Jolly Jocker
16-07-2011, 13:48
Taraf Gazetesine hakim olan liberal görüşe dair birkaç söz etmek şart. Zira çok ciddi teorik açmazlara sahip. Bu açmazlar yüzünden, savunduğu politik hat da son derece yanlış.
Bir kere, bir yandan içine düştüğü kriz sebebiyle global ölçekte günden güne otoriterleşen kapitalist sistemi savunup diğer yandan da demokrasi ve özgürlük üzerine ahkam kesmek uzlaşmaz bir çelişki olarak öne çıkıyor. Bunun neticesinde, Taraf'çılar ülkemizde de AKP'nin temsil ettiği yeni-faşizm içerisinde demokrasi arıyorlar. Bu arayış içerisinde Kürt ve Alevi sorunlarını inkar eden, azınlıklar için kılını kıpırdatmayan, hatta dindarların bile sorunlarını tam olarak çözmeyen, ''Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak'' edebiyatıyla tektipçi anlayışı aynen sürdüren, polis devleti ve hukuk dışı uygulamaların önünü alabildiğine açan, her muhalif olana yapıştırdığı ergenekoncu yaftasıyla bu operasyonun ciddiyetini kendi elleriyle sarsan bir hükümeti demokrat gibi göstermeye uğraşıyorlar. Bu uğraş sırasında da günden güne rezil oluyorlar. Yumurtalı eylem yapan öğrencilerin ardında ergenekon aramak, tüm ülke onu konuşurken hamile kız öğrencinin öldürülen bebeğini görmezden gelmek, Hopa'da öldürülen öğretmenin ''çevresinin çevresini'' ergenekona bağlamak türünden tuhaflıkları yazıp çiziyorlar.
Ama malul oldukları teorik sakatlık çok daha derin. Demokrasi, siyasal değil toplumsal bir olgudur. Kapitalizmde siyasal ile toplumsal olan birbirinden ayrılmış ve dual(ikili) yapı oluşmuştur. Bu sistemlerde, toplumsal/ekonomik alanda sermayenin hakimiyeti tam gaz sürer ve çalışanlar çalışma sürecinin her anında işsiz kalma korkusu, stres, 'her zaman haklı olan' müşteriler karşısında eziklik, iş hiyerarşisi içinde eziklik, iş yönetimine müdahil olamama, sosyal hakların güdüklüğü, iş süresinin git gide uzaması, bireye kendine ayıracak boş zaman kalmaması, yıkıcı rekabet v.b. olgular yüzünden en despotik devletin yaşatabileceğinden bile daha beter bir tiranlığa maruz kalmaktadırlar. Ama işlerinden çıktıklarında kendilerine demokratik bir ülkenin özgür yurttaşları olduğu anlatılmaktadır! İş çıkışı bir kafede su katılmış iki bira içebildiği için bireyler kendini özgür sanmaktadır. Zira vitrinler, medya ve sandık fetişizmi fena halde göz boyayıcıdır. Günümüz burjuva demokrasisini, 'cennet dekorlu cehennem hayatı' olarak tanımlamak herhalde çok da haksızlık olmayacaktır.
Oysa gerçek bir demokrasi, yani devrimci demokrasi, çalışanlara da en geniş hakları ve üretim sürecine müdahil olma olanağını sunarak demokrasiyi sadece politik alanda değil ekonomik/toplumsal alanda da uygular ve gerçek kılar. Kapitalist sistemde ise toplumsal yaşamın gerçekliğinden yalıtılmış bir politik demokrasi söz konusudur ve bu tür bir demokrasi, en iyi halinde bile, emekçiler açısından göz boyamanın ötesinde anlam taşımamaktadır. İşte Taraf'çı liberallerin savundukları ''demokrasi'' bundan ibarettir.
