PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Türkiye Demokratikleşiyor Mu?


Jolly Jocker
02-08-2011, 22:39
Öncelikle bir konuyu açığa kavuşturmak gerekir. Demokratikleşme sosyo-kültürel bir olgudur. Siyasal plandaki izdüşüm, bu temeli izliyorsa anlamlı olur. Zira ''yüksek siyaseti''/devleti belirleyen toplumdur. Tepedenci, toplum mühendisi, elitist zihinlerin kurguladığı üzere devlet toplumu belirlemez. Bu yüzden devletteki demokratikleşmeden evvel toplumsal-kültürel demokratikleşme esastır. Toplumsal yapı kültürel olarak demokrasiyi sindirirse zaten bu durum üstyapı kurumlarına, başta devlet olmak üzere, yansıyacaktır. Ama toplumsal yapıda demokratikleşme söz konusu değilken, hatta toplum daha da tutucu ve tektipçi bir yönelime girmişken devlet aygıtının demokratikleşmesini öne çıkarmanın son tahlilde hiç anlamı yoktur. Zira devlet toplumu değil, toplum devleti belirler. Hatta bir takım kurumsal yapılar eliyle toplumun devlet aygıtını yönlendirmesine sınırlamalar getirmek -eğer toplumda antidemokratik bir kültürün egemenliği söz konusu ise- despotizmin yayılışına fren görevi görerek azınlıklara güvence bile sağlayabilir.

Kısacası, çeşitli kurumların vesayetinin ortadan kaldırılışı ve sivil iradenin önünün açılması, eğer sosyo-kültürel yapı demokratikse, yani demokratik kültür toplumsal ölçekte benimsenmiş ve içselleştirilmişse anlamlıdır. Fakat hoşgörüsüz ve baskıcı bir kültür hakimse, bu durumda toplumun otoriteryan yönelim ve tercihlerinin çoğunluk gücüyle demokratik yolları kullanarak devlet yönetiminde de tam etkinliğinin sağlanması gerçekleşecektir, ki bu demokrasi değil, varolan sınırlı demokrasinin de ortadan kaldırılması anlamına gelir. Unutulmamalı ki Avrupa'daki Nazi faşizmi de tabandan yükselmiştir. Çoğunluk gücü ve siyasal demokrasiyle iş başına gelmiştir. Demokratikleşmede aslolan bir takım kurumların denetiminin ortadan kaldırılması ya da seçilmişlerin etkisinin artırılmasından evvel, seçenlerin, yani toplumun kültürel yaşamının demokratikleşmesi, demokrasinin bir değer olarak kitlelerce benimsenmiş olmasıdır.

Kısacası, devlet aygıtının ya da siyasal alanın demokratikleşmesi, çeşitli kurumların egemenlik ya da denetleyiciliğinin geriletilip sivil iradenin öne çıkarılması demokratikleşme açısından tek başına ele alınacak bir kriter değildir. İradesinin önü açılan toplumun yapısı, ilişkileri, kültürü v.s. esas belirleyicidir. Eğer toplumun kültürü otoriteryan ise, bu kültürün siyasal demokrasi ve çoğunluk gücüyle azınlıkları yutmasını engellemek üzere çeşitli kurumların varlığı gerekli bir hal alabilir. Ülkemizdeki muhafazakarlar ile ulusalcılar arasındaki ana çelişme buradan kaynaklanıyor.

İki taraf da ortak bir yanılgıyı paylaşıyorlar. İkisinin de milliyetçi-muhafazakar değerlere, otoriteryan ve farklı olana tahammülsüz kültüre bir eleştirisi ya da değiştirme mücadelesi söz konusu değil. Yani tabandan başlayan bir toplumsal demokrasi hamlesi iki kesimde de yok. Aksine ikisi de kendine değişmez kabul ettikleri bu toplumsal realiteyi temel alıyor. Muhafazakarlar, otoriteryan kültürün kuşattığı toplumun önünün açılmasını ve bu kültürün devlet yönetimini de tamamen sarmasını savunup bunu ''demokratikleşme'', ''sivil iradenin egemenliği'' v.b. laflarla sunuyorlar. Ulusalcılar ise bu durum karşısında toplumun otoriteryan ve hoşgörüsüz, tutucu yapısını hatırlatarak, böyle bir kültürün egemen olduğu bir memlekette çoğunluk iradesinin tiranlığa yol açacağından hareketle kendi vesayet kurumlarının varlığını meşrulaştırmaya çabalıyorlar. Herkes kendine mevcut toplumsal formasyonu veri alıyor. Ama bunu dönüştürmeye, demokratikleştirmeye çabalamıyor, böyle bir program ortaya koymuyor.

