PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Nihal Atsız ve İslam


jayjay
18-08-2006, 15:37
Merhaba arkadaşlar,
Bu başlıkta ünlü türkçü Hüseyin Nihal Atsız'ın İslam ve Araplarla ilgili bir makalesini vereceğim.Sonuna akdar okumanızı öneririm.

İslam Birliği Kuruntusu

Yedinci yüzyılda ortaya çıkan Müslümanlık, sosyoloji bakımından Arapların millet haline geçme savaşıdır. Aynı dili konuştukları halde birbirine düşman boylar ve uruklar durumunda dağınık bir hayat yaşayan kalabalık bir kavim, bir iç veya dış etki ile birlik kurma yoluna elbet gidecekti.

Peygamberin ortaya koyduğu esaslar her şeyden önce bunu sağlamış, bilgisizlik, ahlâksızlık ve pislik içinde yuvarlanan Araplara yüksek bir din ve ahlâk şuuru ile milli birlik düşüncesini aşılamaya çalışmıştır.

Peygamber hayatta oldukça kudretli ve sempatik şahsiyeti, konuşmaktaki üstün kabiliyeti sayesinde bunu sağlamış, bazı sağlam arkadaşları da kendisini destekleyerek güçlü bir birliğin temellerini atar gibi olmuşlardır.

Fakat en yakın arkadaşları arasındaki birlik ve dayanışma bile ancak görünüşte idi. Arapların yüzyıllar boyunca devlet kuramamaktan doğan bölücülükleri, aile ve şahıs menfaatını her şeyden üstün tutan ayırıcı tabiatları, dedikoduculukta son dereceyi bulan ahlâksızlıkları Peygamberin ölümünden sonra hemen kendisini göstermiş, hatta onun sağlığında bile akrabası ve damadı Ali ile, Peygamberin evdeşlerinden Ayşe hakkındaki dedikodular büyük sarsıntılara yol açmıştı. Ayrılık ve bozgunculuk Peygamberin ölümüyle ve ilk önce onun en yakın arkadaşları arasında başlamış devlet başkanlığı ihtiraslarının doğurduğu kavgalar, Müslümanlığı parçalayarak mezhep savaşlarına yol açmış ve yirminci yüzyıla kadar Müslümanlar, birbirini tekfir eden ayrı gruplar halinde bir ölüm dirim savaşı yapmışlardır.

Bu iddiayı ilk kez duydum. Ayşe-Ali ile ilgili bilgisi olan varsa ekleyebilir mi?

Arapların devlet kurmaktaki kabiliyetsizliğinin ve siyasi ahlâksızlığının en kesin tanığı, peygamberden sonra Arap devletinin başına geçip “Hulefâ-i Raşidin” (Ergin ve üstün halifeler) adını alan (yıl: 632-661) ve hepsi de, daha hayatlarında Peygamber tarafından Cennetle müjdelenen dört kişiden üçünün (Ömer, Osman, Ali) suikastlerle öldürülmesidir ki böyle bir rezalet, Bizans'tan başka hiçbir devletin tarihinde gösterilemez.

Buna rağmen Arapların, iki büyük düşman devletten İran'ı ortadan kaldırıp Bizans'ın güney ülkelerini almalarında olağanüstü hiçbir şey yoktur. İran – Bizans arasında yüzyıllardır süren savaş ikisini de yıpratmış, ayırıcı İran'ın doğudan Türkler eliyle yediği darbeler bu devleti ölüm haline getirmişti. Yeni bir inanç ve ülkü ile çölden fırlayan Araplar için kaybedilecek bir şey olmadığı gibi, ölürlerse Cennete gitmek, kalırlarsa yağma ve çapul yapmak gibi çekici özellikler de iştahlarını arttırıyordu.

Araplar, görünüşte büyük bir devlet kurmuş olmalarına rağmen, doğuda İran ve İspanya'da Vizigot devleti gibi iki yorgun ve bitkin devletten başka hiçbir devleti ortadan kaldıramamışlar ve rasladıkları ilk ciddi kuvvet olan Franklar önünde durmaya mecbur kalmışlardır. (732)

Abbasilerin hakimiyeti tamamen nazari idi. Halife olmaları dolayısıyla bütün Müslüman devletler sözde ona bağlı bulunuyor, gerçekte ise halifelerin görevi güçle iktidara gelen şu veya bu hanedanın meşru olduğunu tasdikten ibaret kalıyordu.

Onuncu yüzyıl ortalarında millet halinde Müslüman olan Türkler, İranlılar tarafından islamiyeti ortadan kaldırmak için hazırlanan büyük ihtilali suya düşürmekle, farkında olmadan bu dini kurtardıkları gibi, onbirinci yüzyılın ortasından Kurtuluş Savaşının sonuna kadar da tek başlarına İslam dünyasının önderi ve savunucusu olmuşlardır.

Günümüzde Pakistan gibi büyük bir İslam Devletinin doğması da büyük Türk İmparatoru Gazneli Mahmud'un Hindistan'a yaptığı akınların sonucu, yani Türklerin Müslümanlığa bir hizmetidir.
***
Müslümanlığı tek başlarına birçok millete karşı savunmalarından mıdır, yoksa manasını anlamadıkları Kur'ana kayıtsız şartsız inanmaktan mıdır nedir Türkler islamiyeti, taassupla kabul eden tek millet olmuştur. Müslüman ve Hırıstiyan Araplar arasında bir dayanışma olduğu gibi Türklerden çok sonra Müslüman olan Arnavutların Hıristiyan soydaşlarıyla din savaşı yaptığı görülmemiştir. Boşnaklar yani Müslüman Sırp veya Hırvatlar da Ortodoks Sırp ve Katolik Hırvatlarla din çatışması olmadan yaşamışlardı.

Burada Nihal Atsız'ın yanlış bir bilgisi var. Çünkü Türkler İslamı taassupla kabul etmemiştir. 40000 Türk'ün kılıçtan geçirildiğini bilmemektedir. Kendisine şu an yaşasaydı sevmeyeceği Erdoğan Aydın'ın "nasıl müslüman olduk?" kitabını önerirdim.

Türklere gelince iş değişmiştir. Onuncu yüzyılda Müslüman olur olmaz ilk iş olarak Budist Uygurlarla vuruşmaya başlayan Karahanlılar'ın bu âdeti tarih boyunca süregelmiş, bu kadarla da kalmayarak Sünnilik, Şiîlik davası, Türkleri iki ordu halinde asırlarca çarpıştırarak hem milli enerjinin boşuna harcanmasına, hem de siyasi Türk birliğinin gerçekleşmesine engel olmuştur.

Dini taassubun dünyanın her köşesinde yerini müsamahaya bıraktığı günümüzde bile Hıristiyan, Şamanî ve Musevî Türkler, hatta Şiî-Alevi Türkleri bizden saymayacak kadar gözü dönmüş sözde aydın mütaassıplar aramızda hiç de az değildir.

***

Bugünün medeni insanı için din, fertlerin kanaat ve inancı meselesidir. Dinî partilerin kurulduğu, din üniversitelerinin bulunduğu ülkelerde bile fertlerin her türlü dinî inancı saygı görür. İnancın mantığı olmaz. Herkes, her istediği şeye inanmakta hürdür.

İsa'nın dini hem kardeşlik, hem de barış dini olduğu halde Hıristiyan milletler yüzyıllardır birbirleri ile boğuşmaktan vazgeçmemişlerdir. Nazarî Müslüman kardeşliği de kanlı savaşlara en ufak bir etki yapamamıştır. Çünkü yüzyılların getirdiği gelenekler dinden daha kuvvetlidir ve tarihi mukadderat korkunç bir şeydir.

Böyle olduğu halde bizdeki din mütaassıpları bugün hâlâ İslam kardeşliği kurulabileceği kuruntusu içinde esrimiş (sarhoşlaşmış) , kendi geçmişlerini, büyüklerini inkâr sapıklığına düşmüşlerdir.

