AlbatrosS
25-04-2011, 12:21
Takrir-i sükûn kanunu
Sait ÇETİNOĞLU
“Kan ile yapılan İnkılaplar daha muhkem olur,
kansız İnkılaplar ebedileşemez
Mustafa Kemal Paşa
(Bursa,22 Ocak 1923)”1
Takrir-i Sükûn Kanunu, Kemalist rejimin yerleşmesinde en önemli yapı taşlarından biridir. Yürürlükte kaldığı ve Takrir-i Sükûn dönemi olarak adlandırılan dönem boyunca toplumu adeta bir suskunluğa mahkûm etmiştir.
“Takrir-i Sükûn Döneminin başlaması; Şeyh Said Ayaklanması vesilesiyle olmuştur. Bu olayın askeri yönü yüz gün içinde başlayıp bitmekle birlikte, doğurduğu sonuçlar çok daha uzun süreli gelişmelerle eklemleşmiştir”2
3 Mart tarihinde meclisin ikinci oturumunda Takrir-i Sükûn Kanunu kabul edilir, “Takrir-i Sükûn Kanunu:
Birinci Madde- İrticaa, isyana ve memleketin sosyal düzenini, huzur ve sükûnunu, emniyet ve asayişini bozmaya sebep olacak her türlü teşkilat ve tahrikatı teşvik ve teşebbüs ve yayınlan; Hükümet, Cumhurreisinin tasdikinden sonra re'sen ve idareten yasak etmeye mezundur. İşbu fiilleri işleyenleri Hükümet İstiklal Mahkemesine verebilir.
İkinci Madde- işbu kanun neşri tarihinden itibaren iki yıl müddetle yürürlükte kalacaktır.
Üçüncü Madde- İşbu kanunun tatbikine İcra Vekilleri Heyeti memurdur.”3
***
YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN!
Sait ÇETİNOĞLU tarafından kaleme alınan Takrir-i sükûn kanunu başlıklı yazıyı uzunluğu nedeniyle sayfamıza pdf formatında ekliyoruz.
Yazıyı pdf formatında okumak için buraya tıklayınız.
Yazıyı pdf formatında bilgisayarınıza indirmek için buraya sağ tıkladıktan sonra "Hedefi Farklı Kaydet"i seçini
http://www.mavidefter.org/index.php?option=com_content&view=article&id=412:takrir-i-suekun-kanunu&catid=69:otekitarih&Itemid=101
Link'te kanun teklifi esnasında meclis tartışmaları yayınlanmıştır. İbretle okunması gereken bir belgedir. Kendini her icraat ve söyleminde mutlak ''demokrasi/uygarlık/bilgelik'' sahibi addeden hakim ideolojik söylemin aksine daha o dönemde dahi(!) takriri sükun kanun teklifinin ''sınırları tamamen belirsiz'' bir siyasal baskı aracına dönüp meclis mebuslarını dahi düşüncelerinden korkar hale getireceğini söylemektedir(haksız da sayılmaz; siyasi tarihimize damgasını vuran 141-142 ve sonrası 301 nolu meşhur kanunlar bile kimlerin başına ne kabaklar açmıştır)
bakınız şu işe ki egemenlerin düşünemediğini bizim ''gerici/yobaz/ilkel'' zavallılar(!) akletmekte ve bunun vicdanla bağdaşmadığını ifade etmektedir.
Bu bağlamda ''olağanüstü hal'' olgusuna dair dikkat çekici başka bir makale daha alıntılamakta fayda var. İkisi birlikte okunduğunda ''güvenlik devleti/polis devleti ve tahakküm'' olgularının siyasal alanda hangi araç ve argümanlarla işletildiğine dair güzel perspektifler sunacaktır:
'' Sıkıyönetim kanunu nedir? Tutuklular ve olağanüstü halin mantığı -Mark Neocleous
07 Nisan 2011 -
“Tutuklunun sosyal statüsünü bir köpeğinkine indirmek için otur, gel ve havla gibi dersler vererek başlandı. Tutuklu çok tedirgin oldu.”
