Jolly Jocker
28-05-2011, 18:28
Reformist solun referandumda Hayır'cı tutumunu gerekçelendirirken kullandığı argümanların tümü önümüzdeki seçimlerde onları CHP kuyrukçuluğu yapmaya götürüyor aslında. Ama o gün Hayırcılık yapanlar bugün ne hikmetse kendi partilerine oy isteyip, CHP'nin oylarını böldükleri için kendilerini eleştirenlere cevap vermek için uğraşıyorlar. Özellikle TKP'de görüyorum bunu. Kemal Okuyan, soL.org.tr'deki ''Baykuş Bakış''lı köşesinde bu konuyu işleyip partisine oy çağrıları yapıyor. Bize de referandumda hayır diyenlerin mantığının bu seçimde de CHP'cilik yapmalarını gerektirdiğini göstermek, bu partinin iki süreç arasında yaşadığı mantıksal tutarsızlığı açık etmek düşüyor.
Her fırsatta aşamalı devrim anlayışlarına karşı çıkıp sosyalist devrim tezini savunan TKP, Eylül'deki referandum sürecindeki tutumuyla, ''Öncelikli görev AKP'yi durdurmaktır, ülke felakete gidişinde nitel bir değişimin eşiğinde'' diyerek anti-kapitalist mücadeleye anti-AKP'cilik molası vermişti. ''Önce AKP'yi durduralım, yoksa dinselleşen yapıda solculuk yapmamız imkansızlaşacak'' temalı bildirilerle basbaya aşamacı bir zihniyeti savunur olmuştu. Dahası, AKP'yi bağımsız-devrimci bir mücadeleyle değil, CHP ve MHP'nin peşinde Hayır diyerek durdurmayı seçti ve boykota ''bu seçenek yeterince etkili olamayacağı'' için karşı çıktı. ''AKP'nin ülkemizi daha da beter bir noktaya çekmesine karşı'' -boykotun başarı şansının pek az olduğunu da öne sürüp- referandumda hayır demeyi savunanlar; genel seçimlerde de aynı mantıkla AKP'ye karşı -başarı şansı en fazla olan- CHP'yi desteklemek yerine kendi partileriyle seçime girerlerse büyük bir çelişkiye düşmüş olmayacaklar mı? Öyle ya, o gün boykot başarısız olacağı için, etkili olmayacağı için desteklenmedi de peki genel seçimlerde sosyalistler çok mu başarılı olacak? O halde genel seçimde gene komünistlerin %1'i bulamayacağını bile bile CHP'yi desteklememek de aslında ''apolitik'' ve son tahlilde AKP'yi destekleyen bir tutum olmayacak mı bu arkadaşların referandum mantığına göre? O gün TKP'ye Hayır dedirten mantık, bugün ona CHP'yi destekletmelidir. Aklın yolu bu. Zaten aslolan AKP'yi durdurmak ise, boykot veya sosyalist bir alternatif gibi kısa vadede yeterli başarıyı göstermeyeceği açık olan mücadeleler yerine, CHP-MHP koalisyonundan medet ummak gibi daha ''gerçekçi'' bir yöne sapmak TKP'nin düşünce çizgisiyle daha uyumlu olur. TKP'nin varabileceği en uç noktanın sosyal demokratlık olduğu, daha referandum sürecindeki tavrıyla açığa çıkmıştı. Bu partinin sadece adının ''komünist'' olduğunu söylersek herhalde kendisine haksızlık etmiş olmayız.
Zaten reformizm, parlamentarizm ve legalizm TKP'nin politik çizgisine sinmiştir. Bu partinin tarihsel TKP ile ilgisi yoktur; TİP'ten kaynak alan Gelenek çevresine dayanır. Zaten TİP de reformistlik, legalistlik ve parlamenteristlik ile neredeyse özdeşleşmiş bir çizgi olagelmiştir.
TKP'liler ''Devrimden Sonra'' diye bir film yaptı. Devrim temalı filmler herşeye karşın ihtiyaç duyduğumuz filmlerdir, hele kendi olanaklarıyla böyle bir film yapmak da takdire değer. Üstelik sosyalizmi bir filmde anlatabilmek de mümkün değil. Ama bu filmde TKP kendi çarpık zihniyetini ve devrim ile sosyalizm konusuna ne kadar sağlıksız yaklaştığını fazlasıyla açık etmiş. ''Devrimden Sonra''da öyle bir tablo çiziliyor ki, devrim olduğundan işçi sınıfının haberi yok! TKP'li görevliler fabrikaları gezerek işçi sınıfına devrim olduğunu haber veriyor adeta! Keza ordu da artık emperyalizmden bağımsızlaştığını ''devrimden sonra'' öğreniyor. Ordu aynen duruyor, belli ki onunla savaşılarak gelmemiş TKP'nin devrimi. Ve yine belli ki işçi sınıfının katılımıyla gerçekleşen bir işçi devrimi değil bu. ''O halde kim yaptı bu devrimi? Gökten zembille mi indi mübarek?'' diye düşünmeden edemiyor insan.