Onlar için mühim dava Ali-Muaviye davası, Hüseyin'in öldürülmesi olayıdır. Arapça resmi dil olmalıdır. Türkçe zaten dil değildir. Mete, Atila, Çengiz, Hülegü kafirdir. Kan içici zalimlerdir. Şeriattan başka kanun olmamalıdır. Çocuklara Demir, Taş, Kaya gibi iptidaî adlar, hele Arslan, Pars, Bozkurt, Doğan gibi hayvan isimleri vermek dinsizliktir. İslamî adlar verilmelidir. Türkleri İslamiyet adam etmiştir. Ancak İslamiyet sayesinde büyük devletler kurabilmişizdir. V.b…

Artık bu hezeyanlardan kurtulmanın, kendimize dönmenin çağı gelmiştir. Ali-Muaviye kavgası, Hüseyin'in öldürülmesi bizim için mesele bile değildir. Bu, Arapların iç işi, bizim için de yabancı tarihlerin bin bir konusundan herhangi birisidir. Bizim için Hüseyin'in Kerbela'daki ölümü değil, Kür Şad'ın Çin'deki, Genç Osman'ın İstanbul'daki ve Osman Batur'un Altaylardaki ölümü daha ilgi çekici, daha acıklı ve daha şanlıdır.

Bizim için Endülüs'ün düşmesi değil, Kazan'ın, Kırım'ın, Türkistan ve Azerbaycan'ın kaybı meseledir.

Mete, Atila, Çengiz ve Hülegü yasa yapıcı ve düzen kurucu birer kahramandır. Bunların topyekün yaptıkları tahribat Halife Ömer'in İran ve Mısır'da yaptıkları yanında hiç kalır. Çünkü bunlar karşı koyan, ihanet eden ve savaşla alınan şehirleri yıkıyorlardı. Ömer ise kâfir eseridir diye İran'ın medeniyet eserlerini yıktırmış ve Koca İskenderiye Kütüphanesini yaktırmıştır.

Bu iddiayı müslümanlar hülegü'ye atarlar. Bilgisi olanın paylaşamasını rica ediyorum.

Şaman dininde olan Hülegü Han ölürken Hıristiyan evdeşi Dokuz Hatun'un ruhunun dinlenmesi için dua edilmesine izin istemsi üzerine, dua yerine yoksullara sadaka verilmesini, vergilerin indirilmesini istemiştir.

Bu muhteşem cevabı hangi Arap halifesi verebilmiştir?

İslam birliği taraftarlarına göre Türkler, Müslüman bir millet oldukları için müslümanca adlar almalıdır. Türklerin İslam olmazdan önce kullandıkları adları almak yanlıştır, Müslümanlığa aykırıdır. Dünyada bundan daha yanlış ve iptidai düşünce olamaz. İslam adları denen adlar Arap adlarıdır. Bunların hemen hepsi de İslamlıktan önceki zamandan beri Araplar arasında kullanılmaktadır. Yani küfür ve cahiliyet zamanından kalmadır. Anlamı bilinmeyen kelimeleri çocuklarımıza takmakta maddi veya manevi hiçbir kazancımız yoktur. Aksine, milli ruh bakımından kaybımız vardır. Hele Müslüman adları arasında Yahudilerden Araplara geçen Musa, İsa, Süleyman, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Harun, Davud gibi adlar bizim Türkçe adlarımızla ölçüştürülebilir mi?

Hayvan adıdır diye Bozkurt'a, Alparslan'a, Ertuğrul'a itiraz edenler Muaviye'nin “Uluyan Dişi Köpek” ve Osman'ın “Yılan Yavrusu” demek olmasına ne buyururlar?

Araplarda yalnız şahısların değil, boyların da hayvan adı aldığı vardır. Mesela bir kabilenin adı “Beni Kelb” yani “İtoğullarıdır”

Kadın adları da öyledir: Ayşe “Yaşar”, Fatma “sütten kesilmiş”, Hatice “Vaktinden önce doğmuş”, Zeynep “tombul” demektir.

Bu isimlerin ne anlama geldiğini daha önce bilmiyordum. Osman ile Muaviye'yenin isimleri karakterleriyle çok uyumluymuş.

Hele Türkler'in islamiyetten sonra büyük devlet kurabildikleri iddiası ile sadece gülünçtür. Çin seddinden Avrupa ortasına kadar uzanan büyük ve şanlı Kun Devleti yedi yüzyıl sürmüş; Çin'den Doğu ve Batı Roma'dan haraç almıştır. Basit bir barbar topluluğu ne bu kadar uzun yaşayabilir, ne de bu büyük ve medeni devletleri vergiye bağlıyabilirdi.

Kora'dan Kırım'a kadar iki asır süren ve adı sanı Çinlilerin, İranlıların, Arapların ve Batı Romanın hatırasında büyük bir iz bırakan teşkilatlı ve demircilik üstadı Gök Türklerle maddi medeniyet alanında Uygurlardan ve içinde kalabalık Müslüman Türklerin bulunmasına rağmen islami karakterde bir devlet olmayan, tarihin en büyük imparatorluğu, Çengiz Han Devletinden uzun boylu konuşmaya lüzum yok. Bu kadar sözden maksat, Türklerin büyük devlet ve medeniyet kurmak için Müslüman olmaya ihtiyaçları bulunmadığının tesbitidir.

Tarihi gerçek şudur ki: Türkler Müslümanlık sayesinde değil, Müslümanlık Türkler sayesinde yükselmiş ve yaşamıştır.

İslam birliği taraftarlarının mesele haline getirdikleri konulardan biri de selamlaşma işidir. Bunlar “günaydın”ı kabul etmiyorlar. “Selamünaleyküm” diyorlar ve bunun Müslümanlar arasında manevi bir bağ olduğunu ileri sürüyorlar.

Müslümanlar arasında manevi bağ selamlaşma ile olacaksa bütün Müslümanların Türkçe selamı kabullenmeleri mantık ve ahlak icabıdır. Çünkü islamiyeti koruyan, yaşatan ve yüceltenler sadece Türkler olmuştur. Selçukluların Haçlılara karşı o destanî savunması olmasaydı kalabalık, mutaassıp ve gözüpek Haçlı orduları yer yüzünde bir tek Müslüman bırakmazdı. Osmanlılar ise Haçlıları yalnız durdurmakla kalmamış taarruza geçerek yüzyıllarca Hıristiyanlığın ortasında tek başına Müslümanlığı temsil etmiştir.

Bunları bir tarafa bırakalım: Balkan Savaşında topyekün ihanet eden Arnavutlar, Birinci Cihan Savaşında topyekün ihanet eden Araplar Müslüman değil miydiler?

İngiliz casusu Lavrens'in altınlarını alınca, Medine'yi savunan Türk askerlerine karşı İngilizlerle birlikte saldıranlar Müslüman Araplar değil miydi? Bu Arapların başında Peygamber soyundan gelen Şerif ailesi, yani sonradan Irak ve Ürdün tahtlarına geçen adamlar bulunmuyor muydu?

Bugünkü nesiller, tarih kitaplarında okumadıkları için bilmezler: Birinci Cihan Savaşının sonunda Türk ordusu Suriye cephesinde bozulunca Türk esirlerini öldürenler, altın yuttuklarını sanarak öldürdükleri ve bazen diri Türklerin karnını deşenler hep bu din kardeşimiz Araplardı. Daha acıklısı da, İslam halifesi olan Türk padişahına ihanet eden Şerif ailesinin fertleri Şam'a girerken, bu Araplar, Türk tutsaklarını, Anadolu evlatlarını, koyun keser gibi boğazlıyarak Peygamber soyundan gelen şeflerine kurban etmişlerdi.

Bütün bu vahşet Arap Milliyetçiliği adına yapılıyordu. Arapları kendilerinden asla farklı tutmayan, Peygamber soyudur diye bilakis onlara üstün değer Türklere karşı bu cinayetler sırf kıral olmak ihtirasıyla gözü dönen adamlar, İngiliz altınlarıyla satın alınmış dindaşlarımız Araplar tarafından yapılıyordu.

