PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sosyalizmin Temel Problemi


westergaard
17-04-2011, 01:59
İlk olarak şu tezi ortaya atıp tartışalım: Özgürlük ve eşitlik ters orantılıdır. Bir sistem ikisinden birinden feragat etmek zorundadır.

Bunu uygulamada görüyoruz. Amerika'da ifade özgürlüğü son raddededir. İnsanlar Amerika bayrağını yakma hakkına bile sahiptir. Devlet başkanlarını istedikleri gibi aşağılayıcı şekilde resmederler. İsa'ya istedikleri gibi hakaret ederler vs. Adil yargılanma hakları vardır. Polis bir Amerikan vatandaşına kötü muamelede bulunamaz. Yüzlerce parti vardır. Protesto hakkı en temel haklardandır. Amerika'da şehit cenazelerinde "Tanrıya hamdolsun ölü askerler için" diye protesto bile yapılması haktır (Bakınız: Westboro baptist church)

Ama SSCB gibi bir ülkede ifade hakkı son derece kısıtlıydı. Gizli polis seni takip eder, alıp götürüverir, ve yakınların hiçbirşey yapamaz. Adil yargılama yoktur, hapiste işkence vardır. İfadeler işkenceyle alınır. Yargısız infaz vardır. Basın özgür değildir ve tamamen devlet kontrolündedir. Özgür seçimler yoktur. Farklı partiler kurulmasına izin yoktur. Ülkeden özgürce ayrılma hakkı bile tanınmaz. Hatta ülke içinde bile pasaport sistemi uygulanmıştır. Devlet herkesin mesleğini seçer ve onu bir yere çalışması için atar. Kimsenin kendi tercih hakkı yoktur. Protesto hakkı yoktur. Kitap yazarak veya başka bir şekilde rejim eleştirilemez. Bugüne kadar kurulan hiçbir sosyalist ülke demokratik olamamıştır. Bir kölelik düzenidir. Keza Gorbaçov baskıyı biraz gevşetir gevşetmez halk sistemi büyük nefretle yıkmıştır.

Sosyalizm görüldüğü gibi sadece baskı ortamında mümkün olabiliyor. Bunun sebebi nedir?

Burdan ikinci tezime geliyorum: İnsanların göbek bağı birlikte kesilmemiştir. Biyolojik sebeplerden dolayı kimse aslında kendi ailesi dışında başka insanları gerçekten umursamaz. Ve kimse emeğinin semeresini başka insanlarla paylaşmak zorunda hissetmez kendini. Bu sadece devletin zorlaması ile mümkün olabilir.

İnsanları birbiriyle koca bir aileymiş gibi ortaklaşa yaşamaya ikna etmek imkansızdır. O yüzden sosyalizm doğası itibariyle bir baskı rejimi olmak zorundadır. İnsanlar zorlanarak ortaklaşa bir yaşam yaratılmaya çalışılır. Bu yapılmaya çalışırken insanlar işkence, terör ve beyin yıkama metotlarıyla eğitilmeye çalışılır. Tarih sosyalistlerin kendi insanına yaptığı zulümlerle doludur. Bakınız: Komunizmin Kara Kitabı (http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=35478&sa=79935221)

westergaard
17-04-2011, 02:15
Özgürlük ve eşitlik ters orantılıdır. Bir sistem ikisinden birinden feragat etmek zorundadır.


(Ekonomik) eşitlik ve (devletten) özgürlük, diye kavramlarımı daha belirgin yapayım.

ondrsmt
17-04-2011, 03:42
Ekonomik eşitlik diye bir şey olamaz, olmamalıdır. İnsan kendini herkesle eş tutacak kadar iyi değildir... Kimi çalışır çabalar, kimi vasat bir şekilde zaman geçirir bu ikisinin aynı maaşı almaları akıl kârı mıdır ? Devletten özgürlük tanımını biraz daha açarsanız o konu hakkında da yorum yapabilirim.

Sangre
17-04-2011, 04:26
Bir 'gri' alana da ihtiyacımız olabilir :) ; http://acikarsiv.atauni.edu.tr/browse/299/393.pdf

Jolly Jocker
17-04-2011, 05:03
İlk olarak şu tezi ortaya atıp tartışalım: Özgürlük ve eşitlik ters orantılıdır. Bir sistem ikisinden birinden feragat etmek zorundadır.
Tam aksine, özgürlük ve eşitlik doğru orantılıdır. Biri olmadan diğeri de olmaz. Özgürlük yoksa, baskı aygıtına sahip olanlar ile baskılananlar arasında eşitsizlik olur. Eşitlik olmadığında da özgürlük ayrıcalıklıların lüksü haline gelir. Kapitalizmin sunduğu özgürlük sadece parası olanlaradır. Aslında gelir seviyesi yüksek olanların da önemli kısmı özgür değildir. Kapitalist iş sürecinin müşteriyi her zaman haklı tutan zihniyeti bile çalışanların her gün köpek muamelesi görmesine sebep olmakta. Kapitalizm bir hiyerarşiler ağıdır. Devlet bürokrasisi, patronlar, yöneticiler, rütbeli askerler v.s...

Bunu uygulamada görüyoruz. Amerika'da ifade özgürlüğü son raddededir. İnsanlar Amerika bayrağını yakma hakkına bile sahiptir. Devlet başkanlarını istedikleri gibi aşağılayıcı şekilde resmederler. İsa'ya istedikleri gibi hakaret ederler vs. Adil yargılanma hakları vardır. Polis bir Amerikan vatandaşına kötü muamelede bulunamaz. Yüzlerce parti vardır. Protesto hakkı en temel haklardandır. Amerika'da şehit cenazelerinde "Tanrıya hamdolsun ölü askerler için" diye protesto bile yapılması haktır (Bakınız: Westboro baptist church)
Bu dediklerin tümüyle gerçek dışı. İfade özgürlüğü son raddede falan değildir. İsa'ya hakaret etmek de fazlasıyla döt ister. Polisin kötü muamelede bulunamaması masalını ise eziyet gören siyahlara sor en başta. Sınıf mücadelesi yükselip 'aşağıdakiler' iktidar ve özgürlüklerden pay istediklerinde yukarıda saydığın herşey rafa kaldırılır. Tatcher'in komünist avı ya da TC gibi yarı sömürge ülkelerdeki faşizmin solculara yönelik yargısız infazları, faili meçhulleri, suikastleri, kitle katliamları, kurdukları kontrgerilla örgütlerinin cinayetleri, darbeler v.s. hepsini sana hatırlatmam mı gerekiyor? Bu konuda asıl nokta şurası: Kapitalizm bu zulümleri yapmak zorunda. Demokrasi, özgürlük, insan hakları v.s.'yi sermayenin ihtiyaçlarına göre uygulamak ya da rafa kaldırmak zorunda. Sosyalizmin ise ille de bürokratik, baskıcı v.s. olması gerekmiyor. Bambaşka türde sosyalizmler de uygulanabilir.

