Oysa tarihi liderler, dehalar v.s. değil sınıf mücadelesi örer. Solculuk iddiasındaki ulusalcı faşistlerin M.Kemal'e dönük bu kavrayışları tümüyle tarih ve marksizm dışıdır. Bilimsel bakış açısıyla hiçbir ilgisi yoktur.

Yine onlara göre; kemalizm M.Kemal'den ibarettir. Bu yüzden M.Kemal dışındaki kemalistlerin yaptıkları şeylerin sorumluluğundan kaçma eğilimindedirler. Tek adam vurgusu yapmalarının altında biraz da bu kaçış eğilimi vardır. Zira Recep Peker, İnönü ve Mahmut Esat Bozkurt gibi diğer önde gelen kemalistlerin savunulacak yanı yoktur. Aslında tek adam vurgulu açıklamalarla, kemalizmin bir kadro sürekliliği bile yaratamayacak denli aciz bir hareket olduğunu ilan ettiklerinin kendileri de farkında değildir. Onlara göre; Nazım'ın hapislerde çürümesinde kemalizmin sorumluluğu yoktur, olay yazdığı mektubun Atatürk'e ''ulaşamamasından'' ibarettir. M.Suphilerin ölümünde de kemalizm ve M.Kemal sütten çıkmış ak kaşıktır. Dersim soykırımında(evet bu bir soykırımdır!) da M.Kemal sorumlu değildir, çünkü o sırada pek hastadır. Böyle komik gerekçelerle belki çocukları ve çocuk zekalarıyla kendilerini kandırabilirler ama bizi sadece güldürmektedirler.

Devrimciler liberallerin ağzıyla konuşmamakta, liberalizme karşı da başından beri mücadele etmektedir. Şahsen forumlarda liberallerle olan tartışmalarımı da pek çok insan bilir. Devrimcilerin ''liberallerle aynı ağızdan konuşmakla'' itham edilmesi tek kelimeyle iftiradır ve çırpınmakta olan kemalistlerin klasik çamur atma girişimlerinden ibarettir.

AvniSinanoglu
01-04-2011, 23:35
Kemalizmin cöküsü Cumhurriyetin cöküsüyle bir koyulurmu? Cöküsü sonucu neler olabilir?

Jolly Jocker
02-04-2011, 16:48
Bu forumda herhangi bir kemalist ya da ulusalcıdan yanıt gelmiyor ama bir başka forumda bir ulusalcı fena halde azmış vaziyette. Sinir krizine girmiş. Acizliğini belirten küfürlerinin arasından birkaç argüman bulabilmek nihayet mümkün olabildi. O halde tek tek yanıtlayalım ki ulusalcılık denen ucube akım da daha iyi teşhir olsun ve marksist devrimcilikle arasındaki farklar daha da belirginleşsin. Fakat şunu da belirtmek gerekir ki, söz konusu ulusalcı arkadaş, genel ulusalcı toplam içinde 'kendi kendine gelin güvey olan' marjinal bir kanadın sesi. Çoğunlukla TürkSolu, İP v.b. sol görünümlü nazi çevrelerinin dillendirdiği iddiaları tüm ulusalcılar adına dillendiriyor. Tabi kendisinin yakınlık duyduğu bir örgüt olup olmadığını da tam bilemiyorum. Muhtemelen kendi seviyesini yakalayabilen kimsenin olmadığına inanıyordur!

Bu çok bilmiş oportüniste göre ulusalcılık denen şey anti-emperyalistlik ve antifaşistlikmiş. Bana ulusalcı cephenin antifaşist bir eylemini örnekleyebilecek herhangi bir mahluğun dünya üzerinde varolduğunu sanmıyorum. Neredeyse her konuda faşist-oligarşik devletin resmi tezlerine sarılan bu gibi kimseler, solu kendilerine alet etmek isteyen iki yüzlü faşistlerden başkası olamamaktadırlar. Ermeni meselesinden Kürt sorununa, devletin meşruiyetinden ordu ve yargıya, laikliği kavrayışlarından sınıf tahlillerine dek her açıklamaları oligarşik devletin(hani Mahirlerin savaşıp yaşamlarını yitirdiği oligarşik devletin!) resmi tezlerini aklamaktan ibarettir! Buna karşın devrimcilik ve sol üzerine ahkam kesmekten hiç utanmamaktadırlar! Buldukları örnek muhtemelen Kürt hareketinin haklı ulusal istemlerini ''ırkçılık'' ve ''etnik milliyetçilik yapmak'' olarak sunup, oligarşik devletin ağzıyla konuşmaktan ibaret olacak! İşte bunların ''antifaşistliği''(!) budur!

Antiemperyalizm konusu ise daha yalındır. Kapitalizm önce merkantilizm, sonra serbest rekabet, sonra da emperyalizm aşamalarından geçmiştir. Bu, bir insanın gençlik, olgunluk ve yaşlılık çağı gibi düşünülebilir. Emperyalizm, kapitalizmin uluslararası ölçekte tekelleştiği aşamayı anlatır. Yani emperyalizm dediğimiz şey kapitalizmin son biçimidir. Dolayısıyla kapitalizme karşı çıkmadan, diğer deyişle komünist olmadan emperyalizme karşı çıkabilmek olanaksızdır. Zaten Mahir Çayan'ın da en temel tezlerinden biri emperyalizmin dışsal değil içsel bir olgu olduğudur. Kemalizm ise emperyalizmi dışsal bir olgu olarak görür. Bu yüzden milli bir burjuva sınıfı yaratabileceği hülyalarına kapılmıştır. Bu yüzden, antiemperyalistliği kurtuluş savaşından ibaret görmüştür. Oysa bu, Mahir'in açıkça belirttiği kocaman bir yanılgıdır. Burjuvazi ve kapitalist devlet aygıtına karşı mücadele, emperyalizme karşı mücadelenin ayrılmaz bir unsuru olarak ele alınmıştır. Çünkü emperyalizm içsel bir olgudur. Şimdi sormak lazım, kendine ulusalcı diyenlerin arasında antikapitalist, yani komünist var mıdır? Var ise ulusalcılar arasındaki oranları ve etkinlikleri nedir? Nedir ki bu gibi marjinal ulusalcılar kendi hezeyanlarını tüm ulusalcılığa genelleyerek savunmaya girişebiliyorlar? Daha önce de belirttiğim gibi, bu arkadaşlar kendi kafalarındaki ulusalcılık şablonunu gerçekte varolan ulusalcılıkla karıştırmakta ve kendi kendilerine gelin güvey olmaktalar. Ulusalcı kesimin geniş kesimleri ve ana gövdesi ne antiemperyalisttir ne de antifaşist! Çünkü kapitalizme karşı değildirler. CHP mi, MHP mi, ordu mu, yargı mı, cumhuriyet gazetesi mi antiemperyalist ya da antifaşisttir? Elbette hiçbiri değildir! Sadece bizim oportünist çığırtkan gibi bir avuç çok bilmiş kendilerinin böyle oldukları iddiasındadır. Bu gibi yanılgılarıyla, solu ulusalcılık adlı seküler milliyetçiliğin peşine takma derdine düşmüşlerdir.

Sol, kemalist değil marksisttir. Sol, ulusçu değil enternasyonalisttir. Sol, ''milli burjuvazi'' yaratma ya da onu güçlendirme derdinde değil, her tür burjuvaziye karşı savaşma derdindedir. Sol, ulusların kendi kaderini tayin hakkından yanadır. Sol, oligarşik devlet aygıtını ve onun ordusunu çeşitli gerekçelerle sahiplenip savunma derdinde değil, bunlarla savaşıp bunları devirme derdindedir. Daha bu en basit gerçeklerin bile ayırdına varamayacak denli beyinsiz olanların ahkam kesmeleri sadece eğlence vesilesi olabilir. Çok bilmiş ukala, Mahir yoldaşın bir kitabındaki kemalizmi öven tek cümlesini alıntılayıp kendini aklamaya çalışıyor. Oysa Mahir yoldaş, bugün bu gibi oportünist ulusalcıların savunduğu devlete, orduya ve düzenin tüm kurumlarına karşı THKP-C'yi kurup savaşa girişmiş ve bu yolda canını vermiştir. Mahir'den bu gibi ana meseleleri öğrenmeyip de kemalizm övgüsü çıkarmak ve buradan hareketle ulusalcıların kuyrukçuluğunu yapmak ancak bunun gibi karakter yoksunu oportünistlere yaraşır birşeydir!

Marksizm bir dogma değil eylem klavuzudur. Marksizmde aslolan marksist doktrin ve devrim hedefidir. Buna uygun olarak koşullara göre bir devrim stratejisi belirlenir. THKP-C örneğinde bu strateji Mahir yoldaş tarafından Politikleştirilmiş Askeri Savaş Stratejisi(PASS) olarak ortaya konmuştur. Sonra da belirlenen stratejiye göre güncelliğin gereklerini dikkate alarak politikalar oluşturulur. Söz konusu oportünist ulusalcı arkadaş, Mahir'in ne marksist doktrinini ne devrim hedefini ne de PASS stratejisini dikkate alıyor. Hatta PASS'yi bir hata olarak görüyor. Bu noktada Mahir ve devrimci hareketle tüm ilişkisi de kopuyor. Fakat güncel gereksinimler neticesi yapılmış bir takım politik söylemleri kendi oportünist emelleri için alçakça sömürüp kemalizme malzeme çıkarmaya kalkıyor! Bunu tespit ettiğimizde ise, ''Ne yani sen Mahirleri takiyecilikle mi suçluyorsun'' diye çıkışıyor! Daha siyaset ile takiye arasındaki farkı bile bilmiyor. Siyasette, politik öznenin kimliği açıkça ortadadır, buna karşın günün ihtiyaçlarına göre müttefik listesi hazırlanır ve ona göre bir politik söylem geliştirilir. Takiyede ise politik öznenin kimliği de gizlenmekte, söz konusu özne kendini olduğundan başka göstermektedir. Ne Deniz ne de Mahir kendilerini olduklarından farklı göstermemiş, marksist-leninist olduklarının altını her zaman kuvvetle çizmişlerdir. Takiye ise ancak senin gibi sol görünümlü ulusalcı faşistlerin işidir. Takiyenin şahını da geçmişte M.Kemal yapmıştır. Müslümanla müslüman Leninle sosyalist olmuştur! Sizin Kemaliniz yapında 'akıllı siyaset' oluyor da, devrimciler yapınca mı 'takiye' oluyor? Kaldı ki üstte de belirttiğim gibi devrimcilerinki takiye değildir çünkü kendi gerçek kimliklerini hiçbir zaman gizlememişlerdir.

Bu gibi oportünistlerin sıkıştıklarında ve sahtecilikleri açığa çıktığında sığındıkları bir yöntem de geçmişleridir. Her fırsatta kendilerinin geçmişte sosyalist hareket içerisinde yer aldıklarını anlatırlar. Oysa bizi onların geçmişleri değil bugünleri ilgilendirmektedir. Söz konusu ulusalcı faşist de kendisinin geçmişte Boğaziçi Dev-Genç sorumlusu olduğunu iddia ediyor. Diyelim ki öyledir. Peki bu neyi değiştirecektir? Bugün ana akım medyada yer alan nice liboş da geçmişte çeşitli sol farksiyonlarda yer alıyorlardı. Bu durum onların -ve bizim ulusalcının da- nereden nereye gelmiş, nasıl dönmüş olduklarını açık etmek dışında hiçbir şeye yaramaz. Fakat bizim oportünist dönekliğini de kabul etmeyip Dev-Genç ve THKP-C çizgisi ile ulusalcılık arasında bir paralellik kuruyor. Böyle yapmakla da ne derece cahil olduğunu, daha ulusalcılık ile devrimci marksizmin ayrımını bile yapmaktan aciz olduğunu açık ediyor. Bu gibi dönekler, -ister liberalizme ister ulusalcılığa dönmüş olsunlar fark etmez-, Dev-Genç çizgisini bugün de sürdüren bizler için sadece birer utanç vesilesidirler.

Oportüniste son olarak şunu söylemek gerekiyor; THKP-C ve THKO çizgisi salt Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan'dan ibaret değildir. Bu insanlar peygamber değil marksisttir. Bu insanlar M.Kemal'e yapıldığı gibi tarih dışı bir 'tek adam' kültü içinde evliyalaştırılamaz. Onların içinde yer aldıkları ve yoldaşlarınca onlardan sonra da sürdürülen bir devrimci hareket vardır. Bu yüzden Deniz ve Mahir, bitmiş bir hareketin değil sürmekte ve gelişmekte olan bir hareketin o tarihteki liderleridir. Onların sözleri, sarfedildikleri güncel-politik bağlamdan koparılıp dogmalaştırılma yoluna gidilemez. Gerek THKO gerekse THKP-C geleneğini sürdüren ve Deniz ile Mahir'in yoldaşı olan hiçbir örgüt kemalizm kuyrukçuluğu yapmamış, bilakis, daha da eleştirel bir tutum almıştır. THKO'nun devamı olan Halkın Kurtuluşu ve Emeğin Birliği, sonrasında da TDKP ve TKEP, son olarak da EMEP ve TKEP/L örgütlerinin hiçbirinde kemalizm güzellemesi yoktur. Bilakis, eleştiri yoğunluğu ve kopuş daha da artmıştır. Benzer bir durum THKP-C çizgisi için de geçerlidir. Dev-Yol, Dev-Sol, HDÖ, MLSPB, sonrasında da DHKP-C, ÖDP, Halkevleri gibi örgüt ve akımlarda kemalizm güzellemesi bulabilmek söz konusu değildir. Öte yandan ulusalcı akımın da(Perinçek gibi nazi özentisi marjinaller dışında) hiçbir kanadında kemalizm ile marksizmi bağdaştıran, birbirine yakın gören bir tutum söz konusu değildir. Şimdi söyle ey oportünistlerin şahı, Deniz ve Mahir'in yoldaşı ve ardılı olan onca devrimci örgüt -üstelik aralarında onca görüş farkı olmasına karşın- kemalizm konusunda net bir tutum alıyorsa ve ulusalcı cenahın da ana gövdesinin komünizme karşı tavrı net ise, sen kendini ne sanıyorsun da bilmiş bilmiş ötüp duruyorsun? Üstelik doğru düzgün bir açıklaman da yok. Sana karşı çıkan herkese kafana göre sayıp sövüyorsun. Aslında bu uzun açıklamalara bile değmeyen çapsızın tekisin!

Ama yine de bu başlıkta pek çok açıklama yapma fırsatı bulduğum için en azından kendi bakış açımdan ulusalcılığın ne olduğunu sergileme ve devrimci marksizme olan uzaklığının altını çizme olanağım oldu. Bu açıdan okuyucuların da internet deryasında bir bilgi sayfası daha edinmelerime katkı koyduğuma inanıyorum. En azından ne liberallerin ne ulusalcıların oltasına gelmeyip bağımsız bir sınıf çizgisini ısrarla savunan marksistlerin ulusalcılık ve kemalizmi nasıl değerlendirdiğine bir örnek vermiş olduğuma inanıyorum. Bu yüzden bu başlık herşeye karşın yine de 'iyi' oldu kanaatindeyim.

taylan
02-04-2011, 17:00
İstediğin kadar nefretini kus sayın freddie, M. Kemal büyük bir devrimcidir. Barışı şiar edinmiş bir liderdir. yıkıntılar arasından bir devlet kurmuş kadronun lideridir. Bu topraklara en uygun ideoloji kemalizmdir. Ne kadar eksiklikleri de olsa devrimci bir girişimdir. Bu ulus her zaman M. Kemal'e sahip çıkacaktır.

Ulusalcı-faşist-katil gibi sıfatları asla kabul etmiyorum. Bu lafları aynen iade ediyorum. Marjinal ideolojiniz bu topraklarda asla taraftar bulamaz. En doğru devrimci çizgi kemalizmdir. Sosyalizme inanıyorum ve Kemalizmi destekliyorum. Sonuna kadar da ulusalcıyım. Hiç bir zama faşist olmadım olmam da. Açıklamalarınızda hakarete varan söylemler var. Bu ülkeyi aydınlığa çıkaracak yegane düşünce Kemalizmdir.

Jolly Jocker
02-04-2011, 17:14
M. Kemal büyük bir devrimcidir.
Evet evet, öze ilişkin bir toprak devrimi yerine biçime ilişkin bir şapka devrimi yapmayı yeğleyen çok büyük(!) bir ''devrimci''dir!

Barışı şiar edinmiş bir liderdir.
Evet evet, önce M.Suphi ve Çerkez Ethem başta olmak üzere kendi liderliğine muhalif olan tüm bağımsızlıkçıları hain ilan ettirip yok ettirmiş, sonra da iktidarı ele geçirince ulus inşa etmek için Koçgiri'den Dersim'e nice katliam yapmış çok barışsever(!) bir akımdır kemalizm. Zaten, aynı ulus inşası düşünü paylaşayan soykırımcı İttihatçıların ardılı değil midir? Benzer biçimde, M.Kemal'den sonraki kemalist kadrolar da varlık vergisiyle başlayan süreç sonunda Rumları tasfiye etmiştir. Ne de olsa ''Her şey vatan için!'' Kemalizm kadar orducu ve militarist olup yine onun kadar barışseverlikle övülen bir başka hareket dünya üzerinde olmasa gerek. Demek ki kemalizm kendine çok sağlam müritler yaratabilmiş.

Bu topraklara en uygun ideoloji kemalizmdir. Ne kadar eksiklikleri de olsa devrimci bir girişimdir.
O eksiklikler bayağı bir eksik yalnız. :)
Ayrıca şu kemalizm dediğin ideoloji tam olarak kimin icadıdır hiç düşündün mü? M.Kemal'in olmasa gerek. Hani ''İdeoloji istemem, yoksa donar kalırız'' sığlığında laflar da etmişliği var ya, o yüzden söylüyorum. Zaten M.Kemal ne bir ideologtur, ne bir teorisyen, ne filozof ne de ekonomist. Onda o derinlik yoktu.

Bu ulus her zaman M. Kemal'e sahip çıkacaktır.
Çocukluğumuzdan beri resmi eğitimden ana akım medyaya dek tüm devlet olanakları seferber edilip sen de övülsen, bu ulus sana da sahip çıkar be gözüm. Bunu bu kadar büyütme. :)

Marjinal ideolojiniz bu topraklarda asla taraftar bulamaz. En doğru devrimci çizgi kemalizmdir. Sosyalizme inanıyorum ve Kemalizmi destekliyorum. Sonuna kadar da ulusalcıyım. Hiç bir zama faşist olmadım olmam da. Bu ülkeyi aydınlığa çıkaracak yegane düşünce Kemalizmdir
En sonda ''Amin'' demeyi unutmuşsun. :)

hysteria
02-04-2011, 18:44
" Sol, ulusçu değil enternasyonalisttir"
"Sol, ulusların kendi kaderini tayin hakkından yanadır"

demişsiniz...
ulusçu olmayan bir görüş, ulusların kendi kaderini tayin etme savunuyor, sizce de bu biraz mantıksız değil mi?
hani piyon olduğunuzun bilincine varın diye...

AlbatrosS
02-04-2011, 21:03
" Sol, ulusçu değil enternasyonalisttir"
"Sol, ulusların kendi kaderini tayin hakkından yanadır"

demişsiniz...
ulusçu olmayan bir görüş, ulusların kendi kaderini tayin etme savunuyor, sizce de bu biraz mantıksız değil mi?
hani piyon olduğunuzun bilincine varın diye...

etnisite kökenlerinin siyasal bir dayatma çerçevesinde örgütlendiği ulusçulukla siyasal alanda kendi kaderini tayin etme(siz buna demokratik seçim hakkı da diyebilirsiniz) arasında epey bir fark olsa gerek.

demokratik her hak talebini ''emperyalisss işbirlikçiler'' çervesinde yorumlamaya muktedir bir türkiş ulusalcılığının varacağı yerin izdüşümü ''nasyonel faşizm''ken demokratik siyasal katılımın ulusal talepleri de nazar-ı itibara alışı çoğulculuktur ve demokrasinin özüdür.

Jolly Jocker
02-04-2011, 21:25
ulusçu olmayan bir görüş, ulusların kendi kaderini tayin etme savunuyor, sizce de bu biraz mantıksız değil mi?
hani piyon olduğunuzun bilincine varın diye...
Ulusların varlığı tarihsel bir realitedir ve her ulusun kendi kaderini tayin hakkı bakidir. Fakat dünya görüşünün ulusçuluk olması bambaşka birşeydir. Ulusların varlığı ulusçu siyaset yapmayı gerektirmez. Ulusların kendi kaderini tayin hakkının öznesi de ulusçu ideolojiyi benimsemiş olmak zorunda değildir. Marksist bir önderlik de bunu yapabilir.

''Piyon olduğumuz'' konusuna gelince... Bunu iddia eden, kimin piyonu olduğumuzu da açıklamalıdır. Aksi halde çamur atıyormuş pozisyonuna düşer. Eskiden SSCB'nin uşaklığını yaptığımız söylenirdi; artık SSCB de kalmadı. Sorması ayıp, kimin piyonuyuz? Dünyanın öbür ucunda küçük bir Küba var, onun mu yoksa? :)

Fakat liberalinden milliyetçisine, sosyal demokrat geçineninden Atatürkçüsüne, muhafazakarından dincisine dek tüm bir sağ politikanın devrimcilere karşı Amerikan emperyalizminin piyonluğunu yaptığı tarihin kaydettiği bir realitedir. Altıncı Filoyu secde ederek karşılayan sağcılardır; ABD yetkilierinin ''Bizim çocuklar başardı'' dedikleri de onlardır; CIA ve NATO destekli komando kamplarında eğitim alıp solcu Alevi ve Kürtlere katliam yapanlar da onlardır. Biz ise her zaman için tam bağımsızlıktan yana olduk, sadece kendi özgücümüze dayanarak savaştık. Zaten yenilmemizin sebebi de sırtımızı büyük bir ülkeye dayamamamızdır biraz da.

ulpian
02-04-2011, 21:35
İki taraf da kızmasın lütfen, ama komünistlerle kemalistlerin tartışmasını takip etmek bile moral bozucu oluyor...

İki taraf da, kendisinden olmayan diğer tüm görüşleri aynı kefede değerlendirmeye ve diğer bütün görüşlerin aslında hep birlikte kirli ve karanlık bir odağın piyonluğunu yaptığı fikrine, o denli aşina ki...

Bir de İslamcısı gelip başlığa ''alayınız yahudi oyunlarının piyonusunuz, hak yol İslam'' dese tam olacak.


ulusçu olmayan bir görüş, ulusların kendi kaderini tayin etme savunuyor, sizce de bu biraz mantıksız değil mi?
hani piyon olduğunuzun bilincine varın diye...



''Piyon olduğumuz'' konusuna gelince... Bunu iddia eden, kimin piyonu olduğumuzu da açıklamalıdır. Aksi halde çamur atıyormuş pozisyonuna düşer. Eskiden SSCB'nin uşaklığını yaptığımız söylenirdi; artık SSCB de kalmadı. Sorması ayıp, kimin piyonuyuz? Dünyanın öbür ucunda küçük bir Küba var, onun mu yoksa? :)

Fakat liberalinden milliyetçisine, sosyal demokrat geçineninden Atatürkçüsüne, muhafazakarından dincisine dek tüm bir sağ politikanın devrimcilere karşı Amerikan emperyalizminin piyonluğunu yaptığı tarihin kaydettiği bir realitedir.

hysteria
02-04-2011, 21:59
Ulusların varlığı tarihsel bir realitedir ve her ulusun kendi kaderini tayin hakkı bakidir. Fakat dünya görüşünün ulusçuluk olması bambaşka birşeydir. Ulusların varlığı ulusçu siyaset yapmayı gerektirmez. Ulusların kendi kaderini tayin hakkının öznesi de ulusçu ideolojiyi benimsemiş olmak zorunda değildir. Marksist bir önderlik de bunu yapabilir.

''Piyon olduğumuz'' konusuna gelince... Bunu iddia eden, kimin piyonu olduğumuzu da açıklamalıdır. Aksi halde çamur atıyormuş pozisyonuna düşer. Eskiden SSCB'nin uşaklığını yaptığımız söylenirdi; artık SSCB de kalmadı. Sorması ayıp, kimin piyonuyuz? Dünyanın öbür ucunda küçük bir Küba var, onun mu yoksa? :)

Fakat liberalinden milliyetçisine, sosyal demokrat geçineninden Atatürkçüsüne, muhafazakarından dincisine dek tüm bir sağ politikanın devrimcilere karşı Amerikan emperyalizminin piyonluğunu yaptığı tarihin kaydettiği bir realitedir. Altıncı Filoyu secde ederek karşılayan sağcılardır; ABD yetkilierinin ''Bizim çocuklar başardı'' dedikleri de onlardır; CIA ve NATO destekli komando kamplarında eğitim alıp solcu Alevi ve Kürtlere katliam yapanlar da onlardır. Biz ise her zaman için tam bağımsızlıktan yana olduk, sadece kendi özgücümüze dayanarak savaştık. Zaten yenilmemizin sebebi de sırtımızı büyük bir ülkeye dayamamamızdır biraz da.

son paragrafına katılıyorum, ama Mustafa Kemal'den sonrasında Türkiyenin izlediği iç veya dış politikada, sağ yada ümmetçi politika olmadan kaç sene geçirmiştir? imönü mü? menderes mi? demirel mi? erbakan mı? türkeş mi? özal mı? bunlar mı kemalist? bu durumdan kemalizmi sorumlu tutuyorsunuz ama, iktidar hep sağ, hiçbirisi de kemalist değil...

piyon mevzusuna gelince, ille bir ülkenin maddi çıkarına hizmet etmeniz gerekmiyor elbette:), sadece bazen fikirler göründüklerinden başke şeylere hizmet edebiliyorlar, aynı din gibi, masum insanlar imanları ile mutlu olurken, hocalar hem üflüyor hem ceplerini dolduruyorlar. aynı 6. filoya secde edenler gibi, onlarda davalarına en az sizin kadar inaniyorlar bence:)

ilk paragrafınızla ilgili olarak da, bir ulus kendi kaderini tayin etme hakkına sadece ulus olduğundan ötürü sahip olabiliyorsa, bu hakkını da, yada kaderini tayin ederken aldığı kararları da ulusalcılık, yada nasyonalizm dogrultusunda uygulamaya daha yatkın olmaz mı? bu da onun dünya görüşünün ulusalcılık olmasını doğurmaz mı?
yada farklı bir şekilde sorayım; ulusçu siyaset yapmadan, bir ulus kendi kaderini nasıl tayin edebilir?

Jolly Jocker
02-04-2011, 22:36
İki taraf da kızmasın lütfen, ama komünistlerle kemalistlerin tartışmasını takip etmek bile moral bozucu oluyor...

İki taraf da, kendisinden olmayan diğer tüm görüşleri aynı kefede değerlendirmeye ve diğer bütün görüşlerin aslında hep birlikte kirli ve karanlık bir odağın piyonluğunu yaptığı fikrine, o denli aşina ki...
Özel mülkiyeti kaldırmak isteyen bir akımın güçlenmesi karşısında özel mülkiyeti savunan tüm akımlar birleşip savaşır. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Ülkemizdeki milliyetçi cephe hükümetleri de bunun ayaklı bir kanıtı. Komünizme karşı sağın her rengi birleşti. Bu benim 'toptancı' bir değerlendirmem değil, tarihin realitesi.

Öte yandan liberaller de onların görüşünden olmayan herkesin ''darbeci'' ya da ''ergenekoncu'' olduğunu iddia ediyor. Karşıtını karalama her politik kesimde vardır. Önemli olan bunun gerçek olup olmadığı. Öte yandan ben/biz tüm karşıtlarımızı ve yaşanan herşeyi emperyalizmin bir oyunu olarak görme eğiliminde değiliz. Senin aklındaki bu şablon bizi bağlamıyor.

Jolly Jocker
02-04-2011, 22:46
son paragrafına katılıyorum, ama Mustafa Kemal'den sonrasında Türkiyenin izlediği iç veya dış politikada, sağ yada ümmetçi politika olmadan kaç sene geçirmiştir? imönü mü? menderes mi? demirel mi? erbakan mı? türkeş mi? özal mı? bunlar mı kemalist? bu durumdan kemalizmi sorumlu tutuyorsunuz ama, iktidar hep sağ, hiçbirisi de kemalist değil...
Kemalizmin M.Kemal'den ibaret olduğu görüşü fazla gerçek üstücü. M.Kemal sanıldığı ve sunulduğu gibi bir süper kahraman değil. Kemalizm de bir kadroya dayanır. Öncesi ve sonrası vardır. Öncesi İttihat-Terakkidir, sonrası ise CHP ve ordudur. Menderes, Özal ya da Demirel kemalist değildir fakat kemalizme zıt kutupta da değildir. Kapitalizmi devlet eliyle geliştiren, ulus devlet kurup milliyetçiliği pompalayan, Diyanet eliyle dini kontrol altına alıp sola karşı kullanmaktan çekinmeyen, toprak reformunu yapmayarak gericilik ve ataerkilliğin önünü kesmeyen bizzat kemalizmdir. Demirel, Özel ve Menderes de kemalizmin yarattığı koşulların meyveleridir. Aradaki bağlantı bence yeterince açık. Kemalizm ulus inşa etmek ve elitist bir laiklik anlayışı olarak tanımlanabilir. Bu sol değil sağ bir görüştür. Laiklik sola has değildir, liberalizm de kemalizmdeki kadar bir laikliğe ''eyvallah'' diyebilir, ki demiştir de.

piyon mevzusuna gelince, ille bir ülkenin maddi çıkarına hizmet etmeniz gerekmiyor elbette:), sadece bazen fikirler göründüklerinden başke şeylere hizmet edebiliyorlar, aynı din gibi, masum insanlar imanları ile mutlu olurken, hocalar hem üflüyor hem ceplerini dolduruyorlar.
Hala devrimcilerin kimin piyonu olduklarını açıkça yazamamışsın.

yada farklı bir şekilde sorayım; ulusçu siyaset yapmadan, bir ulus kendi kaderini nasıl tayin edebilir?
Ulusal hakları savunmak için ulusçu ya da diğer deyişle milliyetçi olmak gerekmez. Enternasyonalistler de her ulusun ulusal hakkını tanır ve saygı gösterir. Ulusçuluk ya da milliyetçilik kendi ulusunu diğerlerinden üstün gördüğün, yayılmacı ya da asimilasyoncu bir politik tavır benimsediğin, diğer uluslara düşmanca yaklaştığın noktada ortaya çıkar. Bir ulusun kendi hakkını aramasında sorun yoktur ama hakkını arayan bir ulusun mücadelesini terör demagojisiyle sindirip imha ve inkar politikasını sürdürmekte sorun vardır. Bu sorun, milliyetçi zihniyetten kaynaklanır.

ulpian
02-04-2011, 22:49
''lütfen kızmayın'' demiştin oysa sevgili Freddie,

sözüm özel olarak sana karşı değildi gerçekten de...

Özel mülkiyeti kaldırmak isteyen bir akımın güçlenmesi karşısında özel mülkiyeti savunan tüm akımlar birleşip savaşır. Tarih bunun örnekleriyle dolu.


Haklısın da, bu söylediğin her ayırım çizgisi için geçerli:

Özel mülkiyeti kaldırmak/kaldırmamak bağlamında: komünistler bir tarafta; liberaller, şeriatçıları, kemalistler vs. diğer tarafta.

Şeriat getirmek/getirmemek bağlamında: şeriatçiler bir tarafta; komünistler, liberaller, kemalistler vs. diğer tarafta.

Mesela Kürçe öğrenim, özerklik vs. gibi konularda: kemalistler bir tarafta; komünistler, liberaller, şeriatçılar vs. diğer tarafta.

(Bu cümleler sadece ''farklı ayırım çizgilerine göre -ister istemez- bazı karşıt görüşlerle aynı safta yer alma durumu''na birer örnektir. Lütfen biri çıkıp, ''ben şuyum, ama şu safta değil, bu saftayım'' diye karşılık vermesin, bunun olabileceğini biliyorum elbette. :) )

Hepsi de önemli konular. Sizin için ''en önemlisi, hepsinin başında gelen, olmazsa olmaz olan'' ayırım noktası birincisi, şeriatçi için ikincisi, bdp için üçüncüsü vs.


Önemli olan bunun gerçek olup olmadığı.

Burada da haklısınız; fakat topyekun bir görüşe ''piyonluk'' isnat edebilmek için o görüşün ''piyonu oynatan'' olarak kurguladığınız ''odak'' ile bazı ayırım çizgilerinde aynı safta yer alıyor olması yetmez. Örn. ABD, UNO, AB, TÜSİAD vs. Türkiye için herhangi bir alanda benim de savunduğum bir şeyi (hangi motivasyonla olursa olsun) istiyorlar diye, ben emperyalizm piyonu olmam.

Ben hiçbirimizi (şeriatçi, komünist, kemalist, liberal vs.) ''piyon'' olarak görmüyorum zaten. Zaten karşı çıktığım da bu! Hepimizin savunduğu görüşün gerçekleşmesinin tüm insanların faydasına/hayrına olacağına samimice inandığını düşünüyorum. Ha elbette her birimiz, diğerlerinin yanıldığını düşünüyor. Dolayısıyla tartışıyoruz işte. Ama ''piyon'' vs. gibi benzetmelerle makul bir tartışma da olmuyor işte....

AvniSinanoglu
02-04-2011, 22:54
Freddyiye soruyorum, lütfen ülkemiz icin gercek demokrasi ve sivil toplum ülkesi oldugu itibaren neler denisir kisaca görüsünüzü rica ederim. Bende yasakci ve kendi icine kapali bir kisi kültü haline gelmis bu sistemden pek fazla kalkinma hamleleri ummuyorum. Kalkinma icin milli gelirimizin ABD veya Almanya gibi olmasi icin hangi sistem iyiyse onu arzu ederdim.

hysteria
02-04-2011, 23:15
Kemalizmin M.Kemal'den ibaret olduğu görüşü fazla gerçek üstücü. M.Kemal sanıldığı ve sunulduğu gibi bir süper kahraman değil. Kemalizm de bir kadroya dayanır. Öncesi ve sonrası vardır. Öncesi İttihat-Terakkidir, sonrası ise CHP ve ordudur. Menderes, Özal ya da Demirel kemalist değildir fakat kemalizme zıt kutupta da değildir. Kapitalizmi devlet eliyle geliştiren, ulus devlet kurup milliyetçiliği pompalayan, Diyanet eliyle dini kontrol altına alıp sola karşı kullanmaktan çekinmeyen, toprak reformunu yapmayarak gericilik ve ataerkilliğin önünü kesmeyen bizzat kemalizmdir. Demirel, Özel ve Menderes de kemalizmin yarattığı koşulların meyveleridir. Aradaki bağlantı bence yeterince açık. Kemalizm ulus inşa etmek ve elitist bir laiklik anlayışı olarak tanımlanabilir. Bu sol değil sağ bir görüştür. Laiklik sola has değildir, liberalizm de kemalizmdeki kadar bir laikliğe ''eyvallah'' diyebilir, ki demiştir de.


Hala devrimcilerin kimin piyonu olduklarını açıkça yazamamışsın.


Ulusal hakları savunmak için ulusçu ya da diğer deyişle milliyetçi olmak gerekmez. Enternasyonalistler de her ulusun ulusal hakkını tanır ve saygı gösterir. Ulusçuluk ya da milliyetçilik kendi ulusunu diğerlerinden üstün gördüğün, yayılmacı ya da asimilasyoncu bir politik tavır benimsediğin, diğer uluslara düşmanca yaklaştığın noktada ortaya çıkar. Bir ulusun kendi hakkını aramasında sorun yoktur ama hakkını arayan bir ulusun mücadelesini terör demagojisiyle sindirip imha ve inkar politikasını sürdürmekte sorun vardır. Bu sorun, milliyetçi zihniyetten kaynaklanır.



siz devrimci değilsiniz, bu bir, devrimcilerin kimin piyonu olduğunu falan soruyorsunuz bana, ki benim verdiğim örnek gibi, sizin de 6.filoya secde eden insanlardan bir farkınızın olmadığıydı. sorun da burada aslında, ben size piyon diyorum, siz devrimcilerin kimin piyonu olduğunu soruyorsunuz, siz devrimcileri mi temsil ettiğini sanıyorsunuz? yada idda ediyorsunuz? ki bana devrimcilere piyon demişim gibi bunun cevabını vermemi istiyorsunuz? umarım bu piyon açıklamam da sayın ulpiana yeterli olur. çünkü bu başlığın açılması salt art niyetlidir, zaten vardı benzer başlık, sadece provoke etmek için benzeri tekrar açıldı.

bence ciddi anlamda kavram kargaşasına sahipsiniz, bir kere, jön türklerle başlayan hareket daha en başından ikiye bölünmüştür, liberal ekonomi-devletçi, merkezi ekonomi vs gibi, yada bir kolun daha seküler olması gibi... CHP-DP ayrılmasının da kökeni buna dayanır, demirel, özal, menderes kemalist falan değillerdir, dini kullanan, alet edenlerin kemalist olması gibi birşey sozkonusu olamaz, siz kemalist olmayan ogeleri kemalizme mal ederek kendi kafanızda kemalizmi ve mustafa kemali karalamaya çalısıyorsunuz. bu ayrışmanın sadece bir koludur kemalizm, öteki kolu da yıllardır iktidarda olan sağ partilerdir..


ulusların kendi kaderini tayini konusu geldi kürt sorununa dayandı yine:=) sanki pkk bdp veya diğerleri faşist değillermiş gibi:). hakkını arayan bir ulus gidipte kundaktaki bebeği öldürmez, doktor yada avukat yada öğretmen öldürmez, hakkını aramak bu mudur? bunlar sadece nefret tohumu eker ve her iki halkı da daha milliyetçi uçlara iter, sizde sola hizmet ettiğinizi sanarsınız.. aslında faşist olursunuz, sonrada piyon dendiği zaman yok sscb gitti gibi zırvalarsınız.

ulpian
02-04-2011, 23:47
umarım bu piyon açıklamam da sayın ulpiana yeterli olur. çünkü bu başlığın açılması salt art niyetlidir, zaten vardı benzer başlık, sadece provoke etmek için benzeri tekrar açıldı.

açıkçası yeterli değil sayın hysteria... Ben Freddie'nin herhangi birşeyin piyonluğunu yaptığını düşünmüyorum. Freddie'nin art-niyetli filan olduğunu da düşünmüyorum. Ama yine de çoğu görüşlerine karşıyım ve fırsat buldukça birlikte tartışıyoruz ilgili başlıklarda. Kemalist veya ulusalcı da değilim, ama aynı şekilde sizin de piyon veya art-niyetli olduğunuzu düşünmüyorum... Ama asıl demek istediğim şu: Siz muhatabınız hakkında öyle düşünseniz bile, kimin piyonluğunu yaptığı veya hangi niyeti taşıdığı ile değil de, somut olarak yazdıklarıyla ilgilenseniz ve eleştirseniz, hepimiz için daha verimli bir tartışma olur gibime geliyor.

Jolly Jocker
02-04-2011, 23:56
siz devrimci değilsiniz.
Bu yargıya neyden hareketle vardığını açıklarsan sevinirim. Aksi takdirde çamur atmış pozisyonuna düşersin.

Devrimcilik için mevcut düzenin sosyalizm doğrultusunda köklü bir dönüşümünü hedeflemek yeterlidir. Ben de yıllardır bu hedef için çalışıyor ve yazıyorum. Kemalizm övgüsü yapmak gibi bir devrimcilik ölçütü yoktur.

ben size piyon diyorum, siz devrimcilerin kimin piyonu olduğunu soruyorsunuz, siz devrimcileri mi temsil ettiğini sanıyorsunuz? yada idda ediyorsunuz?
Müfteri durumuna düşmemek için kimin piyonu olduğumu ve hangi sözümle piyonluk görevini yerine getirdiğimi açıklaman gerekir, bu bir. Sanırım devrimcilerin piyon olduğu iddiasını temellendiremeyeceğini fark edince, bu iddianı, benim piyon olduğum ve aslında devrimci olmadığım iddiasıyla daralttın. Ama hala yanlış iddialarda gereksiz yere diretiyorsun.

İkincisi, benim devrimcileri temsil iddiam yoktur; sadece ulusalcı ya da liberal kanatlara savrulmayan devrimcilerden biri olarak görüşlerimi paylaşıyorum. Suç mu?

bence ciddi anlamda kavram kargaşasına sahipsiniz, bir kere, jön türklerle başlayan hareket daha en başından ikiye bölünmüştür, liberal ekonomi-devletçi, merkezi ekonomi vs gibi, yada bir kolun daha seküler olması gibi... CHP-DP ayrılmasının da kökeni buna dayanır, demirel, özal, menderes kemalist falan değillerdir, dini kullanan, alet edenlerin kemalist olması gibi birşey sozkonusu olamaz, siz kemalist olmayan ogeleri kemalizme mal ederek kendi kafanızda kemalizmi ve mustafa kemali karalamaya çalısıyorsunuz. bu ayrışmanın sadece bir koludur kemalizm, öteki kolu da yıllardır iktidarda olan sağ partilerdir.
Ben Jön Türkler ile kemalistleri bir tutmadım, birinin diğerinin içinden türemiş bir kanat olduğunu yazdım, bu bir.

İkincisi, ben DP ile CHP çizgisini bir tutup DP çizgisinin de kemalist olduğunu iddia etmedim. DP çizgisinin kemalizme zıt da olmadığı ve kemalizmin göz yumduğu feodaliteden ve yine kemalizmin kendi elleriyle geliştirdiği kapitalizmden güç aldığını, bu yüzden arada dolaylı da olsa bir bağlantı olduğunu belirttim.

ulusların kendi kaderini tayini konusu geldi kürt sorununa dayandı yine:=) sanki pkk bdp veya diğerleri faşist değillermiş gibi:). hakkını arayan bir ulus gidipte kundaktaki bebeği öldürmez, doktor yada avukat yada öğretmen öldürmez, hakkını aramak bu mudur? bunlar sadece nefret tohumu eker ve her iki halkı da daha milliyetçi uçlara iter, sizde sola hizmet ettiğinizi sanarsınız.. aslında faşist olursunuz, sonrada piyon dendiği zaman yok sscb gitti gibi zırvalarsınız
Uzun zamandır ülkemiz sınırları içinde kendi kaderini tayin hakkı için en fazla bastıran dinamik Kürt halkı olduğu için elbette ulusların kendi kaderini tayin konusu buraya da temas edecek. Bunda şaşacak birşey mi var? Kundaktaki bebeği öldürme ya da sivil halka katliam yapma konusunda TC devleti de en az PKK kadar ellerini kirletmiştir merak etme. Fakat Kürt hareketi, yer yer milliyetçi sapmalar yaşasa da yine de faşist olarak adlandırılamaz. Çünkü hem egemen pozisyonda değildir hem de şimdiye dek hiçbir Kürt'ün Türk halkını asimile etme derdine düştüğünü görmedim. Adamlar sadece kendi haklarını talep ediyorlar. Öte yandan, PKK'nın şiddet eylemlerine girişmiş olması, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını inkar etmeyi gerektirmez. Bu inkarcılık şoven milliyetçiliğin göstergesidir. Faşist devlet dururken hakkını arayan bir halkın isyanını ''faşizm'' olarak niteleyip kavramlara takla attırmak ulusalcı ve milliyetçi cenahın(ve elbette ordunun) sık başvurduğu bir demagojidir.

Jolly Jocker
02-04-2011, 23:58
açıkçası yeterli değil sayın hysteria... Ben Freddie'nin herhangi birşeyin piyonluğunu yaptığını düşünmüyorum. Freddie'nin art-niyetli filan olduğunu da düşünmüyorum. Ama yine de çoğu görüşlerine karşıyım ve fırsat buldukça birlikte tartışıyoruz ilgili başlıklarda. Kemalist veya ulusalcı da değilim, ama aynı şekilde sizin de piyon veya art-niyetli olduğunuzu düşünmüyorum... Ama asıl demek istediğim şu: Siz muhatabınız hakkında öyle düşünseniz bile, kimin piyonluğunu yaptığı veya hangi niyeti taşıdığı ile değil de, somut olarak yazdıklarıyla ilgilenseniz ve eleştirseniz, hepimiz için daha verimli bir tartışma olur gibime geliyor.
İşte ateist forumu bırakıp burayı tercih etmemin en büyük sebebi bu. Bu forumun yöneticileri, farklı fikirlerde bile olsalar karşılarındakinin konuşma hakkına saygı gösterip üsluplarına dikkat ediyor, seviyeyi düşürmemeye özen gösteriyorlar. Teşekkür ederim.

güneşinzaptıyakın
03-04-2011, 00:10
Çökertmeden çıktımda Halimim aman başım selamet...

Konunun sadece sığ bir seviyede Kemalizm'in bir sistem olarak ele alınması bazında seyrediyor olması bu site adına büyük bir hicap unsudur. Kemalizm asla bir sistem değildir ve olmamıştır ki çöksün, göçsün yada hezimete uğrasın.

Keamlizm: Kapitalizm'in MDD evresine denk düşen bir rejimdir, yani milli demokratik devrim denilen evreye denk düşer ve evrilen kapitalist sistem bir sonraki aşaması olan liberalizme zaten 1960 askeri darbesi ile ulaşmış ve 12 Eylül ile mevcut kapitalist sistem içerisindeki tröstçü aşamaya adapte olma adına MDD'ci kitle ve yandaşlarını tasviye aşamasına girmiştir.

Doğal olarak yaşananlar kapitalizmin evrilmesinden başka bir şey değildir ve kapitalizmin başalangıç evrelerinde yer alan kemalizm adı ile anılan milliyetçi burjuva devletinin tröstçü kapitalizme (vahşi kapitalizm) evrilmesi sonucunda yaşananlar sadece tasviyeden ibarettir. Özetle kaçınılmaz bir gerçekliktir.

Jolly Jocker
03-04-2011, 00:27
Konunun sadece sığ bir seviyede Kemalizm'in bir sistem olarak ele alınması bazında seyrediyor olması bu site adına büyük bir hicap unsudur. Kemalizm asla bir sistem değildir ve olmamıştır ki çöksün, göçsün yada hezimete uğrasın.
Kemalizmin sistem olduğunu hiçbir yerde iddia etmedim, bilakis, kemalizm diye birşeyin M.Kemal'e dayanmadığını, çünkü onda ideoloji kurabilecek bir teorik derinliğin bulunmadığını, bunun sonradan uydurulmuş bir akım olduğunu yazdım. Çöktüğünü söylediğim şey, birilerinin kemalizm adını verdiği resmi ideoloji idi. Bu çöküşün de birden bire değil belli bir süre zarfında aşama aşama gerçekleştiğini, kemalizmin bizzat kendi eliyle kurduğu kapitalist sistem tarafından kapı dışarı edildiğini belirttim. Yazılanları ne biçim okuyorsunuz hayret doğrusu?

Keamlizm: Kapitalizm'in MDD evresine denk düşen bir rejimdir, yani milli demokratik devrim denilen evreye denk düşer ve evrilen kapitalist sistem bir sonraki aşaması olan liberalizme zaten 1960 askeri darbesi ile ulaşmış ve 12 Eylül ile mevcut kapitalist sistem içerisindeki tröstçü aşamaya adapte olma adına MDD'ci kitle ve yandaşlarını tasviye aşamasına girmiştir.

Doğal olarak yaşananlar kapitalizmin evrilmesinden başka bir şey değildir ve kapitalizmin başalangıç evrelerinde yer alan kemalizm adı ile anılan milliyetçi burjuva devletinin tröstçü kapitalizme (vahşi kapitalizm) evrilmesi sonucunda yaşananlar sadece tasviyeden ibarettir. Özetle kaçınılmaz bir gerçekliktir.
Sayfalardır zaten ben de bu tezi dillendiriyorum. Kemalizmin bizzat kendi elleriyle ürettiği kapitalizm tarafından ve 12 Eylül öncesinde sola karşı işbirliğine gittiği emperyalizm tarafından defedildiğini belirtiyorum. Kemalizmin devlet eliyle kurduğu kapitalizmin geçirdiği evrim sonucu DP zihniyetinin güçlenip darbelerin geldiğini, arada bağlantı olduğunu belirtiyorum. Yani senden farklı birşey söylemiyorum aslında ama anlamamışsın.

güneşinzaptıyakın
03-04-2011, 00:36
............... Yani senden farklı birşey söylemiyorum aslında ama anlamamışsın. Sevgili Freddie; konu içerisinde aynı şeyi söylüyor olabiliriz belki ama konu başlığı tamamen Kemalizmin bir sistem olarak algılanması yönündedir. Senin söylemine değildir benim yazım, senin başlattığın konudaki algılamanın sonucu üzerindedir ve dikkat edecek olursan benim gözlemlediğim yönde seyrettiğini görürsün. Sen değil ama katılımcıların Kemalizmi bir sistem olarak algıladını görürsün ki benim sözüm onlaradır aslında...

AvniSinanoglu
03-04-2011, 00:40
Çökertmeden çıktımda Halimim aman başım selamet...

Konunun sadece sığ bir seviyede Kemalizm'in bir sistem olarak ele alınması bazında seyrediyor olması bu site adına büyük bir hicap unsudur. Kemalizm asla bir sistem değildir ve olmamıştır ki çöksün, göçsün yada hezimete uğrasın.

Keamlizm: Kapitalizm'in MDD evresine denk düşen bir rejimdir, yani milli demokratik devrim denilen evreye denk düşer ve evrilen kapitalist sistem bir sonraki aşaması olan liberalizme zaten 1960 askeri darbesi ile ulaşmış ve 12 Eylül ile mevcut kapitalist sistem içerisindeki tröstçü aşamaya adapte olma adına MDD'ci kitle ve yandaşlarını tasviye aşamasına girmiştir.

Doğal olarak yaşananlar kapitalizmin evrilmesinden başka bir şey değildir ve kapitalizmin başalangıç evrelerinde yer alan kemalizm adı ile anılan milliyetçi burjuva devletinin tröstçü kapitalizme (vahşi kapitalizm) evrilmesi sonucunda yaşananlar sadece tasviyeden ibarettir. Özetle kaçınılmaz bir gerçekliktir.
Kemalizm diye bir sistem oldugunu ve Atatürkün yasadigi zamanda bile kullanildigini bu forumda aciklamislardi.
6 Ok Kemalizin temelleridir: Milliyetcilik, halkcilik (halkin devlet islerine dahil edilisi), cumhurriyetcilik, laiklik, devletcilik, devrimcilik.

Aslinda bakarsaniz hepsi önümüze sorun gibi serilmesi aslinda isin icinde fitne yattigi bellidir:

Milliyetcilik kavrami Türkiye Cumhurriyeti vatandaslarini bir ayni milli isimde tutmak "Türkiye vatandaslari Türktür". Tüm etnik konulara girmeye gerek görmiyen bir anlayis. Fakat bu konuda da laiklik konusunda oldugu gibi asiri derecede yanlisliklar yapilmistir devlet ve etnik halk tarafindan.

Halkcilik yani populizm, sivil toplum örgütlerin ülkeye calismasi. Sivil toplum NGO'lar ülkemizde disaridan yönetiliyor, iste büyük bir hata.

Cumhurriyetcilik, yani parlamenter yapi TBMM.

gelelim devamli sorun olarak algilanan ve uygulanan Laikcilige:
Iste bu konuda cok asiri gidilmistir ne yazikki, halkcilik denirken din adamlari halktan sayilmayip siyaset yasagi devlet islerinden muaf tutulmasi gibi. Bu konuyu ülkemiz daha cözemedi.

Devletcilik, devletin ekonominin gelismesi icin yaptigi tüm destek bakimindan uygulanilir.

Devrimcilik, yanlis anlasilmada Türk halkinin üstüne gelebilecek baska millet yoktur aslinda. Devrimcilik kasti sadece ülkenin modernlesmesi ve zamana ayak uydurmasidir.

****
Kemalizmin oklarinda uygulanislarin hatasindan bahsetmek daha uygun degilmidir.

7 oku koymak isteseydik teknoloji kalkinma adinda bir isim konulabilirdi.

Jolly Jocker
03-04-2011, 00:47
Sevgili Freddie; konu içerisinde aynı şeyi söylüyor olabiliriz belki ama konu başlığı tamamen Kemalizmin bir sistem olarak algılanması yönündedir. Senin söylemine değildir benim yazım, senin başlattığın konudaki algılamanın sonucu üzerindedir ve dikkat edecek olursan benim gözlemlediğim yönde seyrettiğini görürsün. Sen değil ama katılımcıların Kemalizmi bir sistem olarak algıladını görürsün ki benim sözüm onlaradır aslında...
Tamam o zaman yoldaş.
Yanlış anlayan benmişim, pardon. :)

güneşinzaptıyakın
03-04-2011, 00:49
...........

Cumhurriyetcilik, yani parlamenter yapi TBMM.

gelelim devamli sorun olarak algilanan ve uygulanan Laikcilige:
Iste bu konuda cok asiri gidilmistir ne yazikki, halkcilik denirken din adamlari halktan sayilmayip siyaset yasagi devlet islerinden muaf tutulmasi gibi. Bu konuyu ülkemiz daha cözemedi.

....................... Türkiye cumhuriyeti devleti tarihinde hiç bir zaman laiklik uygulanmamıştır, sadece istenen bir sünni İslam din görüşü kitlelere dayatılmıştır, mevcut rejim içerisinde yer alan din algılaması ve dayatması neticesinde ne Musa'ya nede İsa'ya yaranamayan kemalist rejim günümüzde kapitalizmin tasviyesinde liberallerin beslendiği şeriatçı kitle vasıtası ile kamuoyunun gündemine gelmektedir. Yazdıklarının geri kalanı abesle iştigaldir o yüzden cevap yazmadım.

AvniSinanoglu
03-04-2011, 00:55
Türkiye cumhuriyeti devleti tarihinde hiç bir zaman laiklik uygulanmamıştır, sadece istenen bir sünni İslam din görüşü kitlelere dayatılmıştır, mevcut rejim içerisinde yer alan din algılaması ve dayatması neticesinde ne Musa'ya nede İsa'ya yaranamayan kemalist rejim günümüzde kapitalizmin tasviyesinde liberallerin beslendiği şeriatçı kitle vasıtası ile kamuoyunun gündemine gelmektedir. Yazdıklarının geri kalanı abesle iştigaldir o yüzden cevap yazmadım.
Halifeligin ortadan kaldirilisi boslugu dolduran diyanet isleridir. Sünni din olsun hiristiyan din olsun bunlar dinleri konusunda yön veren isterler. Rejimde bunlari tamamen rencide ettiler. Ülkede bugün 99% müslümansa belki bakarsin 200 sene sonra herkez ateist olur veya baska dinden, önemli olan insanlarin kendilerini özgürce ifade edebilmeleridir. Kimse cikipta seriat istiyoruz diye bagirmiyor. Istatistiklere göre ülkemizde sadece 7% insan seriata sicak bakiyor ve bu azinlikla tüm dindar halki kiyasta bulunmak biraz acimasizliktir. Atatürk sünni bir kültürün icinden geldiginden Osman Kuranini kurtardigindan tüm islam ülkelerinden büyük begeni kazanmistir, kemalizm islamin koruyucusudur. Ve bugün sünni islamin tüm öbür ülkelerden daha dogru yazilip bilindigi ülke varsa iste Türkiyedir. Bu üstünlük sayesinde ülkemiz George Friedman in dedigi gibi tüm islam ülkelerinin önderi olabilecek kapasitesi olan ülkedir. Eger Atatürk sünni dinin bozulmasini istemis olup baska mezheb ve karisik anlayislari korumaya veya gelistirmeye baslamis olsaydi bu iyi olmazdi. Bay Peter Scholl-Latour Kemalismin temelinde Kuranizm yattigini yazmasinin sebebi iste bu sünni dini koruyan yegane sistemdir. Tüm öbür mezheblerin kabul edilmeyisi ona göre daha iyi anlasilir. Peki iyi mi oldu diye soracak olursaniz bence iyi oldu, ülke insaninin ananesinden bir anda kopusu ve uzaklasmasi pisyolojik bakimdan sakincalidir. Bugün dindar insanlardan hosnut olmayabilirsiniz hosnut olma mecburiyeti yoktur, ama kin nefret temelde insanliga yakismiyan bir anlayistir. Kötü olan ayrimciliktir vatandaslik bilinci icinde herkez ülkenin kalkinmasi ve milli gelirin yükselmesi icin beynini ve vucudunu yormasi gerekmektedir. Agac meyve vermiyor diye agaci kesmek yerine ilacini ve gübresini vermek daha makbuldur.

güneşinzaptıyakın
03-04-2011, 01:05
AvniSinanoglu (http://www.turandursun.com/forumlar/member.php?u=10629), rejim sonucunda bir çeşit din getirmiş ve dayatmıştır, buna laik bir rejim demek yada benzeri beklentiler içinde olamk abesle iştigaldir...

AvniSinanoglu
03-04-2011, 01:25
AvniSinanoglu (http://www.turandursun.com/forumlar/member.php?u=10629), rejim sonucunda bir çeşit din getirmiş ve dayatmıştır, buna laik bir rejim demek yada benzeri beklentiler içinde olamk abesle iştigaldir...
ne denir, ha anladiysam arab oliyim:bounce:

Natan
03-04-2011, 01:33
konu içerisinde aynı şeyi söylüyor olabiliriz belki ama konu başlığı tamamen Kemalizmin bir sistem olarak algılanması yönündedir.- Gnsz

Konu başlığını görünce bende de aynı fikir uyandı fakat içeriğini inceleyen için verilen mesajın açık olduğunu düşünüyorum.

Güzel bir başlık. Teşekkürler

Saygılarımla

spartacus
03-04-2011, 17:22
Bir kaç başlıkda da gündem oldu, ben bu başlıkda cevap yazmak düşüncesindeyim..

Öncelikle milli unsura dayanan ya da dayanmayan(emperyal örneğin) her bir şeyi faşizm olarak değerlendirmeyi uygun bulmuyorum. yakınma düzeyine gelmiş ve geçmişe kapris temelinde bir bakış açısından yansıyan görüşleri çok anlamlı bulmuyorum. Hatda geçmişe objektif yaklaşmak gerekir, kişisel düzeylerlede yada politik fayda unsurlarına dayalı her görüş, kendisini haklı ve söylediklerini doğru çıkartmak hissiyatına dayalı her düşünceyi sakatlanmış bir öznellik olarak görebiliriz. Yani şunu yapmış, bunu yapmamış düzleminin pekde yararlı olacağını düşünmüyorum. Eğer ortada tezlerimiz var ve bu tarz söylemler amaç değil, dayanak noktasında birer araç olarak sunuluyorsa bu yerindedir, tersine veri, dayanak olmaktan uzak, salt siyasal amaçların birer amacına dönüyorsa bunun bilimsel yaklaşım açısından da çok anlamı olduğunu düşünmüyorum. Yani tarihe kendi kişisel beklentilerimiz ve bu beklentileri kişilerin yapıp, yapmadıkları temelinde yaklaşılamaz. İletişim alanlarında ise kişileride kapsayan bu tür toptancı ulasalcılar faşisttir, kemalistler faşisttir vb söylemlerinde, tersinden karşı çıkılan baskıcı, kısıtlayıcı görüşlerle aynı tarafa savrulmak olduğunu dşünüyorum bu halde bu tutumda böylesi tanımlarımıza sadık kalarak faşist bir tutumdur denebilir. Örneğin ulusalcı=faşist demek değildir, bu anlamda böyle bir görüşümüz olsa dahi birlikde olduğumuz ortamlarda ulusalcı olana ya böyle olma ya da çek git demiş oluruz. ya da ifade özgürlüğünden ne anladığımızı değilde hiç bir şey anlamadığımızı gözler önüne sermiş oluruz. Bu herkes için geçerli diye düşünüyorum ve bu davranışın ister kabul edilir ama ister edilmez, tarihsel gelişimimiz açısından ulusalcı görüşlerde fazlasıyla hakim olduğunu da biliyoruz. Yani vatan haini olmak dahi an meselesidir, yeterki farklı düşünmüş olalım ve vatanın birilerinin kişisel politik çıkarlarının ipoteği olarak görüldüğünü atlamayalım. Bu yaklaşımların sakat ve çağdışı olduğunu görmek gerekiyor, yalnız sorun kişilerin görüp görmemesi değil, dinler gibi millet faktörününde bu anlamda politikaya alet edilmiş bir unsur olduğunu kavramak gerekiyor. Bu durumda millet, din vb sosyal-kültürel yapıları kendi politikasına alet edenler, elbetde her daim bunlar üzerinden kitleyi galeyana getirecek, kitleyi elinde tutacağı hassasiyetler, düşman görüşler, düşmanlıklar yaratacak ve kitleyi kendisine bağımlı, kendisine tapar ve allah başımızdan eksik etmesinci hale getirecek, kısaca güdüleyecek, uyuşturucak ve kullanacaktır.

"Kitlesel olarak aşırılığa eğilim gösterme, hoşgörüsüzlük ve radikal bir değişime duyulan umutsuz arzu; istikrarlı bir demokrasiyi imkansız kılan bütün bu faktörleri yaratmak oldukça zor bir iştir. halk kendini güvende hissediyorsa politik açıdan tahrik yaratmak isteyenler kendilerini boş meydanlarda atıp tutarken bulurlar. Gerçekleşen senaryo ise şudur: insanlar birden bir korkuya kapılır, başka türlü şüphe etmeyecekleri tehlikenin farkına varırlar* ve ortalıkda konuşan tahrikçilerde buna tercüman olurlar." Naziler İktidarı nasıl Ele Geçirdi, William Sheridan Allen, s:53, Alkım yayınları.

*Türkiye açısından ise yakın geçmişimizde ve birazda günümüzdeki "Tehlikenin Farkında mısınız" kampanyasını anımsayalım.

Türkiye de İttihat ve Terakki kültürü, terkedilmiş yada karşıya alınmış değildir, tek cümleyle özetleyeceğimiz bir geçiş ve yansıma süreci vardır, Türkiyede devlet ve üstyapı modeli ittihat terakki'nin örgütlenme modelidir, bu yapısal benzerliği bir yana bırakırsak, en çokda İttihat ve Terakki'den darbecilik miras alınmıştır. Daha baştan yönetim anlayışı malesef tepesinde kendilerini her şeyin istihbaratçısı sayan, toplumun her an parçalanacağı, dağılacağı, ileriye dönük ve atılmış adımların hepsinin suya düşebileceği vb korkular ya örgütlüdür ya da örgütlenmiştir(yönetimde şeflik anlayışı). Tüm bu miraslar tam anlamıyla aşılamamış, açıkdan olan bu yönetim anlayışı asli sigorta olarak yer altına çekilmiştir. Gelişen süreç ve ilerleyen tarih açısından ise diğer tarafdan da feodalitenin kendiliğinden çözülmeye girmesi süreciyle birlikde bu tarz örgütlenme modelleride gereksinim ve gerçekliğini yitirmiştir, yitirmektedir, bu sürece karşıda bu otokratik ve askeri şeflik modeline dayalı faşistleşmiş yapı direnmektedir(ki bu yapı bu gün çağımızın en adi örgütlülüğünü sergiliyor denebilir, susurluk'dan şemdinliye, uyuşturucu ticaretinden silah kaçakçılığına, ekonomik çıkarları sözkonusu olanların rakiplerini sindirmek yada yok etmek için başvurduğu kiralık katillik işlerine, Jitem'den Hizbullah ve bizzat TİT(Türkiye İntikam Tugayı) kurmaya varana değin açığa çıkanda tamamen bu yapıdır.) Bu yapı ise bir üstde kısaca aktardığım alıntıdaki işlerle hem iş bitiriyor hem de kendisini din-millet olgusu üzerinden kitle sömürüsüne dayalı bir zırh oluşturuyor. Basın ve medya ve sosyal iletişim ağlarında hatrı sayılır bir güce sahiptirler ve bir çok aşırı uçlarda seyreden milli söylemleride ölüm-kalım meselesi gibi piyasaya sunan bu çekirdek kadrodur denebilir. 1990 larda ise bir anda bu sunumalrın artmasının altında ise dünya daki değişimler, ve bu tür örgütlenmelerin hem bilince edilmesi hemde toplum nezdinde deşifre olmalarının sonunda ayaklarının altından toprak kayacağı ve savunmasız kalacakları histerisiyle de ilgilidir, bayrak inmez ezan susmaz dönemleri, bu faşist yapılanmanın kan kaybettiği ve kendi gelecekleri adına telaşa kapıldıkları dönemdirde.

Tarihde aydınlanma dönemiyle birlikde yayılan milliyetçilik akımlarından bahsederiz. Daha doğrusu ve aslında bahsetmemize bağlı bir şeyde değildir, bu somut yaşanmış bir gerçektir. Eğer biz bu unsura faşizm olarak yaklaşırsak hatalı çıakrımlar üretmiş oluruz. tarihde her iktidar ve yönetim anlayışı sosyal ve toplumsal örgütlülüğe ihtiyaç duyar. Bu feodalitede ümmettir haliyle ümmetçiliğin toplumsal ve sosyal varlığı gibi, yeni tipde bir sistem, yeni tipde devlet ve yönetim anlayışıda, sosyal, politik, toplumsal ölçekli bir birlikteliğe gereksinim duymuştur. Bu gereksinim ve birleştirici belirleyici birliktelik millet unusuru üzerinden şekillenmiştir. kaldı ki feodalitenin yayılmışlığı coğrafik alanlardaki çeşitli milletlerin, millet bilinci ve örgütlülüğü ile kırılabilirdi. Dünya da feodal ülkeler yıkılmış yerlerine ise ulus-devlet modelli devletler kurulmuştur. Bu anlamda bu devletlerin faşist olduğunu iddia edemeyiz.

Emeryal yayılmayıda milli bir yayılma olarak görme anlayışıda ekonomi-politiklikden yoksun kalmaktır. Eğer emperyalist yayılmalar milli bir amaç temeline dayanıyor olsa idi, bu gün dünyanın tüm gelişmiş, emperyalist ülkelerini katıksız faşist olarak görmemiz gerekir. Onlar dışında kalan gelişmemeiş ülkelerin ise henüz ekonomi-politik ve sosyo-kültürel olarak feodaliteyi tasviye edememiş olmaları ve milli unsurun hala öyle ya da böyle belirli ölçeklerde yaşıyor ve aşılmamaış olmasına bakarak da tüm gelişmemeiş ülkeleride faşist olarak nitelememiz gerekirdi. Tabloya böyle baktığımızda dünya da faşist olmayan bir ülkeden bahsetmek neredeyse imkansız hale gelir. Emperyalist yayılmanın temelinde ekonomik sömürü yatar. İster kendi yayılmacı politikalarını benimsetmek ve bu doğrultuda meşru zemin bir onay almak için kendi toplumları içerisinde dönemsel olarak dini, isterse yine aynı anlama gelmek üzere milleti kullanıyor olsunlar, burada amaç ekonomik sömürü ve ona maddi ve manevi bir zemin oluşturmak temeli var ise bu faşist değil, emperyalist, kapitalist(sermaye birikimi ve servet adına kaynak sömürüsü) bir yaklaşım ve yayılmadır denebilir. Hayır öyle değil ama coğrafyaya salt ırka ve millete dayalı, yayıldığı her bölgede başka mileltleri sindiren, asimile eden veya tarihsel gerçeklikten kopartıp, tarihsel olarak yok olmaları temelinde yürütülen uygulamalar ise, buna da emperyal ya da emperyalist yayılma denemez, buda faşist yayılmadır.

Ulusalcı olduğunu iddia edipde ulusların kendi kaderini tayin hakkını karşıt bir görüşle tartışmaya açanlar ulusalcı olamamışlar demektir. Milliyetçilik akımları ile yayılan ve ulus devletlerle sonuçlanan burjuva devrimler dönemini düşündüğümüzde, bu burjuva bir hak olarak açığa çıkmıştır. Bu anlamda ulusalcılığın ölçütlerinden bir taneside ulusların kaderlerini tayin hakkına saygı duymak ve ulusların kendi kaderlerini belirlemelerine karşı onları sindirme, asimile etme, yok etme yoluna başvurmak değil aksine yerine göre destek sunmak, yardımcı olmak olmalıdır.

Bu anlamda ulusalcı olmak ile üst paragraflarda kabaca geçtiğim İttihat terakki yapılanmasının darbeci, ortaçağdan miras otokratik yönetim ve merkez anlayışının sahte varlık koşullarına tabi olmak arasında deirn bir fark vardır.

Yine de ulus-devlet sorunlarını aşmak ve çağdaş, demokratik ülke ve toplumsal yapıya kavuşmak bana göre üst perdeden söylem yada salt kültürel bir sorun gibi ele alınamaz. (yani insanların fikir ve düşüncelerinden hareketle faşist olarak isnat edilmesi ya da damgalanması toplumsal ve iletişim alanları açısından hem töhmet altında bırakıcı hemde demokratik, ifade özgürlüğü temelinde bir tutum olarak düşünülemez, tersinden belkide buda ayırt edici özelliklerini kaybettiğimiz faşist kelimesini kendimizede esas aldığımız bir yaklaşım olabilir) Ulus-devlet, vatan-millet sorunları ve edebiyatını aşmak feodal üst yapınında tasviyesi ile doğru orantılı işleyecek bir süreçtir. Bir ülke ekonomik bağımsızlığını henüz sağlayamamış ise bu feodaliteyi henüz tam anlamıyla tasviye edememiş olduğunu, gelişim sürecini tamamlayamamış olduğunu gösterir. Ümmet ve din istismarı üzerinden siyasal partiler kapitalist bir dünya da hala tek başına iktidar olabiliyorsa, ister istemez milli varlık söylemi kendiliğinden bir yer ediniyor demektir. Bu yansımalar tamamen politiktir ve bir tarafda din diğer tarafda ise millet istismarcılarını yaratacaktır ve her milli söylemi faşist olarak damgalamak bana göre objektif koşulların görmezden gelmek demektir. Ulusalcılar faşist ise ümmetçiler köhne gerici, oligarşik(günümüz açısından faşist) olmalıdır. kapitalist-emperyalizmden yana olanlarda, yayılmacılığın millet ve coğrafya ötesi olduğuna göre onlarda faşisttir. Sosyalistlerde sosyal faşisttir. Faşist olmayan kimse kalamıştır denebilir.

salt öznel ve kendi subjektifliğimizi bir yana bırakalım ve sitemizde sadece ırkçılığa yer olmadığını tekrar hatırlayalım. Örneğin ırkçılığa kapıları kapalı bir site olmamız bize işte yasaklamışsın denebilir, ortada bir yasak yoktur, ortada siteye katılan tüm gönüllü birlikteliğin bir tercihi vardır. Bu bir tercihdir ve sitemizde ırkçılık tercih edilemez bir şeydir ve iletişim alanında ne onlarla nede onların bizimle olmasını tercih etmiyor ve istemiyoruz. Durum bu kadar açıktır.