Guantánamo gardiyanın günlüğü, 20 Aralık 2002
Tutukluk hali nedir? Terim, devletin sorgusuz sualsiz sayısız insanı gözaltına aldığı Dünya Ticaret Merkezine yönelik saldırıların ardından ortaya çıkan otoriterciliğin bir sonucu olarak yeni bir tanıma kavuştu. “Tutuklu” etiketi bu insanları hem hükümlü hem de “savaş esiri” statüsünden ayırmaya yarar ve serbest bırakılmaları ya da kendilerine yönelik muameleyi eleştirilmeleri için yasal manipülatif girişimlerin esası olmuştur. Bu tutukluların asıl meselesi, tutuklananların birçoğunun işkence gördüğü ve neredeyse hepsinin insanlık dışı muameleye tabi tutulduğu açık gerçeğini bir yana bırakırsak, liberal demokrasinin temel taşları sayılanlardan biriyle, mahkemeye çıkarılma hakkıyla ilişkili olmasıdır. Sorgusuz sualsiz gözaltına alınan tutuklu figürü, bu temel özgürlük hakkına ve bununla ilintili her türlü tutukluluk biçiminin hukukun üstünlüğüne riayet etmesi gerektiği inancına açıkça hakarettir. Tutukluluk hali, devletin temel insan hakları normlarını kaçınılmaz olarak geçersiz kılmasını gerektirir. Tutukluluk hali bu anlamda, liberal demokrasinin kendisini konumlandırmak istediği kanun türü (genellikle “totaliter” yönetim ya da “polis devleti” biçimleri) açısından kesinlikle esastır. “Tutuklu” kelimesi bize Fransızca détenus’dan gelir ve asıl dayanak noktası on sekizinci yüzyıl Fransız “polis devleti”dir. Özellikle, daha geniş olarak “teröre karşı savaş” bağlamında düşünüldüğünde, tutukluluk hali aynı zamanda yönetim biçimini kontrol etmenin bir aracı olarak orduyu kullanan rejimleri andırır. Semptomatik bir şekilde tutuklular ordu tarafından kontrol edilen uzamlarda, kamplarda ya da hapishanelerde tutulur. Tutuklu, bir başka deyişle sıkıyönetim kanunun sembolik bir figürüdür
... devamı : http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=36648
Sait ÇETİNOĞLU
“Kan ile yapılan İnkılaplar daha muhkem olur,
kansız İnkılaplar ebedileşemez
Mustafa Kemal Paşa
(Bursa,22 Ocak 1923)”1
Takrir-i Sükûn Kanunu, Kemalist rejimin yerleşmesinde en önemli yapı taşlarından biridir. Yürürlükte kaldığı ve Takrir-i Sükûn dönemi olarak adlandırılan dönem boyunca toplumu adeta bir suskunluğa mahkûm etmiştir.
“Takrir-i Sükûn Döneminin başlaması; Şeyh Said Ayaklanması vesilesiyle olmuştur. Bu olayın askeri yönü yüz gün içinde başlayıp bitmekle birlikte, doğurduğu sonuçlar çok daha uzun süreli gelişmelerle eklemleşmiştir”2
3 Mart tarihinde meclisin ikinci oturumunda Takrir-i Sükûn Kanunu kabul edilir, “Takrir-i Sükûn Kanunu:
Birinci Madde- İrticaa, isyana ve memleketin sosyal düzenini, huzur ve sükûnunu, emniyet ve asayişini bozmaya sebep olacak her türlü teşkilat ve tahrikatı teşvik ve teşebbüs ve yayınlan; Hükümet, Cumhurreisinin tasdikinden sonra re'sen ve idareten yasak etmeye mezundur. İşbu fiilleri işleyenleri Hükümet İstiklal Mahkemesine verebilir.
İkinci Madde- işbu kanun neşri tarihinden itibaren iki yıl müddetle yürürlükte kalacaktır.
Üçüncü Madde- İşbu kanunun tatbikine İcra Vekilleri Heyeti memurdur.”3
***
YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN!
Sait ÇETİNOĞLU tarafından kaleme alınan Takrir-i sükûn kanunu başlıklı yazıyı uzunluğu nedeniyle sayfamıza pdf formatında ekliyoruz.
Yazıyı pdf formatında okumak için buraya tıklayınız.