Sosyalizm görüldüğü gibi sadece baskı ortamında mümkün olabiliyor. Bunun sebebi nedir?
Emekçiler bilinçlenip daha fazla erklenmek istediklerinde kapitalizm sadece baskı ortamında mümkün olmaktadır. Senin sosyalizm olarak gördüğün devletlerin içinden ise sadece SSCB ve Küba sosyalizme yaklaşmıştır. Kamboçya, Vietnam, Kore ve Doğu Avrupa ülkeleri ''halk iktidarları'' olup sosyalizmle ilgileri yoktur. Bunlar SSCB'nin kendini emperyalizm karşısında güvene alabilmek için uydu gibi kullandığı memleketler olmuştur. ''Sosyalist olamıyorlar bari bağımsızlıkçı olup kapitalist olmayan yoldan(''3. yol'') gelişsinler, kalkınsınlar ve emperyalizme hizmet etmesinler'' düşüncesi olarak özetlenebilir. SSCB ve Küba ise sosyalizme yaklaşıp pek çok kazanım elde etse bile ciddi hatalara da sahip olan, üretenlerin değil kendine öncü sıfatı veren bürokratların yönettiği, bürokratik devletlerdi. Sosyalist değil ''sosyalizan'' olarak görmek daha doğru olur. Sadece SSCB devrimin başlarında çok kısa süre sosyalizm olarak görülebilecek bir süreç yaşamıştır. Chavez de sosyalizan olarak değerlendirilmeli. Şahsen bugün ciddiye alıp desteklediğim ve hakikaten sosyalizm girişimi olarak gördüğüm tek hareket Zapatistalar.

Burdan ikinci tezime geliyorum: İnsanların göbek bağı birlikte kesilmemiştir. Biyolojik sebeplerden dolayı kimse aslında kendi ailesi dışında başka insanları gerçekten umursamaz. Ve kimse emeğinin semeresini başka insanlarla paylaşmak zorunda hissetmez kendini. Bu sadece devletin zorlaması ile mümkün olabilir.
Birincisi, insanlar arasındaki eşitsizliği biyolojik bir kökenle gerekçelendirip meşrulaştırmak istemen faşistlerin zihniyetiyle aynı kapıya çıkmakta.
İkincisi, insanların çoğunun kendi ailesi dışında kimseyi düşünmez görünmesi, içinde yaşatıldıkları düzende ayakta kalabilmek için mecbur kaldıkları bir tavırdır. Daha insani ve rekabet değil dayanışma temelli bir sistemde insanlar birbirlerini çok daha fazla düşünecektir.
Üçüncüsü, sosyalizmi savunmak için tüm insanların iyilik meleği kıvamına gelmesi fikrini savunmak gerekmez. ''Bencillerin birbirini yememesi için aralarında eşitlik sağlanmalıdır, aksi halde toplum savaş alanına dönebilir'' argümanı üzerinden de komünizme ulaşabilirsin.
Dördüncüsü, kendinden başka kimseyi düşünmeyen bir insan profili sadece senin gibi liberaller için geçerlidir. Kapitalist sistemi meşrulaştırmak için insan doğasına küfrediyor, insanın aslında bencil ve pislik birşey olduğunu iddia ediyorsun. Liberallerin kötü bir huyu vardır, kendi karakterlerini tüm insanlığa genellerler. :)

Emeğinin karşılığını bir başkasına yedirmek, yani emek sömürüsü, bundan doğan azınlık iktidarı, ancak ve ancak devletin baskıcı gücüyle varolabilir bu konuda haklısın. :) Tam da bu yüzden özel mülkiyetin ve sömürücü sınıfların olduğu her yerde bir şiddet tekeli olarak devlet aygıtına da ihtiyaç duyulmuştur. Zira günümüzdeki gibi bir gelir uçurumu karşısında yoksulluk sınırının altında yaşamak zoruda kalan milyonlarca insanı dizginlemek için burjuvazinin güçlü kolluk kuvvetlerine sahip bir devlete gereksinimi vardır. Devlet boyunduruğundan çıkış ancak ezilenleri erklenmeye teşvik etmek ve bir devrimle devleti yerle bir etmekle gerçekleşebilir.

İnsanları birbiriyle koca bir aileymiş gibi ortaklaşa yaşamaya ikna etmek imkansızdır. O yüzden sosyalizm doğası itibariyle bir baskı rejimi olmak zorundadır.
Birincisi, baskı rejimleri de toplum ikna edilmeden kurulamaz, kurulsa da çok kısa süre yaşayabilir.
İkincisi, insanları ortaklaşacılık ve dayanışmaya ikna edecek olan bizzat kapitalizmdir. Kapitalizmin onlara verdiği acı, sömürü, onların üzerinde kurduğu iktidar ve denetim, kapitalist iş sürecinin onları içine soktuğu yıkıcı rekabet ve stres, kendilerine ayıracak boş zamanlarının günden güne azalması, işsizlik tehdidinin başlarının üzerinde sallanması, üç kuruş para kazanmak için bilmemkaç yıl okuyup sınavdan sınava koşturulmaları insanları birbirleriyle dayanışmaya ve bu düzeni yıkıp eşitlikçi-özgürlükçü bir hayatı kurmaya ikna edecektir. Devrimciler bu süreçte sadece yol gösteren, en önden giden, gerektiğinde de kendini feda eden insanlar olacak.

ondrsmt
17-04-2011, 10:13
Freddie,

Kapitalizmin sunduğu özgürlük sadece parası olanlaradır. Aslında gelir seviyesi yüksek olanların da önemli kısmı özgür değildir.

Kapitalizm evet sadece parası olanlara özgürlük tanır doğru. Ama Kapitalizm'de burjuva sınıfı tüm özgürlüklere sahiptir. Bir işçinin sahip olamayacağı hayaller, burjuvanın önemsiz hamleleridir...


Daha insani ve rekabet değil dayanışma temelli bir sistemde insanlar birbirlerini çok daha fazla düşünecektir.

Dünyada bu saydıklarını uygulayabilecek insanlara sahip bir ortam yok maalesef. Örnek olarak 200 nüfuslü bir köyde bu sistemi uygulamaya kalkarsak arada 15 - 20 kendini zeki sanan insan çıkacaktır. Bu sistemi bir şehirde uygulamaya kalkarsak sistem tahminimce 6 hafta dayanır ve sosyalizm kendini anarşizm ve faşizme bırakır. Sistem çöker...



Zira günümüzdeki gibi bir gelir uçurumu karşısında yoksulluk sınırının altında yaşamak zoruda kalan milyonlarca insanı dizginlemek için burjuvazinin güçlü kolluk kuvvetlerine sahip bir devlete gereksinimi vardır. Devlet boyunduruğundan çıkış ancak ezilenleri erklenmeye teşvik etmek ve bir devrimle devleti yerle bir etmekle gerçekleşebilir.