Bugün ise Arap dünyasında Türk düşmanlığı umumileşmiştir. Arap milliyetçiliği, kendilerinden Filistini koparan Yahudilere ve Araplar Yahudilerden dayak yerken kendilerine yardım etmeyen Türklere düşmanlık düşüncesi üzerinde kurulmuştur. Okullarında Türk düşmanlığı aşılanmaktadır. Beş altı arap devleti birden bir avuç Yahudiye yenildiklerini unutarak bizden Hatay'ı almak hülyası peşindedirler. Nasıl kuzeyden iktisadi yönlü Moskof emperyalizmi olan komünizm geliyorsa, güneyden Mısırdan da dini yönlü Arap emperyalizmi olan Nurculuk gelmektedir.

Türklük bakımından komünizmle nurculuğun hiçbir farkı yoktur. İkisi de Türk Milletini ve kültürünü yok etmek için uğraşmaktadırlar. Biri Arapçılık davasıdır. Bunun farkında olmayan binlerce şuursuz Türk bu iki düşman ülkünün kucağına kurtarıcı diye atılmaktadır. Kıbrıs'ta Türkleri yok etmek için çalışan Rumlara Müslüman Mısır'ın silah yardımı yaptığı radyo tarafından resmen açıklanmıştır. Buna rağmen hala İslam kardeşliği ve İslam birliği kuruntusu peşinde koşan beyinsizler varsa, gerçek Türkler, o gibilerin kasıtlı veya kasıtsız millet haini olduğunu bilmelidir.

Millet ve vatan haini olmak için mutlaka askeri sırları çalarak para ile düşmana satmak icab etmez. Kendi milletinin düşmanlarına hayranlık beslemek, onların davasını gütmek, kendi kültür ve mazisini inkar etmek de hainliktir.

İslam birliği ve kardeşliği kuruntudur. Dinin baş unsur olduğu çağlarda bile gerçekleşmemiştir. Bundan sonra, araya bu kadar ihanet ve düşmanlık girdikten sonra asla gerçekleşmeyecektir. Gerçekleşecek olan birlik İslam Birliği değil, Adalar Denizinden Altayların ötesine kadar Türk Birliği olacaktır.

NİHÂL ATSIZ, Ötüken Dergisi, 17 Nisan 1964, Sayı: 4

Her ne kadar siyasi fikirlerine katılmasam da bu yazının çoğuna katılıyorum. Yalnız en alttaki 'Türk birliği' diye anlatmak istediği 'kızılelma' dır. O da saf türk ırkının birliğidir. Gerisi çöpe.

servet
18-08-2006, 21:02
bana göre nihal atsız gerçek bir türkçü şimdiki türkçü olduğunu sanan ülkücülere göre. şimdiki türkçülük din güdümlü. evet nihal atsız müslüman değildi, eski türk dini şamanizmi savunuyordu ve ırkçıydı ama en azından türkçülüğüne din karıştırmıyordu.

deli_cevat
18-08-2006, 21:04
faşistin önde gideniydi

kalkandelen
18-08-2006, 21:09
sitesinde herkes biribirine irkdasim,kandasim diye hitap ederken..mutevazi milliyetcileride banliyorlar..doktorluk bir durumlari oldugu acik hemde mit kesin bu siteyi gozlem altina almistir..cokkkkk acayip konular var...

painkiller
18-08-2006, 22:44
nihal atsız katıksız bir ırkçıydı zaten kendisi de bunu kabul ediyor...

ama bugünkü faşolara tercih ederim kendisini...zira buram buram şiddet ve kan kokan islamı kabul etmiyordu en azdından...faşist düşüncelerini dini şiddetle birleştiren günümüz ülkücüleri çok daha geniş bir tabana çok daha tehlikeli şekilde hitap ediyor...

daha önemlisi bir zamanlar ümmet millet çatışması izlemiş halkımız şimdi ülkücülerle şeriatçıların dirsek temasında olduğu günleri yaşıyor...çok zor günler geliyor sanırım...

imported_ozer
18-08-2006, 23:03
Nihal Atsız sitesinde bir süre yazdım bazı hayranları ile reelde de tanışıyorum.
Din konusunda şamanist tutumları islamın tutumuna göre çok daha insancıl. Fakat bir ırkın diğerlerine üstün olma gayretkeşlikleri Hitler'inkinden farklı değil. Çağlar boyunca nasıl Museviler dinlerine dayanarak seçilmiş olduklarını iddaa ediyorlar sa Nihal Atsızın da yaptığı bunun benzeridir.

jayjay
19-08-2006, 09:02
Soner Yalçın'ın 'Efendi' kitabında Hüseyin Nihal Atsız!ın sabetaycı olduğu iddiası yer alıyor. Okuyan arkadaş var mı?

jayjay
21-08-2006, 16:58
Ayşe-Ali ilişkisi ileilgili bilgisi olan varmı?

Koca İskenderiye kütüphanesini kim yaktırmıştır?

cevaplarınızı bekliyorum...

exclusive
21-08-2006, 17:39
JayJay, aklımda kaldığı kadar yazayım...

Ali ile Ayşe'nin arası ilk defa şu Benu Mutalık Gazası dönüşündeki olaydan sonra açılıyor. Ali, Muhammede Ayşe'den ayrılması gerektiği imasında bulunuyor yani Ayşe'nin Muhammedi aldattığı görüşünde...

Çok daha sonra Muhammed ölüm döşeğindeyken katibini çağırtıp bişeyler yazdırmak istiyor ama Ebu Bekir izin vermiyor. "Şu anda hastadır, peygamberlik yapacak sağlıkta değildir" gibi bişeyler söyleyip engelliyor. Ölünce de iktidar savaşı başlıyor. Ayşe varis benim diye öne çıkıyor, Ali de Ayşe'ye rakip oluyor. Ali yandaşları muhammedin ölmeden önce yazdırmak istediği şeyin yönetimin Ali'ye devredilmesi olduğunu ve bunu bilen Ayşe'nin babası Ebu Bekir'in kasten engellediğini düşünüyorlar.

Ali ve Ayşe liderliğinde ikiye bölünen müslümanlar başlıyor birbirlerine karşı savaşmaya. Sonunda Ali kazanıp Ayşe'yi esir alıyor. Bir süre sonra kendi liderliğini garantileyince Ayşeyi de serbest bırakıyor. Ayşe de bir daha böyle bir liderlik savaşına girmiyor.

21-08-2006, 17:43
Sevgili *jayjay,beni biraz yordun ama değdi doğrusu;ALİ VE AYŞE olayını,Mütezile hocanın ele aldığı başlığı yeniden okumuş aldum.Hocanın ilginç vurğulamalarıyla ondan iyi anlatan zor bulunur,bu arada mütezile hocamızıda ne kadar özlemişiz.
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=2141

jayjay
21-08-2006, 18:43
Saolun arkadaşlar... Bir de ömerin kütüphane yakma olayı vardı..

epoch
30-11-2007, 21:08
Türkler, Müslümanlık sayesinde değil, Müslümanlık, Türkler sayesinde yükselmiş ve yaşamıştır
evet tam ifadesi bu. şimdi kimse anlamıyor. ilber ortaylı bile. bide taha akyol.
araplar istemiştir Türk'ler müslüman olsun bizden olsun, hatta bize hizmet etsin.
arapça kutsal dil, araplar kutsal soy, ...peki o zaman, Yaratıcı insan'ı millet'lere niye ayırdı.?

dergi 1964 basımlı olduğundan herhalde, mistik islam konferansı örgütünden kurulamaz şeklinde bahsetmiş. kuruldu da nee. USA hizmetine bir kuruluş daha tahsis edilmiş oldu.
varmı başka bir yaptığı.?
Türkiye büyük yanlış yapıyor.

