Jolly Jocker
03-05-2011, 21:08
1 Mayıs son iki yıldır olumlu bir grafik çiziyor ülkemizde. Taksim Meydanı kazanıldığından beri daha da büyük bir kitle ağırlıyor. Fakat bu güne ilişkin yaşadığımız yerlerdeki kişisel izlenimlerimizi de paylaşmak ve eleştiri de üretmek gerekir diye düşünüyorum.
Antalya'daki 1 Mayıs'ta ben de vardım. Kent Pastanesinin karşısındaki alanda topluluklar yerini aldı ve kutlama orada yapıldı. Önce Gençlik Muhalefetiyle birlikteydim. Yol boyunca sloganlarla alana geldik. ''Dev-Genç ruhunu'' yaşattığımızı cümle aleme duyuran sloganlardı. Sayımız 50'yi bile bulamasa da!
Alana geldiğimizde Gençlik Muhalefeti ve ÖDP için ayrılan yer, CHP ve TGB'lilerin yanıydı. TGB'liler, dillerinde sosyalizm ve ellerinde M.Kemal olan bayraklarla karikatür gibi duruyorlardı. Öyle ki, M.Kemal'i bilmeyenler, onu bir sosyalist devrimci sanabilirdi. Bu tür bir abukluk sadece TC'de olabilirdi ve oldu. CHP kortejinin sayısı yanında diğer sol gruplar bir hayli ufak kaldı. Bir de tüm grupların ortasına CHP'nin minibüsleri, üstünde Kılıçdaroğlu'nun tek yumruk havada resmi ile bangır bangır müzik çalıp partinin propogandasını yaparak girince, bırakın sloganlarımızla ortalığı inletmeyi, kendi sesimizi bile zor duyar olduk. Belli ki, CHP genel merkezinden Antalya il örgütüne ''devrimcilik gazı verip'' propoganda fırsatına dönüştürerek bizleri tavlamak ve oy toplamak talimatı gelmiş. 1 Mayıs kutlaması CHP'nin seçim vaatlerini sıraladığı aptal bir şova dönüştü. CHP ne de sosyalist ve devrimcidir ya! İşin kötüsü, hemen yandaki Gençlik Muhalefeti dahil hiçbir ''devrimci'' örgüt buna gıkını bile çıkar(a)madı. ÖDP, ESP, SP, EMEP v.s. hepsi sadece izlediler. TKP ise zaten alanda yoktu! Sanırım gelemediler bile.
Kafam bozulunca oradan ayrılıp yan caddeye doğru yürümeye başladım. Geçen sene de katılım gösteren anarşistleri aramaya başladı gözlerim. Çok geçmeden kara bayraklıları gördüm. Ama yo hayır, tek-tük kara bayrak vardı, onları tutan eller de ''pısıp'' arkalara çekilmişti. Önlerde ise kendince boyayıp güya sanat yaptıkları bezleri tutan, bir karış sakallı, rasta saçlı, eşek gözü gibi kocaman garip kolyeler takan, elinde tef ve benzeri gürültü nesneleriyle sözüm ona müzik yapan, hippi kılıklı tipler vardı. ''Anarşist misiniz?'' diye soruyorum, muğlak cevaplar geliyor. Ne olduklarını sanırım kendileri de bilmiyorlardı zira birkaç kez denememe rağmen dünya görüşlerine yönelik net bir cevap alamadım. Sonradan anladığım kadarıya, kendilerine ''Kazma Kürek'' mi, ''Sanat Kürek'' mi ne diyen, anarşizan bir duruşu olmakla birlikte aslında anarşizmle zerre ilgisi olmayan, anarşistleri peşine takıp şamata yapan bir zibidi topluluğuymuş. Tek-tük de olsa anarşist varlığına hitap edebilmek için olsa gerek güzel sloganlar da yükseldi. ''Camiler yıkılsın, imamlara özgürlük!'', ''Ne Tanrı Ne Devlet! Aşk, Devrim, Hürriyet!'' gibi. Ama devleti doğrudan hedef alan bir slogan yoktu. Önünden her geçen grubu alkışlayan enteresan bir topluluktu. Anarşistleri bayağı iyi paralize ettiler denebilir. Öyle zararsızdılar ki, polis onlara bakıp gülüyordu. ''Çevik kuvvet uyuma, bize çay getir'' sloganında bile. Bir ara, ''Vur, Vur, İktidara Vur!'' sloganı yükselince umutlandıysam