Maalesef bugünkü devlet oy bankası olarak görmese naziler gibi sobalarda yakacak... Bir devrim gereklidir doğru. Ama bu devrime bir lider de gereklidir ve Türkiye'de kendini lider sananların sayısı gün geçtikçe artmakta...

spartacus
17-04-2011, 13:35
Bu tarz tartışma anlayışında detaya girmek, ciddiye almak vakit kaybıdır. Aynı düzeyden basit ve kaba bir biçimde şöylede gidilebilir(aşağıdaki üslup tercih etmediğim bir tarzdır fakat başlık ve açılımı düzeyiyle uyumludur, bu minvalde gidersek kapitalizmin yatacak yeri kalmayacaktır, bunuda göreceğiz... );

Örneğin SSCB ilk kuruluşunda bakın kapitalistler ne yapmış, çarlığın yanında yer almak ve devrilen çarlığı ayağa kaldırmak için(yani karşı-devrimci kapitalistler)

İşte Rusya ve çarlığın indirilmesine karşı kapitalistlerin açtığı işgal savaşı... (http://tr.wikipedia.org/wiki/Rus_%C4%B0%C3%A7_Sava%C5%9F%C4%B1) Aşağıdaki liste devrime karşı savaşanların listesi! (çarlık Rusyası ve onunla birlşip savaşanlar, hep sosyalistler kötü değil mi...)

Çarlık Rusyası (http://tr.wikipedia.org/wiki/Rusya_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu)
Beyaz Ordu (http://tr.wikipedia.org/wiki/Beyaz_Ordu)
Beyaz Kosaklar (http://tr.wikipedia.org/wiki/Kazaklar_%28Slav%29)
Rus Gönüllüler (http://tr.wikipedia.org/wiki/Beyaz_Ordu)
Rus Milisler (http://tr.wikipedia.org/wiki/Beyaz_Ordu)
İtilaf Devletleri (üstdekilerle birlik olup saldıran işgalciler)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/1/1a/US_flag_48_stars.svg/22px-US_flag_48_stars.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:US_flag_48_stars.svg) ABD (http://tr.wikipedia.org/wiki/Amerika_Birle%C5%9Fik_Devletleri)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/ae/Flag_of_the_United_Kingdom.svg/22px-Flag_of_the_United_Kingdom.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Flag_of_the_United_Kingdom.svg) Büyük Britanya (http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BCy%C3%BCk_Britanya)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/7/79/Merchant_flag_of_Japan_%281870%29.svg/22px-Merchant_flag_of_Japan_%281870%29.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Merchant_flag_of_Japan_%281870%29.svg) Japonya (http://tr.wikipedia.org/wiki/Japon_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/0/01/Kingdom_of_Greece_Flag.svg/22px-Kingdom_of_Greece_Flag.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Kingdom_of_Greece_Flag.svg) Yunanistan Krallığı (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yunanistan_Krall%C4%B1%C4%9F%C4%B1)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/e/e7/Flag_of_the_Kingdom_of_Yugoslavia.svg/22px-Flag_of_the_Kingdom_of_Yugoslavia.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Flag_of_the_Kingdom_of_Yugoslavia.svg) Sırbistan (http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C4%B1rbistan)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/2/2d/Flag_of_Czechoslovakia.svg/22px-Flag_of_Czechoslovakia.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Flag_of_Czechoslovakia.svg) Çekoslovak Lejyonu (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ekoslovak_Lejyonu)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/bf/Flag_of_Romania.png/22px-Flag_of_Romania.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Flag_of_Romania.png) Romanya (http://tr.wikipedia.org/wiki/Romanya_Krall%C4%B1%C4%9F%C4%B1)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/c3/Flag_of_France.svg/22px-Flag_of_France.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Flag_of_France.svg) Fransa (http://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/8/8f/Flag_of_Estonia.svg/22px-Flag_of_Estonia.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Flag_of_Estonia.svg) Estonya (http://tr.wikipedia.org/wiki/Estonya)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/8/84/Flag_of_Latvia.svg/22px-Flag_of_Latvia.svg.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Flag_of_Latvia.svg) Letonya (http://tr.wikipedia.org/wiki/Letonya)
Litvanya (http://tr.wikipedia.org/wiki/Litvanya)
Polonya (http://tr.wikipedia.org/wiki/Polonya)


Yine aynı tabloları, Kore, Çin, Hindistan, Vietnam, Afrika için görülebilir, -ki westergaard'ın liberal olduğunu düşünmüyorum, sıradan klasik(2.Dünya savaşından kalma pentagon yaklaşımı) kapitalist, dincilerle aynı platformda yeşil kuşakçı militan- yeterki tarihi işine geldiği gibi başlatıp, işine geldiği gibi evir. (Özgürlükçü liberalleri kesinlikle ayrı tutuyorum. Bir çok konuda hem fikir olabiliyorum onlarla).

Kore, Hindistan örneğin bu ve buna benzer ülkeler yüz-ikiyüz yıla yakın bir süreçde kapitalizmle yönetildi, toplum %99 köle idi. Zincirlere bağladıkları Köleleri köle ticaretine sunuyorlardı, kıtalar ötesi taşıyor, satıyor, öldürüyor, işkence ediyorlardı, kadınları fahişe pazarlarında satıyorlardı ve bireyden değil toplumdan, halklardan bahsediyoruz. Çinhindi şanslıydı, bir Afrika olamadı, çünkü direndi, savaşdı, Saygon zindanlarında kireçlerde çürütüldü, bağırsakları deşildi ama yine de savaştı(şimdi işte savaştılar, insan öldürdüler diye suçlanıyorlar, riyakarlığın bu kadarı, mide ister). Örneğin Küba'da Çinlilerin varlığı Küba'nında kapitalizm tarafından köleleştirilmesinden dolayıdır. Kapitalizm özünde budur, servet sahibi azınlığın insan, çoğunluğun ise köle görüldüğü, ne gazetesi, ne okulu, ne haberi, ne özgürlüğü neyden bahsediyorsunuz siz? Geniş bir köle toplumu. Kapitalizm tam 100-200 yıl bunu yaratmak için çalıştı ve başardıda. Köle cezalandırma biçimleri, tırnak sökmek, diş kırmak, içi çivi dolu fıçı ile yuvarlamak, içine köpek konmuş çuvalda dövülmek, kazığa oturtmak, diri diri yakmak........................ Bu cezalar neye göre biliyor musunuz? Emre itaatsizlik ya da insan olduğunu hatırlamak.....
Cezasıda bu kadar demokratikti. Kapitalimzin demokrasisi bundan ibarettir. Bu günki göreceli demokrasi ortamı kapitalizme ait değildir, bu westergaard gibi düşünmeyen özgürlükçü liberallerin ve hatrı sayılır liderliği olan sosyal demokrasi(sosyalizmin), ikinci kutupun iyi ya da kötü varlığı, yüz yıllık mücadelesiyle elde edilmiştir. Kapitalizm açısından bunlar birer ödündür ve bilse ki bu ödünlerden vazgeçtiğinde bu sonunu hazırlayan bir şey olmayacak, yine 200 yıl önceye dönmek için can atacaktır. Kapitalizm ise dünya siyasetinde 50 yıldır görüldüğü gibi her zaman gericilikle birleşmiş ve Rusya'da çar devrildikten sonra sürdürdüğü strateji ve taktiği sürdürmeye devam etmiştir(örn:Afganistan, örneğin yeşil Kuşak vs). Şu faşizmin talanından geçmiş, baskıcılığı bir alternatif olarak seçmek zorunda kalmış ülkelerdeki Fişlenmeden mi bahsettiniz, siz şu an fişlenmemiş olduğunuzu mu sanıyorsunuz?....