Anti-emperyalist olma meselesinde de ulusal yaklaşımlarımızla ilgili bir iki şey söylemek istiyorum, emperyalizm dediğimiz milli bir yayılma ve milli bir karşı koyuş değildir. Savunulması gereken milli bağımsızlık değildir, ekonomik bağımsızlıktır. Milli bağımsızlık zaten TC kurulduğunda elde edilmiştir. Bu anlamda milli bağımsızlık sorunu olan Türkler değil Kürtlerdir. İster kabul edilir ister edilmez ama objektif gerçek böyledir. Bu gerçek görülmediği sürece de Türkiye zaten o sloganik söylemlerde adı geçen ilericiliğe erişemeyecek, gelişimini sürdüremeyecektir. Emepryalist yayılmada milli yayılmayı amaçlamaz ancak bu yayılmayı başarabilmek için girilen coğrafyada toplumsal irade sağlayacak her türlü sosyal-kültrel oluşumuda dağıtmak zorunda kalabilir. Ya da tersinden işgal dönemlerinde toplumu toplumsal bir karşı koyuş temelinde din ve millet gibi yapılarla birleştiriyor olmamamız meselenin özünün millet veya din olduğu sonucuna varmamızı sağlamaz. tamamen ekonomiktir ve bağımsızlık milli bağımsızlık değil ekonomik bağımsızlık açısından geçerlidir. Bir diğeride milliyetçilik akımları. Bu gün Türkiye'nin milliyetçilik akımlarına ihtiyacı yoktur, artık salatanat dünyasında yaşamıyoruz. Devlet kurulmuş, saltanat ve feodal iktidar tasviye edilmiş, milliyetçilik akımı yaymanında, böylesi bir akımda durduğunu sanmanında objektif gerçekliği kalmamıştır. Ulusalcılık açısından ise yakın tarih pratiği göstermektedir ki iki seçenek ortaya çıkmıştır, ya ittihat terakki tarzı bir yapılanma yada sosyal demokrasi temelinde bir yapılanma.

spartacus
03-04-2011, 17:22
Bir kaç başlıkda da gündem oldu, ben bu başlıkda cevap yazmak düşüncesindeyim..

Öncelikle milli unsura dayanan ya da dayanmayan(emperyal örneğin) her bir şeyi faşizm olarak değerlendirmeyi uygun bulmuyorum. yakınma düzeyine gelmiş ve geçmişe kapris temelinde bir bakış açısından yansıyan görüşleri çok anlamlı bulmuyorum. Hatda geçmişe objektif yaklaşmak gerekir, kişisel düzeylerlede yada politik fayda unsurlarına dayalı her görüş, kendisini haklı ve söylediklerini doğru çıkartmak hissiyatına dayalı her düşünceyi sakatlanmış bir öznellik olarak görebiliriz. Yani şunu yapmış, bunu yapmamış düzleminin pekde yararlı olacağını düşünmüyorum. Eğer ortada tezlerimiz var ve bu tarz söylemler amaç değil, dayanak noktasında birer araç olarak sunuluyorsa bu yerindedir, tersine veri, dayanak olmaktan uzak, salt siyasal amaçların birer amacına dönüyorsa bunun bilimsel yaklaşım açısından da çok anlamı olduğunu düşünmüyorum. Yani tarihe kendi kişisel beklentilerimiz ve bu beklentileri kişilerin yapıp, yapmadıkları temelinde yaklaşılamaz. İletişim alanlarında ise kişileride kapsayan bu tür toptancı ulasalcılar faşisttir, kemalistler faşisttir vb söylemlerinde, tersinden karşı çıkılan baskıcı, kısıtlayıcı görüşlerle aynı tarafa savrulmak olduğunu dşünüyorum bu halde bu tutumda böylesi tanımlarımıza sadık kalarak faşist bir tutumdur denebilir. Örneğin ulusalcı=faşist demek değildir, bu anlamda böyle bir görüşümüz olsa dahi birlikde olduğumuz ortamlarda ulusalcı olana ya böyle olma ya da çek git demiş oluruz. ya da ifade özgürlüğünden ne anladığımızı değilde hiç bir şey anlamadığımızı gözler önüne sermiş oluruz. Bu herkes için geçerli diye düşünüyorum ve bu davranışın ister kabul edilir ama ister edilmez, tarihsel gelişimimiz açısından ulusalcı görüşlerde fazlasıyla hakim olduğunu da biliyoruz. Yani vatan haini olmak dahi an meselesidir, yeterki farklı düşünmüş olalım ve vatanın birilerinin kişisel politik çıkarlarının ipoteği olarak görüldüğünü atlamayalım. Bu yaklaşımların sakat ve çağdışı olduğunu görmek gerekiyor, yalnız sorun kişilerin görüp görmemesi değil, dinler gibi millet faktörününde bu anlamda politikaya alet edilmiş bir unsur olduğunu kavramak gerekiyor. Bu durumda millet, din vb sosyal-kültürel yapıları kendi politikasına alet edenler, elbetde her daim bunlar üzerinden kitleyi galeyana getirecek, kitleyi elinde tutacağı hassasiyetler, düşman görüşler, düşmanlıklar yaratacak ve kitleyi kendisine bağımlı, kendisine tapar ve allah başımızdan eksik etmesinci hale getirecek, kısaca güdüleyecek, uyuşturucak ve kullanacaktır.

"Kitlesel olarak aşırılığa eğilim gösterme, hoşgörüsüzlük ve radikal bir değişime duyulan umutsuz arzu; istikrarlı bir demokrasiyi imkansız kılan bütün bu faktörleri yaratmak oldukça zor bir iştir. halk kendini güvende hissediyorsa politik açıdan tahrik yaratmak isteyenler kendilerini boş meydanlarda atıp tutarken bulurlar. Gerçekleşen senaryo ise şudur: insanlar birden bir korkuya kapılır, başka türlü şüphe etmeyecekleri tehlikenin farkına varırlar* ve ortalıkda konuşan tahrikçilerde buna tercüman olurlar." Naziler İktidarı nasıl Ele Geçirdi, William Sheridan Allen, s:53, Alkım yayınları.

*Türkiye açısından ise yakın geçmişimizde ve birazda günümüzdeki "Tehlikenin Farkında mısınız" kampanyasını anımsayalım.

Türkiye de İttihat ve Terakki kültürü, terkedilmiş yada karşıya alınmış değildir, tek cümleyle özetleyeceğimiz bir geçiş ve yansıma süreci vardır, Türkiyede devlet ve üstyapı modeli ittihat terakki'nin örgütlenme modelidir, bu yapısal benzerliği bir yana bırakırsak, en çokda İttihat ve Terakki'den darbecilik miras alınmıştır. Daha baştan yönetim anlayışı malesef tepesinde kendilerini her şeyin istihbaratçısı sayan, toplumun her an parçalanacağı, dağılacağı, ileriye dönük ve atılmış adımların hepsinin suya düşebileceği vb korkular ya örgütlüdür ya da örgütlenmiştir(yönetimde şeflik anlayışı). Tüm bu miraslar tam anlamıyla aşılamamış, açıkdan olan bu yönetim anlayışı asli sigorta olarak yer altına çekilmiştir. Gelişen süreç ve ilerleyen tarih açısından ise diğer tarafdan da feodalitenin kendiliğinden çözülmeye girmesi süreciyle birlikde bu tarz örgütlenme modelleride gereksinim ve gerçekliğini yitirmiştir, yitirmektedir, bu sürece karşıda bu otokratik ve askeri şeflik modeline dayalı faşistleşmiş yapı direnmektedir(ki bu yapı bu gün çağımızın en adi örgütlülüğünü sergiliyor denebilir, susurluk'dan şemdinliye, uyuşturucu ticaretinden silah kaçakçılığına, ekonomik çıkarları sözkonusu olanların rakiplerini sindirmek yada yok etmek için başvurduğu kiralık katillik işlerine, Jitem'den Hizbullah ve bizzat TİT(Türkiye İntikam Tugayı) kurmaya varana değin açığa çıkanda tamamen bu yapıdır.) Bu yapı ise bir üstde kısaca aktardığım alıntıdaki işlerle hem iş bitiriyor hem de kendisini din-millet olgusu üzerinden kitle sömürüsüne dayalı bir zırh oluşturuyor. Basın ve medya ve sosyal iletişim ağlarında hatrı sayılır bir güce sahiptirler ve bir çok aşırı uçlarda seyreden milli söylemleride ölüm-kalım meselesi gibi piyasaya sunan bu çekirdek kadrodur denebilir. 1990 larda ise bir anda bu sunumalrın artmasının altında ise dünya daki değişimler, ve bu tür örgütlenmelerin hem bilince edilmesi hemde toplum nezdinde deşifre olmalarının sonunda ayaklarının altından toprak kayacağı ve savunmasız kalacakları histerisiyle de ilgilidir, bayrak inmez ezan susmaz dönemleri, bu faşist yapılanmanın kan kaybettiği ve kendi gelecekleri adına telaşa kapıldıkları dönemdirde.

Tarihde aydınlanma dönemiyle birlikde yayılan milliyetçilik akımlarından bahsederiz. Daha doğrusu ve aslında bahsetmemize bağlı bir şeyde değildir, bu somut yaşanmış bir gerçektir. Eğer biz bu unsura faşizm olarak yaklaşırsak hatalı çıakrımlar üretmiş oluruz. tarihde her iktidar ve yönetim anlayışı sosyal ve toplumsal örgütlülüğe ihtiyaç duyar. Bu feodalitede ümmettir haliyle ümmetçiliğin toplumsal ve sosyal varlığı gibi, yeni tipde bir sistem, yeni tipde devlet ve yönetim anlayışıda, sosyal, politik, toplumsal ölçekli bir birlikteliğe gereksinim duymuştur. Bu gereksinim ve birleştirici belirleyici birliktelik millet unusuru üzerinden şekillenmiştir. kaldı ki feodalitenin yayılmışlığı coğrafik alanlardaki çeşitli milletlerin, millet bilinci ve örgütlülüğü ile kırılabilirdi. Dünya da feodal ülkeler yıkılmış yerlerine ise ulus-devlet modelli devletler kurulmuştur. Bu anlamda bu devletlerin faşist olduğunu iddia edemeyiz.

Emeryal yayılmayıda milli bir yayılma olarak görme anlayışıda ekonomi-politiklikden yoksun kalmaktır. Eğer emperyalist yayılmalar milli bir amaç temeline dayanıyor olsa idi, bu gün dünyanın tüm gelişmiş, emperyalist ülkelerini katıksız faşist olarak görmemiz gerekir. Onlar dışında kalan gelişmemiş ülkelerin ise henüz ekonomi-politik ve sosyo-kültürel olarak feodaliteyi tasviye edememiş olmaları ve milli unsurun hala öyle ya da böyle belirli ölçeklerde yaşıyor ve aşılmamaış olmasına bakarak da tüm gelişmemiş ülkeleride faşist olarak nitelememiz gerekirdi. Tabloya böyle baktığımızda dünya da faşist olmayan bir ülkeden bahsetmek neredeyse imkansız hale gelir. Emperyalist yayılmanın temelinde ekonomik sömürü yatar. İster kendi yayılmacı politikalarını benimsetmek ve bu doğrultuda meşru zemin bir onay almak için kendi toplumları içerisinde dönemsel olarak dini, isterse yine aynı anlama gelmek üzere milleti kullanıyor olsunlar, burada amaç ekonomik sömürü ve ona maddi ve manevi bir zemin oluşturmak temeli var ise bu faşist değil, emperyalist, kapitalist(sermaye birikimi ve servet adına kaynak sömürüsü) bir yaklaşım ve yayılmadır denebilir. Hayır öyle değil ama coğrafyaya salt ırka ve millete dayalı, yayıldığı her bölgede başka mileltleri sindiren, asimile eden veya tarihsel gerçeklikten kopartıp, tarihsel olarak yok olmaları temelinde yürütülen uygulamalar ise, buna da emperyal ya da emperyalist yayılma denemez, buda faşist yayılmadır.

Ulusalcı olduğunu iddia edipde ulusların kendi kaderini tayin hakkını karşıt bir görüşle tartışmaya açanlar ulusalcı olamamışlar demektir. Milliyetçilik akımları ile yayılan ve ulus devletlerle sonuçlanan burjuva devrimler dönemini düşündüğümüzde, bu burjuva bir hak olarak açığa çıkmıştır. Bu anlamda ulusalcılığın ölçütlerinden bir taneside ulusların kaderlerini tayin hakkına saygı duymak ve ulusların kendi kaderlerini belirlemelerine karşı onları sindirme, asimile etme, yok etme yoluna başvurmak değil aksine yerine göre destek sunmak, yardımcı olmak olmalıdır.

Bu anlamda ulusalcı olmak ile üst paragraflarda kabaca geçtiğim İttihat terakki yapılanmasının kendi içinde darbeci, ortaçağdan miras otokratik yönetim ve merkez, topluma karşıda faşist bir yapılanma anlayışının sahte varlık koşullarına tabi olmak arasında derin bir fark vardır.

Yine de ulus-devlet sorunlarını aşmak ve çağdaş, demokratik ülke ve toplumsal yapıya kavuşmak bana göre üst perdeden söylem yada salt kültürel bir sorun gibi ele alınamaz. (yani insanların fikir ve düşüncelerinden hareketle faşist olarak isnat edilmesi ya da damgalanması toplumsal ve iletişim alanları açısından hem töhmet altında bırakıcı hemde demokratik, ifade özgürlüğü temelinde bir tutum olarak düşünülemez, tersinden belkide buda ayırt edici özelliklerini kaybettiğimiz faşist kelimesini kendimizede esas aldığımız bir yaklaşım olabilir) Ulus-devlet, vatan-millet sorunları ve edebiyatını aşmak feodal üst yapınında tasviyesi ile doğru orantılı işleyecek bir süreçtir. Bir ülke ekonomik bağımsızlığını henüz sağlayamamış ise bu feodaliteyi henüz tam anlamıyla tasviye edememiş olduğunu, bilhassa da ekonomik gelişim sürecini tamamlayamamış olduğunu gösterir. Ümmet ve din istismarı üzerinden siyasal partiler kapitalist bir dünya da hala tek başına iktidar olabiliyorsa, ister istemez milli varlık söylemi kendiliğinden bir yer ediniyor demektir. Bu yansımalar tamamen politiktir ve bir tarafda din diğer tarafda ise millet istismarcılarını yaratacaktır ve her milli söylemi faşist olarak damgalamak bana göre objektif koşulların görmezden gelmek demektir. Ulusalcılar faşist ise ümmetçiler köhne gerici, oligarşik(günümüz açısından faşist) olmalıdır. kapitalist-emperyalizmden yana olanlarda, yayılmacılığın millet ve coğrafya ötesi olduğuna göre onlarda faşisttir. Sosyalistlerde sosyal faşisttir. Faşist olmayan kimse kalmamıştır denebilir.

salt öznel ve kendi subjektifliğimizi bir yana bırakalım ve sitemizde sadece ırkçılığa yer olmadığını tekrar hatırlayalım. Örneğin ırkçılığa kapıları kapalı bir site olmamız bize işte yasaklamışsın denebilir, ortada bir yasak yoktur, ortada siteye katılan tüm gönüllü birlikteliğin bir tercihi vardır. Bu bir tercihdir ve sitemizde ırkçılık tercih edilemez bir şeydir ve iletişim alanında ne onlarla nede onların bizimle olmasını tercih etmiyor ve istemiyoruz. Durum bu kadar açıktır.

Anti-emperyalist olma meselesinde de ulusal yaklaşımlarımızla ilgili bir iki şey söylemek istiyorum, emperyalizm dediğimiz milli bir yayılma ve milli bir karşı koyuş değildir. Savunulması gereken milli bağımsızlık değildir, ekonomik bağımsızlıktır. Milli bağımsızlık zaten TC kurulduğunda elde edilmiştir. Bu anlamda milli bağımsızlık sorunu olan Türkler değil Kürtlerdir. İster kabul edilir ister edilmez ama objektif gerçek böyledir. Bu gerçek görülmediği sürece de Türkiye zaten o sloganik söylemlerde adı geçen ilericiliğe erişemeyecek, gelişimini sürdüremeyecektir. Emperyalist yayılmada milli yayılmayı amaçlamaz ancak bu yayılmayı başarabilmek için girilen coğrafyada toplumsal irade sağlayacak her türlü sosyal-kültrel oluşumuda dağıtmak zorunda kalabilir. Ya da tersinden işgal dönemlerinde toplumu toplumsal bir karşı koyuş temelinde din ve millet gibi yapılarla birleştiriyor olmamız meselenin özünün millet veya din olduğu sonucuna varmamızı sağlamaz. tamamen ekonomiktir ve bağımsızlık milli bağımsızlık değil ekonomik bağımsızlık açısından geçerlidir. Bir diğeride milliyetçilik akımları. Bu gün Türkiye'nin milliyetçilik akımlarına ihtiyacı yoktur, artık saltanat dünyasında yaşamıyoruz. Devlet kurulmuş, saltanat ve feodal iktidar tasviye edilmiş, milliyetçilik akımı yaymanında, böylesi bir akımda durduğunu sanmanında objektif gerçekliği kalmamıştır. Ulusalcılık açısından ise yakın tarih pratiği göstermektedir ki iki seçenek ortaya çıkmıştır, ya ittihat terakki tarzı bir yapılanma yada sosyal demokrasi temelinde bir yapılanma.

Jolly Jocker
03-04-2011, 17:36
Ulusalcı Oportünistlerin Mahir'i ve THKP-C'yi Sömürmelerine Yanıt

Oportüniste yeterli açıklamaları yaptık ama cahilliğinin ardı arkası kesilmeyen ve işi sadece Mahir'den yaptığı birkaç alıntıyla halledeceğini sanan bu sığ ulusalcı faşiste madem öyle biz de Mahir yoldaştan birkaç alıntı yapalım. Uzun bir alıntı olacak ama Mahir'in kemalizm konusunu nasıl gördüğünü açıkça ortaya koyarak bu tür ulusalcı oportünistlerin Mahir yoldaşı istismar etme çabalarını kesecektir. Mahir yoldaş, kendi yazısında konuyu irdelerken Lenin'den de alıntılar yapmıştır. Mahir Çayan'ın 'Kesintisiz Devrim 2-3' adlı kitabına bir bakalım;

''1923'te kurulan, milli, laik Türkiye Cumhuriyeti'nde yönetim, hiyerarşik tabanın üst kademesinde kemalistler olmak üzere, küçük-burjuvazinin ve de burjuvazinin bütün fraksiyonlarının ortak yönetimidir.
Feodal mütegallibe sindirilmiş, ancak politik ve ideolojik gücü kırılmasına rağmen, ekonomik gücü bertaraf edilememiştir.
Kısaca özetlersek, feodal-komprador devlet mekanizması parçalanmış yerine, tek parti yönetimi altında küçük-burjuvazinin diktatörlüğü egemen kılınmıştır.


Lenin, küçük-burjuvazinin hiyerarşinin en üstünde yer aldığı yönetimin niteliklerini şu şekilde belirtmektedir:

"... otorite ve devlet gücünün bu sınıfın ekonomik, sosyal ve politik hiyerarşinin başında kalmasının hizmete konulması ve emperyalizmle ittifak halinde bulunan feodalite ile sermaye diktatörlüğü yerine küçük-burjuva diktatörlüğünün kurulması, bunun için de baskıcı devlet mekanizmasının bu sınıfın çıkar ve ideolojisinin hizmetine konulması."

İşte 1923 Türkiye Cumhuriyeti yönetiminin ideolojik ve politik niteliği budur.
Ekonomik plandaki yönetimi ise özetle şudur: Özel mülkiyet ve kârı temel alan (başka türlü olması eşyanın tabiatına aykırıdır) kendi sınıfsal ve de ekonomik örgütlenmesini genişleten, giderek de "milli burjuvazi" sınıfını yetiştirmeye yönelik, küçük üretime dayanan, özünde boş bir milli ekonomi yaratılmıştır.


Bu tip ekonomiye ilişkin, Lenin şöyle demektedir:

"... Şehir ekonomisinin hafif endüstri temeli üzerinde kurulması, daha doğrusu kırsal bölgelerde ve şehirlerde bir tüketim ekonomisinin kurulması (bu 'ne üretilirse tüketilir' ilkesine dayanan ve birinci derecede küçük-burjuva tüketim ihtiyaçlarının hizmetinde olan bir ekonomidir; küçük-burjuva, proletaryanın ve yoksul köylülerin gücünden elde ettiği artı-değerin büyük bir kısmını elinde tuttuğu için nispeten büyük bir satın alma gücüne sahiptir)."

1923 yıllarında yönetimin üst kademesinde bulunan Kemalistler, başlangıçta emperyalizmle ekonomik plandaki ilişkilerde çekimserdirler. Bir yandan emperyalizmin uzantısı komprador-burjuvazi tasfiye olunurken, yabancı tekellere ilişkin pek çok stratejik işletmeler satın alma yolu ile millileştirilir ve de borç almada son derece dikkatli davranılırken, öte yandan yine de kapitalist dünya içinde yer alınarak, yabancı sermayeye bazı imtiyazlar tanınmaktadır. İdeolojik ve politik alanda gücü iyice kırılan feodalizmin ekonomik gücüne, fazla dokunulamamaktadır. Yani, küçük-burjuva yönetimi, sınıfsal karakterinden dolayı, emperyalizm ve feodalizmle olan bütün köprüleri atamamaktadır.

"... Küçük-burjuvazinin örgütlenmesinin genişletilmesi, bununla birlikte feodalite ile olan sınıfsal ve siyasal ilişkilerini koruyacak bir köprünün kurulması." (Lenin) (Mahir Çayan, Kesintisiz Devrim 2-3)

Görüldüğü gibi Mahir yoldaşın kemalizm konusundaki görüşleri çok nettir. Kemalizmin sadece kurtuluş savaşı döneminde antiemperyalist olduğunu, savaştan sonraki iktidarın bir küçük burjuva diktatörlüğü olduğunu, yönetimin küçük burjuvazi ve burjuvazinin tüm fraksiyonlarının ortak yönetimi olduğunu, ekonomik olarak da özel mülkiyet ve karın temel alındığını, milli burjuvazi geliştirme hülyasına dayandığını, ''özünde boş bir milli ekonomi'' olduğunu -Lenin'den de alıntılar yaparak- açıkça belirtmiştir. Mahir yoldaşın devam eden satırlarında da; kemalizmin savaşta sonra iktidarı alınca hiçbir zaman emperyalizme karşı tavrında net bir karşı koyuş olmadığını, ''başlangıçta çekimser kaldığını'', sonrasında ise ''kapitalist dünya içinde kalarak yabancı sermayeye imtiyazlar tanıdığını'' belirtiliyor. Mahir yoldaş açık ve net bir biçimde, ''küçük burjuva yönetimi'' olarak tanımladığı kemalizmin ''sınıfsal karakterinden dolayı'' emperyalizm ve kapitalizmle olan bütün köprüleri atamadığını da yazmış.

EDİT ..

Jolly Jocker
03-04-2011, 17:58
Ulusalcı Oportünistlerin Deniz ve THKO'yu Sömürmelerine Yanıt

Ulusalcı nazi özentileri tarafından THKP-C'den çok daha fazla istismar edilen örgüt THKO'dur aslında. Her ne kadar THKO -tıpkı THKP-C ve TİKKO gibi- ulusalcıların pek bir bağlı oldukları devletle ve orduyla savaşmak üzere kurulmuş ve bu amaçla Nurhak Dağlarına varmak üzere yola çıkmış da olsa, kemalistler Deniz'in THKO'sunu sömürmeyi pek severler! İşin kötü tarafı Deniz Gezmiş'in Mahir gibi kitaplar yazmaya fazla vakit bulamamış olmasıdır. Ama yine de THKO örgütünde şef sıfatıyla anılan ve Deniz'le birlikte asılan üç fidandan biri olan Hüseyin İnan yoldaş'ın ''Türkiye Devriminin Yolu'' adlı değerlendirmesi, THKO'nun yayınladığı ender dökümanlardan biri olarak çok kıymetlidir ve bize ulusalcıların istismarlarına cevap vermek için gerekli mezlemeyi sunmaktadır. Hüseyin yoldaş tarafından kaleme alınmış olan THKO'nun Türkiye Devriminin Yolu bildirisinden ilgili yerleri aktaralım;

''Emperyalizmin tasfiyesinden sonra halk kitlelerinin kendi aralarındaki çelişkiler ön plana çıkacaktır, fakat emek-sermaye çelişkisi temel çelişki olmayacaktır ve olamaz. Temel çelişkinin emek-sermaye çelişkisi olması demek, toplumda kapitalist üretim ilişkilerinin hakim olması ve işçi sınıfının sömürülmesi demektir. Oysa MDD[Milli Demokratik Devrim] böyle bir toplum yaratmayacaktır. Emek-sermaye çelişkisi talî bir çelişki olarak MDD sürecinde belirli bir dönem var olacaktır, fakat hakim çelişki olamaz. Olması demek devrimde işçi sınıfı öncülüğünün gerçekleşmemesi demektir. İşçi sınıfı öncülüğünün gerçekleşmemesi halinde ise, MDD söz konusu değildir.

''Devrimde işçi sınıfının öncülüğünün gerçekleşmemesi halinde, pratikte öncülüğü ele geçirebilecek sınıf küçük burjuvazidir. Toplum, ya kapitalizme kayacaktır ya da geçici bir bocalama döneminden sonra ülke tekrar emperyalizmin kontrolüne girecektir. Ulusal Kurtuluş Savaşından sonra Türkiye’nin tekrar emperyalizmin kontrolüne girmesi, ikinci alternatife tipik bir örnektir.

"Kurtuluş savaşına, Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan bütün ulusların ilerici ve anti-emperyalist sınıf ve tabakaları aktif olarak katıldılar. Bağımsızlık savaşının sonunda kurulan hükûmette Türk milliyetçiliği hakim durumda idi. Bu nedenle Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan hiçbir ulusa demokratik hak ve özgürlükleri tanınmadı; tam tersine, bütün uluslar asimile edilmeye başlanarak Türk ulusu imtiyazlı bir duruma getirilmeye çalışıldı.

"Türkiye’deki tüm emekçilerin çıkarlarına en uygun çözüm yolu da bölgesel özerklik olacaktır. Bölgesel özerkliğin sınırlarını ve kapsamını da ancak aynı sosyal ve iktisadî yaşantıya sahip olan halkların kendileri tayin eder. Biz, bu özerklikte titizlikle Türkiye’de uluslararası (sosyalist) kültürün ve iktisadî yapının korunmasına çalışmalıyız. Çalışmalıyız, çünkü sosyalist, uluslararası kültür ve iktisadî ilişkiler bütün çalışan sınıf ve tabakaların çıkarınadır.'' (Hüseyin İnan, Türkiye Devriminin Yolu)

Herhalde Deniz'in ileri gelenlerinden olduğu THKO'nun temel dökümanlarından olan ve Deniz'le birlikte asılan Deniz'in yoldaşı Hüseyin İnan tarafından yazılan bu belgede koyulttuğum kısımlar ulusalcı oportünistleri yerin dibine sokmaya yetmiştir!

spartacus
04-04-2011, 11:06
Freddie ben kullandığın dilide yöntemide uygun bulmuyorum...

Bu ne, isnat üzerine yazıp çizmenin kime ne yararı ya da kattığı bir şey var. Ulusalcı nazi, ulusalcı faşist.... Bunlar isnat, yafta, isnat ile konu ele alınmaz. Birde kendisi burada olmayanlar için muhatap ve hitap tarzı yaklaşımlar sergilenmesi de subjektif duruyor. Diğer tarafdan da yaşayan ve iletişim ortamlarında varlık gösteren insanlara yazarken bu tarz yol ve yöntemler tutmanında hiç bir alemi yok. Kimsenin hiç kimseye yaşam hakkı tanımama gibi bir tutuma girmesi tasvip edilemez.

Varsa cevaben yazacağın bir şey önce onu bir paragrafda alıntılarsın, sonra sorun kişisel bir mesele değilse kişiselliğin gölgesinde yazılmaz. Kişisel ise bunun da başka yolları var, bu biçimde deklare, deşifre ve mimleme anlayışı ile eleştiri yapılmaz, zaten bir şeyde anlatılamaz.

Benimkisi sadece görüş belirtimidir, kabul edilirse diğer tarafdan da dostça bir eleştiridir, kabul görmezse de sorun yok, fikrimdir.

güneşinzaptıyakın
04-04-2011, 12:59
Sevgili Freddie, Hüseyin İnan’ın değerlendrimesinde geçen MDD kavramını açmakta fayda var, o dönem (şimdilerde ulusalcı denilen kitleden bir kısmının savunduğu) ortaya atılan ve sol içerikli olduğu savlanan MDD kavramının aslında yanlış tanımlandığını bir çok yerde yazdık çizdik, netice itibari ile MDD’in zaten Musta Kemal tarafından 1923 Burjuva devrimi ile gerçekleştirildiğini ve ardından yapılan tamamlayıcı kapitalist sistemi koruyucu ve geliştirici devrimlerlede sağlamlaştırıldığını tarihsel kayıtlar göstermektedir. Doğal olarak 1960-1980 arasında belli bir kesim tarafından savlanan MDD söylemi aslında var olan sol gücün kırılmasına yönelik bir karşı devrim manevrasından başka bir şey değildir o dönem için. Maalesef o dönemde bir çok solcu da Türkiye’de MDD’nin yapılmadından hareketle söylemlerinde bu sosyal faşistlerin (o dönemdeki adlarıyla) söylemi ile paralellik göstermişlerdir. Bu güruh hala günümüzde bile MDD söylemi ile var olmaktadır ve maalesef dar da olsa belli bir kitle tarafından düne kadar kaele alınmışlardır.

……………………………..
Öncelikle milli unsura dayanan ya da dayanmayan(emperyal örneğin) her bir şeyi faşizm olarak değerlendirmeyi uygun bulmuyorum. …………... Öncelikle faşizm’i (http://tr.wikipedia.org/wiki/Fa%C5%9Fizm) iyi anlamak gerekir, birincil olarak faşist sözcüğü bir küfür değil aksine bir siyasi görüşü temsil edenleri belirten bir tanımlamadır, bunun aksine elbette küfür amaçlı kullanan belli bir dar kitlede vardır, nasıl liboş, fettoş gibi küfür maksatlı kullanım varsa.

Gelelim senin önermenin içeriğini tahlil etmeye: temel olarak doğrudur evet her şeyi faşist olarak tanımlamak yanlış bir tahlildir ve doğruya giden yolu tıkar. Milliyet ve milliyetçilik kavramlarını kullanan kapitalizm’in içerisindeki değişik rejimler elbette sık sık değişen oranlarda faşist rejim kavram ve uygulamalarınıda kullanırlar ki bu noktada Fransız burjuva devrimi ile ortaya çıkmış olan milliyet kavramını en çok sahiplenen faşist rejimin bu uygulamayı dayatan diğer kapitalist rejimlerle karıştırılması da normaldir. Buna en güzel örnek Kemalist rejimdir, içinde faşist unsurlar barındıran bu rejim sık sık yanlış yere faşist olmakla tanımlanmıştır, evet faşist bir çok siyasi uygulamayı barındırmış ve özellikle milliyet kavramı noktasında bizzat faşist uygulamanın doruğuna çıkmıştır, bu örnekte olduğu gibi bir çok rejim yada ara rejim benzer bir yanlış tanımlama ile anılmıştır.

Doğal olarak içinde faşist unsurlar barındıran bir rejimi ancak faşist siyasi uygulamaları kullanan ve faşizme kayan bir rejim olarak adlandırmak daha doğru olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin tarihi işte bu yönde her zaman faşist uygulamaları kullanan ve topluma dayatan bir rejim izlemiştir.

………………………….
İletişim alanlarında ise kişileride kapsayan bu tür toptancı ulasalcılar faşisttir, kemalistler faşisttir vb söylemlerinde, tersinden karşı çıkılan baskıcı, kısıtlayıcı görüşlerle aynı tarafa savrulmak olduğunu dşünüyorum bu halde bu tutumda böylesi tanımlarımıza sadık kalarak faşist bir tutumdur denebilir. Örneğin ulusalcı=faşist demek değildir, bu anlamda böyle bir görüşümüz olsa dahi birlikde olduğumuz ortamlarda ulusalcı olana ya böyle olma ya da çek git demiş oluruz. ya da ifade özgürlüğünden ne anladığımızı değilde hiç bir şey anlamadığımızı gözler önüne sermiş oluruz. …………………………. Yukarıda açıkladığım gibi sende faşist sözcüğünü bir küfür olarak algılamışsın ve bu yönde yorum yapmışsın, elbette her ulusalcı faşist değildir (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=13983), fakat günümüzde geldiğimiz noktada kendilerine ulusalcı denilen kitle oldukça yoğun bir şekilde faşist siyasi söylem içerisindedir ve bundan daha fazlası olarak bizzat faşist siyasetle bir cephe kurmuştur ve aynı saflardadır. Geçmişte içerisinde faşist siyasi unsurlar barındıran küçük burjuva sınıfının ideolojisini oluşturan günümüz jargonuyla söylenirse ulusalcılar, içerisinde yer almak istedikleri kapitalist dünya’nın kendilerini tasviye etmeye başlaması üzerine daha da faşist bir çizgiye kaymışlardır, hatta bir çok siyasi söylemde hangisinin faşist hangisinin ulusalcı olduğunu ayırd etmek neredeyse imkansız hale gelmiştir. Bu bağlamda geldiğimiz noktada ulusalcı siyasetin faşist bir çizgide durduğunu söylemek yanlış olmaz zira söylemlerinin içeriği bizlere bu siyasi tanımlamayı yaptırır.


………………………….
Bu yaklaşımların sakat ve çağdışı olduğunu görmek gerekiyor, yalnız sorun kişilerin görüp görmemesi değil, dinler gibi millet faktörününde bu anlamda politikaya alet edilmiş bir unsur olduğunu kavramak gerekiyor. Bu durumda millet, din vb sosyal-kültürel yapıları kendi politikasına alet edenler, elbetde her daim bunlar üzerinden kitleyi galeyana getirecek, kitleyi elinde tutacağı hassasiyetler, düşman görüşler, düşmanlıklar yaratacak ve kitleyi kendisine bağımlı, kendisine tapar ve allah başımızdan eksik etmesinci hale getirecek, kısaca güdüleyecek, uyuşturucak ve kullanacaktır.

…………………………………………... Doğru bir tespit, din-millet-inanç-etnik köken vb. bir çok olguyu ortaya atan ve dönemine ve rejimene göre savunan elbette kapitalizm’in kendisidir, amaçta senin belirttiğin gibi kamplaşmalar ve krizler yaratarak kapitalizm’in mutlakiyetini ve sürekliğini sağlamaktır. Bu durumda yoğun bir şekilde millet ve milletçilik kavramını kullanan ve dayatan bir rejim olan ulusalcı olarak adlandırılan siyasetin kapitalist bir sistemi savunduğu ve içerisinde elbette faşist siyasi görüşler barındırdığı da kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda mevcut krizden beslenen taraflardan birisidir faşist cephe içerisinde yer alan ulusalcı siyaset.


………………………….
Dünya da feodal ülkeler yıkılmış yerlerine ise ulus-devlet modelli devletler kurulmuştur. Bu anlamda bu devletlerin faşist olduğunu iddia edemeyiz.

………………………………. Cümlenin öncelinde yapılan tahliller ve önermeler aslında bu cümle ile özetlenmiş oluyor. Bizimde içinde bulunduğumuz coğrafyada batı tarzı bir feodal devlet anlaşıyı ve ümmet yapılanması doğru bir tahlil değildir, keza doğu tipi feodalitede ve teba (ümmet diye tanımlanır Kemalist doktrinde) anlayışında oldukça farklı bir yapılanma mevcuttur, bu yüzden de batı tarzı bir kapitalist devrime uzun bir süre direnmiştir bu unsurlar. Türkiye’de yapılan 1923 burjuva devrimi elbette kaçınılmaz olarak kapitalizm’in erken aşamalarından birisi olan ulus devlet rejimini getirmiştir, daha öncede belirttiğim gibi içerisinde faşist unsurlar barındırıyor olması bu rejimi faşist yapmaz sadece faşist siyasi uygulamaları yaptığını gösterir.

………………………….
Emeryal yayılmayıda milli bir yayılma olarak görme anlayışıda ekonomi-politiklikden yoksun kalmaktır. Eğer emperyalist yayılmalar milli bir amaç temeline dayanıyor olsa idi, bu gün dünyanın tüm gelişmiş, emperyalist ülkelerini katıksız faşist olarak görmemiz gerekir. Onlar dışında kalan gelişmemiş ülkelerin ise henüz ekonomi-politik ve sosyo-kültürel olarak feodaliteyi tasviye edememiş olmaları ve milli unsurun hala öyle ya da böyle belirli ölçeklerde yaşıyor ve aşılmamaış olmasına bakarak da tüm gelişmemiş ülkeleride faşist olarak nitelememiz gerekirdi. Tabloya böyle baktığımızda dünya da faşist olmayan bir ülkeden bahsetmek neredeyse imkansız hale gelir. Emperyalist yayılmanın temelinde ekonomik sömürü yatar. İster kendi yayılmacı politikalarını benimsetmek ve bu doğrultuda meşru zemin bir onay almak için kendi toplumları içerisinde dönemsel olarak dini, isterse yine aynı anlama gelmek üzere milleti kullanıyor olsunlar, burada amaç ekonomik sömürü ve ona maddi ve manevi bir zemin oluşturmak temeli var ise bu faşist değil, emperyalist, kapitalist(sermaye birikimi ve servet adına kaynak sömürüsü) bir yaklaşım ve yayılmadır denebilir. Hayır öyle değil ama coğrafyaya salt ırka ve millete dayalı, yayıldığı her bölgede başka mileltleri sindiren, asimile eden veya tarihsel gerçeklikten kopartıp, tarihsel olarak yok olmaları temelinde yürütülen uygulamalar ise, buna da emperyal ya da emperyalist yayılma denemez, buda faşist yayılmadır.

……………………………………………. Kapitalizm’in bir aşaması olan emperyalizmi milli olarak tanımlamak elbette yanlış bir tahlildir. Emperyalizm’i faşist olarak görmek ise yanlış bir tahlildir, keza ileride olacak olan bu yapılanmanın içerisinde ne kadar faşist bir rejim barındıracağı meçhuldür. Yüksek oranda faşizmi barındıracağı ön görülmektedir fakat bölgesel olarak bütün dünyada faşist rejimin hakim olacağını söylemek doğru bir tespit değildir. Tabloya baktığımızda ise kapitalist ülkeler dahil olmak üzere örtülü yada açık şekilde değişik dozajlarda faşist siyasi uygulamaları kullanmayan ülke neredeyse yoktur. Bu bağlamda ‘’ ……….. burada amaç ekonomik sömürü ve ona maddi ve manevi bir zemin oluşturmak temeli var ise bu faşist değil, emperyalist, kapitalist(sermaye birikimi ve servet adına kaynak sömürüsü) bir yaklaşım ve yayılmadır denebilir.’’ Tanımlaman tamamen doğrudur, ayrıca burada coğrafik olarak faşist siyasi unsurların kullanılmasıda karşılaşılan dirençle doğru orantılıdır. Faşist bir yayılma olamaz ancak faşist siyasi rejimi kullanarak yayılan bir kapitalizm olabilir ki zaten günümüzde gelinen noktada budur.

………………………….
Ulusalcı olduğunu iddia edipde ulusların kendi kaderini tayin hakkını karşıt bir görüşle tartışmaya açanlar ulusalcı olamamışlar demektir. Milliyetçilik akımları ile yayılan ve ulus devletlerle sonuçlanan burjuva devrimler dönemini düşündüğümüzde, bu burjuva bir hak olarak açığa çıkmıştır. Bu anlamda ulusalcılığın ölçütlerinden bir taneside ulusların kaderlerini tayin hakkına saygı duymak ve ulusların kendi kaderlerini belirlemelerine karşı onları sindirme, asimile etme, yok etme yoluna başvurmak değil aksine yerine göre destek sunmak, yardımcı olmak olmalıdır.

Bu anlamda ulusalcı olmak ile üst paragraflarda kabaca geçtiğim İttihat terakki yapılanmasının kendi içinde darbeci, ortaçağdan miras otokratik yönetim ve merkez, topluma karşıda faşist bir yapılanma anlayışının sahte varlık koşullarına tabi olmak arasında derin bir fark vardır.

………………………………………... UKKTH (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=12512) kavramının günümüzde geldiğimiz noktada sık sık her yönde kullanılıyor olması oldukça karışık bir algılamaya da yol açmıştır toplumda. Kesinlikle burjuva kökenli ve istemli bir söylemdir UKKTH. Ulus devlet algılayışının sürekliliğini sağlamak adına savunulmaktadır günümüzde çıktığı noktadan oldukça uzağa düşerek elbette. Bu bağlamda senin önerdiğin ulusalcıların emperyalist beklentilerden uzaklaşması doktirini özüne ters bir istemdir, kapitalizm’in evrimine ters geldiği gibi sermayenin tekelleşmesi ve tröstleşmesi isteğinede ters olduğu için küçük burjuva sınıfının siyasi rejimi olan ulus devlet aşamasından tekelci sermaye olma özlemi sonucunda gitmek istediği bir üst rejimlerdende vaz geçmesi anlamına gelir.

………………………….
Yine de ulus-devlet sorunlarını aşmak ve çağdaş, demokratik ülke ve toplumsal yapıya kavuşmak bana göre üst perdeden söylem yada salt kültürel bir sorun gibi ele alınamaz. (yani insanların fikir ve düşüncelerinden hareketle faşist olarak isnat edilmesi ya da damgalanması toplumsal ve iletişim alanları açısından hem töhmet altında bırakıcı hemde demokratik, ifade özgürlüğü temelinde bir tutum olarak düşünülemez, tersinden belkide buda ayırt edici özelliklerini kaybettiğimiz faşist kelimesini kendimizede esas aldığımız bir yaklaşım olabilir) Ulus-devlet, vatan-millet sorunları ve edebiyatını aşmak feodal üst yapınında tasviyesi ile doğru orantılı işleyecek bir süreçtir. Bir ülke ekonomik bağımsızlığını henüz sağlayamamış ise bu feodaliteyi henüz tam anlamıyla tasviye edememiş olduğunu, bilhassa da ekonomik gelişim sürecini tamamlayamamış olduğunu gösterir. Ümmet ve din istismarı üzerinden siyasal partiler kapitalist bir dünya da hala tek başına iktidar olabiliyorsa, ister istemez milli varlık söylemi kendiliğinden bir yer ediniyor demektir. Bu yansımalar tamamen politiktir ve bir tarafda din diğer tarafda ise millet istismarcılarını yaratacaktır ve her milli söylemi faşist olarak damgalamak bana göre objektif koşulların görmezden gelmek demektir. Ulusalcılar faşist ise ümmetçiler köhne gerici, oligarşik(günümüz açısından faşist) olmalıdır. kapitalist-emperyalizmden yana olanlarda, yayılmacılığın millet ve coğrafya ötesi olduğuna göre onlarda faşisttir. Sosyalistlerde sosyal faşisttir. Faşist olmayan kimse kalmamıştır denebilir.

……………………………………. Küçük burjuva sınıfının yönetimi olan ulus-devlet rejiminin kapitalizmin evrimsel gerçekliği neticesinde 1960 askeri darbesi ile liberal bir yapıya ardından 1980 askeri darbesi ile küresel sermaye ile entegrasyonu sonucunda tekelci bir yapıya büründüğünü daha önceki mesajlarımda yazdım. Bu açıdan günümüzde yaşanan faşist yaptırımların sadece ulusalcı denilen siyasi kitleye yönelik olarak algılanması ve yaşananların yok sayılması bu siyaseti savunanların en büyük yanılgısıdır. Sermayeyi milli olarak tanımlayıp diğer sermayelerle olan ilişkisini ve çıkarını göz ardı edip, feodaliteden kurtulmamış yarı bağımlı bir sınıf olarak tanımlamak ta işte yukarıda bahsettiğim aşamaları göz ardı ederek konuya sadece belli bir sınıf ekseninde siyasi söylemde bulunmaktan kaynaklanmaktadır. Faşizmi kapitalizm’in bir siyasi rejimi olarak görmeyipte sadece küfür olarak algılamak ancak ‘’Sosyalistler de sosyal faşisttir’’ çıkarsamasına getirir ki buda ulusalcıların geldiği faşist noktayı kapatmaya yetmeyen bir mesnetsiz önerme olarak havada kalır.

………………………….
Anti-emperyalist olma meselesinde de ulusal yaklaşımlarımızla ilgili bir iki şey söylemek istiyorum, emperyalizm dediğimiz milli bir yayılma ve milli bir karşı koyuş değildir. Savunulması gereken milli bağımsızlık değildir, ekonomik bağımsızlıktır. Milli bağımsızlık zaten TC kurulduğunda elde edilmiştir. Bu anlamda milli bağımsızlık sorunu olan Türkler değil Kürtlerdir……………………. Özetle ulusalcılık denilen küçük burjuva sınıfının rejimi olan devlet anlayışının içerisinden sadece milliyetçilik kavramını çıkarmakla onu ne anti emperyalist yapabilirsin nede bir bütün olan kapitalizm’in bir parçası olan bu rejimin temsil edildiği sınıfın ortadan kalkmasının önüne geçebilirsin. Milli sermaye olarak adlandırılan sınıfın aslında 1950’lerin ortasından itibaren diğer milli sermayelerle bütünleşerek ve işbirliği yaparak nasılda tekelleştiğini görmeden ve bu yeni sermayenin (küreleşmiş ve milli bir içerik barındırmayan) artık kaçınılmaz olarak tröstçü bir sermayeye dönüşmesini görmezden gelerek ulusalcı denilen küçük burjuva sınıfını kurtarmak kabil değildir.

Bu aşamada Kürt’lerin kendi ulus devletlerini kuracağını sanmakta en basit tabirle yanılsamadan ibarettir. Kurulacak olan yeni iki (üç olabileceğide konuşuluyor) devlette aslında tröstçü sermayenin çıkarları doğrultusunda politikalar üretecek ve uygulayacak olan bir ara rejimden öteye geçemeyecektir. Netice itibari ile ekonomik bağımsızlık tanımı oldukça geride kalmış bir siyasi söylemden öteye geçmemektedir, coğrafyamızdaki ‘’yabancı’’ olarak adlandırılan (yada sömürgeci) sermayenin iktisadi yatırımlarını söküp ülkesine götürmesini beklemek yada onları millileştirmek ancak milli sermaye olarak adlandırılan sınıfın ‘’yabancı’’ ülkelerdeki iktisadi yatırımlarını benzer bir sonla tanımlamakla mümkün olabilir ki buda söz konusu tekelci sermayenin çıkarlarına ters olduğu içindir ki ulusalcı denilen siyaset ve onun temsil ettiği sınıf tasviye edilmektedir, yukarıda da belirttiğim gibi bunu algılamayan yada sınıfsal çıkarları neticesinde görmezlikten gelen ulusalcı siyasetin en büyük yanılsamalarından birisidir.

............

Benimkisi sadece görüş belirtimidir, ……... Eyvallah benimkiside sadece görüş belirtimidir ve konuları şahsileştirmenin kimseyede faydası yoktur sana katılıyorum sevgili spartacus.

Jolly Jocker
04-04-2011, 20:48
Solcu görünen ulusalcı faşistin dikkate almak ve yanıtlamak gereken bazı görüşleri var. Bunlardan biri, kemalizmi eleştiren herkesin liberalizmin etkisinde kaldığı, bizim de liberal olduğumuz şeklinde. İddia sahibine şu an küfrü basmak yerine açıklama yapmayı tercih ediyorsam bu forum sakinlerine saygımdandır bunu da belirteyim. Zira ateist forumun ulusalcı ve Atatürkçüleri zamanında liberallerle bir olup komünizme karşı saldırı yaparken onlara yanlış yaptıklarını defalarca söyleyip ittifak bile teklif etmiş, dinciler ile liberallerin gerçek yaşamda ittifak olduğunu belirtmiştim. Seneler önceydi. Daha sonra modlarından biri bu durumu bir iletisinde itiraf da etmişti zaten. Liberallerle ve liberalizmle olan mücadelemi beni çok eskiden beri tanıyan bu siteden bazı arkadaşlar da bilir. Hal böyleyken bu ulusalcı oportünistin beni liberallikle suçlaması baştan aşağı çamur atmak kapsamında değerlendirilmeli. Onunla anladığı dilden de konuşurdum ama -her ne kadar laf edip dursa da- bu forumun adminlerine dua etsin! Tabi kendisi bu açıdan rahat, çünkü onun yer aldığı forum her küfrün rahatça edilebildiği ''ringonun ahırı'' türünden bir yer.

Her neyse, konuya gelelim... Ulusalcılar da liberaller de kendilerini desteklemeyen herkesin diğer tarafı desteklediğini iddia edip yaftalama yoluna gidiyor. Liberal solda değilsen hemen milliyetçi, orducu, darbeci, ergenekoncu diye yaftalanıyorsun; ulusalcı solda durmadığında da hemen liberallikle, dincilerle bir olmakla v.s. yaftalanıyorsun. Onlara göre sol sadece iki kanattan oluşuyor: Liberal sol ve ulusalcı sol. Ya birindensin ya diğerinden. Ama bu kurgunun gerçekle hiçbir alakası yok! Düzenin liberal ve milliyetçi kanatlarına soldan destek olup kuyrukçuluk yapmak üzerine siyaset geliştirmiş bu iki burjuva sol fraksiyon da bağımsız devrimci bir sınıf siyaseti gördüğünde hemen yaftalama ve yok etme yoluna gidiyor. Oysa liberal sol ile ulusalcı solun ortak noktaları çok fazladır ve aralarındaki karşıtlık da ancak devrimci solun yokluğu koşullarında vardır. Devrimci sol ortaya çıktığında bu iki burjuva sol fraksiyon birleşiverir. Zira ikisi de piyasaya, devlete, orduya, militarizme, sınıflı topluma karşı değildir. İkisi de pasifist, parlamentarist, reformist ve legalisttir. Devleti yıkmak, üretim sistemini kökten değiştirmek gibi hedefleri yoktur. Yani devrim ve sosyalizm hedefleri yoktur. Devrim için savaşmaktan ölesiye korkarlar. Biri, mevcut sömürü düzeninin daha da liberalleşmesini istemekte, diğeri de aynı sömürü düzeninin biraz daha sekülerleşmesine vurgu yapmaktadır. Biri AKP'nin öbürü CHP'nin kuyrukçuluğunu yapar. Biri emperyalist projelerden demokrasi bekler, diğeri de ordunun faşist darbelerinden bağımsızlık. Aralarındaki fark bundan ibaret. ''Sen mi yiyeceksin, ben mi?'' yarışı. Oysa bu iki burjuva sol fraksiyona da ''Ne o ne bu!'' diyerek, ''Yesinler birbirlerini!'' diyerek taraftar olmayan ve sokaklarda bağımsız bir devrimci siyaseti örgütlemeye uğraşan devrimciler de var. Biz ne ulusalcıyız ne liberal. Marksist devrimcileriz. Deniz'in, Mahir'in devrimci yolundayız.

Oportünistin bir diğer iddiası da ulusalcı cephenin aslında solcu olduğu ve hakiki demokratlardan oluştuğu! Her konuda ceberut devletin resmi tezlerini savunup orducu-militarist tutum alan ''demokratlar''! Darbeler konusundaki tavırları ''İstemem yan cebime koy''un ötesine gitmeyen, yeni bir 27 Mayıs veya 28 Şubat olsa alkış tutacak ''demokratlar''! Herşeyden evvel, burjuva devletin NATO'cu, darbeci, kontracı ordusundan ilericilik bekleyen, onu ''laikliğin son kalesi'' ilan eden ''solcular''! Mahir ve Deniz'in hep vurguladığı gibi devrimcilerin kendi özgücüne dayanarak mücadele etmesi yerine, ordu ve CHP başta olmak üzere hep başkasının kuyruğuna takılan ''devrimciler''! Mahir'in ve Deniz'in ne mücadele yöntemlerini ne de örgütlenme anlayışlarını benimsemeyen ama onların adını kullanarak sömürmek isteyen ''ilericiler''! Nazım'ın kurtuluş savaşını -doğal olarak- övdüğü şiirlerini alıntılayıp onu ulusalcı gibi göstermeye kalkan, onun komünizmi, enternasyonalizmi, hatta Stalin'i öven şiirlerini görmezden gelen ''Nazım'cılar''!

Sevsinler sizi!..

Son olarak, oportüniste sormak lazım, -farklı çizgilerde olsalar da- ne ulusalcılardan nede liberallerden yana tavır koymayan, kendi bağımsız çizgilerini yükseltmeye uğraşan şu örgütlerden hangisi ''Liberal solun ağzıyla konuşuyor?'': DHKP-C, MLKP, TKP-ML/TİKKO, ÖDP, EMEP, Halkevleri, Devrimci Hareket, TKİP, DİP Girişimi, EHP, SP, MKP/HKO, HDÖ. Bunlardan hiçbiri kemalizm övgüsü yapıp ulusalcı cephe hayalleri kurmuyor. Liberalizme nasıl karşılarsa ulusalcılığa, devlete, orduya da aynı şekilde karşılar. Peki hangisine kalkıp da ''liberal'' diyebilirsin?

taylan
04-04-2011, 23:49
DHKP-C, MLKP, TKP-ML/TİKKO, ÖDP, EMEP, Halkevleri, Devrimci Hareket, TKİP, DİP Girişimi, EHP, SP, MKP/HKO, HDÖ. Bunlardan hiçbiri kemalizm övgüsü yapıp ulusalcı cephe hayalleri kurmuyor.

Ne güzel kurmasınlar da zaten. Bir sürü fraksiyon. Bin bir parçaya bölünmüş bir sol. Kendi içinde bile birleşemeyenler bir cephede nasıl birleşecek ki?

Kemalizmi eleştirmenin ne yeri ne de zamanı. Hele faşist diye yaftalamak, insanları zan altında bırakmak bir sosyaliste yakışmıyor. Devlete, orduya ve ulusalcılığa karşı olan bir örgütlenme bu ülkede asla taraftar bulamaz. Bu kavramların sağ zihniyet tarafından kirletilmiş olması onların değerini azaltmaz. Sizlerin de düşlediği düzende bir devlet, bir ulus ve bir ordu olacak. Militarizmin en keskin halini de gördük örneğin 1996 1 Mayıs'ında. Kadıköyde uygun adım üniformalı yürüyenleri.... Demek ki devrimci solun kafasında da baya militarist bir sosyalist düzen var. Ceberrut da olabilir belki. Çünkü çiçekler dahil tepelenmişti o gün.

Tekrar belirtmek isterim, sürekli olarak ulusalcı faşist terimini kullanmanızdan rahatsız oluyorum.

spartacus
05-04-2011, 00:47
Sevgili güneşinzaptıyakın, bu tür konulardaki hassasiyet nedeniyle yazarken hayli zorlanıyorum, hem siyasal argümanlardan kaçınmak, hemde kişisel argümanlara düşmemek, benim açımdan yazıyı uzatıyor ve zorlaştırıyor.

Herkes birbirine isnatlarla atışabilir, yine de ister tarihsel ister teorik yazınlar olsun, bu tür yazınlarda kişiselliğin ön planda olması (isterse cevap olsun) bana göre objektif bir tutum değil(bunu kişisel söylemiyorum, kişiselliğin ön planda olmasıyla söylüyorum, yani bu bir tahlil denebilir.) Olsa, olsa bunun adına ağız kavgası diyebiliriz ve bu gün toplumsal iletişim alanlarında en çok tercih edilen bir hal almıştır. Türkiye'deki hemen, hemen her görüş en çok ağız kavgasından çekti, ortada bir dolu külliyat, boş ve kof bir içerik. William Sheridan Allen yapmış olduğum alıntıda faşizmin, popülist çalışma yöntemine basit bir örnektir. Yine de dediğim gibi İttihat terakki modeli Türkiye'de tekrar hayata geçmiştir ve zırt-pırt derin devlet denilen aslında bu çekirdek modeldir. Dönem dönem siyasi alanda otokratik etkinlik, dönem dönemde yer altında popülist söylemlerle kitlesel galeyanlar örgütlemişlerdir. Her dönem sahnededirler ve bulundukları mevzileri hiç bir zaman terk etmemişlerdir. Bu modelde örgütlenme salt milliyetçi görünen bu faşist yapıları da kapsamaz, birbirini boğazlayan dincilerde aynı model örgütlenmeye sahiptir. örneğin Hizbullah tamda bu örgütlenmenin dinsel tercihini gösterir, din ve millet yapılaşmasının merkezi ise ortaktır, bu faşist yapılanmadır. İkiside aynı merkezden yönetilir ve örneğin Hizbullah'ın Diyarbakır'da merkezi yönetimi Hanefi Avcı ile birlikde yürütülmüştür (FG cemaatinin kadrolaşmasını ise bunlardan bağımsız görmemek gerekir.!). Çalışma yöntemleri faşisttir. Örgütlenme biçimleri ise otokratiktir. Hizbullah ilim ve menzil diye 2 gruba ayrılıyor, ilim grubu, menzil grubunu yok ediyor... Bu başlık bu konuları içermiyor, haliyle Hizbullahından, Jitem'ine, Hanefi Avcısından, Yeşil, Veli Küçük'üne kadar bu yapılanmaya burada giremiyoruz. Bunlar vatan, millet, din zırhı altında çekirdek devlet örgütlenmesini temsil ediyorlar. Pratikleri ise bilenler için fazlasıyla ortadadır, çek-senet-mafyacılığından, uyuşturucu, silah ticaretine, kiralık katillikten, şantaja, bir çok faili meçhule, korku toplumu yaratmaya kadar geniş bir yelpaze sergiliyor.

Süreci değerlendirdiğimiz de, Türkiye'de, bir zamanlar ister solcular diyelim, ister yurtseverler, ister devrimciler, ulusal ya da yurtsever siyaseti milliyetçi, ırkçı bir potada değil ulusal, bildiğimiz en genel politik anlamıyla kavramışlardır. Yani amaç ırk ve buna bağlı politik bir baskı sistemi kurmak değil, bağımsızlığı kazanmak anlamıyla, ulusal bağımsızlık temeline oturtulmuştur. Birinci dünya savaşında ulusal bağımsızlık söylemi ulusal örgütlenmeyi gerektiriyordu ve feodalizme karşı devrimci örgütlenmenin kitlesel yapısını temsil ediyordu. Yani dünya ve dönemin koşullarına(konjonktür) bakmadan yargı oluşturmamak gerekir diye düşünüyorum. Burada politik argümanlar yerine normal dil kullanarak ifade etmeye çalışıyorum, osmanlıdan ayrışan tüm halklar milli mücadele ile bunu başardılar, Kürtler ise Anadoluyu savunma dönemlerinde kardeş toplum iken sonrasında yok sayılmış, dili, kültürü yasaklanmış bir halk haline getirildi, işte bu uygulama zaten faşizmdir, ama bir çoklarının yanıldığı gibi emperyalizm değildir bu, bu faşist bir uygulamadır. Kimliği ne olursa olsun bir halkın bir başka halka zulmetmesi hiç bir koşul altında tasvip edilemez ve bu asimilasyon, sindirme, yok sayma halini almışsa bu tamamen faşist bir uygulamadır, zaten konu millet oldu mu faşizm başka nedir ki?

O dönemler ise devrimler çağıdır ve bu devrimleri ulusal karakterinden dolayı nasıl ki faşist göremezsek örgütlülüğü ve hedeflerini de faşizm olarak değerlendiremeyiz. Bu mücadeleler elbetde hem politik, hem teorik hemde ideolojik birikimler, kurumlar ve modeller, tarih yaratmıştır.

Türkiye ise ulusal bağımsızlık atmosferinden bir anda çıkmamıştır. Din ve millet olgusu ise faşist yapılanmalar tarafından sonuna kadar kullanılmıştır. Bu kullanım ise malesef popülist söylemlerle örgütlenmiştir, içi boş ve koftur. Ulusal bağımsızlığı öngörmez, bağımsızlığıda öngörmez, yaratılan tabular üzerinden faşizm kültürünü oluştururlar. Yine görüyoruz ki anti-emperyalist söylem ve ulusların emperyalizmden bağımsızlığı yine ulusal söylemler taşımıştır çünkü o zamanlar emperyalizm ulus ötesi ve yine ulusal bir hakimiyet olarak görülüyordu, her işgal edilen coğrafya bir milli nüfuz bölgesi olarak ele alınıyordu.. haliyle bu duruma karşı milli kalkışmalar hem doğaldır, hem de faşizm karakteri taşımaz(sonradan dönüşme potansiyelide taşır tabi) ve hala değişen koşulların ayırdımında olmayan ve aynı kalkışmaların atmosferini aşamamış görüşlerde faşist olarak nitelenemez. 1960 lar süreci bilinen bir gerçektir ve o süreç anti-emperyalist olduğu kadar anti-faşist bir örgütlenme sürecidirde.

Bu gün ise ulusalcı olduğunu söyleyenler milliyetçilerle birlikde hareket ettikleri an, bir dolu popülist söylemle sapma eğilimi göstermişlerdir. ulusalcılarda çeşit çeşittir, 1960 ların yurtsever geleneği üzerinden anti-emperyalist söylemlerle yoğrulmuş ulusalcı ile, milliyetçi söylemler üzerinde duran bir ulusalcıyı aynı kefeye koyamayız. kişi-birey tahlili üzerinden ise yazışmalarda elimize hiç bir şey geçmez. Yine burada öncelikli sorun ilke sorunudur ve ilke sorunu dediğimiz sorun her düşünce ve görüşü kapsar. örneğin AKP nin bazı uygulamalarına katılıyor olduğumuzda dahi önce ilke sorunlarını aşmak gerekir. İlke sorununu aşmadan güncel politik durum itibariyle kısa vadeli kazanımlar adına, dar görüşlülüğüde aşmış olmak gerekir. Eğer gelecek bir uygulama da tüm toplumun yararına ise şovenist ya da bazı popülist söylemlere kapılmak ve ne pahasına olursa olsun her şeye karşı çıkmanında ölçütsüzlüğü ortadadır. ilke ve tahlilleri iyi belirlemek gerekir. Yine bazı ulusalcıların sözde AKP'ye karşı ırkçılarla aynı saflarda ve aynı politik potada birleşmesi ilke sorununu aşamamak olduğu gibi bu bir şuur kaybıdır, politik meyillenmedir. 1960 lardan gelen yurtsever ya da ulusal söylemler anti-faşist bir yapıya sahipti, ulusal bağımsızlık kavramı milliyetçilik, ırkçılık içermiyordu. yani bu bir dönem gelenek halini almış, sonra terkedilmiş, bu gün ise aslında sürdürülemiyor ve geleneğe bağlı kalanlar veya o görüşde olanlar nereye savrulacağını şaşırmış, sürekli gel-gitler arasında kalmıştır. Milliyetçiliğe doğru kayanlarda sözkonusudur fakat o gelenekle bağları inorganiktir, yurtsever-ulusal söylemlere bağlı gelenek 1980 darbesinden sonra ağırlıklı olarak ulusal söyşemden çekilmiştir. tabi tarihde bıraktıkları politik ve teorik etki ise bir anda bitmeyecektir. Bir tarafda nasıl ki önce MDD terkedilmiştir diğer tarafdan da Ulusal demokratik halk devrimleri söylemleride terkedilmiştir.

Faşizm için ise önce korku toplumu yaratmak gerekir. toplumsal bir tahlil yapmak gerekirse, Türkiye'deki faşist örgütlenme resmi kurumlarda ve başka başka alanlarda kadrolaşmış düzeydedir, bu ve buna benzer yapıların oluşturmaya çalıştığı korku toplumu anlayışı, kim ve nereden geliyorsa gelsin bir tarafından tutuluyor ya da ortak olunuyorsa; bu faşizm kültürüne hizmettir diyebilirim. fakat bu kimseyi faşist adlandıracağım anlamına gelmez, korku toplumu yaratılıyorsa elbetde bunda amaç toplumsal bir korkudur haliyle temelde korkanlar değil, faşist olan korkutanlardır. yeri geldimi darbe örneklerinde görüldüğü gibi korkanlarında gözünün yaşına bakmazlar, destekledikleri korku kültürünü yaratanlarca, kurban edilirler. 80 darbesi gibi okul kitaplarından felsefe kaldırılırken, din zorunlu hale getirilir. darbeden medet ummak ise ittihat terakki geleneğinin etkisi altında kalmak ve sürdürmekten başka bir şey değildir, bu konuda aklı başında bir ulusalcıya rastlamak ise hiç kolay değildir.


Yukarıda açıkladığım gibi sende faşist sözcüğünü bir küfür olarak algılamışsın ve bu yönde yorum yapmışsın .....


Kişiye hitap ayrı bir şey uygulamaların tahlili ayrı. Tabi kişilerin birbirlerine hitabında kullanım kişisel bir hitap ise ben buna küfür değil daha çok muhatabı sindirmek yaklaşımı olarak bakıyorum ve tasvip etmiyorum. Bu sindirme ve susturma bana kötü şeyler çağrıştırıyor ve sözüm meclisden dışarı, kimseye değil,, yine görüşüm bu.


UKKTH (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=12512) kavramının günümüzde geldiğimiz noktada sık sık her yönde kullanılıyor olması oldukça karışık bir algılamaya da yol açmıştır toplumda. Kesinlikle burjuva kökenli ve istemli bir söylemdir UKKTH. Ulus devlet algılayışının sürekliliğini sağlamak adına savunulmaktadır günümüzde çıktığı noktadan oldukça uzağa düşerek elbette. Bu bağlamda senin önerdiğin ulusalcıların emperyalist beklentilerden uzaklaşması doktirini özüne ters bir istemdir, kapitalizm’in evrimine ters geldiği gibi sermayenin tekelleşmesi ve tröstleşmesi isteğinede ters olduğu için küçük burjuva sınıfının siyasi rejimi olan ulus devlet aşamasından tekelci sermaye olma özlemi sonucunda gitmek istediği bir üst rejimlerdende vaz geçmesi anlamına gelir.


UKKTH'na o yazdığım bölümde teorik değil ilke temelinde yaklaşmak gerekir. örneğin geçmiş devrimci gençlik hareketi, ulusal söylemlerde -böyle her ulusal söylemi faşist diye nitelemeyi bir yana bıraktığımızda- aslında Türkiye'deki ulusal devrimi yansıtır ve bunun karakteri ise zaten burjuvadır. Milliyetçi akımların çıkışı ve yayılışı nasılki burjuva akımlar dönemi ise ve nasıl ki sonrasında kurulan devletler ulusal bir yapıya sahipse ve devrimlerin karakteri ulusal ise bu sorunda burjuva-ulusal karakteri yansıtır. Bu anlamda pratik ve yakın tarihe baktığımzıda o dönem UKKTH'nın ilke olarak kabul edildiği görülür. bu anlamda değil o gün,, bu gün dahi bu ilke geçerlidir. Aksi taktirde ulusalcı yada yurtsever olmanın milliyetçi mecralara akmaktan başka bir anlamı kalmaz ve örneğin geçmiş devrimci geleneğin sürdürüldüğü söylemi bir hikayeden ibaret kalır. Dibindeki halklara özgürlük ve bağımsızlık istemeyenler hiç bir zaman ulusal bağımsızlıkcı olamazlar, ilke açısından önce dürüst olmak gerekir.


Faşizmi kapitalizm’in bir siyasi rejimi olarak görmeyipte sadece küfür olarak algılamak ancak ‘’Sosyalistler de sosyal faşisttir’’ çıkarsamasına getirir ki buda ulusalcıların geldiği faşist noktayı kapatmaya yetmeyen bir mesnetsiz önerme olarak havada kalır.


örneğin 1980 öncesi TKP sosyal faşist olarak görülüyordu. Oysa faşizm eninde-sonunda bir yönetim biçimidir ve bunu diyenlerinde devrim modelleri Ulusal devrimlerdi. yada yine ulusal bağımsızlık söylemi ön sıralarda yer alıyordu. Bu anlamda milli kelimesinin ideolojik-politik temelde iki karakteri var o yüzden bu karakterler ve gerekçeleri birbirine karıştırmamak gerekir. karıştırılırsa, örneğin isnat üzerine dayalı sosyal paylaşım platformlarında, kişinin düşüncesi ne olursa olsun, eğer yafta ve isnat temelli susturma ve sindirme özelliğine sahipse, bu taraflar açısından birbirlerine faşist deme sonucunu doğurur. orada ayrımsız dile getirdiğim bu pratik sonuçtur. Etiketin ise hiç bir önemi olduğunu düşünmüyorum, mesele kim ve hangi düşüncede olursak olalaım iletişim alanlarında kişisel bazda bu duruma düşmemektir. Yoksa politik tahliller yada kişiyi değil konuya bağlı siyasal adlandırmalar elbetde sorun oluşturmayacaktır. Ulusalcıyım diyene peki ulusalcı denir, liberalim diyene peki liberal denir, sosyalistim diyene sosyalist denir, ama ne liboş denmeli, nede her fırsatda ittihat terakki kafa yapısını aşmamış düşüncelerin yüzyıl geçmişde kalmış kapalı yaklaşım tarzları ile herkese şeriatçı denebilir... Kişi neyim diyorsa, ona öyle hitap edilmeli, zaten herkesin kendisini temsil eden bir iletişim ismi-nicki var.