önüne gelen uluslararası kuruluşlara üye olmakla, *medeniyet yükselmez.
imf, ikö, bm, dünyabankası, oecd, yetmezmiş gibi erbeken'ın kurduğu D8, daha saymadıklarım.

hepsi birden, Türkiye'den aldıklarını verseler, coşar bu ülke..

30-11-2007, 21:56
Nihal atsızın din hakkındaki düşüncelerini öğrenmek isteyenler RUH ADAM adlı eserinden öğrenebilirler ayrına JAYJAY ARKADAŞ *peygamberin yazdırmak istediğini engelleyen ömer di ebubekir değil *aliy le ayşenin arasının açılması ise ifk olayından sonra oluyor ayşeye zina isnat edenlere inananlardan biride ali idi ve peygamberin bu olay üzerine cok üzülmesini gören ali peygambere dünya sana dar değil ya resulullah boşarsın daha iyisini bulursun gibi bir ifade kullanması ve bu olayında ayşe ye intikal etmesi dolayısıyla ayşe ile alinin arası açılmıştı

Titan
30-11-2007, 22:58
Türkler,,, Müslümanlık sayesinde değil, Müslümanlık,,,, Türkler sayesinde yükselmiş ve yaşamıştır

*Nihal atsızı, adı dışında pek bilmesem de, yukarıda ki * tespitine katılıyorum.

gerilla
16-12-2007, 22:14
cetvel ve gönyeyle kafatası ölçen bu katil zihniyetli insanın araplar'dan alınan bir dine sıcak bakması beklenemezdi.

osiris
17-12-2007, 00:16
cetvel ve gönyeyle kafatası ölçen bu katil zihniyetli insanın araplar'dan alınan bir dine sıcak bakması beklenemezdi.
nickine ve yazdıklarına bakınca seninde pek farkın yok suçladığın insandan kaldki nihal atsız ve onun izinden gidenlerin (ülkücü denen arap kırmalarını kastedmiyorum ) hiç bir zaman elşine kan bulaşmadı ama sizler kundakdaki çocuğu bile öldürdünüz

aydoe
17-12-2007, 00:17
Hiç bir millet diğerinden üstün değildir,üstünlük akıl ve ilimdedir,aslolan insan olmak ve insanlığın erdemlerini ileri götürmektir

bayraktaro1
17-12-2007, 14:34
Sevgili Jayjay kardeş;

Hem; Ali - Ayşe olayını, hem de Ömer Beyfendinin İskenderiye Kütüphanesi'ndeki bütün kitapları yaktırma olayını Turan DURSUN, Din Bu 1,2,3 eserlerinden öğrenebilirsin.

Aklımda kaldığı kadarıyla; Ömer halife olunca, sözde islamiyeti yayacak ya. Kılıçla dalmış ortalığa. İskenderiye Kütüphanesi'ni görmüş, binlerce kaynak var. Askerlerine demiş ki "Bütün bu kitaplarda, Kur'an'a aykırı ne varsa hepsini yakın. Kur'an'a aykırı olmayan kitapları da yakın. Çünkü zaten hepsi Kur'an da var" demiş.

Bunun üzerine, arap mollaları (akıllıları - hani Kur'an'da öyle yazıyordu ya) İskenderiye Kütüphanesi'ndeki bütün kitapları yakmışlar.

Ne güzel gelenek de mi.

no_religion
15-01-2008, 00:36
nihal atsızın tespitlerine katılmamak elde değil.bence günümüz milliyetçileri ülkücüleri onun eserlerini makalelerini okumalı ve milliyetçiliği bir Arap emparyalizmi olam ümmetçilik ve nurculukla bağdaştırmamalılar..çünkü gerçekten Araplar herzaman bizi arkamızdan vuran bir millet olmuştur...ve islam dinini sadece kendi çıkarları dogrultusunda kullanmayı amaçlamışlardır...gerçi bunda da pek beceri gösterememişler ve Amerikanın uşağı olmaktan çıkamamışlardır..Arabistan,ürdün,dubai gibi..................

ozgurche21
20-01-2008, 12:58
yemısın nıhal atsızada onun savundugu ıslamıda:D

NoReligion
20-01-2008, 15:24
Katıksız bir faşist. Evet. Ama zamanımızda ki beyninin yüzde 1'ini dahi kullanamayan ülkücülere bakınca, fevkalade bir adam. Ayrıca önemli bir nokta var; burası insanların siyasi görüşlerinin eleştirildiği bir forum olmamalı.

Burada eleştirilmesi gereken, tinsel bakış açıları. Müslümanlık, Hristiyanlık vs. eleştirilmeli. Komünizm, Faşizm de eleştirilirse, (ki bana göre, her ikisinin de temeli dinsizlik olduğunda, tam hakkını vermiş oluyor) forumun içinden çıkılmaz. :)

Sevgiler

Titan
14-11-2008, 21:32
Ülkücüler ile Bozkurtların aynı ideale sahip olduklarını sananlara;

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=8299282&yazarid=218

yucemanitu
14-11-2008, 21:42
Hay Araplar kadar taş düşsün bu Araplara veryansın edenlerin başına. Size ne Arabistan'dan size ne Ürdün'den! İleri mi gitmek istiyorsunuz siz önce bu ülkenin içindeki Amerikancı-İslamcılara bakın. Bu ülkede "Şeriatçıyım elhamdülillah" diyen siyasetçimiz var. Bu adam Arap mı onu seçenler Arap mı? Bir de diyorsunuz Araplar Amerikan uşağı yahu egemenlerimiz sayesinde biz ne olduk sanki. Bırakın ırkçılığı.

Titan
14-11-2008, 21:57
Atlas,

Yorumun bana yönelik mi bilmiyorum ancak astığım link ırkçı bir propaganda için değil, yukarıda vermiş olduğum link buraya gelen milliyetçilerin kavram kargaşasına son vermek için net bir bakış açısına kavuşmalarıydı. Araplarla bir ilgisi yok, inançlara bakış açılarıyla ilgili...

yucemanitu
14-11-2008, 22:06
Sn. Titan yorumum size yönelik değil önceki iletilere bakarsanız kimlere olduğu anlaşılır. Kişisel polemik olmasın diye isim yazmıyorum. Başka bir başlıkta biri de kalkmış Arabistan kralıyla Bush'un el ele fotoğrafını koyup Araplar münafıktır, demiş. Yahu bizim başımızdakiler de Bush'la el ele. Keşke siz alınacağınıza asıl onlar alınsa. Saygılar.

Titan
14-11-2008, 23:01
Mesajının özünü anladım Atlas.

BASKALTURK
10-12-2008, 03:01
Irkcilik ile fasizm arasinda daglar kadar farklar vardir.
Esas fasist kan duskunleri turk-islam sentezi batagina batmis ulkuculerdir,sakin ola ki atsiz bey ve ulkuculeri ayni agizdan anmayiniz!

Gunumuzde Atsiz bey'in gorusleri dag gibi buyumekte vede buyuk kitlelere hitap etmektedir,atsizcilar ile ulkuculer arasinda ki savasi sanirim aranizda en iyi bilenlerdenim.Bu baglamda Atsiz bey TURKLUK ve TURKCULUK den yanadir,ne arabin dinine eyvallah demistir nede rus'un gorusune.

Hayatini inandigi gorus ugruna hapislerde curutmus ve sadece ve sadece TURKLUK icin calismistir.

''Nurculuk denilen sayiklama'' isimli makalesi halen okuyanlari hayrete dusurmektedir ki bundan yaklasik 60 yil once nur cemaatinin bugunlerini inanilmaz elestirilerle bize aydinlatmistir.
Benim goruslerimi artik sitede ki arkadaslar az cok anlamislardir,biz ve ben nurcular ve onlarin ilk lideri saidi-nursi cahilinin batagini, bundan yillar once biliyorduk.Yuce milletimiz umarim din uykusundan er yada gec uyanacaktir,bu ugurda Turan dursun bey ne kadar calisti ise Atsiz bey de o kadar calismistir.esenlikle

imhotep
10-12-2008, 04:12
Turan Dursun ile Nihal Atsız'ın din konusunda denk çalıştıkları tezini çok uçuk buluyorum. Nihal Atsız elbet bu konuda oldukça geniş araştırmalar yapmış olabilir ama Turan Dursun dediğimiz zatın hayatı bu işle geçmiştir. Hatta bu uğurda da ölmüştür.