Sen dünyayı 150 yıl bir fiil köleleştir, bırak demokrasiyi o da neymiş, ne insanı, insan diye bir şeymi varmış(hepsi köle, öküz, labaratuvar faresi) diye tüm kıtaları işgal et, uzun bir dönem köleliği ve diktatörlüğü kur, toplumların eli armut toplamayınca, söke, söke insan hakları ve bazı özgürlüklerini kazansın, bu dönsün dolaşsın kapitalizmin lütfu olsun öylemi? Köleler özgürlüğü için savaşınca adam öldürdü diye veryansın edesin(zaten böyle kazanıldı bazı özgürlükler). sırf Çinhindinde kölelik ticaretinde yıllık ölüm oranı 100-200.000 lerle ifade edilsin ama suçlu özgürlüğü ve bağımsızlığı için mücadele eden halklar olsun, git tepesine atom bombası indir, ama sen masum ol onlar suçlu öyle mi? Utanmadan Sömürge bakanlıkları diye de bakanlıklar kur.....

Saddam'ı yıllarca besle eğit, oralara gelmesi için çabala, silah bombası haline getir, iranla savaşında açıktan destekle, sonra petrol riske düşünce, yalanlar uydurup, ülkeye bomba yağdır milyon insanı öldür öyle mi? halklarıda içindeki cahilleride kendi silahı ile vur,,,,, demokrasi için yapıyorum diye kandır, alıklarda inansın. Böyle tek taraflı bir tarih anlayışı vardır kapitalistlerin. Kapitalizmin gerçek yüzünü yaşamış bu toplumlar kapitalizmi iyi biliyorlardı, kapitalizm demek kölelik, zorla satılma, fahişe yapılmak, işkence, ölüm, hiç bir hakkın olmaması, sömürü ve sömürge demekti ve farklı alternatifler kurmak istiyorlar ve bunlarda halk cumhuriyetleri olarak kuruluyor. Sosyalist değiller, kapitalistde değiller, böyle iki ara bir derede kalmış rejim, hatda ulusal devletler(yani kapitalist tipde devlettir). Kaldı ki 100 yıl köleleştirilmiş bir toplumdan akademik bir bilinç bekleyip, aşağılamak, küçük görmekde yine kapitalist zihniyetlerin işidir. Bu zihniyettekiler hem suçludurlar, hemde güçlü. Sen toplumu köleleştir ondan sonrada hahahahah ,yav daha yönetmek nedir onu bile bilmiyorlar de... Sosyalizmide bilmiyorlardı, bir alterntif bir sempati, bir sosyalizasyon(toplumsallık) olarak görüyorlardı, yani temelde değil bünyede ancak biçimsel bir sosyalizasyon, bir tepedenlik olarak aldılar(bürokrasinin nedenlerinden birisi budur). Ne hikmetse kapitalizm buna bile razı değildi, köle toplumların direnişiyle kazandığı özgürlük ve bağımsızlık alanı kapitalistler için büyük bir yıkım oldu, o ülkeleri tekrar, tekrar aynen eskisi gibi işgal ettiler, bomba yağdırdılar. Oralardaki bürokrasinin yurtsavunusu üzerinden kutsallaşmasının birincil nedeni oldular, ama hak yememek lazım, o bürokrasi kapitalistlerin tekrar eskiye döndürmesine de(köle toplumu yaratmasına), işgalde başarılı olmasına da olanak vermedi. İnsanlar, annelerini fahişe pazarlarında satacak kapitalistlere geçit vermediler, bu konuda da taktir etmek gerekir(kapitalizmin Asya'yıda Afrikalaştırmasının önüne geçildi). Yani bu durum gösterdi ki kölelikten kurtulmanız kurtuluş değildir, kapitalizmden tamamen kurtulmak hiç kolay değildir, neredeyse imkansızdır. Kapitalizmin 50 yıl önce girdiği ve işgal ettiği her ülke, dün köle toplumu, bir köle deposu haline getirdiği ülkedir. Yenilgiyi sindiremeyen, köleleştirdiği coğrafyaları kaybeden kapitalistler, yine toplumları öldürme yolunu seçtiler. Hem de bakın onlar bize karşı savaşıyor, onlar vahşi diye diye!!!!
(Kızılderililere yaptıkları gibi). Oysa eskiden ne kadar güzeldi, hepsi köle iken, sesleri çıkmazdı, savaşmazlar, adam da öldürmezlerdi, sadece ölürlerdi! kapitalistler öldürünce vahşi olmazdı, çünkü öldürülenler köle idi? Kapitalizm milyonları öldürünce, nasılsa insandan sayılmıyorlardı diye aman sende diyebilirsiniz, insan azmanları sizi!

İnsanlıkdan yana olmak kapitalizmden yana olmamak demektir, gördüğümüz 300 yıl bize bunu öğretti. Kapitalizm küçük bir azınlığın geniş halk kitleleri üzerindeki egemenliği, bir diktatörlüğüdür. Bu gün insan hakları, özgürlük, eşitlik gibi kavramlar kapitalizmin doğasından gelmemektedir, bunlar sonradan acılı pratik ve acılı mücadelelerle kazanılmıştır. Yani kazanılmıştır, bir kazanımdır bunlar. Dünyada örnek vereceğiniz ülkelerin tarihi, sosyal demokrasinin, sosyalizmin, özgürlükçü liberallerin hatrı sayılır verdiği mücadelelerin tarihidir. Gökten zembille inen hiç bir özgürlük yoktur.

Kapitalizm atom bombasıdır, hatda vay efendim neden Nagazakiye atıldı bu bomba, Kyoto'ya atılacaktı diye birbirine girmişler, neden daha az insan öldü diye üzüntü duymuşlardır.

kapitalizm kölelik, yıkım demektir, savaş demektir, haksızlık demektir, sahte politka demektir, azınlığın cenneti, çoğunluğun cehennemidir, ölümdür, yıkımdır, az biraz yakanızı kurtarsanız, paçanızdan çekip tepe üstü düşmenize yol açar, sonra da bakın zayıftı yıkıldı diye kendini haklı çıkartır, kişiliksizdir, iki yüzlüdür, yalancıdır, insanlığın düşmanıdır....

spartacus
19-04-2011, 17:46
Yazıda şöyle bir düzine işgalci devlet ismi verdim... Rusya'da devrim olur olmaz, bu ülkeler başta ABD ve Fransa ve Japonya vb olmak üzere Rusya'yı istilaya girişmişlerdir.