Bir örnekle, A düşüncesinde ki 3 kişi bir araya gelince bir masabaşında tüm dünyayı A yaparlar, bir gün sonra birbirlerine düşerler... Tüm görüşler için bu böyle ve bu bir hastalık haline geldi. Egoyu aşmakda gerekiyr, karşıt fikirleri bırakalım aynı görüşdekiler bile paylaşamıyor, yani bu davranışalrı artık her alanda yıkmanın vakti geldi de geçiyor bile :)

hako
05-04-2011, 01:02
Varamadığınız hedeflerin acısından doğan olayları çarpıtma huyunuz sebebiyle asla gerçek düşmanı göremediniz. 68'lilerin içinden AKP'ye koltuk değneği olan çok.

Sahte Atatürk'çülerden çektiğinin 2 mislini Atatürk'e düşman olan devrimci(!)lerden çekiyor bu memleket. Hanginiz gtü sıkıpta yoktan bir ulus yaratabilirdi acaba ?

Jolly Jocker
05-04-2011, 01:42
Kemalizmi eleştirmenin ne yeri ne de zamanı. Hele faşist diye yaftalamak, insanları zan altında bırakmak bir sosyaliste yakışmıyor. Devlete, orduya ve ulusalcılığa karşı olan bir örgütlenme bu ülkede asla taraftar bulamaz.
Kemalizmi eleştirmenin zaten ne zaman yeri ve zamanı oldu ki? Hep bir bahaneyle eleştiri üstü tutuldu bu akım. Oysa tam da eleştirilmediği için burnumuz çamurdan çıkmıyor. Eleştirilmediği için, her sorunun çözümü kemalizm sanıyoruz. Oysa sorunlarımızı yaratan ana bataklık o.

Devrimciler arasında Mahir Çayan gibi öne çıkanlar isabetle tespit etmişlerdir ki TC devleti emperyalizmin yarı sömürgesi durumda bulunan faşist-oligarşik bir diktatörlüktür. Ordu gerek darbeleri gerekse kontra örgütleri, faili meçhulleri ve işkenceciliğiyle ne mal olduğunu defalarca kanıtlamıştır. Bunlara karşı çıkmadan devrimcilik iddia edebilmek mümkün değil. Faşist-oligarşik devleti o veya bu gerekçeyle savunan herkes faşizmin o veya bu derecede işbirlikçisidir, destekçisidir. Kendine ulusalcı diyen güruh, devleti, onun ordusunu, yargısını, bürokrasisini çeşitli gerekçelerle sürekli savunup resmi ideolojinin milliyetçi tezlerini tekrarlayıp duruyor. Kendine 'kızılelma'da müttefik olarak ülkücüleri seçen bir zihniyetten bahsediyoruz sonuçta. Bizim orada faşiste faşist derler. Burada hakaret ya da yafta değil, açıkça görünen bir siyasi yönelimin adı konuyor.

Tekrar belirtmek isterim, sürekli olarak ulusalcı faşist terimini kullanmanızdan rahatsız oluyorum
Ben de ulusalcı faşistlerin sürekli Deniz'in, Mahir'in, Nazım'ın adını kullanmalarından, kendilerini devrimci ve ilerici olarak, halkçı ve solcu olarak sunmalarından, yani sürekli yalan söylemelerinden rahatsız oluyorum. Ne olacak şimdi?

Şunu anlamıyorsunuz; sizin, bizim de AKP'ye karşı olmamız yüzünden size karşı olmamamız gerektiği türünden bir düşünceniz olduğu anlaşılıyor. AKP bizim için bağımsız bir güç değildir. Emperyalizme ve sermaye sınıfına bağımlıdır. Yani ipleri ulusalcılarla aynı yerdedir. Ulusalcısı da liberali de dincisi de sağcıdır ve devletçidir. Tümü düşmanımızdır.

Jolly Jocker
05-04-2011, 01:48
Varamadığınız hedeflerin acısından doğan olayları çarpıtma huyunuz sebebiyle asla gerçek düşmanı göremediniz. 68'lilerin içinden AKP'ye koltuk değneği olan çok.
Bizim en azından hedeflerimize varmak için ölümü göze alıp verdiğimiz bir mücadelemiz var. Bedel ödeyerek ayakta tuttuğumuz, sadece kendi özgücümüze dayandığımız bir militan ruhumuz var. Sizde ne var? Aramızdaki fark Cumhuriyet Mitingleri ile 1 Mayıs alanı farkı gibi. Siz dışarı milyonlarca kişi çıkıyor ama iktidarı hiç rahatsız edemiyor, sonrasında da usulca dağılıyorsunuz. Biz ise birkaç bin kişiyle iktidarı tir tir titretiyoruz. Öyle ki kaç yıldır Taksim'i bize vermemek için devlet adeta olağanüstü hal ilan ediyordu. Ama söke söke aldık. 68'lilerin içinden AKP'ye de CHP'ye de, liberallere de kemalistlere de koltuk değneği olan çok. Sen şu an kimseye koltuk değneği olmayı kabul etmemekte direnen bir solcuyla konuşuyorsun. Konumuz tam da bu zaten.

Sahte Atatürk'çülerden çektiğinin 2 mislini Atatürk'e düşman olan devrimci(!)lerden çekiyor bu memleket. Hanginiz gtü sıkıpta yoktan bir ulus yaratabilirdi acaba ?
Devrimciler fazlasıyla etkisiz, bu yüzden kimsenin bizden çektiği yok. Memleket sizin kendi aranızdaki tepişmeden çekiyor sadece. G.tünüzü sıkıp ulus devlet yaratabilmek için yaptığınız katliamların, döktüğünüz kanın, çevirdiğiniz alaverenin haddi hesabı yok. Soykırım bile yaptı sizin zihniyetiniz. Değdi mi bari? Ulus devletinizdeki şanlı ulusunuzun ezici çoğunluğu, yani emekçi sınıflarımız fakirlik sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. Siz hala vatan, millet, bayrak edebiyatıyla entelektüel mastürbasyon yapadurun.

Poyra
05-04-2011, 01:54
Bu Freddie'den korkulur :-)

ulpian
05-04-2011, 02:27
Başlık maalesef en baştan beri bence gereğinden çok yüksek bir hararette seyrediyor. Faydası olacağını sanmıyorum, ama kullanılan dil ile ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.



Ulusalcısı da liberali de dincisi de sağcıdır ve devletçidir. Tümü düşmanımızdır.

Örneğin ben liberalim. Fakat, bilfiil şiddet kullanmayan ve beni zorla susturmaya çalışmayan hiç kimseyi düşman olarak görmemeyi tercih ediyorum. Ulusalcısı, komünisti, dincisi... hepsinin yanıldığı kanaatindeyim, bu anlamda karşıtıyım da elbette.

Karşıt tarafa 'düşman' dediğimiz anda, zaten ''ben seninle tartışmam, savaşırım'' demiş oluyoruz. O zaman bu başlığın da amacı tartışma, karşılıklı fikir alış-verişi ve mücadelesi değil, sadece tek taraflı tebliğ/propaganda, nutuk atma, vaaz verme...



Yani ipleri ulusalcılarla aynı yerdedir.

Yine aynı yaklaşım. Bu eleştirdiğim noktalar, sadece bir nezaket meselesi değil, doğrudan birbirimize karşı duruşumuzla ilgili...

Daha önce size yapılan ''piyon'' isnatına haklı olarak karşı çıkmıştınız. Ama aynı isnatı farklı kelimelerle siz liberallere ve ulusalcılara yapabiliyorsunuz.

Karşıt görüş, ya düşman, hain olmak zorunda, ya da piyon, ipleri başka yerde olan kukla, maşa vs... Her iki durumda da, bu kişilerle tartışmaya ve fikir mücadelesine girmeye gerek yok, bir şekilde maddeten veya mecazen yok edilmesi gereken engellerdir sadece. Ama o zaman, yine anlayamıyorum böyle bir başlığın bir tartışma forumunda açılmasını.


Görüşlerinizin içeriğinden, ideolojik tutumunuzdan ve duruşunuzdan ödün vermeden de bu ''yaklaşım/tarz'' açısında bir değişikliğe gitmeniz mümkün mü, yoksa bu bakış ve yaklaşım zaten doğrudan marksist ideolojinin özünde olan birşey mi... bunun değerlendirmesini kendiniz yapmalısınız elbette. Her halükarda, karşıt görüşleri düşman veya piyon/kukla olarak değerlendirmeden (sadece lafzen değil, yaklaşım olarak da böyle bakmadan), farklı görüşte insanlarla tartışabilen komünistler de var.


Örneğin ''liberallerle ulusalcıların ipleri aynı yerde'' yerine ''ulusalcı görüş ile liberal görüş şu şu alanlarda karşıtlık ilişkisinde olsalar da, aslında daha temel olan şu şu alanlarda aynı hakimiyet ilişkilerinin, sosyolojik durumların muhafazasını amaçlamaktadır'' gibi bir dil kullanarak da, görüşlerinizi açıklayabilirsiniz gibi geliyor bana. Böyle bir dil ve yaklaşımla, karşıt görüşteki insanlarla tartışabilmenin makul bir zeminini de sunmuş olursunuz.

Ama henüz en baştan, muhatablarınıza, ''düşman'' veya ''piyon, kukla'' isnatlarıyla yaklaştığınızda, aslında onlarla zaten tartışmak istemediğinizi beyan etmiş oluyorsunuz. Böyle bir dil ile başlayan şey 'tartışma' değil, 'kavga' oluyor. Ve bu yaklaşım ve dili hangi tarafın bir temsilcisi kullanırsa kullansın, bende her zaman ''demek ki, rasyonel bir tartışmaya yeterli olabilecek argümanlardan yoksun'' şeklinde bir izlenim yaratıyor....

Jolly Jocker
05-04-2011, 13:02
Sevgili Ulpian, görüşlerini dikkate alıyorum. İyi niyetle dile getirildiklerinin de farkındayım. Fakat devleti ve orduyu savunan ulusalcılar, dinciler, liberaller benim düşmanımdır dedim. Yoksa her sağcıyı aynı kalıpta değerlendirmiyorum. Örneğin benim kişisel bloglarımdan birinin adı ''din düşmanı''. Bundan kastım, tüm dindarların poposuna dinamit lokumu sıkıştırıp patlatmak değil takdir edersin ki. Zihinlerdeki dinsel inançlara düşman olduğumu kastediyorum. Benzer bir durum liberalizm, ulusalcılık v.b. için de geçerli. İnsanlara değil, yanlış bulduğum fikirlere düşmanım. Bu durum, onları susturmak ya da hakaret etmeyi değil, onlarla 'savaşmayı', yani yanlışlıklarını anlatabilmek için emek vermeyi anlatıyor.

Devleti ve orduyu savunan her tür sağcı ise birey olarak da düşmanımdır. Çünkü devrimciler bu devletten de onun ordusu, polisi ve yargısından da çok çekti. Bir numaralı düşman olarak biz komünistler tanımlandık hep. Darbelerin muhatabı olduk. Kontgerilla cinayetlerine kurban gittik. Faili meçhullere kurban gittik. İşkencehanelere alındık. Asıldık, müebbet yedik. Hapishanelerde bile operasyonlarla katledildik. Şimdi birileri tüm bunları yapan devleti ve kurumlarını savunuyorsa, zaten bana/bize olan düşmanlığını belirtiyor demektir. Bana düşman olana ben de düşman olurum. Elbette bu tür kimselerle de forum ortamındaki tartışmalarımız hakaret şeklinde değil, karşı tarafın görüşlerinin yanlışlığını kanıtlamak amacındadır. Üslubun yer yer sertleşmesi veya tartışmanın hararetlenmesi bence tedirginlik vermemeli. Seviye düşmesin yeter.

Şu da anlaşılmalı; bir liberal, bir komünistle tartıştığında kendi sınıfsal imtiyazlarını, yani lüksünü kaybedeceğini duyumsar; ama bir komünist, devletin kendine ettiği zulmü, her gün günlük yaşamında bir emekçi olarak katlandığı sıkıntıları duyumsar. Komünistin daha duygusal ya da tepkisel olması, bunu da üslubuna yansıtması çok da şaşırtıcı olmamalı.

güneşinzaptıyakın
06-04-2011, 20:20
…………………... Bu başlık bu konuları içermiyor, haliyle Hizbullahından, Jitem'ine, Hanefi Avcısından, Yeşil, Veli Küçük'üne kadar bu yapılanmaya burada giremiyoruz. Bunlar vatan, millet, din zırhı altında çekirdek devlet örgütlenmesini temsil ediyorlar. ……….. Sevgili spartacus; Bu paragrafın tamamında bahsettiğin şeyler aslında kapitalizm’in genişlemesi ve evrim geçirmesi sırasında sömürge yada yarı sömürge olarak kök saldığı coğrafyalarda sık sık kullandığı yöntemler ve siyasi manevralardır. Doğal olarak tablonun bütününe bakmak için bazen daha geniç bir açıdan bakmak gerekir, bu paragrafta saydığın siyasi ve örgütsel yapılanmalar ve örneklediğin kişilerin adlarını değiştirip Dünya’daki herhangi bir sömürge yada yarı sömürge olan coğrafyadaki yaşananları anlatabiliriz. Yani mevcut yaşananlar sınıfsal bir mücadelenin içerisindeki kaçınılmaz manevralardır ve sadece bu ülkeye de özgü değildir. Daha birkaç yıl önce Danimarka genel kurmay başkanını istifaya zorlayan güç ile Türkiye’deki genelkurmay başkanını mevcut siyasete biat etmeye zorlayan ve dayatan gücün aynı olduğunu anlamadan yani kapitalizm’in her yerde bir takım örgütler, kişiler, siyasi partiler yada rejimler aracılığıyla kendi çıkarları doğrultusunda bir siyaset takip ettiğini kabullenmeden ancak (daha öncede söylediğim gibi) yanlış tahlil üzerinden yanlış siyasi çıkarsamalar yapılır.

…………………………….
Süreci değerlendirdiğimiz de, Türkiye'de, bir zamanlar ister solcular diyelim, ister yurtseverler, ister devrimciler, ulusal ya da yurtsever siyaseti milliyetçi, ırkçı bir potada değil ulusal, bildiğimiz en genel politik anlamıyla kavramışlardır. Yani amaç ırk ve buna bağlı politik bir baskı sistemi kurmak değil, bağımsızlığı kazanmak anlamıyla, ulusal bağımsızlık temeline oturtulmuştur. Birinci dünya savaşında ulusal bağımsızlık söylemi ulusal örgütlenmeyi gerektiriyordu ve feodalizme karşı devrimci örgütlenmenin kitlesel yapısını temsil ediyordu. Yani dünya ve dönemin koşullarına(konjonktür) bakmadan yargı oluşturmamak gerekir diye düşünüyorum. ………… Bu önermeye daha önceki mesajımda cevap yazmıştım ama özetle cevaplayayım yeniden; Kemalizm’in faşist olarak adlandırılmamasının gerektiğinin birincil nedenlerinden birisi bunu Nazi tarzı bir yöntemle yapmamış olmalarıdır, fakat buradaki ince çizgiyide atlamadan bu konuyu anlamak gerekir ki oda Kemalizm’in asimilasyon yaparak ve mevcut milliyetçilik anlayışını topluma dayatarak faşist bir siyaset izlemiş olduğu gerçeğidir. Bu dayatmaları sadece etnik kökende asimilasyon yapma amaçlı değildir elbette, din ve siyasi asimilasyon için yaptığı dayatmalarda unutulmamalıdır. Bu bağlamda da Osmanlı’dan bir şekilde ayrılarak kendi burjuva devrimlerini yapan diğer ülkelerinde benzer şekillerde bir asimilasyona gittiğini unutmayalım. Tekrarlıyorum; bu coğrafyada batı tarzı bir köy soylu yani feodal bir sınıf olmamıştır, Osmanlı’nın siyasi yapılanmasının Roma imp.luğundan kopyalandığını unutmadan ve doğu tarzı bir feodal (bildiğimiz anlamda bir feodaliteden çok kabile ve aşiretlerin siyasi denge olarak müttefik kabul edilmesi) yapılanmanın olduğunu unutmayalım. Osmanlı’nın ne kadar feodal ne kadar mevcut kapitalist sistem içerisinde olduğu konusu oldukça geniş ve başka bir tartışmanın içerisinde olması gereken bir husustur bence.

……….. Burada politik argümanlar yerine normal dil kullanarak ifade etmeye çalışıyorum, osmanlıdan ayrışan tüm halklar milli mücadele ile bunu başardılar, Kürtler ise Anadoluyu savunma dönemlerinde kardeş toplum iken sonrasında yok sayılmış, dili, kültürü yasaklanmış bir halk haline getirildi, işte bu uygulama zaten faşizmdir, ama bir çoklarının yanıldığı gibi emperyalizm değildir bu, bu faşist bir uygulamadır. Kimliği ne olursa olsun bir halkın bir başka halka zulmetmesi hiç bir koşul altında tasvip edilemez ve bu asimilasyon, sindirme, yok sayma halini almışsa bu tamamen faşist bir uygulamadır, zaten konu millet oldu mu faşizm başka nedir ki?

…………………….. Kürtler’in kendi burjuva devrimlerini yapamamaların ardındaki en büyük etken elbette yukarıda kısaca değindiğim kabile ve aşiret toplumu olarak kendi kent soylularını ve gelişen Dünya algılaması içerisinde kendi milliyet kavramlarını ve bunlara paralel ulus olma (bir devrim yada ayrılıkçı mücadeleyi tetikleyecek küçük burjuva sınıfını çıkarmamış olması) bilincini kazanmamış olmasında yatar. Tarihsel olarak birkaç aşireti saymazsak Kürtler uzun dönemdir yaptıkları şekilde kabile ve aşiretlerin çıkarları doğrultusunda güçlü gördükleri ülke/örgüt ile birlikte hareket etmişlerdir. Bu noktada Kürtlerin kendi devletlerini kurmak istemediklerini düşünmek yanlış olur, fakat buradaki devlet tanımıda asla bir ulus devlet değildir, aksine kabile yada aşiretlerin egemen oldukları bir krallık yada parlementer krallıktır. Emperyalizm tespitine katılıyorum ve bunu ben en çok Ruanda’daki sömürge yapılanması ile örnekliyorum, yani kapitalizm sömürgesi olan coğrafyada bir kitleyi diğer kitlenin ucuz iş gücü olarak kullanılmasında yönetime getirerek kullanması şeklinde özetliyorum.

…………………………………………..

Türkiye ise ulusal bağımsızlık atmosferinden bir anda çıkmamıştır. Din ve millet olgusu ise faşist yapılanmalar tarafından sonuna kadar kullanılmıştır. Bu kullanım ise malesef popülist söylemlerle örgütlenmiştir, içi boş ve koftur. Ulusal bağımsızlığı öngörmez, bağımsızlığıda öngörmez, yaratılan tabular üzerinden faşizm kültürünü oluştururlar. Yine görüyoruz ki anti-emperyalist söylem ve ulusların emperyalizmden bağımsızlığı yine ulusal söylemler taşımıştır çünkü o zamanlar emperyalizm ulus ötesi ve yine ulusal bir hakimiyet olarak görülüyordu, her işgal edilen coğrafya bir milli nüfuz bölgesi olarak ele alınıyordu.. haliyle bu duruma karşı milli kalkışmalar hem doğaldır, hem de faşizm karakteri taşımaz(sonradan dönüşme potansiyelide taşır tabi) ve hala değişen koşulların ayırdımında olmayan ve aynı kalkışmaların atmosferini aşamamış görüşlerde faşist olarak nitelenemez.
………………………. Türkiyede yaşanan sınıfların ve bağlı oldukları komprador azınlık sermayenin çatışmasından yani yönetimi ele geçirme mücadelesinden başka bir şey değildir. İktidarı ele geçiren Askeri/Bürokrat sınıf yaptığı devrimde kendisini destekleyen kısıtlı sayıdaki sermaye ile birlikte yeni bir yapılanmaya girmiştir. Kemalizm çok sonraları anti emperyalist olarak tanımlanmıştır fakat bu sadece yanlış bir bilgiden öte olarak faşist siyasetin sık başvurduğu bir popülist söylemdir. İzmir iktisadi kongresinin sonuç bildirgesi ve izlenen siyaset tamamen kendi emperyalist sermaye sınıfını yaratma gayretini bizlere gösterir. Kemalizm, Keynesci bir liberal kapitalist rejimdir, daha kendi burjuva devletini kurmadan önce İzmir iktisadi kongresinde global sermaye ile işbiliği yapılacağı kayda geçirilmiştir ki buda bizi tarihsel gerçeklere götürür. Her burjuva devrimi içerisinde değişik dozajlarda faşist karakter taşır, günümüzde Kemalizm olarak adlandırılan burjuva devrimide istisna değildir.
Geçen yüzyılın başında kapitalist sermaye kendisini bölgesine göre diğer başka sınıflara dayararak egemen olduğu gibi henüz küçük burjuvadan ve sınıfsal niteliğinin farkında olmayan emekçi kesimden ayrı bir egemenlik gücüne sahip olmadığı için ulus devlet yapılanması içerisindedir, küçük burjuva niteliğinden sıyrılmaya başlayıp tekelci sermayenin başlangıcında olan bazı ülkelerin sermayedarları ise bildiğimiz anlamda bir emperyalist yayılmacılığın başlamasına vesile olmuştur. Bu bağlamda da Osmanlıdaki sermaye kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmiştir, başlangıçta işbirliği yapmak istemeyen işgalci sermayeye direnmiş ve sonrasında da işbirliği yapmıştır.

…………………. 1960 lar süreci bilinen bir gerçektir ve o süreç anti-emperyalist olduğu kadar anti-faşist bir örgütlenme sürecidirde.

…………………….. 1960 süreci asla anti emperyalist olmamıştır bizzati tekelci liberalizme geçen sermayenin egemenliğini pekiştirdiği bir dönem olmuştur. Bu süreçte belli bir dar kitle içerisinde anti emperyalist bir düşünce oluşmuştur doğrudur ama dönemin geneline yansıtılamaz. Daha önceki mesajımda da yazdığım gibi özellikle MDD söylemi içerisindeki kitleler asla anti emperyalist bir siyaset izlememiştir, zaten tahlilleri ve söylemleri yanlış olduğu gibi gelişen sosyalist siyasetin karşısına çıkan bir karşı devrim hareketidir. İçinden çıktıkları siyasi kitlelerin üzerinden bir hareketi genelleme ile tanımlamak yanlıştır. Nasıl ki Menderes’in önderliğindeki liberal siyaset CHP’nin içinden çıkmışsa buna benzer olarakta sosyalizm ve sosyal demokrat kitlede CHP’nin içinden çıkmıştır. Legal siyaset yapabilmenin tek şartı olan egemen tek parti içerisinde yer alma siyasi şeklinin sonucudur, fakat bu bizleri her örgütlenmenin mevcut sisitem içerisinden çıktığı sonucuna götürmez, buna en güzel örnek TKP’nin başını çektiği komünist örgütlenmedir. 60 dönemi aslında faşist politikanın her zamanki yoğunluğunda uygulandığı bir dönemdir, her zamanki gibi sosyalistler ve komünistler faşist siyasi uygulamalar altında ezilmiş, her zamanki gibi asimilasyon devam etmiş ve her zamanki gibi mevcut sisteme muhalif olanlar faşist siyasi uyglamalarla karşı karşıya yaşamıştır. İktidarı ele geçiren yeni rejim ise en popülist uygulamalarla kitleleri uyutmaya devam etmiştir. Bilinen anlamda bir anti faşist örgütlenmenin çekirdeklerini ise sosyalist kitle içerisinde bulabiliriz o dönemde.

…………………………………….

Bu gün ise ulusalcı olduğunu söyleyenler milliyetçilerle birlikde hareket ettikleri an, bir dolu popülist söylemle sapma eğilimi göstermişlerdir. ulusalcılarda çeşit çeşittir, 1960 ların yurtsever geleneği üzerinden anti-emperyalist söylemlerle yoğrulmuş ulusalcı ile, milliyetçi söylemler üzerinde duran bir ulusalcıyı aynı kefeye koyamayız. kişi-birey tahlili üzerinden ise yazışmalarda elimize hiç bir şey geçmez. Yine burada öncelikli sorun ilke sorunudur ve ilke sorunu dediğimiz sorun her düşünce ve görüşü kapsar. örneğin AKP nin bazı uygulamalarına katılıyor olduğumuzda dahi önce ilke sorunlarını aşmak gerekir. İlke sorununu aşmadan güncel politik durum itibariyle kısa vadeli kazanımlar adına, dar görüşlülüğüde aşmış olmak gerekir. Eğer gelecek bir uygulama da tüm toplumun yararına ise şovenist ya da bazı popülist söylemlere kapılmak ve ne pahasına olursa olsun her şeye karşı çıkmanında ölçütsüzlüğü ortadadır. ilke ve tahlilleri iyi belirlemek gerekir. Yine bazı ulusalcıların sözde AKP'ye karşı ırkçılarla aynı saflarda ve aynı politik potada birleşmesi ilke sorununu aşamamak olduğu gibi bu bir şuur kaybıdır, politik meyillenmedir. 1960 lardan gelen yurtsever ya da ulusal söylemler anti-faşist bir yapıya sahipti, ulusal bağımsızlık kavramı milliyetçilik, ırkçılık içermiyordu. yani bu bir dönem gelenek halini almış, sonra terkedilmiş, bu gün ise aslında sürdürülemiyor ve geleneğe bağlı kalanlar veya o görüşde olanlar nereye savrulacağını şaşırmış, sürekli gel-gitler arasında kalmıştır. Milliyetçiliğe doğru kayanlarda sözkonusudur fakat o gelenekle bağları inorganiktir, yurtsever-ulusal söylemlere bağlı gelenek 1980 darbesinden sonra ağırlıklı olarak ulusal söyşemden çekilmiştir. tabi tarihde bıraktıkları politik ve teorik etki ise bir anda bitmeyecektir. Bir tarafda nasıl ki önce MDD terkedilmiştir diğer tarafdan da Ulusal demokratik halk devrimleri söylemleride terkedilmiştir.

…………….. Sınıfsal çatışmayı yok sayıp olayı tabanı olamayn bir kitlenin eksen kayması şeklinde açıklamak bizleri ancak boş muhabbete götürür. Birincil olarak günümüzde Ulusalcı denilen kitlenin küçük burjuva sınıfı olduğunu unutmayalım. Devamında ise tarihsel süreçle birlikte bu sınıf içerisindeki belli kitlelerin sermaye ile olan birlikteliklerinde sermayenin gelişen çıkarları lehinde bir işbiliğine gidiyor olması bu konunun ana unsurunu oluşturan ayrışmanın tanımlanmasıdır. Egemen sınıfın içerisindeki kitlelerin farklı dozajlarda ve yöntemlerde faşist karekter taşıyor olması ise onları ne anti emperyalist yapar nede mevcut tröstçü kapitalizmden ayrı bir yere koyar. Kaldı ki geldiğimiz noktada ulusalcı denilen küçük burjuva sınıfının partisi olan CHP’nin popülist bir çizgiye kayması ve mevcut faşist siyasi uygulamaları farklı adlarla anmaları orta sınıf olarak tabir edilen küçük burjuvanın egemen sistemin dışında kalmamak için yaptığı faşist tabanlı siyasi manevralardır. Bildiğimiz gibi faşizm salt ırkçılık yada milliyetçilik içeren bir siyasi rejim değildir, kaldıki faşizm kendisini anti emperyalist olarak tanımlarken bizlerin söylemlere değil pratikteki yaşananlara bakması gerekir. Bu noktadan hareketle 60 sonrası ulusalcı denilen küçük burjuva sınıfı kendisini sağcı bir sosyal demokrat söylem ile liberal bir söylem arasında dağılırken bulmuştur. Siyasi anlamda ikiye ayrılan bu sınıf popülist söylemdeki sağcı sosyal demokrat siyaseti ve milliyetçi söylemdeki sağcı sosyal demokrat siyaseti sürdürmüştür. Her durumda da bu iki siyasi yapılanma kendilerine dayatılan tavsiye baskıları karşısında sınıfsal bir iç güdü ile bir cepheleşmeye gitmiştir ve günümüzde yaşananda budur.


……………………………………………………………
Faşizm için ise önce korku toplumu yaratmak gerekir. toplumsal bir tahlil yapmak gerekirse, Türkiye'deki faşist örgütlenme resmi kurumlarda ve başka başka alanlarda kadrolaşmış düzeydedir, bu ve buna benzer yapıların oluşturmaya çalıştığı korku toplumu anlayışı, kim ve nereden geliyorsa gelsin bir tarafından tutuluyor ya da ortak olunuyorsa; bu faşizm kültürüne hizmettir diyebilirim. fakat bu kimseyi faşist adlandıracağım anlamına gelmez, korku toplumu yaratılıyorsa elbetde bunda amaç toplumsal bir korkudur haliyle temelde korkanlar değil, faşist olan korkutanlardır. yeri geldimi darbe örneklerinde görüldüğü gibi korkanlarında gözünün yaşına bakmazlar, destekledikleri korku kültürünü yaratanlarca, kurban edilirler. 80 darbesi gibi okul kitaplarından felsefe kaldırılırken, din zorunlu hale getirilir. darbeden medet ummak ise ittihat terakki geleneğinin etkisi altında kalmak ve sürdürmekten başka bir şey değildir, bu konuda aklı başında bir ulusalcıya rastlamak ise hiç kolay değildir.



…………………. Korku toplumu yaratmak için ilada faşist bir rejime geçmek gerekmez, faşist siyasi politikaların bir kısmı ile toplumu zaptı rapt altında tutmak yeterlidir ki bu kapitalist siyasetin uyguladığı bir yöntemdir. ABD’de benzer bir korku toplumu vardır, toplum illa Türkiye’dekine benzer şeylerle kokutulmaz, mesela Avrupa’da en büyük korku ekonomik çıkarlarının elden gideceğine inanan küçük burjuva ve sınıfsal bilinçten uzak emekçi kitlenin yaşadığıdır. Netice olarak 80 askeri darbesi olarak bilinen faşist baskı sürecinin (yada ara rejiminin) bittiğini sanmak yanıltıcıdır, sisteme muhalif olan siyasi oluşumlar tehdit önceliklerine göre her daim faşist bir dayatmanın içerisinde olmuşlardır. Bizzati AKP dönemi ile birlikte ara rejimden çıkma çabaları yaşayan sermayenin faşist siyasi uygulamları artırdığı gözlenir ki bu yeniden yapılanan sermaye sınıfının egemenliğini sağlamlaştırma ve gelecekteki muhalefetten kurtulma çabaları olduğu gibi küçük sermayenin elindeki sermayeyi ele geçirme yöntemidir.

……………………………………………………………..
UKKTH'na o yazdığım bölümde teorik değil ilke temelinde yaklaşmak gerekir. örneğin geçmiş devrimci gençlik hareketi, ulusal söylemlerde -böyle her ulusal söylemi faşist diye nitelemeyi bir yana bıraktığımızda- aslında Türkiye'deki ulusal devrimi yansıtır ve bunun karakteri ise zaten burjuvadır. Milliyetçi akımların çıkışı ve yayılışı nasılki burjuva akımlar dönemi ise ve nasıl ki sonrasında kurulan devletler ulusal bir yapıya sahipse ve devrimlerin karakteri ulusal ise bu sorunda burjuva-ulusal karakteri yansıtır. Bu anlamda pratik ve yakın tarihe baktığımzıda o dönem UKKTH'nın ilke olarak kabul edildiği görülür. bu anlamda değil o gün,, bu gün dahi bu ilke geçerlidir. Aksi taktirde ulusalcı yada yurtsever olmanın milliyetçi mecralara akmaktan başka bir anlamı kalmaz ve örneğin geçmiş devrimci geleneğin sürdürüldüğü söylemi bir hikayeden ibaret kalır. Dibindeki halklara özgürlük ve bağımsızlık istemeyenler hiç bir zaman ulusal bağımsızlıkcı olamazlar, ilke açısından önce dürüst olmak gerekir.
………………………………………………………
Şimdi burjuva denilen geçmişte kent soylu sermaye sınıfını tanımlamaya yarayan terimin günümüzde özellikle küçük sermaye ve onlarla paralel çıkarlar ve aynı siyaset içerisinde olan diğer sınıfları (askeri, bürokrat vb.) tanımlamak için kullanıldığını unutmayalım. Burjuvanın kapitalist bir sınıf olduğundan hareketle de yaşananların aslında sömürünün tanımınını bir başka dille yapmak olduğu sonucuna varırız. Daha önce linkini verdiğim makalemde uzun uzun UKKTH’nın aslında komünist bir devrim yapabilmek adına 20. Yüzyıl başında belli bir komünist kitle tarafından desteklenen bir burjuva devrim olduğunu unutmayalım. Bu noktada Kürt burjuva devrimi hareketini tröstçü kapitalizm’inde destekliyor olması söz konusu sonucun aslında hangi sınıfa ve sisteme yarayacağınında bir göstergesidir.

Sermayenin hegomonyasında ulus devlet yerini sermayenin egemen olduğu bir siyasi rejim şekline bırakırken mevcut yaşananların adı yerine sonuçları üzerinden tahliller yapmak daha gerçekçi sonuçlar doğurur. Bu bağlamda burjuva devriminin ve sonrasının faşist unsurlar içermediğini söylemek yada burjuva sınıfının emekçi sınıfı sömürdüğünü göz ardı ederek konuşmak ve düşünmek ancak tek kutuplu bir düşünce ile yani burjuva sınıfının çıkarları doğrultusunda konuşmakla olur. Daha öncede yazdım; ortaya çıkacak 2 yada 3 devletin hiç birisi ulus devlet olmayacaktır günümüz şartları içerisinde ve egemenlik tamamen tröstçü sermayenin kontrolündeki bir rejimi sürdüren yeni nesil idarecilerin (bürokrat sınıfın yerini alacak olan sınıftır) oluşturduğu bir sınıf tarafından kontrol edilecektir ve bütün bunlar emekçi sınıfın daha fazla sömürülmesi için yapılacaktır. Doğal olarakta emekçi sınıf açısından sermayenin milliyetçi söylemleri ağır basan bir faşist unsur taşıması yada dinci söylemleri ağır basan bir faşist unsur taşımasın bir önemi yoktur ve küçük burjuva sınıfı içerisindeki bu mücadeleninde emekçi sınıf açısından bir kıymeti harbiyesi yoktur. Sermayeyi susturmaya çalışan emekçiler açısından da sermayenin ne söylediği değil, nasıl söylediği değil de önemli olan kendi içerisinde mücadele ediyor olmasıdır. Kanaatimce emekçi sınıfın önünde bir sübap görevi üstlenen küçük burjuvadan kurtulmak emekçi sınıf açısından ilerleyen dönemde daha faydalı bir sonuç doğuracaktır.

…………………………………………..
örneğin 1980 öncesi TKP sosyal faşist olarak görülüyordu. Oysa faşizm eninde-sonunda bir yönetim biçimidir ve bunu diyenlerinde devrim modelleri Ulusal devrimlerdi. yada yine ulusal bağımsızlık söylemi ön sıralarda yer alıyordu. Bu anlamda milli kelimesinin ideolojik-politik temelde iki karakteri var o yüzden bu karakterler ve gerekçeleri birbirine karıştırmamak gerekir. karıştırılırsa, örneğin isnat üzerine dayalı sosyal paylaşım platformlarında, kişinin düşüncesi ne olursa olsun, eğer yafta ve isnat temelli susturma ve sindirme özelliğine sahipse, bu taraflar açısından birbirlerine faşist deme sonucunu doğurur. orada ayrımsız dile getirdiğim bu pratik sonuçtur. Etiketin ise hiç bir önemi olduğunu düşünmüyorum, mesele kim ve hangi düşüncede olursak olalaım iletişim alanlarında kişisel bazda bu duruma düşmemektir. Yoksa politik tahliller yada kişiyi değil konuya bağlı siyasal adlandırmalar elbetde sorun oluşturmayacaktır. Ulusalcıyım diyene peki ulusalcı denir, liberalim diyene peki liberal denir, sosyalistim diyene sosyalist denir, ama ne liboş denmeli, nede her fırsatda ittihat terakki kafa yapısını aşmamış düşüncelerin yüzyıl geçmişde kalmış kapalı yaklaşım tarzları ile herkese şeriatçı denebilir... Kişi neyim diyorsa, ona öyle hitap edilmeli, zaten herkesin kendisini temsil eden bir iletişim ismi-nicki var.

………………… Sistemlerin kendilerini korumak amacıyla uyguladıkları dayatmaları genelleyip her dayatmayı faşist olarak tanımlamak yanlıştır ve TKP örneği güzel bir örnektir. Sınıfsal çıkarlar uğruna baskı ve yıldırma üzerine yapılanları ayrı bir konuda tartışmak üzere, geldimiz dönemde özellikle ulusalcı olarak adlandırılan sınıfın faşist bir çizgiye kaydığını ve siyasetlerinin faşist bir siyaset olduğunu söylemek yanlış bir tahlil değildir, yukarıda da bahsettiğim gibi küçük burjuva ile sermayenin aynı faşist popülist söylem içerisinde olması ve her iki siyasi hareketinde kendisini neo liberal (tröstçü kapitalizm) siyasetin en büyük temsilcisi olan Özal’a dayaması, kaçınılmaz olarak yürütülen siyasetin ve söylemlerin ışığında bizleri bu iki sınıfın faşist bir siyaset yaptıklarına götürür. Sermaye sınıfının içerisindeki bu egemenlik mücadelesinin kaçınılmaz olarak faşizme kayması, sermaye sınıfını oluşturan sınıflardan birisinin faşist olmadığı söylemine bizleri götürmez.

Tekrarlıyorum; ‘’kediye kedi denir’’ unutmayalım ki ‘’kedi nereye dönerse dönsün kuyruğu arkasında kalır’’. ‘’Kişileri dışarıda tutarak’’ elbette faşist bir siyaseti ve rejimi savunana faşist demek yanlış bir şey olamaz, fakat burada ‘’eşşeğe bile binmenin bir usulü vardır’’ kabilinden kullanılan dil ve üslup kadar elbette seçtiğimiz sözcüklerde önemlidir. Daha öncede bu sitede sık sık tekrarladığım gibi, şahsen ben nasıl kızıl bir bayrak gibi geziniyorsam, faşist arkadaşlarımızında kara bir bayrak gibi gezinmelerini beklerim, bundan imtina edenlerin (faşist tanımlamasından) ise popülist bir siyasi söylem içerisinde mağdur edebiyatı yaptıklarını düşünürüm.

Jolly Jocker
06-04-2011, 21:50
Bizim ulusalcı faşisti kendi forumunda rezil etmişler. :)
Ama bunun vesilesiyle kemalizmin sol olduğu şeklindeki yanlış kanıya sebep olan bazı düşünceleri kısaca irdeleyelim.

Yargı: ''Kemalizmin altı oku içinde devletçilik, halkçılık ve devrimcilik de vardır. Bu yüzden kemalizm soldur.''
Bu yargı doğru değil. Kemalizmin devletçilik tanımı, emekçi sınıfların çıkarları için örgütlenmiş bir devlet yapısının varolmasını değil, ekonomide özel sektör yeterli gelişkinlikte olmadığı için devletin özel sektörün önünü açacak müdaheleleri ve yatırımları yapmasını anlatır. Zaten devletçilik politikası benimsendiğinde bunun sebebinin özel sektörün yetersizliği olduğu ve sadece özel sektörün yetmediği alanlarda devletin devreye gireceği kemalist iktidar tarafından özenle belirtilmiştir. Öte yandan Mahir Çayan ve Hüseyin İnan da -önceki sayfalarda onlardan yaptığım alıntılardan da görüleceği üzere- kemalist iktidarın burjuvazinin her kanadının ortak iktidarı olduğunu açıkça belirtmişlerdir. Devletçilik tek başına hiçbir şey ifade etmez, devlet aygıtını hangi sınıfın nasıl kullandığı önemlidir. Kemalizm de ise bu sınıf kesinlikle işçi ya da köylü sınıfı değildir.

Kemalizmin ''devrimcilik'' tanımı da sosyalist bir devrimciliği değil, bu akımın biçimsel ''devrimlerini'' (şapka, harf, ölçü birimleri v.s.) kastetmektedir. Keza kemalizmin halkçılıktan kast ettiği de, halkın çıkarları için mücadele etmek değil, milliyetçilik tanımının aynıdır. Kemalizmin halkçılık prensibini nasıl tanımladığı incelendiğinde açıkça görülecektir ki sınıflı toplumsal yapıyı ve sömürüyü göz ardı etmeyi hedefleyen, kendini sınıflar 'üstü' ve tarafsız konumlandıran tipik Bonapartist bir zihniyet söz konusudur. ''Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitleyiz'' edebiyatı, sınıflı toplum gerçeğini hasır altı edip sınıf mücadelesini boğmayı, yani gerçek bir halkçılığın önünü kesmeyi hedeflemektedir. Fakat varolmadığı söylenen sınıfları ''birbirine düşürmeye'' kalkışmak oldukça gerçekçi bir cezaya çarptırılmaya yol açıyordu. Meşhur 141 ve 142. maddeleri herhalde bilmeyen yoktur.

Yargı: ''Devrimcilik için kemalizmi müttefik kabul etme şartı vardır. Bunu kabul etmeyen sol sapkın ve oportünisttir.''
Herhalde kurulabilecek en saçma-sapan cümlelerden biri budur. Hiçbir siyasasi hareketin müttefiki her zaman ve her koşulda değişmez değildir ve olamaz. Kemalizmin, çeşitli gerekçeler ve bakış açılarıyla bir dönem müttefik kabul edilmesi, bunun her zaman ve koşulda böyle olması gerektiğini göstermez. Bu tür bir önkabulde saplanıp kalmak marksizmi katletmek demektir. Marksistler nesnelliğin gereksinimlerine göre müttefiklerini seçerler. Kaldı ki o dönemde de marksistlerin bir müttefiki kemalistler olarak hesaplanmışsa(ki bu hiçbir zaman gerçekleşmemiş bir hesaptır), bir diğer müttefik görülen dinamik de Kürt hareketidir. Ulusalcılar buna ne buyururlar? Öte yandan, müttefik olarak görülen kemalistlerin ''antiemperyalistliğinin'' ancak bir açık işgalde söz konusu olabileceği, gizli işgal koşullarında kemalizmin sağ tarafta yer alıp devrimcilere saldıracağı sonraki süreçte yaşanarak öğrenilmiş ve kemalizm müttefik listesinden defedilmiştir. Devrimciliğin ya da sosyalistliğin kemalizmi müttefik kabul etmek gibi bir öçütü yoktur; fakat üretim araçlarındaki özel mülkiyetin kalkmasını ve üretenlerin yönetmesini hedeflemek gibi bir ölçütü vardır. Özel olarak da THKP-C ve THKO devrimciliği, silahlı öncü savaşına, suni dengenin bozulması hedefine dayanır. Bunların hiçbirini kabul etmeyip sırf kemalizm vurgusu yaparak kendini devrimci sanan ve Mahir'in, Deniz'in adını sömürenler sadece birer lafazan ve oportünisttirler.

Yargı: ''Kemalizm burjuva anlamda da olsa bir milli demokratik devrim değil midir?''
Öncelikle şunun altını çizmek gerekir, milli demokratik devrim(MDD) stratejisi sadece işçi sınıfı yeterince gelişmemiş, yeterince sanayileşememiş ve kentleşmemiş memleketlerde uygulanmak üzere benimsenen bir stratejidir. Günümüzde ise gerek işçi sınıfının gelişiminin gerekse ülkenin gelişmişliğinin sosyalist bir devrime yeterli koşulları hala sağlayacak seviyeye ulaşamadığı düşünülemez. Dolayısıyla MDD günümüzde terk edilmelidir ve edilmiştir de. Fakat geçmiş için düşündüğümüzde de zaten kemalizm bir milli demokratik devrim olarak kabul edilemez. Toprak devrimini bile yapmayan, ağalara vekillik verip uzlaşma yoluna giden, ulusal sorunları diğer ulusları yok ederek çözme yoluna giden bir akımın ilerici olarak görülmesi yanlıştır.

Zaten burjuva devrimlerin ilericilikleri serbest rekabet dönemine dayanır. Kapitalizmin emperyalizm haline gelmesiyle birlikte artık burjuva sınıfının gericileştiği ve tek devrimci sınıfın proleterya olduğu, demokratik devrim görevini de proleteryanın önderliğini yaptığı antiemperyalist sınıfların ittifakının gerçekleştirebileceği Lenin tarafından net biçimde belirtilmiştir. Zaten THKO'lu Hüseyin İnan yoldaş da önceki sayfada kendisinden yaptığım alıntıda, milli demokratik devrimde işçi sınıfı öncülüğünün şart olduğunu açık seçik ifade etmiştir. Kemalist devrimde ise önderlik işçi sınıfında değildir! Burada sözünü ettiğimiz sadece fiziksel bir önderlik değildir, ideolojik önderlik de yeterlidir ama kemalist devrimde işçi sınıfının ideolojik önderliği de söz konusu değildir. Küçük burjuvazi ve tüm burjuva fraksiyonların ortak iktidarı söz konusudur. Kemalist ''devrimler'', burjuvazinin ilericiliğini yitirdiği bir çağda gerçekleşmiştir. Kemalist ''devrimler'' bu yüzden bu kadar güdüktür. Kemalizm günümüzde gerici bir karakter kazanmıştır ki böyle olması kaçınılmazdır. Çünkü dayandığı sınıf, imtiyazlarını kaybetmeye başlayan bürokrasi ve burjuvazinin küreselleşmeye uyum sağlayamayan kesimleridir. Bu kesimlerden gerçek bir halkçılık değil, en kaba haliyle milliyetçilik türemektedir. Kemalizm günümüzdeki haliyle, bildiğimiz ülkücü faşizmin biraz daha seküler biçimlisine dönüşmüş ve ulusalcılık adını almıştır.

Yargı: ''Kemalizmin despotik-bürokratik, militarist, vesayetçi, halka tepeden bakan, milliyetçi yapısını eleştirdiklerinde devrimciler 'liberallerin ağzından konuşmuş' olmıyorlar mı?''
Devrimciler Avrupa Birliğine karşı çıktıklarında da liberaller benzer bir bakış açısıyla devrimcileri ulusalcıların ağzından konuşmakla suçluyorlar. Ne yapacağız peki? Emperyalizme karşı çıkmayacağız mı? Doğrular farklı kesimlerce de paylaşılıyor olabilir. Bu durum, ne bizi o kesimlerle aynılaştırır ne de doğruyu doğru olmaktan çıkarır. Öte yandan, bizim AB'ye karşı çıkmamızla ulusalcıların milliyetçi duygularla karşı çıkması farklıdır. Keza bizim kemalizm eleştirimiz ile liberallerin eleştirisi içerik yönünden çok farklıdır. Önemli olan neden eleştirdiğindir. Ben devrim ve sosyalizmin kuruluşu amacıyla devleti, orduyu, kemalizmi eleştiririm; bir liberal ise burjuva sınıfının ve emperyalizmin güncel yönelimleri onu gerektirdiği için. Arada dağlar kadar fark vardır. Ben ekonomik liberalizasyonu da dayattığı için AB'yi eleştiririm; bir ulusalcı ise bölünme v.s. edebiyatıyla eleştirir. Bu noktaları görmezden gelip, ''Vay sen liboşlar gibi kemalizmi mi eleştiriyorsun!'' diyerek argüman üretmeye kalkmak acizlik ve cehalet göstergesidir. Bunu sadece ulusalcılar yapar.

Yargı: ''Kemalizm soldur. Kemalizm ile sonrasında çok partili hayata geçiş ve Demokrat Partiyle yükselen muhafazakar-liberal çizgi arasında fark vardır. İkisi birbirine zıttır.''
Bu da yanlış. Söz konusu olan sağın iki kanadıdır. Devlet despotizminde ve sermaye sınıfını temel almakta, emperyalizmle ilişkileri kesip atmayı göze alamamakta, komünizme düşmanlıkta bu sağcı odaklar görüş birliği içerisindedir. Fakat tali konularda farklılıkları vardır. Biri daha sekülerdir, diğeri daha muhafazakar. Biri daha milliyetçidir, diğeri daha liberal. Hepsi bu kadar. Demokrat Parti yükselişini, kemalizmin temelini attığı kapitalizme ve tasfiye etmekten uzak durduğu feodalizme borçludur. Günümüzde git gide egemen hale gelen muhafazakar-liberal blokun önünü açan, kemalist ordunun darbelerinden de evvel, kemalizmin kapitalizmden yana yaptığı tarihsel tercihtir.

spartacus
06-04-2011, 22:19
Sevgili güneşinzaptıyakın


Bu önermeye daha önceki mesajımda cevap yazmıştım ama özetle cevaplayayım yeniden; Kemalizm’in faşist olarak adlandırılmamasının


Bu sözlerle başladığın ikinci paragrafın üzerindeki alıntıdaki Yurtsever, ulusal söylemi,,, şablondaki kemalizm olmadığı gibi zaten konusuda kemalizm değil. örneğin 1980 öncesi yurtseverlere baktığımızda ırka dayalı değil, tanımı-kapsamı açısından ulusal söyleminden bahsedildiği görülebilir. yani ulusal=faşizm demek, kediye, keçi demektir, bu benim görüşüm yoksa herkes kediye, keçi demekte özgürdür. Önemli olan kediye, kedi demektir. Elbetde bu gün milli aidiyet toplum içerisinde güçlü bir etkendir ve kendisini aidiyet duygularının etkisinde hisseden ve haliyle toplumu, her ferdi faşist olarak değerlendiremeyiz. Bu konuya yaklaşımım baştan beri bunun üzerinedir. (bu bir yerde toplumuda karşıya almaktır.)


Kürtler’in kendi burjuva devrimlerini yapamamaların ardındaki en büyük etken elbette yukarıda kısaca değindiğim kabile ve aşiret toplumu olarak kendi kent soylularını ve gelişen Dünya algılaması içerisinde kendi milliyet kavramlarını ve bunlara paralel ulus olma (bir devrim yada ayrılıkçı mücadeleyi tetikleyecek küçük burjuva sınıfını çıkarmamış olması) bilincini kazanmamış olmasında yatar.


zaten bu tablo devrim öncesi tablodur, öncesi, sonrasının devrimi gerçekleştirilmeme koşulu olarak görülemez. Eğer sınıflardan bahsederseniz , bu durum engel teşkil etmemeli. Türkler erken örgütlenmiş, milli siyasal bir güç haline gelmiş ve egemen olmuştur. Hemen akabinde ise kürtlerinde aynı yoldan geçmemesi ve tehdit oluşturmaması, uluslaşmaması, ulusal bağımsızlık kazanmaması için asimilasyon, sindirme ve yok sayılma vs sürecine girilmiştir ve bu hala sürmektedir.... Türkiye de, toplumda milli aidiyet duygularının neden bu denli etkin olduğunu bu sorunla birlikde değerlendirirsek anlamlı bir sonuca varabiliriz diye düşünüyorum.


1960 süreci asla anti emperyalist olmamıştır bizzati tekelci liberalizme geçen sermayenin egemenliğini pekiştirdiği bir dönem olmuştur. Bu süreçte belli bir dar kitle içerisinde anti emperyalist bir düşünce oluşmuştur doğrudur ama dönemin geneline yansıtılamaz.


Bu paragrafda 1960 süreci açısından konu ettiğim ülkenin-iktidarın değil, dönemin solcu, devrimcileriyle ilgilidir. 1968 hareketi zaten buna dahildir.


Sınıfsal çatışmayı yok sayıp olayı tabanı olamayn bir kitlenin eksen kayması şeklinde açıklamak bizleri ancak boş muhabbete götürür. Birincil olarak günümüzde Ulusalcı denilen kitlenin küçük burjuva sınıfı olduğunu unutmayalım.


Bu konularda zaten farklı düşünüyoruz, kitle dediğimiz zaman politik görüş gibi faktörleri insanların sınıfsal kimlikleriyle değerlendiremeyiz. kitle açısından bu yaklaşımı doğru bulmuyorum(işçide, çiftçide, memurda olabilirler). bana göre bu ve buna benzer yaklaşımlar şablon yaklaşımıdır. Zaten Türkiye solunun da beslendiği kaynak(ilk TKP dönemi hariç), kemalizmle aynı kaynak olmuştur. O da ittihat terakki geleneğidir. Bu güne kadar da marjinalitede yaşatılamakta ya da yaşamaktadır. Herkes düşman, her şey düşman, herkes faşist, herkes oportunist, herkes k.burjuva, herkes yanlış yada tabulaşmış sembollere dayalı, dogmatik vb gibi psikolojiyi birey değil, çevre psikolojisi, marjinalde kalsalar grup psikolojisi olarak düşündüğümüzde sağlıklı bir ruh halinden bahsetmek mümkün değildir. Bu bölümü tartışmayıda yararlı görmüyorum.


Korku toplumu yaratmak için ilada faşist bir rejime geçmek gerekmez, faşist siyasi politikaların bir kısmı ile toplumu zaptı rapt altında tutmak yeterlidir ki bu kapitalist siyasetin uyguladığı bir yöntemdir.


Katılıyorum. Tabi faşist uygulamalar için korku toplumu gereklidir. Her korku ve benzer gündem değiştirme, politik taktikler, kitle kazanmak, etkilemek vs... için girilen korku, endişe yaratma, etkileme yöntemi de illa faşizm olarak görülemez fakat faşizm bu olmadan yapamaz. tam bir faşizm olmadan da bazı alanlarda faşist uygulamalar geçerli hale getirilebilir ve dönem, dönem politik ihtiyaçlar gereğide başvurulaiblir, öne, geriye çekilebilir. Türkiye de ise korkunun dozajı millet ve din üzerinden işlenmektedir. Ne zaman bayrak inmez, ezan susmaz, vatan, millet, sakarya söylemleri yükselse, endişe ve korku yayılsa ülkede beraberinde aydın katliamları, faili meçhuller, medya baskısı, tırmandırılan polis şiddeti, işkence vb beraberinde artmakta, faşist uygulamlarının çekirdeğinde duran gizli, açık örgütlenme yada kadrolaşma güçlenmektedir.

aydoe
07-04-2011, 13:44
Kemalizm 'le ne alıp veremediğiniz var anlayamadım ,baş çelişkiniz Kemalizm mi?

Yoksa vurun abalıya misali düşenin dostu olmaz herkes saldırıyor bende saldırayım düşüncesi mi ?

AlbatrosS
07-04-2011, 14:11
ATATÜRK fal bakmış bilmem ne görmüş; stalin zar atmış/siyaset takla atmış, mao kültür yapmış/devrim yapmış/ne kültür kalmış ne devrim; bilmem kim ossurmuş, allah çıkmış; ha bir de ''apo-cu''lar eksikti; apo'nun kutlu doğum haftası! e sen 80 sene ''yoksun, kartsın/kurtsun'' dersen; wat iz di metriks oynarsan o adam da kendi kültünü yaratır/yarattı...

mazallah her biri hikmetinden sual olmaz güzide/alelade varlıklar; ossursalaR/zıçsalar renklerinden bir hikmet fışkıracak ki sormayın!

kimliklerin ve kimlik üstüne genellemeler/idealleştirmeler yapma işinin özü ''ırkçı''dır kardeşim. kimlikler üstüne yapılan her genelleme/hamasi yüceltme ırkçıdır! 80 küsur sene türk olandan başkasını tanıma; yayın yaptırma/eğitime mahal verme; üstüne ''biz ırkçı değiliz, çok ezildik, kültüreldir, üst kimliktir'' bir sürü terane; ossur da ossur... tutan mı var!

ulan ırkçı değilsen, modernleşmeden yanaysan; devletin adından tut da hedeflerine/projelerine ve akademesine/eğitimine/askerine/polisine kadar ne bokuma türklük ve türklüğü yüceltme şölenleri/efsaneleri/mitleri üretir de ''öteki''ni bastırır/düşman/zararlı/bölücü ilan edersin? hadi bu haltı 50 sene yedin; birlik ettin/yapıştırdın/sınıfsızlaştırdın; daha bir 30 sene ne bokuma aynı andavallığı savunur;arkasında durur ve eleştirmezsin?

hep diyoruz: bu ülkede sırasıyla ''kürt, alevi, azınlık, kadın, eşcinsel, çingene'' sorunları yoktur!!! bu kategorilerin hiçbiri tek başına ve mevcut koşullarda sorun olacak kapasite/güç ve imkana sahip değildir! bu ülkede bir türlü değişmek/dönüşmek/hazmetmek istemeyen bir ''türk/islam/sünni/beyaz/otoriter/ırkçılık'' sorunu vardır! kendinin dışı ve ötesini gayrı meşru/gerici/bölücü/zararlı gören tek tipçi/inatçı/dayatmacı/ırkçı safsatalar bütünlüğü vardır!

bu koşullar altında bir kürdün ''kamusal meşruiyet'' isteyip siyaset arenasında arzı endam istemesi pekala demokratik meşruiyet ve ilkeler dahlinde görülebilecek bir mevzudur. ancak, kimliklere dayalı ve kendi dışını/rakibini/farklılığı öteleyen her siyasal sistem/akım/grup kolaylıkla faşizme/despotizme kaymaya meyyal bir potansiyel taşır. mazlumiyetin böylesi bir patalojik körlük ve nefreti vardır. bu nefret ve körlük, hakların sözde kurtuluşu adına dans eden reel komünist rejimlerde de vuku bulmuş; andavallık o seviyeye ulaşmış ki ''şairler/yazarlar/müzisyenler'' kerameti kendinden menkul kıçı kırık bir devrim ruhuna aykırı ürettikleri için soruşturulmuş/tehdit edilmiş yeri gelmiş öldürülmüştür!

cemaat/ulus/grup ruhu her tür ideoloji ve siyasal rejimde kör bir cehalet ve despotizmle okşandığında/teşvik edildiğinde kolaylıkla faşizme/ırkçı öfkeye/katliama meyleden bir toplumsal gerçekliğe evrilmektedir. tarih bize mazlumun zalim/ötekinin-despot/ulusçunun faşist-ırkçı/komünistin zalim olabildiği sayısız nice örnek bahşetmiştir!

ol sebeple her türden cemaat/etniste/kültür/din/ahlak/grupçu sürü psikolojisi patalojik bir nefretle kendini küllerinden yeniden var edecek toplumsal kin damarı olmaktan çıkarılmalı/reddedilmelidir! siyasal alan/kültür ve siyasi etik felsefemiz öfkenin patalojik kimyasında karşıtını yeniden üretecek bir nevrotik kısır çekişme olmaktan kurtulmalıdır! en nihayetinde şiddet ve öfke; grupçu/cemaatçi/feodal/ulusçu hamasi teatral şovlarla cilalanıp peydahlandığında bugünün mazlumları fırsatını bulduğu ilk anda kendi içindeki farklılık ve iktidar blokçuklarına zoomlanan patalojik bir çekişmenin içinde bulacaktır kendini!

türkiş şövenlerin artık anlaması gereken şey şudur: tarihsel realitenin gösterdiği ve insanlığın gideceği iki yol vardır. ya şiddet ve inkar düzlemli hamasi naraları ve cilalanmış nefret politikalarını seçip orta vadede acı bir bölünme/yıkım sahnesiyle gark olacaklar(ki aksi milyonların katledildiği bir sürgün/tenkil/soykırım planıyla mümkündür) yahut kendi kimliklerinin hamasi ve militarist güzellemelerinden cayıp ötekinin de kendileri kadar söz/karar/seçim ve meşruiyet/teşvik hakkı olduğunu kabul edecekler!..

endulus
07-04-2011, 17:38
Kemalizm çöktü. Ama 1938 de. Yeni değil yani. O yüzden günaydın demek lazım. Ama freddie amca elm sokağında kabus olması gerekirken kemalizm onun kabuslarında dolaşıyor ki onun tepesine birşeyler çökmüş.

Tamam freddie amca çöktü çöktü. Sen rahatına bak. Şimdi yeni moda tayyipizm.

Jolly Jocker
07-04-2011, 18:13
Kemalizm 'le ne alıp veremediğiniz var anlayamadım ,baş çelişkiniz Kemalizm mi?
Baş çelişkimiz kemalizm değil. Ama kemalizm, hala sosyalizm doğrultusunda olması gereken muhalefeti parselliyor. AKP'yle mücadelede solun önünün açılabilmesi ve tek gerçek muhalif odak olarak kitleselleşebilmesi için kemalizmin yok edilmesi lazım. Çünkü kemalizm bir çeşit ideolojik asimilatördür. Eski solcuların büyük bölümü ''yontulunca'' kemalist oluverir. Bu öğütme makinesini parçalamak gerekiyor.

Yoksa vurun abalıya misali düşenin dostu olmaz herkes saldırıyor bende saldırayım düşüncesi mi ?
Hayır, kendinizi özel sanmayın. Biz herkese vuruyoruz. AKP'ye de, MHP'ye de, emperyalizme de. Elbette kemalizm de payına düşeni alacak. Biz kapitalist düzeni sağıyla 'soluyla' eleştiririz. Bunda şaşacak ne var?

Kemalizm çöktü. Ama 1938 de.
En 'kıytırık' politik akımlar bile liderden sonra varlık gösterecek bir kadro birikimi yaratır. Hele ki devlet iktidarını ele geçirmiş haldeyken! Kemalizm bunu bile yapamayıp tümüyle M.Kemal'e endeksliyse ve o ölünce çökmüşse, sen kemalizmi at çöpe gitsin güzel kardeşim. Konuşmaya bile değmez demektir.

Şimdi yeni moda tayyipizm
Belli. Yeni CHP'nin emperyalizmle daha bir sıkı fıkı, sanayicilerle ve iş adamlarıyla daha içli dışlı halini görünce kimlerin bu yeni modaya uymaya yöneldiğini de daha net görüyoruz hep birlikte.

endulus
07-04-2011, 18:21
En 'kıytırık' politik akımlar bile liderden sonra varlık gösterecek bir kadro birikimi yaratır. Hele ki devlet iktidarını ele geçirmiş haldeyken! Kemalizm bunu bile yapamayıp tümüyle M.Kemal'e endeksliyse ve o ölünce çökmüşse, sen kemalizmi at çöpe gitsin güzel kardeşim. Konuşmaya bile değmez demektir.


Belli. Yeni CHP'nin emperyalizmle daha bir sıkı fıkı, sanayicilerle ve iş adamlarıyla daha içli dışlı halini görünce kimlerin bu yeni modaya uymaya yöneldiğini de daha net görüyoruz hep birlikte.

Mustafa Kemal hangi görüşünde kemalizmden bahsetmiştir. Ya da en yakın silah arkadaşı ismet inönü bile onun ilkelerine uygulayamamış ve emperyalizme çanak tutmuşsa atatürkün ne suçu var.

Senin görüşün çok mükemmel yani nerede uygulanıyor söylede bilelim. Onu çöpe atmayız belki.

güneşinzaptıyakın
09-04-2011, 23:51
Sevgili spartacus; sınıfsal tabanlı bir tartışma sürdürmediğimiz için sanırım hasbihalin sonunda geldik.

Yurtsever söyleminin faşist baskısından sıyrılırsak, senin başından beri bahsettiğin bir kuşağın aslında İnsancıl bir kişi olduğu söylemine şahit olmakla birlikte bizler şu anda ulusalcı olarak adlandırılan küçük burjuvanın geldiği noktayı tartışıyoruz bu konuda. Netice itibari ile kişisel bir husus olarak adveden senin gibi kişileri dışarda tutacak olursak konu Kemalizm'in çöktüğü, Kemalizm'in bir rejim olduğu vb. bir çok alt detay içeren alt kategoride seyretmektedir. Doğal olarak sen ve senin gibi geçmişte var oldukları noktanın faşist olarak olarak adlandırılmasını red eden kitle bir yana geldiğimiz noktanın sonucunda aslında tartışılması gereken şey olarak Kemalizm neden yok oldu? ve yerine gelecek sınıf ve rejim ne olabilir olmalıdır aslında.

Sevgiyle saygıyla...

spartacus
10-04-2011, 02:10
Yurtsever söyleminin faşist baskısından sıyrılırsak, senin başından beri bahsettiğin bir kuşağın aslında İnsancıl bir kişi olduğu söylemine şahit olmakla birlikte bizler şu anda ulusalcı olarak adlandırılan küçük burjuvanın geldiği noktayı tartışıyoruz bu konuda. Netice itibari ile kişisel bir husus olarak adveden senin gibi kişileri dışarda tutacak olursak konu Kemalizm'in çöktüğü, Kemalizm'in bir rejim olduğu vb. bir çok alt detay içeren alt kategoride seyretmektedir. Doğal olarak sen ve senin gibi geçmişte var oldukları noktanın faşist olarak olarak adlandırılmasını red eden kitle bir yana geldiğimiz noktanın sonucunda aslında tartışılması gereken şey olarak Kemalizm neden yok oldu? ve yerine gelecek sınıf ve rejim ne olabilir olmalıdır aslında.

Sevgili güneşinzaptıyakın, Türkiyede isimce fazla, kitle ve etki, bilinç olarak marjinalliği aşamayan sol ve sosyalistlerin bir alışkanlığı var. Daha doğrusu bir değil belirli bir kesimin bir çok alışkanlığı, toplum ve dünyaya bakış açısının darlığı ve sekterliği ve bilinçde ki dogmatizmi. Daha önce İttihat ve Terakki geleneğinin sadece Kemalizm değil birbirlerini k.burjuva sosyalistler(bu bile değil gruplar, akımlar derler) olarak ilan eden, kendi içinde hizipçi, dar ve sekter, şabloncu ve indirgemeci, iç darbeci ve neredeyse devrimi, toplumsal değişimleri dahi 3-5 kelimeyi aşmayan darbeci, tepedenci!, ötekileştirmeci(bu önemli işte) bir bilinçle karketerize eden bir kesim. Hazır şablon ve reçetelerle teori üretmek gerçekten çok kolaydır. Örneğin faşizm k.burjuva sınıfının(oysa doğrusu orta burjuvazidir, k.burjuvazi kendi kaderini tayin adına yalpa vuran bir kesimdir ve her iki tarafda da yer alabilir) ..... denir gidilir, önemli olan sınıfların adını anmak değil objektif analizler yapabilmektir. Yoksa sınıfların adını anmakla, konuya sınıfsal yaklaşmış olmuyoruz, politik argümanlarıda yerli yerinde kullanılmadığından bahsetmiş olmam beni ulusalcı yapmaz. Zaten ne ulusalcıyım nede öyle bir geçmişe sahibim : ).

İndirgemecilik idealist, metafizik bir hastalıktır. Türkiye sol(sapma)-sosyalistleri daha materyalist dahi olamamıştır(sosyalistde olamadılar, ağırlıklı etken bilinç de değildir, inançtır!), sayıca(adet bazında) fazla olan akımlar din gibi, inanç-tabu-haklı olmak gibi subjektif ekseni, idealizmi aşamamışlardır. Bu davranışda değil salt teori ve bilinç içinde geçerlidir. Sembolizm, şablonculuk, ezbercilik, kendini sınıfların yerine ve onlar adına ikamecelik ve tepedenlik, bilinçsizlik hakim hale gelmiştir.

Konuya benim yaklaşımım, kişiselliğin ve kişiye bağlı isnatların, ya da sloganik teorilerin, objektif, eleştirel bir tutum sergilemediği gibi okuyucuya hiç bir şeyde vermemekde, verdiklerini de alıp götürmekte olduğu üzerinedir(insanların birbirini bastırmak için, faşist vs tabirleri kullanması, bu durumun fazlasıyla bariz bir biçimde öne çıkması. halka düşman sosyalistler kime hitap edecek? birbirlerine ediyorlar oda birbirlerini suçlayıp parçalanıp, ufalıyorlar(bunlar ancak aşrı bir inanç saplantısına bağlı tarikatlaşmada bu düzeyde yaşanabilir). Yani demem oki, konuyu ele almak gerekir, kişilerin faşistliğini ispatın bana göre konu ile ilgisi yoktur, dahil edildiği anda bu konunun içini boşaltır. (benim eleştirim zaten bu idi)

Ulusal=faşizm değildir, yine değildir diyorum. Yurtseverlik konusu ise insanilikle açıklanamaz(anti-emperyalist, anti-faşist oldukları kadar anti-kapitalisttiler), Türkiyede kapitalizmin gelişim süreciyle ilgilidir ve feodalizmin tamamen tasviye edilmediği dönemlerde ve dünyadaki anayurdun savunulması(Sovyetler Birliği, Vietnam, Kore ve Latin Amerika gibi) ve feodalizmin tasviyesi ve burjuva devrimin aşılması gibi koşul-örneklerde etkili olmuştur. o koşullarda ulusal çıkarların dışına itilmek, hem kitlelerden soyutlanmak hemde koşulların analizinden mahrum kalmış olmak demektir. Diğer tarafdanda Türkiye de burjuva devrimin henüz tamamlanmamış, feodalizmin henüz tasviye edilmemiş, örn. toprak reformunun yapılmamış olması vb tahliline dayanmıştır. (o günün koşullarında dahi ne kadar anlamlıdır bu tartışılabilir). 1968 kuşağının ulusal varlığı öne çıkartmasının altında faşizm aramanın, bilinçsizlik olduğunu düşünürüm. Ulusallık ve ulusal kurumlaşma kapitalizmin doğasını yansıtır. Tabi faşizmde bu zemini kullanır, kullanacaktır, bu demek değildir ki ulusal=faşizm. Ulusal kurumsallaşma ve aidiyet sistemin toplumsal yapısından kaynaklıdır, burayı atlamamak gerekir ve o koşullarda anti-emperyalizmin en geniş kapsama alanını ulusal(heterojen) bağımsızlık temsil edebilir, bunun geniş zeminini oluşturabilir.
İşte Faşist Söylemlere Dayalı Örgütlenmeye bir örnek... (http://www.turksolu.org/) Hem toplumsal aidiyet duyguları hemde politik anlamda, hazır bir kitle potansiyeli var ve malesef bu potansiyel bu ve buna benzer faşist örgütlenmelerce ya tamamen taraf yapılmakta ya da rahatlıkla yedeğe alınabilmektedir.