Yazıyı pdf formatında bilgisayarınıza indirmek için buraya sağ tıkladıktan sonra "Hedefi Farklı Kaydet"i seçini
http://www.mavidefter.org/index.php?option=com_content&view=article&id=412:takrir-i-suekun-kanunu&catid=69:otekitarih&Itemid=101
Link'te kanun teklifi esnasında meclis tartışmaları yayınlanmıştır. İbretle okunması gereken bir belgedir. Kendini her icraat ve söyleminde mutlak ''demokrasi/uygarlık/bilgelik'' sahibi addeden hakim ideolojik söylemin aksine daha o dönemde dahi(!) takriri sükun kanun teklifinin ''sınırları tamamen belirsiz'' bir siyasal baskı aracına dönüp meclis mebuslarını dahi düşüncelerinden korkar hale getireceğini söylemektedir(haksız da sayılmaz; siyasi tarihimize damgasını vuran 141-142 ve sonrası 301 nolu meşhur kanunlar bile kimlerin başına ne kabaklar açmıştır)
bakınız şu işe ki egemenlerin düşünemediğini bizim ''gerici/yobaz/ilkel'' zavallılar(!) akletmekte ve bunun vicdanla bağdaşmadığını ifade etmektedir.
Bu bağlamda ''olağanüstü hal'' olgusuna dair dikkat çekici başka bir makale daha alıntılamakta fayda var. İkisi birlikte okunduğunda ''güvenlik devleti/polis devleti ve tahakküm'' olgularının siyasal alanda hangi araç ve argümanlarla işletildiğine dair güzel perspektifler sunacaktır:
'' Sıkıyönetim kanunu nedir? Tutuklular ve olağanüstü halin mantığı -Mark Neocleous
07 Nisan 2011 -
“Tutuklunun sosyal statüsünü bir köpeğinkine indirmek için otur, gel ve havla gibi dersler vererek başlandı. Tutuklu çok tedirgin oldu.”
Guantánamo gardiyanın günlüğü, 20 Aralık 2002
Tutukluk hali nedir? Terim, devletin sorgusuz sualsiz sayısız insanı gözaltına aldığı Dünya Ticaret Merkezine yönelik saldırıların ardından ortaya çıkan otoriterciliğin bir sonucu olarak yeni bir tanıma kavuştu. “Tutuklu” etiketi bu insanları hem hükümlü hem de “savaş esiri” statüsünden ayırmaya yarar ve serbest bırakılmaları ya da kendilerine yönelik muameleyi eleştirilmeleri için yasal manipülatif girişimlerin esası olmuştur. Bu tutukluların asıl meselesi, tutuklananların birçoğunun işkence gördüğü ve neredeyse hepsinin insanlık dışı muameleye tabi tutulduğu açık gerçeğini bir yana bırakırsak, liberal demokrasinin temel taşları sayılanlardan biriyle, mahkemeye çıkarılma hakkıyla ilişkili olmasıdır. Sorgusuz sualsiz gözaltına alınan tutuklu figürü, bu temel özgürlük hakkına ve bununla ilintili her türlü tutukluluk biçiminin hukukun üstünlüğüne riayet etmesi gerektiği inancına açıkça hakarettir. Tutukluluk hali, devletin temel insan hakları normlarını kaçınılmaz olarak geçersiz kılmasını gerektirir. Tutukluluk hali bu anlamda, liberal demokrasinin kendisini konumlandırmak istediği kanun türü (genellikle “totaliter” yönetim ya da “polis devleti” biçimleri) açısından kesinlikle esastır. “Tutuklu” kelimesi bize Fransızca détenus’dan gelir ve asıl dayanak noktası on sekizinci yüzyıl Fransız “polis devleti”dir. Özellikle, daha geniş olarak “teröre karşı savaş” bağlamında düşünüldüğünde, tutukluluk hali aynı zamanda yönetim biçimini kontrol etmenin bir aracı olarak orduyu kullanan rejimleri andırır. Semptomatik bir şekilde tutuklular ordu tarafından kontrol edilen uzamlarda, kamplarda ya da hapishanelerde tutulur. Tutuklu, bir başka deyişle sıkıyönetim kanunun sembolik bir figürüdür
... devamı : http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=36648