PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Çetrefilli Bir Konu: Avrupa Birliği


Jolly Jocker
01-07-2011, 23:07
Avrupa Birliği ve AB'ye TC'nin üyeliği hakkında ne düşünüyor, ne savunuyorsunuz? Bu başlıkta özel olarak sosyalistlerin, genel olarak da tüm ahalinin görüşlerini almak istiyorum.

Konu benim açımdan biraz çetrefilli. Keskin cevapların('evet' ve 'hayır' gibi) fazlasıyla dar kapsamlı kaldığı, evet ve hayır cevaplarını karıştırıp 'havet' denecek bir konu. Ama nasıl bir 'havet'? İşte bu konuda fazla net değilim. Hayır'ın bir türü olarak havet mi; evetin bir türü olarak havet mi? Net olamamakla birlikte, ben evetin bir türü olarak 'havet'çiyim bu konuda. Kısaca şöyle açıklayayım...

Kapitalizm son yüz yıldır fazlasıyla serpilip gelişti, 'globalleşti', tüm dünyayı bir pazar haline getirdi. Ekonomik(IMF, DB), politik(BM) ve askeri(NATO) alanlarda ulus üstü kurumlar kurdu. Ulus devletlerin yükseliş döneminde burjuvazinin pazarını büyütmek için feodal bölgeleri birleştirip uluslaşmayı ve ulus devleti sağlaması gibi, ulusal sınırlarla yetinemeyen kapitalizm, en ileri aşamasında emperyalizm halini alarak uluslararası ve ulus üstü bir yönelime girdi. Bunun ekonomik, politik, ideolojik ve kültürel boyutları var. Elbette Doğu Blokunun artık varolmamasının da etkisi var. Bu yönelimin dinamiğinde kapitalizm olduğu için ona kafadan karşı çıkmak sığ bir yaklaşım olacaktır. Avrupa Birliğini de bu çerçevede değerlendirmek bence en doğrusudur.

Avrupa Birliği, Avrupa tekellerinin birliği ve ortak pazarı ile bir burjuva demokratik standart paketi olmaktan ibaret değildir. Baskıcı ulus devletlerin güç yitirip dönüştürülmesi, milliyetçiliklerin ister istemez törpülenmesi, halkların ve kültürlerin harmanlanması, demokrasi ve özgürlükler konusunda -bugüne dek sürmüş mücadelelerin beşiği olan Avrupa'da- elde edilmiş kazanımların standartlaşması v.b. anlamlar da taşıyor. Avrupa Birliği yalnızca ekonomik liberalizasyon anlamına gelmiyor; ceberut ulus devletlerin törpülenmesi, yerelliklerin önünün açılması, istenen seviyede olmasa da demokrasi, insan hakları, özgürlükler, sosyal hak ve örgütlülüklerin -özellikle de TC'deki hali düşünürsek- biraz daha gelişmesi anlamlarına da geliyor. Devrimciler olarak, asgari düzey de olsa bu konularda elde edilecek kazanımlara karşı çıkmamız düşünülemez.

Herşeyden evvel Avrupa Birliğinin vesayet rejimlerini, darbeleri ve teokratik yönelimleri frenleyeceği, Avrupalılık üst kimliğinin bize milliyetçi, ırkçı ve dinci ayrımcılıklara karşı enternasyonalizmi savunurken nesnel bir temel sunacağı gözden kaçırılmamalı. Elbette demokrasi ithal edilebilen birşey değildir. Ama emperyalizm içsel bir olgudur ve ulus devleti geri plana atıp ulus üstü projelere entegrasyon sırasında nispeten daha demokratik bir ortam bulabileceğimiz boşluklar doğurabilir.