Anti-emperyalist mücadeleler ve örgütlenme homojenlik içermez, önemli olan önderliğin hangi sınıfın elinde olduğudur. Eğer daha toplumu, toplumsal yapıyı, sistemleri, üretim ilişkilerini, üst-yapı kurumlarını(din, örf, adet, gelenek, aidiyetler vs) çözümleyememiş, sözümona sistemleri salt iktidar ve iktidarların el değiştirmesi düzeyine indirgemiş,, kişileri, kitleleri, düşünceleri dahi düşman görebilen(ifade özgürlüğünden bile rahatsız olabilen) sosyalistler gibi yaklaşırsak, toplum ve toplumun tüm fertleri birer düşman haline gelirler. Örneğin anti-emperyalist olmayan kitleler düşmandır, anti-kapitalist olmayan herkes düşmandır, buda çoğunluğun düşman görüldüğü paranoid bir yapılanmaya, tepedenliğe yol açar(anti-emperyalist ama sınıfsal yapısı k.burjuva, o.burjuva, yok efendim ulusal düşüncelere sahip, yok dini şu, mezhebi bu gibi, ayrımlarla cebelleşip durulur). Literatürüde, argümanlarıda, kişilere karşı-göre değil, yerli, yerinde kullanmak gerekir diye düşünüyorum.

aydoe
10-04-2011, 02:38
Baş çelişkimiz kemalizm değil. Ama kemalizm, hala sosyalizm doğrultusunda olması gereken muhalefeti parselliyor. AKP'yle mücadelede solun önünün açılabilmesi ve tek gerçek muhalif odak olarak kitleselleşebilmesi için kemalizmin yok edilmesi lazım. Çünkü kemalizm bir çeşit ideolojik asimilatördür. Eski solcuların büyük bölümü ''yontulunca'' kemalist oluverir. Bu öğütme makinesini parçalamak gerekiyor.


Hayır, kendinizi özel sanmayın. Biz herkese vuruyoruz. AKP'ye de, MHP'ye de, emperyalizme de. Elbette kemalizm de payına düşeni alacak. Biz kapitalist düzeni sağıyla 'soluyla' eleştiririz. Bunda şaşacak ne var?



Yoldaş Freddie

Ben Kemalizm diye bir ideoloji olduğunu düşünmüyorum ama yine de görüşlerinize katılıyorum.

Kemalizmin çökmesi çok iyi olmuş o zaman bu Kemalizm'i biz sosyalistlermi çökerttik ?

Bu bizim bir kazanımımız mı yoksa emperyalizmin bir dayatması mı?

Kemalizm çökünce bu kendine Kemalistim diyen ulusalcılar sosyalistmi olacak ?
Yoksa ulusalcılar tasfiye olacakta yalnızca sosyalist muhalefetmi kalacak ?

Jolly Jocker
10-04-2011, 14:12
Yoldaş Freddie

Ben Kemalizm diye bir ideoloji olduğunu düşünmüyorum ama yine de görüşlerinize katılıyorum.

Kemalizmin çökmesi çok iyi olmuş o zaman bu Kemalizm'i biz sosyalistlermi çökerttik ?

Bu bizim bir kazanımımız mı yoksa emperyalizmin bir dayatması mı?

Kemalizm çökünce bu kendine Kemalistim diyen ulusalcılar sosyalistmi olacak ?
Yoksa ulusalcılar tasfiye olacakta yalnızca sosyalist muhalefetmi kalacak ?
Kemalizm diye detaylıca formüle edilmiş bir ideoloji yok. Ama genel hatlarıyla kurgulanmış bir politik akım var. Aslında buna ulusalcılık desek belki daha iyi olacak.

Kemalizmin çökmesinden kastettiğim iktidardan kovulmasıdır. Bunu biz sosyalistler yapmadık elbette. Emperyalizmin soğuk savaş sonrası ülkemize biçtiği rol değişti, artık daha islamileşmiş ve işbirlikçileşmiş bir TC istiyorlar. Bu yönelimlerine AKP daha iyi yanıt verdiği için kemalizm hepten tasfiye ediliyor. Emperyalizm, soğuk savaş döneminde kemalizmi islamla birlikte kullanmış ve bugün işi bitince de bir kenara atıvermiştir. Emperyalizm ile kemalizmin bugün nispeten karşı karşıya gelmiş gibi görünmesi kimseyi yanıltmamalı. Kemalizm hala tutarlı bir antiemperyalist tutum almaktan kaçmakta ve yeni CHP eliyle ''dış geziler ve tanıtım turları'' yaparak emperyalizmden AKP'yi bırakıp kendini almasını istemektedir.

Kemalizmden hiçbir şey olmayacağının daha da ortaya çıkmasıyla birlikte, ulusalcıların peşine takılan kitlelerin önemli bir kısmı hakiki sol bir mücadeleye kanalize edilebilir. En azından Alevileri ulusalcıların ideolojik etki alanından kurtarsak bu bile müthiş bir sıçrama olacaktır bizim açımızdan.

Zaten her türden muhalefet çeşitli baskı ve gözaltılarla tasfiye ediliyor. Bu tasfiye ve sindirme operasyonuna karşı düzenin kurumlarından, yani ordudan, yargıdan v.s. medet umanlar kaybetmeye mahkum. Ancak kendi özgücüne dayanarak direnen hareketlerin şansı olabilir. Örneğin, Kürt hareketini tam olarak sindiremezler çünkü adamların dağda silahlı gerilla birlikleri var. Ama ulusalcıların böyle bir güçleri yok. Devrimciler, mevcut faşist baskının daha da artmasıyla kitleselliklerini artırabilir ve geçmişte olduğu gibi kendi gerilla güçlerini oluşturarak toplumsal bir direnişin önde gelen öznesi durumuna gelebilirler. Tıpkı 70'li yıllarda olduğu gibi.

aydoe
10-04-2011, 18:07
Yoldaş Freddie,

Senin de yazmış olduğun gibi Kemalizmi biz tasviye etmiyoruz bu küreselleşmenin merkezinde yer almayan ulus devletlerin parçalanması yok edilmesi için emperyalizmin bir dayatmasıdır.

Bizim coğrafyamız için etnik ve dini temelde bölünmüş ılımlı islam modelini uygun görmüşler ve bunu uygulamaktalar.

Ben 1976 yılında liseder üyesiydim ,1975 ten beri komünistim o dönemlerde yakamda Atatürk rozeti vardı ve altında Ya Bağımsızlık Ya ölüm yazıyordu.Hiç kimsede( komünist büyüklerim abiler,ablalar ) bana sen nasıl komünistsin bu rozeti çıkar dememişti.

Tabiki bizler devrimciydik Mustafa Kemal'in de çok ilerisindeydik ama onu ve dönemini doğru tahlil edebiliyor yaptıklarını ,yapamadıklarını ,doğrularını yanlışlarını görebiliyorduk .

Biz devrimciydik ,sosyalist devrim yapacaktık,Atatürk'te devrimciydi o da bir şeyler yapmıştı ama bizim mücadelemiz sınıfsaldı onun ki gibi değildi biz onu aşmıştık .16 yaşındaydık 17 yaşındaydık 20 yaşındaydık ,silahlıydık .

Sürekli bir çalışma ve çatışma içindeydik tüm enerjimizi bu işe yoğunlaştırmıştık .Dernekler ,sendikalar,partiler arı kovanı gibiydi .
yüzlerce insan girip çıkıyor devamlı eğitim toplantıları seminerler ,eylemler,mitingler ve devletle ve de faşistlerle çatışmalar içinde günlerimiz geçmekteydi ,devrim çok yakındı !

Derken sol fraksiyonlar bir birleriyle de çatışmaya başladılar binlerce insan öldü ta ki 80 darbesine kadar .

Dün hava güzeldi işimde yok biraz gezdikten sonra çok eskilerden beri mücadelenin içinde olan değerli yaşlı bir komünist abimiz var onu görmeyi ve konuşmayı düşünerek bir komünist partiye uğradım .
Kapı kapalıydı ,kapıda 18 yaşında bir delikanlı bekliyordu ,partinin lise sorumlusuymuş ,o da anahtarını kaybetmiş, birinin gelip partiyi açmasını bekliyor benim görmek istediğim adamın gelmesi gerektiğini söyledi.
Oturdum onla muhabbet ettim bugün için Üniversite sınavını protesto eylemi yapacaklarmış ,(eyleme bende katıldım ) .
Neyse telefonla parti başkanını aradım geldi bize kapıyı açtı benim görmek istediğim ağbimiz biraz rahatsızmış o gün gelmedi ben partide 2 saat kadar oturdum bu süreçte partiye iki kişi daha geldi .
Eski günleri düşündüm ,30 yıl önce olsaydı burada en az 40-50 kişi olur giren çıkan gelen giden eksik olmazdı dedim .

Türkiye ileriye gitmiyor ,geriye gidiyor ,giderek nakşileşiyoruz .

Sol siyaset geliştiremiyor ,birlik sağlayamıyor .

Bak önümüzde seçimler var sosyalist bir cephe olarak seçimlere girilse ve meclise 15-20 milletvekili sokulsa iyi olmaz mı?

Olur ama bunu başaramıyoruz ,onun içinde sosyalistler ya oy kullanmıyor ya da Chp ye ya da küçük oranda kendi partilerine oy veriyor .

Şimdi CHp ye oy veren solcular AKP iktidarının Cumhuriyet kazanımlarını yok ettiğini ve gerici AKP ye karşı kerhen de olsa CHP nin desteklenmesi gerektiğini söylüyor.

Asgari müştereklerde birleşilse ve EMEP,ÖDP,TKP.. gibi sosyalizmi savunan partiler bir çatıda seçime girse ve meclise 10-15 sosyalist milletvekili sokulsa iyi olmazmı ? (1965 seçimlerinde İsçi partisi 15 milletvekiliyle meclise girmişti . )

Tamam Freddie yoldaş sen sosyalist devrim yapacaksın ama kiminle ?

Halkla yapacaksın bu halkla ,halkımızla .

Kemalist düşünceye sahip bir halklamı yoksa cemaat boyunduruğuna girmiş ümmetçi bir halklamı bu devrimi yapabilirsin ?

Onun için sevinelim mi Kemalizm tasfiye oluyor diye ?

Yerine ne geliyor ?

Jolly Jocker
10-04-2011, 19:51
Sevgili Aydoe, benim kemalistlerle olan tecrübelerim belli ki seninkilerden çok farklı. Bana hep sosyalizmin artık öldüğünü, zamanın değiştiğini, bu işleri bırakmam gerektiğini, ''gerçekçi olmam'' gerektiğini vaazeden, CHP'ye ve kemalizme çağırıp ideolojik olarak asimile etmeye uğraşanlar bu insanlardı. Bu insanların içinden, sosyalizme hakikaten sıcak bakan kimseyle karşılaşmadım ben. Bilakis, her fırsatta, bizi ezip baş düşman olarak gören devlete, ordusuna, yargısına v.s. sahip çıkıyorlar. Milliyetçilik bunlarda, antikapitalist olmadan antiemperyalizm nutukları çekmek bunlarda, Diyanetli ve imam hatipli kıytırık bir laikliği savunup işi sadece türban karşıtlığına indirgemek bunlarda, devrimci marksist önderlerin içlerini boşaltıp kullanmaya kalkmak bunlarda, inatla sosyalist düşünceyi yaşatanları yutmaya çalışıp hayal perest muamelesi yapmak bunlarda, velhasıl her türlü pislik bunlarda! Rica ediyorum, bana bunları savunma.

Evet emperyalizmin yönelimleri, tercihleri değişiyor; kemalizm tasfiye edilip işbirlikçi bir islamcılık getiriliyor. 12 Eylül'ün Türk-İslam sentezi yerine, islamcı ayağı daha öne çıkmış bir ideolojiye resmiyet kazandırılıyor. Yani eski faşizm biçim değiştirip kendini yeniliyor. Bunu mu savunacağız? Elbette hayır. İslamcılık, AKP ya da toplumun cemaatlerce kuşatılmasını savunmak mümkün değil. Ama buna karşı çıkarken faşizmin eski türünü savunmaya kalkmak ya da ona prim vermek de büyük hata olur. Ne o ne bu. Benim anlatmaya çalıştığım bu. AKP'ye de, yeni faşizme de, cemaatlere de elbette karşı çıkacağız, çıkıyoruz da; ama bunu yaparken nihayet kurtulduğumuz eski belayı diriltmeden, ona prim vermeden, AKP'ye karşı mücadelede kemalizmin değil sosyalizmin güçlenmesini ana eksene oturtarak mücadele etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kemalizmin üzerine gitmemin amacı bu.

Öte yandan, cemmatçileşmiş, tarikatlarla sarılmış bir toplumda sosyalizm mücadelesini yükseltmek elbette çok zor olacaktır. Ama bu durum, sanki geçmişte pek kolaymış, kemalizm olsa kolay olurmuş gibi bir izlenim verirse, ''sosyalizmin yayılışını kolaylaştırmak'' bahanesiyle açıktan kemalizm destekçiliği yapmaya kadar vardırılır iş. Bu da büyük yanlıştır. Kemalizmin egemenliğinde de sosyalizmin yayılması çok zordur. Çünkü kemalizm milliyetçilikle, Atatürk fetişizmiyle, ordusuyla, kontrgerillasıyla, yargısıyla, laikliği kendi tekeline almaya kalkan zihniyetiyle sosyalizmin önünü keser, kesmiştir de. Eskiden sosyalist olan adamların çoğu bugün yontularak kemalist yapıldı. Eskiden aydınlık bir toplum için devrimi gerekli görenler bugün ordunun ve yargının vesayetinin sürmesini yeterli bulur hale geldi. Eskiden 1 Mayıs alanlarında işçi sınıfına destek olanlar bugün sadece rakısını içmesine ve minisini giymesine karışılmamasına odaklanan milliyetçiler oldular. Bunların müsebbibi beyinleri iğdiş eden kemalizm mikrobudur.

Aslında mesele basit. Ulusalcılık da liberalizm de muhafazakarlık da kapitalist sistemin kanatları. Sistemin hiçbir kanadına yedeklenmeden, hepsini eleştiren bir devrimci sol hareket sabırla ve inatla yaratılacak mı yaratılmayacak mı? Devrimciler kendi mücadelelerini verirken kendi özgüçlerine mi güvenecek yoksa ordu, yargı ya da CHP gibi burjuva düzenin güçlerinden medet mi umacak? Bizi kitleselleştirecek olan kemalizm değil. Dün de kemalizm değildi. Mahir'in, Deniz'in bağımsız ve kendi özgücüne dayanan cesur mücadeleleriydi. Dün bir çatışma ortamı vardı. CHP ve Atatürkçüler bu çatışma ortamında halkın hakkını savunamadı, devlete bağlı kalıp pasif tutum aldı. Devrimciler ise elde silah çatışmaya girdi ve halkı savundu. Bu yüzden en çok kim savaştıysa o taraftar buldu ve güçlendi. Burada kemalizmin etkisi yok. Burada, kendi gücüne inanıp savaşmanın etkisi var. Bence bugün için de yapılması gereken budur. Oy istemek değil. Sokaklarda devrimci bir mücadeleyi örmek.

Mahir ve Deniz'in hemfikir oldukları nokta TC'deki demokrasinin ''Filipin tipi'' bir sözde demokrasi olduğu, gerçekte ise yarı sömürge tipi faşizmin söz konusu olduğuydu. Faşizme karşı mücadelenin içeriği de bellidir. Onlar bunun gereğini yaptılar. Düzenin demokrasi aldatmacasını teşhir ettiler, bu yüzden seçimleri de boykot edip çözümün seçimde olmadığının altını çizdiler. Çünkü seçim bir göz boyamaydı, faşizm ise altta yatan gerçeklikti. Bu gerçeklik değişmiş değil. Şimdi seçimlere katılmak ya da meclise birilerini yollamaya kalkmak devletin demokrasi oyununa gelmek, sistemin ekmeğine yağ sürmek olacaktır. Maalesef ÖDP'sinden TKP'sine, EMEP'ine, bağımsız adaylara kadar herkes geçmişte savunduğu çizginin çok gerisinde. Kendi geçmişinin bile gerisine düşenler, geleceği kuramazlar.

Violadagamba
14-04-2011, 11:37
Sayın Fredi,

Bazı tarihsel olaylarla ilgili olarak beni rahatsız edici birtakım hatalı bilgiler yazıyor olsanız da yazılarınızın tutarlı ve epey de bilgilendirici olduğunu söylemeliyim.

Ben 30'ların Türkiyesindeki gibi bir "Tek parti" yönetiminden yana olan bir paternal otokratım (faşist de denilebilir; ama ırk adına 50 miyon kişinin 6 yılda katledilmesinden sorumlu bir hareketin taraftarı olarak tanımlanmak bana haksızlık olur). Günümüz Türkiyesinde sol cenahtan sayılıyorum. Malum, ülkemizde sağ ve sol kavramları dergahlara ve feodal kültüre karşı takınılan tavra göre kullanılıyor.

Ayrıca, günümüzde Türk Kürt çatışmasında da tarafım. Ancak bu konuda radikal bir görüş değişikliği yaşadım. Sevres anlaşması resmi bir belgedir. O belgedeki Kürt toprakları Kürtlere verilsin ve hepsi de PKK'nın, Barzani'nin ve Talabani'nin yönetiminde mutlu mesut yaşamaya başlasınlar. Kürt etnisitesinin mafyalarından, molotoflu eylemlerinden, Alevileri (Dersimliler dışındaki Türkleri kasdediyorum) sopayla Kürtleştirmeye çalışmalarından, Türkiye'nin doğu yarısını bütünüyle kendilerine istemelerinden ve de diğer yarısında da ortaklık talep etmelerinden bıktım. Artık benim için toprak kutsal değil, en azından bir kısmı değil.

Tamamen iyi niyetimle bir eleştiride bulunacağım. Sizin savunduğunuz silahlı mücadele övülebilecek bir hareket değil. Size göre 3-5 çocuk ya da adam dağa çıkacak ve hem insan öldürecek hem de ölecek ve hayalini kurduğunuz devrime katkısı olacak. İmkanı yok... Zaten Türkiye'de sosyalist düşünceye taraftar toplanamamasındaki en önemli nedenlerden biri de 70'lerdeki bu tip girişimlerdi. Akıl var, mantık var. Halk oğullarını askere göndermekte ve bu durumdaki bir halktan kaç kişi kendi evladına kurşun sıkan 3-5 adamla birlikte mücadeleye katılır da devrim olur?

En akıllı tavır örgütlenip devlette, toplum yaşamında etkinleşmeniz ve zamanla birkaç milyon eğitimli partizan yaratmanız; görüşlerinizi her yerde ve her zaman anlatma imkanınıza ulaşmanız ne dediğinizi herkese dinletebilmenizdir; daha doğrusu bu uğurda çalışmanızdır. Bundaki amaç da -devrim isteyenler için tabii ki- büyük bir krizde bu kitlenin harekete geçip devleti silah gücüyle ele geçirmesidir -yani devrim yapmak-. Tabii ki orduda da bu hareketinize olumlu yanıt verecek kişilerin doğal olarak bulunması gerekmektedir -hani 1-2 milyon kişiyi bilinçlendirmişsiniz ve her yerde propaganda yapabiliyorsunuz ya; bu durumda orduda da 10-20 bin parizan ve 50-60 bin sempatizanınız oluşmuştur-. Tıpkı Rus Devriminde, Fransız İhtilalinde olduğu gibi.

3-5 kişilik silahlı mücadeleler teknik olarak -hangi ülke ve rejimde olursa olsun hukukan- terör faaliyetidir. 3-5 milyonun girişeceği silahlı mücadele ise uzun süreli bir çabadan sonra başarısızlıkla sonuçlanan bir iç savaşa dönüşmediği sürece bir devrimdir.

Jolly Jocker
14-04-2011, 21:14
Merhaba Violadagamba,

Bahsettiğin türden bir girişim uzun süredir legal solda var. Yasal-demokratik ortam içerisinde faaliyet yürütmek, eğitimli kitleye hitap etmek v.b. uğraşları 12 Eylül darbesinden beri yapıyorlar. Peki ne oluyor? Hiçbir şey. Geçmişte kitlselleşebilmiş tüm devrimci hareketler, silahlı mücadeleyi temel, diğer mücadele biçimlerini(ekonomik, demokratik, ideolojik mücadeleler) tali olarak benimseyen hareketler oldu. THKO ve THKP-C ile başladı, Dev-Yol ile devam etti, sonrasında(90'larda) Dev-Sol ile sürdü, uzun süredir de -ne kadar devrimci olduğu tartışılır ama- PKK ile devam etti. Kim silahlı mücadeleyi temel aldıysa o kitleselleşti, etkili oldu, ses getirdi, belli bir kitle edindi. Legalizmin sınırları içinde kalanlar ise iki biber gazıyla dağılıveren bir avuç kuyrukçu olmanın ötesine gidemedi. Örneğin Kürt hareketi üzerinden düşünürsek, bugün belli bir kitleleri var. BDP ve DTK gibi legal organları ve onca dernekleri var. Ama silahlı gerillaları olmasa devlet bunları anında ezer. Gerek polis gücüyle, gerek tutuklamalarla, gerek medya başta olmak üzere her yerde tecrit ederek, gerek seçim barajıyla, türlü türlü yolla sindirir. Bunun onlar da devlet de farkında. Bu ülkenin tarihi gösteriyor ki silahlı mücadele temel alınmak zorundadır. Diğer mücadele türleri ise bunu tamamlayan yan ürünler olarak biçimlendirilmelidir. Çünkü ülkemizdeki demokrasi gerçek olmayıp tümüyle biçimseldir; aslolan yarı sömürge tipi faşizmdir. Ya da tersinden söyleyip sağlamasını yaparsak; ülkemizde silahlı mücadeleyi temel alan örgütlerin kitleselleşmesi, mücadele edilen düşmanın faşist bir niteliğe sahip olduğunun kanıtıdır.

Silahlı mücadele ise elbette ''üç beş kişinin silahlanıp dağa çıkmasından'' ibaret değil. PKK'yı bilmem ama devrimci stratejiyi göz önünde bulundurarak konuşursam, bize göre TC gibi yarı sömürge ülkeler sürekli bir kriz içerisindedir. Halk sürekli birşeylerden memnuniyetsizdir. Bu yüzden egemenler kitleleri kontrol altında tutmak için başta bürokratik ve askeri nitelikli bir şiddet aygıtı olarak devlet baskısı olmak üzere çeşitli araçlar kurarak kitleleri sindirir ve suni bir denge sağlar. Önemli olan bu suni dengeyi bozmak, kitlelerin kendine güvenini, devletin sanıldığı kadar muktedir olmadığını göstermeye öncülük etmektir. Bu da lafla olmaz; eylem gerekir. Öncü savaşı dediğimiz silahlı mücadelenin sebebi, kitleleri bu mücadeleye katılmaları için hareketlendirmektir. Elbette ülkenin koşulları düne göre değişti. Artık kır ağırlıklı bir toplum değiliz. Dolayısıyla dağlardan köyleri fethedip, o köylerden İstanbul gibi metropolleri alabilmek olanaksız. Bu yüzden kır gerillası değil, şehir gerillası temel alınmalıdır bence. Geçmişte kırın temel alınması, emperyalist kontrol mekanizmasının kırlarda daha gelişkin olmasında dayandırılırdı. Günümüzün ''kırları'' ise büyük şehirlerin varoşlarıdır. Bana kalırsa, şehir gerillasına dayanan bir öncü savaşını temel almak ve sabırlı-ısrarlı bir mücadele sonucunda kitleleri ayaklanmak için cesaretlendirmek devrim için gerekli şarttır.

Kuşkusuz suni denge devletin baskısından silahlı güçlerinden ibaret değil. Bu yüzden ona karşı mücadele de salt öncü savaşına terk edilmemeli, buna bağlanan bir ideolojik-demokratik mücadele de ortaya konmalıdır. İdeolojik hegemonya çok önemli. Çünkü oligarşik devlet kendi egemenliğini salt silahlı gücüne dayandırmıyor. Toplumda kendi ideolojisini hakim kılıp kitleleri kendi varlığının gereklilik ve normalliğine inandırıyor. Bu kanaati yıkmak için bizim de devrimci bir ideolojik mücadele vememiz gerekir. 12 Eylül darbesinden önce bu yeterince yapılamadı. Biraz da koşulların gerektirdikleri yüzünden sadece silahlı mücadeleye ağırlık verildi. Bu yüzden darbeyle devrimciler yok edilince, geriye darbe sonrasında iletişim kurabilecekleri ya da kendilerini yeniden toparlayabilecekleri bir kitleleri kalmadı. Bu, darbe öncesinde devrimcilerin kitlesinin ideolojik yönden yeterince bilinçlendirilmediğini gösteriyor. Biz darbe sonrası kendimizi tam olarak toparlayamdık ve eski etkinliğimize kavuşmadık çünkü toplumda ideolojik egemenliğimizi yeterince kuramamıştık. Bu düzeni yıkmadan evvel, düzenin meşruiyetini kafalarda yıkmak gerekirdi.

taylan
14-04-2011, 22:26
Freddie'nin son mesajı bana lise günlerimi hatırlattı:)

Violadagamba
14-04-2011, 22:48
Sayın Fredi,

Dediklerinizin sağlıklı bir şekilde gerçekleşebilmesi için

Öncelikle Kürt sorununun ila nihaye bitmesi ve bütün Kürtlerin Diyarbakır Hakkari hattına çekilmesi gerekecek.

İlaveten o ayrışma neticesinde Türklerin hızla artan ortalama zenginliğinin hızla tükenmesi (Çünki mübadele sonucunda her Türk yurttaşı bir şekilde tatmin edici bir mülke kavuşacak, devlet Kürtleri tatmin etmek için sübvansiyonlarda bulunmayacak, Kürtlerin ödemediği çoğu verginin boşluğunu Türklerden çıkarmaya çalışmayacak, savunma harcamaları yüzde seksen gibi dramatik bir oranda düşecek vb) de ikinci şart.

İkinci şartın gerçekleşmediği bir ortamda ırkçı Kürt hareketi gibi bir hareketin doğması için hiçbir makul gerekçe kalmayacak...

Yani sizin bakış açınızdan bakarsak gerçekte sosyalist hareket bugünkinden daha da marjinalleşecek ve Sivas'ta güle oynaya yurttaş yakan zihniyet gibi sapık bir tarikat halini alacak. Hatta ondan da marjinal olacak; zira Sivas'taki o zihniyetin bu Anadolu karanlığındaki destekçileri en az yüzde yirmi; ama sizin dile getirdiğiniz meczuplar yüzde 0.01'i bulursa şanslıdırlar.

Gerizekalılar çoğunluktadır. Yüzde yirminin potansiyel Sivas katliamcısı salak olması o açıdan doğaldır. Sosyalist ideolojiye sahip olmak için zeki olmak gerekir. Zenginleşen bir toplumda PKK'yı örnek alarak devrim için silahlanıp harekete geçenler ancak 3-5 kişi olur ve maalesef bunlara da salak denir. Eser miktarda bile olsa sapma her örnek kümesinde görülür.

Paternal otokrat birisi olarak da ülkede sosyalist / komünist ideallerin mücadelesi için Kürt milli hareketinin bütün memleketi iyice sersefil etmesine ihtiyacımız var diyemem ve demem. Zaten ben de bu yüzden Kürt etnisitesine vatanımdan önceden Sévres'de belirlenmiş alanın verilmesini istiyorum. Sosyalist olarak kabul ettiğiniz Kürt hareketi ırkçı ve lümpen bir harekettir, ve geri kalan bütün Türkiye'yi de marabalaştırma hevesindedir. PKK'nın en tepedekilerinin dedikleri, yazdıkları beni ilgilendirmez (Demokrasi, kardeşlik, emek filan gibi lafları kasdediyorum). Kürtlerin ne yaptıkları ortada. Tamam, bölünelim; ben "Irkçı faşist" bir Türk olarak bundan hiç korkmuyorum; Bebek Katili'nin de zamanında övgüler düzdüğü Sévres haritası ortada; yani onlar da eyvallah demiş...

Atalarımın, analarımın ve silah arkadaşlarının hepsinin hatırasından özür dileyerek tekrar beyan ediyorum ki Kürtler Sévres'de tanımlanmış Kürdistan'a gitsin; oradaki Türkler de Türkiye'ye gelsin. Türk Milleti'nin Türkiye'deki İslami gericiliğin asıl kaynağı olan Kürtlerin bedbahtlığından mütevellit olması ümit edilen sosyalist devrime ihtiyaçları yok.

Sizin dile getirdiğiniz şeylerin başarıya ulaşması halinde sosyalizmin Türk vatanında varacağı nokta Pol Pot rejimidir. Komünist midir? Kendince komünisttir... Irkçı mıdır? Irkçıdır... İlkel midir? İlkeldir... PKK da onun iyi bir taklididir... PKK, ayrışma sonucunda Türk sosyalistlerine örnek olacaksa, gerçekten 3-5 katil ruhlu gerizekalı dışında sizin sosyalist devrim hayalinizi destekleyecek adam bulamazsınız. Zaten hem halde hem de PKK önderliğindeki bir Pol Pot vari Kürdistan kurulduğunda PKK güzellemeleri ile Türk Milleti'nden 3-5 gerizekalı dışında kimseyi sosyalizm hayalinize, daha doğrusu gerçekte feodal bir cehennem olan o "Ütopya"nıza inandıramazsınız.

AlbatrosS
14-04-2011, 23:28
Sayın Fredi,

Dediklerinizin sağlıklı bir şekilde gerçekleşebilmesi için

Öncelikle Kürt sorununun ila nihaye bitmesi ve bütün Kürtlerin Diyarbakır Hakkari hattına çekilmesi gerekecek.

İlaveten o ayrışma neticesinde Türklerin hızla artan ortalama zenginliğinin hızla tükenmesi (Çünki mübadele sonucunda her Türk yurttaşı bir şekilde tatmin edici bir mülke kavuşacak, devlet Kürtleri tatmin etmek için sübvansiyonlarda bulunmayacak, Kürtlerin ödemediği çoğu verginin boşluğunu Türklerden çıkarmaya çalışmayacak, savunma harcamaları yüzde seksen gibi dramatik bir oranda düşecek vb) de ikinci şart.
* istatistiklerle de sabittir ki ülkenin en yoksul bölgeleri güney doğu ve doğu anadolu'da.

* dolayısıyla bu bölgeden az vergi gelmesi doğal.

* ekonomiyi kürtler değil mevcut iktidarlar yönetiyor, yoksulluk kürtlerin nedeni değil ama sorunu.

* 40'lardan beri savaşsız 40 sene geçti. yeterince zaman varken kalkınma hamleleri yapılabilirdi.

* bu ülkeyi kürtler yönetmediği gibi sorun kürtler değil. siz ve siz gibi düşünenlerdir. zira mevcut yönetimler de sizin gibi paternalistti. epey şiddete başvurdu: sonuç? sıfır...


İkinci şartın gerçekleşmediği bir ortamda ırkçı Kürt hareketi gibi bir hareketin doğması için hiçbir makul gerekçe kalmayacak...

pkk ırkçı değildir...

Yani sizin bakış açınızdan bakarsak gerçekte sosyalist hareket bugünkinden daha da marjinalleşecek ve Sivas'ta güle oynaya yurttaş yakan zihniyet gibi sapık bir tarikat halini alacak. Hatta ondan da marjinal olacak; zira Sivas'taki o zihniyetin bu Anadolu karanlığındaki destekçileri en az yüzde yirmi; ama sizin dile getirdiğiniz meczuplar yüzde 0.01'i bulursa şanslıdırlar.


o sapıkların varlık nedeni de en az onlar kadar sapık rejimdir. sol ve demokratları idam sehpalarına götürüp örgütlerini yok edenler o sapıklara destek oluyordu.

Gerizekalılar çoğunluktadır. Yüzde yirminin potansiyel Sivas katliamcısı salak olması o açıdan doğaldır. Sosyalist ideolojiye sahip olmak için zeki olmak gerekir. Zenginleşen bir toplumda PKK'yı örnek alarak devrim için silahlanıp harekete geçenler ancak 3-5 kişi olur ve maalesef bunlara da salak denir. Eser miktarda bile olsa sapma her örnek kümesinde görülür.

faşist/lümpen cemaat yani zihniyetiniz hep iktidardır. sivas'ı yakan özne sapıklardır ama tertipleyen devlettir/ordudur/gizli servislerdir. 10 tane devrimci toplansa kışlayı üstüne yığan ordu yüzlerden on binlere ulaşan kalabalığa önlem almadığı gibi sessiz kalmıştır!


Paternal otokrat birisi olarak da ülkede sosyalist / komünist ideallerin mücadelesi için Kürt milli hareketinin bütün memleketi iyice sersefil etmesine ihtiyacımız var diyemem ve demem. Zaten ben de bu yüzden Kürt etnisitesine vatanımdan önceden Sévres'de belirlenmiş alanın verilmesini istiyorum. Sosyalist olarak kabul ettiğiniz Kürt hareketi ırkçı ve lümpen bir harekettir, ve geri kalan bütün Türkiye'yi de marabalaştırma hevesindedir. PKK'nın en tepedekilerinin dedikleri, yazdıkları beni ilgilendirmez (Demokrasi, kardeşlik, emek filan gibi lafları kasdediyorum). Kürtlerin ne yaptıkları ortada. Tamam, bölünelim; ben "Irkçı faşist" bir Türk olarak bundan hiç korkmuyorum; Bebek Katili'nin de zamanında övgüler düzdüğü Sévres haritası ortada; yani onlar da eyvallah demiş...
20 bin kürdü munzır'da/zilan'da kurşuna dizip çocuk da olsa kadın da olsa tepesine bombalar yağdıran sapık rejime, ermeni katillerine, ittihatçı lavuklara ve kemalist zorbalığa da lafınız olmalı? uluslaşma adı altında sürdürülen etnik temizlik ve asimilasyonun geldiği nokta :İFLASTIR! KEMALİST DİKTATÖRLÜK VE resmi doğruları iflas etmiştir.


Atalarımın, analarımın ve silah arkadaşlarının hepsinin hatırasından özür dileyerek tekrar beyan ediyorum ki Kürtler Sévres'de tanımlanmış Kürdistan'a gitsin; oradaki Türkler de Türkiye'ye gelsin. Türk Milleti'nin Türkiye'deki İslami gericiliğin asıl kaynağı olan Kürtlerin bedbahtlığından mütevellit olması ümit edilen sosyalist devrime ihtiyaçları yok.
bu ülkede mukadesatçı/şöven/faşist bir TÜRK SORUNU vardır. islamcısı/nasyonel sosyalisti/kemalisti hepsi bir sorunun parçasıdır.



Sizin dile getirdiğiniz şeylerin başarıya ulaşması halinde sosyalizmin Türk vatanında varacağı nokta Pol Pot rejimidir. Komünist midir? Kendince komünisttir... Irkçı mıdır? Irkçıdır... İlkel midir? İlkeldir... PKK da onun iyi bir taklididir... PKK, ayrışma sonucunda Türk sosyalistlerine örnek olacaksa, gerçekten 3-5 katil ruhlu gerizekalı dışında sizin sosyalist devrim hayalinizi destekleyecek adam bulamazsınız. Zaten hem halde hem de PKK önderliğindeki bir Pol Pot vari Kürdistan kurulduğunda PKK güzellemeleri ile Türk Milleti'nden 3-5 gerizekalı dışında kimseyi sosyalizm hayalinize, daha doğrusu gerçekte feodal bir cehennem olan o "Ütopya"nıza inandıramazsınız.


kürtlerin ulusal demokratik haklarının önündeki engel pkk'dır yani :D pkk olmasa kemalist diktatörlük kürtleri asimile edip etnik temizlik harekatlarına girişmeyecek ve böylece sizler de mutlu mesut yaşayacaktınız :)

Violadagamba
14-04-2011, 23:58
Sayın Albatros,

Demagoji yapıyorsunuz; yani demediklerimi demişim gibi yazıyor / söylüyorsunuz...

Ben de zaten o şikayet ettiklerinizin faili değilim.

Ve nihayette Kürtlere istedikleri vatanı vermekten yanayım.

Boş laflar ederek, 35 yaşındaki bir adamı Kürtlerin 200 yıl evvelden günümüze yaşadıklarından sorumlu tutarak PKK terörünü / Kürt milli hareketini vicdanlarda melekleştiremezsiniz. ZATEN BEN PES ETTİĞİMİ SÖYLEDİM; ne derlerse ve ne derseniz kabulüm. Diyarbakır Hakkari hattını alın ve gidin.

Violadagamba
15-04-2011, 00:11
Sayın Albatros,

İlaveten:

Yine haklısınız ki bu ülkede artık Kürt değil TÜRK SORUNU vardır. Kürdistan'dan bağımsız yaşamak isteyen bir Türk olarak Kürtlerin 1920'de vatanımdan talep ettiği yerlerin Kürtlere verilmesinden yanayım.

Asıl konunun alt ana parçalarına dönersek: Sévre'in planladığı Kürdistan gerçekleştiğinde (Ki ben destekliyorum) Kürt ırkçılığına eklemlenmiş Türk sosyalist hareketi de ya sizin gibiler sayesinde bütünüyle yok olacak ya da size inat hayat bulacak.

"Türkler şunu eti bunu etti" geyiklerini bırakın. Alın, Kürdistan sizin olsun demişim; halen niye beni suçluyorsunuz? Açıklaması şu: Pol Pot misali komünist geçinen manyaklarsınız, Türk düşmanı ırkçılarsınız, aklınızca intikam peşindesiniz.

El insaf! Biz Türkler, Balkanlarda, Kafkaslarda soykırımlara uğradık Bulgarlara, Sırplara, Ruslara sizin Türklere güttüğünüz kin gibi kin güdüyor muyuz? Siz halen Doğu Anadolu'nun malum kesiminde ve bütün Türkiye'de yaşıyorsunuz, sabitsiniz ve utanmadan alın istediğiniz toprakları diyenlerden bile sırf Türk olduğu için hesap soruyorsunuz.

AYIPTIR!

AlbatrosS
15-04-2011, 00:39
Sayın Albatros,

İlaveten:

Yine haklısınız ki bu ülkede artık Kürt değil TÜRK SORUNU vardır. Kürdistan'dan bağımsız yaşamak isteyen bir Türk olarak Kürtlerin 1920'de vatanımdan talep ettiği yerlerin Kürtlere verilmesinden yanayım.

Asıl konunun alt ana parçalarına dönersek: Sévre'in planladığı Kürdistan gerçekleştiğinde (Ki ben destekliyorum) Kürt ırkçılığına eklemlenmiş Türk sosyalist hareketi de ya sizin gibiler sayesinde bütünüyle yok olacak ya da size inat hayat bulacak.

"Türkler şunu eti bunu etti" geyiklerini bırakın. Alın, Kürdistan sizin olsun demişim; halen niye beni suçluyorsunuz? Açıklaması şu: Pol Pot misali komünist geçinen manyaklarsınız, Türk düşmanı ırkçılarsınız, aklınızca intikam peşindesiniz.

El insaf! Biz Türkler, Balkanlarda, Kafkaslarda soykırımlara uğradık Bulgarlara, Sırplara, Ruslara sizin Türklere güttüğünüz kin gibi kin güdüyor muyuz? Siz halen Doğu Anadolu'nun malum kesiminde ve bütün Türkiye'de yaşıyorsunuz, sabitsiniz ve utanmadan alın istediğiniz toprakları diyenlerden bile sırf Türk olduğu için hesap soruyorsunuz.

AYIPTIR!

ben hiçbir halka kin gütmüyorum. islamofaşist ve kemalist bir rejime kinim var, evet. turan idealarına, diktatörlüğe ve halen yaygın kurumlarına kinim var. anadilim türkçedir.

72 milleti birden kendine düşman gören sapık bir zihniyete, tüm dünyanın türklerden türediğini hatta tüm dillerin... inanan bir sapkınlığa alerjim var! kendini zeki ve her şeye kadir sanan insanlık düşmanlarına alerjim var. kimliklerle asla sorunum olmadı. türk diye tarif edilen de belli bir ideolojik kurumsal düzlem ve o düzlemin bekçileridir.

kürtlerin ayrılması sorun değil; sorun zihniyetin tasfiye edilmesi. çünkü geri kalanlara da rahat olmayacak. ırkçı sapkınlık aynen sürecek.

Violadagamba
15-04-2011, 00:57
türk diye tarif edilen de belli bir ideolojik kurumsal düzlem ve o düzlemin bekçileridir.

Ben de Türk diye tarif edilmiş o bekçilerdenim. Türkiye'de nüfus sayımı yaptığınızda o bekçilerden en az 65 milyon bulursunuz. Tamam, alın Kürdistanınızı; daha halen neyin hesbını soruyorsunuz? "1000 yıl önce geldiniz de bilmem ne!" diyecekseniz, el insaf! Kürtlerin çoğu İran'dan 500 yıl önce geldi ve yakın bir zamana kadar Britanya yurttaşı olmak için kaçak da olsanız 5 yıl yeterli idi.

Kemalizm 2007'de çöktü. Tıpkı 1991 veya benzer bir yılda sosyalizmin çökmesi gibi. Buna itirazım yok; alın Diyarbakır Hakkari hattını ve gidin. Ben sizden hesap sormuyorum ve siz de benden hesap sormayın. Size istediğiniz vatanı vermeye hazır olan Türkleri de kininizle suçlarsanız size Türk düşmanı, ırkçı denmesin de ne densin?!

Sosyalist densin, komünist densin, devrimci densin, değil mi? Taşnak Sütyun da aynen sizin gibiydi... Balkan Harbinde Bulgar ordusunda görev almış olan (Antranik, Ermeni Aposu, sosyalist, Almanların emrinde de Yahudi avladı) Ermeni birlkleri Edirne'de epey Türk köyünü imha etti (insanlarıyla); ardından da sizler Trakya Ermenileri neden tehcire maruz kaldı diye ağlaşıyorsunuz.

Olan oldu. Biz ağlamayı en başında kestik, siz de kesin. Al Kürdistanını diyene halen hakaretler yağdırıyorsan yuh artık! Belli ki biz Türkler sizlere zorla Küdistan'ı vereceğiz. Al ve git!

AlbatrosS
15-04-2011, 03:29
Ben de Türk diye tarif edilmiş o bekçilerdenim. Türkiye'de nüfus sayımı yaptığınızda o bekçilerden en az 65 milyon bulursunuz.
yok artık lebron james, sadece kürtler 20 milyon :D sosyalist örgütler, devrimciler, sol demokratlar, liberal demokratlar, liberal sol, anarşistler ve genel manada ''faşist olmayanlar''... en kötü 30 milyon ederiz yalnızca ''antifaşist''lik ortak paydasında...



Tamam, alın Kürdistanınızı; daha halen neyin hesbını soruyorsunuz? "1000 yıl önce geldiniz de bilmem ne!" diyecekseniz, el insaf! Kürtlerin çoğu İran'dan 500 yıl önce geldi ve yakın bir zamana kadar Britanya yurttaşı olmak için kaçak da olsanız 5 yıl yeterli idi.
devlet isteyen kim? ben faşist, ırkçı, ahlakçı ve otoriter bir nizamdan tiksiniyorum. yaşadığım yerden gitmeye niyetim yok; ya bizimle yaşamayı öğrenirsiniz yada nizamınız başınıza yıkılır...

bizden kastım da ''anti faşistler''...



Kemalizm 2007'de çöktü. Tıpkı 1991 veya benzer bir yılda sosyalizmin çökmesi gibi. Buna itirazım yok; alın Diyarbakır Hakkari hattını ve gidin. Ben sizden hesap sormuyorum ve siz de benden hesap sormayın. Size istediğiniz vatanı vermeye hazır olan Türkleri de kininizle suçlarsanız size Türk düşmanı, ırkçı denmesin de ne densin?!
saçmalamakta sınır yok elbette, sizin fikriniz. ben türk düşmanı değilim ama ırkçılığınız insanlık düşmanı. benim taleplerim ve zihniyetimden etnik kimliğinize zeval gelmez ama sizin zihniyetiniz beni ezmeye çalışır. sorun burda. ırkçılığın bu ülke, dünya ve yaşamda yeri yok.



Sosyalist densin, komünist densin, devrimci densin, değil mi? Taşnak Sütyun da aynen sizin gibiydi... Balkan Harbinde Bulgar ordusunda görev almış olan (Antranik, Ermeni Aposu, sosyalist, Almanların emrinde de Yahudi avladı) Ermeni birlkleri Edirne'de epey Türk köyünü imha etti (insanlarıyla); ardından da sizler Trakya Ermenileri neden tehcire maruz kaldı diye ağlaşıyorsunuz.
sen onları osmanlı ve ittihatçılar emperyalist paylaşım savaşlarına girerken düşüneceksin. 600 sene osmanlı emperyalizminde yaşayan uluslar kendi kaderlerini tayin ettiler en nihayet. paylaşım savaşlarında birçok ulus kırıma uğradı. bunları inkar eden kim? tüm devletin köküne kibrit suyu! devlet=katliam=barbarlıktır. istisnasız hepsi! milliyetçilik insanlık düşmanı ilkel bir ideolojidir. hiçbir bilimsel tutarlılık ve geçerliliği yoktur. tarihi efsaneler umrumda değil; gerçek olan katliamlar ve devletlerin barbar politikaları. 80 yılda en az 100 bin kişinin katliam emrini vermiş bir devlet aklından bahsediyoruz. yani ''devlet olmak''tan. ne uğruna?



Olan oldu. Biz ağlamayı en başında kestik, siz de kesin. Al Kürdistanını diyene halen hakaretler yağdırıyorsan yuh artık! Belli ki biz Türkler sizlere zorla Küdistan'ı vereceğiz. Al ve git!

hakaret? kemalist diktatörlüğe saydırmamı neden üstüne alınıyorsun? ırkçılık ve faşizmi kürtler var diye icat etmediler efendi! tarihin gördüğü en hastalıklı ideolojiyle birlikte yaşamak gibi lüksüm yok benim. bana insan olmak ve herkesin eşit/özgür olduğu bir dünya yeter. etnik kimlikler safsatadır. zorla değiştirmek de hamaset yapmak da gereksizdir.

AlbatrosS
15-04-2011, 03:33
not: bir yere gitmeye niyetim yok. ait olduğum yerdeyim. özgürlükten ve demokrasiden gayrı talebim yoktur. benim bildiğim özgürlük ve demokrasi faydalıdır da, vallahi, insanı geliştirir de. kitap falan okursun, herkesle iyi geçinirsin falan. komplekse girmezsin, safsatalarından kurtulursun :)

Violadagamba
15-04-2011, 10:46
Albatros,

O tiksindiğin ideoloji çöktü; geçerliliği kalmadı.

Her ulusun kendi kaderini tayin hakkı varsa bunlara Türkler de dahil. Kürt sorununun tek çözümü vardır o da Kürdistan'ın kurulmasıdır. Artık biz Türkler Kürtlerden bağımsızlık istiyoruz. Kürt yayılmacılığını sen gelip sosyalistlik, liberallik filan diye dayatırsan olmaz.

20 milyon Kürt filan da yok. Ama nenesinin haminnesi Kürt olan insanları da Kürt ilan ediyorsunuz o kadar. 20 milyon da olsanız fark etmez. Nüfus kayıtlarına ve beyanlara göre bir Kürt sayımı yapılır ve Çekoslovakya'nın ayrılması gibi bir süreç gerçekleşir.

Liberalleri, sosyalistleri, anarşistleri ve benzerlerini de Kürt yayılmacılığının müttefikleri olarak görmeniz apayrı bir garabet. Kürdistan kurulacak ve buna rağmen "Geri kalan Türkiye de bizim, bir yere gitmiyk low!" diyeceksiniz ve Türklerin 10 milyonundan destek göreceksiniz, öyle mi? Şark kurnazısınız; yani alemde bir akıllı sizsiniz sanıyorsunuz.

Violadagamba
15-04-2011, 11:04
not: bir yere gitmeye niyetim yok. ait olduğum yerdeyim.

Kürdistan kurulduğunda ait olduğunuz yer nüfus veya tapu kayıtlarınızda tespit edilen yer olacak. Bir süreliğine oturma izniniz olabilir tabi. Aynı durum sizin ülkenizdeki Türkler için de geçerli; gerçi önemli bir kısmı yine oralı Türkler olmakla birlikte o tip vak'alar için de mübadele politikası örnek alınır. Önceki mübadele yüzünden hemen Türkleri suçlamaya başlama; çünki o teklif Yunanistan'dan gelmişti.

Ayrıca bana göre 65 sana göre 55 milyon olan ve sizin tabirinizce uydurulmuş kimlik sahibi Türklerle yaşayacağınıza gider o muhteşem, uydurulmamış Kürt kardeşlerinizle -ve hepsi de ilerici, devrimci(!)- özgür Batmanınızda, Şırnakınızda, Diyarbakırınızda zılgıt çeke çeke yaşarsınız. Tabi uzun bir süre kimsenin kafasını ütüleyemeyeceğiniz ve bedbahtlığınız nedeniyle artık uydurulmuş Türk kimliğini ve devletini suçlayamayacağınız için epey boşluğa düşeceksiniz; artık adapte olursunuz. Zılgıt çekin rahatlayın.

Kötü haber: Türklersiz hayatta hepiniz elektrik faturası ödemek zorunda kalacaksınız.

Violadagamba
15-04-2011, 11:28
sen onları osmanlı ve ittihatçılar emperyalist paylaşım savaşlarına girerken düşüneceksin. 600 sene osmanlı emperyalizminde yaşayan uluslar kendi kaderlerini tayin ettiler en nihayet.

1. Dünya savaşı 1914'te başladı. 1912'deki Balkan Harbi ise Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ'ın yayılma savaşları. Bu savaşta yenildik ve katliama uğradık. 500 yıldır oralarda yaşayan Türkler imhaya, sürgüne maruz kaldı.

İşin daha da tuhafı ben halen elimizde olan Edirne'de Bulgaristan'a bağlı Ermeni birliklerinin imha ettiği Türk köylerinden bahsediyorum ve yine sana göre Türkler kabahatli.

Kürtlerle Türklerin birlikte yaşayamayacağının en güzel kanıtlarından birisisiniz, Beyefendi. Siz ırkçı olmayan, ilerici bir Kürtsünüz; buna rağmen saldırı ve katliama uğrayan Türkler konusunda bile ilericilik namına Türklerin katillerinin avukatlığını yapıyorsunuz ve Türklerin düştüğü durum hakkında memnuniyetinizi dile getiriyorsunuz.

Irkçı olmayan (!) ve ilerici bir Kürt olan siz böyleyseniz kim bilir çoğu aşiret hiyerarşisinde konumlanmış ırkdaşlarınız nasıldır!

AlbatrosS
15-04-2011, 15:47
Kürdistan kurulduğunda ait olduğunuz yer nüfus veya tapu kayıtlarınızda tespit edilen yer olacak. Bir süreliğine oturma izniniz olabilir tabi. Aynı durum sizin ülkenizdeki Türkler için de geçerli; gerçi önemli bir kısmı yine oralı Türkler olmakla birlikte o tip vak'alar için de mübadele politikası örnek alınır. Önceki mübadele yüzünden hemen Türkleri suçlamaya başlama; çünki o teklif Yunanistan'dan gelmişti.

Ayrıca bana göre 65 sana göre 55 milyon olan ve sizin tabirinizce uydurulmuş kimlik sahibi Türklerle yaşayacağınıza gider o muhteşem, uydurulmamış Kürt kardeşlerinizle -ve hepsi de ilerici, devrimci(!)- özgür Batmanınızda, Şırnakınızda, Diyarbakırınızda zılgıt çeke çeke yaşarsınız. Tabi uzun bir süre kimsenin kafasını ütüleyemeyeceğiniz ve bedbahtlığınız nedeniyle artık uydurulmuş Türk kimliğini ve devletini suçlayamayacağınız için epey boşluğa düşeceksiniz; artık adapte olursunuz. Zılgıt çekin rahatlayın.

Kötü haber: Türklersiz hayatta hepiniz elektrik faturası ödemek zorunda kalacaksınız.

şu son paragrafı eden ya süzme bir cahil ve bilmeden konuşuyor yahut kafayı ırkçılıkla bozmuş obsesif bir saplantılı. sen bu lafları git de kodoman sermaye/fabrika sahiplerine et bakalım sana ne cevabı verecekler?

bu ülkede sanayi ve hizmet sektörü hala rekabet edebiliyorsa ve ayakta durabiliyorsa köylerinden edilip şehirlerde selfleştirilen modern kürt/türk/roman vd emekçilerinin canları pahasına üç kuruşa talim etmesi sayesindedir.

ülke ekonomisinin %40 kayıt dışıdır. kayıt altında olanlarda da ''taşeronlaştırma'' yoluyla ciddi hak gaspları olduğu herkesin malumu. hasılı bu ülke metropollerindeki kürt emekçileri selfleştirilmişlik ucuz köleler olup onların gitmelerini önce para babaları istemez :)

bu bağlamda kürt sorunu denen şey aynı zamanda iktisadi bir tercih sorunudur. en azından yakın zamana kadar böyle olageldi.

bir yere gitmeye niyetim yok... kürt değilim...egede doğdum büyüdüm. eşit ve demokratik yaşam hakkını savunuyorum. bunu ya öğrenirsin ya öğrenirsin. senin ırkçı safsatalarınla yaşamak zorunda değilim. beyim/hakimim/hükümdarım da değilsiniz. o yüzden benle yaşamayı öğrenmek zorundasınız. sevmiyorum da terketmiyorum da. zaten ait olduğum yerdeyim. bilmem anlatabildim mi?

kutsalım. bayrağım. tanrım. dinim. imanım yok! önderim/putum/liderim/kültüm/uluuular ulusu fetişlerim yok! eşit ve özgür yaşamayı ya öğreneceksiniz ya da öğreneceksiniz...

Jolly Jocker
15-04-2011, 22:09
Herneyse... Konumuz devrimci mücadelenin içeriğinin nasıl olması gerektiği ya da Kürt meselesi değil. İlköğretim okullarında her sabah zorla okutulan ''Andımız''dan sonra Gençliğe Hitabe de tartışılabilir. Hem konuya da uygun düşer.

Gençliğe hitabenin kutsal bir görev gibi anlaşılması bence sakat bir kavrayıştır. M.Kemal'in gençlik için neyin doğru neyin yanlış olduğunun listesini yapması ve vazife sıralaması da, Kuran'da görüp sinirlendiğimiz ahkam ayetlerindeki üslubu andırıyor. Hakikaten takdire değer bir nasihat vermek istiyordu ise, keşke gençlere kendileri için düşünmeyi kimseye bırakmamalarını önerseymiş en başta. M.Kemal'in çok bilmiş ve buyurgan üslubu, otoriteryan ve tek adamcı zihniyetini yansıtıyor. Hitabede ne özgürlük, ne demokrasi, ne insan hakları, ne de emek mücadelesine yönelik hiçbir şey olmaması da manidar! Özetle demeye çalışmış ki: ''Biz belli bir amaçla bir devlet kurduk. Nispeten seküler içerik taşıyan bir ulus devlet. Ne olursa olsun bunu koruyup yaşatmak vazifenizdir. Farklı düşünenleri, demokrasi dışı yollarla da olsa yok edebilirsiniz!''

Kuşkusuz demokratizmin çarpıtılarak bir çeşit çoğunluk diktası gibi kavranması yanlıştır ve buna prim verilmemelidir. AKP ve islamcılar, tarihte de demokrasiyi hep kullanıp atacakları bir araç olarak, kendi dinci diktalarını kurana kadar takiye yaptıkları bir konu başlığı olarak ele aldılar. Onlara göre halkın egemenliği anlamına gelen demokrasi önemsizdi, çünkü aslolan Allah'ın egemenliğiydi. Kemalizmin, halkın yanlış yönelimlere de girebileceğinden şüphe edip bir vesayet rejimini gerçek bir demokrasiye yeğlemesi gibi, islamcılık da halkın günahkar yönelimleri ve dünyevi arzularını açığa çıkarabilecek bir sistem olan demokrasinin tepesinde dinin kılıcını sallandırmayı savunageldi. Aslında birbilerinin yansıması gibi duruyorlar.

Demokrasi, halk dalkavukluğu değildir. ''Halk neylerse güzel eyler'' düşüncesinin demokrasiyle ilgisi yoktur. Çoğunluk diktasını savunmanın da demokrasiyle ilgisi olamaz. Ama halkın cahil, elitist, milliyetçi ya da dinci v.s. yönelimlerinin baskın olması, halkın özgürlüğünü kısıtlayıp başına bir vasi atamayı düşünmeyi gerektirmez. İşte kemalizmin de islamcıların da yanılgıları burada. İslamcının, islamı bırakmadan düzelmesi zor olduğu için en başta kemalistlere anlatıyoruz bunları. Artık anlasınlar ve yanlışlarından dönsünler diye. Halkın yanlış yönelimlerinin düzeltilmesi de yine tabandan başlayarak, sabırla mücadele ederek, halkı dönüştürerek ve halkla birlikte olur. Yoksa azınlık zorbalığıyla, lider kültü yaratıp onun her dediğini fetişleştirerek ya da vesayet kurumlarına dayanarak değil.

Öte yandan, hitabede bağımsızlığa yapılan vurgu, -her ne kadar yazıdaki tüm tasvirler sadece fiziksel bir işgal durumuna vurgu yapsa da-, bence doğrudur. Fakat bağımsızlığı savunmayı buyurması yanlıştır. Bağımsızlık, bir başkası öyle buyurduğu için değil, 'bağımsızca' savunulursa anlamlıdır.

Son olarak şunu söylemek gerekir; islamcıların Kuran'ın ya da peygamberin eleştirildiğini gördüklerinde öfke krizlerine girmeleri gibi, ulusalcıların da Atatürk'le ilgili herhangi birşeyin eleştirilmesi karşısında sinir krizine kapılamaları ciddi bir psikolojik rahatsızlık göstergesidir. Öncelikle, bir konuyu ele alıp eleştiren herkesin aynı amaca hizmet etmediği ve çok farklı niyetler güdebildiği bilinmelidir. İkincisi, dincilerin Atatürk'ü eleştirirken amaçladıkları şeyin laik düzeni yıpratmak olması, laikliği korumanın yegane yolunun Atatürk'ün gözü kapalı savunulması olduğu anlamına gelmez.

Son sözümüz de dincilere olsun; Andımız ya da Gençliğe Hitabeyi eleştirirken; onlardaki tek kimlikçi, dayatmacı ve buyurgan üslubu eleştirirken, o metinlerde demokrasinin yokluğunu tespit ederken, aynı dikkati Kuran hakkında göstermiyor oluşunuz sizlerin ikiyüzlü birer palavracıdan başka birşey olmadığınızı çok açık ortaya seriyor. Andı ya da hitabeyi eleştirmek isteyenler evvela Kuran'ın ahkam ayetleriyle yüzleşsin; M.Kemal'i eleştirmek isteyen evvela Muhammed'i eleştirsin. Yoksa samimiyetinize kimse inanmayacaktır. Zira ''özgürlükçüyüz ama salak değiliz!''

Violadagamba
16-04-2011, 02:28
sen bu lafları git de kodoman sermaye/fabrika sahiplerine et bakalım sana ne cevabı verecekler?

Boyner demedi mi "İnsanların mutluluğu ülkenin bütünlüğünden önemlidir" gibisinden bir laf? Dedi... Demek ki fabrikalarda tarlalarda çalışıp üreten ciddi bir Kürt oranı yok. TÜSİAD bile Kürt sorununu bütünüyle halletmekten yanaysa var sen düşün Kürt kardeşlerimizin üretime yaptıkları katkıyı.

bir yere gitmeye niyetim yok... kürt değilim...egede doğdum büyüdüm. eşit ve demokratik yaşam hakkını savunuyorum. bunu ya öğrenirsin ya öğrenirsin.

Nüfus kaydı önemli. Örneğin Sırbistan'da doğan bir Japona Sırp denmez. Kürtlerin ya da Türklerin kendi kaderlerini tayin ettiğinde nerede yaşayacağınız belli olur. Malumunuz Kemalizm öldü, artık Kürdistan kurulduğunda Kürt'e Türk diyip Türkiye'de yer verilmeyecek. Kürtler mücadelelerini kazandı; Türkiye Türk Milleti'nin Kürdistan da Kürt olarak tanımlanan Sünni İrani etnik gruplarınındır.

o yüzden benle yaşamayı öğrenmek zorundasınız.

Türkiye'de yaşıyorsan Türklerle yaşamayı öğrenmen gerek. Ben vatanımda ne diye sana uyacakmışım? Roma'da Romalı gibi davranırsın, Batmalıysan Romalıları Batmanlı gibi yaşamaya zorlayamazsın. Şark kurnazlığı ve arsızlığını zerre ciddiye almıyorum; ayrıca şark kurnazlığı ve asızlığına da sosyalizm denmez. Ben Türk toprağında yaşayıp senden hakaretler dinlemek zorunda değilim. Ben Diyarbakır ya da Batman'da yaşayıp Kürtlere laf atmıyorum ve benimle yaşamayı öğrenmek zorundasınız diye senin ırkdaşlarını tehdit etmiyorum.

sevmiyorum da terketmiyorum da. zaten ait olduğum yerdeyim. bilmem anlatabildim mi?

Anlatabildin de Kürdistan kurulduğunda ve nüfus kayıtlarına bakıldığında ve de sülalenin Kürdistan yurttaşı olduğu anlaşıldığında, daha doğrusu eğer böyle bir durum ortaya çıkarsa "Ben Kürt değilim" beyanın hiçbir şey ifade etmeyecek. Bu tip ayrışmalarda insanlar vatanlarına zorla gönderilirler.

kutsalım. bayrağım. tanrım. dinim. imanım yok! önderim/putum/liderim/kültüm/uluuular ulusu fetişlerim yok! eşit ve özgür yaşamayı ya öğreneceksiniz ya da öğreneceksiniz...

Yanlış! Bir başka değerin daha var. Balkan devletçiklerinin saldırı savaşlarında yaptıkları Türk ve Müslüman katliamlarını bağımsızlık mücadelesi olarak nitelediğinden anlaşıldığı kadarıyla Türk düşmanısın. Anlaşılan o ki senin ideolojinde Türklere kin gütmek, onları imha etmeye girişmek ya da o imha hareketlerinin avukatlığını üstlenmek ırkçılıktan sayılmıyor.

marcos
16-04-2011, 03:30
Bu tartışma birkaç farklı forumada taşmış durumda tartıştığınız konuya Kürt Hareketini karıştırmayın.Kemalizmin Marksist yorumunu Kürt Hareketi ile ilişkilendirmek pek de onurlu bir davranış olmaz.

Kemalizmin Marksist yorumunu yapan Freddie arkadaş da işe Kürt Hareketini karıştırmamış karıştırlımasını da konu dışı bulduğunu belirtmiş.

Naçizane isteğim.

Violadagamba
16-04-2011, 04:13
Sayın Marcos,

Konu başlığı Kemalizmin ölümü, çöküşü ve sair.

Sayın Fredi de bu konulara önceden değinmişti.

Kemalizmin çöküşü demek Kürdistan ve Şeriat rejimi hakkındaki her türlü konunun rahatlıkla tartışılabildiği bir ortam demektir.

Kemalizm benim kutsalımdı ve kutsalımdır. Ama olgular açıktır. Kemalizm çökmüştür; yani iktidarda değildir. Artık Kürt sorunu ve şeriat talepleri hakkında istediğimiz gibi düşüncelerimizi ve GERÇEKLERİ dile getirebiliriz. Kemalist fikriyat artık ömrünü tüketmiştir ve Türk Milleti'nin mensupları yavaş yavaş Kürtler ve dergah kulları ile açık bir anlaşmaya varmak üzere karşı tarafın taleplerine cevaben Kürtler ve dergah kullarının taleplerini kabul etmektedir.

Konu başlığı: Kemalizm Çöktü mü?

Konu cevabı: Çöktü.

Kemalizmin kurbanları kimdi?

Cevap: Kürtler ve İslami feodalizm.

Bu kurbanlar ne istiyor?

Cevap: Kürdistan ve / veya şeriat.

Türk Milleti yavaş yavaş ne demeye başladı?

Cevap: Tamam, alın... Zaten sizin rejiminiz bizi ilgilendirmez. Kürdistanınızda şeriatla da yönetilseniz, Pol Pot sosyalizmini (!) de kursanız buna sizler bile dahil biz Türklerden daha mutlu olacak kimseyi bulamazsınız.

marcos
16-04-2011, 17:50
Kürdistan/Kürt sorunsalı Osmanlı İmparatorluğunda başlamış ve günümüze kadar gelmiştir.Mustafa Kemal Atatürk henüz ortada yokken Kürtler Osmanlı İmparatorluğuna karşı bağımsızlık savaşı vermişlerdir.Bedirhan Han'ın savaşı bunlar arasında en göze çarpandır.Bu sorunu ortaya çıkaranın Mustafa Kemal olduğu islamcıların yalanından başka birşey değildir.Aslında Kürtler en büyük sorunu Arap İslam akınları ile yaşamışlardır.Kürt kültürü ve dili için olmazsa olmaz olan dinleri zor yolu ile değiştirlmiş dinsel törenlerde Kürtçeyi değil Arapçayı kullanmaları Kürt edebiyatına ve diline ölümcül darbeler vurmuştur.Kürtçe binyıllık uyku dönemine İslam asimilasyonu ile girmiş ve o günden bu güne kadar Kürt kanaat önderleri hep Kürt dışı egemenlerle ittifak yapmışlardır.Bu durumun sorumlusu Mustafa Kemal Atatürk değil İslamın ta kendisidir.

Kürdistan/Kürt sorunsalının laik/demokratik-cumhuriyet perspektifinden başka çözüm yolunun olmadığını tarih bizlere öğretmiştir.kemalizm tasfiyesi ile Kürt sorunun çözülmesi mümkün olsaydı Kürdistanın diğer parçalarında sorun olmazdı.Kürdistan meselesinin çözümünün İran-Irak-Suriye'de değilde Türkiye'de çıkmış olması Kemalizmin ve Kemalistlerin Kürt sorunsalında diğer yönelimlere göre daha kabül edilebilir olduğunu kanıtlamaya yeter.

Kısaca Türkiye'de aslen kemalizmin kendisi olan laik/demokratik-cumhuriyet tasfiye edilmeden Kürt/Kürdistan meselesi çözülür.(Kemalizm Kürdistan için nimet olabilirdi A.Öcalan)Ama İran'da islami rejim yıkılmadan Kürtlerin diyolog yöntemini kullanmaları imkansız olduğu gibi Suriye'de de Kürtler BAAS ile diyalog kurmazlar.

Jolly Jocker
16-04-2011, 21:22
Kemalizmin Marksist yorumunu yapan Freddie arkadaş da...

Sevgili Marcos, ''kemalizmin marksist yorumunu yapan'' derken sanırım başka birşey kastetmek istedin. Çünkü kemalizmin marksizmle bir ilgisi olmadığını anlatıyorum sayfalardır. Yoksa kemalizme marksist bir yorum getirmedim ve getirilmesi de zaten yanlış olurdu.

Jolly Jocker
16-04-2011, 21:34
Konu başlığı: Kemalizm Çöktü mü?

Konu cevabı: Çöktü.

Kemalizmin kurbanları kimdi?

Cevap: Kürtler ve İslami feodalizm.

Bu kurbanlar ne istiyor?

Cevap: Kürdistan ve / veya şeriat.

Türk Milleti yavaş yavaş ne demeye başladı?

Cevap: Tamam, alın... Zaten sizin rejiminiz bizi ilgilendirmez. Kürdistanınızda şeriatla da yönetilseniz, Pol Pot sosyalizmini (!) de kursanız buna sizler bile dahil biz Türklerden daha mutlu olacak kimseyi bulamazsınız.
Kemalizm çöktü doğru. Ama kurbanları sadece şeriatçılar ya da Kürtlerden ibaret değil. Bunlardan çok daha önce komünistler ve alevilerdir. TC'nin alevileri baştan beri katleden, süren, asimile etmeye kalkan anlayışı ortada. Öte yandan devletin nazarında bir numaralı tehdit de her zaman için komünizm olmuştur. Kızılbaşlar da komünizmle ilişkilendirildikleri için sindirilir. İkinci sırada Kürtler vardır. Şeriatçılar ise ancak üçüncü sırada gelir. Zira devlet ilk iki sıradakilere karşı Hizbullah başta olmak üzere dincileri de sonuna dek kullanmıştır. Kemalizm, dinciler ve emperyalizmle el birliği edip sosyalistleri yok etti, işçi sınıfı hareketini dağıttı. Böyle yaparak aslında kendi ipini de çekti. Zira islamcılığın yükselişini durduramadı. Başta itibaren sakat bir hareketti kemalizm. Toplumu aydınlatsa emekçiler hakkını arıyor ve komünizm güçleniyordu; komünizme karşı dini kullandığında da şeriatçılar güçleniyordu. Zaten kaybetmeye mahkumdu. Maalesef, kendi sınıfsal karakterinden ötürü evvela ülkemizdeki komünist mücadeleyi çökertip dincilerin önünü açtı, sonra kendisi de çöktü. Emekçi halklarımızın bilincinde lanetle anılması gereken bir akımdır kemalizm. Bu ülkeye çok şey kaybettirmiştir.