da sonrasında kol kola girip dans etmeye başladıklarında, anarşizmi ve devrimi bir çeşit eğlenceye indirgeyen ve böyle yapmakla bu kavramların içini boşaltıp isyan etmeyi afyonlaştıran hippiden bozma tipler olduklarını daha net anladım. Gruplar alandan çıkarken biz de yürüşe geçtik. Zapatistalara ithafen ben de kara maskemi takmıştım ki, içlerinden biri gelip, ''Hocam bizim saklayacak yüzümüz yok'' deyiverdi. O an, ''Saklamanızı gerektirecek hiçbir halt yapmadığınız için olabilir mi?'' diye sormamak için kendimi zor tuttum. Gerek tek olduğum gerekse 'ortama yeni girip arıza çıkaran' biri gibi görülmek istemediğim için ses etmeden çıkardım maskeyi. Ama tadım hepten kaçtı. Kim bilir, belki de birşey yapacağımdan ya da polisin maskeden rahatsız olup müdahele edeceğinden korktular. Dillerindeki sloganlara bakınca bu korkuları ilginç geliyor insana ama insan devrimciliği lay-lay-lom'a indirgeyince normal aslında! Bir ara çöktüler yere. Etraflarında dolaşıp ters ters bakmaya başladım. Biriyle göz göze gelsek içimi döküp sayıp söveceğim ama hiçbirinin bakışını yakalayamadım. Kazma Kürek atölyesiymiş adları. Kazma çoktu aralarında ama kürek yoktu!
Bir de bir parantez açıp şu ''devrimci taraftar grupları''na değinmek lazım. Antalya'da da Beşiktaş formalı Çarşı grubu pankartlı bir topluluk vardı. Yahu kardeşim bu nedir ya? Taraftar grubu olmak ayrıdır, devrimci bir hareket ya da örgüte mensup olmak ayrıdır. Tamam, sola sempatin var, tribünlerde de bunu belli ediyorsun, anladık. Bu güzel birşey. Ama bunu sanki alternatif bir hareket ya da örgütmüşsün gibi miting alanlarına kadar taşımak neyin nesidir? Bırak şu taraftarlığını tribünde, alanlara gelirken hangi örgüttensen onunla dur. İşçi sınıfına ne senin takımından? Bana ne senin taraftarlığından? Devrim ve sosyalizm ile Beşiktaş arasında ne gibi bir bağlantı kurdun da oraya o halde geldin be kardeşim! Bir çeşit reklam amacı mı güdüyorlar acaba? ''Bakın biz politik konuda da duyarlı olan en iyi taraftar grubuyuz!'' gibisinden bir yarıştırma mı var? Bunun yeri mi şimdi?
1 Mayıs bayram değil isyan günüdür. Ama bu, 'Kazma Kürek' midir 'Sanat Kürek' midir nedir, işi basbaya eğlenceye vurdu. Bunların göbek dansları diğer solun halaylarıyla birleşince, sanki devrimcilerin yer aldığı politik bir mitinge değil de mahalle düğününe gelmiş gibi oldum. S.çayım topunuzun solculuğuna!
Ne polisle karşı karşıya gelindi, ne devrimcilerin kendi aralarında fikir alış verişi oldu, ne etraftaki halkla yüz yüze temas kuruldu, ne de alandaki CHP-İP türü devlet partilerine karşı mücadele edildi. Danslar edilip deli gibi hoplayıp zıplayarak usulca dağıldılar. Aklıma seneler öncesinin devrimcileri geldi. Mahirler, Denizler... Acaba onlar ne yaparlardı 1 Mayıs'ta? Maskeden bile ürküp halay çekip dağılmadıkları kesin! Bugün maalesef onların adını kullanıp 1 Mayıs'tan 1 Mayıs'a dans etmek için alanlara çıkan particik var onlarca. Öyle zararsız ve ''sevimliler'' ki. Böyle günlerde bir araya geliyorlar, biraz dans edip kutlama yapıyorlar, sonra da ertesi gün sömürülmek üzere enerji ve moral depolayıp evlerine dönüyorlar. Tarikat gibi! Devrimci faaliyetin içini öylesine boşaltıyorlar ki bu bir çeşit afona dönüşüyor.
