Jolly Jocker
19-06-2011, 19:07
Bazen materyalizmi bir tarafa bırakıp, hem idealizme hem de materyalizme 'sokuşturulabilen' gnostik felsefeyle düşünmek ufuk açıcı olabiliyor...
''Ben kimim?''
Harika sorulardan biridir bu. Çünkü söyleyeceğin herşey sana dair sonradan kazanılan özellikler, sıfatlar v.s.'dir ama 'özdeki' seni bir türlü tanımlamazlar. Bu soruya ilk başta hemen adımızı söyleyerek cevap veririz ama adımız sorulmuyor. Adımız sonradan koyuldu.
''Ben kimim?''
''Ben'' dediğimiz şey biyolojik ve kültürel olarak şekillendiriliyor. Özellikle de kültürel etki sonucu bir kimlik ve benlik ediniyoruz. Zaten kimlik olmadan benlik olur mu? Olmasa gerek. ''Ben kimim?'' sorusunun cevabı, bir kimliğin anlatılmasıdır. Kimliksiz kişinin benliği olur mu? Bilemiyorum ama sanmıyorum olacağını. En mükemmeli de, kimliğin sonradan kazanılan birşey olması. Hepimiz kültürel olarak 'giydiriliyoruz' ve bu giysilerle bir 'benlik' oluşturuluyor, ''ben'' dediğimiz şeyi o giysilere bakarak tanımlıyoruz. Çünkü ''ben''e dair bilgileri, o giysilerden alıyoruz. ''Ben doktorum'', ''Ben laikim'', ''Ben devrimciyim'' v.s... Oysa bunları sonradan 'giyindik'. ''Ben'' dediğimiz şey, o giysiler değil, o giysileri giyinen birşey. Biz kendimizi giysi sanıyoruz, zaten bu yüzden ölüm korkusuna kapılıyoruz. Oysa biz o giysileri giyineniz. Ben dediğimiz şey aslında kazanılmış benlikten de önce varolan birşey. Kimliksiz birşey. Ben denen şey, daha derindeki bir farkındalığın, kendine dair düşüncelerinden oluşuyor. Oysa biz kendimiz hakkındaki düşünceler de değiliz. O düşünceleri de izleyen birşeyiz. Bir bilinmeziz. Adsız bir tanığız.
Kendimiz hakkındaki bu bilinmezi, bu gizemi kavrayabilmek için tüm kültürel giysilerden 'soyunmak' gerekiyor. Soyunup çırılçıplak kalınca ortada bir benlik de kalmıyor. Yani 'bizi' 'diğerlerinden' ayıran birşey kalmıyor demek istiyorum. ''Ben'' dediğimiz şey, aslında herkeste aynı olan bir farkındalıktan başka birşey değil. Ve bu hayvanlarda da aynı. Sadece fark eden, izleyen bir bilinç. Eğer izlediği şeyler olmasa, yani bedeni, duygulanımları, ihtiyaçları, kültürü, çevresi, kendine edindiği kimliği v.s. olmasa her canlıda aynı olan benliksiz bir farkındalık hali bu. En saf haliyle bilinç bu. Kendi aklına üşüşen düşüncelere de, kendi bedensel isteklerine de tanıklık eden bir bilinç. Dolayısıyla bu 'şey', düşünce veya beden de değil. Ve bu 'şey', bin yıl önce yaşayanlarda da aynıydı, bin yıl sonra yaşayacak olanlarda da aynı olacak. Bu 'şey' her canlıda aynı.
Bu açıdan bakabilirsek, 'ölümsüz' olduğumuzu anlayabiliriz. Çünkü ölecek olan bedenimiz, kimliğimiz, duygu ve düşüncelerimizdir ama en 'derindeki' o sadece izleyen, sadece fark eden bilinç her canlıda aynıdır. Ve biz, ''diğerleri'' dediklerimizle aslında biriz. Fakat kendimizi kimliklerle veya bedenle özdeşleştirdiğimiz için, derindeki aynılığı göremediğimiz için bir benlik edinmiş ve onun ölümlülüğünden, gelip geçiciliğinden kaygılanır olmuşuzdur. Oysa bu isimsiz, bilinmez, gizli ve herkeste bir olan gizemli 'tanık' ölümsüzdür.
Kısacası; ''Ben kimim?'' sorusunun, 'benim açımdan' cevabı, aslında ''ben'' diye birşeyin olmadığıdır. En derinlerde, herkeste aynı ve bir olan benliksiz bir bilinç, gizemli bir tanık vardır. Söylediklerimin daha anlaşılır olabilmesi için bu gizemli tanıktan ''ben'' diye bahsedersem; ''Ben kimim?'' sorusunun yanıtı, ''Ben bilinçli bir hiçliğim'' olsa gerek. Bence hayatın sırrı bu. Herşeyin temelinde kocaman bir hiç var. Ama bu ''hiç'', bilinçli! Kendisinden varlıklar doğduğu anda bu hiçlikteki potansiyel uyandı ve varlığı izleyerek kendinin(izleyicinin) bilincine vardı. Zira farkında olunacak birşey yoksa, farkındalık(bilinç) de yoktur. Fakat -tıpkı biz gibi- kendi hakkında, farkına vardığı şeyler üzerinden fikir yürüttü ve kendini varlıkta kaybetti. ''Düşmüş bir melek'' gibi. Ne dersiniz, olabilir mi? :)
''Ben kimim?''