Öte yandan, çok açıktır ki devlet gökten inmez; toplumsal ilişkilerden doğar. Devlet de bir ilişkilenme biçimini yansıtır. Bunun ürünüdür. Kültürel bir üründür. Bu yüzden devleti demokratikleştirmek, dönüştürmek, bireysel ve toplumsal haklara saygılı, otoriteryan olmayan bir hale getirmek için evvela devletin doğduğu zemini, yani toplumsal ilişkilenme biçimlerini(kapitalist sistemi) ve kültürü(muhafazakar-ataerkil kültürü) değiştirmek, demokratikleştirmek gerekir. Demokratikleşme hareketi aşağıdan yukarı doğru, yani toplumdan devlete doğru gerçekleşir. Fakat Taraf'çı liberaller bunun tam aksi bir tutumla, toplumsal ilişkileri(kapitalist sistemi) ve geleneksel muhafazakar kültürü hiç eleştirmeden devletin reforme edilmesine odaklanıyorlar. Böylece hem sanki devlet gökten iniyormuş gibi metafizik bir düşünce yanlışını sürdürüyor hem de devletten topluma doğru bir yön izleyerek eleştirdikleri 'toplum mühendisleri'nden, elitistlerden farksız bir teorik duruş sergiliyorlar. Onlara göre; önce devlet demokratikleşmeli, askeri vesayet kalkmalı, sonra demokratikleşen devlet toplumu da nasılsa dönüştürürmüş. Halbuki bu, devletten topluma doğru giden, yine devletin toplumu şekillendirmesine dayanan, tepedenci bir bakış açısıdır.
Haksızlık etmeyeyim, Taraf'çı liberallerin toplumsal dönüşüme ilişkin gayretleri olmasa da tespitleri var. Toplumsal ilişkilerin, kapitalizmin daha da yaygınlık kazanması ve kentleşmeyle birlikte, özellikle de muhafazakarların bir kısmının sermaye sahibi olmasıyla birlikte kendiliğinden demokratikleştiğini iddia ediyorlar! Oysa bu değerlendirme, sabah akşam çöktüğünü iddia edip küfrettikleri marksizmi oldukça kaba, indirgemeci ve ekonomist tarzda ele alıp yaptıkları bir değerlendirmedir. Bu yüzden hem ikiyüzlülük hem tahrifat barındırır. Öte yandan, sermaye sahibi olanlar muhafazakar kitlenin çok küçük bir bölümüdür ve genel kitleyi kültürel bakımdan özgürlükçüleştiremezler. Zaten özgürlükçüleştirebilmiş de değillerdir. Linç girişimlerinden azınlıklara olan tahammülsüzlüklere değin her türlü kültürel otoriteryanlık sürmekte. Kapitalizm kendi iç işleyici ve yıkıcı rekabeti yüzünden emekçileri bunaltıp baskı alına alırken politik otoriteryanlığı da günden güne artırmak zorundadır. Zaten şehirleşme ve kapitalistleşme ile demokratikleşme arasında bir zorunluluk ilişkisi yoktur. Nazi Almanyası ya da Mussolini İtalyası köy yeri değildi örneğin. Keza ''demokratikleştiği'' iddia edilen TC'deki en gözde STK'lar sayılan cemaat-tarikat yapıları da kendi içlerinde hiç de demokratik bir yön taşımamaktadırlar.
Kısacası; Liberallerin Taraf'ta kendini en net gösteren 'demokratikleşme teorisi' baştan sona sakattır. Devletten topluma doğru giden, devletçi ve tepedenci bir anlayışı yeniden üretmektedir. Kapitalizm ile otoriteryanlık arasındaki bağı kavrayamamakta, tam aksini savunmaktadır. Demokrasi dediği şey de toplumsal hayattan yalıtılmış ve sandığa indirgenmiş bir politik ''demokrasiden'' ibarettir. Aslında bunu 'seçimcilik' ya da 'sandık fetişizmi' olarak adlandırmak daha doğru olur. Zira demokrasi böyle birşey değil.
Gerçek bir demokratikleşme için olmazsa olmaz olan ekonomik ve politik hayatın düalitesini aşıp toplumsal bir demokratikleşme için gerek kültürün demokrasi açısından eleştirisi gerekse de toplumsal ilişkileri değiştirecek bir sistem eleştirisi Taraf'çı liberallerde görülmez. Keza savundukları 'sandık demokrasisi' de yerel ve yerinden yönetimlerin önünü açıp emekçilerin yönetim sürecine çok daha kolay katılacakları, mahalle ve işyeri meclisleriyle doğrudan demokrasi pratiklerini geliştirme olanağı bulacakları sahici bir politik demokrasinin çok uzağındadır.