Her neyse... Herşeye karşın, İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü 1 Mayıs Kutlu olsun.
Antalya'daki 1 Mayıs'ta ben de vardım. Kent Pastanesinin karşısındaki alanda topluluklar yerini aldı ve kutlama orada yapıldı. Önce Gençlik Muhalefetiyle birlikteydim. Yol boyunca sloganlarla alana geldik. ''Dev-Genç ruhunu'' yaşattığımızı cümle aleme duyuran sloganlardı. Sayımız 50'yi bile bulamasa da!
Alana geldiğimizde Gençlik Muhalefeti ve ÖDP için ayrılan yer, CHP ve TGB'lilerin yanıydı. TGB'liler, dillerinde sosyalizm ve ellerinde M.Kemal olan bayraklarla karikatür gibi duruyorlardı. Öyle ki, M.Kemal'i bilmeyenler, onu bir sosyalist devrimci sanabilirdi. Bu tür bir abukluk sadece TC'de olabilirdi ve oldu. CHP kortejinin sayısı yanında diğer sol gruplar bir hayli ufak kaldı. Bir de tüm grupların ortasına CHP'nin minibüsleri, üstünde Kılıçdaroğlu'nun tek yumruk havada resmi ile bangır bangır müzik çalıp partinin propogandasını yaparak girince, bırakın sloganlarımızla ortalığı inletmeyi, kendi sesimizi bile zor duyar olduk. Belli ki, CHP genel merkezinden Antalya il örgütüne ''devrimcilik gazı verip'' propoganda fırsatına dönüştürerek bizleri tavlamak ve oy toplamak talimatı gelmiş. 1 Mayıs kutlaması CHP'nin seçim vaatlerini sıraladığı aptal bir şova dönüştü. CHP ne de sosyalist ve devrimcidir ya! İşin kötüsü, hemen yandaki Gençlik Muhalefeti dahil hiçbir ''devrimci'' örgüt buna gıkını bile çıkar(a)madı. ÖDP, ESP, SP, EMEP v.s. hepsi sadece izlediler. TKP ise zaten alanda yoktu! Sanırım gelemediler bile.
Kafam bozulunca oradan ayrılıp yan caddeye doğru yürümeye başladım. Geçen sene de katılım gösteren anarşistleri aramaya başladı gözlerim. Çok geçmeden kara bayraklıları gördüm. Ama yo hayır, tek-tük kara bayrak vardı, onları tutan eller de ''pısıp'' arkalara çekilmişti. Önlerde ise kendince boyayıp güya sanat yaptıkları bezleri tutan, bir karış sakallı, rasta saçlı, eşek gözü gibi kocaman garip kolyeler takan, elinde tef ve benzeri gürültü nesneleriyle sözüm ona müzik yapan, hippi kılıklı tipler vardı. ''Anarşist misiniz?'' diye soruyorum, muğlak cevaplar geliyor. Ne olduklarını sanırım kendileri de bilmiyorlardı zira birkaç kez denememe rağmen dünya görüşlerine yönelik net bir cevap alamadım. Sonradan anladığım kadarıya, kendilerine ''Kazma Kürek'' mi, ''Sanat Kürek'' mi ne diyen, anarşizan bir duruşu olmakla birlikte aslında anarşizmle zerre ilgisi olmayan, anarşistleri peşine takıp şamata yapan bir zibidi topluluğuymuş. Tek-tük de olsa anarşist varlığına hitap edebilmek için olsa gerek güzel sloganlar da yükseldi. ''Camiler yıkılsın, imamlara özgürlük!'', ''Ne Tanrı Ne Devlet! Aşk, Devrim, Hürriyet!'' gibi. Ama devleti doğrudan hedef alan bir slogan yoktu. Önünden her geçen grubu alkışlayan enteresan bir topluluktu. Anarşistleri bayağı iyi paralize ettiler denebilir. Öyle zararsızdılar ki, polis onlara bakıp gülüyordu. ''Çevik kuvvet uyuma, bize çay getir'' sloganında bile. Bir ara, ''Vur, Vur, İktidara Vur!'' sloganı yükselince umutlandıysam da sonrasında kol kola girip dans etmeye başladıklarında, anarşizmi ve devrimi bir çeşit eğlenceye indirgeyen ve böyle yapmakla bu kavramların