Kemalizm, kendi farkını laiklik vurgusuyla öne çıkaran bir burjuva akımdır. Ama onun laikliği gerçek bir laiklik değil, devletin dini kontrol ettiği, başı açık ve rakı içmekte sakınca görmeyen ''çağdaş'' bir sünni-hanefi islam yorumudur. Herkese bunu dayatmayı laiklik sanmaktadır. En büyük yanılgısı da bu olmuştur. Zira islam hiçbir zaman çağdaş bir çizgiye gelmez.

Son olarak da şunu belirteyim, kafanda bizim Pol Pot tarzı otoriteryan bir sosyalizmi savunan Kürtler olduğumuz şeklinde bir fikir var sanırım. Bazı cümlelerinden hissediyorum bunu. Bu fikrin gerçekle ilgisi yok. Ben eski bürokratik sosyalizm deneyimlerini eleştirip özgürlükçü bir sosyalizmi savunan, tüm Türkiye'de devrim yapmak isteyen, enternasyonalist bir sosyalistim. Diğer arkadaşların da benzer bir çizgide olduklarını düşünüyorum.

marcos
16-04-2011, 21:51
Sevgili Marcos, ''kemalizmin marksist yorumunu yapan'' derken sanırım başka birşey kastetmek istedin. Çünkü kemalizmin marksizmle bir ilgisi olmadığını anlatıyorum sayfalardır. Yoksa kemalizme marksist bir yorum getirmedim ve getirilmesi de zaten yanlış olurdu.

"Kemalizmin Marksist yorumu" derken Kemalizmin tarihsel diyalektik materyalist metodla incelenmesini kastediyorum.Dediğin gibi Kemalizmin Marksizm ile ya da başkaca sosyalist/komünist ideolojilerle alakası yok.

Asıl söylemek istediğim şey Marksizm - Kemalizm tartşmasında Kürt meselesinin yeri olmadığıdır.Marksizmin vede Kemalizmin Kürt meselesine dair tutumlarının olması Marksizm-Kemalizm tartışmasında Kürt meselesinin arguman edilmesini merulaştırmaz.(Senin için değil diğer arkadaşlar için söylüyorum)

Violadagamba
16-04-2011, 23:10
Bunlardan çok daha önce komünistler ve alevilerdir. Kızılbaşlar da komünizmle ilişkilendirildikleri için sindirilir.

Kemalizmin Alevi düşmanı olması Kürt olmayan Alevileri ırkçı ve ayrılıkçı Kürt hareketine eklemlemek ve onları Kürtleştirmek için uydurulmuş koca bir yalandır. Yalan olduğunun en büyük delili bu yalanın Kürtler tarafından sürekli dillendirilmesi ve Kürt olmayan hiçbir Alevi'nin bunu dillendirmemesidir.

Acımasız Dersim operasyonunun hedefinde Alevilik yoktu; hedefte, Kürdistan hayali ile ayaklanan, ve yol yapım malzemelerini korumakla görevli 33 Türk askerini katleden Dersim Kürtleri vardı.

AlbatrosS
16-04-2011, 23:10
Boyner demedi mi "İnsanların mutluluğu ülkenin bütünlüğünden önemlidir" gibisinden bir laf? Dedi... Demek ki fabrikalarda tarlalarda çalışıp üreten ciddi bir Kürt oranı yok. TÜSİAD bile Kürt sorununu bütünüyle halletmekten yanaysa var sen düşün Kürt kardeşlerimizin üretime yaptıkları katkıyı.

aynı tusiad daha sonra geri çark edip bizim resmi görüşümüz değildir diye de ekledi takip ettiysen. senin ''seçiçi'' algın belli ki kürdü hep ''hırsız, kapkaççı, bebek katili, karısını öldüren yobaz'' olarak görmeye kanalize olmuş durumda. zaten, ırkçılık da böyle bir seçici algıyı zaruri kılar. ırkçı için toplumsal şart ve kimlik/demokrasi mücadelesi ile halihazırda zaten paternalist devletin yurttaşlar arasında yarattığı eşitsiz/dejenere ''takdir/onaylanma'' olgsu da görünmez bir sırdır.


Nüfus kaydı önemli. Örneğin Sırbistan'da doğan bir Japona Sırp denmez. Kürtlerin ya da Türklerin kendi kaderlerini tayin ettiğinde nerede yaşayacağınız belli olur. Malumunuz Kemalizm öldü, artık Kürdistan kurulduğunda Kürt'e Türk diyip Türkiye'de yer verilmeyecek. Kürtler mücadelelerini kazandı; Türkiye Türk Milleti'nin Kürdistan da Kürt olarak tanımlanan Sünni İrani etnik gruplarınındır.
kemalist ırkçı paradigma iflas etmiştir; ancak, devleti ve onun doğrularını kutsayan ırkçı psikopat bireyleri yadigar kalmıştır. daha da açık konuşmam lazımsa etnik köken bazında da bir türk olarak birilerinin ırkçı/mukadesatçı safsatalarıyla yaşamak is-te-mi-yor-um. ben sana herhangi bir etnisite ve kimlik dayatmadığım gibi kimsenin de bana herhangi bir gerekçeyle ırkçı/faşist normlarını dayatmasını istemiyorum. bunu anlayabiliyor musun?




Türkiye'de yaşıyorsan Türklerle yaşamayı öğrenmen gerek. Ben vatanımda ne diye sana uyacakmışım?
ben zaten türküm...kendimi etnisitemle tanımlamam o ayrı mesele...


Roma'da Romalı gibi davranırsın, Batmalıysan Romalıları Batmanlı gibi yaşamaya zorlayamazsın.
türk gibi yaşamak ne demek? insan gibi yaşamak kafi değil mi ve insan gibi yaşanınca türk gibi yaşanmıyor mu? :)

Şark kurnazlığı ve arsızlığını zerre ciddiye almıyorum; ayrıca şark kurnazlığı ve asızlığına da sosyalizm denmez. Ben Türk toprağında yaşayıp senden hakaretler dinlemek zorunda değilim
bayrak dediğin şeyle ben kıçımı silerim ancak. bu sana bir hakaret değildir. bayrak benim için herhangi bir kutsallığa haiz değildir. sen bir müslüman olsan ve bana muhammede saygı duymak zorundasın o'nun adını zikrederken ''hazreti'' sıfatını eklemek zorundasın dersen ''siktir lan'' derim. ben sana herhangi bir değerin ''dayatmasını'' yapmıyorum; tam tersi, sen bana yapıyorsun...

Ben Diyarbakır ya da Batman'da yaşayıp Kürtlere laf atmıyorum ve benimle yaşamayı öğrenmek zorundasınız diye senin ırkdaşlarını tehdit etmiyorum.
benim senin etnisitenle sorunum yok ki, ben de aynı etnik kökenden geliyorum. hatta dilimi iyi konuşmayı falan önemserim; türkülerimi severim vs. sen bana ''vatan/bayrak'' gibi kutsallara saygı duyacaksın; bunlara tapacaksın... diyorsun... benim için tek kıstas insan yaşamı ve özgürlüğüdür. vatan/bayrak gibi değerlerden ziyade ''demokrasi/özgürlük'' gibi değerlere önem veririm. demokrasi/özgürlük ve eşitliği ihtiva etmeyen hiçbir değere saygı duymam...



Anlatabildin de Kürdistan kurulduğunda ve nüfus kayıtlarına bakıldığında ve de sülalenin Kürdistan yurttaşı olduğu anlaşıldığında, daha doğrusu eğer böyle bir durum ortaya çıkarsa "Ben Kürt değilim" beyanın hiçbir şey ifade etmeyecek. Bu tip ayrışmalarda insanlar vatanlarına zorla gönderilirler.
demokrasi seni de beni de özgür kılacak yegane değerdir. gerisi hikaye...


Yanlış! Bir başka değerin daha var. Balkan devletçiklerinin saldırı savaşlarında yaptıkları Türk ve Müslüman katliamlarını bağımsızlık mücadelesi olarak nitelediğinden anlaşıldığı kadarıyla Türk düşmanısın. Anlaşılan o ki senin ideolojinde Türklere kin gütmek, onları imha etmeye girişmek ya da o imha hareketlerinin avukatlığını üstlenmek ırkçılıktan sayılmıyor.

hayır, sen okuduğunu anlama özürlüsün. ne osmanlı ve turan emperyalizmini de batı emperyalizmini savunuyorum. emperyalist savaşlarda kendimi taraf hissetmiyorum. türklere karşı kinim olmadığını söylememe rağmen ''bayrak/vatan'' gibi hamasi değerlere saygı duymadığım için beni otomatikmen türk düşmanı sanıyorsun:)

dünyadaki tüm ulusal kimlikler özünde safsatadır. hepsi belli başlı varsayımların genellenmesi ve idealleştirilmesi yoluyla oluşturulmuş politik kurgulardır. temelleri ta fransız ihtilaline kadar giden modern ulus anlayışı o dönem için gelişen ticaret burjuvazisi ve reayanın krallar ve aristokratlara karşı iktidarlarını pekiştirmek ve bazı haklar kazanmak adına savunulan görece ''demokratik/ilerici'' değerler olarak ortaya çıksa da burjuvazinin ''ulus-devlet'' nizamında hakimiyetini pekiştirmesiyle kendi tanımı dışındakileri dışlayıp ezen yeni bir baskı aracına dönüşmüştür.

feodalizm dönemindeki kölelik yıllar içerisinde aşamalı olarak kaldırılsada toplumsal nizamın yeni egemenleri, modern ulus devlet temelinde kurguladıkları ''vatandaş'' tanımıyla son derece ırkçı, ayrımcı, seksist, maço, eşizsiz yeni sürüm modern kölelik icat etmişlerdir. eskinin soylular/asiller/köylüler/köleler ve ruhban gibi kastlardan oluşan katı sınıfsal yapısı yeni sürümde modern beyaz/erkek/aktif yurttaşlarla modern olmayan melez/pasif yurttaşlar görünümüne bürünmüştür. bu işin toplumsal arka planı.

ırçılık senin gözünü kör etmiş. ülkede yaşanan her türden aksilik ve kötülüğü kürtlere mal eden seçici ve sakat bir algın var. oysa bu ülkenin birçok bölgesinde, hatta batıda dahi geri kalmış kürt bölgelerinden hiç de ilerici olmayan yoz değerler fışkırır. hepsi de pekala ve son derece müslüman/türk olup bunu hamasi derecede yüceltirler. ülkenin önde gelen tüm büyük mafya ve vurguncuları türklerden oluşur. derin devlet ve ülke kaynaklarının kanını emen askeri/bürokratik siyasi yapının sahipleri türklerdir :) fakat, bunun için türk etnistesini ve kimliğini suçlamak anlamsızdır. benim derdim kimliklerle değil siyasal nizam ve ırçılıkla...

Violadagamba
17-04-2011, 00:16
aynı tusiad daha sonra geri çark edip bizim resmi görüşümüz değildir diye de ekledi takip ettiysen.

Tabii ki çark eder... Türkler bu adamların ne kadar fırıldak, vatan haini olduklarını dillendirmeye başladı ve bu açıklamaların şimdilik kendilerine zarar vereceğini görüp çark ettiler. Ama bu beyanlarından anlaşıldı ki sermaye Kürtlerin emeğinden filan faydalanmıyor. Hani senin iddian sermayenin para kazanmak için size ihtiyacı olduğu yönündeydi ya, o cihetle.


senin ''seçiçi'' algın belli ki kürdü hep ''hırsız, kapkaççı, bebek katili, karısını öldüren yobaz'' olarak görmeye kanalize olmuş durumda.

Sen Türklerin topraklarında rahat içinde yaşa, sabah akşam da Türkleri suçla, onca terör, kapkaç, mafya, töre cinayeti, gericilik merkezi ırkdaşlarının faaliyetlerini "Bizimle yaşamayı ogronocoxsiniz low!" tadında meşrulaştırmaya çalış; sonra da bana ırkçı de... Ben ırk tahlili filan yapmıyorum, Kürtlere de bir vatan verilmesini savunuyorum; ama işine gelmediği için beni ırkçılıkla suçluyorsun. Şark kurnazlığını sosyalizm diye dayatan bir kısım Kürtler Türkiye'de kaldıkça Türkiye'de sosyalist fikir hiçbir zaman güçlenemeyecektir.

kemalist ırkçı paradigma iflas etmiştir.

Haklısın. Kürdistan'a bağımsızlık verildiğinde, her ne kadar Türklük kavramını aşağılayıp diğer kavramlara (Kürtlük, Sırplık vs) saygı gösteren bir Türk olduğun tapu ve nüfus kayıtlarından tespit edildiğinde kalırsın vatanında. Ama Türk olduğun değil de Kürt olduğun ortaya çıkarsa gidersin vatanına.

ben zaten türküm...kendimi etnisitemle tanımlamam o ayrı mesele.

Yazılarınızdan şark kurnazı olduğunuzu gördüğüm için bu konuda şüpheliyim. Sizin Kürtlüğünüz ya da Türklüğünüz Kürtlerin bağımsızlığı sürecnde tespit edilecek bir konudur.

türk gibi yaşamak ne demek? insan gibi yaşamak kafi değil mi ve insan gibi yaşanınca türk gibi yaşanmıyor mu? :) .

"Bonimlo yoşşomoyi ogronoxsan low, yoxso bu dizoninizi boşşinizo yiqqoriz low!" biçiminde gayri insaniliğini göstermiş olan birisinin bu lafları etmesi AQP seçmeni standartlarında insanlara hoş gelen ama aslen boş olan laflardır. Bizimde talebiiz bizimle birlikte yaşarken insan gibi yaşamanızdır; insan gibi yaşayamayan zamanı geldiğinde vatanına gider.

bayrak dediğin şeyle ben kıçımı silerim ancak. bu sana bir hakaret değildir. bayrak benim için herhangi bir kutsallığa haiz değildir..

Kürt bayraklarını da, Ermeni bayrağını da kıçınızı temizlemek için kullanıyorsanız ne kadar tuhaf huylu bir adam olsanız da size bir laf edemem. Ama kıçınızı silmek için sadece Türk bayrağını kullanıyorsanız mevzu değişir. Nasıl değişir? Ne halt olduğunuz hususunda bir delil vermiş olursunuz.

ben sana herhangi bir değerin ''dayatmasını'' yapmıyorum; tam tersi, sen bana yapıyorsun...

Şark kurnazının bir başka yalanı. Ben sana hangi değeri dayattım. Halbuki sen "Bonnimlo yoşşomoyi ogronirsin yo do bo dizzoni goffonizo goççiririz" gibi tehditler savurdun. Ben sana değer dayatmıyorum. Senin mağduriyetini kabul ettiğimi, Türklerin Kürtlere yenldiğini, Kürtlerin Kürdistanlarına kavuşmasının zamanının geldiğini söylüyorum.

benim senin etnisitenle sorunum yok ki, ben de aynı etnik kökenden geliyorum. hatta dilimi iyi konuşmayı falan önemserim; türkülerimi severim vs. sen bana ''vatan/bayrak'' gibi kutsallara saygı duyacaksın; bunlara tapacaksın... diyorsun...

Demagoji yapıyorsun; yani asla demediklerimi demişim gibi yazıyorsun. Şark kurnazısın, şark!

benim için tek kıstas insan yaşamı ve özgürlüğüdür. vatan/bayrak gibi değerlerden ziyade ''demokrasi/özgürlük'' gibi değerlere önem veririm. demokrasi/özgürlük ve eşitliği ihtiva etmeyen hiçbir değere saygı duymam.

E tabi istisnalar kaideyi bozmaz. Sana göre Edirne'deki, Makedonya'daki, Bulgaristan'daki ve sairdeki Türklerin kesilmeleri kurşuna dizilmeleri haklı davalar gereğiydi. Zaten Türklük de uydurulmuş bir hayaldi. Bu durumda uyduruk kimlik sahiplerini de insan olarak niteleyemeyiz filan. Aferin ırkçı olmayan(!) ve etnik olarak Türk olan(!) ve onunla yaşamayı öğrenmezsem beni mahvetmekle tehdit eden şark kurnazına, büyük devrimciye(!)

demokrasi seni de beni de özgür kılacak yegane değerdir. gerisi hikaye.

Apo'nun Pol Pot vari demokrasisini almayayım. O mutluluğu umarım sizler vatanınızda yaşarsınız. Kendi vatanımda sizlerin zulmü altında, itile kakıla, imha edilerek sizlerle yaşamayı öğrenmek zorunda olmak istemiyorum. Tamam yahu, kazandınız işte; Sévres'deki Kürdistan toprakları dışında benim vatanımdan benim hayatımdan talep edebileceğiniz zırnık meşru talep olamaz.

hayır, sen okuduğunu anlama özürlüsün. ne osmanlı ve turan emperyalizmini de batı emperyalizmini savunuyorum. emperyalist savaşlarda kendimi taraf hissetmiyorum. türklere karşı kinim olmadığını söylememe rağmen ''bayrak/vatan'' gibi hamasi değerlere saygı duymadığım için beni otomatikmen türk düşmanı sanıyorsun:)

BOŞ LAF! Balkan harbindeki saldırgan ve katliamcı tarafa özgürlük sşçıları babında övgüler düzen sensin. Türk öldürdüler; Türk sürdüler ya, o cihetle.
hatta batıda dahi geri kalmış kürt bölgelerinden hiç de ilerici olmayan yoz değerler fışkırır.

Bahsettiğin salakların elini ayağını öptüğü şeyhlerin etnisitesine bakarsan yüzde doksanının Kürt olduğunu görürsün. Yani gerici önderliğin yüzde doksanı vatanımı terk edip vatanlarına gittiklerinde gerici organizasyon yüzde doksana yakın bir güç kaybına uğrayacak. Ayrıca -ki en önemlisi- gerici üssün Kürdistan olarak tescillenmesi gerizekalı çoğunluğun İslam'dan uzaklaşıp biraz ve pek muhtemeldir ki epey akıllanmasına yol açacaktır.

hepsi de pekala ve son derece müslüman/türk olup bunu hamasi derecede yüceltirler.

BBP... Sivas, Maraş... "Türk! İslam!" diye diye Türk katlettiler. En vahşi halk mukatelelerinin sorumlularıdırlar. Hepsi de Nurcudur ve Amerikan şeyhi Fettulah'ın adamlarıdır. İdeolojileri Kürt Said'in yazdığı gevelemelerdir. Kürtlerin gerçekte Türkiye'deki en iyi müttefikleridir bu adamlar.

ülkenin önde gelen tüm büyük mafya ve vurguncuları türklerden oluşur.

Keşke öyle olsaydı.

derin devlet ve ülke kaynaklarının kanını emen askeri/bürokratik siyasi yapının sahipleri türklerdir :)...

Ergenekon cinlerine iman etmiyorum. Ülkemizde derin devlet yoktur; sığ devlet vardır. Devleti yöneten partinin en az yarısı gayritürktür, tamamına yakını Kürt Said ya da başka bir Kürt'ün denetiminde olan bir dergahın kuludur ve AQP olan bu partinin de tek hakimi olan Deniz Feneri destekçisi lideri de Gürcüdür.

Ben sürekli Kürtleri suçlamıyorum. Ama istedikleri vatanın onlara verilmesini hem onlar çok istediğinden hem de Türkiye'de kalite, kültür, zenginlik ve huzurun onlarca kat artacağını bildiğim için istiyorum. Kürtçe eğitim görecekleri, çevrelerinde Kürtten başka kimsenin bulunmayacağı, şeriata dayanan ama artık Kürt kültürü olarak adlandırılan aşiret düzenlerinde yaşayacakları, aşiret reislerinin Pol Pot sosyalizmine biat ettikleri düzende onca yıl bunu istedikleri halde nasıl da pişman olduklarını göreceğimi bildiğimden de hasseten onların istediklerinin gerçekleşmesini istiyorum.

"Daha fozlosini oliriz, wotonini boşşino geçiririz low, her istodiğimizi gobillonmoq zorindosin, bizimlo yoşşomoq zorrindosin low!" babında ama İstanbul Türkçesinde bir cevap vereceğini biliyorum.

Ama sana Kürdistanını verdikten sonra ne sizin yüz katınız güçlü olan Türkler ne de uluslar arası hukuk bu tehditlerinize cevaz verir.

ondrsmt
17-04-2011, 00:34
84 sayfa varmış... Okumadım... Kemalizm'i de pek iyi bilmiyorum... Ama şunu söyleyebilirim ki bizi o günkü "Osmanlıcılık" durumundan kurtaran kemalizm bugünkü "İslamcılık"tanda çok rahat bir şekilde kurtarabilir. Kemalizm çökmemiştir. Ama Atatürk'ten sonra gelen hiçbir iktidar sahibi kemalizm düşüncesini benimsememiştir. Bu yüzden bütün bunların sorumlusu asla ve asla kemalizm değildir. Kemalizm tam bağımsız bir türkiye için var olmuştur... Kürtleri, kürt olarak görmemiştir. Ben Türk'üm diyebilen herkes Türk'tür söylevi bu durumu açıklar. Kürt savunuculuğu tahminimce 1980 lerde ortaya çıkmıştır. Bu dönemden önce tek bir kürt-türk sorunu veyahut kürdistan talebi olmamıştır. Diyeceklerim bu kadar. Kemalizm ölmedi, ama öldürülmeye çalışılıyor...

Violadagamba
17-04-2011, 00:42
Sayın ondrsmt,

Kemalizmin değerleri makarna kömür dağıtılıp toplanan oylarla devletten tasfiye edilmektedir ve yüzde 90 tamamlanmıştır. Kemalizm haklı olsun ya da olmasın Kemalizm fiilen çökmüştür; tıpkı Sovyetlerde sosyalizmin çöküşü gibi.

Sadece açıklama yaptım. Zaten bu konu başlığını açan Beyefendi de Kemalizmin çöküşünü özde benim izah ettiğim gibi açıklamıştır.

Poyra
17-04-2011, 00:46
Violadamgayı birisi atabilir mi. Faşizan fikirlerini gitsin başka uygun ortamlarda seslendirsin. Bu adamların faşizan fikirlerini her yerde duyuyoruz okuyoruz. Bari burası eksik olsun.

Violadagamba
17-04-2011, 01:08
Sayın Poyra,

Irkçı değilim. Fiziksel özellikler belirleyip bir etnisiteyi aşağılamıyorum. Üstüne üstlük Türklere tepki duyan Kürtlerle bir savaşın devamını da savunmuyorum. Sadece hiçbir sempatimin kalmadığı Kürtlerin artık meşru kabul ettiğim Kürdistan taleplerinin Türkiyece karşılanmasını savunuyorum.

Faşist miyim? Tartışılır.

İnsanlığa karşı suç içerdiğini düşündüğünüz cümlelerimin tefsirini yapmadan o cümlelerimi kesip yapıştırırsanız açıklamasını yaparım.

"Kürdistan kurulamaz! Hepimiz Türk'üz!" denildiğinde faşistim, ırkçıyım. "Kürdistan kurulsun! Bıktım bu mızmızlanmalardan, terörden! Herkes mutlu mesut olsun." denildiğinde de faşistim, ırkçıyım sizlere göre. Soruyorum: Manyak mısınız, salak mısınız, deli misiniz ya da benzer başka bir şey misiniz?

ondrsmt
17-04-2011, 01:15
Kemalizm fiilen çökmüştür doğru ama ölmemiştir. Belki bir liderin ağzından tekrar Kemalizm'i duyabiliriz. Kemalizm çökertilmiştir.

Sevgili Violadagamba

Kürdistan bence de kurulmalı. Bu diyeceklerim çok faşistçe gelebilir ama kurulduğu an savaş açılmalıdır. Halkların eşitliğini savunmayın bana. 90 yıl boyunca bizden geçinen bir halk iki üç amarikalı emperyalistin oyununa gelip bağımsızlık istiyorsa alsınlar ve ödülüyle birlikte verelim.

endulus
17-04-2011, 01:24
Ben faşistim arkadaş. Bu ülke Türkler ve kürtler madem anlaşamıyor savaşmalı ve vatanımızı ve de neslimizin devamını sağlamalıyızz. Doğanın kanunudur bu ölmemek için öldür. Burada atıp tutan sosyalist soytarılar eşitlik hak sadece size mi, siz yemeklerinizde ne yiyorsunuz hayvan veya bitki yemiyor musunuz. Onlar canlı değil mi yoksa siz sadece insanların paylaşımcılığından yana mısınız.


Kardeşim doğa yasası bu yaşamak için öldüreceksin. Yarın ülkede kıtlık çıksın. Millet yiyecek bulamasız bak gör o zaman türk kürtü bırak kendi ananızı bile pişirip yersiniz. Sosyalistmişler. Çözümleri ne . Koca bir sıfırrr.

Violadagamba
17-04-2011, 01:25
Sayın ondrsmt,

Çok haklısınız; ama savaşı filan boş verin. Yeter ki Türkiye'ye barış gelsin. Kürtler Tunceli, Diyarbakır, Hakkari hattındaki vatanlarına kavuştuklarında hem onlar mücadelelerini kazanmış hem de Türkler refaha, mutluluğa kavuşmuş olacaklar.

Yani herkesin istediği olacak.

Poyra
17-04-2011, 01:25
Sayın Poyra,

Irkçı değilim. Fiziksel özellikler belirleyip bir etnisiteyi aşağılamıyorum. Üstüne üstlük Türklere tepki duyan Kürtlerle bir savaşın devamını da savunmuyorum. Sadece hiçbir sempatimin kalmadığı Kürtlerin artık meşru kabul ettiğim Kürdistan taleplerinin Türkiyece karşılanmasını savunuyorum.

Artık öyle eskisi gibi darvinist ırkçılık pek kalmadı, şimdiki ırkçılık kültürler ve bir takım ekonomik siyasi eşitsizlikler üzerinden işliyor.

Başlığın konusu kemalizm bu arada. O konudan epey sapıldı. Devam et Freddie :)

ondrsmt
17-04-2011, 01:28
Başlığın konusu kemalizm bu arada. O konudan epey sapıldı.

Aynen katılıyorum. Bence yeni bir başlıkta kürt - türk sorununu ve eşitliği tartışmalıyız...

Violadagamba
17-04-2011, 01:33
Sayın endulus,

İnsan insanı yemez. Boş verin... Çok gururlu olmak çoğu zaman o çok gurur sahibine zarar verir. Savaşa gerek yok, istedikleri Kürdistan'ı bağrımıza taş basıp Kürtlere vermek zorundayız.

Hatta Apocular, Barzaniciler ve Hizbullahçılar bir birini katlederken sınırlarımıza sığınanlara çadır, gıda, giyinme ve sağlık hizmeti de verelim; insanlık bunu gerektirir. İş 6 ay uzadığında BM'yi de Kürdistan'a çağırıp göreceli güvenliği sağladıktan sonra sınırlarımızdaki mazlumları vatanları Kürdistan'a tekrar göndeririz.

Violadagamba
17-04-2011, 01:36
Başlığın konusu kemalizm bu arada. O konudan epey sapıldı. Devam et Freddie :)

Kemalizmin çöküşü ile Kürt sorunu iç içedir.

Zaten benim yazdıklarım da Kemalizmin çökmesi nedeniyle Kürt sorununun barışçıl ve meşru bir şekilde ve Kürt tezinin lehinde çözülmesi üzerinedir.

endulus
17-04-2011, 01:44
Sayın endulus,

İnsan insanı yemez. Boş verin... Çok gururlu olmak çoğu zaman o çok gurur sahibine zarar verir. Savaşa gerek yok, istedikleri Kürdistan'ı bağrımıza taş basıp Kürtlere vermek zorundayız.

Hatta Apocular, Barzaniciler ve Hizbullahçılar bir birini katlederken sınırlarımıza sığınanlara çadır, gıda, giyinme ve sağlık hizmeti de verelim; insanlık bunu gerektirir. İş 6 ay uzadığında BM'yi de Kürdistan'a çağırıp göreceli güvenliği sağladıktan sonra sınırlarımızdaki mazlumları vatanları Kürdistan'a tekrar göndeririz.

The book of eli adlı filmi izlemenizi tavsiye ederim. İnsanlar ortada yiyecek birşey bulamayınca öyle bir yerler ki. Hem insan dediğin sanki primat türü bir hayvan değil mi? Hayatta kalmak için başka canlıları öldürmek ve neslini devam ettirmek doğanın kanunudur benim değil.

ondrsmt
17-04-2011, 01:47
Kürtleri çok saf olarak tanımlamak geliyor içimden. Bir kaç amarikalının oyununa gelip özerklik istiyorlar. Bu halk değilmi bizimle 50 yıl sorunsuz, mutlu, mesut yaşayan...

Violadagamba
17-04-2011, 01:52
Sayın Endulus,

Dediğinize eyvallah da Türk Kürt çatışması açlık nedeniyle değil. Zaten benim Kürdistan'ı savunmam da Kürt mücadelesinin Türkleri yeme mücadelesine dönüşmüş olduğunu görmemden kaynaklanıyor. Adamların gerekçesi Kürtçe konuşmak istemeleri ve Kürdistan. O gerekçelerini Kürtlere Kürdistan'ı vererek ortadan kaldıralım. Adamlar halen bizi yemek için sınırlarımızı geçip katliamlar yapmaya devam ederlerse de napalmları başlarına yağdırırız ve bu durumda da ne Kürdistan ne de uluslar arası hukuk Türkler aleyhine tek bir laf edebilir. Laf ederler de hukuku ve ahlakı bağlamaz. Ha, napalm bombası artık uluslar arası hukuka aykırı ise o hukuka uygun bomba yağdırırız, ayrı mesele.

AlbatrosS
17-04-2011, 02:46
Tabii ki çark eder... Türkler bu adamların ne kadar fırıldak, vatan haini olduklarını dillendirmeye başladı ve bu açıklamaların şimdilik kendilerine zarar vereceğini görüp çark ettiler. Ama bu beyanlarından anlaşıldı ki sermaye Kürtlerin emeğinden filan faydalanmıyor. Hani senin iddian sermayenin para kazanmak için size ihtiyacı olduğu yönündeydi ya, o cihetle.

tabi ohalde sabancının koçun fabrikalarında aile fertlerinin taşeron fiyatlara çalıştığını düşünmeliyiz değil mi :)


Sen Türklerin topraklarında rahat içinde yaşa, sabah akşam da Türkleri suçla, onca terör, kapkaç, mafya, töre cinayeti, gericilik merkezi ırkdaşlarının faaliyetlerini "Bizimle yaşamayı ogronocoxsiniz low!" tadında meşrulaştırmaya çalış; sonra da bana ırkçı de... Ben ırk tahlili filan yapmıyorum, Kürtlere de bir vatan verilmesini savunuyorum; ama işine gelmediği için beni ırkçılıkla suçluyorsun. Şark kurnazlığını sosyalizm diye dayatan bir kısım Kürtler Türkiye'de kaldıkça Türkiye'de sosyalist fikir hiçbir zaman güçlenemeyecektir.
işte sen bu faaliyetleri kürtlere ''has'' zannettiğin için ırkçısın. cin ali'nin dışında pek bir şey okumadığını da tahmin ediyorum. aksi halde ''suç''un herhangi bir kimliğe indirgenmiyeceğini bilirdin.

ben ırkçı değilim ama bütün adi suçlar onlardan çıkıyor :D:D ne kadar ferahlatıcı... pardon sosyalizm mi dedin? sanırım nasyonel sosyalizm demek istedin :)


Haklısın. Kürdistan'a bağımsızlık verildiğinde, her ne kadar Türklük kavramını aşağılayıp diğer kavramlara (Kürtlük, Sırplık vs) saygı gösteren bir Türk olduğun tapu ve nüfus kayıtlarından tespit edildiğinde kalırsın vatanında. Ama Türk olduğun değil de Kürt olduğun ortaya çıkarsa gidersin vatanına.
sadece ''türklük kavramı'' değil; dünyada başkasına dayatılan tüm etnik kavramları aşağılıyorum mesela. hatta zerre kadar değer vermiyorum. kusuyorum. bir yere de gitmem. çok meraklıysan sen git...


Yazılarınızdan şark kurnazı olduğunuzu gördüğüm için bu konuda şüpheliyim. Sizin Kürtlüğünüz ya da Türklüğünüz Kürtlerin bağımsızlığı sürecnde tespit edilecek bir konudur.
nabacaksın, kafatası ölçülerime mi bakacaksın :D:D

türkiye'de kürdüm; afganistan'da peştun; ırak'ta arap; filistin'de müslüman; almanya'da yahudi; abd'de siyah; beyoğlu'nda fahişeyim; kokuşan erkekliklere inat ''ipne''yim! bıçaklar altında ''güldünya''...maden ocağında ahmet amca... nerde boynuna kement atılmış bir değer/kimlik/insanlık varsa ben o'yum...


"Bonimlo yoşşomoyi ogronoxsan low, yoxso bu dizoninizi boşşinizo yiqqoriz low!" biçiminde gayri insaniliğini göstermiş olan birisinin bu lafları etmesi AQP seçmeni standartlarında insanlara hoş gelen ama aslen boş olan laflardır. Bizimde talebiiz bizimle birlikte yaşarken insan gibi yaşamanızdır; insan gibi yaşayamayan zamanı geldiğinde vatanına gider.
sen önce faşist ön yargılarını kır ve tüm olumsuzlukları kimliklere mal etmekten vaz geç. kürt, türk, roman, eşcinsel, müslüman, kadın, homoseksüel ne olursa olsun herkes herşeyden öte sadece ''insan''dır. demokrasi ve eşitliği içselleştirir yada kokuşan ahlaki/ırkçı değerlerle birlikte tarihin çöplüğünde taraf tutarsın...


Kürt bayraklarını da, Ermeni bayrağını da kıçınızı temizlemek için kullanıyorsanız ne kadar tuhaf huylu bir adam olsanız da size bir laf edemem. Ama kıçınızı silmek için sadece Türk bayrağını kullanıyorsanız mevzu değişir. Nasıl değişir? Ne halt olduğunuz hususunda bir delil vermiş olursunuz.

işte buna emin olun...dünyadaki tüm bayrak ve hamasi kutsiyetlerin üstüne sıçabilirim; buna ''kürt bayrağı'' da dahil... hatta ''sovyet, çin, küba'' bayrakları da dahil. uğruna öleceğim bir liderim yok. hiçbirine tapmam. saygı da duymam. herhangi bir dine inanmam.

Şark kurnazının bir başka yalanı. Ben sana hangi değeri dayattım. Halbuki sen "Bonnimlo yoşşomoyi ogronirsin yo do bo dizzoni goffonizo goççiririz" gibi tehditler savurdun. Ben sana değer dayatmıyorum. Senin mağduriyetini kabul ettiğimi, Türklerin Kürtlere yenldiğini, Kürtlerin Kürdistanlarına kavuşmasının zamanının geldiğini söylüyorum.
buna kim karar verecek :) kaç kürt ayrılalım diyecek mesela? yahut illa böyle bir istek mi var sanıyorsun? hadi onlar ayrıldı bunu istediler; yeri gelir ona da sözümüz olacak ama gittiler. sizinle başbaşa kaldık, ya sonra? yine o kirli tarihler, yalanlar ve militarist ırkçı safsatalar devam etmeyecek; türke türk propagandası gerzekliği olmayacak mı? vatan millet için feda edilecek hazır kıtalar, ordular, askerler, polisler olmayacak mı? kürtler gidince über demokrat ve insan haklarına dayalı bir nizam mı tesis edecekler? istediğin ne? öyleyse bunu kürtler varken yapsan ne fark eder? demokrasi kürtlerin algılamadığı ama türklerin evvelden beri icat ettikleri bir olgu mu :D


Demagoji yapıyorsun; yani asla demediklerimi demişim gibi yazıyorsun. Şark kurnazısın, şark!
işine gelmiyor da o yüzden...


E tabi istisnalar kaideyi bozmaz. Sana göre Edirne'deki, Makedonya'daki, Bulgaristan'daki ve sairdeki Türklerin kesilmeleri kurşuna dizilmeleri haklı davalar gereğiydi. Zaten Türklük de uydurulmuş bir hayaldi. Bu durumda uyduruk kimlik sahiplerini de insan olarak niteleyemeyiz filan. Aferin ırkçı olmayan(!) ve etnik olarak Türk olan(!) ve onunla yaşamayı öğrenmezsem beni mahvetmekle tehdit eden şark kurnazına, büyük devrimciye(!)
bilmem kaç küsur devlet kurmakla övünüp cihan hakimiyeti kurduklarını iddia eden bir ideolojinin kokuşmuş zihinleri acep bu bilmem kaç devleti kaç insanın pahasına ve katline ''rağmen'' kurulduğunu hesap ettiler mi? ohhh shittt!!! türkler soykırım ve katliam yapmaz; onlar zaten cihana iyilik ve adalet dağıtmakla görevli tanrı elçileri değil mi? yüce asena; sen soyumuzu koru!

yani şimdi, burda ve mevzu gereği türklerin de uğradığı balkan katliamlarından söz etmemiş olmam beni zaten otomatik türk düşmanı yapıyor ne de olsa... mantığa bak hizaya gel...


Apo'nun Pol Pot vari demokrasisini almayayım. O mutluluğu umarım sizler vatanınızda yaşarsınız. Kendi vatanımda sizlerin zulmü altında, itile kakıla, imha edilerek sizlerle yaşamayı öğrenmek zorunda olmak istemiyorum. Tamam yahu, kazandınız işte; Sévres'deki Kürdistan toprakları dışında benim vatanımdan benim hayatımdan talep edebileceğiniz zırnık meşru talep olamaz.
gel öyleyse biz kendi kokuşmayan demokrasimizi kuralım? apo'dan daha demokrat olduğunu düşünenler neden apo'dan daha tutarlı ve ciddi bir demokrasi iradesi koymazlar ortaya? apo'yu beğenmedin eyvallah; o halde sen daha iyisini öner? herkesi için eşit, demokratik ve özgürlükçü bir idealin var mı yoksa eskinin kokuşmuş hamasi ve ırkçı tekerlemelerine devam mı? doğru ya, siz paternalisttiniz. o uluuu ve ulviii aklınız ve über zekanızla türkler için en doğru ve iyi olana yalnız siz karar verebilirsiniz?


BOŞ LAF! Balkan harbindeki saldırgan ve katliamcı tarafa özgürlük sşçıları babında övgüler düzen sensin. Türk öldürdüler; Türk sürdüler ya, o cihetle.
''o cihetle'' osmanlı balkanlarda über demokratik bir nizama ve galaksiyi bile aşan olgunlukta humanite perspektifine sahip olup balkan ulusları mutlu mutlu yaşarken kendi götlerinde çıban çıktığı üzere rahatsız olup osmanlıya isyan ettiler. öyle ki fransız ihtilalini bile başlatan özgürlük, demokrasi ve eşitlik peşindeki osmanlı türkleri, evveliyatında britanya'daki magna carta zaferiyle ve öncülleriyle tüm dünyaya felsefi aşkınlıklarını göstermişti.


Bahsettiğin salakların elini ayağını öptüğü şeyhlerin etnisitesine bakarsan yüzde doksanının Kürt olduğunu görürsün. Yani gerici önderliğin yüzde doksanı vatanımı terk edip vatanlarına gittiklerinde gerici organizasyon yüzde doksana yakın bir güç kaybına uğrayacak. Ayrıca -ki en önemlisi- gerici üssün Kürdistan olarak tescillenmesi gerizekalı çoğunluğun İslam'dan uzaklaşıp biraz ve pek muhtemeldir ki epey akıllanmasına yol açacaktır.
elbette... sivas'ta 37'leri yakanlar kürt şeyhlerinin tahrik ve propagandalarına kapılan masum türkler'di zaten... çorum, maraş'ta da dersim'in intikamını almak isteyen kürt alevileri insanları kışkırtmış ve katliama davetiye çıkartmıştı. halen yozgat, konya, trabzon, sivas kırsallarında yaşanan ırkçı/mukaddesatçı ve turancı idealler özünde kürtlerin uydurdukları palavralar olmakla birlikte naçare türk gençleri bu hain ve gericilere aldanıyorlar.


BBP... Sivas, Maraş... "Türk! İslam!" diye diye Türk katlettiler. En vahşi halk mukatelelerinin sorumlularıdırlar. Hepsi de Nurcudur ve Amerikan şeyhi Fettulah'ın adamlarıdır. İdeolojileri Kürt Said'in yazdığı gevelemelerdir. Kürtlerin gerçekte Türkiye'deki en iyi müttefikleridir bu adamlar.
ohhşşşşş...kürdü elinden gelse atomla temizleyecek denli masum müttefikler...zaten bu sosyalistler de gerçekte yahudi ve rus beslemesi. malum bu sapık ideolojinin asıl mimarları yahudi(marks) ve rus kökenli(lenin):D


Keşke öyle olsaydı.



Ergenekon cinlerine iman etmiyorum. Ülkemizde derin devlet yoktur; sığ devlet vardır. Devleti yöneten partinin en az yarısı gayritürktür, tamamına yakını Kürt Said ya da başka bir Kürt'ün denetiminde olan bir dergahın kuludur ve AQP olan bu partinin de tek hakimi olan Deniz Feneri destekçisi lideri de Gürcüdür.
demekki uluuu türk anayasa kuramcıları fena halde yanılmış ve kendini türk hisseden herkes türk olamıyormuş. türkçe konuşmak ve türk hissetmek yetmiyormuş? öz be öz türk kanından olmak da gerekiyor belli ki. kafatası ölçümleri falan da yapılmalı mesela. tabi, türkiye'de orta asya kökenli türkmen boylarının oranı toplasan %5'i bulmaz. çekik gözlü, seyyar ve göçebe yaşamlar.


Ben sürekli Kürtleri suçlamıyorum. Ama istedikleri vatanın onlara verilmesini hem onlar çok istediğinden hem de Türkiye'de kalite, kültür, zenginlik ve huzurun onlarca kat artacağını bildiğim için istiyorum. Kürtçe eğitim görecekleri, çevrelerinde Kürtten başka kimsenin bulunmayacağı, şeriata dayanan ama artık Kürt kültürü olarak adlandırılan aşiret düzenlerinde yaşayacakları, aşiret reislerinin Pol Pot sosyalizmine biat ettikleri düzende onca yıl bunu istedikleri halde nasıl da pişman olduklarını göreceğimi bildiğimden de hasseten onların istediklerinin gerçekleşmesini istiyorum.
benim anlamadığım kürdü kat kat aşan engin bilgi ve tecrübenizle neden hala eşitlikçi ve özgürlükçü bir demokrasi tahayyülü kurmadığınız? kendinizi herkesten zeki, üstün ve vasıflı olarak düşünmüyorsanız, neden paternalist eblehliklerle insanlara en uluuu ve bilge şeyler vaaz edebileceğiniz zırvalıklarına inandığınız? bakın ben dinler ve dinsel ahlaki gericilikten tiksinirim ancak insanların dini yaşamlarına zorla müdahale edilmesini de hoş bulmam. fakat, din mensuplarının kendi yaşamıma ve toplumsal yaşama dayatma yapmasına da.


"Daha fozlosini oliriz, wotonini boşşino geçiririz low, her istodiğimizi gobillonmoq zorindosin, bizimlo yoşşomoq zorrindosin low!" babında ama İstanbul Türkçesinde bir cevap vereceğini biliyorum.

Ama sana Kürdistanını verdikten sonra ne sizin yüz katınız güçlü olan Türkler ne de uluslar arası hukuk bu tehditlerinize cevaz verir.

tehdit değil... bence sen kendi ırkçı safsata ve kibrini görmekten acizsin. çünkü benim sana dayatabileceğim tek şey kendi özgürlüğüm ve dokunulmazlığımdır. hiçbir kutsala, ulviyete ve külte inanmazken bana her şeyin en doğrusunu bildiğini iddia eden zorbaların gelip başıma bekçi kesilmemesini istemekten gayrı talebim yoktur. kibirli değilim. hamasetle işim yok. kimseden üstün olduğumu iddia etmiyorum. ancak senin söylediklerin uluuuuu önderin olacak zatın vaaz verdiği ''modernite''nin gereği bilimsel kriter ve kıstaslarla desteklenmiyor da. mantıki bir delili de mevcut değil. sadece ön yargılarını kusuyorsun.

Violadagamba
17-04-2011, 03:12
Sayın Albatros,

Saçmalıyorsunuz. Sizin dediklerinize cevap verdim. Ve siz sizin dediklerinizi ben söylemişim gibi sırıtan ifadelerle bana cevaben yazıyorsunuz. Her bir cevabınız demagoji, arsızlık ve sair.

Deli misiniz siz?

Ben Paternal otokrasiyi en doğru yöntem olarak görsem de Türkiye'de radikal demokrasiye rıza gösteren bir insanım. Ve ilaveten Kürtlerin Kürdistan taleplerini kabul ettiğimi de beyan ediyorum.

Sizin derdiniz ne?

Demokrasi filan derken ne istiyorsunuz? Kürtler ne istiyor? E tamam Kürtlerin Kürdistan talepleri meşru ve haklı olur da; Türklerin Kürtlerin Kürdistan taleplerini kabul etmeleri nasıl ve neden meşru ve haklı olmaz?

Size soruyorum: MANYAK MISINIZ SİZ?

Cevap vermenize gerek yok. El cevap: Evet, manyaksınız.

Bu isteklerin en makul ve meşru çözümü Sévres haritasıdır. Elazığ'ın asli çoğunluğu Türk olduğu halde Türklerden ben bu haritaya rıza göstermişim; daha ne bok istiyorsunuz, yahu?!

Demokrasi talebiniz ne sizin?????

ondrsmt
17-04-2011, 03:50
Violadagamba,

Sevr haritası şu an yürürlükte olsaydı sizce Türkiye olur muydu ? Bu görüşünüze tamamen karşı çıkıyorum. Çok küfrettiğiniz emperyalist devletlerin tek ve nihai amacı Sevr antlaşmasını yürürlüğe koymaktır. Sevr antlaşmasında kürdistan diye bir tanım yoktur. İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan'ın sömürge toprakları vardır. Doğu'da Ermeniler tarafından kurulan İngiliz mandasında bir Büyük Ermenistan vardır. Eğer ki bu görüşü bana hala savunacaksanız söyleyecek laf bulamıyorum. Böyle bir düşünceyi savunan kişi sadece ve sadece Türk düşmanı olabilir. Son sözüm budur. Yarına umduğumu bulmamam umuduyla. İyi geceler...

AlbatrosS
17-04-2011, 03:51
Sayın Albatros,

Saçmalıyorsunuz. Sizin dediklerinize cevap verdim. Ve siz sizin dediklerinizi ben söylemişim gibi sırıtan ifadelerle bana cevaben yazıyorsunuz. Her bir cevabınız demagoji, arsızlık ve sair.

Deli misiniz siz?

Ben Paternal otokrasiyi en doğru yöntem olarak görsem de Türkiye'de radikal demokrasiye rıza gösteren bir insanım. Ve ilaveten Kürtlerin Kürdistan taleplerini kabul ettiğimi de beyan ediyorum.

Sizin derdiniz ne?

Demokrasi filan derken ne istiyorsunuz? Kürtler ne istiyor? E tamam Kürtlerin Kürdistan talepleri meşru ve haklı olur da; Türklerin Kürtlerin Kürdistan taleplerini kabul etmeleri nasıl ve neden meşru ve haklı olmaz?

Size soruyorum: MANYAK MISINIZ SİZ?

Cevap vermenize gerek yok. El cevap: Evet, manyaksınız.

Bu isteklerin en makul ve meşru çözümü Sévres haritasıdır. Elazığ'ın asli çoğunluğu Türk olduğu halde Türklerden ben bu haritaya rıza göstermişim; daha ne bok istiyorsunuz, yahu?!

Demokrasi talebiniz ne sizin?????

bence siz ''ırkçılık'' ne demek önce bir öğrenin, sonra demokrasiyi tartışabiliriz; ama bu kafayla zor...

Violadagamba
17-04-2011, 04:06
Sayın omdrsmt,

Ben Sévres anlaşmasındaki Kürdistan'dan bahsediyorum. Sévres'in tamamından değil. Ermenilerle de Yunanlarla da barış anlaşmalarını imzaladık. Hukukan Türkiye'deki her yer Türklerindir. Ama Kürt sorunu varsa ve Türkler Kürt savaşını kaybettiyse -ki kaybetti- Kürdistan'ı Kürtlere verelim ve konu kapansın.

Örneğin Ermeniler Kürdistan'ı örnek gösterip Erzurum'u isteyemezler. Zira barış anlaşmaları var ve Erzurum'da yaşayan Ermeni yok. Aynı mevzular onun bunun için de geçerli. Saldırıp o toprakları almaları da söz konusu değil; zira artık savaşla bir başka ülkenin toprağını kendine dahil etmek uluslar arası hukuk açısından meşru değil. Hele hele kendi etnisitenden kimsenin olmadığı bir toprağı savaşla gasp etmen mümkün değil.

Ayrıca, Ermenilerin, Yunanlıların Türkiye'yi işgal edebilmeleri imkansız. Hele hele Kürt sorunu çözüldükten sonra işgalcilerle işbirliği yapacak kimseyi bulamayacaklarını düşündüğümüzde... Her hal ve şartta haklı olacağız ve her türlü işgal girişimi karşısında kazanacağız. 3-5 yıl ülkelerini denetim altında tutar ardından da kendilerine teslim edip yaşayıp gideriz.

Violadagamba
17-04-2011, 04:17
bence siz ''ırkçılık'' ne demek önce bir öğrenin, sonra demokrasiyi tartışabiliriz; ama bu kafayla zor...

Sayın Albatros,

Sizinle demokrasiyi tartışmayı istemiyorum. Sadece sizin demokrasi derken neyi kasdettiğinizi öğrenmek istiyorum.

Örneğin beni sizin ırkınız ve düşünceleriniz ilgilendirmiyor. Aynı vatanın yurttaşıysak yurttaşıyızdır; muhalefet edemem ki!

Ama bir noktaya kadar... Eğer Kürdistan davasını savunan ve aslında Kürt olup da Türk ayağına yatmakla birlikte Türk kimliğine karşı kin güden bir şahıssanız Kürt davasının hedefi olan Kürdistan kurulduğunda Kürdistan'a göçmek zorunda kalacaksınız.

Size bir kötülük etmek niyetinde değilim ki. Demek istediğim şu: Kürdistan ne kadar Kürt etnisitesininse Türkiye de o kadar Türk Milletinindir.

Bağımsızlık butikten elbise almaya benzemez. "Ben Hakkari'yi beğenmedim Muğla'yı alacağım; yoşosin xolqxlorin qordoşligi!" diyip işin içinden sıvışamazsınız.

Violadagamba
17-04-2011, 04:50
Sayın Albatros,

Ayrıca belirtmeliyim ki sabredip bana yazdığınız o uzun cevabı okudum.

Yazıklar olsun size! Gerçekten arsız bir şark kurnazısınız. Size verilen cevapları yanıtlamıyor, alakasız kelime oyunları ile sidik yarıştırmaya kalkıp kendinizi rezil ediyorsunuz.

Siz ve sizin gibi şark kurnazları böyle ettikçe Kürdistan davasını savunan Türklerin sayısını ve azmini arttırıyorsunuz.

Elinize ne geçecek?

El cevap: Belki Yüksekova'da 6 apartman arasındaki boşluğa 45 yıl sonra "Olbotros Sokogi" denilecek. Ötesi yok.

AlbatrosS
17-04-2011, 18:03
Sayın Albatros,

Ayrıca belirtmeliyim ki sabredip bana yazdığınız o uzun cevabı okudum.

Yazıklar olsun size! Gerçekten arsız bir şark kurnazısınız. Size verilen cevapları yanıtlamıyor, alakasız kelime oyunları ile sidik yarıştırmaya kalkıp kendinizi rezil ediyorsunuz.

Siz ve sizin gibi şark kurnazları böyle ettikçe Kürdistan davasını savunan Türklerin sayısını ve azmini arttırıyorsunuz.

Elinize ne geçecek?

El cevap: Belki Yüksekova'da 6 apartman arasındaki boşluğa 45 yıl sonra "Olbotros Sokogi" denilecek. Ötesi yok.

devletini, her türden kutsalını, bayrağını, önderini, putunu, kemalini, iktidarını!....

yaşamam için ''insan'' sıfatından öte bir şeye ihtiyacım yok diyorum: BİZ TÜRKLER'le başlayan teraneler...

devlet insanlara ''tanım/isim/sıfat'' dayatmamalı diyorum: TÜRKLERLE YAŞAMAK İSTİYORLARSA... diye saçmalıyorsun

Müslüman bir ülkede yaşıyoruz, herkes kapanacak ulen yoksa gitsin dinsiz ülkeye!... diyorsun... (benzetme)

ülkenin ''türk/müslüman sair'' sıfatlara haiz olduğu senin dayatman: müslüman yada türk olmanla sorunum yok genel ve yaygın nizamı kendi varsaydığın sıfat ve nitelikler çerçevesinde ÖREMEZSİN! Türksek türk gibi eğitim alırız, sevişiriz ve osururuz! teranelerini bana dayatamazsın. yalnızca kendi seçtiğim sıfatlara haizim, sadece insanım ve bir yere gitmiyorum.

alevi çocuklarını zorla din dersine sokmak neye delalet ederse, insanlara zorla herhangi bir etnisitenin kalıplarını dayatmak da ona delalet eder. ANLIYOR MUSUN? Etnisitem TÜRK OLDUĞU HALDE bana kimse bu kalıbı dayatamaz.

Violadagamba
17-04-2011, 18:58
Sayın Albatros,

Son dediklerinize pek itirazım yok. Ancak Kürdistan ayrılırken insanların kendilerini nasıl tanımladığına göre mübadele yapılmayacak. Ne olduklarına göre mübadele yapılacak.

Ülkenin Türkiye olması benim dayatmam değil. Bundan sizin gibi birilerinin de acı çekmesi çok tuhaf bir şey; ama bu da sizin dünya görüşünüz. Müslümanlığı da ben dayatmıyorum; ayrıca dayatma yapabilecek durumda olsam dinsizliği dayatırdım.

Tekrarlıyorum: Kürdistan ayrılırken Türklükle bir sorunun olsa bile Kürt etnisitesinden değilsen kalacaksın; Kürt etnisitesindensen gideceksin. Tabi bu Kürt sayımı maddi belgelere dayanılarak yapılacak. Bölünmeler yaşanırken hep öyle yapılır. Bunu planlayıp yapacak değilim; gidiş o yönde.

taylan
17-04-2011, 19:44
devletini, her türden kutsalını, bayrağını, önderini, putunu, kemalini, iktidarını!....

Biraz yavaş gitmek gerek. Hakarete gerek yok. Bu ne böyle ergen liseliler gibi komik anarşist tavırlar. İnsanın kimliği de olur devleti de olur bayrağı da olur. İnsanız, yöneten ve yönetilen varlıklarız. En anarşist ütopik toplumsal kurgu bile yönetilmezse yokolup gitmeye mahkumdur.

Sayın violadagamba nın görüşlerine katılıyorum. Gidişat söylediği yöndedir. Bir ayrışma kaçınılmaz görünüyor.

AlbatrosS
17-04-2011, 19:56
Sayın Albatros,

Son dediklerinize pek itirazım yok. Ancak Kürdistan ayrılırken insanların kendilerini nasıl tanımladığına göre mübadele yapılmayacak. Ne olduklarına göre mübadele yapılacak.

Ülkenin Türkiye olması benim dayatmam değil. Bundan sizin gibi birilerinin de acı çekmesi çok tuhaf bir şey; ama bu da sizin dünya görüşünüz. Müslümanlığı da ben dayatmıyorum; ayrıca dayatma yapabilecek durumda olsam dinsizliği dayatırdım.

Tekrarlıyorum: Kürdistan ayrılırken Türklükle bir sorunun olsa bile Kürt etnisitesinden değilsen kalacaksın; Kürt etnisitesindensen gideceksin. Tabi bu Kürt sayımı maddi belgelere dayanılarak yapılacak. Bölünmeler yaşanırken hep öyle yapılır. Bunu planlayıp yapacak değilim; gidiş o yönde.

gidiş hiç bir yönde değil... hala ısrar ve inatla ''demokratik bir anayasa'' temelli çözüme ''hayır''da inat ve ısrar eden bir direnç var. anayasal vatandaşlık, anadilde eğitim ve demokratik özerkliğin kafi ve çözüm için yeterli olduğunu savunan kürt-türk-ermeni demokrat her türden insanın karşısında ''üniter devlet ve otoriterizm'' savunan bir direnç var.

80 yıllık kırmızi çizgiler ve resmi doğrular üstünden iktidarı tekeline almış bir siyasal/bürokratik ittifaktan söz ediyoruz burada. ve bu kesimler ''demokratik anayasa'' temelli dönüşümü reddediyorlar.

akp yeni anayasal değişiklerin gerçekleştiği dönemin ertesi günlerde yüzlerce kck üyesini hapse tıktırdı örneğin. arkasından da askeri operasyonlar geldi. hasılı burada akp ve ordu/bürokrasi arasında herhangi bir aykırılık olduğunu söylemek güç. üç beş sanatçının devlet tv'sinde çıkarılıp açılmasına binbir güçlük çıkarılan özel kürtçe kurslarla ''çözüm'' ürettiğini sanan andavallar sürüsü sorunu daha da karmaşıklaştırmaktan başka bir halt üretmiyor.

türklerin hala aynı ısrar ve inatla ''demokratik bir anayasaya'' yanaşmamasını anlamak mümkün değil. yahu bu demokrasi sadece ''kürtler'' için değil ki. yeni ve demokratik sivil bir anayasanın türkleri rencide edip zarar vereceğini kim iddia edebilir???

söz gelimi alevilerin toplumsal statüsü ve meşruiyeti bağlamında yeni demokratik atılımlar ile ayrımcılıkların ortadan kaldırılması MÜSLÜMANLARA ZARAR VEREBİLİR Mİ?

kadınların toplumsal alanda eşitlik, özgürlük ve demokrasi talepleri ERKEKLERE ZARAR VEREBİLİR Mİ?

Eşcinsellerin ayrımcılığa uğramaması heteroseksüellerin ve genelde erkeklerin ERKEKLİKLERİNE HAKARET MİDİR?

Etnik kimlikler dışında kolaylıkla onay verebileceğiniz demokratik meşruiyetler konusunda görüldüğü üzere örneğin kadınların eşitlik talepleri onlar üstünde türlü gerekçelerle EGEMENLİK kuranın elini zayflatacak! LAVUĞUN BİRİ karısını hastanelik ettiğinde ''tahrik ve ahlaki gerekçeler''e sığınamayacak. Kadına herhangi bir baskı yapmayıp onu kendiyle eşit gören erkek açısından demokrasi herhangi bir zarar getirmeyecek; bilakis faydası olacak. ANCAK, KARISINI DİLEDİĞİ GİBİ EZİP SÖMÜREN LAVUK ERKEK AÇISINDAN BU ELİNDEKİ SOPANIN ALINMASI VE YAPTIĞININ GAYRI MEŞRU BULUNMASI MANASINA GELECEK! İŞTE TEMEL DİRENÇ NOKTASI BU: SOPAYI VERİP YAPTIĞI ZORBALIĞI GAYRI MEŞRU GRMEK İSTEMİYORLAR!

Zeus aşkına ''toplumsal ve siyasal eşitlik'' ORTADA TAHAKKÜM VE BASKI YOLUYLA EZEN/SÖMÜREN BİRİLERİNİN DIŞINDA kime zarar verebilir? Eşcinsellere ahlaki bir nefretiniz yoksa onlara nefretin SUÇ VE GAYRI MEŞRU olması sizi niçin rahatsız etsin yahu?

Nasıl ki müslüman çevreler ahlaki/dini gerekçelerle eşcinsel kimlik kategorisini ''gayrı meşru'' görüp demokratik toplumsal meşruiyet taleplerini kabul etmiyorlar; Türk/beyaz/müslüman yada laik olanlar da kendi dışlarındaki etno kültürel kategorileri ucube siyasi gerekçelerle gayrı meşru addedip DİRENİYORLAR. Direniyorlar çünkü kendileri dışındakiler üzerinden ucube ideolojik dayanakları nedeniyle TAHAKKÜM/EGEMENLİK HAKLARINA SAHİPLER.

VE BU SORUN KÜRTLER GİTSE DE DEĞİŞMEYECEK; ÇÜNKÜ İÇSELLEŞTİRİLMİŞ BİR DEMOKRASİ ARZUSU VE HEVESİ MEVCUT DEĞİL. EŞİTLİĞİ İÇLERİNE SİNDİREMİYORLAR...

marcos
17-04-2011, 20:01
Bu meselenin ateizm tandastlı forumlarda dahi bu mihvalde tartışılması düşündürücü.Acaba ateizm aydınlanma sürecinde arguman bile değilmi diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum.

Kimi sürüyorsun nereye sürüyorsun yazdıklarının devlet nezdinde değeri var mı ki Türkiye adına konuşuyorsun arkadaşım.Kürtleri doğuya sürüyorsun doğuda ki Türkleri batıya sürüyorsun da Batıda yaşayan Kürt/Türk olmayanları ne yapacaksın doğu da yaşayan milyonlarca Türkü ne yapacaksın.Kürt/Kürdistan meselesini mübadele/tehcir yöntemi ile çözmeye kalkarsan emperyalizmi topraklarımıza davet etmiş olursun.İttihatçılar aynı hatayı 100 yıl kadar önce yapmışlardı da Allah'ın işi Rusya'da komünistler iktidara gelmişti de felaket büyümemişti.Ya bu sefer ne olacak ta bizi sizin fantazilerinizden kurtaracak.

Şu ittihatcıktan vazgeçemediniz gitti.Kürt halkının tasfiye edip tarihin çöplüğüne gönderdiği Kemalizm değil ittihatçılıktır.İttihatçılık tasfiye edilmiştir diriltilmesi artık imkansızdır.

Vazgeçin!

AlbatrosS
17-04-2011, 20:03
devletini, her türden kutsalını, bayrağını, önderini, putunu, kemalini, iktidarını!....

Biraz yavaş gitmek gerek. Hakarete gerek yok. Bu ne böyle ergen liseliler gibi komik anarşist tavırlar. İnsanın kimliği de olur devleti de olur bayrağı da olur. İnsanız, yöneten ve yönetilen varlıklarız. En anarşist ütopik toplumsal kurgu bile yönetilmezse yokolup gitmeye mahkumdur.

Sayın violadagamba nın görüşlerine katılıyorum. Gidişat söylediği yöndedir. Bir ayrışma kaçınılmaz görünüyor.

bayrak ve kimlik tanrı tarafından bahşedilmiş kutsallar mı? :) bir bez parçasına hangi sebeple saygı duymam bekleniyor? kaldıki saygı ancak ontolojik var oluşuna kendi vicdanında meşruiyet/onay/takdir atfetmenin adıdır ve ''şahsi''dir. kut olana saygı duyulmaz; ondan korku beklenir.

kimlikler ''dayatılmadığı'' ve ideolojik bir tahakküm aracı haline gelmediği müddetçe saygı duyulup tolere edilir...

Violadagamba
17-04-2011, 20:18
Kimi sürüyorsun nereye sürüyorsun yazdıklarının devlet nezdinde değeri var mı ki Türkiye adına konuşuyorsun arkadaşım.Kürtleri doğuya sürüyorsun doğuda ki Türkleri batıya sürüyorsun da Batıda yaşayan Kürt/Türk olmayanları ne yapacaksın doğu da yaşayan milyonlarca Türkü ne yapacaksın.

Sayın marcos,

1) Kürt sorunu var mı? Var.

PKK bağımsız Kürdistan için mücadele ediyor mu? Ediyor.

Kürtlerin çoğu PKK'ya oy veriyor mu? Veriyor.

Türklerin çoğu Kürt sorununu uzun yıllar inkar etti diye suçlanıyor mu? Suçlanıyor.

Şimdi de Kürt sorununu kabul eden ve Kürtlerin taleplerinin karşılanması ve sorunun çözülmesini isteyen Türkler suçlanıyor mu? Evet, suçlanıyor.

Ortada bir gerizekalılık var ve o gerizekalılıktan muzdarip olan ben değilim.

2) Kürt sorunu Kürtleri ve Kürt olmayanları ilgilendiren bir sorundur. Bu nedenle Kürt olmayan gayri Türkleri bağlayan bir durum yok. Kürdistan'daki Türkler de Türkiye'ye gelecek. Bir mübadelede izlenecek sağlıklı yöntemler vardır. 20. yüzyıl 90'lara kadar yüzlerce kansız mübadele deneyimi ile doludur ve hepsi de etnik gerilimlerin, sorunların çözümü olmuştur. Tehcirle mübadeleyi birbirine karıştırmamak gerekir.

Violadagamba
17-04-2011, 20:28
VE BU SORUN KÜRTLER GİTSE DE DEĞİŞMEYECEK; ÇÜNKÜ İÇSELLEŞTİRİLMİŞ BİR DEMOKRASİ ARZUSU VE HEVESİ MEVCUT DEĞİL. EŞİTLİĞİ İÇLERİNE SİNDİREMİYORLAR...

Kürt sorunu Kürtler vatanlarına kavuştuklarında çözülmüş olacak. Kürt sorununa eşcinsellerin toplumca tastamam kabul edilmesi, saygı görmeleri, insanların özel hayatlarına karışılmaması, her yurttaşına sahip çıkan sosyal bir devletin varlığı ve sair liberal konuları sıkıştırmanız büyük acemilik.

Kürt sorunu adı üstünde Kürt sorunudur. Öyle dallı budaklı bir sorun da değildir. Kürtler resmi dili Kürtçe olan ve bütün Kürtlerin Kürtçe konuşacağı bir vatan istemektedirler; vatanlarının sınırları da Sévres anlaşması metniyle çizilmiştir.

AlbatrosS
17-04-2011, 20:31
Kürt sorunu Kürtler vatanlarına kavuştuklarında çözülmüş olacak. Kürt sorununa eşcinsellerin toplumca tastamam kabul edilmesi, saygı görmeleri, insanların özel hayatlarına karışılmaması, her yurttaşına sahip çıkan sosyal bir devletin varlığı ve sair liberal konuları sıkıştırmanız büyük acemilik.

Kürt sorunu adı üstünde Kürt sorunudur. Öyle dallı budaklı bir sorun da değildir. Kürtler resmi dili Kürtçe olan ve bütün Kürtlerin Kürtçe konuşacağı bir vatan istemektedirler; vatanlarının sınırları da Sévres anlaşması metniyle çizilmiştir.

okuma sorunun mu var? derdimiz hakim tahakkümcü/tektipçi/otoriter faşizan ve maço sistem. kürt sorunu çözersin(!) de başka? daha demokrat bir ülkede mi yaşıyacaksın? ne sanıyorsn?

taylan
17-04-2011, 20:36
Bayrak ve kimlik tanrı tarafından bahşedilmiş kutsallar mı?

Böyle birşey söylemedim bile nerden çıkartıyorsunuz bunu??? İnsanların yine insanlar için bulduğu bir olgu. Semboller tüm hayatımızda yer kaplar. Kutsallığı ise tüm toplumun ortak idealini yansıttığı için sembolik olarak söylenebilir belki. Kimlik de aynı şekilde. Hepimizin bir kimliği var. Gerçekçi olmak gerek. Bu kimliği bir baskı unsuru olarak kullanmak elbette yanlış bunu savunmuyorum. Ama bir başka kimliğin saldırısı halinde kimliğimi ve benliğimi savunak yaşama hakkımı savunmak demektir. Doğada da bu böyledir.

bir bez parçasına hangi sebeple saygı duymam bekleniyor?
Bayrak bez parçası değildir. Aynen bir firmanın logosu nasıl onun kimliğini ve duruşunu yansıtıyorsa bayrak da bir semboldür yani bir nevi logodur ve sembolü olduğu toplumun ortak ideallerini yansıtır. Bence olması gereken güzel bir şey. Bir bayrağa toplumun genelinin savunduğu bir ideal atfedilmiş ve emek harcanmıştır. En azından buna saygı duymak gerekebilir. Ben hiç bir ulusun bayrağına saygısızlık etmem. Gereken saygıyı da gösteririm. İnsan olmanın gereği budur. Siyasi ve ideolojik baskı unsuru olarak dayatılmış semboller dışında. Bir nazi gamalı haçına kimse saygı duymaz çünkü sicili bozuktur.

kaldıki saygı ancak ontolojik var oluşuna kendi vicdanında meşruiyet/onay/takdir atfetmenin adıdır ve ''şahsi''dir. kut olana saygı duyulmaz; ondan korku beklenir.

Kendine şahsi olarak saygı atfeden özgür bireylerin oluşturduğu aydın ve demokrat bir toplumun da bir bayrağı olabilir ve saygıyı hakedebilir. en azından yerlerde süründürülmez mesela. Bir güveni ve yaşam hakkını sembolize eder. Yaşam hakkını ve güvencesini sağlaması gereken de devletin kendisidir.

Dünyada her ulus eninde sonunda kendini dayatır. Bu böyledir. Gerçektir. Sürekli huzur ve barış ortamı asla olmayacaktır. İnsan evrimi gereği saldırgan bir varlıktır. Eninde sonunda bi yerlerde huzursuzluk baş gösterir ve savaşlar çıkar. Herkes bayrağını veya sembolünü alıp savaşır. Önemli olan bu noktada saldırmayıp kendi savunabilme pozisyonunda kalabilmektir.

Violadagamba
17-04-2011, 20:41
okuma sorunun mu var? derdimiz hakim tahakkümcü/tektipçi/otoriter faşizan ve maço sistem. kürt sorunu çözersin(!) de başka? daha demokrat bir ülkede mi yaşıyacaksın? ne sanıyorsn?

Aslında demokrasi standartları Kürt sorunu çözüldüğünde çok ama çok yükselecektir.

Ama, varsayalım ki aynı kokuşmuş demokratik düzende yaşamaya devam edeceğiz. Öyle olacak diye Kürtlerin milli taleplerini karşılamayıp Kürt sorununu çözmemekte ısrar mı etmemiz gerekiyor?