Zaten o dönemler bölgede geniş topraklara yayılmış, kapitalizm için henüz arşınlanmamış, talan edilmemiş 2 ülkeden biriside; Rusya idi. Bir taneside Osmanlı. Bu gün işgalcilere karşı söz söylemek yerine kurtuluş savaşını küçümseyen(günümüz kapitalist kimliği gereği), -sanki bu günün koşulları o gün varmışcasına- aşağılayanlar Rusya'ya olan bakış açılarını Anadolu içinde egemen kılmaya çalışmaktadırlar.

Rusya da çarlık dönemi toplumsal yaşamı iyi araştırmak gerekir(örneğin her ailede çocuk ölüm oranı neredeyse yarı yarıya hatda üzerindedir, her aile evlat acısını yaşamaktadır). Halk nasıl yaşıyormuş bakmak gerekir(devrilen çarlığı geri ayakları üstüne dikmek ve kendi hegomanyasını kurmak isteyen önceki yazıda verdiğim ülke isimlerini de iyi akılda tutmak gerekiyor.). Tüm bunlara baktıktan sonra, dünyadaki yönetim mekanizmanlarının nasıl işlediğine de bakmak gerekir. Örneğin İngiltere ve Almanya'dan milyon kişi neden göç etmiştir?

Bu günden bakınca bütün Amerika kıtasını soykırımdan geçiren tarih ABD'nin tarihidir. Bu, dünya üzerinde kapitalist yayılma ve sömürünün çıkışıyla, tüm kıtaların 200 yıla yakın talandan geçirilmesinin tarihidir(hala paylaşamıyorlar, it dövüşü devam ediyor.). Kapitalizmin tarihi insanlığın tarihinin en geniş, en kapsamlı ve en acımasız yağma tarihidir. İnsanlığın kendisine ve tabiata yabancılaşmasının da tarihidir. İnsanlık bunu gördü ve yaşadı...

Yalan tarihler yazmakla, ya da yalan söylemlere inanmakla kimse bir yere varamıyor.

Bu gün ABD'nin istihbarat da dahil tüm arşivleri açılsa nasıl bir tablo ile karşılaşılacağını düşünemiyorum bile. Muhtemel bir çok insan, şaşı bakar hale gelecektir.

Örneğin Fransız arşivleri sayesinde 18-20. yüzyıl arasında dünya insanlığının resmi olarak nasıl köleleştirildiğine tanık olunmuştur...

Sosyalizm o zaman nasıl ise bu günde aynı öneme sahiptir.

Bu çalışma (http://www.nadirkitap.com/nicin-sosyalizm-sosyalizm-ve-demokrasi-prof-albert-einstein-prof-harold-j-kitap1031984.html) ve Bir Tane makale var, (http://kozmikbeyin.wordpress.com/2010/10/21/neden-sosyalizm-albert-einstein/)

Sosyalizm'i Stalin için savunmuyor kimse, fakat Sosyalizmin tarihinide Pentagon gözüyle bakanlar, pentagon tarihiyle inananlar bildiklerini sanıyorlar. Oysa daha içinde yaşadıkları sistemi bilmiyorlar, tek bildikleri hambugır ve kola kültürü, yeşil kuşak kapitalizmi ve yeşil kuşak sosyalizmi.... Yediğin önünde, yemediğin ardında, her şeye boş veren, ama kendi benliği ve egosunu ise aşırı önemseyen bir kendimci yaklaşım... Çok şey söyleyip somut hiç bir şey söyleyemeyen, bir güzel söz söyleme sanatı ve kanki sohbetleri...

Liberal bir yöntem vardır; her şeyi kendisine göre önemlileştirip-önemsizleştirir, bu gün a dediğine yarın z dedirten bir omurgasızlığa sahiptir. Açıkca tiksindiğim bir yöntemdir diyebilirim. Bu yöntem her şeyi önemsizleştirir, her türlü önemsizleştirmeyi ve boşa maval okumayı o kadar rahat yapar ki, hiç bir şey bilmiyorsanız kolayca aldanırsınız, objektifliğe düşmandır, kendi öznelliğine dayanır. Örneğin YDD(Yeni Dünya Düzeni) kurulmuştu, 1990 dan sonra artık Dünya da savaşların bittiğini ilan etmişlerdi... Artık geçmiş dünyanın tüm sorunlarından kurtulunuyordu!? 10 Yıl idare etti bu dozaj, hatrı sayılır bilinçli bir çevrede anafora yol açtı...

Sonra ne oldu, sonra Terör adı altında bir endişe ve korku toplumu yaratıldı, bir çok terör örgütlenmesinin altından ise yine Şef(ABD,İngiltere vb) ülkeler çıktı. Hala ülkelerin iç işlerine bomba yağrılabiliniyor (http://www.ustad.org.tr/Fransa-Fildisi-Sahiline-saldirdi-haberi-42/), kukla rejimler ya da kukla yönetimler oluşturulmaya çalışılıyor ya da terör örgütü diye paravan örgütler finanse edilebiliyor, istikrarsızlık ve iç savaşlar için eğitilip silahlandırılabiliyor(bakın Türkiye'de öldürülen TİP'li gençlerin katilleri nerede ve kimden eğitim almışlar?!!)..

Kapitalizmde muhalefetin özgür olduğu söylemi gerçeği hiç bir zaman yansıtmadı, yansıtmıyor. Zaten demokrasiden tutunda özgürlüklere kadar her şeyin tek ölçüsü paradır ve para ile belirlenir. Bu tehlikeye düştüğü an kapitalizmin ne olduğu bir dolu tarihsel örnekle ortadadır(örn: ABD tarafından terörize edilen Endenozya, Şili vb). Buraya sayfalar dolusu örnek yazılabilir ve yine aynı yöntemle karşılaşırız, dünyada her sorunu "serbest piyasa" ile çözme tutumu... Elma, armut, ama ne deseniz serbest piyasa çözecektir denir, bu günün de modası bu oldu.. Örneğin Fransa, Fildişi sahiline saldırmış, e tamam işte serbest piyasa ekonomisi çözer her şeyi...(daha ABD'yi çözememiş)

ABD de bu gün her 5 kişiden 1 si suçlu, kadınlar ise (öğrencilerin) yine aynı oranla cinsel istismar kurbanı... (http://www.ustad.org.tr/ABDnin-Kotu-insan-Haklari-Raporu-haberi-52/)(Serbest Piyasa çözeeeeeer, denecektir değil mi?: )

üst başlıktır, alt başlıktır, yan başlıktır herneyse, yazılacak o kadar çok şey var ki, her birisi için detaya girmek neredeyse imkansız...