Oysa gerçek ve sağlıklı bir demokratikleşme ancak toplumun-kültürün demokratikleşmesiyle, bu yönde aşağıdan bir kitlesel dönüşümle gerçekleşebilir. Ama milliyetçi, muhafazakar, tutucu, farklı olana hoşgörüsüz bir toplumun demokratikleştiği iddia edilemez. Yapılan neredeyse tüm araştırmalar, toplumumuzun daha da tutuculaştığını gösteriyor. AKP'nin ülkeyi demokratikleştirdiği söyleniyor ama toplumda bunun zıttı bir yönelim var ne hikmetse! Araştırmalara göre örneğin inançsız, eşcinsel, hıristiyan, Ermeni ya da şort giyen komşu istemeyenler nüfusun yarıdan fazlasını oluşturuyor! Ama demokratikleşmeyi otoriter kültürün tutuculuğunu yapan çoğunluğun rahatça tiranlık kurabilmesi gibi sunan liberallerimiz bize her gün TC'nin demokratikleştiği masalını anlatıyorlar!

AKP'ci demokratlar bana bir zahmet açıklayabilir mi acaba;
* Toplumun bu denli tutuculaştığı bir ülkenin hakikaten demokratikleştiğinden bahsedilebilir mi?
* Demokratikleşme tabandan/toplumdan değil de tepeden/devletten başlayan birşey midir? Bunu böyle kavramak da tepedenci, elitist bir bakış açısını yansıtmıyor mu? Devlet mi toplumu belirler size göre?
* Sosyo-kültürel yapıda hiçbir demokratik dönüşüm yokken, bu yönde bir politik irade de yokken, hatta tutuculuk ve tektipçilik artarken, bu toplumun siyasal süreçlerdeki etkisinin daha da önünü açmak, Nazizmin yükselişini andıran bir otoriteryanlığı inşa etmeyecek ve farklı olanların, azınlık olanların zaten güdük olan haklarını daha da tehlikeye düşürmeyecek midir?
* Vesayet kurumlarına, devlete, orduya yaptığınız ''demokratik'' eleştirilerinizi ve verdiğiniz mücadeleyi neden sosyo-kültürel yapıda da vermiyorsunuz? Milliyetçi-muhafazakar kültürün yaygınlığını göz ardı ettiğiniz sürece, toplumumuzda demokrasinin yaşayabileceğine inanıyor musunuz? Muhafazakar kültürü, tutucu ahlakı, günah baskısını, ataerkilliğin dinsel dayanaklarını, cemaat ve tarikatların antidemokratik yapılarını ve nihayet dinsel dogmaları ne zaman devleti ve orduyu eleştirdiğiniz gibi eleştirmeye başlayacaksınız?

''Azıcık hamilelik olmaz'' derler, azıcık demokrasi de olmaz. Eleştirilecekse, değiştirilecekse sadece devlet ve ordu değil muhafazakar kültür ve tarikatlar da demokrasi adına eleştirilip değiştirilecek. Unutmayınız...

Violadagamba
03-08-2011, 01:42
Eleştirilecekse, değiştirilecekse sadece devlet ve ordu değil muhafazakar kültür ve tarikatlar da demokrasi adına eleştirilip değiştirilecek. Unutmayınız...

Öyle bir şey olmayacak. 2 sayfalık yazınız 75 milyona dağıtılsa bile yüzde 60'ın iki üyesinin bile akıllarını başlarına devşireceğini sanmayın. Son 31 yıldır ülkemizde demokrasi diye belletilen şey Kürt ırkçılığının ve tarikatlerin her türlü faaliyette bulunma ve her yerde egemenlik kurma özgürlüğüdür. Tamamına ulaşmak üzereyiz ve ondan sonra da Türkiye demokrasinin beşiği olarak kabul edilecek. "Anadolu Halkları Muhammedî Ordusu" gibi bir ordumuz kurulduğunda yüzde 60'ın yüzde 40'ı ne pisliğe battıklarını anca o zaman anlayacak.