Harika sorulardan biridir bu. Çünkü söyleyeceğin herşey sana dair sonradan kazanılan özellikler, sıfatlar v.s.'dir ama 'özdeki' seni bir türlü tanımlamazlar. Bu soruya ilk başta hemen adımızı söyleyerek cevap veririz ama adımız sorulmuyor. Adımız sonradan koyuldu.
''Ben kimim?''
''Ben'' dediğimiz şey biyolojik ve kültürel olarak şekillendiriliyor. Özellikle de kültürel etki sonucu bir kimlik ve benlik ediniyoruz. Zaten kimlik olmadan benlik olur mu? Olmasa gerek. ''Ben kimim?'' sorusunun cevabı, bir kimliğin anlatılmasıdır. Kimliksiz kişinin benliği olur mu? Bilemiyorum ama sanmıyorum olacağını. En mükemmeli de, kimliğin sonradan kazanılan birşey olması. Hepimiz kültürel olarak 'giydiriliyoruz' ve bu giysilerle bir 'benlik' oluşturuluyor, ''ben'' dediğimiz şeyi o giysilere bakarak tanımlıyoruz. Çünkü ''ben''e dair bilgileri, o giysilerden alıyoruz. ''Ben doktorum'', ''Ben laikim'', ''Ben devrimciyim'' v.s... Oysa bunları sonradan 'giyindik'. ''Ben'' dediğimiz şey, o giysiler değil, o giysileri giyinen birşey. Biz kendimizi giysi sanıyoruz, zaten bu yüzden ölüm korkusuna kapılıyoruz. Oysa biz o giysileri giyineniz. Ben dediğimiz şey aslında kazanılmış benlikten de önce varolan birşey. Kimliksiz birşey. Ben denen şey, daha derindeki bir farkındalığın, kendine dair düşüncelerinden oluşuyor. Oysa biz kendimiz hakkındaki düşünceler de değiliz. O düşünceleri de izleyen birşeyiz. Bir bilinmeziz. Adsız bir tanığız.
Kendimiz hakkındaki bu bilinmezi, bu gizemi kavrayabilmek için tüm kültürel giysilerden 'soyunmak' gerekiyor. Soyunup çırılçıplak kalınca ortada bir benlik de kalmıyor. Yani 'bizi' 'diğerlerinden' ayıran birşey kalmıyor demek istiyorum. ''Ben'' dediğimiz şey, aslında herkeste aynı olan bir farkındalıktan başka birşey değil. Ve bu hayvanlarda da aynı. Sadece fark eden, izleyen bir bilinç. Eğer izlediği şeyler olmasa, yani bedeni, duygulanımları, ihtiyaçları, kültürü, çevresi, kendine edindiği kimliği v.s. olmasa her canlıda aynı olan benliksiz bir farkındalık hali bu. En saf haliyle bilinç bu. Kendi aklına üşüşen düşüncelere de, kendi bedensel isteklerine de tanıklık eden bir bilinç. Dolayısıyla bu 'şey', düşünce veya beden de değil. Ve bu 'şey', bin yıl önce yaşayanlarda da aynıydı, bin yıl sonra yaşayacak olanlarda da aynı olacak. Bu 'şey' her canlıda aynı.
Bu açıdan bakabilirsek, 'ölümsüz' olduğumuzu anlayabiliriz. Çünkü ölecek olan bedenimiz, kimliğimiz, duygu ve düşüncelerimizdir ama en 'derindeki' o sadece izleyen, sadece fark eden bilinç her canlıda aynıdır. Ve biz, ''diğerleri'' dediklerimizle aslında biriz. Fakat kendimizi kimliklerle veya bedenle özdeşleştirdiğimiz için, derindeki aynılığı göremediğimiz için bir benlik edinmiş ve onun ölümlülüğünden, gelip geçiciliğinden kaygılanır olmuşuzdur. Oysa bu isimsiz, bilinmez, gizli ve herkeste bir olan gizemli 'tanık' ölümsüzdür.
Kısacası; ''Ben kimim?'' sorusunun, 'benim açımdan' cevabı, aslında ''ben'' diye birşeyin olmadığıdır. En derinlerde, herkeste aynı ve bir olan benliksiz bir bilinç, gizemli bir tanık vardır. Söylediklerimin daha anlaşılır olabilmesi için bu gizemli tanıktan ''ben'' diye bahsedersem; ''Ben kimim?'' sorusunun yanıtı, ''Ben bilinçli bir hiçliğim'' olsa gerek. Bence hayatın sırrı bu. Herşeyin temelinde kocaman bir hiç var. Ama bu ''hiç'', bilinçli! Kendisinden varlıklar doğduğu anda bu hiçlikteki potansiyel uyandı ve varlığı izleyerek kendinin(izleyicinin) bilincine vardı. Zira farkında olunacak birşey yoksa, farkındalık(bilinç) de yoktur. Fakat -tıpkı biz gibi- kendi hakkında, farkına vardığı şeyler üzerinden fikir yürüttü ve kendini varlıkta kaybetti. ''Düşmüş bir melek'' gibi. Ne dersiniz, olabilir mi? :)