Bir soruyu önceki yazıya göre cevaplayayım.. Şu baskı meselesini...

Örneğin SSCB'yi ele alalım...

Çarlık devrildikten sonra sosyalistler devrimi barışçıl biçimde ilerletme taraftarıdır. En başta bu Lenin şahsında açığa çıkmaktadır (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1044733&Date=19.04.2011&CategoryID=40). Devrim sonrası bir çok iç savaşın affedildiği bir dönem oluyor. Kimse ABD,Fransa ve Japonya gibi ülkelerin Rusyayı istila edeceğini düşünmüyor. Heleki çarlık rejiminin bu kadar güçlü ve finanse edilmiş bir biçimde devrim karşısında o denli güçlü bir savaş çıkartacağınıda düşünmüyor. Düzenli bir ordudan değil bahsetmek, düzenli bir ordunun olmaması gerektiği ifade ediliyor.. Yani daha baştan ordu kurmak gibi bir düşünce dahi yok. Çünkü düzenli ordunun varlığı sosyalist demokrasi ise çelişiktir, böyle bir ordu sosyalist demokrasinin ihtiyacından doğmaz, doğmadığı gibi olumlanmaz da. Yönetim tamamen sovyet ve halk konseylerine dayalı, altdan-üste seçimle öngörülmüş, katılımcı demokrasiye dayalıdır. Kapitalizmde azınlığın, çoğunluk üzerinde ki değil, sosyalizm çoğunluğa dayalı demokrasiyi benimser(herkes demokrasiden faydalanabilir). Herkes hayatın her alanında katılır ve bilhassa kapitalizmde en önemli, fakat demokratik olmayan üretim alanlarınıda içine alır.

Kapitalizmde örneğin üretim alanlarında demokrasiden bahsedilemez. Bu Hanım'ın çiftliği gibi bir yaşam biçimidir. Şansınıza nasıl birisi düşerse, ya despotik bir ortamda sömürülür, ya diktatörce bir ortamda sömürülür ya da canım, cicim diye 3 kuruşa sömürülürsünüz. Fakat hiç birisinde de demokratik bir katılıma sahip olamazsınız. Üretim alanı ise toplumun kalbidir. İnsanlar hayatının büyük çoğunluğunu hatda uykuyu çıkalım neredeyse tümünü çalışma alanına bağlı ve endeksli geçirirler(yani toplumsal olarak anti-demokratik bir hayat sürerler) Hükümetde hangi partinin söz sahibi olacağı adına oy atmak, demokrasi değildir. İster 100 parti olmuş, isterse 3 parti olmuş, demokrasinin ölçütü bu değildir, olamaz da. Kaldı ki o bile demokratik işletilmemekte, fırsat eşitliğine dayanmamakda, bir çok engele, baraja, paraya göre siyasete tabi kılınmaktadır.(örneğin bilmem kaç üyeniz yoksa seçime giremezsiniz, örneğin bilmem kaç ilde teşkilat oluşturmadıysanız giremezsiniz, bilmem şu kadar imza toplamadıysanız giremezsiniz.... diye gider. Ya paranız yoksa? Kendiniz okur, kendiniz dinlersiniz.. Heleki medya..... Kolay satın alınacak bir güçde değildir.... İşte demokrasi.)

Sosyalist demokrasi, evet particiliğe dayalı olarak çıkmamıştır, fakat hayatın her alanında tüm toplumu kapsayan bir biçimde bireylerin, kendi temsilcilerini kendilerinin seçtiği, belirlediği, gidip medyaları satın almayı gerektirmeyecek kadar hayatın içinde ve doğal bir demokratik yapıya sahiptir. Seçen ile seçilen arasında hiyerarşik bir fark oluşmadığı gibi, seçilenlerde, seçenler gibi aynı alana, atmosfere aittirler ve seçenler gerektiğinde seçtiklerini geri alabildikleri gibi, hesapda sorabilirler(bir işletme-okul vs yönetiminin seçilmesi nasılsa, ülke yönetimide bu seçimlerle ilerleyerek merkezileşir ve tabi kılınır.). Seçenler, seçilene değil, seçilenlerin seçene tabi olduğu bir sistemdir(yani kapitalist demokrasinin tam tersi). Seçe, seçile en altdan en üste kadar giden bir süreçtir... Bu katılımcı demokrasidir, yani işin özü gerçek demokrasidir... Sakarya'da yaşayıp, çek senet kırdırıp, dolandırıcılık yapıp, hakkında bir dolu dosya açılanın, dolandırıcının, parayı basıp milletvekili olması garantili bir başka ilden aday olması gibi bir şey değildir.... Seçenler, seçilenlerle aynı alandadadırlar, yani birlikte nefes alıp verirler...(sovyetler, konseyler vs)

Kabaca Sovyetlerin ilk kuruluşunda hayata geçirilmek istenen yönetim tarzı bu biçimledir, yani sosyalisttir.

Ne var ki, o ilk devlet deneyimiydi(Paris Komünü vb komünler ise devlet kuramadılar, kanla bastırıldılar) ve kapitalist-emperyalizmin nasıl bir tavır alacağı heleki istila düzeyinde bir tavır alacağı bilinmiyordu. Tüm süreç ve planlar suya düştü, düzenli ordu kurmaya karşı iken kurmak zorunda kalındı(nedeni yine emperyalist-kapitalizmdir). Ülkede çıkan ve emperyalistlerce sürekli finanse edilen iç savaş, etkili ve uzun sürdü. Bir çok kovuşturmaya konu olacak faaliyetler yürütülmek zorunda kalındı(ki o dönem affedici davranılmıştır.) Bir savaşın yıkımından sonra ikinci bir savaş-yıkım üzerine sosyalizm inşa edilmeye çalışıldı. Lenin ise uğradığı bir suikastden ağır yaralı kurtulmuştu ve ömrü buna bağlı olarak kısa sürdü. Ölümünde dahi sosyalist demokraside ısrar etmiş ve devrimin barışçıl yoldan gelişimi sorumluluğunu taşımıştır(vasiyeti). (http://tr.wikipedia.org/wiki/Lenin%27in_Vasiyeti)

Böyle yeni kurulmaya çalışılan bir ülkeye 12 ülke ve iç savaş ordularıyla girilmesi koşullarında, ne yapmasını bekliyorsunuz? Çıkıp işgalcilere gül mü dağıtmalıydı, ya da sosyalizmi ne kadar sürede başarabilirdi? Size garip gelebilir belki, o koşullarda dahi sovyetlerde ki demokrasi, diğer ülkelerden daha ileri bir demokrasiyi temsil ediyordu. Sovyetler ve konseyleri ile... Sırf devrim sonrası istila ve iç savaşda milyonun üzerinde sosyalist, bolşevik hayatını kaybetmiştir. Rusya halkıda diğerleri kadar henüz aydınlanmış ve bilinçli değillerdi(çarlık rusyasının tebalaştırdığı ve bilinçsiz kıldığı, akademik bilinçden yoksun bir toplum), o savaşlar Rusya halkının bilincinide, aydınlarını da öldürdü...