Bir kere, bir yandan içine düştüğü kriz sebebiyle global ölçekte günden güne otoriterleşen kapitalist sistemi savunup diğer yandan da demokrasi ve özgürlük üzerine ahkam kesmek uzlaşmaz bir çelişki olarak öne çıkıyor. Bunun neticesinde, Taraf'çılar ülkemizde de AKP'nin temsil ettiği yeni-faşizm içerisinde demokrasi arıyorlar. Bu arayış içerisinde Kürt ve Alevi sorunlarını inkar eden, azınlıklar için kılını kıpırdatmayan, hatta dindarların bile sorunlarını tam olarak çözmeyen, ''Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak'' edebiyatıyla tektipçi anlayışı aynen sürdüren, polis devleti ve hukuk dışı uygulamaların önünü alabildiğine açan, her muhalif olana yapıştırdığı ergenekoncu yaftasıyla bu operasyonun ciddiyetini kendi elleriyle sarsan bir hükümeti demokrat gibi göstermeye uğraşıyorlar. Bu uğraş sırasında da günden güne rezil oluyorlar. Yumurtalı eylem yapan öğrencilerin ardında ergenekon aramak, tüm ülke onu konuşurken hamile kız öğrencinin öldürülen bebeğini görmezden gelmek, Hopa'da öldürülen öğretmenin ''çevresinin çevresini'' ergenekona bağlamak türünden tuhaflıkları yazıp çiziyorlar.
Ama malul oldukları teorik sakatlık çok daha derin. Demokrasi, siyasal değil toplumsal bir olgudur. Kapitalizmde siyasal ile toplumsal olan birbirinden ayrılmış ve dual(ikili) yapı oluşmuştur. Bu sistemlerde, toplumsal/ekonomik alanda sermayenin hakimiyeti tam gaz sürer ve çalışanlar çalışma sürecinin her anında işsiz kalma korkusu, stres, 'her zaman haklı olan' müşteriler karşısında eziklik, iş hiyerarşisi içinde eziklik, iş yönetimine müdahil olamama, sosyal hakların güdüklüğü, iş süresinin git gide uzaması, bireye kendine ayıracak boş zaman kalmaması, yıkıcı rekabet v.b. olgular yüzünden en despotik devletin yaşatabileceğinden bile daha beter bir tiranlığa maruz kalmaktadırlar. Ama işlerinden çıktıklarında kendilerine demokratik bir ülkenin özgür yurttaşları olduğu anlatılmaktadır! İş çıkışı bir kafede su katılmış iki bira içebildiği için bireyler kendini özgür sanmaktadır. Zira vitrinler, medya ve sandık fetişizmi fena halde göz boyayıcıdır. Günümüz burjuva demokrasisini, 'cennet dekorlu cehennem hayatı' olarak tanımlamak herhalde çok da haksızlık olmayacaktır.
Oysa gerçek bir demokrasi, yani devrimci demokrasi, çalışanlara da en geniş hakları ve üretim sürecine müdahil olma olanağını sunarak demokrasiyi sadece politik alanda değil ekonomik/toplumsal alanda da uygular ve gerçek kılar. Kapitalist sistemde ise toplumsal yaşamın gerçekliğinden yalıtılmış bir politik demokrasi söz konusudur ve bu tür bir demokrasi, en iyi halinde bile, emekçiler açısından göz boyamanın ötesinde anlam taşımamaktadır. İşte Taraf'çı liberallerin savundukları ''demokrasi'' bundan ibarettir.