Sevgili baskalturk, ırkçılıkla faşizm arasındaki farkı sizin ağzınızdan dinlemek isterim doğrusu. Bir de merak ettiğim bir şey var, DNA testinden hiç geçtiniz mi?

Saygılar

BASKALTURK
10-12-2008, 07:32
Sevgili kardesim izninizle ben size Atsiz bey'in makalelerinden bazi bolumleri sunayim tekrar dusunun..

Yobazlık milletlerarası hastalıktır. Kızılı olduğu gibi yeşili de olur. Fikirlere ve içtihadlara saygı duymak ve onlarla tartışmak seviyesinde olmadıkları için daima yırtınırlar, küfür ve iftira ederler, ilim ve mantık alanı içinde konuşmaktan aciz oldukları için karşımıza daima ayet ve hadisle çıkarlar. Soy soy insanların bir tek Adem’le Havva’dan türediklerine, Adem’in 1050 yıl yaşadığına, Havva’nın her yıl biri erkek biri kız olmak üzere ikiz evlat doğurduğuna ve bu kardeşleri birbiriyle evlendirdiklerine inanırlar. Bir Sümer masalından çıkan tufan ve Nuh’un gemisi onlarca tarihi bir hakikattır. Hangi Teknik Üniversiten mezun olduğu belli olmayan Nuh’un yaptığı o pazarcı kayığına her cins hayvandan birer çiftin girip sığması ve 40 tufan gününde birbirini yemeden uslu uslu oturması da gerçektir vesaire… Şimdi bu kafadaki adamla bir fikir tartışması yapmaktaki trajediyi düşünün.







Peygamberler de insandır. İnsan oldukları için hataları vardır. İsa aleyhinde Batıda hayli eserler yayınlanmıştır. Muhammed’in de peygamber olmadan önce Kureyş putlarına kurban kestiği ve Halife Ömer’in amcazadesi Zeyd’in kendisini bundan menettiği hakkında İbni İshak’ın siyer parçalarında bir kayıt bulunduğu gibi (İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi cilt I. S.126) Peygamber olduktan sonraki “Garanik” meselesi de bütün İslam aleminde meşhurdur ve tevil olarak “Şeytan, peygamberin içine girerek onun adına öyle konuştu” demek gibi çocukça bir tevile başvurulmuştur. Peki, şeytan bu karganmışlığı yaparken “alim” (her şeyi bilen), basir (her şeyi gören) ve habir (her şeyden haberi olan) Tanrı ne yapıyordu? Görülüyor ki saçmasapan tevillerle beşeri zaafları örtbas etmeye imkan yoktur.



Bunları anlatmamın sebebi şudur: Tanrı insan idraki dışındadır. Kur’an, Muhammed’in talimatıdır. Bunun birçok delilleri vardır. Bir tanesi birçok yerinde aya, güneşe, fecre, atların köprüden ağızlarına yemin ve and verilmesidir. Yemini kim eder? İnsan eder ve kendisinden daha üstün bir varlığın adına eder, Tanrı yemin eder mi? Tanrı’dan daha üstün bir varlık olmadığına göre kendi yarattığı aya, güneşe neden yemin etsin? Görülüyor ki bu yeminler Muhammed’in gönlünden ve beyninden doğmadır ve hatta Araplar arasında İslamiyetten önceki zamanların usul ve adabınca edilmektedir.



Kur’an “alemlerin sahibi olan Tanrı’ya hemdederim” diye başlamaktadır. Belli ki bu söz de Muhammedindir. Çünkü Tanrı , kendi kendisine hamdetmez. Müfessirler her ne kadar Tanrı “böyle diyin” demek istemiştir yolunda tevillere geçmişlerse de Kur’anın sonundaki küçük surelerde olduğu gibi, surenin başına bir “söyle, de ki” hitabını eklemeyi Tanrı düşünmez miydi?



Muhammed’in yirmi küsur yıl süren peygamberliği sırasında bazı ayetlerin mensuh olduğu yani hükümden düştüğü malumdur. Demek ki yirmi yılda bile hayattaki bazı değişikler Tanrı buyruklarını değiştiriyor, Tanrı eski buyruklarını hükümsüz sayarak yenilerini gönderiyor. Peki, hayatın geç ve güç değiştiğini 14 asır önceki zamanların 20 yılında bile ihtiyaçlar ve hükümler değişirken gelişmenin çok hızlandığı daha sonraki 14 asırda değişecek hiçbir şey olmadı mı?


Bilimdeki türlü ilerlemeler geliştikçe kainatın din kitaplarında yazıldığı gibi altı günde yaratılmadığı, bu oluşumun milyarlarca yüzyılda meydana geldiği, hele insanların 6000 yıl önce yaratılan muhayyel bir Adem’le hayali bir Havva’dan türemedikleri ispat olunmakta ve ilim artık, kısa ömürlü de olsa canlı hücre yaratacak seviyeye ulaşmış bulunmaktadır.



Bütün bunlardan sonra din bir ahlak ve vicdan sistemi diye kabul edilmedikçe ilmin karşısında iflasla mahkum olacağı gibi Tanrı’yı insanların günlük işlerine kadar karışan bir varlık diye düşünmenin saçmalığı kendiliğinden ortaya çıkıyor.



Bugünün din bilgileri artık başka türlü açıklıyor ve Tanrı’nın bazı kimselerin yani peygamberlerin gönlüne vahiy yoluyla ilhamlarda bulunduğunu kabul ediyorlar. Din kitaplarındaki tarihi ve ilmi yanlışları da ilhamı alanın insan olmasıyla tevil ediyorlar. Zaten böyle olmasaydı din kitapları insanlığın sonuna kadar değişmeyecek hakikatlerle dolu olur, insanlığın geleceğini ve geleceğindeki tehlikeleri açıklar ve mesela zararı nisbeten az olan alkol haram edilirken ondan on kat tehlikeli olan türün ve hele eroin hakkında sükut edilmezdi. Tanrı günün birinde insanların tütünü ve eroini bulup kullanacaklarını, bunun büyük bir felaket olduğunu bilmiyor muydu? Milyarlarca yıl sonraki kıyamet haber verildi de neden birkaç yüzyıl sonra ki zehirden söz edilmedi?



Çünkü din, ilahi ilhamla olsa bile sosyal bir müessesedir ve her peygamber de nihayet kendi bilgisi ve görgüsü kadar düzen ve yasak koymuştur.



Kumar, içki ve her türlü fuhşiyatla yozlaşmış, karılarını değiştiren ve kız çocuklarını gömecek kadar vahşet gösteren bir toplumda Muhammed’in başka türlü davranmasına imkan yoktu. Onlara korkunç cehennem azapları gösterecek ve dünyada doğrulukla yaşayanlara da öte alemde köşkler, Kevserler, yiyecekler, güzel huri kızları vaat edecekti.



Fakat aydınlık kafalardaki şüphe daha başlangıcından beri hükmünü yürütmüş, bu uğurda çok insan ziyan edilmiştir. Bir kısmı iki uç arasında bocalayarak sapıtmış, kimisi tarafından evliya, kimisi tarafından zındık ilan edilmiş (İbnü’l Arabi) kimisi delirerek Tanrılık iddiasına kalkmış (Hallac-ı Mansur), bir kısmı da tam yobazlaşarak dini katı ve tartışılmaz kaideler manzumesi diye kabul ederek islamiyeti bugünkü perişan duruma sürüklemiş ve birbirlerini tekfir etmekle ömür tüketmiştir.