içini boşaltıp isyan etmeyi afyonlaştıran hippiden bozma tipler olduklarını daha net anladım. Gruplar alandan çıkarken biz de yürüşe geçtik. Zapatistalara ithafen ben de kara maskemi takmıştım ki, içlerinden biri gelip, ''Hocam bizim saklayacak yüzümüz yok'' deyiverdi. O an, ''Saklamanızı gerektirecek hiçbir halt yapmadığınız için olabilir mi?'' diye sormamak için kendimi zor tuttum. Gerek tek olduğum gerekse 'ortama yeni girip arıza çıkaran' biri gibi görülmek istemediğim için ses etmeden çıkardım maskeyi. Ama tadım hepten kaçtı. Kim bilir, belki de birşey yapacağımdan ya da polisin maskeden rahatsız olup müdahele edeceğinden korktular. Dillerindeki sloganlara bakınca bu korkuları ilginç geliyor insana ama insan devrimciliği lay-lay-lom'a indirgeyince normal aslında! Bir ara çöktüler yere. Etraflarında dolaşıp ters ters bakmaya başladım. Biriyle göz göze gelsek içimi döküp sayıp söveceğim ama hiçbirinin bakışını yakalayamadım. Kazma Kürek atölyesiymiş adları. Kazma çoktu aralarında ama kürek yoktu!
Bir de bir parantez açıp şu ''devrimci taraftar grupları''na değinmek lazım. Antalya'da da Beşiktaş formalı Çarşı grubu pankartlı bir topluluk vardı. Yahu kardeşim bu nedir ya? Taraftar grubu olmak ayrıdır, devrimci bir hareket ya da örgüte mensup olmak ayrıdır. Tamam, sola sempatin var, tribünlerde de bunu belli ediyorsun, anladık. Bu güzel birşey. Ama bunu sanki alternatif bir hareket ya da örgütmüşsün gibi miting alanlarına kadar taşımak neyin nesidir? Bırak şu taraftarlığını tribünde, alanlara gelirken hangi örgüttensen onunla dur. İşçi sınıfına ne senin takımından? Bana ne senin taraftarlığından? Devrim ve sosyalizm ile Beşiktaş arasında ne gibi bir bağlantı kurdun da oraya o halde geldin be kardeşim! Bir çeşit reklam amacı mı güdüyorlar acaba? ''Bakın biz politik konuda da duyarlı olan en iyi taraftar grubuyuz!'' gibisinden bir yarıştırma mı var? Bunun yeri mi şimdi?
1 Mayıs bayram değil isyan günüdür. Ama bu, 'Kazma Kürek' midir 'Sanat Kürek' midir nedir, işi basbaya eğlenceye vurdu. Bunların göbek dansları diğer solun halaylarıyla birleşince, sanki devrimcilerin yer aldığı politik bir mitinge değil de mahalle düğününe gelmiş gibi oldum. S.çayım topunuzun solculuğuna!
Ne polisle karşı karşıya gelindi, ne devrimcilerin kendi aralarında fikir alış verişi oldu, ne etraftaki halkla yüz yüze temas kuruldu, ne de alandaki CHP-İP türü devlet partilerine karşı mücadele edildi. Danslar edilip deli gibi hoplayıp zıplayarak usulca dağıldılar. Aklıma seneler öncesinin devrimcileri geldi. Mahirler, Denizler... Acaba onlar ne yaparlardı 1 Mayıs'ta? Maskeden bile ürküp halay çekip dağılmadıkları kesin! Bugün maalesef onların adını kullanıp 1 Mayıs'tan 1 Mayıs'a dans etmek için alanlara çıkan particik var onlarca. Öyle zararsız ve ''sevimliler'' ki. Böyle günlerde bir araya geliyorlar, biraz dans edip kutlama yapıyorlar, sonra da ertesi gün sömürülmek üzere enerji ve moral depolayıp evlerine dönüyorlar. Tarikat gibi! Devrimci faaliyetin içini öylesine boşaltıyorlar ki bu bir çeşit afona dönüşüyor.
Her neyse... Herşeye karşın, İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü 1 Mayıs Kutlu olsun.