Avrupa Birliği elbette şu anda Avrupa tekellerinin belirleyiciliğinde ve onların çıkarlarının yöneliminde bir birliktir. Fakat bundan ibaret değildir. Söz konusu ulus-üstüleşme süreci kendi iç çelişkilerinde devrimcilerin önünü açabilecek olanaklar barındırdığı gibi, Avrupa Birliğinin bilhassa Kopenhag Kriterlerinde bugüne dek bu kıtada ortaya konmuş emek mücadelesinin kazanımları da vardır. Unutmamak gerekir ki marksizmin doğduğu yer de bu kıta olmuştur. Elbette tekellere ve kapitalizme karşı mücadele edilecek, ama bu mücadeleyi başımızdaki ceberut ulus devleti de güçten düşüren bir ulus-üstü projenin doğurduğu çelişkilerden faydalanarak, asgari düzey de olsa şimdikinden daha iyi olacağı görünen demokrasi, insan hakları ve örgütlenme özgürlüklerinden yararlanarak sürdürmek daha akıllıca olacaktır. Üstelik AB her ne kadar tekellerin birliği de olsa, orada sosyal haklar bize göre daha gelişkin olduğu için bunun sosyal adalet ve örgütlenme özgürlüğü bakımından da bize -yeterli olmasa da- faydası dokunacaktır. Üstelik emperyalizme ve dev tekellere karşı 'içeriden' mücadele etmek hem daha etkili olacak hem de bizlere enternasyonalizmi daha gerçekçi kılma zemini sunacaktır.

Aslında konunun özünü, kapitalizmin kendi gelişimi içinde ulusal sınırlara sığmayıp ulus üstü bir yönelime girmesi ve politik aygıtların da(ulus devletler başta olmak üzere) bundan etkilenmesi oluşturmaktadır. AB'ye 'havet' demek, Avrupalı bir kapitalizme taraftar olmak değil, sosyalizm ve devrim mücadelesini ulus üstü bir yapıda sürdürmek taraftarlığıdır. Yüz elli yıl önce kapitalizm yine kendi gelişimi gereği feodaliteyi tasviye edip daha büyük ulusal sınırlar ve ulus devletler kurarken, Marks ve marksistler, bu sürecin temel dinamiği kapitalizm olduğu için sosyalistlik adına buna kafadan karşı çıkma çiğliğine kapılmamış, süreci olumlamışlardır. Bu olumlama, ulus devlet savunuculuğu anlamına gelmemekte, sosyalizm mücadelesinin eski feodal yapı yerine yeni ulusal yapıda sürdürülmesi gerektiğini anlatmaktaydı. Günümüzdeki ulus-üstüleşme süreci ve dolayısıyla Avrupa Birliği konusu da bu şekilde değerlendirilmeli diye düşünüyorum. Kapitalizm yine kendi gelişimi gereği ulusal sınırları(tıpkı eski feodalite gibi) yavaş yavaş çiğniyor ve ulus üstü proje ve kurumlarla karşımıza geliyor. (Bu arada, tam da kapitalizmin bu yönelimi yüzünden AB'nin belki içeriğinde değişmeler olsa da ayakta kalacağını, kimilerinin iddia ettiği gibi dağılmayacağını düşündüğümü araya sıkıştırıvereyim). Marksizm dinamik bir öğretidir; Lenin'in de dediği gibi, ''dogma değil eylem klavuzudur''. Nesnelliğe dayanarak politika üretir. Artık sosyalizm mücadelesi ve toplumsal muhalefet(ya da direniş), ulusal boyutta ve ulus devlet temelinde değil, ulus üstü yapılar içerisinde dünyasal olarak verilmelidir. Avrupa Birliği üyeliği bunun bir adımı olacaktır. Bu sürece karşı çıkıp güya bağımsızlık adına ulus devlete sahip çıkmak basbaya milliyetçiliktir ve bağımsızlıkçılıkla da ilgisi yoktur. Böylelerinin, yüz elli yıl önce ulus devletlere karşı çıkıp eski feodal yapılar içinde solculuk yapmak isteyenlerden ya da işçi haklarını savunmak iddiasıyla işçilerin bir kısmını işsiz bırakan makineleşmeden ürküp makine kırıcılık yapmaya kalkanlardan farkı yoktur.

Avrupa Birliği'ne 'havet' diyorum. Yani kapitalistlerin Avrupa Birliğini değil ama devrimci mücadelenin Avrupa Birliği zemininde yürütülmesini ve emeğin Avrupasının yaratılmasını savunuyorum.

Sizler ne düşünüyorsunuz?

jadi
02-07-2011, 15:32
Bir ulkenin geri kalmis oldugunu anlama yollari nelerdir?