TKP'nin MK'sında yer alan pek çok ismin makale ve kitaplarında ''devrimin kitlesinin devrimden sonra yaratılacağı'' argümanı işleniyor(örneğin bakınız: Sosyalist Devrim Teorisi isimli kitap). Bu argümanla ilk karşılaştığımda çok şaşırmıştım. Devrimin kitlesi devrimden sonra ortaya çıkacaksa devrimi neyle yapacak bu insanlar diye düşünmüştüm. TKP'li arkadaşlarla konuştuğumda -ki bir dönem TKP'ye çok yakındım-, anladığım kadarıyla, devrim öncesi birkaç başlığın öne çıkması ve bu başlıklarda(işsizlik konusu, barış talebi, cumhuriyete sahip çıkma, laiklik v.b.) nihayet toplumun desteğini kazanan komünist partinin iktidara gelmesi, sonra da iktidarın tüm gücünü de kullanarak işçi sınıfını aydınlatıp devrime uygun kitleyi şekillendirmesi türünden bir kurguyla karşılaştım. Zira onlar, marksizmin oldukça ilginç bir yorumunu yaparak, bilincin değişimi için öncelikle maddi koşulların değişmesi, kitlelerin devrimcileşmesi için öncelikle sosyalizmin yerleşiklik kazanmasını savunuyorlar. Oysa marksist materyalizmin önceki materyalizmden temel farkı, insan pratiğini de nesnelliğe içkin kabul etmesidir. Yani bilinci belirleyen maddi temel, devrim öncesindeki mücadele sürecinde yatar ve bu süreçte proleterya bilinçlenip devrimcileştikçe devrime yaklaşılır. Zaten devrimi kitlelerin eseri yapan da budur.
TKP, devrimin kitlesinin devrimden sonra ortaya çıkacağını düşündüğü için devrimi kitlelerin eseri olarak görmüyor. Daha doğrusu, bilinçli kitlelerin eseri olarak görmüyor. Devrimin öncesinde kitlelerin rolü, TKP'nin Merkez Komitesini iktidara taşımaktan ibaret. Bu da sosyalizm dışı konular üzerinden politika yapıp kitle desteği alarak(yurtseverlik, cumhuriyet, laiklik gibi) sağlanmaya çalışılıyor. Parti bu gibi başlıklar üzerinden destek bulup hükümet olacak, sonrada işçi sınıfına sosyalizm bahşedecek, orduyu emperyalizmden bağımsızlaştıracak. Burada devleti ve orduyu karşısına alan, işçi sınıfına sosyalist bilinç kazandırıp devleti yıkarak bambaşka bir komünler sistemini aşağıdan yukarı doğru inşa eden devrimci bir anlayışın zerresi bile yok. Bilakis, mevcut devlet ve ordu aynen kabul edilip parlamenter yoldan hükümet olarak kapitalizmden kopulmaya çalışılıyor. Zaten filmde de ne komiteler var ne de komünler. Bu da belki bir çeşit sosyalistlik olarak değerlendirilebilir ama devrimcilik ya da komünistlikle ilgisi yoktur.
Her fırsatta aşamalı devrim anlayışlarına karşı çıkıp sosyalist devrim tezini savunan TKP, Eylül'deki referandum sürecindeki tutumuyla, ''Öncelikli görev AKP'yi durdurmaktır, ülke felakete gidişinde nitel bir değişimin eşiğinde'' diyerek anti-kapitalist mücadeleye anti-AKP'cilik molası vermişti. ''Önce AKP'yi durduralım, yoksa dinselleşen yapıda solculuk yapmamız imkansızlaşacak'' temalı bildirilerle basbaya aşamacı bir zihniyeti savunur olmuştu. Dahası, AKP'yi bağımsız-devrimci bir mücadeleyle değil, CHP ve MHP'nin peşinde Hayır diyerek durdurmayı seçti ve boykota ''bu seçenek yeterince etkili olamayacağı'' için karşı çıktı. ''AKP'nin ülkemizi daha da beter bir noktaya çekmesine karşı'' -boykotun başarı şansının pek az olduğunu da öne sürüp- referandumda hayır demeyi savunanlar; genel seçimlerde de aynı mantıkla AKP'ye karşı -başarı şansı en fazla olan- CHP'yi desteklemek yerine kendi partileriyle seçime girerlerse büyük bir çelişkiye düşmüş olmayacaklar mı? Öyle ya, o gün boykot başarısız olacağı için, etkili olmayacağı için desteklenmedi de peki genel seçimlerde sosyalistler çok mu başarılı olacak? O halde genel seçimde gene komünistlerin %1'i bulamayacağını bile bile CHP'yi desteklememek de aslında ''apolitik'' ve son tahlilde AKP'yi destekleyen bir tutum olmayacak mı bu arkadaşların referandum mantığına göre? O gün TKP'ye Hayır dedirten mantık, bugün ona CHP'yi destekletmelidir. Aklın yolu bu. Zaten aslolan AKP'yi durdurmak ise, boykot veya sosyalist bir alternatif gibi kısa vadede yeterli başarıyı göstermeyeceği açık olan mücadeleler yerine, CHP-MHP koalisyonundan medet ummak gibi daha ''gerçekçi'' bir yöne sapmak TKP'nin düşünce çizgisiyle daha uyumlu olur. TKP'nin varabileceği en uç noktanın sosyal demokratlık olduğu, daha referandum sürecindeki tavrıyla açığa çıkmıştı. Bu partinin sadece adının ''komünist'' olduğunu söylersek herhalde kendisine haksızlık etmiş olmayız.