Bu resimde dar ağaçlarındakiler Bolşeviklerdir (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:CWRArticleImage.jpg)(o toplumun bilincidir.), Çek Lejyonları ise silahlandıran ABD'dir... Bu gün her taşın altından çıkan8El kaide, Taliban'a kadar), savaşların kara lekesi o zamanda iş başındadır...

Ya da burada yatanlar, lejyonlarca ödürülen Bolşeviklerdir;

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/9/9b/Bolshveki_killed_at_Vladavostak.jpg/250px-Bolshveki_killed_at_Vladavostak.jpg

Stalin sonrası ise Sovyetlerde öncelik, süreklilik kazandırlan iç savaşla, dış müdahaleye karşı dirençli olabilmek çabasıyla biçimlenmiştir. Sosyalizmin sembollere indirgenmesi ve sembolleştirilmesi, düzenli ordunun ve bürokrasinin varlığı, baskı ve buna benzer yaşananlar bu temel üzerinden gelişmiştir. Sosyalizm fırsat eşitliği bulamadığı gibi, gelişimi açısından rahat da bırakılmamıştır.

SSCB ye ne yapıldı ise, nasıl ki daha ilk günden istilaya uğratıldı ise; nerede bir ülke halkı bilinçlenip, kaderine el koymak istemiştir, aynısı yapılmıştır. Karşısında kapitalizmi, emperyalizmin postallarını bulmuştur-bulmaktadır. Emperyalizm aklınıza gelecek her türlü harp yöntemi ile iş götürüyor. Psikolojik Harp'den, teröre, terörden, alıklaştırıcı medyaya, gerçeğe dayanmayan maniplasyona, hatrı sayılır kalemleri susturmaktan onları satın alamaya, medya yönlendiriciliğinden, askeri şantaja, ambargodan, iç karışıklık çıkartmaya, faşizmden, darbelere kadar geniş bir strateji-taktiğe sahiptir. Örnek mi, Başkanlık sistemi(yani orada bile Modeli ABD belirledi) ile yönetilen Endonezya tarihi verilebilir... Sosyalizm nasıl bastırılıyor? Görünürde gülücük dağıtan liberallerin aksine, toplumların alternatifi olmak, ABD önderliğinde 1.000.000 sosyalistin öldürülmesi haline gelebiliyor. Düşünün toplum sosyalizmi istiyor ve karşılığında 1.000.000 insan öldürülüyor, ya sosyalizme geçseler ne olur? Ne dış müdahaleler biter, ne savaş kurbanı olmaktan kurtulunabilir ne de ambargolar ve iç savaşlardan. Fakat bunlar yaşandı ve görüldü, yani deneyim kazanıldı.

Baskı mı dediniz %90 yine kapitalizmden kaynaklıdır. Sosyalizm fırsat eşitliği kazanamadı, kapitalizm gibi 500 yılı aşkın bir tarihsel pratiği yaşamadı, kendi özgülünde gelişim gösteremedi, kapitalizm tarafından rahat bırakılmadı ve baskıya maruz bırakıldı, boğuldu, gelişiminin önü alındı... 70-80 Yıllık pratik iyi ya da kötü, saray iktidarına karşı nasıl ki tarihde yenilgiler yaşanmıştır, sosyalizmde bunu yaşadı, denendi, bir çok kez daha denenecektir. sosyalizm salt iktidar demek değildir. Bu yanılsamayı kapitalist baskı, istilalar ve dünya savaşları yaratmıştır. Hiç kimse hiç bir şey yapmasa dahi DOĞA sosyalizmi getirmek için büyük bir güçtür. İhtiyaç fazlası üretim-tüketim toplumu, doğaya düşman bir kapitalizm, insan tabiatına aykırı bir üretim-tüketim anlayışı, doğaya düşman bir barbarlık-yağma ve talan kültürü sonsuza kadar süremez. Ya doğa tüm insanlığın nüfusunu düşündüğünüzde 3-5 açgözlü olacakların elinde telef olmaya karşı dayanamayacak, ya da insanlık bunun ayrımına varacaktır....

Stalin şu, bu diyerek ancak kendi cahilliğini teslim edenler eleştiri yapabilir. Sömürü denecek, eşitsizlik, savaşlar=kapitalizm denecek, aman bastıralım foyamız çıkacak diye yaratılmış bir abartı ideolojisidir bu. Aman kapitalizmin ne menem bir şey olduğu belli,,, bari alternatifsiz bırakayım anlayışının, küçük uyanıklığıdır bunlar. Bu tür yaklaşımlar ciddiyetsiz oldukları kadar dürüst de değillerdir. Hiç bir düşünce bu biçimde eleştirilemez, eleştirilse o halde sosyalistler, demokratlar bu güne kadar hep yanlış bilinçlenme ve aydınlanma politikası izlemiş, kapitalizm=Pinochet(ABD'nin kurduğu demokrasi(Endonezya gibi), (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eili#Ba.C4.9F.C4.B1ms.C4.B1zl.C4.B1k_sava.C5. 9F.C4.B1_ve_.27cumhuriyet.27in_olu.C5.9Fumu) deyivermek neye yetmiyormuş? Bakın Kolombiya'nın tarihinde ne görüyorsunuz (http://tr.wikipedia.org/wiki/Kolombiya#Tarihi). (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eili#Ba.C4.9F.C4.B1ms.C4.B1zl.C4.B1k_sava.C5. 9F.C4.B1_ve_.27cumhuriyet.27in_olu.C5.9Fumu) Demek bu kadar kolaymış, şimdi dedim ya, eminim yarın sabah yataklarımızdan kalkınca, kapitalizmide bu kömür dumanı yaşam biçiminide terk etmiş, doğa ile barışık, kendimize vakit ayırabileceğimiz, dilediğimiz yeteneklerimizi, karşılığında ömre bedel bedeller ödemeden halk üniversitelerinde öğreneceğimiz, sömürülmediğimiz, insan gibi yaşadığımız, abuk subuk aidiyetlerin, ırk ve cins, sınıf ayrımına dayanmayan, barınabilmek için bir ömür boyu kölelik etmeyeceğimiz, sağlığımızın bile paraya alet edilmediği, sınırsız ve savaşsız bir dünyaya gözlerimizi açmış olacağız! öyle mi?

Stalin'i bırak, sosyalizme bak...

Einstein'dan bazı bölümler alıntılayacam... Neden sosyalizm?