Herkez sanir ki insanlarin dindar olmasi en spesifik gostergedir.

Hayir, bir ulkenin ileri mi geri mi oldugunu anlamak icin o ulkede solcuyuz diye ortalikta dolananlara bakmamiz gerek

Sayet bu ulkede hala sovyet tipi kominizmi, solculugun tek uygulamasi olarak goren ve solculugu baska kimseye birakmayan bir kesim mevcutsa, o ulke kesin surette geri kalmistir diyebiliriz.

Ya da, Avrupa normlarina uygun sol politikalar, projeler ureten isimler yukarida bahsettigim molozlar tarafindan palyaco, karikatur, sutlu solcu gibi seylerle adlandiriliyorsa, orasi cok daha vahim bir durumdadir

Birde kendine CHP' de diyen, ulusal solcular, diger bir deyisle nasyonal sosyalistler (nazi) var, onlara bu iletimde deginmeyecegim ama nasyonal sosyalizmin fasizm oldugu hususunda herkezle hemfikiriz saniyorum

Cunku ulkede ezilen, somurulen, geri birakilan insanlari temsil etmesi, orgutlemesi, onlari kayiracak politikalar uretmesi gereken kesim solculardir. Sagcilar yatirimcilari temsil eden kesim olmalidir. Bu nedenle, eger bir ulke geri ise, kesin o ulke solcularinda ciddi sakatlik var demektir

Demokratik bir parlementoda bu iki siyasi kanat dengeli bir bicimde bulunmalidir. Sol, sagcilarin sermayeyi cok semirtmesine ve calisanlari ezmesine engel olur, sag ise yatirimcilari cok bunaltarak, vazgecirerek ekonominin ve kalkinmanin olumsuz etkilenmesini onler.

Bizim ulkemizde hala Avrupa emperyalist, o zaman biza yaramaz diyen ve solculugu kendinden baska kimseye yar etmek istemeyen bir zihin yapisi mevcut. Bu insanlarla biz ne yapariz, nereye veririz? Cevapsiz sorular

Astur
02-07-2011, 15:55
Konunun benim açımdan çetrefilli bir yanı yok. Tam üyelik hedefi gerçekçi olsun olmasın AB üyeliği için gereken reformların Türkiye'yi her anlamda daha iyi bir yer yapacağı kanaatindeyim, ondan net bir biçimde evet diyorum.

Ne şekilde bir toplum düzeninin "iyi" addedilebileceği hususunda derin fikir ayrılıkları içinde bulunduğum insanların da bu sürecin getireceği demokratik kazanımları göz önüne alıp net bir "evet" demeleri gerektiğini düşünüyorum.

Jolly Jocker
02-07-2011, 15:57
Ülkenin solcularının zihin yapısı önemli hakikaten. Despotik-bürokratik rejimleri, tek parti ve hatta tek adam yönetimlerini sosyalizm sanıp desteklemek büyük bir yanlış. Fakat solu tümüyle kapitalizmi biraz daha yaşanabilir kılmakla tanımlamak da solu sol olmaktan çıkarır. Ya da devletin despotik yapısının bir bileşenini oluşturan, teorik ve pratik olarak demokrasiyle bile ilgisi pek sınırlı sağcı bir hükümeti gözü kapalı desteklemeyi solculuk olarak sunan şuursuzların yaptığı da anlaşılır gibi değildir.

Avrupa Birliği tekellerin birliğidir. Emperyalist bir proje olduğu doğrudur. Bunu inkar etmek, emperyalizmi inkar etmek demektir ki böylelerinin bırakın solculuğunu, ortalama bir politik algıya sahip oldukları bile pek şüphelidir.

Öte yandan, emperyalist bir proje olan Avrupa Birliğini içeriden dönüştürme mücadelesi verenlere katılmak, bu projeye entegrasyonun başta despotik ulus devletimizi aşındırması olmak üzere kimi alanlarda doğuracağı olanaklardan faydalanmak, Avrupalılık kimliğinin milliyetçiliğe karşı enternasyonalizmi güçlendirmek için nesnel bir zemin sunmasından faydalanmak gibi olanaklar yüzünden, üye olmamaktansa üye olmak daha iyi görünüyor. Avrupa Birliğini değil, devrim mücadelesini AB zemininde Avrupalılık kimliğinde Avrupalı diğer solla enternasyonalist bir dayanışma içerisinde sürdürerek birliği içeriden dönüştürmek ve emeğin Avrupasını yaratmak mücadelesini savunmak gerekiyor.