HUSEYIN NIHAL ATSIZ 1970(yobazlik bir fikir mustehasesidir isimli makalesinden alintidir) tumu icin: http://www.ezenturk.com/forum/index.php?topic=4783.msg21952#msg21952

Onursal Bedirhan
10-12-2008, 12:26
ATSIZ DENEN FAŞİST IRKICININ VASİYETİ
Yağmur Oğlum!

Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigar olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol.

Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.

Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır.

Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarın ki düşmanlarımızdır.

Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içer(de)ki düşmanlarımızdır.

Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.

Tanrı yardımcın olsun!

Nihâl Atsız
4 Mayıs 1941 bu adamın vasiyetine bakınca araplardan pek farkının kalmadığı görülür. (hatta fazlalığı bile var)

türklerin faşistleri şamanist olurmuş, kürtlerinde faşistleri zerdüşt olurmuş.

Beraber ekmek yediği kardeşini bile düşman olarak tanımlayanları görünce. içimden saydırasım geliyor, terörün ve kardeş kavgasının neden bitmediği apacık ortadadır...

imhotep
10-12-2008, 22:30
Sevgili baskalturk,

Bu tespitleri yapmak için tarih bilgisine ve azıcık sorgulama yeteneğine sahip olmak yeterlidir. Turan Dursun ile kıyaslanamayacak hafifliktedir Nihal Atsız'ın tespitleri. Hem onu İslam karşısında fikir üretmeye iten etken İslam'ın çelişkileri ya da başka bir şey olmamıştır. Tamamen ırkçı düşünceye sahip olduğu için Arap dinini kabul etmemiştir. O yüzden pek ciddiye alınması gerektiğini düşünmüyorum.

Saygılar

Kagan_Bahadir
10-03-2010, 16:39
Farklı bir konu açıp tartışmayı bölmek gereksizdir. Bu yüzden "Atsız'ın Dini İnancı" adlı iki bölümlük makalemi bu bölümde paylaşıyorum. İçinde bu konuda daha önce kullanılmış sözleri de mevcuttur ama hem konuyu toparlama açısından hem de kafa karışıklığını gidermek için yazımı değiştirmemekte yarar vardır.

ATSIZ'IN DİNİ İNANCI
BÖLÜM 1

Hüseyin Nihal Atsız’ın Türkçü olduğunu bilmeyen yoktur.
Yalnız, kimi kişilerin hemfikir olunan inançları olduğu kadar, bilinmeyen ve görüş ayrılığına düşülen inançları da vardır.
Nihal Atsız da bunlardan biridir.
Türkçü olduğu herkesçe bilinmesine karşın, dini inancı her zaman tartışma konusu edilmiş; ülkücülerin “cami içinde vaaz dinlerken” diye yayınladıkları montaj resme Türkçü kesim büyük tepki göstermiştir.
Atsız’ı sevmeyen ve pek de tanımayan bir öbek de onun ateist olduğunu iddia eder.
Ateistlik konusunda Atsız’ın görüşleri kesindir. “Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir” adlı yazsında şöyle diyor:

“Türkçüler "Tanrı"yı bir tarafa atmamıştır. Atmaz da. "Tanrı Türk'ü Korusun" sözü Türkçülerin sloganıdır. Tanrı, insan zekâ ve idrakinin kavrayamayacağı yükseklikte olduğu için ikide bir onu ortaya sürerek, üzerinde kırıcı tartışmalar yapmanın aleyhindeyiz.”

Aynı Atsız’ın Müslüman olduğu iddialarına karşın, yine Atsız’ın dilinden ve aynı makalesinden yanıt vermek gerekir.

““İslamiyet Türkler sayesinde yaşadı ve yükseldi. İslamiyet Türkleri değil, Türkler İslamiyeti yüceltti. Biz İslam olmadan önce de büyüktük. Keramet İslamiyet’te olsaydı her Müslüman millet yükselirdi.



İslam düşüncesinde sömürgecilik vardır. Ülkeler fethetmek, bu ülkeyi haraca bağlamak sömürmekten başka bir şey olmadığı gibi bütün beşeriyet de tek ümmet değildir. Peygamber "ümmetim" diyerek yalnız Müslümanları kastetmektedir ve İslam geleneğine göre mahşerde yalnız kendi ümmeti için şefaat edecektir. Herhalde Lenin'in cennete girmesi için Tanrıya ricada bulunmayacaktır ama Pasteur veya Koch'la Hasan Bağcı arasında tercih yapmak durumuna düşse ilk iki gâvuru seçeceği muhakkaktır.



Bugünün din bilgileri artık dini başka türlü açıklıyor ve Tanrı'nın bazı kimselerin yani peygamberlerin gönlüne vahiy yoluyla ilhamlarda bulunduğunu kabul ediyorlar. Din kitaplarındaki tarihi ve ilmi yanlışları da ilhamı alanın insan olmasıyla tevil ediyorlar. Zaten böyle olmasaydı din kitapları insanlığın sonuna kadar değişmeyecek hakikatlerle dolu olur, insanlığın geleceğini ve geleceğindeki tehlikeleri açıklar ve mesela zararı nispeten az olan alkol haram edilirken ondan on kat tehlikeli olan tütün ve hele eroin hakkında sükût edilmezdi. Tanrı günün birinde insanların tütünü ve eroini bulup kullanacaklarını, bunun büyük bir felaket olduğunu bilmiyor muydu? Milyarlarca yıl sonraki kıyamet haber verildi de neden birkaç yüzyıl sonra ki zehirlerden söz edilmedi?
Çünkü din, ilahi ilhamla olsa bile sosyal bir müessesedir ve her peygamber de nihayet kendi bilgisi ve görgüsü kadar düzen ve yasak koymuştur.
Kumar, içki ve her türlü fuhşiyatla yozlaşmış, karılarını değiştiren ve kız çocuklarını gömecek kadar vahşet gösteren bir toplumda Muhammed'in başka türlü davranmasına imkân yoktu. Onlara korkunç cehennem azapları gösterecek ve dünyada doğrulukla yaşayanlara da öte âlemde köşkler, Kevserler yiyecekler, güzel huri kızları vaad edecekti.
...
Yobazlara göre Tanrı, insanların ne yolda hareket edeceklerini, daha kâinatı yaratmadan önce tespit etmiştir. Bunların hepsi Levh-i Mahfuz'da yazılıdır (bu yazıların dili de herhalde Arapça olacaktır),o halde insanları cezalandırma neye? Mademki insanlar Tanrı'nın iradesiyle suç işliyorlar, akılları, fikirleri, iradeleri Tanrı'nın ezeli kararı karşısında bir işe yaramıyor, ceza neden?


Peygamberin, çevresindeki ahlak bozukluğunu görerek çareler aradığını, tedbir düşünmek için dağlara çekilip insanlardan uzakta yaşadığını ve ta eski Mısır'dan gelerek Yahudiler'e geçen "tek Tanrı" fikrini akıl ve duygusuyla kabul ederek Arap putçuluğuna karşı çıktığını görüp anlamak için yobaz olmaya, bir takım masallara inanmaya, eski Sümer'den ve Mısır'dan gelip Yahudiler aracılığı ile öteki milletlere geçen inançları ilahi hakikat diye kabul etmeye lüzum yoktur. Hele Yahudi krallarını peygamber diye Türk milletine telkin ederek milli mefahiri unutturmak suretiyle İsrailiyyatı hayat ve ahlak sistemi diye öne sürmek milli bir cinayettir.