Hayır. Biz mutlu değiliz bari onlar mutlu olsun. Otobüslerimize attıkları molotof kokteyllerini, bağıra çağıra konuştukları o egzotik dillerini, değnekçileri, kapkaççıları, sürekli Türkleri suçladıktan sonra Türk kimliği ile alay edip Türklerin aslında Türk olmadığını söyleyerek Türklerin gerçekte "Cahş" olduğunu iddia etmelerini ve benzer binlerce otantik özelliklerini ve güzelliklerini çok özleyeceğiz; ama ne yapalım, artık onlar özgür ve mutlu olacaklar ya Kürdistan dağlarında, bağrımıza taş basarız. PKK, Hizbullah ve Barzani örgütlerinin yönettiği Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti'nin özgür bireylerinin mutlu zılgıtlarına imrenerek kulak kabartırız.

marcos
17-04-2011, 21:01
Sayın marcos,

1) Kürt sorunu var mı? Var.

PKK bağımsız Kürdistan için mücadele ediyor mu? Ediyor.

Kürtlerin çoğu PKK'ya oy veriyor mu? Veriyor.

Türklerin çoğu Kürt sorununu uzun yıllar inkar etti diye suçlanıyor mu? Suçlanıyor.

Şimdi de Kürt sorununu kabul eden ve Kürtlerin taleplerinin karşılanması ve sorunun çözülmesini isteyen Türkler suçlanıyor mu? Evet, suçlanıyor.

Ortada bir gerizekalılık var ve o gerizekalılıktan muzdarip olan ben değilim.

2) Kürt sorunu Kürtleri ve Kürt olmayanları ilgilendiren bir sorundur. Bu nedenle Kürt olmayan gayri Türkleri bağlayan bir durum yok. Kürdistan'daki Türkler de Türkiye'ye gelecek. Bir mübadelede izlenecek sağlıklı yöntemler vardır. 20. yüzyıl 90'lara kadar yüzlerce kansız mübadele deneyimi ile doludur ve hepsi de etnik gerilimlerin, sorunların çözümü olmuştur. Tehcirle mübadeleyi birbirine karıştırmamak gerekir.

1- Kürt sorunu yok demokratik-cumhuriyetinin işleyememesi sorunu var.

PKK bağımsız Kürdistan için mücadele etmediğini deglere edeli onyıllar oldu.

PKK seçimlere girmiyor.

Türkleri suçlayan yok.


2-Türkler batılı değil doğulu bir halktır.Mongoloidler ile kafkas halkları arasından çıkmışlardır.Şimdi sen Türk milletini aslından mı koparacaksın.Türk milletini Fransızlar ya da Almanlarla karıştırıyor gibisin.Doğuda milli misaki sınırları içerisinde ve dışarısında yaşayan Türklerin batıya göç etmeyi kabül edeceklerinden emin olma.Azarbaycan-Nahcivan ile doğuda yaşayan Türklerin derin bağları vardır bu bağı koparttırmazlar.Irak Türkleri en zor zamanlarda dahi Irak'ı terk etmediler batı Türkiyedekilerin keyfi için hiç terketmezler.Ortada dörtmilyon kadar melezde varken bu iş hiç olmaz.

Hem Kürt sorunu denilen mesele Mustafa Kemal Atatürk'ten önce başlamıştır.Kemalizmin tasfiyesi ile çözülebilmesi için Kemalizm ile başlamış olması gerekir.Balkan savalarından alınan yenilgiler ve Osmanlıya bağlı ulusların bağımsızlık savaşlarına başlaması ile Osmanlıda Abdülhamidin başını çektiği müslüman milletler birliği (ümmetçilik) ile İttihatcıların başını çektiği (Said bu meseleye çok emek harcamıştır) Osmanlıcılık geliştirilmiştir.Amaç dağılmayı durdurabilmekti.Kürt meselesi köken olarak bu akımlara dayanır.Kürtlerin bir kısmı ümmetcilik bir kısmı Osmanlıcılık peşine takılmışlardır.İttihatçılara karşı bölgede isyanlar başlamış Rusların bu işe dahil olması ile iş içinden çıkılmaz bir hal almıştır.İşin en ilginç tarafı bölgede etkisi çok güçlü olan Nakşibendi-Halidi tarikat şeyhleri ve Said'i Nursi ittihatcılar safında yer tutmuşlardır.Kürt isyanlarından sadece birkaç tanesi milli bir Kürdistan isteyenler tarafından çıkarılmıştır.Cumhuriyetten öncede Cumhuriyet döneminde de çıkan Kürt isyanları iç politik dengelerle ilgilidir.Günümüzde ki isyanda aynı iç politik nedenlere dayanır.Sorun iç politik dengelerde ise çözümde aynı yerdedir.

Violadagamba
17-04-2011, 21:26
Sayın marcos,

1) Dediğiniz gibiyse demek ki ben Türkiye değil de Patagonya gibi kel alaka bir yerde yaşıyorum; zira yaşadığım yerde Kürt sorunu var. Buradaki Kürtler resmi dili Kürtçe olan bir Kürdistan istiyorlar.

Dediğinize göre -deklare filan etmişler ya sizce- PKK Türkiye'nin birliği için terör faaliyetlerinde bulunuyor. Yanlış ve aptalca bir iddia...

PKK seçimlere BDP adı altında giriyor. AQP'ye oy veren Kürtlerin evlerini ve işyerlerini ateşe vererek oylarını rttırıyorlar. Amaan, Kürt olmayanlara ne, yesinler birbirlerini. Çok ciddiyim. Adamların kendi vatanı; kendi yaşam tarzı...

Kürtler ve destekçileri Türkleri değil de Baskları mı suçluyor? "Türkler şunu etti, bunu etti, low! Kart kurt dediler low! Attatirk bizi qondirmiştir low!" ve sair laflar edip durmuyorlar mı Kürtlerin temsilcileri; ve bu sızlanmaları ile PKK terörünü meşru göstermeye çalışmıyorlar mı?

2) Kemalizm iktidardayken Kürdistan lafının edilmesine bile izin verilmezdi. Kürt sorunu Kemalizmle başlamadı, o ayrı konu; bu noktada haklısınız. Kürt Said'e, Nakşilere, İttihat Terakki'ye filan bakmaya gerek yok. Sorun çok yalın ve şartları ağır da olsa çözümü kolay bir sorundur. Kürdistan kurulunca bu sorun ilanihaye çözümlenir.

marcos
17-04-2011, 21:37
Sadece kızgınsın!

Violadagamba
17-04-2011, 21:38
Doğuda milli misaki sınırları içerisinde.

Kemalizm bitti. Misakımilli de bitti. Doğu filan da gidecek değil, Sévres haritasına göre Azerbaycan Kürdistan'la komşu değil, Türkiye ile komşuluu devam ediyor.

Irak Türkleri en zor zamanlarda dahi Irak'ı terk etmediler batı Türkiyedekilerin keyfi için hiç terketmezler..

Konu Türkiye ve Türkiye'deki Kürdistan. Irak'taki Türkler bütün hakları ile kalacak; çünki yasal olan bu. Barzani Kürdistanı da bağımsız olup Türk Kürdistanıyla birleşirse oradaki Türkmen ve Arap ve diğer gayritürklerin statüleri ve hakları değişmez.

Ortada dörtmilyon kadar melezde varken bu iş hiç olmaz.

Onların da beyanlarına bakılır. Ama Türkiye'de Kürtlük adına eylemlere giriştikleri an vatandaşlıkları iptal edilir ve Kürdistan'a gönderilirler. Aynı şey Kürdistan'daki melezler için de geçerli.

Ayrıca Türk Kürt evlilikleri de ikili anlaşmalarla kolaylıkla halledilir. Örneğin bir Türk'le evli olan Kürt Türkiye'de kalmak istiyorsa oturma izni kolaylıkla verilir. O evlilikten olacak çocukların beyanı da nerenin yurttaşı olacağını belirler. Bu konular o kadar karışık ve insanlık dışı değil. Kafatasçılık yapmıyoruz. Sadece ağır bir Kürt sorunu var ve vatan istiyorlar. Alsınlar.

marcos
17-04-2011, 21:45
Yahu Irak Türklerini yerinde bırakıyorsunda batı Türkiye'de bir tane Kürt bırakmıyorsun.

Oldumu şimdi!

Aksaray, Konya, Kayseri'de ki Kürt köylerini süremezsin o zaman.

Çözüm karşılıklı olur.

Kilis'i boşaltacakmıyız mesela.

Violadagamba
17-04-2011, 21:58
Büyük bir hukuki hata yapıyorsunuz.

Bizi Irak bağlamaz. Zira biz Türkiye'deki Kürtlerin taleplerini karşılamaktan bahsediyoruz. Türkiye'deki Kürtlerle Kürt olmayanlar İran, Irak, Suriye ve sair üçüncü bir ülke üzerine anlaşma yapamazlar. Yapsalar bile bu hukukan yok hükmündedir ve kibar tabiriyle bile hukuki eşekliktir.

Irak Kürdistanındaki çözüm Irak'la Kürtler arasında olacaktır. Nasıl ki Türk Kürdistanı'nda yaşayacak olan Süryaniler oldukları yerde kalacaksa Irak Kürdistanındaki Arap olmayan gayrikürtler de oldukları yerde kalacaktır.

AlbatrosS
18-04-2011, 00:24
Bayrak ve kimlik tanrı tarafından bahşedilmiş kutsallar mı?

Böyle birşey söylemedim bile nerden çıkartıyorsunuz bunu??? İnsanların yine insanlar için bulduğu bir olgu.
Semboller tüm hayatımızda yer kaplar
misal ben zürafa pipisini ebat ve boyutlarıyla tüm erkeklerin sahip olmak için can attığı bir sembol/ideal olarak düşünsem ve herkesi haşmetli zürafaya ''saygı'' duyması için zorlasam ne düşünürsün?

Kutsallığı ise tüm toplumun ortak idealini yansıttığı için sembolik olarak söylenebilir belki
zürafa çükünün tüm toplumun ideali(!) olduğunu varsaydığımızda bunun gerçekte ''ideal bir doğru'' olduğu iddia edilebilir mi?


Kimlik de aynı şekilde. Hepimizin bir kimliği var. Gerçekçi olmak gerek. Bu kimliği bir baskı unsuru olarak kullanmak elbette yanlış bunu savunmuyorum. Ama bir başka kimliğin saldırısı halinde kimliğimi ve benliğimi savunak yaşama hakkımı savunmak demektir. Doğada da bu böyledir.
kimliğini savunmakla kimliğini ideolojik bir baskı unsuru şeklinde tüm topluma yol gösterici ideal olarak sunmak bambaşka şeylerdir. anadilimi güzel kullanmayı istemem başka diller öğrenmeme engel olmaza; ancak dilimi ''hamasi bir güzelleme/dayatma'' nispetine sokmam. ta ki, birileri dilimi kullanmamı engellemeye çalışıp öğrenmemi/onu geliştirmemi istemeyene kadar. o vakit, kullandığın şey ''dil'' olmaktan çıkar; baskıcı/despot bir zihniyete karşı direnç noktası olur.



bir bez parçasına hangi sebeple saygı duymam bekleniyor?
Bayrak bez parçası değildir. Aynen bir firmanın logosu nasıl onun kimliğini ve duruşunu yansıtıyorsa bayrak da bir semboldür yani bir nevi logodur ve sembolü olduğu toplumun ortak ideallerini yansıtır.
ne tür idealler bunlar? demokrasi, özgürlük, eşitlik, yaşam hakkı? misal eşcinsel hakları?


Bence olması gereken güzel bir şey. Bir bayrağa toplumun genelinin savunduğu bir ideal atfedilmiş ve emek harcanmıştır
ideal=adil=doğru=demokratik olan mıdır? toplumun geneli kadını 2. sınıf gördüğünde buna ideal olduğu için saygı mı bekleyeceksin?

En azından buna saygı duymak gerekebilir. Ben hiç bir ulusun bayrağına saygısızlık etmem. Gereken saygıyı da gösteririm. İnsan olmanın gereği budur. Siyasi ve ideolojik baskı unsuru olarak dayatılmış semboller dışında. Bir nazi gamalı haçına kimse saygı duymaz çünkü sicili bozuktur.
bana sicili bozuk olmayan ''bayrak'' göstersene? :)


kaldıki saygı ancak ontolojik var oluşuna kendi vicdanında meşruiyet/onay/takdir atfetmenin adıdır ve ''şahsi''dir. kut olana saygı duyulmaz; ondan korku beklenir.

Kendine şahsi olarak saygı atfeden özgür bireylerin oluşturduğu aydın ve demokrat bir toplumun da bir bayrağı olabilir ve saygıyı hakedebilir. en azından yerlerde süründürülmez mesela. Bir güveni ve yaşam hakkını sembolize eder. Yaşam hakkını ve güvencesini sağlaması gereken de devletin kendisidir
demokrasiyi asgari benimsemiş kültürlerde bayraklardan külot falan yapılır... hatta demokratik eylem çerçevesinde bayrak yakıldığı da olur:) herkes sembolleri siz kadar fetişleştirmez... yönetenler dışında... yönetilen şayet reaya/kul değil de bireyse ''bayrağa saygısızlık''(!) hakkına da sahiptir...



Dünyada her ulus eninde sonunda kendini dayatır. Bu böyledir. Gerçektir. Sürekli huzur ve barış ortamı asla olmayacaktır. İnsan evrimi gereği saldırgan bir varlıktır. Eninde sonunda bi yerlerde huzursuzluk baş gösterir ve savaşlar çıkar. Herkes bayrağını veya sembolünü alıp savaşır. Önemli olan bu noktada saldırmayıp kendi savunabilme pozisyonunda kalabilmektir.

evrimi gereği? sosyal darwinizm kokusu alıyorum sanki...

taylan
18-04-2011, 01:50
misal ben zürafa pipisini ebat ve boyutlarıyla tüm erkeklerin sahip olmak için can attığı bir sembol/ideal olarak düşünsem ve herkesi haşmetli zürafaya ''saygı'' duyması için zorlasam ne düşünürsün?

Hakareti alışkanlık edinmiş suni bir entelle, Bayrak ve zürafa organıyla nasıl oluyorsa alaka kuran hasta bir beyinle karşı karşıyayız diye düşünürüm.

kimliğini savunmakla kimliğini ideolojik bir baskı unsuru şeklinde tüm topluma yol gösterici ideal olarak sunmak bambaşka şeylerdir.

Farklı bir şey söylemedim ben de aynı görüşteyim.

ne tür idealler bunlar? demokrasi, özgürlük, eşitlik, yaşam hakkı? misal eşcinsel hakları?

Bayrakla simgelenmiş devletin güvence altına aldığı tüm haklar. Bir bayrak olması bu hakların güvence altına alınıp alınmadığının bir göstergesi değil.Her devletin bir bayrağı olur ve kimse bundan rahatsız olmaz. Senin buna takmış olmanın altında ne gibi bir psikolojik neden var anlamıyorum.

ideal=adil=doğru=demokratik olan mıdır? toplumun geneli kadını 2. sınıf gördüğünde buna ideal olduğu için saygı mı bekleyeceksin?

Hayır elbette böyle bir durum söz konusu değil. Çağdaş, demokrat ve insan haklarına saygılı bireylerin oluşturduğu modern bir topluluğun da bu düşüncelerini simgeleyen bir sembolü, bayrağı olabilir.

Bir çok devletin sicili bozuk olabilir. Ama bu bayrakların ya da sembolllerin tümüyle ortadan kaldırılmasını gerektirmez. İnsan her zaman kendini ifade etmek için semboller kullanacaktır. Bu bir bayrak ya da bir işaret olabilir. Aksini düşünmek pek mümkün görünmüyor. Dünya halkları olarak Marslılara karşı savaştığımız olası bir kurguda bile bir bayrak söz konusu olacaktır.

Evet insan saldırgan ya da kendini koruyan bir yaratıktır. Savaş bir realitedir ve insanların savaşmadığı anlar savaştıkları anlara göre çok daha azdır. Irkçılığa meze yapılması doğru değil tabi ki ama bir gerçeği de dile getirmek gerekir. Savaşıyoruz ve öldürüyoruz çünkü beynimiz hala savana metodlarıyla iş görüyor. Zihinsel bir sıçrama yapabilirsek mesela binlerce yıl sonra belki biraz durulabiliriz:)

AlbatrosS
18-04-2011, 05:27
misal ben zürafa pipisini ebat ve boyutlarıyla tüm erkeklerin sahip olmak için can attığı bir sembol/ideal olarak düşünsem ve herkesi haşmetli zürafaya ''saygı'' duyması için zorlasam ne düşünürsün?

Hakareti alışkanlık edinmiş suni bir entelle, Bayrak ve zürafa organıyla nasıl oluyorsa alaka kuran hasta bir beyinle karşı karşıyayız diye düşünürüm.
toplum için ideal olanın belirleyici olduğunu siz söylediniz... oysa ben böyle bir ''ideal''in değil daha çok ''dayatma''nın olduğunu velev ki idealse bile söz gelimi toplum için ''zürafa pipisi'' boyut ve ebatlarıyla idealse(absürt olduğu için bu örneği veriyorum) bu onun otomatikman ''doğru/haklı'' olduğunu mu gösterir?

şimdi... kalkıp da her türden toplumsal safsatayı sırf yaygın ve genel olduğu için kabul etmenin manasızlığını ve absürtlüğünü daha nasıl izah edelim? toplumlar yüzyıllardır değişir ve dönüşürler... ve ''devlet''in birey yaşamı üstündeki keyfiyeti de sorgulanır olmuştur. hal böyleyken hala/inatla ve şu çağda modernite dönemi aktif/pasif yurttaş teması üstünden düşünmek de neyin nesidir?



kimliğini savunmakla kimliğini ideolojik bir baskı unsuru şeklinde tüm topluma yol gösterici ideal olarak sunmak bambaşka şeylerdir.

Farklı bir şey söylemedim ben de aynı görüşteyim.
anlamadığınsa şu: kimliğini savunmak, sana kamusal bir kimlik/idea dayatılmasına karşı çıkmaktır.



ne tür idealler bunlar? demokrasi, özgürlük, eşitlik, yaşam hakkı? misal eşcinsel hakları?

Bayrakla simgelenmiş devletin güvence altına aldığı tüm haklar. Bir bayrak olması bu hakların güvence altına alınıp alınmadığının bir göstergesi değil.Her devletin bir bayrağı olur ve kimse bundan rahatsız olmaz. Senin buna takmış olmanın altında ne gibi bir psikolojik neden var anlamıyorum.
bayrakla demokrasi ve özgürlükler simgelenmez; o salt bir egemenlik ve iktidar unsurudur öncelikle. örneğin sovyet bayrağı sözde halk ve işçi egemenliğini simgeler. türk bayrağıysa türk egemenliği ve iktidarını.

burada mevzu bahis edilen şey, egemenliğin gerçekte kimin/neyin egemenliği olduğudur...


ideal=adil=doğru=demokratik olan mıdır? toplumun geneli kadını 2. sınıf gördüğünde buna ideal olduğu için saygı mı bekleyeceksin?

Hayır elbette böyle bir durum söz konusu değil. Çağdaş, demokrat ve insan haklarına saygılı bireylerin oluşturduğu modern bir topluluğun da bu düşüncelerini simgeleyen bir sembolü, bayrağı olabilir.
modernite devrimini yaşayıp eski rejimle hesaplaşan bireyin ''kut''u olmaz... hiçbir gelişmiş toplum, bayrağı fetiş öznesi haline getirip bireye taptırmaz... demokrasi özünde tabu ve dogmalara ''saygısızlık''(!) rejimidir...


Bir çok devletin sicili bozuk olabilir. Ama bu bayrakların ya da sembolllerin tümüyle ortadan kaldırılmasını gerektirmez. İnsan her zaman kendini ifade etmek için semboller kullanacaktır. Bu bir bayrak ya da bir işaret olabilir. Aksini düşünmek pek mümkün görünmüyor. Dünya halkları olarak Marslılara karşı savaştığımız olası bir kurguda bile bir bayrak söz konusu olacaktır.
kalkarsa ne olur? bu nasıl bir genelleme? kölelik de bin sene evvel pekala bitmeyecek bir olgu gibiydi belki...kaldıki her toplumun bayrağı ve devleti yoktur... ne bayrağa ne devlete sahip olmamış toplumlar var...arkadaşım bir insanın kendi yarattığı bir sembolün esiri olması ne demek farkında mısın sen? ve bu sembolü sırf kitlelere mal etti diye şaşmaz gerçek gibi görmek? modern totemizm değilse nedir bu?



Evet insan saldırgan ya da kendini koruyan bir yaratıktır. Savaş bir realitedir ve insanların savaşmadığı anlar savaştıkları anlara göre çok daha azdır. Irkçılığa meze yapılması doğru değil tabi ki ama bir gerçeği de dile getirmek gerekir.
insan doğasına savaş ve şiddet atfetmek başka bir şey; dünya tarihinde savaşların yaygın olduğunu söylemek başka...

şiddeti nefsi müdafa dışında meşru görmem...


Savaşıyoruz ve öldürüyoruz çünkü beynimiz hala savana metodlarıyla iş görüyor. Zihinsel bir sıçrama yapabilirsek mesela binlerce yıl sonra belki biraz durulabiliriz:)

savaşıyorsun çünkü mevcut uygarlık ve kültürlenme biçimleri savaşı üretecek tüm araç ve argümanları güncelliyor. modifiye edilmiş bir barbarlıktır bu...insanlık hala kendi yarattığı nesne/sembol ve ahlaki kurallarla hastalıklı ilişki içerisinde...kamusal nizamı ve otoriteyi şaşmaz gerçek sanıyor...aileden topluma tüm ahlaki/kültürel/politik argümanlarını sahibiyet/otorite/iktidar teması üstünden şekillendiriyor...

örneğin erkeklerin ahlaki gerekçelerle kadın haklarına dirençlerinin temelinde yatan şey bu: kadının kimlik ve bedeni üstünde ahlaki/dinsel normlar aracılığıyla kurdukları iktidarı ve söz hakkını kaybetmek istemiyorlar. kadını kendi çizdikleri kamusal/toplumsal ahlak ve sınırların ötesinde özgür bir özne olarak meşru kabul edemiyorlar...

modern ulusçuluk da hem ahlaki hem de siyasi bir üst örgütleme biçimidir. fiktif yani kurgusaldır. oysa bireyler ulus kavramının dışı ve ötesinde onlarca farklı kimlikle diledikleri şekilde vardırlar...

marcos
18-04-2011, 17:59
Büyük bir hukuki hata yapıyorsunuz.

Bizi Irak bağlamaz. Zira biz Türkiye'deki Kürtlerin taleplerini karşılamaktan bahsediyoruz. Türkiye'deki Kürtlerle Kürt olmayanlar İran, Irak, Suriye ve sair üçüncü bir ülke üzerine anlaşma yapamazlar. Yapsalar bile bu hukukan yok hükmündedir ve kibar tabiriyle bile hukuki eşekliktir.

Irak Kürdistanındaki çözüm Irak'la Kürtler arasında olacaktır. Nasıl ki Türk Kürdistanı'nda yaşayacak olan Süryaniler oldukları yerde kalacaksa Irak Kürdistanındaki Arap olmayan gayrikürtler de oldukları yerde kalacaktır.

Türkiye'nin demografik yapısı nüfus mübadelesini imkansız kılacak kadar karışıktır.

İstersen şehir şehir tartışabiliriz.Hadi senle ben taksime başlayalım bakalım mümkün olabilecekmi.Dilok (Antep), Kilis,Semsur (Adıyaman),Gumgum (Maraş), Rıha (Urfa), Meleti (Malatya), Elaziz-Xarpet (Elazığ), Bedlis (Bitlis), Sewaz (Sivas), Erzingan (Erzincan), Erzerom (Erzurum), Qers (Kars), Ağrı (Agiri), Wan (Van) ve tabiki Dersim (Tunceli) buraların demografik yapısı mübadeyi imkansız kılıyor.Bu şehirlerde yaşayan her ulus kendisini o şehrin kadim halkı kabül ediyor Türkler dahil.

Batı Türkiye'de ki Kürtleri doğuya sürersek Barzani' de Irak Kürdistanındaki Türkleri sürer (tabi ki Irak'ın başka yerine değil)Irak Kürdistanında ki Türkler yerinde kalsın deme koşulları ortadan kalkmış olur.

Aziz Kerim
18-04-2011, 18:42
Kemalizm çökseydi doğuda asker kaybetmezdik.......
Kemalizm çökseydi şeriat ile yönetilirdik....
Kemalizm çökseydi sandığa gidilmezdi.....
Kemalizm çökseydi inkılap değil devrim yaşamaktan uzaya çıkmıştık.....
Kemalizm çökseydi koyunluk olmazdı....
Kemalizm çökseydi Türkiyespor kırmızı beyaz olmazdı....
Kemalizm çökseydi heykelcilik ölürdü....
Kemalizm çökseydi duygusallık biter mantık gelirdi....
Kemalizm çökseydi kan biter, terör biter, sömürge biter huzur gelirdi.....
Kemalizm çökseydi 6 zırva ilke zırvaca tartışılmazdı....

Kemalizm çökseydi sen bu başlığı açmazdın.....


Yani kemalizm çökmedi daha da yükseğe çıktı, Din desteği ile beraber... Din varoldukça Kemalizm sağdır! Başka isimlerle yaşayacak illaki. Din varoldukça Din'in projesi bir şekilde yaşayacaktır.... Bugün kemalizm olur yarın azizm.. :) Şaka maka iyi oyun olur ha, Azizim maskesi altında Azizm oyunu... Milliyetçilik, Halkçılık, La İalahe İllallah, Egemenlik kayıtsız şartsız Aziz kullarındır!!! Devlete vergi vermeyen Aziz kul/vatandaş değildir. Şehid Azizler olun inşallah!!! Bizde yaşayalım. Ne mutlu Azizm diyene... ;) :)) Bende bi Atatürk olsam mı ne? :) Ama Atatürk olmak kim sen kim dimi ;)

Dünya'da oyun oynayacak çok kelime var!!!
Kalpte göz arandıkça çooook oyun oynanır!!

Allah'ın koyunu kul, Devletin koyunu halk, holdingin koyunu müşteri illa olacak!!!! Allah'ta cinayet işleyecek, holding'te, devlette! Allah-Devlet-Holding ortak çalışarak koyunları kesecek. Bu iki iki dört....

Umarım anlatabildim.....

Violadagamba
18-04-2011, 18:48
Sayın marcos,

Kimse kimseyi sürmeyecek; herkes vatanında yaşayacak. Konu bu. Ben Kürtleri Irak'a sürelim demiyorum; ben Kürtlere Kürdistan'ı verelim diyorum. Zaten mübadelelerin amacı etnik sorunların yaşanmasına yol açan karmaşıklığa son vermektir.

Ayrıca yine hukuki bir hata yapıyorsunuz; zira saydığınız yerlerin büyük çoğunluğu Sévres'de tanımlanmış Kürdistan içinde değil. Örneğin Türklerin bir Alman kentinde çoğunluğa ulaşması o Alman kentini Türk kenti yapmaz. 1000 yıl da geçse o kent Almanlarındır. Hukuk gereği bu böyledir.

Google görsellerde Sévres treaty map diye araştırırsanız Kürdistan'ın Türkiye özelindeki meşru sınırlarını görürsünüz.

Violadagamba
18-04-2011, 18:55
Batı Türkiye'de ki Kürtleri doğuya sürersek Barzani' de Irak Kürdistanındaki Türkleri sürer (tabi ki Irak'ın başka yerine değil)Irak Kürdistanında ki Türkler yerinde kalsın deme koşulları ortadan kalkmış olur.

Çok yanlış bir hukuk anlayışınız var. Türkiye'de varılan anlaşma Irak'ı bağlamaz.

Şöyle bir örnek verelim; Kürdistan'ı Kürtlere verdikten sonra diyelim ki Türkiye Azerbaycan'la birleşti; ama bunun sonucunda Azerbaycan'daki Kürtler bu mübadelenin konusu olamaz. Onlar da birleşik Türkiye'nin yurttaşları olurlar.

Barzani öyle bir tehcire girişirse uluslar arası askeri müdahalenin muhatabı olur.

marcos
18-04-2011, 19:24
Çok yanlış bir hukuk anlayışınız var. Türkiye'de varılan anlaşma Irak'ı bağlamaz.

Şöyle bir örnek verelim; Kürdistan'ı Kürtlere verdikten sonra diyelim ki Türkiye Azerbaycan'la birleşti; ama bunun sonucunda Azerbaycan'daki Kürtler bu mübadelenin konusu olamaz. Onlar da birleşik Türkiye'nin yurttaşları olurlar.

Barzani öyle bir tehcire girişirse uluslar arası askeri müdahalenin muhatabı olur.

O zaman mübadelenin ne anlamı kaldı.Amaç Kürtlerden kurtulmak değilmi?

Violadagamba
18-04-2011, 19:46
Mübadeleye gerek var. Çünki orası Kürdistan. Mübadele olmazsa çatışma devam eder. Madem Kürtler Kürdistan'a gönderiliyor, Türkler de Türkiye'ye gelmeli. Böylece mülkiyet ihtilafları da yaşanmaz. Tek taraflı nüfus değişikliği olursa, işte ona tehcir denir.

Jolly Jocker
18-04-2011, 21:44
Mübadeleye gerek var. Çünki orası Kürdistan. Mübadele olmazsa çatışma devam eder. Madem Kürtler Kürdistan'a gönderiliyor, Türkler de Türkiye'ye gelmeli. Böylece mülkiyet ihtilafları da yaşanmaz. Tek taraflı nüfus değişikliği olursa, işte ona tehcir denir.
Annem Türk, babam ise Kürt. Sence beni nereye yollamak lazım?
Babamın kardeşi, yani amcam bir Kürt. Fakat Batı'da yaşıyor. Orada bir evi, ailesi ve işi var. Hem kürt kimliğine sahip çıkmak, hemde istediği yerde yaşamak istiyor. Doğu'da rahatça Kürtçe, Batı'da da Türkçe kullanabilmek istiyor. Ne olacak şimdi?

Milliyetçi önyargılarınızdan taviz vermemek adına, insanları yerleştikleri yerlerden koparıp ait olduklarını düşündüğünüz yerlere zorla göndermeyi kendinizde hak görebiliyorsunuz. Bunun kabul edilebilir hiçbir yanı yok. Farklılıkları zenginlik olarak görmeyi, çeşitlilikte birliği sağlayabilmeyi, birliği ulusçu bir vurguyla sağlama düşüncesini artık bırakmayı, bir arada yaşayabilmeyi öğrenmeniz gerekiyor. Mübadele de neymiş? SSCB hala ayakta olsa, komünist ve alevileri de Rusya'ya mı mübadele etmeyi teklif edecektiniz?

Violadagamba
18-04-2011, 22:41
Sayın Fredi,

Siz kendinizi etnik olarak nasıl tarif ediyorsanız osunuz. Bu karma evlilikler sorunu mübadelede kolaylıkla aşılır. Hukuka yani insan haklarına dayanan ilgili yasalarda bütün ayrıntılar belirlenmiştir. Yine de şahısların beyanlarında iyi niyet şarttır. Türk'üm diyip de Türkiye'de kalan kısmen Kürt kanı taşıyan kişilerden Kürtçülüğe devam edenlerin de yurttaşlıktan çıkarılıp Kürdistan'a gönderilmesi; ve karşı tarafta da aynı uygulamayı yapma hakkı doğaldır. Aynı durum evli olduğu için oturma izni verilen yabancılar için de sınırın her iki tarafında geçerlidir.

Ancak PKK güzellemeleri yaptığınızı da düşünürsek ülkeniz kurulduğunda Kürdistan'a yerleşmek durumunda kalacağınızdan eminim. PKK destekçileri ve milislerinin Kürdistan kurulduğu zaman Türkiye'de oturmak istemeleri kadar abzürt ve ahlak dışı bir şey azdır diye düşünüyorum.

Eğer bir etnik çatışma varsa insanların istedikleri yerde oturmaları ikincil önemde bir durum arz ediyor. Devasa ve saldırgan bir lümpen kitlenin tabanını oluşturduğu vahim bir Kürt milliyetçiliği Türkiyenin birçok yerinde huzur kaçırıyor. Yugoslavya'nın yaşadıklarını yaşamamak için herkes Sévres'deki Kürdistan gerçeğini kabul etmeli. Halbuki Kürtlerin eğilimi şu: Mersin, Sivas, Artvin hattında Kürtlere ait koca bir ülke talep edilmekte ve geri kalan Türkiye'de de ortaklık. Bununla da yetinilmiyor ortak oldukları yerlerde Kürtleri korumak için oralarda görevlendirilecek silahlı birimler oluşturmaktan bahsediyorlar -BDP-. Bu arsızlıklarla sonumuz Yugoslavya. Daha da vahimi, bırakın Kürtlerin daha fazla bir şeyler kazanmasını herşeylerini kaybedecekleri korkunç bir süreç bu. Türkler çok daha güçlü bir konumda; bu işin sonu tehcir hatta soykırıma bile varabilir. Kürdistan gerçeğini Türkler anlamaya başladı. Bu durum da kansız bir biçimde bu işin çözülebileceği olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor. Çok ilginçtir ki komünistinden ülkücüsüne kadar bu konuda sohbet ettiğim insanlardan Kürt olmayanların hiçbiri buna tepki göstermiyor ve çoğu da akla uygun buluyor.

Hem çatışma var hem Türkiye'yi Babil kulesine çevirmeye çalışan bir mücadele var. Ben ülkemde 40 farklı dilin konuşulmasını değil, anladığım dilin, Türkçenin konuşulmasını istiyorum. Şu an tabii ki size Kürtçe konuşmayın diyemem ve demiyorum; ama Kürt sorunu çözüldüğünde Babil Kulesi kabusu da gerçekleşmez.

Komünistler ve Alevilerin neden olduğu etnik bir sorun yok ve zaten olamaz. İkisi de beyinlerde var olan şeylerdir.

AlbatrosS
18-04-2011, 22:59
Ben bu ırkçı muhterislerle mutlu mesut yaşayacağımı sanmam. Kürdün varlığını sorun olarak gören bir şaşırmışa sorunun kaynağının ''kürd'' olmadığını anlatmak da belli ki nafile. Türkiye'yi
zaten türkler yönetmiyor; tc'deki tüm gerici unsurlar da zaten kürtler yüzünden başımıza bela diyen bir insanlık müsveddesi ne antropoloji ne sosyoloji ne de kültürbilim denen BİLİMİN TEMEL DOĞRULARI'ndan bihaber! Kültür ve 'ulus'' üzerine hatasız tek bir tanımlama yapamayacak olanların referans kaynaklarının kıçları dışında bir şey olduğunu düşünmek dışında elimizde veri de yok!

Bu cehalet abidesi gibi düşünecek olsak marksizm de bir YAHUDİ KOMPLOSU olup türklerin gelişmesini engellemek için peydah edilmiş: malum, marks da YAHUDİ kökenli olur!

Gerizekalı islamcıların dünyada olan biten her şeyden SİYONİSTLERİ sorumlu tutması gibi bu sığ kafa, tc'deki tüm ilerici/pozitif şeyleri TÜRK'E; tüm olumsuzluklarıysa KÜRDE atfediyor. Bunun da IRKÇILIK olduğunun farkında değil!

Kürdün meşruiyetini ve toplumsal demokrasiyi savunup ''POZİTİF VE İLERİ ADIMLAR ATMAK VARKEN'' neden bunun yanından bile geçmediğini bir türlü cevaplamak istemiyor! Varlığını bu derece üstün ve ileri atfeden bir zat bize saçma sapan bölünme senaryoları dışında demokratik perspektif sunabilir mi?

Osmanlı'dan beri çeşitli bölgelere sürüp asimile olan yahut büyük kentlere artık yerleşmiş milyonlarca insanı mağdur etmeden nasıl bir çözüm sunabilecek? Biz diyoruz ki ulusal kibri, dayatmayı ve direnci bir kenara bırakıp demokratik özgürlükçü bir çerçevede ülkeyi dönüştürelim! Hazret için kemalist ve ırkçı safsataları o derece şaşmaz, baki ve değişmez ki; yurdun yarısını bölüp atmaya rağmen değişmemekte kararlı!

Yahu o kadar üstün ve vasıflı bir beynin varsa önce kendi kafanı değiştir ve bize daha üstün/gelişmiş bir demokrasi projesi üret! Demokrasiden yana heves ve iraden yoksa, 80 yılllık ırkçı teranelerle kürdsüz ve bölünmüş bir ülke demek kalanlara BİZZATİHİ ZULÜM! demektir!

Demokrasiyi içinize sindirip kör etnik nefret ve palavralarınızdan vaz geçeceksiniz. Çözüm arıyorsanız kürdün onur ve eşitliğinin en az siz kadar önemli olduğunu kabul edeceksiniz.

asgari iki tane temel sosyolojik kaynak okumaktan aciz cehalet abidelerinin kendini bu derece üstün/eşsiz görmesine sinirlendiğim kadar hiç bir şeye sinirlenmiyorum. Bu çağda para mı veriyorlar arkadaşım şu safsatalara inanmanız için?

Violadagamba
18-04-2011, 23:59
Kürdün varlığını sorun olarak gören bir şaşırmışa

Kürt sorunu lafı Kürtler tarafından dayatılmadı mı? Dayatıldı. Onların dediğini kabullenmem niye beni kabahatli taraf yapsın ki?

sorunun kaynağının ''kürd'' olmadığını anlatmak da belli ki nafile.

Adı üstünde: KÜRT sorunu

Bu cehalet abidesi gibi düşünecek olsak marksizm de bir YAHUDİ KOMPLOSU olup türklerin gelişmesini engellemek için peydah edilmiş: malum, marks da YAHUDİ kökenli olur!

Benim komplo teorileri ile işim olmaz. Ben bildiğimi, gördüğümü konuşurum. Arsız bir tavır sergilemeke olan bir Kürt milliyetçiliğinin kışkırttığı bir etnik gerilim var ve buna da Kürt sorunu deniliyor. İstedikleri de Kürdistan ve misli misli ötesi.

Osmanlı'dan beri çeşitli bölgelere sürüp asimile olan yahut büyük kentlere artık yerleşmiş milyonlarca insanı mağdur etmeden nasıl bir çözüm sunabilecek?

Mübadele tehcirden, savaştan, mukateleden ve soykırımdan iyidir. Ayrıca asimile olanları Kürdistan'a göndermekten söz eden kim. Adamlar zaten asimile olmuş. Türklerin Türkler içinde etnik gerilimi yükseltmesi gibi bir şey söz konusu olabilir mi? Hayır...

Hazret için kemalist ve ırkçı safsataları o derece şaşmaz, baki ve değişmez ki; yurdun yarısını bölüp atmaya rağmen değişmemekte kararlı!

Kemalist görüş şunu der: Hepimiz Türk'üz. Ülkemiz de yekparedir.

Ve bu görüş hepinizce lanetlenir.

Ben ise şunu söylüyorum: Hepimiz Türk değiliz, baksanıza birileri Kürt olduklarını olur olmadık yerlerde haykırıyor. Kürtler Türk değil Kürt'tür. Kürdistan istiyorlar, verelim ve barış içinde yaşayalım; yoksa çok fazla kan dökülecek!

Bu görüş de lanetleniyor. Yahu, ne istiyorsunuz anlaşılmıyor ki...

Ayrıca yurdun yarısını değil. Sévres'de belirlenmiş olan Kürdistan'ı özgürlüğüne kavuşturmayı savunuyorum. Bugünki toprakların yüzde sekizi kadar. Artı eksi 2 hata payı veriyorum.

AlbatrosS
19-04-2011, 04:27
Kürt sorunu lafı Kürtler tarafından dayatılmadı mı? Dayatıldı. Onların dediğini kabullenmem niye beni kabahatli taraf yapsın ki?


Gerizekalı islamcıların dünyada olan biten her şeyden SİYONİSTLERİ sorumlu tutması gibi bu sığ kafa, tc'deki tüm ilerici/pozitif şeyleri TÜRK'E; tüm olumsuzluklarıysa KÜRDE atfediyor. Bunun da IRKÇILIK olduğunun farkında değil!

bak ne demişiz.

kadınların ezilmişliği kadınlar, kölelik sorunu köleler, aperteid de siyahlar tarafından mı dayatıldı da sorun oldu yoksa ortada kültürel/sosyal/siyasal bir mağduriyet var da senin mi haberin yok?

sen diyorsun ki: madem erkekler kadınları eziyor o halde kadınlar erkeksiz yaşasın, erkeklerin olmadığı yerde yaşasın!

80 yıllık zihniyet sorunu yaratıyor, hala bunu inkar ediyorsun. bu kafayla kürtleri göndersen sorun bitecek mi ?


sen niye sorunu yaratan ZİHNİYET VE ALGINI değiştirmiyorsun? SORUN ZATEN SENİN ZİHNİYETİNDE YA DA DEVLETİ YÖNETEN ELİTLERİN ZİHNİYETLERİNDE! Kürtler olmasa da bu zihniyet sorun olmaya devam edecek mi? ELBETTE!


Adı üstünde: KÜRT sorunu

Nazizimi de zaten YAHUDİLER ÜRETTİ!

Benim komplo teorileri ile işim olmaz. Ben bildiğimi, gördüğümü konuşurum. Arsız bir tavır sergilemeke olan bir Kürt milliyetçiliğinin kışkırttığı bir etnik gerilim var ve buna da Kürt sorunu deniliyor. İstedikleri de Kürdistan ve misli misli ötesi.
sorun burda zaten... bir şey bildiğin yok yahut bildiklerinin dayanağı ve referansı!

Kürdistan meselesi de ayrı bir mevzu. Toplumun büyük çoğunluğu demokratik ve siyasi meşruiyetle ''onay'' istiyor. DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMDE NEDEN BU KADAR DİRENİYORSUN?


Mübadele tehcirden, savaştan, mukateleden ve soykırımdan iyidir. Ayrıca asimile olanları Kürdistan'a göndermekten söz eden kim. Adamlar zaten asimile olmuş. Türklerin Türkler içinde etnik gerilimi yükseltmesi gibi bir şey söz konusu olabilir mi? Hayır...
Kardeşim senin nefret etmek, aşağılamak yahut kovmaktan gayrı bildiğin bir şey yok mu? Demokratikleşmekten ve dönüşmekten neden korkuyorsun? Bir arada ve eşit haklarla yaşamak neden ağrına gidiyor?


Kemalist görüş şunu der: Hepimiz Türk'üz. Ülkemiz de yekparedir.

Ve bu görüş hepinizce lanetlenir.

Evet, çünkü bunun pratikteki karşılığı faşizmdir! Farklı kültürlerden gelen TC VATANDAŞIYIZ deyip geniş bir demokratik anayasal çerçeve ve katılım sağlansa insanlar niçin itiraz etsin?

Aşağıladığı arap şeyhlerinden bile otoriter ve faşizan bir rejimi insanlar niçin sevsin?

Ben ise şunu söylüyorum: Hepimiz Türk değiliz, baksanıza birileri Kürt olduklarını olur olmadık yerlerde haykırıyor. Kürtler Türk değil Kürt'tür. Kürdistan istiyorlar, verelim ve barış içinde yaşayalım; yoksa çok fazla kan dökülecek!

Bu görüş de lanetleniyor. Yahu, ne istiyorsunuz anlaşılmıyor ki...

Demokrasi! Anayasal vatandaşlık ve geniş bireysel özgürlükler! Devletin fetişleşmekten kurtarılması, bağnaz milliyetçiliğin terkedilmesi. Devletin bağnaz milliyetçi politikaları terkedip demokratik bir dönüşümden geçmesi.

Ayrıca yurdun yarısını değil. Sévres'de belirlenmiş olan Kürdistan'ı özgürlüğüne kavuşturmayı savunuyorum. Bugünki toprakların yüzde sekizi kadar. Artı eksi 2 hata payı veriyorum.

Sen aklını pazara mı çıkardın? Kürtlerle eşit yurttaşlık temelinde yaşamak seni neden rahatsız eder? Kafayı mı yedin arkadaşım, bu düşmanlık ve ön yargılar niçin?

Kürdü boşver sen bu kafayla kendi tanımların dışındaki tüm kimliklere düşmansın! Yobaz bir dinciden zerre farkın yok!

Ulen beğenmediğin kürtler %40 kadın kotası koyup üstüne kadın eş başkan seçti! Kadınların BDP kadar aktif, tutarlı ve feminist bir duruş sergilediği başka siyasi parti yok mecliste!

Ve kürt siyasal hareketi mevcut siyasal partiler içerisinde en demokratik reform ve projelere sahiptir meclisteki! Kürt hareketi BDP'den katbekat tutarlı ve iradi demokrasi bilincine sahiptir. Tabi ucube medya ve devlet propagandalarında bunlar görülmez. Israrla sormama rağmen dansöz gibi kaçmaktasın:

Anayasal ve demokratik EŞİT VATANDAŞLIK çerçevesinde bir çözümü neden istemiyorsun?

Abdullah Öcalan'ın ifade ettiği çok net bir şey var: ''Bana bugün ulus devleti altın tepside sunsalar istemem!'' Bu öyle konjonktürel ve rastgele seçilmiş bir söylem değildir. Kürt hareketi, ulus devlet olgusunun ne tip problemler yarattığını hem yaşamış hem de ideolojik bağlamda buna mesafeli durmuştur gelinen aşamada. Kaldıki bugün demokrasinin geliştiği ileri toplumlara bakıldığında hepsinin katı ulus devlet merkeziyetçiliğini aşıp anayasal vatandaşlık temelinde geniş özgürlükleri tanıdığını görmekteyiz.

Violadagamba
19-04-2011, 10:46
Abdullah Öcalan'ın ifade ettiği çok net bir şey var: ''Bana bugün ulus devleti altın tepside sunsalar istemem!'' Bu öyle konjonktürel ve rastgele seçilmiş bir söylem değildir. Kürt hareketi, ulus devlet olgusunun ne tip problemler yarattığını hem yaşamış hem de ideolojik bağlamda buna mesafeli durmuştur gelinen aşamada. Kaldıki bugün demokrasinin geliştiği ileri toplumlara bakıldığında hepsinin katı ulus devlet merkeziyetçiliğini aşıp anayasal vatandaşlık temelinde geniş özgürlükleri tanıdığını görmekteyiz.

Anladım, Kürtlerin lideri ve Pol Pot'un küçük bir modeli olan adamın dillendirdiği ve hayal ettiği rejimi desteklemediğim sürece ben kötü kalpli bir faşist ve düşman olarak kabul edileceğim.

Fransa, İtalya, Almanya, İsveç, Norveç, Danimarka, Japonya, Macaristan, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, İrlanda, Polonya ve benzer birkaç ulus devlet. Bunlar milli adlarından vaz mı geçtiler? Hayır. Demokrasisi gelişmiş ülke var mı ki Pol Pot vari bir adamın ve onun destekçilerinin talep ettiği sisteme geçmiş, Lübnan'daki gibi karman çorman, her grubun ayrı silahlı gücüyle dolaştığı bir model oluşturmuş olsun.

Ulus devletin çöktüğü miti sadece Türkiye için dayatılan bir modeldir. Çökmesi ümit edilmekte ve Türkiye Lübnanlaştırılmaya çalışılmaktadır. Demokrasi kahramanınız terörist başının bana biçtiği kefeni almayayım anam, çok meraklısıysan o muazzam demokrasinin tadını sen Kürdistanında çıkarırsın. Kuracağınız muazzam hayata bakıp özenirsek benzer değişimi biz de yaparız ileride.

Beni laflar bağlamaz, ben işe bakarım. PKK'nın, peşmergenin "Boriş, dimoqrosi, xolqxlorin qordoşligi dizlomi..." gibi lafları önemli değildir; önemli olan yaptıkları, yaşam tarzları ve somut talepleridir. "Kürdistan İşçi Partisi" terör örgütünün istediği şekilde idare edilecek bir Türkiye'de yaşamak istemiyorum. Adı üstünde KÜRDİSTAN İşçi Partisi. Alsın Kürdistanını kursun muazzam sistemini.

Katibe Bartleby
19-04-2011, 12:14
Çöktük ama küllerimizden doğacağız. Coming soon.

Violadagamba
19-04-2011, 12:35
sen diyorsun ki: madem erkekler kadınları eziyor o halde kadınlar erkeksiz yaşasın, erkeklerin olmadığı yerde yaşasın!

Ben bir etnik çatışmadan bahsediyorum. Türkiye'de Kürtlerin Kürt olmayanlarla ciddi bir kavgası var. Bütün Kürtler değil ama Kürtlerin yarısı bu mücadele içinde. Tarihteki bütün etnik çatışmalar çatışan unsurların kendi sınırlarına çekilmesi ya da bir diğer unsurun diğerini mahvetmesiyle ya da asimilasyonla çözümlenmiştir. Ben en barışçı çözümü öneriyorum: Kürtlerin milli taleplerini kabul edelim ve kendi vatanımızdan onlara vatan verelim. En fedakarane çözümdür bu. Aslında verilen topraklar da Türk toprağıdır; zira verilen topraklarda Türk tarihi eserleri vardır; ama Kürtlere ait tek bir tarihi yapı yoktur. Ama olsun; önemli olan barışın sağlanmasıdır.

80 yıllık zihniyet sorunu yaratıyor, hala bunu inkar ediyorsun. bu kafayla kürtleri göndersen sorun bitecek mi ?

Konu 80 yıllık zihniyetle savaş değildir. Konu Kürtlerin milli mücadelesidir. Kürtlere istediklerini verdiğimizde -ki en fazla isteyebilecekleri şey Kürdistan'dır- Kürt sorunu Türkiye özelinde bütünüyle çözülmüş olacaktır. Ayrıca şu cumhuriyet tarihine sürekli okuduğunuz lanetlerden anlaşılıyor ki 19. yüzyıl ve öncesi rejimi ideallerinize daha yakın buluyorsunuz. Komik bir algılama.

sen niye sorunu yaratan ZİHNİYET VE ALGINI değiştirmiyorsun? SORUN ZATEN SENİN ZİHNİYETİNDE YA DA DEVLETİ YÖNETEN ELİTLERİN ZİHNİYETLERİNDE! Kürtler olmasa da bu zihniyet sorun olmaya devam edecek mi? ELBETTE!

Devleti artık ELİTLER (Yani eğitimli ve liyakat sahipleri) değil Nur dergahının hileli sınavlarla diploma alabilmiş kulları yönetiyor. Senin sorunun artık devletin zihniyetiyle değil yani, senin sorunun benim zihniyetimle. Kürtler olsun olmasın ben benim ve ben benim düşüncelerime sahibim. Benim Kürtlerle hiçbir sorunum yok; ama onların benimle sorunları var. Ben savaşı kaybettiğimizi söylüyor ve taleplerine eyvallah diyorum. Daha ne yapayım? Kürdistan'ı vermişim; ama zafer sarhoşluğu içindeki Kürtler "İzmir'i de ver! Mersin'i de ver! Samsun'u da ver! vs" diye bağırıyorlar. Hayır, savaşı kaybettim; zira bıktım. Herkes meşru sınırlarına çekilsin. Ötesi topyekün savaştır.

Nazizimi de zaten YAHUDİLER ÜRETTİ!

Hayır, ne alaka?! Yahudi sorunu kavramı Avrupalılar tarafından ortaya atılmış bir kavramdı. Naziler Almanya'daki Yahudilere -ki hepsi biz de Almanız diye samimi bir şekilde iradelerini ortaya koyuyorlardı- "Siz Alman değilsiniz; Yahudisiniz" dediler. Kürt sorunu ise tam tersi bir anlayışla ortaya çıktı. Kürtler "Biz Türk değiliz Kürt'üz, kendi kaderimizi kendimiz tayin edeceğiz!" demektedirler. Ben de diyorum ki "Kürtler Kürt'tür ve kendi kaderlerini tayin etmektedirler." Tek Kürt'ün ve tek gayrikürdün burnu kanamadan bu sorun çözülebilir.

Kürdistan meselesi de ayrı bir mevzu. Toplumun büyük çoğunluğu demokratik ve siyasi meşruiyetle ''onay'' istiyor. DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMDE NEDEN BU KADAR DİRENİYORSUN?

E tamam işte. Demokratik ve siyasi meşruiyetle onay için de plebisit yaparız, olur biter. Kürtler Kürt olmayanlar ayrı ayrı bağımsızlık referandumuna giderler; en az birisi evet dediğinde de her iki milletin de bağımsızlığı onaylanır.

Demokratikleşmekten ve dönüşmekten neden korkuyorsun? Bir arada ve eşit haklarla yaşamak neden ağrına gidiyor?

Demokratikleşmekten değil; Lübnanlaşmaktan, Pol Potçu bir Kürt rejimi altında yaşamaktan korkuyorum. PKK terör örgütünün mücadelesinin konusu Kürt milli hareketir. Bölgesel ve milli talepleri olan bir anlayışı bütün bir Türkiye'ye evrenselmiş gibi kimse dayatamaz.

Evet, çünkü bunun pratikteki karşılığı faşizmdir! Farklı kültürlerden gelen TC VATANDAŞIYIZ deyip geniş bir demokratik anayasal çerçeve ve katılım sağlansa insanlar niçin itiraz etsin?

Kürtlerin itirazlarını şimdiden duyar gibiyim. "Bir Kürt'üz low! Ne diye TÜRKiye C. vatandaşı olacahmişaz?! Boşko bir isin bulun, low! Lilililililililii!"

Aşağıladığı arap şeyhlerinden bile otoriter ve faşizan bir rejimi insanlar niçin sevsin?

O zaman git Arabistan'a, Somali'ye oralarda yaşa. Daha az zulmün olduğu o topraklarda daha az mutsuz yaşar, ardından da Kürdistan kurulduğunda ütopyanın en sonunda kurulduğu Hakkari'ye, Diyarbakır'a filanca yere yerleşir ve dünyadaki herkesin gıptayla baktığı bir yaşam sürersin.

Ulen beğenmediğin kürtler %40 kadın kotası koyup üstüne kadın eş başkan seçti! Kadınların BDP kadar aktif, tutarlı ve feminist bir duruş sergilediği başka siyasi parti yok mecliste!

Tabii ki takdir edilmesi gereken bir durum. Ama beni önce kişilerin fikirleri, eylemleri ve hayatıma olan etkileri ilgilendirir. O kadınlar PKK'nın temsilcisi. O nedenle kadın kotaları Kürtlerin toplumsal gelişimleri açısından olumlu bir tavırken Kürt olmayanlar açısından PKK terörünü meşrulaştırıcı hiçbir önemi yok.

Anayasal ve demokratik EŞİT VATANDAŞLIK çerçevesinde bir çözümü neden istemiyorsun?

Şimdiki anayasa da farklı bir şey söylemiyor. Ha dediğin Pol Potunuzun bütün Türkiye üzerindeki taleplerini kabul etmem gerektiğiyse böyle süslü bir lafla kamufle ettiğiniz talepleri kabul etmem mümkün değil.

kemalistcan
19-04-2011, 12:42
Bugün köy enstitüleri ve halk evleri vb kemalizmin göz bebeği birçok değerimizden, gücümüzden yoksunuz. Emperyalizm ve yerli işbirlikçileri bundan 60 yııl kadar önce bağımlı, sömürülen, kapitalist bir ekonomi ve var olan yurttaşlık ve insanlık haklarından bile habersiz, yaşananlara tepkisiz adeta kurbanlık koyun bir millet yaratmak adına bunları bir bir kapattılar.

Ancak bunların kapanmasında ve bir daha geri açılamasında salt emperyalizm ve işbirlikçilerinden de çok belkide Kemalizm'i solla bir türlü bağdaştırmak ve buluşturmak istemeyen, sol düşmanı bir kemalizm algısı oluşturan, sınıf gerçeğini yadsıyan ve ona düşman CHP(Ta İnönü'den başlayarak), ordu ve kimi kemalistler(evet yanlış duymadınız kemalistler)suçludur! Bu algı hala gümümüzün birçok kemalistde vardır; solu öcü, ajan, gerçekleri göremeyecek kadar kör olmakla suçlayıp hiçbir sendika ve sınıfsal harekete destek vermeyen ve içinde olmayan ve bunlara burun kıvıran bir yığın kemalist var.

Gelir adaletsizliği Atatürk döneminde olduğu gibi şimdi de var. Bu adaletsizlik tamamen düzenin bir dinamiği, değişmez bir ilkesi haline gelmiştir. Bugün bununla savaşmak elzemdir. Nitekim Atatürk bununla savaşmıştır. Bütün insanları okur yazarlıkla, okulla, sanatla, kültürle, yurttaşlık haklarıyla, ülke refahından çok daha payla, daha fazla bilinçle buluşturmak için çabalamış, o yönde adımlar atmış, bu yolda daha da ilerisini amaçlamıştır. Köylü milletin efendisi sözü rast gele söylenmiş bir söz değildir. Atatürk sınıfsal farklılıkların ve üretenin sömürüldüğü bir yapının ülkemize hakim olduğunu biliyordu. Örneğin köy enstitüleri kol emeğiyle, kafa emeğini birleştiren ciddi bir adım olarak alın terini, emeği daha da kutsallaştırıp bu yüzden oluşaan ayrımların önüne geçmek için önemli bir aşamadır. Halk evleri ise sanatın halk için olduğunu söyleyen, sanatı halk kitleleriyle buluşturan, bilgiyi halkla paylaşan bir yapılanmaydı. Başarısız olsa ve devamı gelmese de toprak reformu da biçilmiş kaftandı bu anlamda.

Tüm bunların ışığında Atatürk'ün Türkiye'nin sınıflardan oluşmadığı sözünün Balıkesir Hutbesi gibi bir manevra olduğunu, ezilen ve ayrımcılığa uğratılan kadın-işçi-çocuk-köylü gibi sınıfları destekeleyip bir güç haline getirmek istediği ve bu yolla halkın iktidarını kurmak istediği ortadadır. Bugünün moda deyimiyle kimi kemalistler hala buna frasnsızdır, solsa bunu aklının ucundan bile geçirmemektedir. Öyleyse kemalistler sol köklerini unutmamalı, Türkiye solcuları ise onları var eden Kemalist köklerine geri dönmelidir.

marcos
19-04-2011, 14:47
Türkçenin doğu lehçeleri ile dalga geçmek

Arkadaş sen daha dalga geçtiğin dilin Türkçenin lehçesi olduğunun fakında değisin.

Senin niyetin kötü.

Türklüğü korumak Doğu insanın konuştuğu Türkçeyi duyup bu kırrolar daha Türkçe konuşmayı beceremiyorlar diyen zihniyete kaldıysa vay halimize.

Batı Türkiye'de nasıl konuşuyorlar ege de trakya da iç anadolu da.... oralardan da örnek versen.

Önce ciddi anlamda çözüm önerin var sanmıştım yazık.

Violadagamba
19-04-2011, 17:16
Sayın marcos,

Konu Kemalizmin çöküşü sayesinde Kemalist ülkenin disentegrasyonu. Kürtleri Kürtlerin konuştuğu Türkçe yerine Ege ağzı ile konuşturmam aptalca olurdu. Kürtlerle dergah kullarının resmi dilleri gibi algıladığım için Doğu ile İç Anadolu ağızlarını sevmem; ayrı konu...

Bir hatanızı düzelteyim: Türkiye Türkçesi ile Azeri Türkçeleri gibi daha geniş gruplar bir üst dilin lehçesidir. Ağızlar lehçe grubuna girmiyor. Ve galiba Kürtler aslında Türkçe konuşurken Azeri lehçesinin bir ağzını konuşuyorlar. Kullandıkları Türkçede gramatik olarak daha çok ortaklıkları olduğu için kanaatim o yönde.

marcos
19-04-2011, 18:38
Ziya GÖKALP Dıyarbekirde konuşulan dilin lehçe olduğunu söyler.Lehçemidir şivemidir ağızmıdır neyse .....belli olan birşey var ki o da doğuda kullanılan Türkçenin bozulmuş bir dil olmadığı orjinale yakın olduğudur.Ege'de kullanılan ne kadar Türkçe ise doğuda da kullanılan o kadar Türkçedir.

Bildiğim kadarı ile Erzurum-Muş-Dıyarbekir Azari, Elazığ-Xarpet batı Türkçesi konuşur.

NOT:Birde Antep'de (Dilok) konuşulan dil vardır ki ona başlı başına ANTEPÇE derler.

Sizin Kürtleri kişisel olarak sevmediğiniz anlaşılıyor.Kimse kimseyi sevmek zorunda değildir.Ortada tahakküm yaptırım olmadığı müddetçe insanların faşist olmaya dahi hakları vardır(size faşist demiyorum-faşizm bir halkı sevmemekle ilgili değil biliyoruz )Ezandan hoşlanmayan bir gayrimüslim caminin karşısında ev alırsa tabiki rahatsız olur.Rahatsız olunca da müslümanlar semti terketsin ezanı susturun deme hakkına sahip olmaz amma ezanı ve yaşadığı semti sevmeme hakkına sahip olur.Aynı zamanda ben ezanı ve müslümanları sevmiyorum deyip ezanın ve müslümanların olmadığı biryere taşınma hakkına da sahiptir.

Ama sen yaptırımdan bahsediyorsun.Senin isteklerine göre nüfus mübadelesi yapacaksak o zaman benim isteklerime görede yapalım.

Şimdi diyeceksin ki Kürtlerin durumu farklı onlar etnik sorun çıkarıyorlar.Fakat senin için etnik sorun mübadeleyi gerektirecek kadar önemliyse bir başkası için komunistlerin alevilerin ellerine kızıl bayrak alıp ortalığı karıştırmaları bankalara lüks otomobillere alış-veriş merkezlerine saldırmaları yaptırım gerektirecek kadar önemlidir.

Yada benim önceliklerime göre mübadele yapalım bende aslen doğulu millet olan Türklerden kendini batılı görenleri Yunanistan-Makedonya'ya gönderilmeleri taraftarıyım.

Not: Kemalizme göre her vatandaş Türk olduğu gibi ülkede sınıf farkı da yoktur. Kemalizm çöktü Kürtler Kürdistan'a ise burjuvazi ingiltereye proleterya Küba ya.

Violadagamba
19-04-2011, 19:00
Sayın marcos,

1) Alevilerle komünistleri ellerinde kızıl bayraklarla ortalığı yakıp yıkan tipler yaptınız ya helal olsun size.

2) Kendisini doğulu gören şuraya sürülsün, batılı gören şuraya sürülsün demek afaki olur. Ve ayrıca siz yine sürgünden, tehcirden bahsediyorsunuz. Mübadeleden değil; hem de etnik çatışma yaratacak olan bir tehcirden. Kendini Batılı gören Türkleri Makedonya ve Yunanistan'a sürme fikri manyaklığın daniskası; sanki oralardaki insan kollarını açmış milyonlarca Türk'ü bekliyor.

3) Kürtler Kürdistan'a Türkler ve Kürdistan'lı olmayan (nüfus kayıtları Türkiye'de olanlar) diğer gayrikürtler Türkiye'ye.

4) Siz Kürtçülerin nasıl Pol Potçu olduğu bir kez daha tescillendi. Burjuvaziyi de sürüyorsunuz. Süremezseniz memurları, çiftçileri, mühendisleri, doktorları, işadamlarını ve benzer küçük, orta ve büyük burjuvaziyi ölüm tarlalarında imha edersiniz artık.

Sonuç: Kürtler Kürdistan'a, Türkler de Türkiye'ye. Bu formülde Kürtler Irak'a filan gitmiyor. Kürtler sınıflarına ve siyasi görüşlerine göre de muamele görmüyor. Ama bakıyorum da siz Kürtçüler Türkleri Türkiye dışında her yere sürüyorsunuz. Tavrınız şu: "Vay sen Kürtlere Kürdistan'ı mı layık gördün, ben de o zaman Türklere Türkiye dışında her yeri ve her muameleyi layık görürüm!"

Sonuç 2: Kürtler ve Kürtçülerdeki Kürdistan'a kavuşma korkusundan anlıyoruz ki Kürdistan baştan aşağı yaşanılmaz rezil bir coğrafya. Hem Kürdistan isteyeceksin hem de aldıktan sonra "Yox, İzmir'i tirk otmiyim"; haddi canım sen de! Alemin tek akıllısı sizsiniz... Siz akıllı filan değil Şark kurnazısınız.

marcos
19-04-2011, 19:13
Arkadaşım senin deyişinle -Kürdistan'da yaşayan Türkler- neden Türkiye'ye gelsinler işte bunu anlatamıyorum gelmezler arkadaşım gelmezler.

Arkadaşım bak ben Türküm ve tüm sülalemden batı Türkiye'ye yerleşmek isteyecek birkişi bilmiyorum.

Mübadeleyi yapacak olsak biz doğuda yaşayan Türkler batı Türkiye'ye gelmek istemeyince ne olacak.

istanbulda İzmirde gözümüz yok bu şehirlerde yaşayan bir tek akrabam dahi yok.Türküz ve Dıyarbekiri hele hele Urfa yı İzmirden çok severiz.

Violadagamba
19-04-2011, 19:22
Sayın marcos,

1) Mübadele kimsenin keyfine bakmaz. Orada kalmak için yapabileceğiniz en iyi şey PKK milislerine Kürt olduğunuzu inandırmaktır. Kürdistan'a kolaylıkla da entegre olabileceğiniz anlaşılıyor. Yani sizin açınızdan pek bir sorun görünmüyor.

2) Size iyi ya da kötü haber: Sévres anlaşmasına göre çizilen Kürdistan'da Urfa yok. Yani Urfa Türkiye'de. :)

hysteria
19-04-2011, 22:28
ulusların kendi kaderini tayin hakkı ile kominist bir görüş nasıl savunuluyor anlamıyorum. nasyonel kominizm gibi birşey mi acaba:) siz kominist marksist görüşünüzün reklamını kemalizmin çöküşü başlığını açıp ikinci mesajınızda yazıyorsunuz, kemalizmi kötüleyip, 1938den sonra olanlardan kemalizmi sorumlu tutuyorsunuz,

kemalizmi elbette eleştirin ama yazdıklarınız hakarete kadar gidiyor. sizin muhtemelen okumayacağınız bir paragraf yazayım;
kapitalizme, emperyalizme karşı modern dünyada alınmış belkide ilk zaferdir kemalist devrim, 1910larda amerika bugünkü gibi değildi ama ingiltere çok büyük bir güçtü. ingilterenin dünya politikasını tek başına çökertmiştir türk devrimi. siz ne derseniz diyin, tarihin gördüğü en büyük devrimlerden bir tanesidir. şeriata karşı alınmış tek zaferdir. ezanı bugün türkçe okusanıza camiden? bir çok ülkeye, devrimciye örnek oldu. Havana'nın ortasında Atatürk büstünün ne işi olabilir yoksa?. Atatürk dış borç mu bıraktı?, Atatürk bizlere, en basitinden, dini yayın yapılmayan radyo bıraktı,dini eğitim yapılmayan bir eğitim sistemi bıraktı, uçak fabrikası bıraktı, köy enstituleri bıraktı, ki köy enstituleri aşiret sisteminin feodal yapının en büyük düşmanıdır. o kürt/türk/arap ağalardan oy karşılığında önce işlevsiz hale getirildi sonrada kapatıldılar zaten onun ölümünden 10-15 yıl sonra. dış borçları da "kemalizm" mi aldı? imam hatipleri de "kemalizm" mi açtı? bunları yapanlar kemalizme taban tabana zıtlardır. siz saçmalıyorsunuz, piyon derken iltifat etmişim ben size.körü körüne saldırıyorsunuz. siz şapka devrimini bile şekilci sanacak kadar ya anlayışınızda, ya anlatışınızda manipule ediyorsunuz. başörtüsü sorunu da şekildir değil mi sadece? tabii siz ancak gülersiniz bu paragrafa, ama sizsinizdir devrimci sosyalist marksist cartist curtist. devrimcilik yapmak için önceyi tahliye etmek gerek eyvallah ama kemalizm 1938den beridir sadece gönüllerde var, belki ecevit biraz biraz fiili olarak iktidar olduğu zaman o yönde hareket etti, gerisi hikaye.sizin hedef kitle nakşiler olmalıydı bana kalırsa.. uzun zamandır iktidar onlar çünkü.

dersim "katliamlarından" bahsediyorsunuz, dersimde olanlar etnik değildir.bu ülke ulusal bir savaş sonunda kuruldu. türk kürt farketmez, askere gitmeyi reddederseniz ,vergi vermezseniz, askere topluca saldırırsanız,oraya tayin edilmiş öğretmeni doktoru keserseniz, hastane köprü vs yıkarsanız orayı devlet bombalar. bu kadar basit.bakmaz sen kürtmüsün türkmüsün diye. en medeni ülkede yapın isterseniz bunları oraya devlet müdahale eder. devlet devletse tabi. bakın kürt sorununda devletin o yıllardaki yaklaşımına, hep aşiret reislerini alıp sürmüşlerdir, devletin derdi oradaki feodal yapıyla oldu çünkü. özal geldiğinde doğuya tonla yatırım yapıldı, kaçakçılık mı azaldı orada? ayrıca hiç mi godaman kürt yok, hepsi batıda mı? kaçakçılık yapacaklarına, sürekli üreyeceklerine oralara yatırım yapsalarmış, paralarımı yoktu, kalaşnikof alacaklarına C4 alacaklarına, dağda o kadar militana bakacaklarına yatırım yapsalardı batıdan daha modern olurdu orası kimse merak etmesin, he devletin hiç mi suçu yok, bence yok..

köy enstituleri bunun için kuruldu işte, o aşiret ağalarının iktidarını sarsmadan, birey bilinci oluşturmadan hiç bir şeyin değişme ihtimali var mı? demokrasi kendini kul sanan, "ağam paşam" çeken kişiler için bi anlam taşır mı? her şeyde devlet bana yardım etsin, her olayda devlet suçlu, yada ordu suçlu. bir de çıkıp da ucuz işçiler hep kürtlerden oluşuyor diyorsunuz, ben universite bitirdim, yabancı dilim var, PC de ileri düzeyde profesyonel az 6 tane programı çok iyi düzeyde kullanabiliyorum yemin ediyorum şirkette çalışan "taşıyıcı"lar benden daha çok para kazanıyorlar. kürtçe konuşmak mı yasak? kürtsünüz diye herhangi bir hakkınız mı gasp edildi? cevap hep kem küm, yok katlettiler yok kestiler. ne soykırımcı ulusmuşuz biz yahu!

hee antalya serik'e çalışmaya gelen kürtler karıya kıza saldırdıklarından serikten kovuldular(2000lerin başıydı sanırım),böyle meşalelerle kovaladılar köyden kürtleri. böyle nispeten izole olmuş yerlerde alırlar böyle tepkiler, sonra da ayrımcılık derler. ama ya istanbulda? gidip bakın altınşehire, şahin tepesine, hepsi gecekondu, ne vergi var ne tapu ne başka şey.. yolu da var elektriği de var suyu da var kanalizasyonu da. bunu da mı kemalizm yaptı, hem adamları kesiyor bir yandan size göre, öteki yandan da beleşe yaşatıyor istanbulda? adam her oğlu için ayrı kat çıkıyor gecekondusuna. onların ödemediği o faturaları faturasını yatıranlar ödüyor. kayıtlı olan kaçak borçlarına ise 4-5 yılda bir af çıkıyor. ben türk vatandaşıyım, ne vergi kaçırırım, bütün faturalarımı öderim ama "kuzitanem bobitanem" wara wara diye adamlar gelir burada arazileri gasp eder ev diker, 4-5 katlı hee, nasıl gecekonduysa artık. ama bir türk olarak bunları söyleyemezsiniz bile, söylediğiniz zaman faşist derler. türkler de yapıyor derler. derler de derler. bölmeye falan gerek yok direk ismini değiştirelim ülkenin olsun bitsin! bölmekle ne uğraşıyorsunuz.

ayrımcılık da var bu ülkede, faşistlik de, bugün kürtseniz, nakşiyseniz, özellikle her ikisi birdenseniz, birinci sınıf vatandaşsınız. ne vergi verirsiniz ne hapse girersiniz. he gariban bir türkseniz de bunları her gün görür, kendi vatanında 3.sınıf vatandaş gibi yaşamanın acısını her gün yaşar, konuşsanız faşist konuşmazsanız kanser olur gidersiniz.