Marksistler, nesnel zemini temel alarak politika üretirler. Dün nasıl feodal sınırları aşıp daha geniş ulusal sınırlar yaratan kapitalizmin bu yönelimine karşı koymadan, o yeni zeminde devrim mücadelesi verildiyse; bugün de ulusal sınırlara sığmayıp AB gibi ulus üstü projeler üreten kapitalizmin bu yeni yönelimine karşı koymadan, bu yeni zeminde devrim mücadelesi verilmelidir. Toplumsal muhalefet, artık TC ulus devleti sınırlarında Türkiyelilik kimliği ile değil, Avrupa Birliği sınırlarında Avrupalılık kimliği ile verilmelidir. 'Sosyalist Türkiye' elbette iyidir ama 'sosyalist Avrupa' daha da iyidir. İşte bu yüzden üyeliğe havet diyorum. Havetin anlamı şu; üyeliğe evet ama bu haliyle bu birliğe hayır. Biz üyeliği, birliği içeriden dönüştürmek ve sosyalist bir AB yaratmak için savunuyoruz.

jadi
02-07-2011, 16:01
Konunun benim açımdan çetrefilli bir yanı yok. Tam üyelik hedefi gerçekçi olsun olmasın AB üyeliği için gereken reformların Türkiye'yi her anlamda daha iyi bir yer yapacağı kanaatindeyim, ondan net bir biçimde evet diyorum.

Ne şekilde bir toplum düzeninin "iyi" addedilebileceği hususunda derin fikir ayrılıkları içinde bulunduğum insanların da bu sürecin getireceği demokratik kazanımları göz önüne alıp net bir "evet" demeleri gerektiğini düşünüyorum.

Bir ulkede silahli kuvvetleR, kendini secimle gelmis parlamentonun uzerinde goruyorsa, o ulke icin AB gercekten inandirici degildir. Bu yapi duzledigi zaman, girisimiz bir kac ay surecek diye tahmin ediyorum

Kibris, Ermeni meselesi gibi sorunlar da var tabi. Bunlar da kemalist ideolojinin insanlara empoze ettigi irkcilik hastaliginin sonuclari, Ab'ye giris kesinlestikten sonra insanlarin bunlarda inat edecegini sanmiyorum

Ayrica herkezin dikkatini cekmek istiyorum, "bizi AB'ye almazlar" i savunan, insanlari buna inandirmaya calisan kesim sadece ve sadece kemalistler. Gecmiste kesin olarak girisimi engellemis olanlar yine ayni gruptur.

Astur
02-07-2011, 16:11
Bir ulkede silahli kuvvetleR, kendini secimle gelmis parlamentonun uzerinde goruyorsa, o ulke icin AB gercekten inandirici degildir. Bu yapi duzledigi zaman, girisimiz bir kac ay surecek diye tahmin ediyorum

Kibris, Ermeni meselesi gibi sorunlar da var tabi. Bunlar da kemalist ideolojinin insanlara empoze ettigi irkcilik hastaliginin sonuclari, Ab'ye giris kesinlestikten sonra insanlari bunlarda inat edecegini sanmiyorum

Ayrica herkezin dikkatini cekmek istiyorum, "bizi AB'ye almazlar" i savunan, insanlari buna inandirmaya calisan kesim sadece ve sadece kemalistler. Gecmiste kesin olarak girisimi engellemis olanlar yine ayni gruptur.

Ben ordunun siyasette ağırlığının eskisi gibi büyük bir sorun olduğu kanaatinde değilim, o sorun çözüldü sayılır.