Peygamberler de insandır. İnsan oldukları için hataları vardır. İsa aleyhinde Batıda hayli eserler yayınlanmıştır. Muhammed'in de peygamber olmadan önce Kureyş putlarına kurban kestiği ve Halife Ömer'in amcazadesi Zeyd'in kendisini bundan menettiği hakkında İbni- İshak'ın siyer parçalarında bir kayıt bulunduğu gibi (bak: İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, cilt I. s. 126) Peygamber olduktan sonraki "Garanik" meselesi de bütün İslam âleminde meşhurdur ve tevil olarak "Şeytan, peygamberin içine girerek onun adına öyle konuştu" demek gibi çocukça bir tevile başvurulmuştur. Peki, şeytan bu karganmışlığı yaparken "âlim" (= her şeyi bilen), basir (= her şeyi gören) ve habir (= her şeyden haberi olan) Tanrı ne yapıyordu? Görülüyor ki saçma sapan tevillerle beşeri zaafları örtbas etmeye imkân yoktur.
Bunları anlatmamım sebebi şudur: Tanrı insan idraki dışındadır. Kur'an, Muhammed'in talimatıdır. Bunun birçok delilleri vardır. Bir tanesi birçok yerinde aya, güneşe, fecre, atların köpüren ağızlarına yemin ve and verilmesidir. Yemini kim eder? İnsan eder ve kendisinden daha üstün bir varlığın adına eder, Tanrı yemin eder mi? Tanrı'dan daha üstün bir varlık olmadığına göre kendi yarattığı aya, güneşe neden yemin etsin? Görülüyor ki bu yeminler Muhammed'in gönlünden ve beyninden doğmadır ve hatta Araplar arasında İslamiyetten önceki zamanların usul ve adabınca edilmektedir.

Kur'an "âlemlerin sahibi olan Tanrı'ya hamdederim" diye başlamaktadır. Belli ki bu söz de Muhammed'indir. Çünkü Tanrı, kendi kendisine hamdetmez. Müfessirler her ne kadar Tanrı "böyle diyin" demek istemiştir yolunda tevillere geçmişlerse de Kur'anın sonundaki küçük sürelerde olduğu gibi, sürenin başına bir "söyle, de ki" hitabını eklemeyi Tanrı düşünmez miydi?
Muhammed'in yirmi küsur yıl süren peygamberliği sırasında bazı ayetlerin mensuh olduğu yani hükümden düştüğü malumdur. Demek ki yirmi yılda bile hayattaki bazı değişiklikler Tanrı buyruklarını değiştiriyor, Tanrı eski buyruklarını hükümsüz sayarak yenilerini gönderiyor. Peki, hayatın geç ve güç değiştiğini 14asır önceki zamanların 20 yılında bile ihtiyaçlar ve hükümler değişirken gelişmenin çok hızlandığı daha sonraki 14 asırda değişecek hiçbir şey olmadı mı?””

Atsız’dan bu kadar fazla ve geniş alıntılar yapmamın nedeni, onun dini inancını özgürce ve sorgulayarak açıkladığı bu makalesini okumamış olanların bu yazı vesilesiyle görüşlerine erişebilmesidir. Ateist, agnostik, teist ve deist sitelerin bugün hala ilham alarak yayınladıkları ve o zaman Atsız’ın Hasan Bağcı’ya sorduğu bu soruları Atsız’a Müslüman diyenlerin görmemesi olanaksızdır.
Tümü Müslümanlarca “küfür” sayılabilecek bu makalenin, 1970 yılında yazılmış olması, tıpkı bugünleri görerek yazdığı “Nurculuk Denen Sayıklama” makalesi gibi bugün dahi belirli bir kesim tarafından kaynak olarak kullanılması Atsız’ın ileri görüşlü zekasının ispatından ve onun İslam dışı bir kişi olduğunun göstergesinden başka bir şey değildir.


BÖLÜM 2

İlk bölümde, Nihal Atsız'ın “Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir” adlı makalesinden din ve İslam ile ilgili bölümleri almıştık. Bu bölümde ise, onun diğer makalelerinden, kitaplarından ve şiirlerinden örnekler vermeyi sürdüreceğim.

Atsız'ın dilinden din hakkındaki görüşlerini dinlemeye devam ediyoruz.
“İslam Birliği Kuruntusu” adlı eserinin girişinde Atsız, İslam'ın ortaya çıkış nedenlerini değerlendiriyor.

“Yedinci yüzyılda ortaya çıkan Müslümanlık, sosyoloji bakımından Arapların millet haline geçme savaşıdır. Aynı dili konuştukları halde birbirine düşman boylar ve uruklar durumunda dağınık bir hayat yaşayan kalabalık bir kavim, bir iç veya dış etki ile birlik kurma yoluna elbet gidecekti.

Peygamberin ortaya koyduğu esaslar her şeyden önce bunu sağlamış, bilgisizlik, ahlâksızlık ve pislik içinde yuvarlanan Araplara yüksek bir din ve ahlâk şuuru ile milli birlik düşüncesini aşılamaya çalışmıştır.

Peygamber hayatta oldukça kudretli ve sempatik şahsiyeti, konuşmaktaki üstün kabiliyeti sayesinde bunu sağlamış, bazı sağlam arkadaşları da kendisini destekleyerek güçlü bir birliğin temellerini atar gibi olmuşlardır.”

Makalesinin ilerleyen bölümlerinde Atsız, İslam Birliği davasını güdenleri ağır bir dille eleştiriyor ve onların görüşlerini sıraladıktan sonra kendi görüşlerini belirtiyordu.

“Onlar için mühim dava Ali-Muaviye davası, Hüseyin’in öldürülmesi olayıdır. Arapça resmi dil olmalıdır. Türkçe zaten dil değildir. Mete, Atila, Çengiz, Hülegü kafirdir. Kan içici zalimlerdir. Şeriattan başka kanun olmamalıdır. Çocuklara Demir, Taş, Kaya gibi iptidaî adlar, hele Arslan, Pars, Bozkurt, Doğan gibi hayvan isimleri vermek dinsizliktir. İslamî adlar verilmelidir. Türkleri İslamiyet adam etmiştir. Ancak İslamiyet sayesinde büyük devletler kurabilmişizdir. V.b…
...
İslam birliği taraftarlarına göre Türkler, Müslüman bir millet oldukları için müslümanca adlar almalıdır. Türklerin İslam olmazdan önce kullandıkları adları almak yanlıştır, Müslümanlığa aykırıdır. Dünyada bundan daha yanlış ve iptidai düşünce olamaz. İslam adları denen adlar Arap adlarıdır. Bunların hemen hepsi de İslamlıktan önceki zamandanberi Araplar arasında kullanılmaktadır. Yani küfür ve cahiliyet zamanından kalmadır. Anlamı bilinmeyen kelimeleri çocuklarımıza takmakta maddi veya manevi hiçbir kazancımız yoktur. Aksine, milli ruh bakımından kaybımız vardır. Hele Müslüman adları arasında Yahudilerden Araplara geçen Musa, İsa, Süleyman, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Harun, Davud gibi adlar bizim Türkçe adlarımızla ölçüştürülebilir mi?

Hayvan adıdır diye Bozkurt’a, Alparslana’a, Ertuğrul’a itiraz edenler Muaviye’nin “Uluyan Dişi Köpek” ve Osman’ın “Yılan Yavrusu” demek olmasına ne buyururlar?

