Jolly Jocker
09-08-2011, 23:09
Yaratılışçı zihniyet, sonuca bakarak sebep üreten çarpık bir zihniyettir. Dinciler düşünmeyi bile beceremezler. Önlerinde belli bir düzen tutturmuş bir yapı gördüklerinde, bu düzenin oluşum sürecini tümüyle göz ardı ederek, söz konusu düzenin tepeden kalıp gibi indirildiği fikrine kapılırlar. Söylemek istediğimi şu örnekle daha da netleştirebilirim;
Diyelim ki, bu yazıyı okuyan sen, ve ben, ikimiz birer amatör inşaatçıyız. İnşaat yapacağız. Çakma bir inşaat mühendisliği diplomamız, bir-iki de tanıdık mimardan torpilimiz var. Elimizdeki inşaat malzemeleriyle ev diktireceğiz işçilere. Fakat hangi malzemeden ne kadar gerekir hiçbir fikrimiz yok. Bilgimiz olmadığı için bir plan ve programımız da yok. Deneme yanılma yoluyla dikeceğiz evleri. Kafamızdan, önümüzdeki malzemelere bakarak çeşitli kombinasyonlar yapıyor ve işçileri yönlendiriyoruz. Haliyle bazı binalar hemen çöküveriyor, bazılarında tutturmaya daha yaklaştığımız için biraz ayakta kalma olsa da onlar da bir süre sonra çöküyor. İçlerinden bazılarında ise doğru malzeme bileşimini tutturup binayı sağlıklı biçimde dikiyoruz. Böylece, yani herhangi bir tasarımımız olmadan giriştiğimiz denemelerin sonucundan öğrendikten sonra, bina dikmek için gerekli malzeme bilgi ve tecrübesini ediniyoruz. Artık binalarımız var ve satışa sunulmaya hazır! Yanlış malzeme kombinasyonları sonucu yıkılıp giden binaların artıkları ise gerek işçilerin temizlemesi gerekse de aradan günleri geçmesiyle ortadan kalkıyor.
Derken günlerden bir gün bir din kültürü ve ahlak bilgisi dersi hocası, tüm sınıfı peşinde toplayıp çocuklara iman zerk etmek için onları bizim bu inşaat alanımıza getiriyor. Din hocası etraftaki evlere bakarak çocuklara söylev veriyor; ''İşte çocuklar, bu evlerin kendiliğinden olması mümkün müdür? Elbette değildir. Çok açıktır ki bu evleri yapan mühendisler vardır. Mühendisler, belirli tasarımlar yapmışlar, sonra da bu evleri yapmışlardır. İşte bunun gibi, tabiattaki düzen de bir tasarımcının ürünüdür...''
Hocanın bu sözlerini duyan sen ve ben ise kıkır kıkır gülüyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki başlangıçta bir programımız falan yoktu, hiçbir şeyi tasarlamamıştık, çünkü bilgimiz yoktu. Deneme yanılma yoluyla sonuca gittik. Peki bu din hocası neden bizim tasarlayarak çalıştığımızı sandı? Çünkü başarısız denemelerimizi görmedi. O denemelerin izleri zamanla silindiği için izleri de görmedi. Sadece başarılı çalışmaları yapmışız sandı.
İşte bunun gibi, tabiattaki düzenin ortaya çıkması da belli bir tarihselliğin, bir evrim sürecinin ürünüdür. Gelişim hep daha az gelişmiş olanların kaybetmesi ve yok olmasının ürünüdür. Daha karmaşık yapılar ortaya çıktıkça, yeterince karmaşıklaşamayanlar elenir ve yok olur. Etrafa uyamayan, ayakta kalabilmek için gerekli olan düzeni tutturamayan yapılar silinip gider. Biz eğer bunların oluşum sürecini göz ardı edip kalıp gibi tepeden indirildiği yanılgısına düşersek, beyhuda bir çabayla varolmayan tasarımcılar arayıp dururuz. -İster canlı ister cansız olsun- her yapının bir tarihselliği ve evrimi/gelişimi vardır. Sonuçlar nedenleri değil, nedenler sonuçları üretir. ''Tabiatın düzeni Tanrının varlığını göstermektedir'' önermesi yanlıştır; çünkü sonuca(düzene) bakarak, nedeni(düzenleyiciyi) çıkarsar. Oysa doğru önerme, ''Tabiattaki değişim düzensizliği eleme yönündedir'' şeklinde olmalıydı. Çünkü bu önermede neden(eleme) sonucu(düzeni) ortaya çıkarıyor. Bilimsel ve akli/mantıksal tek açıklama budur.