Öte yandan, çok açıktır ki devlet gökten inmez; toplumsal ilişkilerden doğar. Devlet de bir ilişkilenme biçimini yansıtır. Bunun ürünüdür. Kültürel bir üründür. Bu yüzden devleti demokratikleştirmek, dönüştürmek, bireysel ve toplumsal haklara saygılı, otoriteryan olmayan bir hale getirmek için evvela devletin doğduğu zemini, yani toplumsal ilişkilenme biçimlerini(kapitalist sistemi) ve kültürü(muhafazakar-ataerkil kültürü) değiştirmek, demokratikleştirmek gerekir. Demokratikleşme hareketi aşağıdan yukarı doğru, yani toplumdan devlete doğru gerçekleşir. Fakat Taraf'çı liberaller bunun tam aksi bir tutumla, toplumsal ilişkileri(kapitalist sistemi) ve geleneksel muhafazakar kültürü hiç eleştirmeden devletin reforme edilmesine odaklanıyorlar. Böylece hem sanki devlet gökten iniyormuş gibi metafizik bir düşünce yanlışını sürdürüyor hem de devletten topluma doğru bir yön izleyerek eleştirdikleri 'toplum mühendisleri'nden, elitistlerden farksız bir teorik duruş sergiliyorlar. Onlara göre; önce devlet demokratikleşmeli, askeri vesayet kalkmalı, sonra demokratikleşen devlet toplumu da nasılsa dönüştürürmüş. Halbuki bu, devletten topluma doğru giden, yine devletin toplumu şekillendirmesine dayanan, tepedenci bir bakış açısıdır.
Haksızlık etmeyeyim, Taraf'çı liberallerin toplumsal dönüşüme ilişkin gayretleri olmasa da tespitleri var. Toplumsal ilişkilerin, kapitalizmin daha da yaygınlık kazanması ve kentleşmeyle birlikte, özellikle de muhafazakarların bir kısmının sermaye sahibi olmasıyla birlikte kendiliğinden demokratikleştiğini iddia ediyorlar! Oysa bu değerlendirme, sabah akşam çöktüğünü iddia edip küfrettikleri marksizmi oldukça kaba, indirgemeci ve ekonomist tarzda ele alıp yaptıkları bir değerlendirmedir. Bu yüzden hem ikiyüzlülük hem tahrifat barındırır. Öte yandan, sermaye sahibi olanlar muhafazakar kitlenin çok küçük bir bölümüdür ve genel kitleyi kültürel bakımdan özgürlükçüleştiremezler. Zaten özgürlükçüleştirebilmiş de değillerdir. Linç girişimlerinden azınlıklara olan tahammülsüzlüklere değin her türlü kültürel otoriteryanlık sürmekte. Kapitalizm kendi iç işleyici ve yıkıcı rekabeti yüzünden emekçileri bunaltıp baskı alına alırken politik otoriteryanlığı da günden güne artırmak zorundadır. Zaten şehirleşme ve kapitalistleşme ile demokratikleşme arasında bir zorunluluk ilişkisi yoktur. Nazi Almanyası ya da Mussolini İtalyası köy yeri değildi örneğin. Keza ''demokratikleştiği'' iddia edilen TC'deki en gözde STK'lar sayılan cemaat-tarikat yapıları da kendi içlerinde hiç de demokratik bir yön taşımamaktadırlar.
Kısacası; Liberallerin Taraf'ta kendini en net gösteren 'demokratikleşme teorisi' baştan sona sakattır. Devletten topluma doğru giden, devletçi ve tepedenci bir anlayışı yeniden üretmektedir. Kapitalizm ile otoriteryanlık arasındaki bağı kavrayamamakta, tam aksini savunmaktadır. Demokrasi dediği şey de toplumsal hayattan yalıtılmış ve sandığa indirgenmiş bir politik ''demokrasiden'' ibarettir. Aslında bunu 'seçimcilik' ya da 'sandık fetişizmi' olarak adlandırmak daha doğru olur. Zira demokrasi böyle birşey değil.
Gerçek bir demokratikleşme için olmazsa olmaz olan ekonomik ve politik hayatın düalitesini aşıp toplumsal bir demokratikleşme için gerek kültürün demokrasi açısından eleştirisi gerekse de toplumsal ilişkileri değiştirecek bir sistem eleştirisi Taraf'çı liberallerde görülmez. Keza savundukları 'sandık demokrasisi' de yerel ve yerinden yönetimlerin önünü açıp emekçilerin yönetim sürecine çok daha kolay katılacakları, mahalle ve işyeri meclisleriyle doğrudan demokrasi pratiklerini geliştirme olanağı bulacakları sahici bir politik demokrasinin çok uzağındadır.