Araplarda yalnız şahısların değil, boyların da hayvan adı aldığı vardır. Mesela bir kabilenin adı “Beni Kelb” yani “İtoğullarıdır”

Kadın adları da öyledir: Ayşe “Yaşar”, Fatma “sütten kesilmiş”, Hatice “Vaktinden önce doğmuş”, Zeynep “tombul” demektir.”
Bu görüşlerinden sonra Atsız, Türklüğün yükselmesinin Müslümanlık sayesinde olmadığını, aksine Müslümanlığın Türkler sayesinde yükseldiğini “Tarihi gerçek şudur ki: Türkler Müslümanlık sayesinde değil, Müslümanlık Türkler sayesinde yükselmiş ve yaşamıştır.” cümlesiyle belirtiyor.
Atsız'ın kendi yaşamını değiştirerek ele aldığı “Ruh Adam” adlı eserinde, Tanrı ile konuşan Selim Pusat karakteri, Tanrı'ya şöyle seslenmektedir.
“Ben kimseye kötülük etmedim. Kimse hakkında kötü düşünce beslemedim. Ümitleri kırılmış bir insan olarak avunmayı içkide ve bir güzeli düşünmede buldum. İçki fena ise üzümü neden yarattınız? Üzümden içki yapılacağını neden Levh-i Mahfuz’ a yazdın? Son peygamberin arkadaşları namaz kılarken ayetleri yanlış okumasaydı içki yasaklanacak mıydı? Çöldeki Bedevi ile bir kurmay subayın içmesi aynı mıdır? Biri sarhoş olunca her türlü herzeyi söyleyebilir. Öteki sarhoşluğun son merhalesinde bile temkinli ve iradelidir. Küçük bir kızı sevmek günahsa, son peygamber, Ayşe’yi neden sevdi de aldı? Tanrı adaletinin yürüdüğü bu mahkemede de böyle haksızlıklar yapılacaksa beni cehennemin en kötü yerine atın. Atın ki, tek içimde insanlığın erdemine ait son kırıntılar da yok olup gitmesin.”
Ve din konusunu Nihal Atsız'ın oğlu Yağmur Atsız'ın, babasını anlattığı “Atsız'a Dair” adlı eseriyle ve Nihal Atsız'ın bir şiiri ile kapatalım.

“Atsız Müslüman olarak tanımlanamazdı ama Şamanist mamanist de değildi.

Onun bu mevzûdaki konumunu bence en iyi ‘lá-dînî’ olarak tavsîf etmek yerinde olur. Evet, ‘Semávî Dinler’le pek başı hoş değildi ama ‘tanrıtanımaz/ateist’ de değildi.

Káinátı yaratan bir güce inansa da bu gücün káinátı yarattıktan sonra ‘olaylar’a müdáhale etdiğine inanmazdı. “
“Buyursunlar ... Bizim için savaş düğündür
Din arabın, hukuk sizin, harp Türklüğündür”

GÖK.BÖRÜ
10-03-2010, 17:24
Atsız kitaplarını okumayan onu kesinlikle anlayamaz.

Makrow
23-03-2010, 02:12
"Nihal ATSIZ Bey'e saygımız vardır,Fakat goruslerımız uyusmadıgından yollarımız ayrılıyor.
kendılerı Turk harıcı herkesı dusman edıyorlar oysakı bız bu ulkede kurt KARDESLERIMIZ ıle yasıyoruz. bu baglamda kendısıyle ayrı dusunmekteyız! " alparslan turkes

Sımdılerde sankı kurtlerı sevmıyorlar gıbı bır ızlenıme kapıldım..sanırım basbugları konusunda pısmanlık duyup,ıslamın verdıgı kudretle basbug tayın edıyorlar.. Kafaları karısık olmalı!

"bız altı okun ıcersınde mıllıyetcılıgı on plana cıkardık.." tarzında bır anlayıs olamaz.. olamaz.. bu kadar sacmalanmaz;Zıra Hem ataturk'e ve evlatlarına yaranayım,hemde muslumanlara yaranayım anlayısı Bu partıye uymaz.

Turk-ıslam sentezı Mhp'nın basına gelmıs en buyuk felakettır dıye dusunuyorum..
tabı benım fıkrım,benım fıkrımde bana kalsın,zaten ıslamıyetle sıyasetı bırlestıren..aslında ıslamıyetle maddesel herhangı bır konuyu bırlestıren Ancak sarlatan olur dıye dusunuyorum..

***
Hz.Ali ve Ayse konusunda ıse..
kervanlarında(nereye gıdıyorlar bılmıyorum) Muhamed onde..Ayse arkadan gelıyor.
Dedı kodu o ki, ayse sevgılısıyle gorustugu ıcın arkadan gelmekte..

Ve Muhammed Kuran-ı kerıme (Ali'ye) soruyor.. dogru mudur dıye..
Ali'de sadece Arkadan geldıgı dogrudur dıyor.

Benımde duydugum budur.

Saygılarımla

Adal
06-08-2010, 16:05
Soner Yalçın'ın 'Efendi' kitabında Hüseyin Nihal Atsız!ın sabetaycı olduğu iddiası yer alıyor. Okuyan arkadaş var mı?

Bu çok gülünç bir iftira. Sabetayistler Türk ırkından değil ki Türkçü olsunlar. Nihal Atsız Sabetayist olsaydı Türkçülüğü savunmazdı. Bu iftira bir ermeninin, bir kürdün Türk ırkçılığı yaptığını iddia etmek kadar gülünç. Nihal Atsız'ın soyu sopu bellidir yüzde yüz Türktür. Nihal Atsız'ın babası Gümüşhane'nin Torul kazasının Midi köyünün Çiftçioğulları ailesinden Deniz Güverte Binbaşısı Mehmet Nail Bey, annesi Trabzon'un Kadıoğulları ailesinden Deniz Yarbayı Osman Fevzi Bey'in kızı Fatma Zehra Hanım'dı.

Ayrıca bunu da belirtmek isterim ki Nihal Atsız faşist değil Türkçüydü. Bu konuda bir yazısını okumuştum Atsızı Faşistlikle suclayanlara biz Mussolini hayranı değiliz diye cevap vermişti. Faşistlik italyan ırkçılığıdır, Türkçülük ise Türk ırkçılığıdır!

Adal
06-08-2010, 16:19
Nihal Atsız Şamanizmi İslam dinine karşı savunuyordu. Çünkü Nihal Atsız İslam dininin Türkleri Türklükten uzaklaştırdığını, Türkleri araplaştırdığını, Türkleri gerilettiğini düşünüyordu. Şamanizmin İslam dininden daha çok Türklere uygun olduğunu düşünüyordu. Ama Nihal Atsız Şamanist değildi. Nihal Atsız Tanrıya inaniyor, dinlere inanmıyordu.


"İslamiyet Türkler sayesinde yaşadı ve yükseldi. İslamiyet Türkleri değil, Türkler İslamiyeti yüceltti. Biz İslam olmadan önce de büyüktük. Keramet İslamiyet’te olsaydı her Müslüman millet yükselirdi."

Nihal Atsız

jayjay
16-08-2010, 21:56
vay be bir şu başlığı açtığım tarihe bir de şimdiye bakıyorum da zaman ne kadar çabuk geçmiş.


Faşistlik italyan ırkçılığıdır, Türkçülük ise Türk ırkçılığıdır!


Bunu biraz açıklar mısın ? Yani faşizmin ne anlama geldiğini, ırkçılığın ne anlama geldiğini ve bugünkü ırkçıların nasıl bir coğrafyada yaşamak istediklerini açıklar mısın ?

siriusx
20-08-2010, 10:15
nihal atsız faşist değildir.
faşizm italya'da 1920 ve 1945 tarihleri arasına sıkışmış ve bu dönemde italya şartlarında yaşanmış bir siyasi durumdur. bunu günümüzde türkiyeye uygulamak şu şartlar altında mümkün değildir, 1920-1945 italyasının şartları gibi şartlar gerekmektedir. (bkz: mussolini'nin kitapları)
nazi diyenlerde olabilirdi ve olmamasına şaşırdım, insanlar sert siyaseti her zaman faşizm olarak nitelemişlerdir. nasyonel sosyalizm de dönemin almanyası şartlarına sıkışmış bir siyasi durum ve ideolojidir.
bu iki ideolojiyi türkiyeye uygulamak günümüz şartlarında mümkün değildir.
nihal atsız'ın ideolojisi turancılıktır. ve uygulamaya geçmediği için sadece ideolojik kısımları açıklanmıştır. turancılık da esas olan şey üstün ırk değildir, ırkına sahip çıkmaktır. insanlar turancılığı kulaktan dolma duydukları için basit ve komik bulmaktadırlar.
nihal atsız, din ve Türklük arasındaki ayrımı yapabilecek kadar dürüst ve aydın bir insandır. bazı arkadaşların tanımadan Nihal Atsız adına karalama kampanyası başlatmaları, dincilerin Turan Dursun'un tek bir yazısını bile okumadan karalamalarına, küfür etmelerine benzemektedir...