Diyelim ki, bu yazıyı okuyan sen, ve ben, ikimiz birer amatör inşaatçıyız. İnşaat yapacağız. Çakma bir inşaat mühendisliği diplomamız, bir-iki de tanıdık mimardan torpilimiz var. Elimizdeki inşaat malzemeleriyle ev diktireceğiz işçilere. Fakat hangi malzemeden ne kadar gerekir hiçbir fikrimiz yok. Bilgimiz olmadığı için bir plan ve programımız da yok. Deneme yanılma yoluyla dikeceğiz evleri. Kafamızdan, önümüzdeki malzemelere bakarak çeşitli kombinasyonlar yapıyor ve işçileri yönlendiriyoruz. Haliyle bazı binalar hemen çöküveriyor, bazılarında tutturmaya daha yaklaştığımız için biraz ayakta kalma olsa da onlar da bir süre sonra çöküyor. İçlerinden bazılarında ise doğru malzeme bileşimini tutturup binayı sağlıklı biçimde dikiyoruz. Böylece, yani herhangi bir tasarımımız olmadan giriştiğimiz denemelerin sonucundan öğrendikten sonra, bina dikmek için gerekli malzeme bilgi ve tecrübesini ediniyoruz. Artık binalarımız var ve satışa sunulmaya hazır! Yanlış malzeme kombinasyonları sonucu yıkılıp giden binaların artıkları ise gerek işçilerin temizlemesi gerekse de aradan günleri geçmesiyle ortadan kalkıyor.
Derken günlerden bir gün bir din kültürü ve ahlak bilgisi dersi hocası, tüm sınıfı peşinde toplayıp çocuklara iman zerk etmek için onları bizim bu inşaat alanımıza getiriyor. Din hocası etraftaki evlere bakarak çocuklara söylev veriyor; ''İşte çocuklar, bu evlerin kendiliğinden olması mümkün müdür? Elbette değildir. Çok açıktır ki bu evleri yapan mühendisler vardır. Mühendisler, belirli tasarımlar yapmışlar, sonra da bu evleri yapmışlardır. İşte bunun gibi, tabiattaki düzen de bir tasarımcının ürünüdür...''
Hocanın bu sözlerini duyan sen ve ben ise kıkır kıkır gülüyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki başlangıçta bir programımız falan yoktu, hiçbir şeyi tasarlamamıştık, çünkü bilgimiz yoktu. Deneme yanılma yoluyla sonuca gittik. Peki bu din hocası neden bizim tasarlayarak çalıştığımızı sandı? Çünkü başarısız denemelerimizi görmedi. O denemelerin izleri zamanla silindiği için izleri de görmedi. Sadece başarılı çalışmaları yapmışız sandı.
İşte bunun gibi, tabiattaki düzenin ortaya çıkması da belli bir tarihselliğin, bir evrim sürecinin ürünüdür. Gelişim hep daha az gelişmiş olanların kaybetmesi ve yok olmasının ürünüdür. Daha karmaşık yapılar ortaya çıktıkça, yeterince karmaşıklaşamayanlar elenir ve yok olur. Etrafa uyamayan, ayakta kalabilmek için gerekli olan düzeni tutturamayan yapılar silinip gider. Biz eğer bunların oluşum sürecini göz ardı edip kalıp gibi tepeden indirildiği yanılgısına düşersek, beyhuda bir çabayla varolmayan tasarımcılar arayıp dururuz. -İster canlı ister cansız olsun- her yapının bir tarihselliği ve evrimi/gelişimi vardır. Sonuçlar nedenleri değil, nedenler sonuçları üretir. ''Tabiatın düzeni Tanrının varlığını göstermektedir'' önermesi yanlıştır; çünkü sonuca(düzene) bakarak, nedeni(düzenleyiciyi) çıkarsar. Oysa doğru önerme, ''Tabiattaki değişim düzensizliği eleme yönündedir'' şeklinde olmalıydı. Çünkü bu önermede neden(eleme) sonucu(düzeni) ortaya çıkarıyor. Bilimsel ve akli/mantıksal tek açıklama budur.