Kemalistlerin istedikleri Türkiye alıştıkları ve gücü ellerinde tutmalarının tek yolu olan "sınırlı demokrasi"ye sahip, dışa kapalı bir Türkiye. AB reformları tarzı şeyler eski statükoyu oldukça aşındırdı bile. Bunların kırmızı çizgi dedikleri pek çok şeyi artık kimseler kaale almıyor. Vatandaşlık tanımından tut özelleştirmelere, onlardan tut Kıbrıs sorununa pek çok konu çözüme kavuşmadıysa da siyasi kültürümüzde eskiden bulunduğu dokunulmaz konumu yitirdi, çözüm yoluna girdi.

Türkiye'nin tam üyeliği konusunda Kıbrıs'taki siyasi tıkanıklık ve Ermeni meselesi gibi Türkiye'nin atacağı adımlarla çözülebilecek sorunlar var. Ama bizden bağımsız engeller de var. Mesela Avrupa ekonomisi toparlanmadan, Almanya ve Fransa gibi önemli üyelerdeki Türkiye'nin üyeliğine karşı hükümetler değişmeden de tam üyelik mümkün olmaz.

jadi
02-07-2011, 16:15
Astur,

Orduya Turk ve musluman olmayanlar, artica dindarlar, imam hatip mezunlari, esi turbanlilar...vs aliniyor mu? Eskiden alinmazdi bunlar.

Her TC vatandasi, arzu ederse orduda gorev alabilmelidir. Bu olmadigi surece butun yapilanlar anlamsiz kalir.

Ulkeden irkcilik ve fasizm temizlenmeli, baska yolu yok

jadi
02-07-2011, 16:18
Ben ordunun siyasette ağırlığının eskisi gibi büyük bir

Türkiye'nin tam üyeliği konusunda Kıbrıs'taki siyasi tıkanıklık ve Ermeni meselesi gibi Türkiye'nin atacağı adımlarla çözülebilecek sorunlar var. Ama bizden bağımsız engeller de var. Mesela Avrupa ekonomisi toparlanmadan, Almanya ve Fransa gibi önemli üyelerdeki Türkiye'nin üyeliğine karşı hükümetler değişmeden de tam üyelik mümkün olmaz.

AB, hukuki temelleri olan bir topluluk. Bun mavallari anlatanlar, sanki ciddiye alinacak biseymis gibi onunuze getirenler hep kemalistler

Turkiye zincirini kirsin, sikistirmaya baslasin. Ondan sonra AB'nin hayir deme luksu olmayacak

Gunumuzde, bu cografyada hala generallerin abuk sabuk aciklamalarla gundem yarattigi bir ulke kalmadi, AB'ye sonradan giren ulkelerin hepsi coktaaan asti bunu

Astur
02-07-2011, 16:51
Astur,

Orduya Turk ve musluman olmayanlar, artica dindarlar, imam hatip mezunlari, esi turbanlilar...vs aliniyor mu? Eskiden alinmazdi bunlar.

Her TC vatandasi, arzu ederse orduda gorev alabilmelidir. Bu olmadigi surece butun yapilanlar anlamsiz kalir.

Ulkeden irkcilik ve fasizm temizlenmeli, baska yolu yok

Orduya o anlamda çok daha temel bir ayar çekmek gerekir bence. Askerliği profesyonel hâle getirmek gibi.


AB, hukuki temelleri olan bir topluluk. Bun mavallari anlatanlar, sanki ciddiye alinacak biseymis gibi onunuze getirenler hep kemalistler

Turkiye zincirini kirsin, sikistirmaya baslasin. Ondan sonra AB'nin hayir deme luksu olmayacak

Gunumuzde, bu cografyada hala generallerin abuk sabuk aciklamalarla gundem yarattigi bir ulke kalmadi, AB'ye sonradan giren ulkelerin hepsi coktaaan asti bunu

Bence de biz mümkün olan en kısa sürede gereksinimleri yerine getirmeliyiz. Ondan sonrası kolay olur, ekonomik kriz vs. atlatıldığında siyasi iklim de lehimize değişeceğinden üyelik söz konusu olur.

Bence gerçekçi bir tarih ise 2020'lerde olacak.