Ama bu tarihi geleneğin geçmişte kalmış olmasına rağmen, Thorstein Veblen ‘in insanın gelişimindeki ‘yağmacı dönemi’ diye adlandırdığı dönemi henüz hiçbir yerde aşabilmiş değiliz. Algılanabilen ekonomik gerçekler bu döneme aittir ve bunlardan oluşturabileceğimiz yasalar bile başka dönemlere uygulanamaz. Sosyalizmin gerçek amacı insan gelişiminin bu yağmacı dönemini yenmek ve onu aşmak olduğu için, bugünkü ekonomi bilimi, geleceğin sosyalist toplumuna çok az ışık tutabilir.

Uzun zamandır sayısız sesler, toplumun bir kriz geçirdiğini ve dengesinin ciddi şekilde bozulduğunu ileri sürdü. Bu tür durumların özelliği, bireylerin ait oldukları; küçük veya büyük topluluğa karşı ilgisiz kalması veya belki de düşmanca bir tavır almasıdır. Bu konuda kendi bir deneyimim: Kısa bir süre önce zeki ve dost tavırlı bir beyle insanoğlunun varlığını ciddi şekilde tehdit edeceğini düşündüğüm yeni bir savaş tehlikesini konuştum ve bu tehlikeye karşı sadece uluslar üstü bir kurumun güvence sağlayabileceğini söyledim. Bunun üzerine konuğum, sakin bir tavırla şunları söyledi: “İnsanlığın yok olmasına neden bu denli karşı çıkıyorsun ki?”
Eminim ki, yüz yıl önce hiç kimse bu tür bir fikri böylesine kolay beyan edemezdi. Bu cümle, kendi iç dengesini kurmak için boşuna çabalayan ve başarma ümidini az çok kaybetmiş bir insana aittir. Bu sözler, bugün birçok insanın yaşadığı acılı yalnızlaşma ve tecridin ifadesidir. Bunun nedeni nedir? Kurtuluş yolu var mıdır?


Sosyalizm mi dediniz? Bakın kapitalistler ne diyor; Hele bir sosyalizmi kurun, savaşa karşı olsanız dahi sizlerle nasıl savaşılacak görürsünüz?!...


Kapitalist toplumun bugünkü ekonomik karmaşası bence bütün kötülüklerin gerçek kaynağıdır. Önümüzde kocaman bir üretici topluluk var; üyeleri ise kaba kuvvetle değil de yasal yollarla koyulan kanunlara tam uyum içinde ortak ürettikleri ürünü birbirlerine vermemek için durmaksızın çabalıyorlar. Bu bağlamda, üretim araçlarının -tüketim maddeleri ve ana malın üretilmesi için gerekli olan bütün üretim kapasitesi- yasal olarak ve çoğunlukla kişilerin özel mülkleri olabileceği ve olduğu gerçeğini görmek gerekmektedir


Sermayenin özel sahipliğine dayanan bir ekonomideki durum, iki temel özellikle belirlenir: Birincisi, üretim araçlarının (sermayenin) özelleştirilmesi ve sahip olanların isteğine göre kullanması, ikincisi de iş anlaşmasının serbest olması. Bu açıdan, doğal olarak saf kapitalist bir toplum yoktur. Uzun ve zorlu politik mücadelelerden sonra emekçilerin, bazı işlerde nispeten daha gelişmiş bir “serbest iş anlaşması” elde ettikleri göz ardı edilmemelidir. Fakat bir bütün olarak ele alındığında bugünün ekonomisinin “saf” kapitalizmden pek bir farkı yoktur.
Üretim, kar için vardır -kullanım için değil. Çalışabilen ve bunu isteyen herkes iş bulacaktır diye bir koşul yoktur; “işsizler ordusu” her zaman var olmuştur. Emekçi sürekli işini kaybetme korkusu içindedir. İşsizler ve düşük ücretli emekçiler kazanç sağlanabilecek bir pazar olmadıkları için, tüketici mallarının üretimi kısıtlanır, böylece büyük kıtlıklar doğar. Teknolojik gelişme insanların iş yükünü azaltacağına, daha fazla işsizliğe neden olur. Kapitalistler arasındaki rekabetle birleşen kar güdüsü, sermayenin toplanmasında ve kullanılmasında dengesizliğe yol açar; bunun sonucu da tehlikeli ekonomik çöküşlerdir. Sınırsız rekabet inanılmaz bir emek israfına ve daha önce söz ettiğim gibi insanların toplum bilincinin felce uğramasına yol açar.
İnsanların bu şekilde felce uğratılmasını kapitalizmin en kötü yönü olarak kabul ediyorum. Bütün eğitim sistemimiz bu kötülüğün acısını çekiyor. Öğrenciye, abartılmış bir rekabet hissi aşılanıyor ve açgözlü bir başarı tavrı mesleki geleceğine hazırlık olarak görülüyor.
Bu kötülüklerden kurtulabilmenin tek bir yolu olduğuna inanıyorum; sosyal amaçlarla yönlendirilmiş bir eğitim sistemi eşliğinde sosyalist bir ekonomi sisteminin yer edinmesidir. Bu tür ekonomide, üretim araçlarına toplum sahiptir ve kullanımını kendileri planlayacaktır. Toplumun ihtiyaçlarına göre üretim yapılan planlı ekonomi, işi; onu yapabilecek insanlara dağıtacak ve her erkeğin, kadının ve çocuğun geçimini garanti altına alacaktır. Doğuştan gelen yeteneklerinin geliştirilmesine ek olarak, bireyin eğitimi, bugün olduğu gibi gücün ve başarının yüceltilmesi yerine, onda diğerlerine karşı sorumluluk hissi yaratmaya yönelik olmalıdır.

En temelde bir cevap niteliği var, işte bu yüzden Sosyalizm! (Stalin'den dolayı değil, ne onun için ne de ona göre soyalizm nede marjinal dogmatik-solculara göre sosyalizm. Sulandırılmmaış, su katılıp çekiştirilmemiş, sahte söylemlerle içi boşaltılmamış sosyalizm.) öyle sömüren-sömürülen, ezen-ezilen vb gibi söylemler, sosyalistlerin doğasından değil, kapitalizmin gerçeğidir, sosyalizm bu düzlemin aşılmasıdır, doğa ile bütünleşmiş, insanca ve insan olduğunu bilerek, yabancılaştırılmamış, kendisini satmaya zorlanmamış, emeği, geleceği, umudu ve yaşamı çalınmamış insan ve yaşamdır.



Stalin dönemini aman aman çok merak eden varsa bu kitabı okuyabilir (https://www.tumkitaplar.com/kitap/index.pl?kitap=43338). (ki Stalin dönemi için üst yazılarda kaba bir dönem ve durum göstergesinde bulundum) bu kaynağın yazarı ABD'li bir gazetecidir, tanıktır, ama bolşevik değildir. Ne gördüyse yazmıştır.(kitap tükenmiş olsa bile gitti gidiyor vb bulunabiliyor.)


Bir çok yalan karalama ve Pentagon vb uydurmalarını bir yana bırakalım, varsayıyorum ABD, Fransa vb. hepsinin arşivleri açılsında birde öyle bakalım(şaşı kalmazsak tabi)...