Zaten reformizm, parlamentarizm ve legalizm TKP'nin politik çizgisine sinmiştir. Bu partinin tarihsel TKP ile ilgisi yoktur; TİP'ten kaynak alan Gelenek çevresine dayanır. Zaten TİP de reformistlik, legalistlik ve parlamenteristlik ile neredeyse özdeşleşmiş bir çizgi olagelmiştir.
TKP'liler ''Devrimden Sonra'' diye bir film yaptı. Devrim temalı filmler herşeye karşın ihtiyaç duyduğumuz filmlerdir, hele kendi olanaklarıyla böyle bir film yapmak da takdire değer. Üstelik sosyalizmi bir filmde anlatabilmek de mümkün değil. Ama bu filmde TKP kendi çarpık zihniyetini ve devrim ile sosyalizm konusuna ne kadar sağlıksız yaklaştığını fazlasıyla açık etmiş. ''Devrimden Sonra''da öyle bir tablo çiziliyor ki, devrim olduğundan işçi sınıfının haberi yok! TKP'li görevliler fabrikaları gezerek işçi sınıfına devrim olduğunu haber veriyor adeta! Keza ordu da artık emperyalizmden bağımsızlaştığını ''devrimden sonra'' öğreniyor. Ordu aynen duruyor, belli ki onunla savaşılarak gelmemiş TKP'nin devrimi. Ve yine belli ki işçi sınıfının katılımıyla gerçekleşen bir işçi devrimi değil bu. ''O halde kim yaptı bu devrimi? Gökten zembille mi indi mübarek?'' diye düşünmeden edemiyor insan.
TKP'nin MK'sında yer alan pek çok ismin makale ve kitaplarında ''devrimin kitlesinin devrimden sonra yaratılacağı'' argümanı işleniyor(örneğin bakınız: Sosyalist Devrim Teorisi isimli kitap). Bu argümanla ilk karşılaştığımda çok şaşırmıştım. Devrimin kitlesi devrimden sonra ortaya çıkacaksa devrimi neyle yapacak bu insanlar diye düşünmüştüm. TKP'li arkadaşlarla konuştuğumda -ki bir dönem TKP'ye çok yakındım-, anladığım kadarıyla, devrim öncesi birkaç başlığın öne çıkması ve bu başlıklarda(işsizlik konusu, barış talebi, cumhuriyete sahip çıkma, laiklik v.b.) nihayet toplumun desteğini kazanan komünist partinin iktidara gelmesi, sonra da iktidarın tüm gücünü de kullanarak işçi sınıfını aydınlatıp devrime uygun kitleyi şekillendirmesi türünden bir kurguyla karşılaştım. Zira onlar, marksizmin oldukça ilginç bir yorumunu yaparak, bilincin değişimi için öncelikle maddi koşulların değişmesi, kitlelerin devrimcileşmesi için öncelikle sosyalizmin yerleşiklik kazanmasını savunuyorlar. Oysa marksist materyalizmin önceki materyalizmden temel farkı, insan pratiğini de nesnelliğe içkin kabul etmesidir. Yani bilinci belirleyen maddi temel, devrim öncesindeki mücadele sürecinde yatar ve bu süreçte proleterya bilinçlenip devrimcileştikçe devrime yaklaşılır. Zaten devrimi kitlelerin eseri yapan da budur.
TKP, devrimin kitlesinin devrimden sonra ortaya çıkacağını düşündüğü için devrimi kitlelerin eseri olarak görmüyor. Daha doğrusu, bilinçli kitlelerin eseri olarak görmüyor. Devrimin öncesinde kitlelerin rolü, TKP'nin Merkez Komitesini iktidara taşımaktan ibaret. Bu da sosyalizm dışı konular üzerinden politika yapıp kitle desteği alarak(yurtseverlik, cumhuriyet, laiklik gibi) sağlanmaya çalışılıyor. Parti bu gibi başlıklar üzerinden destek bulup hükümet olacak, sonrada işçi sınıfına sosyalizm bahşedecek, orduyu emperyalizmden bağımsızlaştıracak. Burada devleti ve orduyu karşısına alan, işçi sınıfına sosyalist bilinç kazandırıp devleti yıkarak bambaşka bir komünler sistemini aşağıdan yukarı doğru inşa eden devrimci bir anlayışın zerresi bile yok. Bilakis, mevcut devlet ve ordu aynen kabul edilip parlamenter yoldan hükümet olarak kapitalizmden kopulmaya çalışılıyor. Zaten filmde de ne komiteler var ne de komünler. Bu da belki bir çeşit sosyalistlik olarak değerlendirilebilir ama devrimcilik ya da komünistlikle ilgisi yoktur.