öz be öz kendini kürt zanneden çok yakın arkadaşlarım var, sert tartışmalar da yaşıyoruz yeri geliyor onlarla, mezopotamyadan geldiklerini idda ediyorlar ama mesela bizans kayıtlarında hiç geçmiyor bu kürt terimi, yada perslerde, geçiyorsada birisi göstersin yahu, bulamadık biz:). ne asimile olmaz halkmış bu ya 3000 yıldır her gelen kesmiş. 1850lerden önce onlara ait hiç birşey yok. ama şimdi 40milyon kürt var sadece Türkiye'de.. nasıl oluyorsa artık..

şimdi ben soruyorum, kürtlerin tam olarak istedikleri nedir? alın kürdistanı gidin.. burda da bıdıbıdı yapmayın artık yeterki. diyor bir arkadas, yok burası da bizim diyorlar neye sahip değilsiniz de onu istiyorsunuz? kürdistan kurulsun diyen bir kürdün Türkiye'de kalmak istemesi kadar salakça birşey olabilir mi?

AlbatrosS
20-04-2011, 02:16
Ben bir etnik çatışmadan bahsediyorum. Türkiye'de Kürtlerin Kürt olmayanlarla ciddi bir kavgası var. Bütün Kürtler değil ama Kürtlerin yarısı bu mücadele içinde. Tarihteki bütün etnik çatışmalar çatışan unsurların kendi sınırlarına çekilmesi ya da bir diğer unsurun diğerini mahvetmesiyle ya da asimilasyonla çözümlenmiştir. Ben en barışçı çözümü öneriyorum: Kürtlerin milli taleplerini kabul edelim ve kendi vatanımızdan onlara vatan verelim. En fedakarane çözümdür bu. Aslında verilen topraklar da Türk toprağıdır; zira verilen topraklarda Türk tarihi eserleri vardır; ama Kürtlere ait tek bir tarihi yapı yoktur. Ama olsun; önemli olan barışın sağlanmasıdır.

bu koca bir yalan... kürtlerin kavgası devlet ve kurumlarıyla. demokratik hak ve taleplerin karşısına ordu ve askeri çıkarır yetmedi ülkücüsüyle, islamcısıyla üstüne çullanırsan elbette zaman zaman temaslar olacaktır. kürdün kendine karşı ayrımcı ve ön yargılı olmayan kimseyle sorunu yok ki. herifler demokratik anayasa ve eşit yurttaşlık deyip anayasal değişim talep etse bile ''bölücü'' ilan ediliyor.

tamam silahları bırakacağız; ama bunun güvencesini sağlayın, operasyonları durdurup yeni bir anayasal çerçeve kuralım dediler; kimse yanaşmadı.

bizzat önderleri birliğe karşı değiliz; eşit yurttaşlık ve güçlü yerel yönetimler bile kafidir; ama arkasında güçlü bir güvence ve demokratik anayasal zemin olmalı dediği halde umursayan yok.

peki daha ne söylenmesi gerekiyor? tayyip ve kemalistler diyor ki ''ulus devlet ve mevcut anayasal konsepti terketmem'' ; ama bazı küçük yasal tavizler veririm. ifade özgürlüğü genişler ve kadrolar yurtdışına bi yerde ikamet eder.

yahu bu çözüm değil; resmen teslimiyet. anayasal çerçeveye bile yanaşmıyorlar.

Konu 80 yıllık zihniyetle savaş değildir. Konu Kürtlerin milli mücadelesidir. Kürtlere istediklerini verdiğimizde -ki en fazla isteyebilecekleri şey Kürdistan'dır- Kürt sorunu Türkiye özelinde bütünüyle çözülmüş olacaktır. Ayrıca şu cumhuriyet tarihine sürekli okuduğunuz lanetlerden anlaşılıyor ki 19. yüzyıl ve öncesi rejimi ideallerinize daha yakın buluyorsunuz. Komik bir algılama.
yahu 80 yıllık inkarın sonucu bu! kürt yoktur, kart kurt vardır'dan geldik buraya'! kürdü kart kurt'a indirgeyen inkarcı ve asimilasyoncu zihniyet sorun değil miydi yani?

kaldıki cumhuriyet eski rejimden bir kopuş falan da değildi. osmanlı da bile feminist dernek ve örgütler vardı yahu! cumhuriyetin ilk yıllarında bir tane dernek sayamazsın! atanız sağolsun hepsinin tepesine binmiş. komünistleri karadenizde boğduran rejime karşın osmanlı'nın komünist dernekleri vardı:) rejimin adını monarşi değil de cumhuriyet koydun; din işleri vekaletini de diyanet işleri yaptın diye modern mi oldun?

bırakın safsataları artık, bunlara kargalar bile gülüyor...




Devleti artık ELİTLER (Yani eğitimli ve liyakat sahipleri) değil Nur dergahının hileli sınavlarla diploma alabilmiş kulları yönetiyor. Senin sorunun artık devletin zihniyetiyle değil yani, senin sorunun benim zihniyetimle. Kürtler olsun olmasın ben benim ve ben benim düşüncelerime sahibim. Benim Kürtlerle hiçbir sorunum yok; ama onların benimle sorunları var. Ben savaşı kaybettiğimizi söylüyor ve taleplerine eyvallah diyorum. Daha ne yapayım? Kürdistan'ı vermişim; ama zafer sarhoşluğu içindeki Kürtler "İzmir'i de ver! Mersin'i de ver! Samsun'u da ver! vs" diye bağırıyorlar. Hayır, savaşı kaybettim; zira bıktım. Herkes meşru sınırlarına çekilsin. Ötesi topyekün savaştır.

kıçından üfürme... kim nerde neyi talep etmiş bir tane belge göster? senin alerjin kürde! onları aşağılık ve tebaa böcekler gibi görüyorsun.



Hayır, ne alaka?! Yahudi sorunu kavramı Avrupalılar tarafından ortaya atılmış bir kavramdı. Naziler Almanya'daki Yahudilere -ki hepsi biz de Almanız diye samimi bir şekilde iradelerini ortaya koyuyorlardı- "Siz Alman değilsiniz; Yahudisiniz" dediler. Kürt sorunu ise tam tersi bir anlayışla ortaya çıktı. Kürtler "Biz Türk değiliz Kürt'üz, kendi kaderimizi kendimiz tayin edeceğiz!" demektedirler. Ben de diyorum ki "Kürtler Kürt'tür ve kendi kaderlerini tayin etmektedirler." Tek Kürt'ün ve tek gayrikürdün burnu kanamadan bu sorun çözülebilir.

yalana bak! :) galiba aydınlık grubuydu, bir vakit che'nin öldüğünde yanında ''nutuk'' olduğunu iddia etmişti :)

kürd'e kürd deyip eşit anayasal vatandaşlığı tanımak daha mantıklı değil miydi? inkarla, asimilasyonla ve şiddetle sorunu çözebildiniz mi? zamanında demokrasiyi içlerine sindirseydiler bu sorun yaşanmazdı...



E tamam işte. Demokratik ve siyasi meşruiyetle onay için de plebisit yaparız, olur biter. Kürtler Kürt olmayanlar ayrı ayrı bağımsızlık referandumuna giderler; en az birisi evet dediğinde de her iki milletin de bağımsızlığı onaylanır.
kardeşim ben demokrasiyi kürtler için değil kendim için de istiyorum. sen demokrasi istemiyorsun.



Demokratikleşmekten değil; Lübnanlaşmaktan, Pol Potçu bir Kürt rejimi altında yaşamaktan korkuyorum. PKK terör örgütünün mücadelesinin konusu Kürt milli hareketir. Bölgesel ve milli talepleri olan bir anlayışı bütün bir Türkiye'ye evrenselmiş gibi kimse dayatamaz.

yalanın kuyruklusu yine... ne pkk taleplerini ne kürt halkının taleplerini ortaya koydun. hadi bir tane belge getir. neymiş bakalım istedikleri???

Kürtlerin itirazlarını şimdiden duyar gibiyim. "Bir Kürt'üz low! Ne diye TÜRKiye C. vatandaşı olacahmişaz?! Boşko bir isin bulun, low! Lilililililililii!"
kürdün talebi sana ne zarar verecek? senin dilini mi engelliyecek? ne yapacak? anca yalan uydur gitsin...


O zaman git Arabistan'a, Somali'ye oralarda yaşa. Daha az zulmün olduğu o topraklarda daha az mutsuz yaşar, ardından da Kürdistan kurulduğunda ütopyanın en sonunda kurulduğu Hakkari'ye, Diyarbakır'a filanca yere yerleşir ve dünyadaki herkesin gıptayla baktığı bir yaşam sürersin.

ne yani, arap rejimlerinden geri olduğunu kabul ediyor musun? :) pardon ama neden gideyim? sevmiyorum, beğenmiyorum gitmiyorum da:)

Tabii ki takdir edilmesi gereken bir durum. Ama beni önce kişilerin fikirleri, eylemleri ve hayatıma olan etkileri ilgilendirir. O kadınlar PKK'nın temsilcisi. O nedenle kadın kotaları Kürtlerin toplumsal gelişimleri açısından olumlu bir tavırken Kürt olmayanlar açısından PKK terörünü meşrulaştırıcı hiçbir önemi yok.
sabahat tuncel... feministtir... ist'teki eşcinseller ve travestilerin birçok eylemindedir, destek olmuştur... aysel tuğluk, feministtir. birçok eylemde yer almıştır. ayrıca meclise kadın sorunu ile ilgili önergeler sunmuş,ama reddedilmiştir. kadına şiddet konusunda aktif çalışmaları vardır. kabul edilmiyorsa daha ne yapsınlar? mücadeleleri devam ediyor.

kaldıki siyasal çözüm için de irade beyan etmişlerdir. operasyonlar durup anayasal güvenceler verilirse şiddet biter demişlerdir. daha ne demeleri gerekiyor?


Şimdiki anayasa da farklı bir şey söylemiyor. Ha dediğin Pol Potunuzun bütün Türkiye üzerindeki taleplerini kabul etmem gerektiğiyse böyle süslü bir lafla kamufle ettiğiniz talepleri kabul etmem mümkün değil.

yalan... kürtler devletin ''halk'' olarak tanımlanmaz... ''tek dil'' ve ''tek millet'' esastır... aksi halde anadilde eğitime karşı çıkılamaz... azınlıklar ''yabancı kökenliler'' olarak tanımlanır... 74'e kadar miras hukukları bile farklıydı; hala da vakıflar konusunda ayrımcı ve skandal davalar oluyor... baskın oran'ın ibretlik yazıları var.

Violadagamba
20-04-2011, 04:14
bu koca bir yalan... kürtlerin kavgası devlet ve kurumlarıyla. demokratik hak ve taleplerin karşısına ordu ve askeri çıkarır yetmedi ülkücüsüyle, islamcısıyla üstüne çullanırsan elbette zaman zaman temaslar olacaktır..

Molotof kokteyllerle yaktıkları insanlar, işyerleri (işyerleri de gayrikürtlere ait), çoluk çocuk... Mersin'de Kürtçe şarkı söylemedi diye öldürülen bir Türk... Türk bayrağı asılı diye PKK'cılar tarafından saldırıya uğrayan bir cem evi, hem de İstanbul'da... Mavi Çarşı katliamı, Başbağlar katliamı…
Nerede saldıran İslamcı? Hizbullah'ı kasdediyorsan onlar Kürt... Nerede saldıran ülkücü? Sen Bursa'da aşiret üyeleriyle kahvehane basıp bir Türk gencine bıçaklarla çullanırsan alırsın cevabını.

kürdü kart kurt'a indirgeyen inkarcı ve asimilasyoncu zihniyet sorun değil miydi yani?

Sorundu ve bu kabahatimizi tazmin etmek için Kürtlerden çok biz Kürdistan’ın kurulmasını istiyoruz.

kıçından üfürme... kim nerde neyi talep etmiş bir tane belge göster? ?

Belgesi burada. Bütün Kürtler Kürdistan istiyor; ama iş vatanına gitmeye gelince kimse beni oturduğum yerden oynatamaz diye karşı çıkıyor. “Bonnimlo yoşşomogi ogronocoxsin low! Yoxso boşşino yixorim qoqqişmiş dizonini” gibi teraneler de cabası. Anlaşılan Kürdistan o kadar pespaye bir yer ki Türkiye’ye gelen Kürt dönmek istemiyor. E o zaman ne diye kurulmasını istiyorsunuz?

senin alerjin kürde! onları aşağılık ve tebaa böcekler gibi görüyorsun.

Genelde Kürtleri sevmediğim açık. Ama hakkaniyetli davranıyorum. Her ulus gibi onların da vatan sahibi olmalarını istiyorum.

yalana bak! galiba aydınlık grubuydu, bir vakit che'nin öldüğünde yanında ''nutuk'' olduğunu iddia etmişti

Bak ben ne demişim de sen de ona karşılık bu yukarıdaki cevabı yazmışsın:
“Hayır, ne alaka?! Yahudi sorunu kavramı Avrupalılar tarafından ortaya atılmış bir kavramdı. Naziler Almanya'daki Yahudilere -ki hepsi biz de Almanız diye samimi bir şekilde iradelerini ortaya koyuyorlardı- "Siz Alman değilsiniz; Yahudisiniz" dediler.”
Yani sana göre Yahudiler Yahudi sorununu dillendirdi.
Ama önceden de Kürtlerin Kürt Sorunu lafını dillendirmediğini; benim gibi nefret ettiğin kişilerin bu tamlamayı dillendirdiğini Yahudi Sorunu terimiyle verdiğin alaycı örnekle açıklamıştın.
Ne oldu da çark ettin?
Ayrıca politika bölümünün sabit konularına bak. Birisinin başlığı Kürt Meselesi yani Kürt Sorunu.

kürd'e kürd deyip eşit anayasal vatandaşlığı tanımak daha mantıklı değil miydi?

Yoo, daha mantıklı değildi. Fransa Almanya, İtalya gibi ülkelerde gayet güzel işleyen bir mantıkla her TÜRKiye yurttaşına Türk denmesi en mantıklısı. Yoksa anayasada her etnik grubun adını saymak zorunda kalırsın; yok sen onların nüfusu az diye bir bahane uydurursan ben de Kürdistan Türkiye’nin yüzde 6 ila 10’u ve Kürt nüfusu da yüzde 10 ila 15. Ne diye koca vatanıma bir azınlık etnisiteyi eşit ortak edeyim? Bundan memnun değilseniz alın Kürdistan’ı gidin.

inkarla, asimilasyonla ve şiddetle sorunu çözebildiniz mi?

Çözemedik, Kürdistan faşizme mezar oldu. Alın o mezarlığı ve gidin.

zamanında demokrasiyi içlerine sindirseydiler bu sorun yaşanmazdı...

Oldu bir kere. Çok üzgünüz ve özür dileriz; sizleri çok özleyeceğiz.

kardeşim ben demokrasiyi kürtler için değil kendim için de istiyorum. sen demokrasi istemiyorsun.

Kürtler vatanlarına kavuşsun önce. Sonra nasıl da demokrat oluyorum o zaman gör sen beni. Molotofçulara, teröristlere, kapkaççılara, değnekçilere, mafyaya, şark kurnazlarına, töre cinayetlerine, sürekli mızmızlananlara, uyuşturucu tacirlerine, Türk bayrağı gördükleri her yere saldıranlara, Bursa’da köylüyü haraca bağlayanlara, tatil yörelerinde televizyonda şehit haberi geldiğinde alkış tutan otel çalışanlarına, İstanbul’da bombayla çocukların da bulunduğu onca kişiyi öldüren PKK’lılar yakalandığında adliyenin önüne yığılıp katilleri alkışlayan yığınlara ve buna tepki gösteren bir kadın avukatın hep birlikte üzerine yürümelerine ve benzerlerine artık hiç katlanamadığımdan şimdilik tam demokrasi taraftarı değilim.

yalanın kuyruklusu yine... ne pkk taleplerini ne kürt halkının taleplerini ortaya koydun. hadi bir tane belge getir. neymiş bakalım istedikleri???

Kürtlerin şu anki talepleri Kürdistan -ama anlaşılan o ki orada yaşamak istemedikleri bir Kürdistan-, geri kalan Türkiye’de de eşit ortaklık, Kürdistan dışındaki Türkiye’de de Kürtçenin resmi dil olması, kendilerine ait bir ordu, ortak oldukları Türkiye’de de kendilerine has bir ordu, her Kürt’e yeşil kart, her Kürt’e devletten maaş, her Kürt’e bedava su, elektrik filan, Kürtçe alacakları eğitimlerinin de Türklerce sübvanse edilmesi ve saire… Şimdiye kadar anladığımız bu.

sevmiyorum, beğenmiyorum gitmiyorum da

Bağımsız Kürdistan kurulduğunda görürüz gidiyor musun gitmiyor musun Kürdistan ütopyasına.

sabahat tuncel... feministtir... ist'teki eşcinseller ve travestilerin birçok eylemindedir, destek olmuştur...

Artık Kürdistan kurulduğunda Diyarbakır’da ne cafcaflı gay paradeler düzenlersiniz. Dar şalvar giymiş, poşili ve deri sarıklı gay peşmergeler tekno lorke ile ortamı coştururlar. Çoppik Çoppik Çoppik! Tis tis tis… Ha ertesi gün töre katliamı yapılır; o ayrı… O da olur artık… Ne de olsa koskoca Kürt kültürünün vazgeçilmez bir parçası.

aysel tuğluk, feministtir. birçok eylemde yer almıştır. ayrıca meclise kadın sorunu ile ilgili önergeler sunmuş,ama reddedilmiştir. kadına şiddet konusunda aktif çalışmaları vardır. kabul edilmiyorsa daha ne yapsınlar?

Ellerinin altında seçimleri ve halkı kontrol eden terör örgütleri var. Kürt kadınının çektiklerini ortadan kaldırmak için PKK’yı kullansınlar. Ama çoğu kuzenleri ile evli olan bu toprak ağaları (Erkek vekilleri de dahil) sadece TBMM’de poz yaparlar.
Yine de haklarını teslim etmek lâzım, kadın hakları konusunda doğru tespitleri ve çalışmaları da var. Ama PKK temsilcilerinin Kürt konusu dışında dediklerini pek kimse dinlemiyor; nasılsa araya bir Kürtçülük katacaklar diye… Ha bu arada kadınlara karşı uygulanan şiddetin yarısından fazlası Kürtler (Türkiye nüfusunun yüzde 10 ila 15'i) tarafından uygulandığı halde, ilginçtir ki bir tek orada Kürt lafını kullanmaz bunlar. "Türk kadını"nın yaşadıklarından bahsederler.

operasyonlar durup anayasal güvenceler verilirse şiddet biter demişlerdir.

Tabii ki. Aslında ben de ha deyince ayrılalım demiyorum. Kürtlere şimdilik istedikleri Kürt okulları, özerk Kürdistan’ı vermeli. Ayrıca anayasada halkların kaderini belirleme hakkı maddesi ve buna binaen her iki tarafta da 5 yılda bir yapılması şart koşulan plebisit maddesi bulunmalı. Bağımsızlık sonucunda Türkiye’deki Kürtlere oturma izni verilir. Ama hangi Kürt ve Kürdistan’daki Türk suç işlerse ailesiyle beraber onun oturma izinleri iptal edilir. Ve tabi bağımsızlıktan sonra ve önce de Kürtçe eğitimler ve sair Kürtlerin diğer milli ihtiyaçları Kürtlerin vergileriyle sübvanse edilmeli. Aynı durum Türkler için de geçerli. Tabii ki diyanet de kaldırılmalı. Ne din ne de Kürtlerin kültürel ihtiyaçları için cebimden para ödemek istiyorum.

AlbatrosS
20-04-2011, 06:23
kemalist diktatörlüğün nefret ve ön yargıdan gayrı bir şey üretmediğinin tipik kanıtısın. her ırkçı faşist gibi narsisist kişilik bozukluğun var ve bu ciddi sorun. hiçbir iddianı temellendiremeyeceğin gibi sokak kavgalarından bile prim uman sığ bir beynin var.

pkk taleplerine dair bir belge getir dedim, ıkındın...

hangi medeni ülkede böyle uygulama var dedik; fransa'yı örnek verdin ki neremle güleyim inan bilemiyorum :) almanya'daki türk okullarını falan bilmez, örnek verir.

almanya yahudileri ''alman''ız demişler; hede, hödö! kemalist yalanın gözünü seveyim!

senin gibi insanlık düşmanına kürtler çiçek böcek verecek değil ya; üniversitelerde bol miktarda mevcut; yeri geldikçe sopayı yiyorlar, polisi askeri arkalarına almadıkları sürece!

tüm soy ve dillerin türklerden türediğini düşünecek kadar ileri derece narsisist kişilik bozukluğu olan liderlere tapacak denli alıklaşmış birinin elbette 'ulus'' kavramının tarihsel/sosyolojik kökeniyle ilgili bir şey bilmesini yadırgamıyorum. sorsam bir tane düzgün tanım yapamaz. galiba okuduğunuz son kitap pollyanna türk olmanın sırrıydı:D

insanları 80 sene koca ve ağdalı yalanlarla kandırırsanız sonuç bu! bu ülke 100binden fazla sivil kürdü gözünü kırpmadan katletmiş bugüne değin. yalnızca dersim'de en iyimser ve basit bir rakamla bile 20.bin kadın çocuk katledilmiş.(70bine kadar çıktığı tahmin ediliyor ayrı mesele) ehhh, 1 milyon ermeniyi katleden zihniyet için o da iyimser bir rakam elbet.

sadece 90'lardan bu yana 17bin küsur sivil katledilmiştir. devlet tarafından! ve bu ırkçı üç beş sokak kavgasından kürt saldırganlığına delil arıyor! ulan 4 tane darbeyi de babam mı yaptı? anlı şanlı ordunuzun faşist darbeleriydi hepsi.

bu ülke bilir misin ki kafatası ölçümleri dahi yaptı zamanında:) bilmezsin elbette, işine gelmez. kemalist köçeklik yalana muhtaç tabi ki. bunların kendine ülkücü diyen it sürüleri ve başbuğları amerikan emperyalizminin eğittiği yegane adamlarken utanmadan amerikan düşmanlığı yapıyorlar mesela. tabi yerseniz.

diyanet işlerini ve imam hatip okullarını da kürtler kurdu değil mi? ülkede ciddi bir laik/sol aydınlanma geleneği oluşmuşken kürtler faşist bir darbe yapıp islamcılara kucak açtı! kenan evren'e fahri doktora ünvanını veren üni. rektörü (i.ü) de zaten hizbullahçıydı(k. alemdaroğlu)

neresinden tutsanız elinizde kalacak ucube bir rejim var ortada...

Violadagamba
20-04-2011, 07:16
Fransa örneğini açıkla bakalım. Anayasalarının neresinde Fransız adından başka adlar sayılıyor?

Almanya... Aç anayasalarını; Alman'dan başka yurttaş tanımlamış mı? İnterneti karıştır: Jewish Germans, German Jews, Juden Deutschen... Alman yurttaşı Yahudiler kendilerini Alman kabul ediyorlardı; zira Alman yurttaşları idiler. Gelişmiş demokrasi sahibi ulus devletlerde sizin hayalini kurduğunuz etnik federasyondan eser yok.

İtalya'da Somali ve Libya kökenli İtalyan yurttaşları ayrımcılığa karşı gösteri yapıyorlardı. Binlerce kişi "Biz Müslüman İtalyanlarız" diye slogan atıyordu. El-Cezire'de izledim.

Herkesi sizler gibi sanmayın.

PKK talepleri özerk Kürdistan ve Türkiye'de ortaklık. Ben ülkeme ortak istemiyorum. Alsınlar Kürdistanlarını. Karşılıklı birliktelik azmi gerekmez mi? Biri istemiyorsa olmaz bu iş.

Valla Kürtlerle hiç kavga yaşamadım. Ama maşallah sizin milisler TKP'li öğrencileri bile öldüresiye dövüyor; neymiş seçim bildirisi dağıtıyorlarmış. Kürt'ün emrine girmeyen herkese saldırıyorsunuz; hem de Türkiye'de. Sizin Kürdistanınızda size saldıran Türk gençleri var mı? Yok. Niye zorla sizinle yaşayacakmışız ki?

1 milyon Ermeni'yi zorla iskan kararı aldık. Savaş zamanında sizin de bir dahaki savaşta yapacağınız gibi dehşetli bir ihanete girişmişlerdi. Ama Türkler cephede savaştığı için bu tehcirde senin dedelerin görev aldı. Kürtlere vur dedin mi de öldürüyor adamlar. Artık kaç Ermeni öldürüldüyse yüzde 90'ı Kürtlerin eliyle öldürüldü. Tamam siyasi sorumluluk Türk hükumetindedir, o ayrı mesele; ama siz Kürtlere de Ermeniler için ağlaşmak hiç yakışmıyor. Sivas katliamcıları gibi mazlumu oynuyorsunuz.

Dersim'deki öldürülen insanlar da ölü Ermeniler gibi ürüyor anlaşılan. 300 binden 1,5 milyona kademe kademe artan bir nüfusları var Ermeni cesetlerin; Ölü Dersimliler de 5 binden 70 bine çıkmış. Halbuki ölüler üremez...

17000 sivil katledilecek, kimsenin haberi olmayacak. İsim listesi var mı? 200 ila 300'dür o faili meçhullerin sayısı. Sen bir liste ver; bakalım 17000 mi. Haa, isimleri nereden bilelim diyorsan 17000 kişinin öldüğünü nereden biliyorsun? Vardır BDP'nin elinde bir faili meçhuller ve kayıp raporu, oradan araştır. Ama Kürtlerin kurtuluş savaşlarında öldürdüğü sivillerin sayısı 6000. Meçhul filan da değil.

20. yüzyılın ilk yarısında kafatası ölçümü dünyanın her yerinde yapılıyordu. O zamanlar genetik yoktu ki. Şimdi de ırklar arasındaki akrabalıklar DNA testleri ile tespit edilmeye çalışılıyor.

Yoo, imam hatipleri ve sairi Kürtlerin kurduğunu söylemedim. Kürtler de dinciler de aynı gözümde. Ancak ne yazık ki dincilerin sizin gibi gidecekleri bir Kürdistanları yok.

Violadagamba
20-04-2011, 07:38
Albatros,

Tayyip Erdoğan da senin gibi "Bu ülkede Kürt sorunu yoktur" dedi.

Evrensel gazetesi de bu lafı yadırgamış: "İşte böylesi gelişmeler yaşanırken ‘ileri demokrasi’nin başkumandanı Erdoğan, bu ülkede artık Kürt sorunu olmadığını söyleyebiliyor."

BDP de tepki göstermiş senin gibi düşünen RTE'ye: Dün Amed’te hem KCK davasında anadillerinde savunma hakları ellerinden alınarak adeta savaş esiri muamelesi gören Kürt siyasetçilere destek olmak, hem de ülke egemenlerinin YSK eliyle uygulamaya çalıştıkları yasakçı zihniyete karşı halk adliye önünde toplandı. Burada toplanan halka seslenen BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak, kendileri hakkında verilen yasak kararına rağmen mücadelenin devam edeceğini söyledi. Kışanak, binlerce Kürdü hapislere koyan, ‘Demokratik Çözüm’ çadırlarına panzerlerle saldıran, Kürtlerin kendi dillerini kullanmasını engelleyen ve ülkeyi bu ülkede yaşayan herkesin Türk olduğunu yazan bir anayasayla yöneten AKP Erdoğan’ın Kürt sorununun olmadığını söylemesine “ bu ülkede Tayip Erdoğan sorunu vardır” diyerek yanıt verdi.

Bak bak ne diyor senin eşbaşkanın: Bursa'da konuşan BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kemal Kılıçdaroğlu'nun Kürtlerle ilgili 'Kürt sorunu yoktur. Güneydoğu'da yoksulluk sorunu vardır” şeklindeki açıklamalarını eleştirdi. Demirtaş, "KÜRT SORUNU VARDIR Ayrıca Kürtlerin para karşılığında dillerinden, kimliklerinden vazgeçeceğini kastetmek büyük bir facia ve hakarettir" dedi.

Bak Mete Tunçay ne diyor, ona da mı dalacaksın? Yahu, adam sizden! Prof Dr. Tunçay: ''Türkiye'de ciddi bir Kürt sorunu vardır, ama bir Kürt çözümü yoktur''

Viyoladagamba'dan Mete Tunçay'a: "Çözüm bende! Hem de Kürtlere özgürlük vererek, Türkiye buna hazır!"

Ben ne diyordum? Kürt sorunu vardır diyordum ve sen de bana çok fena kızıyordun bu lafım için. Kürt sorunu olduğunu dayatanların Kürtlerin temsilcileri olduğunu bilmeyen yokken sen tam aksini iddia edip durdun.

AlbatrosS
20-04-2011, 19:23
Fransa örneğini açıkla bakalım. Anayasalarının neresinde Fransız adından başka adlar sayılıyor?
anayasanın neresinde %10 seçim barajı var, neresinde anadil eğitimi yasak ve bazı azınlık dillerinde eğitim yapılamaz ibaresi var?



Almanya... Aç anayasalarını; Alman'dan başka yurttaş tanımlamış mı? İnterneti karıştır: Jewish Germans, German Jews, Juden Deutschen... Alman yurttaşı Yahudiler kendilerini Alman kabul ediyorlardı; zira Alman yurttaşları idiler. Gelişmiş demokrasi sahibi ulus devletlerde sizin hayalini kurduğunuz etnik federasyondan eser yok.
ispanya örneği yeter mi? peki hangi ulus devlette tc anayasası kriterleri mevcut? hangi gelişmiş ulus devletin demokrasi standartları tc kadar yerlerde sürünmekte?


İtalya'da Somali ve Libya kökenli İtalyan yurttaşları ayrımcılığa karşı gösteri yapıyorlardı. Binlerce kişi "Biz Müslüman İtalyanlarız" diye slogan atıyordu. El-Cezire'de izledim.

Herkesi sizler gibi sanmayın.
elbette... abd'de siyahlara toplumsal yaşamda psikolojik ve fiili ayrımcılık hala mevcut örneğin... iyi de, bunlardan bana ne? kötüden örnek olur mu? çocuk yetiştirirken çocuğa psikopat ruhlu bir katili mi örnek vereceksin attığın dayakları meşru göstermek için?


PKK talepleri özerk Kürdistan ve Türkiye'de ortaklık. Ben ülkeme ortak istemiyorum. Alsınlar Kürdistanlarını. Karşılıklı birliktelik azmi gerekmez mi? Biri istemiyorsa olmaz bu iş.

Ülke-N? Pardon ama senin ''sahip ve efendi'' olduğunu kim söyledi?

Valla Kürtlerle hiç kavga yaşamadım. Ama maşallah sizin milisler TKP'li öğrencileri bile öldüresiye dövüyor; neymiş seçim bildirisi dağıtıyorlarmış. Kürt'ün emrine girmeyen herkese saldırıyorsunuz; hem de Türkiye'de. Sizin Kürdistanınızda size saldıran Türk gençleri var mı? Yok. Niye zorla sizinle yaşayacakmışız ki?
Ülkücü faşistlerin saldırmadığı batı kampüsü neredeyse yok ama! Diyabakır öğrenci kampüslerinde saçı sakalı uzun diye bdp'li gençlerin sağa sola salça olduğunu kimse söyleyemez mesela. Ramazan'da yemek yiyor diye bdp gençliği kimseye salça olmaz. Türkçe şarkı dinleyip söylüyor diye yine kimseyi darb etmezler. Bunlar ancak ülkücü/faşist/yobaz itlerin yapacağı işlerdir.



1 milyon Ermeni'yi zorla iskan kararı aldık. Savaş zamanında sizin de bir dahaki savaşta yapacağınız gibi dehşetli bir ihanete girişmişlerdi. Ama Türkler cephede savaştığı için bu tehcirde senin dedelerin görev aldı. Kürtlere vur dedin mi de öldürüyor adamlar. Artık kaç Ermeni öldürüldüyse yüzde 90'ı Kürtlerin eliyle öldürüldü. Tamam siyasi sorumluluk Türk hükumetindedir, o ayrı mesele; ama siz Kürtlere de Ermeniler için ağlaşmak hiç yakışmıyor. Sivas katliamcıları gibi mazlumu oynuyorsunuz.
1. sivas'ı tertipleyen de senin faşist devletindi; piyon'u islamcılar! ordu imkanı varken müdahale etmedi. tıpkı çorum ve maraş'ı tertipleyen faşistler gibi.

2. aynı kolluk güçleri sivas'ta 20 tane kürt gösteri yapsa gör bak nasıl müdahale ediyor!

3. ermenilerin ölüm emirleri kayıtlarla sabittir bu bir. ikincisi, orta ve batı anadoluda yaşayan yüzbinlerce alakasız ermeninin çoraklık ve açlığa mahkum edilmesi doğrudan/fiili saldırıların ötesinde ölüme göndermektir.

4. kürtlerin eliyle ölüm... de fazlasıyla yavşakça bir tutum! kürtleri zorla korucu yapıp kürt köylerine saldığınızda bundan kürtler mi mesuldür? HAMİDİYE ALAYLARI'nı babam kurmadı değil mi?

5. askere zorla alınan kürt gencinin eline silah verip savaştırıyorsan bundan kürtler sorumlu değildir. kemalist dansözlükte sınır yok elbette...



Dersim'deki öldürülen insanlar da ölü Ermeniler gibi ürüyor anlaşılan. 300 binden 1,5 milyona kademe kademe artan bir nüfusları var Ermeni cesetlerin; Ölü Dersimliler de 5 binden 70 bine çıkmış. Halbuki ölüler üremez...

bu dansözlüğe geleceğinden emindim:) kim saymış 5.700'ü; katliamı yapan faşist devlet mi? yıllarca dersim'de ''katliam'' yapıldığını bile inkar eden; yok sayan, mevzu hakkında konuşana ceza veren, öldüren; konuşulmaması ve unutulması için elinden geleni yapan devlet mi?

insan olanda az zeka ve kuşku olur. ayrıca akıllı adam şunu sorar: dersim vb katliamlar hakkında konuşmak, çalışmak, tez hazırlamak, yayın yapmak yıllardır niçin yasaklandı; niçin yok sayıldı ve niçin unutturulmaya çalışıldı?

''Katliam neticesinde, resmi devlet kaynaklarına göre, 12-13 bin civarında insan öldürülmüş, 12 bin insan ise göç ve sürgüne uğratılmıştır. Ancak resmi rakamlar, katliamı mümkün olan en alt seviyede göstermeye yöneliktir; gerçekte ise, 30 ile 40 bin arası insan ölmüştür. CHP Grup Başkan Vekili Tuncelili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 1987 yılında, Bursa’da, evinde Röportaj yaptığı dönemin emniyet amiri İhsan Sabri Çağlayangil, Dersim Katliamı’nı şöyle özetlemiştir: “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı, Mağaraların kapısının içinden... Bunları, fare gibi zehirledi. Ve 7’den 70’e Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu.”[2]''

http://www.ozgurlukdunyasi.org/arsiv/32-sayi-212/277-guncel-tartismalar-isiginda-dersim-tarihine-kisa-bir-bakis


17000 sivil katledilecek, kimsenin haberi olmayacak. İsim listesi var mı? 200 ila 300'dür o faili meçhullerin sayısı. Sen bir liste ver; bakalım 17000 mi. Haa, isimleri nereden bilelim diyorsan 17000 kişinin öldüğünü nereden biliyorsun? Vardır BDP'nin elinde bir faili meçhuller ve kayıp raporu, oradan araştır. Ama Kürtlerin kurtuluş savaşlarında öldürdüğü sivillerin sayısı 6000. Meçhul filan da değil.
olm sen uzayda mı yaşıyorsun? üşenmesem sana tek tek öldürülenlerin isimlerini yazacam; gazetelere yansıyan yüzlerce haberi koyacım! ulan insan yalan söylerken az utanır. senin gibi ırkçı cahiller bilmiyor diye yok mu sanıyorsun?

Emekli Koramiral Atilla Kıyat, terörü bitirmek için 1993-1997 arasında faili meçhul cinayetlerin emir-komuta zinciri içinde yapıldığını söyledi

HATİCE YAŞAR İSTANBUL

Eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Atilla Kıyat’ın önceki gece bir televizyonda 1993-1997 yılları arasında terörle mücadele adı altında işlenen faili meçhul cinayetlerin bir devlet politikası olduğunu, o dönem yüzbaşı ve üsteğmen rütbesinde olan kişilerin emir üzerine bu cinayetleri işlediklerini söylemesi Türkiye gündemine bomba gibi düştü.

http://www.stargazete.com/politika/faili-mechul-cinayetler-bir-devlet-politikasiydi-haber-283231.htm

http://www.ihd.org.tr/images/pdf/2005_yili_%20insan_haklari_ihlalleri_bilancosu.pdf

http://www.evrensel.net/news.php?id=740

http://bianet.org/bianet/insan-haklari/127815-son-bes-yilda-522-faili-mechul

çok merak edersen ihd raporlarında tek tek ölüm, işkence ve kötü muameleler anlatılıyor bizzat tanık ifadeleriyle birlikte.

yetmedi mi:

http://bianet.org/bianet/toplum/129317-kayip-yakinlari-kararliligimiz-umudumuzdur

http://www.haberler.com/sirnak-ta-kayip-yakinlarindan-oturma-eylemi-2659694-haberi/

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1045012&CategoryID=78

http://haber.sol.org.tr/kadinin-gunlugu/cumartesi-anneleri-300-kez-adalet-icin-bulustu-haberi-37359

http://www.cnnturk.com/2011/turkiye/02/05/erdogan.cumartesi.annelerini.kabul.etti/605836.0/index.html

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/16945633.asp

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/02/110228_argentina_baby_theft.shtml

http://www.cumartesianneleri.com/

http://www.tayad.org/

ulan ülke yer yerinden oynuyor; başbakan kayıp yakınları ve faili belli cinayet yakınlarını makamında ağırlıyor; bu süzme yalancı ve cahil hödük kimsenin niye haberi yok diye soruyor!


20. yüzyılın ilk yarısında kafatası ölçümü dünyanın her yerinde yapılıyordu. O zamanlar genetik yoktu ki. Şimdi de ırklar arasındaki akrabalıklar DNA testleri ile tespit edilmeye çalışılıyor.
kölelik de dünyanın her yerinde vardı, hala meşru görüyor musun? komşun diğer komşunun kızına tecavüz etse senin iş arkadaşını taciz etmen normal ve meşru mu oluyor? aklını nerde pazara çıkardınız?


Yoo, imam hatipleri ve sairi Kürtlerin kurduğunu söylemedim. Kürtler de dinciler de aynı gözümde. Ancak ne yazık ki dincilerin sizin gibi gidecekleri bir Kürdistanları yok.

kemalist diktatörlerin halka gayet güzel din öğretiyor ama! peki onların gidecek yeri var mı? :) bak, kılıçdaroğlu soytarısı kutlu doğum etkinliklerine gidiyor mesela :D okullara müfredatta olmamasına rağmen kutlu doğum etkinlikleri konuyor ses eden yok! ulan müslümanlar bile bunu ''saçma'' buluyor; mevlid zaten şubat ayında kutlanmış vs... bu muhammed her sene iki kere doğuyor demekki:D uluuuu bilge ve laik kemalistler de bu işten pek kıllanmışa benzemiyor! lafa geldi mi bunlardan laiği yok; ama diyaneti kurup kuran kurslarını açan yine aynı kafa!

yıllarca diyanet lağv edilsin, din dersleri kalksın diyenlere uluu bilge kemalistler engel oldu! imam hatip soytarılığına karşı çıkanları uluuu bilgeleriniz engelledi! dine karışmayın, devleti dinsizleştirip bu işi vakıflara bırakın, diyenlerin hiçbirini dinlemedi uluuu bilgeleriniz. eee sen dine müdahale edersen din de sana pekala müdahale eder işte!

geçenlerde emre kongar, açıkladı! köy enstitülerini sanıldığının aksiyene menderes değil inönü kapatmış! sahi kongar zaman'da yazmaya başlamadığına göre bu işte bit yeniği var sanırım :D


Yoğun muhalefet ortaya çıkmadan önce Köy Enstitülerinin arkasında durdu ve her türlü desteği verdi. Toprak reformunu desteklediğini açıklamıştı. 1946 seçimlerinde CHP'ye oy keybettireceği endişesi ile Köy Enstitüleri'nin kapatılmasına karar verdi.[27]

http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%B6y_Enstit%C3%BCleri

kaynakçaya bakarsan can dündar'ın mevzuyla ilgili çalışması var... malum kendisi azılı bir kemalizm düşmanı olmadığına göre bu işte yine bir bit yeniği var :)

rejim nasıl oluyor da, iyi kötü zamanın şartlarına nazaran önemli katkılar yapan bu enstitülerden çekinmekte?

işin sırrı kemalist diktatörlüğün doğasında:

halkçı olduğunu iddia eden bu bonapartist rejim, halkın yönetime müdahale imkanı doğabileceği her fırsatta darbe ve muhtıra koymaktan çekinmemiştir. f. başkaya'nın ifadesiyle ''parlamenter sistem ve kurumlar seyircileri aldatıp oyalamak ve yanılsama yaratmaktan başka bir işleve sahip değildi''...

gerçekteyse reayayı siyasal katılım ve yönetimden azat eylemek üzere tüm mekanizmalar işletiliyordu. 60'lara kadar doğru düzgün dernek ve siyasi parti kurulamamasının; kurulsa dahi demokrasinin muhtıra ve darbelerle sık sık askıya alınmasının; ayrıca mevcut nizamın son derece kapalı ve otoriter olmasının izahı yapılamaz.

kendi yarattığı aydınlanmacı enstitüleri dahi kendine tehdit görebilen otoriter bir nizam... bireyi ve toplumu siyasal alandan bu derece tecrit edip sınırlarsan ister istemez şiddet ve radikal tepkiler almaya başlayacaktı sistem. gerçekte iktidarları ve yönetici elitleri dahil asla modernite dönüşümü yaşayıp radikal biçimde eski rejimle hesaplaşmayan bir sistem ve onun unsurlarından böylesi bir dönüşüm beklemek ancak ahmaklara haiz bir şey olabilirdi.

eski rejimi kötülemek, olduğundan abartılı ve farklı göstermeye çalışmak da mızrağı çuvala sığdıramıyordu. yönetim aygıtı tanzimattan beri makyajlanmakta ve özellikle kolluk güçleri ve bazı kurumları değiştirilmekteydi.

ancak buna eski rejimden felsefi ve siyasal bir kopuş eklemlenemedi. ittihat rejimiyle cumhuriyetin ilk dönemi arasında derin ve radikal siyasal kopuşlar mevcut değildi. üstelik kemal ve şürekası da aynı tedrisattan geliyor

AlbatrosS
20-04-2011, 19:29
... .... .........

murted
20-04-2011, 20:29
İyi Kürtler bizle kalabilir mi? :)

Bazı Önyargıları Kırmak Amacıyla Kurulan "Kürt Ama İyi" Platformu, 10. Yılını Kutladı (http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=93686)

"Onlar da Kürt ama onlar öyle değil" sloganıyla yola çıkan Kürt Ama İyi Platformu, kuruluşunun 10. yılını İstanbul Harbiye Kongre Merkezinde düzenlenen görkemli bir törenle kutladı. 81 ilden on binlerce "iyi Kürt" ve onların yakın arkadaşları olan çeşitli etnik gruplardan yüzlerce vatandaşımızın katılımıyla düzenlenen gecede duygu dolu anlar yaşanırken, kısa bir konuşma yapan Kürt Ama İyi (KÜAİ) Platformu Genel Başkanı Beşir Seltutmaz da, hareketin bugüne kadar 6 milyon kişiye "Benim de Kürt arkadaşlarım var, onların hepsi pırıl pırıl insanlar, hiç bunlar gibi değil" dedirterek önemli bir başarıya imza attığını söyledi.

Violadagamba
20-04-2011, 21:51
Albatros,

1) Peki, sen cevap ver: Türkiye Cumhuriyeti anayasasının neresinde aynı yüzde on baraj maddeleri, dil yasakları var? Senin derdin Kürt adının anayasaya sokulması değil miydi? Gelişmiş demokrasilerle yönetilen ulus devletleri örnek verdin ve bir tek ilkel anlayışın Türkiye'de sürdüğünü iddia ettin. Fransız, Alman, İtalyan, Polonya, Japonya anayasalarında kendi isimlerinden başka isim var mı; başka birilerini vatanlarına ortak ilan etmişler mi, onu göster. Kötü örnek örnek değilmiş; efendi, tek bir iyi örneğin yok ki. Sen İspoanya'ya özenmişsin de İspanya da ulus devlet değil.

2) Kürdistan senin ülken benim değil; Türkiye de benim ülkem senin değil. Bu arada İtalya'da etnik anlamda İtalyan olmadığı besbelli insanların İtalyanlarca da İtalyan olarak görülmek istenmeleri mücadelesi epey önemli bir örnek ve asla kötü bir örnek değil. İtalya anayasada deişiklik yapıp Libya ve Somali kökenli yurttaşların kimliklerinden İtalyan ibaresinin çıkarılıp Libyalı ve Somalili olduğuna dair karar alsa Avrupa'daki tepki sence nasıl olur? Alkışlanır mı yoksa İtalya ile bazı ilişkiler gözden mi geçirilir? Sana göre alkışlanması lazım. Bir ülkenin yurttaşı olup da o ülkenin sıfatı ile anılmaktan rahatsız olanlar ve bu rahatsızlık nedeniyle kan dökenler kendi adlarını taşıyan ülkelerinde yaşasınlar.

3) Bir Türk sivilin Kürtçe konuşuyor ya da Türkçe konuşmuyor diye bir Türk'ü öldürdüğünü duydun mu sen? Hiçbirimiz duymadık. Ama Bir Kürt bir Türk şarkıcıyı Kürtçe şarkı söylemedi diye öldürdü. Sizden âlâ faşist, sizden âlâ ırkçı mı olur be! TKP'liye bile bıçak, Kürtçe şarkı söylemeyene kurşun; bir de o isteyip durduğunuz sözüm ona eşitliğe kavuşsanız kim bilir neler yapacaksınız.

4) Ergenekon cinlerine iman etmem ve komplo teorilerine prim vermem. Sivas, Maraş ve Çorum'da faillere bakarım. Devletin sorumluluğu yüksektir; ama devlet tertipledi diyerek o cinayetleri işleyenleri ikinci dereceden sorumlu gösterecek ucuzluklara da girmem. 20 Kürt gösteri yaptığında nasıl müdahale ediliyorsa öyle müdahale edilir artık; 20 binde de durum değişir; saldırgan gruplar ne kadar kalabalık olursa devlet saldırgan gruba o kadar şefkatli davranıyor. İşte devletin aczi ve sorumluluğu da burada.

5) Dedelerin de koşa koşa Hamidiye Alaylarına yazılmayaydı. Edirne'deki Ermenileri bile Hamidiye Alayları götürdü. Demek istediğim tehcirde Türkiye genelinde bir görev aldınız. Almayaydınız, kardeşim! Askere filan alınmadınız ki, siz Hamidiye alaylarının peşmergeleriydiniz. Hamidiye alaylarının görevi Ermenilerin başını ezmekti; cephelerde filan savaşmak değil. Ayrıca Kürtlerin Türk yurttaşı sayılıp (zaten onlar da karşı) askere alınmalarına da karşıyım. Dağlıca'da ne halt ettikleri ortada.

6) 17000 failimeçhul konusunda yalan söylemiyorum. Dile kolay be, tam 17000 isim. Bu insanların listesinden kitap olur. Nerede bu isimler? Faili meçhullerin sayısı en fazla 300'dür. 300 de çok önemli bir sayıdır ama 17000? En az 55 katı katliam demektir. Çıkarın lan o insanların listesini! Adliyeye, emniyete de onaylatın; korkmayın onlar da açık açık şu ölü bulunmuştur, şu kayıptır diye onay verir. O zaman ben bu 17000 rakamına inanırım. Ama senin gibi APO'cular ve sizlere yaranmaya çalışan omurgasızlar sadece 17000 dedikçe ortada ne kadar çirkin bir propagandanın döndüğü anlaşılıyor. Senin iddian bir de sadece Kürt kayıpları, failimeçhulleri. Kayıp yakınlarından filan bahsetmişsin. Kayıp yakınları hareketi içinde en az 17000 Kürt üye var mı örneğin? Olamaz, üye sayıları 3000. Peki bu kayıp yakınlarının hepsi Kürt mü? Sanmıyorum.

7) Kafatası ölçümü konusunda cevabın ne kadar sığ bir adam olduğunun bir başka kanıtı. İsteyen eline pergeli cetveli alır izin verenin kafasını ölçer; nesi suç; kime ne zarar veriyor; zamanında birileri birilerinin ya da birbirlerinin kafataslarını ölçmüş olmasından dolayı neden ağlaşıp duruyorsunuz? Şimdi de ırklar arası akrabalıkları araştıran ve belirleyen DNA testleri var. DNA TESTLERİ YASAKLANSIN MI?

8) Türkiye'de Kemalizm tasfiye edilmiş ve milli devlet çökmek üzeredir. Uluslar kaderlerini tayin edeceklerdir. Bu iş 2 X 2s formülü içinde gerçekleşecektir. Ne Kürtlerin Türklerle yaşayabileceği ne de Türklerin Kürtlerle yaşayabileceği bir gelecek ve irade vardır. Kemalizm eleştirisi yaparak da beni eleştiremezsin; zira artık vatanının bir kısmını barış ve huzur uğruna Kürtlere vermeyi savunan birisine Kemalist denmez.

AlbatrosS
20-04-2011, 22:24
Albatros,

1) Peki, sen cevap ver: Türkiye Cumhuriyeti anayasasının neresinde aynı yüzde on baraj maddeleri, dil yasakları var? Senin derdin Kürt adının anayasaya sokulması değil miydi? Gelişmiş demokrasilerle yönetilen ulus devletleri örnek verdin ve bir tek ilkel anlayışın Türkiye'de sürdüğünü iddia ettin. Fransız, Alman, İtalyan, Polonya, Japonya anayasalarında kendi isimlerinden başka isim var mı; başka birilerini vatanlarına ortak ilan etmişler mi, onu göster. Kötü örnek örnek değilmiş; efendi, tek bir iyi örneğin yok ki. Sen İspoanya'ya özenmişsin de İspanya da ulus devlet değil.

tek bir iyi devlet de yok özünde :) tc anayasasında %10 baraj yok mu? :D sanırım sen tunus cumhuriyeti anladın :)


2) Kürdistan senin ülken benim değil; Türkiye de benim ülkem senin değil. Bu arada İtalya'da etnik anlamda İtalyan olmadığı besbelli insanların İtalyanlarca da İtalyan olarak görülmek istenmeleri mücadelesi epey önemli bir örnek ve asla kötü bir örnek değil. İtalya anayasada deişiklik yapıp Libya ve Somali kökenli yurttaşların kimliklerinden İtalyan ibaresinin çıkarılıp Libyalı ve Somalili olduğuna dair karar alsa Avrupa'daki tepki sence nasıl olur? Alkışlanır mı yoksa İtalya ile bazı ilişkiler gözden mi geçirilir? Sana göre alkışlanması lazım. Bir ülkenin yurttaşı olup da o ülkenin sıfatı ile anılmaktan rahatsız olanlar ve bu rahatsızlık nedeniyle kan dökenler kendi adlarını taşıyan ülkelerinde yaşasınlar.

benim ülkem de milletim de yok... bana soran da yok...vatandaşlık olguları neden etnik kimliklerle anılır? anayasal bir bağ kafi gelmez mi? coğrafi bir isim de olabilir...modernite devriminden sonra modern ulus kavramının nasıl oluştuğundan haberim var mı bu kavramın sosyo-iktisadi bağlamda tasnifçiliği sürdümesi neden?

3) Bir Türk sivilin Kürtçe konuşuyor ya da Türkçe konuşmuyor diye bir Türk'ü öldürdüğünü duydun mu sen? Hiçbirimiz duymadık. Ama Bir Kürt bir Türk şarkıcıyı Kürtçe şarkı söylemedi diye öldürdü. Sizden âlâ faşist, sizden âlâ ırkçı mı olur be! TKP'liye bile bıçak, Kürtçe şarkı söylemeyene kurşun; bir de o isteyip durduğunuz sözüm ona eşitliğe kavuşsanız kim bilir neler yapacaksınız.
yalana devam... zeka özürlü, ölen de KÜRT;ama benim için sadece insan! öldüren kürt; ama o da sadece insan! bir tane gerizekalı dümbükten bilimsel gerçek mi arıyorsun?

gerizekalılar her yerde var... ben kürtten hödük çıkmaz demedim ki!

ben kürtçe konuştu diye dayak yiyen kürt gördüm ama! bizzat gözlerimle! kürt olduğunu inatla söylediği için dayak yiyen kürt de gördüm! ülkücü çete sürüleri bunu yapıyordu. ağrına mı gitti?


4) Ergenekon cinlerine iman etmem ve komplo teorilerine prim vermem. Sivas, Maraş ve Çorum'da faillere bakarım. Devletin sorumluluğu yüksektir; ama devlet tertipledi diyerek o cinayetleri işleyenleri ikinci dereceden sorumlu gösterecek ucuzluklara da girmem. 20 Kürt gösteri yaptığında nasıl müdahale ediliyorsa öyle müdahale edilir artık; 20 binde de durum değişir; saldırgan gruplar ne kadar kalabalık olursa devlet saldırgan gruba o kadar şefkatli davranıyor. İşte devletin aczi ve sorumluluğu da burada.
zaten bu devlete, orduya ve askere isyan etmeyen adamın aklından şüphe ederim!

maraş'ta katliamı organize eden devlet; tarafıysa ülkücü kontra çetelerdi.



5) Dedelerin de koşa koşa Hamidiye Alaylarına yazılmayaydı. Edirne'deki Ermenileri bile Hamidiye Alayları götürdü. Demek istediğim tehcirde Türkiye genelinde bir görev aldınız. Almayaydınız, kardeşim! Askere filan alınmadınız ki, siz Hamidiye alaylarının peşmergeleriydiniz. Hamidiye alaylarının görevi Ermenilerin başını ezmekti; cephelerde filan savaşmak değil. Ayrıca Kürtlerin Türk yurttaşı sayılıp (zaten onlar da karşı) askere alınmalarına da karşıyım. Dağlıca'da ne halt ettikleri ortada.
ulen askere gitmese gitmiyor, asi oluyor diye şikayet ederler; gitse, ermenileri öldürdü derler. pişkinliğin de böylesi! tabi pişkin bir ırkçıda mantık aramak devede nezaket aramak gibi bir şey!

sapık diktatörlerin dersimlileri askere gitmiyor ve haraç vermek istemiyor diye şikayet ediyordu vaktiyle. zaten dersim ıslah(!) planının ardında yatan da bu!



6) 17000 failimeçhul konusunda yalan söylemiyorum. Dile kolay be, tam 17000 isim. Bu insanların listesinden kitap olur. Nerede bu isimler? Faili meçhullerin sayısı en fazla 300'dür. 300 de çok önemli bir sayıdır ama 17000? En az 55 katı katliam demektir. Çıkarın lan o insanların listesini! Adliyeye, emniyete de onaylatın; korkmayın onlar da açık açık şu ölü bulunmuştur, şu kayıptır diye onay verir. O zaman ben bu 17000 rakamına inanırım. Ama senin gibi APO'cular ve sizlere yaranmaya çalışan omurgasızlar sadece 17000 dedikçe ortada ne kadar çirkin bir propagandanın döndüğü anlaşılıyor. Senin iddian bir de sadece Kürt kayıpları, failimeçhulleri. Kayıp yakınlarından filan bahsetmişsin. Kayıp yakınları hareketi içinde en az 17000 Kürt üye var mı örneğin? Olamaz, üye sayıları 3000. Peki bu kayıp yakınlarının hepsi Kürt mü? Sanmıyorum.
İHD raporları orda kardeşim; git bak! pkk gerilalarının bile hepsi kürt değil yahu. herkes sen gibi kafa tası mı ölçüyor?


7) Kafatası ölçümü konusunda cevabın ne kadar sığ bir adam olduğunun bir başka kanıtı. İsteyen eline pergeli cetveli alır izin verenin kafasını ölçer; nesi suç; kime ne zarar veriyor; zamanında birileri birilerinin ya da birbirlerinin kafataslarını ölçmüş olmasından dolayı neden ağlaşıp duruyorsunuz? Şimdi de ırklar arası akrabalıkları araştıran ve belirleyen DNA testleri var. DNA TESTLERİ YASAKLANSIN MI?
insanın anatomik yapısında ırksal farklılıkladan doğan herhangi bir fark yoktur! ırki tasnif bilimsel bir tasnif değildir yani; biyoloji bilimi açısından değeri sıfırdır!

neden aşağılamıyayım? 250 sene önceki köle tüccarlarını, o zaman her yerde yaygın diye evliya mı ilan edeceğiz? ayıptır yahu; insanlık 1000 sene önce bile köleliğin gayri insaniliği ve eşitsizliğin kötülüğü aklederken sapık diktatörler sağ olsun insanlığın sülalesine tecavüz edecekler ve biz sessiz/tepkisiz kalacağız öyle mi?

peki muhammed'in karıları ve 9 yaşında ziktiği çocuğu hangi yüz/sıfatla eleştireceksin o halde? allah allah deyip tonla kadını cariye yapan sözde evrensel bir doğrunun önderi nasıl ki insanlığa herhangi bir doğru gösteremiyorsa; modernizm/bilim/uygarlık diye insanlığın anasını bellemiş sapık bir ideolojiyi/zihniyeti tek kural/gerçek/doğru diye türkiye halklarına dayatanların da kerametlerin epeyce kuşku duyulur efendi!



8) Türkiye'de Kemalizm tasfiye edilmiş ve milli devlet çökmek üzeredir. Uluslar kaderlerini tayin edeceklerdir. Bu iş 2 X 2s formülü içinde gerçekleşecektir. Ne Kürtlerin Türklerle yaşayabileceği ne de Türklerin Kürtlerle yaşayabileceği bir gelecek ve irade vardır. Kemalizm eleştirisi yaparak da beni eleştiremezsin; zira artık vatanının bir kısmını barış ve huzur uğruna Kürtlere vermeyi savunan birisine Kemalist denmez.
tasnif edilmesi gereken insanlığın zihnine tecavüz etmiş bariyerler ve faşizmdir! kemalizm tasfiye edilmekte; ama boku yadigar kalmıştır! karşıma geçmiş bana hala efendi/sahip muamelesi çekip bağdan kovmaya kalkan bu zihniyet insanlığın anasını bellemiş. her türden ulus ve devlet ideasının özünde sofu bir fetişleştirme olduğu aşikardır. insanlık, kendi dışındakini kastlaştıran; tasnifleştiren yapay ve suni sosyolojik bariyerleri aşmakla mükelleftir. kürtleri kovsan da bu tasnifçi kast yapısı aynen devam edecektir. kürdü aşağılık böcekler olarak gören; onun da son tahlilde sadece ve sadece insan olduğunu unutan bu bilim/insanlık düşmanlarıdır sorun.

böyle başa böyle tarak en nihayetinde...

Violadagamba
20-04-2011, 23:20
1) Kafatası ölçmek suç değildir. Örneğin bir arkadaşım gelip benim kafatasımı ölçse (Antropolojik bir araştırma yapıyordur belki), sonra da beniöm kendi kafatasını ölçmemi istese kimsenin vicdanında ve hukuk nazarında bu suç teşkil etmez.

Çocuklarla seks ve köle ticareti evrensel vicdanda ve evrensel hukukta her daim suçtur. Çünki fiziksel zarar ve ağır hukuk ihlalleri söz konusudur.

Sırf kendisi gibi düşünmeyen kişilere "Hihehe, Gemalistler de zatan 30'larda gafatası ölçer imiş la!" diyebilmek için insanların kemik yapılarını inceleyen adamları çocukların ırzına geçen sapıklarla ve insan ticareti yapan namussuzlarla bir tutmak geri bir ahlak ve aklın ürünü olsa gerek.

2) Sen saldırganlıkta sizin haklılığınızı ve göreceli barışçıllığınızı öne sürüyordun. Nerede bir sivil Türk bir Kürt'ü dil yüzünden öldürdü? Ama Mersin'de bir Kürt bir Türk'ü Kürtçe şarkı söylemediği için öldürdü. Sonra da diyorsun ki "Bir kere Türklerin bir Kürt'ü dovdüünü gordüydüm". Ulan, Türkiye'nin Mersini'nde dil farkı nedeniyle adam ÖLDÜRDÜNÜZ diyorum! Daha kötü, daha faşizan ne olabilir?!

3) Askere yazılmakla Hamidiye alaylarına katılmak farklı şeylerdir. Hamidiye alayları bir çeşit koruculuktur; yani gönüllülük esastır ve cephede görev almak gibi vazifeleri yoktur. Askere gitmekte ise rızaya bakılmaz. Yani senin dedelerin gitti, gönüllü oldu ve katledilen Ermenilerin yüzde doksanının kanına girdi. Şimdi de sizler ağlaşıp "Türkler şunu etti Ermenilere" diyorsunuz. Haddi be oradan!

4) Kürdistan'da kayıp veya cesedi bulunmuş 17000 sivilin adları nelerdir; BDP bu 17000 kişi ile ilgili rapor hazırlamış mıdır? Kayıpların adı bilinmiyorsa adı sanı bilinmeyen bir adamın kayıp olduğu iddia edilemez; "Şu sokağa doğru bir adam gitti; bir daha kendisini görmedim; adam faili meçhul oldu kesin" diye 17000 rakamına ulaşıldıysa ayrı konu. 17000 Kürt kökenli insanın isimleri hakkında Google'da göz gezdirip link paylaş da sizlerin yalan olduğundan emin olduğum iddialarına biraz ciddiyetle yaklaşayım, oldu mu?

Die
21-04-2011, 16:53
Valla Kürtlerle hiç kavga yaşamadım. Ama maşallah sizin milisler TKP'li öğrencileri bile öldüresiye dövüyor; neymiş seçim bildirisi dağıtıyorlarmış. Kürt'ün emrine girmeyen herkese saldırıyorsunuz; hem de Türkiye'de. Sizin Kürdistanınızda size saldıran Türk gençleri var mı? Yok. Niye zorla sizinle yaşayacakmışız ki?
.

Valla Ankara'da yaşıyormuşsun; ama Ankara'da olan bitenden hiç haberin yok.
Seçim bildirisi dağıttıkları için dövülmediler bu bir.
Bildiride 'Kürtlerin ayrılıktan medet umar hale gelmesi' gibi bir ifade vardı ve bu ifadenin bildiriden çıkarılması ve bildirinin yeniden basılması teklif edildi bu da iki.
Bunun üzerine Türkiye'de sayısız devrim gerçekleştirmiş TKP'li arkadaşlarımız eski kahramanlıklarını hatırlayarak direndiler va kavga çıktı.

Bir de utanmadan biz polisle çatıştık ama Kürtler kampüsten kaçtılar diye yalan söylediler.

Daha sonra da bu çapulcular 100 kişi ODTÜ'ye gelerek 5 tane Kürdü dövdüler.
Burdan Kürtleri haksız görebilirsiniz ama irili ufaklı bir tek sol örgüt bu olaylar olurken TKP'den yana tavır almadılar, TKP'yi haksız buldular.

Bu noktada iş size düşüyor efendim.
Zaten ülkede komünistlik Kürtçülük olmuş, hani Apo'nun Pkk'nın peşinden koşuyorlar diye bik bik ötmeniz için size fırsat veriyorum.
Komünizmi de siz ulusalcıların şekillendirmesine izin vereceğiz evelAllah.

Violadagamba
21-04-2011, 17:56
Valla Ankara'da yaşıyormuşsun; ama Ankara'da olan bitenden hiç haberin yok.
Seçim bildirisi dağıttıkları için dövülmediler bu bir.
Bildiride 'Kürtlerin ayrılıktan medet umar hale gelmesi' gibi bir ifade vardı ve bu ifadenin bildiriden çıkarılması ve bildirinin yeniden basılması teklif edildi.

Haa, demek ki Kürtler çok haklı gerekçelerle TKP'lileri dövmüşler! Komünizm Kürt Pol Potizmine biatsa, eyvallah; açıp Das Kapitali ve sairi tekrar incelemek lazım.

Ama tek bu yukarıdaki cevaptan görülen şu ki Kürtler de yaptıkları her kötülüğü aynı dergah kulları gibi meşru gösterme konusunda mahir ve arsızlar.

İyi, bundan sonra DTP bildirilerinde Türklerin beğenmediği ibareleri çıkarmalarını ister, çıkarmazlarsa da Kürtleri döveriz; madem Kürtler bunu meşru görüyor... Yok ama; bu talancılık sadece onlar için meşru... Bu, Barzani'nin marabaları Komünizmi filan her halde bizden öğrenecek değiller.

Violadagamba
21-04-2011, 18:03
Burdan Kürtleri haksız görebilirsiniz ama irili ufaklı bir tek sol örgüt bu olaylar olurken TKP'den yana tavır almadılar, TKP'yi haksız buldular.

Kızdığım nokta Kürtlerin yalakalarını bile Türk oldukları için kolaylıkla dövebilmeleri. Ötekiler zaten sinmiş. Toplam 10 bin eylemci sosyalist Türk vardır. Ama PKK'cılar taşlarıyla sopalarıyla en az yüz bin kişi ve onları yeri geldiğinde destekleyen en az 500 binlik bir Kürt lümpen taban var.

Kürt ırkçılığının bu kadar arsızlaşmasına kızıyorum; TKP'lilere bile saldırıyorsunuz. Onca genci fena halde yaralıyorsunuz. Sizin kuyruğunuza takılanlara müstehak ya yine de bir Türk olarak kızıyorum, elimde değil. Türkiye'yi elinize geçirseniz kim bilir neler yapacaksınız...

AlbatrosS
21-04-2011, 18:28
1) Kafatası ölçmek suç değildir. Örneğin bir arkadaşım gelip benim kafatasımı ölçse (Antropolojik bir araştırma yapıyordur belki), sonra da beniöm kendi kafatasını ölçmemi istese kimsenin vicdanında ve hukuk nazarında bu suç teşkil etmez.
elbette... örneğin arkadaşın eline cetvel alıp pipisinin boyunu da anatomi açısından incelemek isteyebilir, hatta haydar abi'ye mektup yazabilir. bunda da sakınca yok zannımca.

yalnız aynı arkadaş pipisinin boyunu kıstas alıp ''efendim, türklerin pipisi inikken şöyle, erektken böyledir.'' şeklinde bilimsel tespit sıçar; üstüne de boy ve mutluluk arasında ulviii yüceltmeler yapmaya başlarsa ortada epey bir sorun var demektir.

kültür ve bilim açısından zerre kıymet etmeyen işlevsiz nicel/nitel sunumların birtakım resmi gerçekler, propagandalar şeklinde ideolojik bir komplekse dönüşmesi pekala sorundur.



Çocuklarla seks ve köle ticareti evrensel vicdanda ve evrensel hukukta her daim suçtur. Çünki fiziksel zarar ve ağır hukuk ihlalleri söz konusudur.
ırkçılık ve nefret de evrensel vicdanla hukukta gayet nahoş bir sorundur. tıpkı kölelik gibi. demokrasi yoksunluğu ve diktatörlükler de pekala sorundur. bilim/kültür körlüğü ve narsisist kişilik bozukluğu da psikiyatrik bir problemdir.