TurkceRap
02-07-2011, 19:47
Bir ulkede silahli kuvvetleR, kendini secimle gelmis parlamentonun uzerinde goruyorsa, o ulke icin AB gercekten inandirici degildir. Bu yapi duzledigi zaman, girisimiz bir kac ay surecek diye tahmin ediyorum

Kibris, Ermeni meselesi gibi sorunlar da var tabi. Bunlar da kemalist ideolojinin insanlara empoze ettigi irkcilik hastaliginin sonuclari, Ab'ye giris kesinlestikten sonra insanlarin bunlarda inat edecegini sanmiyorum

Ayrica herkezin dikkatini cekmek istiyorum, "bizi AB'ye almazlar" i savunan, insanlari buna inandirmaya calisan kesim sadece ve sadece kemalistler. Gecmiste kesin olarak girisimi engellemis olanlar yine ayni gruptur.



Kusura bakma ama şu anki muhafazakar statüko da Kemalistlerden hiç de aşağı kalmaz birçok saçmalık da, ne yani, 5651 gibi ucube bir yasayı da Kemalistler mi çıkardı? güldürmeyin insanı, bu kafaylamı Ab.ye üye olacağız?

Ab rüyası oldukça gerilerde kalmıştır, Hükümetin şu konjektürde müzakereci göndermesi bile komediden başka birşey değildir.

Türkiyeye Ortadoğunun bekçiliği rolü biçilmiştir, şu durumda ondan ötesini düşünmek anlamsız.

Ab.ye girilmelimidir? Ben de bu konuda net bir fikre sahip değilim, içerde yerel yönetimlerin ağırlık kazanmasını, yaşam tarzıyla ilgili özgürlüklerin önünün açılmasını destekliycek bir kitle olmadıktan sonra neye yarar?

Ha Eğer bundan 4 yıl önce olsaydı çok daha farklı şeyleri konuşabilirdik o ayrı.

TurkceRap
02-07-2011, 19:55
AB, hukuki temelleri olan bir topluluk. Bun mavallari anlatanlar, sanki ciddiye alinacak biseymis gibi onunuze getirenler hep kemalistler

Turkiye zincirini kirsin, sikistirmaya baslasin. Ondan sonra AB'nin hayir deme luksu olmayacak

Gunumuzde, bu cografyada hala generallerin abuk sabuk aciklamalarla gundem yarattigi bir ulke kalmadi, AB'ye sonradan giren ulkelerin hepsi coktaaan asti bunu



bu söylediklerinin de çoğu ütopya,, Gerekirse o hukuksal metinlerin de etrafından dolanmanın bir yolu bulunur.

adamlar orda Müslümanlardan illALLAH etmişken sen Türkiyenin adaylığını özellikle Almanya, Fransa gibi yerlerde halkına anlatamazsın, Çünkü senin olduğu kadar onların da bir sürü haklı sebebi vardır.

Gerçekci olmak lazım biraz, ayakta rüya görmenin alemi yok...

jadi
02-07-2011, 21:36
Ab hedefinin gercekci olduguna isteyen inanir, istemeyen inanmaz. Onemli olan halkin statukoculara degil degisimcilere destek vermesi benim acimdan. O yuzden kesin girilecegini biliyorum. 2020'ye kadar surmez bence

TUBA
02-07-2011, 21:45
ben mustafa kemal atatürkün savunucusu ve aşığı olarak Ab ye girme konusunda hiçbir tarafta değilim sevgili jadi ,sanırım düşünceniz yanlış şekillenmiş kafanızda

Ab ye girme konusunda tarafsız bakış açısıyla baktığım zaman üzgünüm ki manzara iç açıcı görünmüyor bana ,Ab ye girmek için çok fazla derinlere dalmadan cevap vermek isterim ki ,tabiri caizse türkiyenin hemen hemen her açıdan "çok fırın ekmek yemesi gerekir" ,anlayacağınız birçok konuda avrupa ülkelerinin yanında geri kalmış konumdayız :( şimdilik bu konuya dair fazla derinlere girmeden sadece bu kadarını yazmayı uygun buldum :)

ereninthenature
02-07-2011, 21:48
Ab hedefinin gercekci olduguna isteyen inanir, istemeyen inanmaz. Onemli olan halkin statukoculara degil degisimcilere destek vermesi benim acimdan. O yuzden kesin girilecegini biliyorum. 2020'ye kadar surmez bence

müslüman bir ülkede her an şeriat riski vardır.bir ülkede müslüman varsa o ülkede şeriat riski vardır.böyle bir risk içindeki ülkeyide AB'ye filan almazlar.türkiye'de şeriat riski yoktur diyecek adama gülerim zaten.hayal onlar hayal avrupa birliğiymiş.

Jolly Jocker
02-07-2011, 21:50
Aslında bu başlıkta AB üyeliği tartışmasını daha ziyade sosyalistler arasında yapmak istemiştim ama henüz fikir belirten olmadı.

Avrupa Birliği emperyalistlerin birliğidir ve elbette bu haliyle ona karşıyız. Ama AB'ye karşıtlığı AB'nin içinden, Avrupalılık kimliğini sahiplenerek, sosyalist bir AB hedefiyle, diğer AB sol örgütleriyle enternasyonalist bir dayanışma içerisinde yapmak gerekir. Buna karşın bir kısım sol AB'ye üyeliğe gözü kapalı karşı çıkıyor. Eğer tahayyül ettikleri ve savundukları sosyalizm ulusal sınırlar içinde, ulus devlete dayalı, eskisi gibi bürokratik ve tek partili bir ''sosyalizm'' ise bu tutumlarını anlıyorum elbette. Ama savunulan ve tahayyül edilen sistem tek ülkede sıkışıp kalmamış, ulus devletin çitlerini aşmış, enternasyonalist, çoğulcu, demokratik, özyönetimci ve özgürlükçü bir sosyalizm ise sosyalist Avrupa Birliği hedefi temel alınmalıdır. Bunu yapmak için de AB'ye girip ona içeriden muhalefet etmek ve içeriden dönüştürmek gerekir. Biz Avrupalılık üst kimliğine, halkların ve kültürlerin harmanlanmasına, ulus üstü bir proje olan Avrupa Birliğine karşı değiliz. Biz Avrupa Birliğinin kapitalist olmasına, tekellerin birliği olmasına, yani şu anki içeriğine karşıyız. Aslında mevcut haliyle AB'ye karşı olduğumuz açıktır ama farklılık nasıl bir sosyalizm tahayyül ettiğimiz noktasında yaşanıyor. Özgürlükçü ve enternasyonalist bir sosyalizm mi, yoksa bürokratik ve ulusal bir ''sosyalizm'' mi? İlkini isteyenler AB üyeliğine havet diyor; ikincisini isteyenler ise gözü kapalı hayır diyor. Tabi bir de mevcut haliyle bile AB'yi adeta bir cennet gibi sunan ve o kadarını yeterli sayan sözde solcu liberaller var.

jadi
02-07-2011, 21:56
Hayatinda Portekiz, Ispanya ve Guney Italya hatta Yunanistan gibi ulkelere gidip gormus olan herkez, Avrupalilar bizi kulturumuz yuzunden asla almaz lafinin cok ucuz bir yalan oldugunu direkt gorur

Bu ulkelerin kulturu Turkiye ile cok benzerdir, ama mesela Isvec, Danimarka gibi ulkelerle hic alakasi bile yoktur.

Din zaten gercekten hic sizin sandiginiz gibi insanlarin umursadigi bisey degil, Turkiye'nin sorunu askeri dikta, irkcilik ve fasizm

Gecmiste Turkiye 2 kez %100 AB'ye girme sansini kendisi iskaladi. O zaman neye dayanarak bizi asla almayacaklar deniyor?

Ustelik bunu diyenler, gecmiste girmemizi engellemis olanlar.

TurkceRap
02-07-2011, 23:37
müslüman bir ülkede her an şeriat riski vardır.bir ülkede müslüman varsa o ülkede şeriat riski vardır.böyle bir risk içindeki ülkeyide AB'ye filan almazlar.türkiye'de şeriat riski yoktur diyecek adama gülerim zaten.hayal onlar hayal avrupa birliğiymiş.



Yok abi anlatamazsın, Bu akp sempatizanları ne tür bir ilaç kullanıyosa artık, bana da söyleseler ne kullandıklarını da, aynısından ben de alıp herşeyin toz pembe olduğunu düşünsem...