Sırf kendisi gibi düşünmeyen kişilere "Hihehe, Gemalistler de zatan 30'larda gafatası ölçer imiş la!" diyebilmek için insanların kemik yapılarını inceleyen adamları çocukların ırzına geçen sapıklarla ve insan ticareti yapan namussuzlarla bir tutmak geri bir ahlak ve aklın ürünü olsa gerek.
yalan ve sahte olduğu dönemin yetkilileri tarafından dahi bilinen ucube propagandaları, ırkçı tezleri ve çalışmaları yapmak ahlakınızı incitmiyor değil mi?bir insanın damarlarındaki kanın asilliğini düşünecek denli bilim ve insanlık yoksunu bir zihniyet de ahlakınızı zedelemiyor olmalı. benim bildiğim her insanın kanı yalnızca kırmızıdır. ak yuvar ve al yuvar sayınız farklı olursa çok çok kanser yahut anemi gibi hastalıklardan muzdarip olursunuz.

her türk'ün asker doğduğu şeklinde psikopatça ve sapıkça fikirler de ahlakınızı yıllarca zedelemedi. hatta her insanın bebek doğduğunu söyleyen insanlara kemalist hukukçularınız dava açarken de hukukunuz zedelenmedi.

narsisist kişilik bozukluğu ve ırkçılık ciddi bir sorundur... eğer örnek aldığınızı iddia ettiğiniz bilimle düşüneceksek...



2) Sen saldırganlıkta sizin haklılığınızı ve göreceli barışçıllığınızı öne sürüyordun. Nerede bir sivil Türk bir Kürt'ü dil yüzünden öldürdü? Ama Mersin'de bir Kürt bir Türk'ü Kürtçe şarkı söylemediği için öldürdü. Sonra da diyorsun ki "Bir kere Türklerin bir Kürt'ü dovdüünü gordüydüm". Ulan, Türkiye'nin Mersini'nde dil farkı nedeniyle adam ÖLDÜRDÜNÜZ diyorum! Daha kötü, daha faşizan ne olabilir?!
Süzme bir yalancısın! Üstelik Sarp Öztürk kendisinin de kürt olduğunu söylüyor tartışma esnasında gazetelere yansıyan haberlerde.

Bu ülkede tonlarca TÜRK FAHİŞE VAR. EEE SONUÇ? Irkçıların mantık özürlü olduğunun süzme kanıtısın :)


3) Askere yazılmakla Hamidiye alaylarına katılmak farklı şeylerdir. Hamidiye alayları bir çeşit koruculuktur; yani gönüllülük esastır ve cephede görev almak gibi vazifeleri yoktur. Askere gitmekte ise rızaya bakılmaz. Yani senin dedelerin gitti, gönüllü oldu ve katledilen Ermenilerin yüzde doksanının kanına girdi. Şimdi de sizler ağlaşıp "Türkler şunu etti Ermenilere" diyorsunuz. Haddi be oradan!
Gayrı müslimler dışında savaş zamanı askerlik zorunluydu zaten. Tanzimat döneminde azınlıklara da zorunlu oldu.

Ulan dedem zorunluluktan gittiyse dedemi ayrıyetten suçlarım, eyvallah ama asıl sorumlu onu zorla askere alıp savaştıran adamdır. Yani senin ittihatçı ırkçı sapıkların.

Önceden katliamı tümden redderdi bu kemalistler; baktılar yalanın kullanılabilir yanı yok; taktik değiştirip suçu kürtlere yıkmaya kalkıyorlar. e, osmanlı'da oyun bitmez elbette.

Kaldıki, gayr-ı müslimlere yönelen şiddetin türk-islamcı bir gelenek olduğu bu topraklarda evvelden beri malum. İslam bayrağı altında ermeniye saldıran kürt çeteleri ve eşkiyaları olduğu da bir gerçek. hatta kafkasalardan göçen gayrı türk çeşitli etnik unsurlar da var. var oğlu var işte.

katliamları organize edenin devlet olduğu gerçeğini değiştirmiyor hiçbir şey. zaten ermeniler de kürtleri suçlamıyor vesselam :)


4) Kürdistan'da kayıp veya cesedi bulunmuş 17000 sivilin adları nelerdir; BDP bu 17000 kişi ile ilgili rapor hazırlamış mıdır? Kayıpların adı bilinmiyo
rsa adı sanı bilinmeyen bir adamın kayıp olduğu iddia edilemez; "Şu sokağa doğru bir adam gitti; bir daha kendisini görmedim; adam faili meçhul oldu kesin" diye 17000 rakamına ulaşıldıysa ayrı konu. 17000 Kürt kökenli insanın isimleri hakkında Google'da göz gezdirip link paylaş da sizlerin yalan olduğundan emin olduğum iddialarına biraz ciddiyetle yaklaşayım, oldu mu?

İHD raporlarına bakarsan olayların tanıklarıyla birlikte raporları mevcuttur. linkini de verdim. 90'lardan bügüne değin...

bdp'nin ve önceki kürt partilerinin teklifleri de olmuştur.

kepazelik o boyutta ki, önce kimsenin niye haberi yok dedi; sonra, tek tek isim istedi:)

''30 Mayıs 1992’de İstanbul’da başlayan ve yayın yaptığı süre boyunca büroları defalarca basılan, 30’u muhabir olmak üzere 76 çalışanı öldürülen Özgür Gündem gazetesi 14 Nisan 1994’te kapatıldı.
Özgür Gündem, JİTEM’in bölgedeki faaliyetlerini ve Hizbullah katliamlarını gündeme getiren ilk yayın organı olmuştu.''

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&CategoryID=77&ArticleID=1044975

sadece bir gazetenin 30 çalışanı öldürülüyor. APE MUSA'YI duydun mu hiç mesela?

AlbatrosS
21-04-2011, 18:35
Kızdığım nokta Kürtlerin yalakalarını bile Türk oldukları için kolaylıkla dövebilmeleri. Ötekiler zaten sinmiş. Toplam 10 bin eylemci sosyalist Türk vardır. Ama PKK'cılar taşlarıyla sopalarıyla en az yüz bin kişi ve onları yeri geldiğinde destekleyen en az 500 binlik bir Kürt lümpen taban var.

Kürt ırkçılığının bu kadar arsızlaşmasına kızıyorum; TKP'lilere bile saldırıyorsunuz. Onca genci fena halde yaralıyorsunuz. Sizin kuyruğunuza takılanlara müstehak ya yine de bir Türk olarak kızıyorum, elimde değil. Türkiye'yi elinize geçirseniz kim bilir neler yapacaksınız...

kürtler hızla çoğalıp türkleri asimile edecek, karı ve kızlarına tecavüz edip soyunuzu kurutacak :D uğraştığımız zekaya bak! kemalist kişilik bozukluğu tedavisi elzem bir hastalıktır. narsisist kişikilik bozukluğunu da eklersek durum vahim...

Violadagamba
21-04-2011, 20:24
Albatros,

1) Sende cinsi sapıklık var. Irzına geçilen 3 yaşındaki kız çocuklarının gırtlaklanarak namus temizlendiği bir kültür çıkarsa çıkarsa anca senin gibi birilerini çıkarır zaten.

2) Kimseye fiziksel zarar vermediğim sürece kimseyi sevmek zorunda değilim. Fiiliyata bakarım ben. Sizlerin ağzından demokrasi, sosyalizm lafları düşmüyor ama maşallah molotof kokteyller, TKP'li dövmeler, Alevilere saldırılar gırla; tesadüf bu ya saldırılarınızdan nasibini alanların hepsi de Türk...

3) Sarp Öztürk Kürt olduğunu değil; Sarp Öztürk'ün çalıştığı yerin sahibi Kürt olduğunu söylüyor. Senin devrimciler de zaten o yerin sahibini değil aslen KAYSERİLİ ve de TÜRK olan Sarp Öztürk ve diğer Türk arkadaşlarını hedef alıyorlar.

4) Vaay, şimdi de Türk fahişeler var filan diye asıl Kürt damarını sergilemeye başladın. Hani, insanlık, şu, bu diyip duruyordun? Ben de sana bilgi vereyim: Fahişelerin arasında tonlarca da Kürt fahişe var, ne var yani? Daha da vahimi fuhuşla geçinen travestilerin yüzde doksanı Kürt kökenli... Ee, buna ne diyeceksin? Aklın sıra Türkleri aşağıladın, ben travesti örneğiyle Kürtleri aşağılamıyorum da sen kaşındın. Ne alaka? Hayvan hayvan örnekler verip kendini güya haklı çıkarıyorsun. Şark kurnazının ve dergah kulunun adabıdır usulüdür, terbiyesidir bu...

5) Ermeniler Kürtleri de suçluyor; "Onlardan hesap sormaya daha zaman var..." diyorlar. Çok Ermeni ile çok farklı mekan ve zamanlarda bu konularda sohbetim oldu. Devlet suçlu da cellatlar nasıl suçlu olmaz? Adam gibi götüremediniz Ermenileri Suriye'ye.

6) Bana 17000 kişinin isim listesi lazım. Zaten faili meçhul Kürt cinayetlerinin 300 civarında olduğunu söylemiştim. 17000 KÜRT KURBANIN İSİMLERİNİ İÇEREN BİR SİTE GÖSTER.

7) PKK önderliğindeki Kürtler devleti ele geçirdiklerinde Pol Potvari bir temizlik hareketine girişecekleri ve Türkleri imha etmeye kalkacakları açık. Hemen ırza geçmeyle filan cevap yapıştırmışsın; ulan sizler nasıl yoz bir kültürden geliyorsunuz ki beyninizi başınızda değil de donunuzda taşır olmuşsunuz.

AlbatrosS
21-04-2011, 21:58
Albatros,

1) Sende cinsi sapıklık var. Irzına geçilen 3 yaşındaki kız çocuklarının gırtlaklanarak namus temizlendiği bir kültür çıkarsa çıkarsa anca senin gibi birilerini çıkarır zaten.
evet... benim gibi ateist, ''ahlak''sız, anarşik ve anti otoriter bireyleri kemalistler çıkarıyor değil mi?

ırkçılığın narsisist kimlik bozukluğu olmadığını söyleyebilir misin? ulan damarlarındaki kanın asaletinden söz eden bir angut'un arap şeyhinden farkı ne ola? tüm dünya ve diller türklerden türemiş diyen; yalan olduğunu bildiği halde yalanı göz göre göre sürdüren sapık bir rejim tuhafına gitmiyor da islam safsataları mı gidiyor?





2) Kimseye fiziksel zarar vermediğim sürece kimseyi sevmek zorunda değilim. Fiiliyata bakarım ben. Sizlerin ağzından demokrasi, sosyalizm lafları düşmüyor ama maşallah molotof kokteyller, TKP'li dövmeler, Alevilere saldırılar gırla; tesadüf bu ya saldırılarınızdan nasibini alanların hepsi de Türk...
biz kimiz zeka özürlü? ben sadece kendimden sorumluyum. aleviye saldıran kim angut'! sapık devletin madımakta katır katır adam keserken benle nasıl ilgi kurdun? ordun niye müdahale etmedi madımaka madem? ulan hadi bana güvenmiyon git can dündar belgeselini izle.

yalanda sınır yok elbet. sana kimseyi sev diyen var zorla? sen kim sevgi kim? sen kim bilim kim? uygarlık ve insanlık düşmanı sapık diktatörleri başımıza evliya diye serersiniz ancak.


3) Sarp Öztürk Kürt olduğunu değil; Sarp Öztürk'ün çalıştığı yerin sahibi Kürt olduğunu söylüyor. Senin devrimciler de zaten o yerin sahibini değil aslen KAYSERİLİ ve de TÜRK olan Sarp Öztürk ve diğer Türk arkadaşlarını hedef alıyorlar.
yalancı herif! o iki yavşağın bdp'yle alakası ne! bizzat bdp başkanı yakalayın şu şerefsizleri diyor ısrarla! bu kadar şahsi ve saçma bir olay hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın kürtlere nasıl mal ediliyor? ülkücü sapıklar mı sandın sen politik bdp gençliğini de sağda solda haraç kesip gasp yapsın? bu ülkede tonla TÜRK FAHİŞE VAR, NE OLMUŞ LAN! Sen iki tane fahişe kürt görsen; KÜRTLER O. ÇOCUĞUDUR diye hüküm vereceksin! Ancak bu kadar çalışıyor ''modern'' kafan'! olm senin bilimle uygarlıkla ne ilgin var?



4) Vaay, şimdi de Türk fahişeler var filan diye asıl Kürt damarını sergilemeye başladın. Hani, insanlık, şu, bu diyip duruyordun? Ben de sana bilgi vereyim: Fahişelerin arasında tonlarca da Kürt fahişe var, ne var yani? Daha da vahimi fuhuşla geçinen travestilerin yüzde doksanı Kürt kökenli... Ee, buna ne diyeceksin? Aklın sıra Türkleri aşağıladın, ben travesti örneğiyle Kürtleri aşağılamıyorum da sen kaşındın. Ne alaka? Hayvan hayvan örnekler verip kendini güya haklı çıkarıyorsun. Şark kurnazının ve dergah kulunun adabıdır usulüdür, terbiyesidir bu...

haysiyet yoksunu, biz de onu soruyoruz? varsa ne olmuş? bunu bir kimliğe mi mal ediyoruz! iki tane şerefsiz piçin yaptığını sen gibi koca bir halka mal etmek değil derdimiz! o ancak senin gibi ırkçı yobazların işi.



5) Ermeniler Kürtleri de suçluyor; "Onlardan hesap sormaya daha zaman var..." diyorlar. Çok Ermeni ile çok farklı mekan ve zamanlarda bu konularda sohbetim oldu. Devlet suçlu da cellatlar nasıl suçlu olmaz? Adam gibi götüremediniz Ermenileri Suriye'ye.
hadi ordan yalancı! bir tane kaynak göster bana! hiçbir iddiana tek kaynak gösteremezsin sen ruh hastası!




6) Bana 17000 kişinin isim listesi lazım. Zaten faili meçhul Kürt cinayetlerinin 300 civarında olduğunu söylemiştim. 17000 KÜRT KURBANIN İSİMLERİNİ İÇEREN BİR SİTE GÖSTER.
Ulan gerizekalı! o listeler İHD RAPORLARINDA VAR, GİT BAK!!! İHD' NİN İNTERNET SİTESİNE GİR VE BAK!





7) PKK önderliğindeki Kürtler devleti ele geçirdiklerinde Pol Potvari bir temizlik hareketine girişecekleri ve Türkleri imha etmeye kalkacakları açık. Hemen ırza geçmeyle filan cevap yapıştırmışsın; ulan sizler nasıl yoz bir kültürden geliyorsunuz ki beyninizi başınızda değil de donunuzda taşır olmuşsunuz.

nerden biliyorsun? vahiy mi indi! allah mı söyledi? pkk devleti ele geçirecekmilş!!

ulan biz de bu kafayla tartışıyoruz! bir tane pkk beyanatı göster bana devleti mi istiyor muş? yokk!!! anca, yalan, palavra, köçeklik!

Violadagamba
21-04-2011, 22:08
ulan biz de bu kafayla tartışıyoruz! bir tane pkk beyanatı göster bana devleti mi istiyor muş? yokk!!! anca, yalan, palavra, köçeklik!

Senin baştan aşağı yazdığın saçmalıkların, cinsi fantezilerin ve tehditlerin ve PKK'nın Kürtçülerin her yaptığının avukatlığını üstlenmen, yapılanlara mazeret üretmeye çalışman ve "BİZZİMLO YOŞŞOMOGİ ORGOBOCOXSİNİZ LOW!" haleti ruhiyesi sizlerin ne halt yemek istediklerinizin belgeleridir. Hoş ve boş laflara değil; eyleme bakarım... Zamanı geldiğinde alacaksınız Kürdistanınızı, Türk'e Kürt propagandası yapmayı bırakıp def olup gideceksiniz vatanınıza. Gayrikürtlerdeki Kürtlere karşı yükselen nefreti görmeniz gerekiyor; yeter artık; adam olun, terbiyesizliği, yağmacılığı, katilliği, Sivas katilleri gibi mağduru oynamayı bırakın be! Al Kürdistanını, al!

Violadagamba
21-04-2011, 22:24
Ulan gerizekalı! o listeler İHD RAPORLARINDA VAR, GİT BAK!!! İHD' NİN İNTERNET SİTESİNE GİR VE BAK!

Ağır kişilik bozukluğu olan ve kompleksinden kökenini saklayıp Türk soyundan geldiğini söyleyen, eşcinsel ve kadın hakları diye ağlaşırken ırkçı Kürtlerin cinayetlerini meşrulaştırmak için Kürt olmayan fahişeleri örnek gösterip "Sizde de bunlar var" diyen ve s.k t.şak üzerine fanteziler yazarak cevap verdiğini sanan cinsi sapık,

İHD'nin sitesine baktım. 360 Kürt kökenli failimeçhulden bahsediliyor. 17000 FAİLİMEÇHUL NEREDE?!

dilaver
21-04-2011, 22:32
uslubun gittikçe seviyesizleşmesi ve adabından çıkması yüzüünden bu başlık geçici olarak kapatılmıştır. Tarafları sukunete ve sakin olmaya davet ediyorum. Sinirler sakinleştikten sonra başlk tekrar açılacakıtr.

sayglarımla

dilaver
22-04-2011, 21:28
Başlık açıldı. Katılmcıların daha seviyeli bir dille ve konu dahilinde yazmaları dilegiyle. Başlık kemalizm ile ilgili lütfen oraya yogunlaşalım.

saygılarımla

AlbatrosS
22-04-2011, 23:03
insanlık tarihine bakıldığında, her türden toplumsallaşma süreci içerisinde, ''toplum'' olmayı sağlayan ve toplumsal işbölümüyle bireyler-birey, bireyler-gruplar arası ilişkileri düzenleyen bir takım soyut/somut kurallar/normlar/töreler/değerler sistemi olduğu görülmektedir.

komünal avcı/toplayıcı toplumlarda bireyler ve gruplar arası ilişkiler, bugün anladığımı hukuksal somut yaptırım ve uygulamaların yerine soyut töreler ve birtakım totemist ahlaki normlara düzenlenirdi.

iş bölümünün yaygınlaşıp çeşitlendiği tarım toplumu ve yerleşik hayat, toprağa bağlı üretim biçimiyle birlikte kontrol edilmesi elzem geniş alanlar ve nüfusları zorunlu kılmaktaydı. üretilen ürün fazlalığının ihtiyaçları karşılamak bir yana, ticari alış verişlerde kullanılması, bu düzeneği koruyacak ve daha fazla üretim için daha fazla/verimli topraklar getirecek profesyonel ordulara zemin hazırlamıştır.

mülklü yaşam, profesyonel ordulaşma ve ardı arkası kesilemeyen savaşa/işgale dayalı mecburi devletleşme modeli belirli zümrelerin kastlaşması; yükselmesi ve hiyerarşik bir egemenlik sisteminin rantçısı/yöneticisi olmasını sağladı.

modernite devrimine kadar da irili ufaklı alet yapılması ve silah teknolojisindeki gelişmeler dışında tarıma dayalı toplumsal nizam kökleşerek geldi. modernite öncesi toplumlarda toplumsal yapı genellikle soylular(yönetici elitler); askeri liderler/sınıflar;din adamları(ruhbanlar); köylüler; irili ufaklı zanaat erbabı ve selfler şeklinde tasnif edilebilmektedir. bu tasnifi şekillendiren temel öğe tarıma, yağmaya/ganimete, işgale bağlı temel yaşam ve geçim formudur. Bu sistemde savaşlar, vergiler ve haraçlar yoluyla toplanan gelirler padişa ve yönetici elitlerin kendi mülküne haizdir. Bu bağlamda tarım ve savaşta kullanılmak üzere nüfusunuz ne denli kalabalık olursa o derece güçlü olduğunu söylenebilir.

moderniteyle birlikte teknik gelişmeler, fabrikaları, seri üretimi ve yeni ürünleri yaratmakla kalmamış; teknoloji devriminin üretime yansımasıysa yönetici elit, askeri bürokrasi ve ruhban sınıfı dışındaki sınıfların sosyal ve ekonomik yönden güçlenip toplumsal yaşamda söz sahibi olmadısıdır.

modernite denilen şey ve olgunun özü de esasında yönetici elitler, aristokratlar ve ruhban sınıfı dışındaki sanayi ve ticaret burjuvazinin sosyo-politik alanda mevzi kazanma çabası ve bu süreçte yeni kavramlarla ortaya çıkmasıdır. elbette modernite devrimi liberal-özgürlükçü yeni fikirler, ideolojik yaklaşımlar ortaya çıkarmıştır; ancak, modernite dönemi burjuvazi sınıfının hakikatte en alttakiler de dahil tüm toplumsal sınıflara ''özgürlük'' gibi bir hedefi mevcut değildi.

imparatorluk nizamının arkasını yasladığı geleneksel değer ve dinsel ayrıştırmaların yanında modernite dönemi toplumsal meşruiyeti kazanmak adına belli bir etnik grubun merkeze alındığı ''ulusal'' modelleri gündeme getirmişti. burjuvazi ve diğer alt sınıfların ortak mücadeleleri sonucu insanlık feodal/aristokrat sınıflara karşı ''ulus'' kavramı altında yeni mevziler kazandığını düşünmüş; ancak, bir süre sonra, modern ''ulus'' tanımının da eskinin katı kast sistemleri katar ayrımcı, özgürlükçü olmayan ve eskiyi farklı isimlerle bir biçimde modifiye etmeye yarayıp makyajlayan söylemleri olduğu anlaşılacaktı. özellikle 19. yy'dan itibaren gelişen emek hareketleri, yer yer burjuvalarla muhafazakarların ittifak yapmalarına; hatta aslında çıkarlarının sanıldığı kadar ayrık olmadığını anlamalarına neden olmuştur.

emperyal sistemde kölelik ve oldukça belirgin bir kastsal sınıf yapısı olsa da modern ulus devletler bu sistemi ''aktif/pasif'' yurttaşlık temasında örtük biçimde sürdürmeye devam etmekle kalmadı; modern antropoloji ve kültürbilim çalışmalarıyla insanlığın bugün bile başına bela olacak ''ırksal'' tasniflere girişmişlerdir. Bir anlamda eskinin aristokrat ve köleler arasındaki ayrımı meşrulaştıran söylemlerin yerini ''modernizmi tekeline alan üstün ırklar'' ve ''aşağı/barbar/cahil/taşralı'', hatta kültürü bile olmayan ''ırklar'' almaktaydı.

modernite devriminin insanlığa vaat ettiği özgürlük ve adalet yeni argüman ve söylemlerle retorikte kalmış; kadınlar/eşcinsel/siyahlar gibi toplumun en aşağı ve geri kesimlerinin hayatlarında eskiye oranla büyük değişimler yaşanmamıştır.

aristokrasinin ''soyluluğa'' ve ''din'' vurgu yaparak meşrulaştırmaya çalıştığı hiyerarşik egemenliğini modern burjuvalar ırka ve aktif yurttaş kavramına dayandırarak meşrulaştırmaya çalışıyordu. bu bağlamda, özellikle sovyet devrimine kadar kadınlar, işçiler ve ulus'un tanımladığı sınıflar dışında kalanların önündeki en ciddi engeller modern ama ırkçı/eril burjuva sınıfları olmuştur.

kemalist rejim de, avrupadaki modernite algılarının dışında kalamazdı. ancak avrupadan farklı olan, tc'de modern bir burjuva devrimini yapacak kadroların/toplumsal yapının olmayışıydı. ironik biçimde, bugüne değin gelinen süreçlerde bunun önündeki en büyük engel yine rejimin kendisi olacaktı.

kemalist rejimin ana çekirdeği ordu ve askeri bürokrasi; rejimin geliştirdiği yargı bürokrasisi; güçlü aşiretler ve devlet eliyle palazlanan sermaye grupları olmuştur. rejim, ittihat ve terakki benzeri yönetim darbesiyle iş başına gelmiş; bölgesel ve kısmi savaşları kazandıktan sonra, halkın haberi/katılımı olmadan rejimin adının ''cumhuriyet'' olmasına karar vermişti. esasında, katı monarşik nizam tanzimat'tan bu yana tasfiye edilmiş ittihatçılar yönetimi devralana değin, saltanatın fiiliyatta gücü kalmamıştı.

rejim bunu bir adım ileri taşıyarak hukuki bağlamda da saltanatı tasfiye etmiş; bir süre sonra da hilafeti kaldırdığını ilan etmiştir. nasıl ki modernite devrimiyle avrupa toplumlarında kast sınıfları kalksa yeni tür bir sınıfsal hiyerarşik yapı oluşturulduysa; kemalist darbeyle de
yönetim aygıtı makyajlanmış; retorikler değiştirilmiş; halkın egemenliğine ve halka dayandığı iddia edilen rejim, katı ve otoriter bir yönetim anlayışıyla halkın demokratik bağlamda yönetime katılmasının önüne her türden engeli çıkarmıştır.

''egemenlik ve hiyerarşik'' refleksler kullanılan modern retorik ve yeni söylemlere rağmen değişmemiş; daha da beteri durumu meşrulaştırmak adına oldukça bağnaz ve kapalı bir resmi ideoloji icat edilmiştir. rejim avrupa benzeri bir uluslaşma modelini esas almış; ancak, bu modelin toplumsal arka planı zayıf ve bizzat kendi tarafından engelli olduğu için tepedenci/buyurucu ve her şeye kadir yönetici elitlerin ağzında retorikten öte gitmemiştir.

avrupa modernitesinin özünü oluşturan bireyin ontolojik ve sosyo-politik özgür bir özne ve her türden seküler/dini tabudan bağımsız olması gerektiği fikri; kemalist rejim tarafından manipüle edilerek yalnızca, o da devletin münasip gördüğü düzlemde sekülerleşme biçiminde dayatılmış; işin sosyo-iktisadi bağlamıyla ''devlet-birey'' ilişkilerine girilmemiştir.

modernite, kavramın özü itibariyle bireyin kendi ontolojisi üstünde hiyerarşik ve buyurgan bir egemenlik kuran her türden siyasal, toplumsal ve dinsel yapıdan özgürleşmekse; tarihe ayık ve objektif bir kafayla bakan herkesin görebileceği üzere bu durumun kemalist algılardaki karşılığı bireyin kısmen dinden özgürleşmesi, alabildiğince hamasi türkçülük ve devlet aygıtının/nizamının olabildiğince fetişleşmesi olarak algılandığını görebilir.

rejim, türkçülük, çarpık laiklik ve omurgasız modernite söylemleri ile yetinmekle kalmamış; türk tarih ve dil tezleri örneğinde görüldüğü üzere alabildiğince bağnaz, bilim körü ve dayatılmış bir tarihi politik eğitim külliyatıyla geçmişi yok saymaya, tahrif etmeye ve yanılsama yaratmaya çalışmıştır. gerçekte osmanlı'dan beri gündemde olan devlet aygıtı ve bazı kurumların dönüştürülmesi çabalarını yok sayan rejim; zaman içerisinde tüm ileri ve modern uygulamaların adeta gökten zembille iner gibi kendiyle başladığını iddia etmiştir. ancak, özellikle 60'lara kadar dernek kurmanın bile neredeyse imkansız olduğu ''modern'' cumhuriyete karşın osmanlı'da istanbul ve balkanlarda feminist örgüt ve derneklerin bile oldukça faal çalışmalar yaptığı bilinmektedir.

her fırsatta ağdalı bir modernlik ve çağdaşlık retoriğinin arkasına saklanan rejim; yaptığı sayısız yasa ve kanunlarla yakın zamanlara değin bile değiştirilmesi oldukça meşekkatli gayr medeni kanunlara, kadını sosyal/politik alanda yalıtan hukuksal zeminsizliklere imza atmıştır. güya hilafeti ve din egemenliğine son veren rejim; diyanet işleri bakanlığı gibi bir ucubelikle gerçekte kendi kontrolünde ve egemenliğine bir dinsel örgütlenmenin temelini atmış; yetmemiş, imam hatip ucubeliğini de kazandırmıştır.

modernite bireyin ''özne'' olup her türden tabu ve hiyerarşiden kurtulmasıysa, bireyin kamusal ve toplumsal alanda özgür gelişimini ketleyen reel politik yasak ve uygulamaları ''korku/öcü'' politikalarıyla meşru göstermeye çalışan rejimin gerçekte arzu ettiği şey modern bir dönüşüm değildir. söylem ve retoriklerin toplumsal yaşamda anlamlı olması için kamusal/toplumsal yaşamda bunun karşılığı olması gerekip birey ve toplumun aktif biçimde sosyo-politik yaşamda ''özgürlük/demokrasi'' vizyonunu yükseltmesine olanak sağlanmalıdır. yasaklar, tabular, katı bir resmi ideoloji ve akabinde kamusal otoriteyi her daim egemen kılmaya çalışan devlet aygıtlarıyla birey ve toplumun özgürce gelişmesi mümkün değildir. bu açıdan cumhuriyetin 40'lara kadarki uygulama ve politik algılarının alman nasyonalizmi, mussolini italya'sı ve fransız jakobenliğinin bir karışımı olduğu söylenebilinir.

dönem avrupasının ırkçı ve ağdalı tezleri itirabiriyle nasyonalist; italya'nın devleti fetişizmini ve gladiosunu esas alan yapısıyla faşist ve fransız laikliğin çakma algılarıyla jakoben.

rejim, 40'lara değin alt yapı ve bazı tesisleşme hamleleriyle kısmi ilerlemeler ve gelişmeler kaydetse dahi; moderniteyi daha öncelerden yaşamış alman ve italyan devletleriyle kıyaslandığında son derece kadük bir gelişim göstermiştir. dahası, devlet sathında ve makyajında yer alan bu kısmi gelişmelerin hala oldukça yaygın ve güçlü biçimde süren toplumsal ilişkiler nedeniyle ciddi etkileri olduğunu söylemek mümkün değildir. rejimin en güçlü olup toplumsal meşruiyetinin en yaygın olduğu dönemlerde dahi ''toprak reformu''nu gerçekleştirmemesi, elde olmayan imkanlardan değil; bizzat birçok toprak ağasının bugün dahi rejimin doğal işbirlikçisi olmasından kaynaklanır. bugün dahi mhp/chp/akp gibi partilerde nüfusu 50'binlere varan güçlü aşiret liderleri vekillik yapmaktadır yahut onların temsilcileri!

bugün gelinen noktada birileri rejimin jakobenist ve ırkçı ideolojik safsatalarını zorunluluk gibi algılayabiliyorsa da, osmanlı'dan beri mevcut olan devlet yönetme geleneği ve aslında potansiyeller dikkate alındığında, rejimin adı cumhuriyet olmasa dahi benzer gelişmelerin kaydedilmeyeceğini söylemek olsa olsa kemalist bir efsanedir! öyle ki, özellikle 50'lerden sonra pekçok talebi ve örgütlülüğüyle rejimin önününde ve ilerisinde yer alan toplumsal muhalefet dinamiklerinin toplumsal yaşamı devrimci ve özgürlükçü bağlamda dönüştürmesine müsade edilseydi bugün toplumu oldukça ciddi biçimde etkileyen olumsuzlukların pekçoğunu yaşamıyacağımız rahatlıkla söylenebilirdi. gelgelelim kendi kurduğu köy enstitülerini dahi rejimin bekası için tehlike addedebilen bir bağnaz ideolojinin kendileri olmasaydı bu toplumun çorak bir çöl olacağını iddia etmeleri olsa olsa kendilerini evliya/über zeki peygamberler/süper kahramanlar; toplumsal muhalefet dinamikleri ve toplumunsa ultra aptal gerici ve yobazlar şeklinde görülmesiyle mümkündür. hal böyleyken böylesine bağnaz, ırkçı ve narsisist düşünen kafaların kavramın hakiki doğasıyla ''modern'' oldukları iddia edilebilir mi? edilse de bunun kavramın doğası ve gerçekle bir alakası olabilir mi?

her türden hiyerarşik ve otoriter nizamdan/tahakkümden özgürleşip bireyin refah ve mutluluğunu yükseltmek anlamında modernizmin her türden ırkçı ve etnik nefreti körükleyen ideolojik safsatalarla bir alakası olabilir mi? bugün kendilerini kürtler ve ezilen çeşitli sınıflardan üstün, modern ve uygar gören narsisist insanlık/özgürlük düşmanı kafaların DEMOKRASİ VE EŞİTLİK TALEPLERİNİ TÜRLÜ RETORİKLERLE reddetmelerinin ÇAĞDAŞ/UYGAR/MODERN bir anlamı olduğu söylenebilir mi?

bilim, mantık ve demokrasi özürlü bu kafaların bugün yaşanan onca acıya rağmen hala en üstün/alude ve safı oynamalarının psikoloji lügatındaki karşılığı narsisist kimlik bozukluğudur. bunlar bilim, tarih, mantık ve demokrasi özürlü bir avuç narsist elitist ile 80 yıllık bağnaz resmi ideolojinin safsatalarına kanmış zavallılardır. bugün gelinen noktada dahi kendilerini eşit ve özgür yurttaş temelinde ötekilerle içselleştirilmiş meşruiyet çizgisinde düşünemeyenlerin MODERNizm VE UYGARLIKTAN dem vurmaları olsa olsa çağdaş soytarılıktır...

Die
24-04-2011, 19:39
Haa, demek ki Kürtler çok haklı gerekçelerle TKP'lileri dövmüşler! Komünizm Kürt Pol Potizmine biatsa, eyvallah; açıp Das Kapitali ve sairi tekrar incelemek lazım.

Ama tek bu yukarıdaki cevaptan görülen şu ki Kürtler de yaptıkları her kötülüğü aynı dergah kulları gibi meşru gösterme konusunda mahir ve arsızlar.

İyi, bundan sonra DTP bildirilerinde Türklerin beğenmediği ibareleri çıkarmalarını ister, çıkarmazlarsa da Kürtleri döveriz; madem Kürtler bunu meşru görüyor... Yok ama; bu talancılık sadece onlar için meşru... Bu, Barzani'nin marabaları Komünizmi filan her halde bizden öğrenecek değiller.

Salak mısın?
ODTÜ'de 100 TKP'li 5 Kürt'ü dövdü dedik ya.
Hala onun talanı meşru vs. lak lak ediyorsun.

Yok, işine gelmiyorsa o ayrı mesele.
Yurtsever değilim; ama sen bizim kampüste böyle laubalilik yapsan benden bile dayak yerdin. -Ki ben İşçi Partisi'ne olan saldırıya bile engel olmaya çalışmış bir adamım :lol:- Adına da devrimci şiddet deriz, olur biter.
Yani kendini çok hafife alma. :lol:

Komünizmin her şeyden önce bir işçi ideolojisi olduğunu öğrenmekle işe başlarsan, Komünizmi bilmemek üzerinden insanları MARABA diye aşağılama salaklığından kurtulabilirsin belki. :lol:

Kürtler ile TKP kavga etmiştir. Onlar yarın barışacaklardır ancak ne hikmetse hep sizin gibi beş para etmez adamlar bu durumları ağızlarına sakız ederler.

Violadagamba
24-04-2011, 20:43
1) İddiana göre 100 TKP'li 4 Kürt'e saldırdı, nedeni de PKK'cıların TKP bildirisinde değişiklik istemeleri; ama her ne hikmetse kafatası çatlamış olanlar dahil hastanelik olanların hepsi TKP'liler.

2) Komünizm proleteryanın ideolojisidir; lümpen sürülere dönmüş toprak kölelerinin (maraba) değil.

3) Ben ve en az 10 PKK'cıyla karşılaştığımızda sizlerden sadece dayak yesem iyi, elinize düşsem beni öldüreceğiniz muhakkak. TKP'li yalakalarınıza bile yaptıklarınız ortadayken...

aydoe
24-04-2011, 22:16
TKP'ye oy vermek için 10 neden

8.'' Komünist partinin güçlü olduğu bir Türkiye’de kimse bir yandan ülkeyi satıp bir yandan da birlik-bütünlük edebiyatı ile milliyetçiliği pompalayıp düşmanlık üretemez; halkları biribirine düşürecek söylemler alıcı bulmaz; Kürtlerin umutsuzluk içinde emperyalist ülkelerden, cemaatlerden ya da ayrılıktan medet umar hâle getirilmesine kimse izin vermez; farklı etnik kökenlerden insanların birbirlerine güveni pekişir; birçok okulda İngilizce, Fransızca, Almanca eğitim verilirken, bu ülkenin dillerinden Kürtçe üzerindeki yasaklama ve kısıtlamalar kolay kolay savunulamaz.''


Ne var ki bu madde de ama Kürt yurtseverler çok kızmış !

Doğru olduğundan kızmışlardır ,

Amerika'ya Obama 'ya mektup yazmalar ,Apo'nun Gülen'e sıcak mesajlar göndermesi

Kürt yurtsever gençlere dokunmuştur.

Apo'ya karşı çıkamayacaklarına göre bunu dillendiren TKP 'ye saldırmışlar .

AlbatrosS
25-04-2011, 09:50
entelektüel kontenjandan ''ileri cumhuriyetçi'' ve 80 yıllık kontra faşist nizam'dan ''kurtuluşçu'' bir kabzımallık türetme gayretinde olmadıklarını bilseydik TKP'nin bu kıvrak söylemlerini bir parça masumane karşılardık...

ne var ki, çokça zamandır anlaşıldığı üzere ''emperyalizm'' kapitalizmin ileri bir safhası olup kapitalizme karşı çıkmadan anti-emperyalist olunamıyacağı gerçeği üstünden sek sek oynayıp bu içeriksiz ''yurtsever'' imajıyla nereye varılacağı pek bilinmemektedir.

işin ironik kısmı, TKP nasıl ki cumhuriyetimizin ''demokrat elitist''lerinden devrimci bir ''müttefik'' devşirme gayretindeyse, kürt mühalefeti de sistemin çatlaklarını dönem dönem stratejik biçimde kullanma gayreti içerisindedir. Her halükarda, ideolojik söylem ve argümanları tkp'den güçlüdür.

''umutsuzluk içinde emperyalistlerle ittifak'' yapmak da ülke gerçeğinden bihaber bir aklın üreteceği iftiradan başka ne olabilir? dünyanın en muteber küresel teşkilatlarından nato ve g20 üyesi bir ülkeye muhalefet yapıp buna rağmen benzer organizasyonlardan destek alacaksınız öyle mi?

ovada siyaset yapan kanadınız birer birey düğümlenecek; kelepçelenecek öte yandan emperlisssss'lerle işbirliğiyle itham edileceksiniz...

pardon ama, tkp'liler göz altına alınıp ceza evlerinde işkence gördüklerinde aihm vb prosedürleri kendi lehlerine işletip bu ülkenin taraf olduğu hukuki sözleşmeleri işletmeyecekler mi? beri yandan, bu konjonktürde böylesi bir olay vuku bulsa; kendilerini ifade imkanı veren holding medyasına konuşmayacaklar, burjuvazi medyası arasındaki rekabeti kullanmayacaklar mıdır?

bunlar ağır ithamlardır... dahası sorumluluktan kaçıştır! yıllardır ülkeyi kasıp kavuran bu soruna karşın tkp'nin tepkileri son derece cılız ve içeriksiz kalmıştır. ''sınıf'' temelli bir siyasal hareketin içinde olup ülkenin koca bir coğrafyasını neredeyse yok saymaktır. üstelik her ne içerikli olursa olsun ''self-determination'' ilkesini de reddetmektir.

eleştiri olmalıdır, olacaktır... ancak, bunu ''ithamlar'' üstünden sek sek oynayarak yapmamak gerekiyor... 80 yıllık ideolojik baskılamanın bu ülke halklarının benliklerinde nasıl bir iğdiş edilmeye karşılık geldiğini ''yok saymak'' ve bu mücadeleyi cari yoldan ''bağnaz bir milletyetçi taassub''a oturtmaya çalışmak açık bir ''vicdan körlüğü'' değilse nedir?

el insaf! 80 küsur yıllık hakim/egemen ''modernist/elitist'' söylemleri ve toplumdaki karşılığını bilmeyeceksiniz, görmezden geleceksiniz, sek sek oynacaksınız ve inkar/asimilasyon/nefret üçlemesinde benlikleri iğdiş edilene de kazmayı vuracaksınız...

maalesef bu ülke siyasal konjonktüründe ordudan devrimci bir potansiyel çıkarma gayretleri içinde olanlar oldu; es keza, kemalist demokratlardan da müttefik...bunun ne denli ''sakat'' bir ideolojik algı olduğunu anlamak için rejimin sosyolojik körlüğü ve ilerlemeci ''modernist'' ideolojik argümanlarını iyi bilmek gerekiyor :

malum, rejim hakim/egemen söylemini toplumun içinde bulunduğu ''sefaleti'' düşünerek kendini ''ilerici/modern/beyaz/dönüştürücü''; diğerlerinin her türden talebini de ''gerici/ilkel/bağnaz'' olarak siyah-beyaz tonlarda göstermeye çalışmıştır. kemalist elitlerin kendi milliyetçiliklerini ''uygar/modern/ilerici'' görüp diğerlerini ''bağnaz/ilkel/gerici'' olarak görmesinin temelinde yatan şey tam da bu körlüktür. hakim ideoloji yıllarca en temel demokratik talepleri dahi benzeri retoriklerle inkar edip yok sayarken TKP'nin ideolojik söylemlerinin rejimin hakim söylemiyle bu denli çakışması düşündürücü değil midir?

Die
25-04-2011, 11:46
1) İddiana göre 100 TKP'li 4 Kürt'e saldırdı, nedeni de PKK'cıların TKP bildirisinde değişiklik istemeleri; ama her ne hikmetse kafatası çatlamış olanlar dahil hastanelik olanların hepsi TKP'liler.

2) Komünizm proleteryanın ideolojisidir; lümpen sürülere dönmüş toprak kölelerinin (maraba) değil.

3) Ben ve en az 10 PKK'cıyla karşılaştığımızda sizlerden sadece dayak yesem iyi, elinize düşsem beni öldüreceğiniz muhakkak. TKP'li yalakalarınıza bile yaptıklarınız ortadayken...
Sen sadece salak değil aynı zamanda okuma özürlüsün.
İlk olay Siyasal'da diğeri ODTÜ'de oldu; amacın anlamak değil ortalığı bulandırmak olduğu için saçmalamaya son sürat devam ediyorsun.

Madde madde yazınca saçmalıkların anlam kazanmıyor, dediğin gibi olsa bile komünistlerin görevi 'lümpen sürülere dönmüş toprak köleleri'ni dönüştürmektir. Uzun lafın kısası sen boş bir adamsın, 10 kişiyle karşılaşmana gerek yok. Benimle karşılaşsan bile dayak yersin; ama seni öldürmem. Zenin gibi bir zeka özürlü için gidip hapis yatamam ben.

Kendine iyi bak.

@Albatross
Sen ne boş bir adamsın arkadaş. Şu zevatın saçmalıklarına bıkmadan usanmadan nasıl cevap veriyorsun?
Buna da Vahşi Diktatör muamelesi yapın gitsin.

Die
25-04-2011, 11:53
Aydoe bir olayın sürecini geçmişinden soyutlayamazsın.
TKP'nin daha önceki sosyalizm ile bağdaşmayan, ulusalcı söylemleri ortadadır. İşçi Partisi ile flörtleri ortadadır.
Bunlar yurtseverlerde bir nefret biriktirmiştir.

Yurtseverlerin her seferinde şiddete başvurması, çeteleşmeleri elbette çok kötü bir durum. Bu durumu TKP'nin afişine karşı eleştiri niteliğinde bir afiş basarak geçiştirebilirlerdi; ama dediğim gibi sol ve çevresi içinde güçlü olan diğerini eziyor.

Eskiden cephe de aynısını yapardı, başka bir örgüt aynı derecede güçlü olsa onlar da aynısını yapar. Yani, dövülenin feryatları aslında zayıflığındandır, yoksa bu politikayı onaylamadığından değil.

AlbatrosS
25-04-2011, 12:30
Sen sadece salak değil aynı zamanda okuma özürlüsün.
İlk olay Siyasal'da diğeri ODTÜ'de oldu; amacın anlamak değil ortalığı bulandırmak olduğu için saçmalamaya son sürat devam ediyorsun.

Madde madde yazınca saçmalıkların anlam kazanmıyor, dediğin gibi olsa bile komünistlerin görevi 'lümpen sürülere dönmüş toprak köleleri'ni dönüştürmektir. Uzun lafın kısası sen boş bir adamsın, 10 kişiyle karşılaşmana gerek yok. Benimle karşılaşsan bile dayak yersin; ama seni öldürmem. Zenin gibi bir zeka özürlü için gidip hapis yatamam ben.

Kendine iyi bak.

@Albatross
Sen ne boş bir adamsın arkadaş. Şu zevatın saçmalıklarına bıkmadan usanmadan nasıl cevap veriyorsun?
Buna da Vahşi Diktatör muamelesi yapın gitsin.

ya süzme bir salak yada sıkıntılı bir troll... en iyi halde kemalist bir kişilik ucubesi...

arada eğlenmek hoşumuza gidiyor, ne diyelim; bize de kemalist kişilik bozukluğuna(narsisist kimlik bozukluğu) dair kelam eyleme sebebi çıkıyor...

Violadagamba
25-04-2011, 13:06
Die,

1) O zaman ilk önce marabalıktan proleteryaya dönüşün; sonra ne mücadele veriyorsanız verin. Ama yarısı Hizbullahçı (AQP, SP) yarısı Pol Pot'çu (PKK) bir kitlesiniz, dönüşmek sizin için imkansız.

2) Benimle bire bir karşılaştığında ve bana bulaştığında dayak yiyecek olan taraf sensin. Hayatımda Kürtleri kalabalık olmadan birisi veya birkaç kişiye saldırdıklarını görmedim, duymadım. Sürü psikolojisinden güç alan kültürlerin mensuplarından, tek oldukları zaman korkmam; onlar benden korkar.

Die
25-04-2011, 13:31
Die,

1) O zaman ilk önce marabalıktan proleteryaya dönüşün; sonra ne mücadele veriyorsanız verin. Ama yarısı Hizbullahçı (AQP, SP) yarısı Pol Pot'çu (PKK) bir kitlesiniz, dönüşmek sizin için imkansız.

2) Benimle bire bir karşılaştığında ve bana bulaştığında dayak yiyecek olan taraf sensin. Hayatımda Kürtleri kalabalık olmadan birisi veya birkaç kişiye saldırdıklarını görmedim, duymadım. Sürü psikolojisinden güç alan kültürlerin mensuplarından, tek oldukları zaman korkmam; onlar benden korkar.
Haklısın, kolektif bilincimiz çok gelişmiş, toplu döveriz. :lol:
Aynı şehirde yaşıyoruz, burayı kahvehane muhabbetine çevirip sana meydan okuyacak değilim ama tek dileğim seninle bir gün karşılaşmak, senin gibi modern Bruce Lee'lerden dayak yemek de bizim için bir şereftir.

Vadaaaaaaaaaaaaaaa! :lol:

Bak kardeşim bu sefer açık ve net konuşacağım.
Komünizmi senin gibi gerizekalılardan öğrenecek değiliz.
Kürtlerin büyük çoğunluğunun desteklediği Marksist/Leninist geçmişe sahip bir parti var.
Yani sen donunu pisletirken Kürtler bu uğurda mücadele verdi.
Toplu halde adam dövmek Kürtlerin işi değil, onlar taşla panzere, tanka topa kafa tutan adamlar. 5000 kişiyle koca bir orduya kafa tutuyorlar.
Kürtleri eleştireceğin son konudur cesaret, bu konuda sana akademik seviyede ders verirler :)

Siz asker eliyle işkence yapmaktan başka, insanları sokak aralarında pusu kurup satırlamaktan başka hiçbir halta yaramazsınız.
Senin gibilerin işi pusu, arkadan vurma, yeri geldiğinde orduyla ve salt çoğunluğuyla övünmektir.
Kısacası şerefsizliktir.
Çok delikanlıysanız buyrun, sokaklar sizi bekler.
Yarınız malının, yarınız statüsünün derdine düşmüşken, kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlara karşı verdiğiniz mücadeleyi görmekten zevk duyarım.
Biz her zaman sokaklardayız, dişli bir rakip bulamayalı çok olmuştu :lol:
Eğer bir gün bu aşırı delikanlılığını uygulamak istersen sana söz veririm asla geri çevrilmeyeceksin.

Cesaret kardeşim, birazcık cesaret :)

taylan
25-04-2011, 15:55
ya süzme bir salak yada sıkıntılı bir troll.
en iyi halde kemalist bir kişilik ucubesi...
kemalist kişilik bozukluğu

kullandığınız kelimeler zeka seviyenizle beraber kendi kişilik bozukluğunuzu yansıtıyor. Sizin gibi prematüre ütopik tiplerin klavye kahramanlığından başka bir cesaret örneği olduğunu sanmıyorum.

Toplu halde adam dövmek Kürtlerin işi değil, onlar taşla panzere, tanka topa kafa tutan adamlar. 5000 kişiyle koca bir orduya kafa tutuyorlar.

İstanbul'da çoğu kez şahit olduğum bir durumdur bu. 20-30 kişilik gruplarla mahhallerde volta atıp dükkan basmak, kadınlara sarkıntılık etmek vs. Kürtler topluca hareket ederler çünkü cesaretleri ancak kalabalık oldukları zaman görülüyor. Kendi çöplüklerinde arkalarındaki güce de dayanarak
kabadayılık yapmak işlerine geliyor. Bir çok Batı kentinde yarattıkları terör ortamı kendilerine sadece antipati besleyen kişilerin sayısını artırıyor.

Madem iş böyle etnik atışmaya dönüyor. Ben de öz be öz bir Türk olarak kendi etnisitemi ve potansiyelimi bana karşı tehdit olabilecek her gruba karşı kullanmaya hazırım.

AlbatrosS
25-04-2011, 16:46
ya süzme bir salak yada sıkıntılı bir troll.
en iyi halde kemalist bir kişilik ucubesi...
kemalist kişilik bozukluğu

kullandığınız kelimeler zeka seviyenizle beraber kendi kişilik bozukluğunuzu yansıtıyor. Sizin gibi prematüre ütopik tiplerin klavye kahramanlığından başka bir cesaret örneği olduğunu sanmıyorum.

narsisist kişilik bozukluğu bilimsel bir tespittir; zaten, kullandığım ''hakaretleri''(!)n altını doldurmaya çalışırım ki aşağıda delilini bulacaksın:

İstanbul'da çoğu kez şahit olduğum bir durumdur bu. 20-30 kişilik gruplarla mahhallerde volta atıp dükkan basmak, kadınlara sarkıntılık etmek vs. Kürtler topluca hareket ederler çünkü cesaretleri ancak kalabalık oldukları zaman görülüyor. Kendi çöplüklerinde arkalarındaki güce de dayanarak
kabadayılık yapmak işlerine geliyor. Bir çok Batı kentinde yarattıkları terör ortamı kendilerine sadece antipati besleyen kişilerin sayısını artırıyor.
etnik körlük yada nefret değil; narsisist kişilik bozukluğu:

http://www.psikoloji.web.tr/narsistikkisilik.htm

“Herkesten farklı”, “olağanüstü”, “eşi bulunmaz”, “üstün”, “önemli” ve “çok özel” bir kişi olduklarını düşünen; insanlara tepeden bakan; övünmeyi ve övülmeyi çok seven; kendisinin ayrıcalıklı bir kişi olduğuna inanan; karşısındakinin ne düşündüğüne ve ne hissettiğine aldırış etmeyen; eleştirilmeye katlanamayan insanlardır.*

muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asıl kanda mevcuttur...

bir türk dünyaya bedel...

ne mutlu türküm diyene...

Bu millete çok şey öğretebildim ama onlara uşak olmayı bir türlü öğretemedim.

Biz Türkler tarih boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz

Milletimiz davranışlarında ve gayretlerinde sarsılmaz bir bütünlük gösterdiği için başarılı olmuştur.

Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.

Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.

Biz açıkça milliyetçiyiz. .. ve milliyetçilik bizim yegane birlik unsurumuzdur. Türk ekseriyetinde diğer unsurların hiçbir etkisi yoktur. Vazifemiz Türk vatanı içinde Türklüğü yaşatmaktır. Türkleri ve Türklüğe muhalefet edecek öğeleri kestirip atacağız. Ülkeye hizmet edeceklerde her şeyin üstünde aradığımız Türk olmalarıdır.
İsmet İnönü’nün 1925’te şeyh sait ayaklanmasını bastırdıktan sonra Türk Ocakları’nda yaptığı konuşmadan

TÜRK, bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir!. Dost ve düşman, hatta dağlar, bu hakikati böyle bilsinler!

TÜRK DEVLETİ'nin işlerini TÜRKLER'den başkalarına vermeyelim! TÜRK DEVLETİ işlerinin başına ÖZ TÜRKLER'den başkası geçmemelidir. Yeni TÜRK CUMHURİYETİ'nin DEVLET işlerinin başında mutlaka TÜRKLER bulunacaktır! (19.9.1930 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yer alan konuşmasından)

TÜRK HAKLARI'NDAN İSTİFADE EDEBİLMEK İÇİN TÜRKLÜĞÜ BENİMSEMEK, TÜRK HARSINI (kültürünü) KABUL ETMEK, TÜRKLÜĞÜ DUYMAK, TÜRK MENFAATLERİNİ KENDİ MENFAATİ YAPMAK, ONA HÜRMEK ETMEK, "TÜRK'ÜM" DEMEK, TÜRKLÜĞÜ HARSİYLE, HİSSİYLE KABUL ETMEK LÂZIMDIR!.. BUNLARI SAMİMİYETLE BENİMSEYENLERİ, YAPANLARI TÜRK SAYARIZ!... KİM OLURSA OLSUN!..

bunlar atatürk... inönü ve m. esat bozkurt'un sözleri... yani rejimin önemli liderleri... tarih kitaplarında bundan alalarını bulabilirsin...


tarihe, insana ve topluma bakışta böylesi bir kibir ve böbürlenme; hastalıklı büyüklük şehvetinin ardında siyasal gayeler yattığı kadar sosyo-psikolojik bir narsisist olgu da yatmaktadır. maalesef ki bu kültürel etkenlerin ve dahi geleneğin de katkısıyla toplumsal hastalık boyutuna ulaşmıştır.



Madem iş böyle etnik atışmaya dönüyor. Ben de öz be öz bir Türk olarak kendi etnisitemi ve potansiyelimi bana karşı tehdit olabilecek her gruba karşı kullanmaya hazırım.


yine freud'a kulak verecek olursak, kendini toplumdan bu derece yalıtık, üstün ve nitelikli gören bireyin alt benliğinde hakikatte ciddi bir iğdiş edilme korkusu vardır. bu durum kültürel ve toplumsal geleneğin de teşvikiyle saldırganlık şeklinde dışavurur kendisini.

hasılı, siz über/uluuu ve süper zekaların anlamadıkları şey rejimin siyasal ve toplumsal kodlarının/idea'sının ve yarattığı insan modelinin ruh sağlığının sahiden bozuk olduğudur. düşünün ki bir uygarlık böylesine dengesiz, psikopatça bir idea'lar fetişizmi üstüne kuruluyor...

sonra da birileri ''sapkın'' dürtülerinizi afişe edince alınganlık ediyorsunuz. kendini her daim bu derece üstün/kaim/kudretli ve sarsılmaz doğru görene başka ne denebilir ki?

hastalıklı ve dengesiz ucubenin biri güya farklı gördüğü insanları tıynetine bakmadan eleştirmeye ve onlar hakkında her türden hastalıklı genelleme yapmayı sürdürüyorken bunun normal/sağlıklı bir şey olduğunu mu sanıyorsunuz???

taylan
25-04-2011, 17:13
Atatürk'ün bu sözlerini ulusal kimliğini bulma yolundaki bir millet için normal sayabiliriz. O dönem için gerekli bu güdüleyici sözler, yüzyıllardır Osmanlı egemenlerince aşağılanan Türk ulusunun kendini bulmasındaki en önemli etkenlerdendir.

Bir Türk olarak bunun sadece bir övünme meselesi olduğunu hiç bir zaman belirtmiş değilim.

Bir kişi narsist olabilir bu kişisel bir davranış bozukluğudur. Bir toplumun ona önderlik eden kişiler tarafından söylenmiş güdüleyici sözlerle teşvik edilmesinin narsistlikle ne alakası var????

Bu sözler Türkiye sınırları dışına taşan bir emperyalist vahşeti mi simgeliyor?? Hayır asla. Ulusumuzun kendi içindeki potansiyele güvenerek bir kimlik sahibi olma ve uluslararası ortamda kendini ifade etme özgüvenini taşıyor. Ayrıca bir ırk vurgusu değil aşılanan bir vatandaş yurttaş olma vurgusudur. Türklük bir ideali simgelemektedir. Irkı değil. Bir İngiliz ya da Fransız mı yönetmeli Türkiye'yi???? Ya da böyle bir siyasi bakışı kabullenen biri olarak diğer milletlere karşı kendimi neden üstün hissedeyim ki?? Ne alakası var?

tarihe, insana ve topluma bakışta böylesi bir kibir ve böbürlenme; hastalıklı büyüklük şehvetinin ardında siyasal gayeler yattığı kadar sosyo-psikolojik bir narsisist olgu da yatmaktadır. maalesef ki bu kültürel etkenlerin ve dahi geleneğin de katkısıyla toplumsal hastalık boyutuna ulaşmıştır.

Esas toplumsal hastalık boyutuna ulaşan milli kimlik ve yurttaş olma bilinci değil, cemaatleşme olgusudur. Toplumumuz giderek cemaatleşmektedir. Hastalık kısmı budur. Atatürk Türkiye'sini Nazi Almanya'sı ile karıştırmayalım. Kültürel etkenler ve geleneğin kattığı tek toplumsal hastalık dinciliktir.

M. Kemal barış yanlısı bir liderdi. Avrupadaki kanlı diktatörlere gülüp geçiyordu. Kimsenin toprağında gözü yoktu.

TÜRK DEVLETİ'nin işlerini TÜRKLER'den başkalarına vermeyelim! TÜRK DEVLETİ işlerinin başına ÖZ TÜRKLER'den başkası geçmemelidir. Yeni TÜRK CUMHURİYETİ'nin DEVLET işlerinin başında mutlaka TÜRKLER bulunacaktır!

Ben bu sözlere tamamen katılıyorum. Kendi etnisitesine vurgu yapmayan devlet yoktur. Zaten burada vurgulanan TÜRK terimi bu ideali kabul eden, etnik kökeni ne olursa olsun bunu kabullenmiş kişileri tasvir eder. Burada bir ırk değil bir sözleşme bir ideal etrafında toplanan yeni bir ulus devlet yaratma çabası vardır.

Her topluluk her canlı grubu kendini savunur. Ben bir Türküm ve bu potansiyelime karşı bir saldırı gerçekleşirse karşılık vermeye hazırım. Gerçek dünyayı algılama sorunun olduğu ortada. Esas Freud'un işaret ettiği toplumdan ve gerçek yaşamdan yalıtılmış olanlar sizsiniz. Bir ütopik anarşistle konuşmanın faydası yok tabi. Sen beni sapkın dürtüleri olan bir kişi sanıyor olabilirsin ama hayatım boyunca tek bir canlıya dahi zarar vermemiş biriyim. Nedeni ne olursa olsun başka bir milletten bir insanı ne aşağıladım ne de hor gördüm.

İçgüdüsel sapkın dürtülerim, birileri kapıma çarpı atmaya başladığı zaman geçerli olacaktır. Benden bu kadarı. Kimseye çiçek uzatacak halim yok. Psikolojik tahlillerin, herhangi bir kaos ortamında sana kazma kürekle dalacak Kürtler ya da herhangi bir etnik unsura karşı baya işe yarayabilir :D

AlbatrosS
25-04-2011, 18:12
Atatürk'ün bu sözlerini ulusal kimliğini bulma yolundaki bir millet için normal sayabiliriz. O dönem için gerekli bu güdüleyici sözler, yüzyıllardır Osmanlı egemenlerince aşağılanan Türk ulusunun kendini bulmasındaki en önemli etkenlerdendir.
aşağılanan türk ulusu? kaynak? nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? çok uluslu bir devletten ulus devlet refleksleri göstermesini mi bekliyordunuz? yoksa osmanlı'nın türk olmanın yüce haslet ve şerefini yedi cihana zorla öğretmemesine mi yeriniyorsunuz anlamış değilim...

narsisist kişilik aynı zamanda paranoyaktır da...abartılı savunma mekanizmalarını normalleştirmek için rasyonalize edilmiş tehditler bulmak ve yaratmak zorundadır. gerçekte ne olduğuyla ilgili değildir o; ortaya koyduğu icraatlar için geçmişte olan'ı ya hayali biçimde kurgular yahut çarpıtır.

medeniyet böylesi bir psikopatlık şaheseridir de işte...


Bir Türk olarak bunun sadece bir övünme meselesi olduğunu hiç bir zaman belirtmiş değilim.

Bir kişi narsist olabilir bu kişisel bir davranış bozukluğudur. Bir toplumun ona önderlik eden kişiler tarafından söylenmiş güdüleyici sözlerle teşvik edilmesinin narsistlikle ne alakası var????
başkaları üstünde baskı ve tahakküm kuran otoriter icraatları bu sözlerle meşrulaştırmak yahut gerekçelendirmek güdüsü mü?

toplumsal paranoya sosyolojik bir realitedir...


Bu sözler Türkiye sınırları dışına taşan bir emperyalist vahşeti mi simgeliyor?? Hayır asla. Ulusumuzun kendi içindeki potansiyele güvenerek bir kimlik sahibi olma ve uluslararası ortamda kendini ifade etme özgüvenini taşıyor. Ayrıca bir ırk vurgusu değil aşılanan bir vatandaş yurttaş olma vurgusudur. Türklük bir ideali simgelemektedir. Irkı değil. Bir İngiliz ya da Fransız mı yönetmeli Türkiye'yi???? Ya da böyle bir siyasi bakışı kabullenen biri olarak diğer milletlere karşı kendimi neden üstün hissedeyim ki?? Ne alakası var?
kendini yönetilmeye layık bir asalak mı sanıyorsun? narsisist bireyin abartılı egosunun altında yatan şey tam da budur işte: iğdiş edilmiş öz saygı!

türk milliyetçiliğinin ırksal olmadığı da 80 yıllık koca bir yalan'dır...varlık vergisi'ni tezgahlayan rejim gayrı müslimleri niçin soyup soğana çevirmiş de türkleri kayırmış?

türklük tanımının egemen kodları: türk(etnik)/müslüman/sünni/beyaz/laik(çi)dir... bunlar tarihseldir... gelenektir...

tarihe, insana ve topluma bakışta böylesi bir kibir ve böbürlenme; hastalıklı büyüklük şehvetinin ardında siyasal gayeler yattığı kadar sosyo-psikolojik bir narsisist olgu da yatmaktadır. maalesef ki bu kültürel etkenlerin ve dahi geleneğin de katkısıyla toplumsal hastalık boyutuna ulaşmıştır.

Esas toplumsal hastalık boyutuna ulaşan milli kimlik ve yurttaş olma bilinci değil, cemaatleşme olgusudur. Toplumumuz giderek cemaatleşmektedir. Hastalık kısmı budur. Atatürk Türkiye'sini Nazi Almanya'sı ile karıştırmayalım. Kültürel etkenler ve geleneğin kattığı tek toplumsal hastalık dinciliktir.

aslında tam da modifiye bir nazizm'dir... 30'lar politikası ve 12 eylül süreci özellikle...

varlık vergisi, 6-7 eylül tezgahı(muhteşem bir özel harp planı olduğunu bizzat yetkililer söylemektedir)nın nazizm'den farkı yoktur... nazilerin alman ideolojisiyle türk tarih ve dil tezleri özsel olarak aynıdır örneğin.

ne var ki, nazizm büyük bir hezimete uğratılmış ve avrupa yeni bir ''nazi'' konseptini kaldıramıyacağı için bu perspektif modifiye edilir. fakat, kurumsal bazda türkçülük, yalana hiç gerek yok, gerçek anlamda etno-kültürel aidiyete vurgu yapar... ırak türkmenlerine tarihsel bağlar nedeniyle ''soydaşlar'' dedirten;buna karşın, türkiye azınlıklarına ''yabancı'' dedirten bürokratik ''dil sürçmesi'' tam da buna işaret eder! oysa, aynı kültür ve ortak tarihin bir parçası olması nedeniyle örneğin ırak kürdistanındaki kürtler'le de tarihsel bağlar vardır :)


M. Kemal barış yanlısı bir liderdi. Avrupadaki kanlı diktatörlere gülüp geçiyordu. Kimsenin toprağında gözü yoktu.
olsa ne olurdu ki? elinde o gücü var mıydı? :) kaldı ki o barış sever perspektif kendi topraklarında niye filizlenmemiş allasen? tayyip'in israil'e akıl vermesi gibi oluyor bu! şemdinli'yi görmezden gel; gazze'de adamlık öğret! yürrü be, kim tutar:)

TÜRK DEVLETİ'nin işlerini TÜRKLER'den başkalarına vermeyelim! TÜRK DEVLETİ işlerinin başına ÖZ TÜRKLER'den başkası geçmemelidir. Yeni TÜRK CUMHURİYETİ'nin DEVLET işlerinin başında mutlaka TÜRKLER bulunacaktır!

Ben bu sözlere tamamen katılıyorum. Kendi etnisitesine vurgu yapmayan devlet yoktur. Zaten burada vurgulanan TÜRK terimi bu ideali kabul eden, etnik kökeni ne olursa olsun bunu kabullenmiş kişileri tasvir eder. Burada bir ırk değil bir sözleşme bir ideal etrafında toplanan yeni bir ulus devlet yaratma çabası vardır.
az önce ırkçı değiliz diyordun :)

hangi idealmiş o? içinde demokrasi, hak ve özgürlüklerin ol(a)madığı bir ideal mi? bu safsatayı kabullenip 20 milyon türk olmayanın yaşadığı bir ülkede hala kendi etnisitesine vurgudan bahsediyorsunuz...

arkadaşım, milliyetçilik hastalıktır. nefret suçudur. yaygın kabul görmesi bu gerçeği değiştirmez. bir zamanlar kölelik de yaygındı; ancak, şu an kabul görmez. ırkçılığı hamaset ve modifiye edilmiş bir retorikle tekrardan üretmek onu kabul edilir kılmıyor. kaldıki yaşamak için ''demokrasi, özgürlük ve eşitlik'' gibi daha erdemli değerler varken niçin bu derece sorunlu ve hastalıklı safsatalarla uğraşıyorsunuz?

bu ülkenin türk olmayanlar tarafından da yönetilmesi; milliyetçilik ve etnik paranoyalardan arındırılması neden kötü bir şey olsun? şayet sizin yaşam tarzınıza, özgürlüğünüze halel gelmeyecekse isterse bir aborjin olsun ne olmuş?


Her topluluk her canlı grubu kendini savunur. Ben bir Türküm ve bu potansiyelime karşı bir saldırı gerçekleşirse karşılık vermeye hazırım. Gerçek dünyayı algılama sorunun olduğu ortada. Esas Freud'un işaret ettiği toplumdan ve gerçek yaşamdan yalıtılmış olanlar sizsiniz. Bir ütopik anarşistle konuşmanın faydası yok tabi. Sen beni sapkın dürtüleri olan bir kişi sanıyor olabilirsin ama hayatım boyunca tek bir canlıya dahi zarar vermemiş biriyim. Nedeni ne olursa olsun başka bir milletten bir insanı ne aşağıladım ne de hor gördüm.
demokrasi ve eşitlik ''saldırı'' mıdır? aşağıladığın müslümandan ne farkın var? onlar da kadınlarla eşitliği türlü ahlaki gerekçelerle reddediyor; çünkü, bir kadının özgür olması demek kadın üstünde egemenlik kuramaması anlamına geliyor.

senin bir kürtle eşit olman demek; senin türklüğünden vazgeçmeni değil, onun üstünde egemenlik kurmamanı varsayar. kurumsal sisteme ''etnik'' vurguları değil de vatandaşlık ve demokrasiyi işlersen ne zarar göreceksin? demokrasi ve eşitlik kime ne zarar vermiş? bana dünyada tek bir örnek ver?



İçgüdüsel sapkın dürtülerim, birileri kapıma çarpı atmaya başladığı zaman geçerli olacaktır. Benden bu kadarı. Kimseye çiçek uzatacak halim yok. Psikolojik tahlillerin, herhangi bir kaos ortamında sana kazma kürekle dalacak Kürtler ya da herhangi bir etnik unsura karşı baya işe yarayabilir :D

ırkçılık aynı zamanda paranoyak bir sapkınlıktır da... ırkçı bir şahıs, öteki üstündeki otorite, tahakküm ve nefretini meşrulaştırmak için sürekli gerçek dışı ''tehdit'' sanrıları üretmeye çalışır...

aslında bu tüm otoriter ve faşizan sistemlerle tahakkümcülerin ortak paydasıdır... örneğin emperyalist barbarlığın ''islamofobi''yi üretmesi gibi.ortadoğu ve kafkaslarda kendi nüfuz ve tahakkümlerini meşrulaştırmak adına ''islamofobi'' ve ''terörizm'' söylemi tezgahlanmıştır...

tıpkı israil'in filistin halkı ve ülkesi üstündeki işgallerini meşrulaştırmak için kullandığı gibi. zaten terör söyleminin amerikan yahudi ve silah lobileriyle bağlantılı dernek ve düşünce(!) kuruluşlarında üretilmesi de tesadüf değildir. imparatorluk aklı her yerde benzer çalışıyor :)

bir de kendi sanrılarını ve yeryüzünde olağanlaşmış ''barbarlık ve sapkınlığı'' normal sayıp beni ütopik bulana bakın... :) senin ''kimseye düşman değilim; zararım olmaz, karınca bile incitmem uleynnn'' safsatalarının yanında ben sahiden de insanları kimlikleriyle düşünmem. kendimi herkesle sahiden eşit gördüğüm için bu ülkenin sahibi yahut kimsenin efendisi olarak görmediğim gibi;insanların üstünde efendilik/sahiplik taslayanlara da ''birileri gelir de evine çarpı atar'' saçmalığı ve sanrılarıyla cevap vermem.

demokrasi ne zamandan beri ''çarpı atmak'' olmuştur?