PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ülkemizde Devrimci Hareket Neden Sönük?


Jolly Jocker
30-08-2011, 16:56
Politik hareketler her zaman popüler ve etkili kalacaklar diye birşey yok elbet. Her siyasi akım belli dönemlerde yükseliş ve düşüşler yaşayabilir. Sosyalist hareket de 1960'larda yakaladığı yükselişi 1970'lerin ikinci yarısında oldukça tırmandırmış ve etkili bir güce dönüşmüştü. Fakat darbe sonrası bu hareket fazlasıyla cılız bir hale geldi. 12 Eylül faşist darbesi esas muhatabı olan sosyalist hareketi kısa sürede ezdi. Bu denli büyük ve organize darbeler dünyanın her yanında düşmanlarını kısa sürede ezerler. Bunda bir sorun yok. Sorun, darbenin üzerinden on yıllar geçmiş olmasına karşın sosyalist solun hala darbenin ilk yaşandığı dönemdeki kadar cılız ve etkisiz olmasında. Sorun, devrimci hareketin kendini toparlayamamasında.

Bu başlıkta önce bu durumun sebeplerini tartışmak, sonra da düzeltmek için neler yapılabileceğini konuşmak istiyorum.

Buyurun konuşalım...

1) Sosyalist hareket neden kendini toparlayamadı?
2) Bu durumu değiştirmek için neler yapılabilir?

Jolly Jocker
30-08-2011, 17:20
Önce sosyalist hareketin neden kendini toparlayamadığına yönelik kendi fikirlerimi maddeler halinde paylaşmak istiyorum.

- Sosyalist hareketin büyük kısmını oluşturan THKP-C ve THKO kökenli örgütler, suni dengeyi kırmak ve zaten isyan etmeye hazır durumdaki memnuniyetsiz halkı harekete geçirmek için öncü savaşını yeterli buldular ve toplum üzerinde ideolojik hegemonya kurmayı yeterince önemsemediler. Aslında, o dönemin çatışmalı ortamı ve şartları gereği savaş ön plana çıkmak durumundaydı ve ideolojik hegemonya için vakit ve olanaklar sınırlıydı. İdeolojik hegemonyanın yeterince kurulamamsı, darbeyle birlikte yok edilen devrimci savaşçı güçlerin halk kitleleri üzerindeki bağlayıcılığını da yok etti. Sistem, kısa sürede, sosyalizmin kitlesini oluşturan kesimler üzerinde kendi ideolojik hegemonyasını kurup onları soldan kopardı ve düzene bağladı. İşçi sınıfı sosyal demokrasiye, Aleviler ''laik'' devlet ve CHP'ye kaptırıldı. Kürtler ise kendi ulusal hareketlerini çıkarıp onların etkisine girdi. PKK'nın Kürtleri politikleştirirken rakipsiz kalmasında ve rahat hareket etmesinde, devletin devrimci örgütleri yok etmesinin büyük etkisi vardır.

- 12 Eylül darbesi devrimci örgütlere çok sert müdahele etse de bu örgütler nispeten kısa sürede yeniden toparlandı. Fakat önceki kitle desteğini hiçbir zaman bulamadı ve kitlesiz örgütler durumuna düşerek marjinalleşti. Çünkü darbe sadece devrimci örgütleri değil, biraz politize olmuş emekçileri bile sıkı bir baskı ve denetim altına alıp topluma korku vererek sindirdi. Devlet, sola açık kitlelerin gözünde kendini adeta yenilmez güç olarak yeniden üretti. Bunu sadece zor yoluyla değil, sol değerleri CHP üzerinden kendine bağlayıp kendi solunu yaratarak da başardı. Gerçek sol yerine, kitlelere devletin uygun gördüğü bir sol(hizaya sokulmuş CHP) sunuldu. Sol, devlet tarafından, sınıfsal vurgularından arındırılıp tümüyle laiklik üzerinden yeniden tanımlandı.

- Darbe sonrasında devlet sınıfsal ayrımların üzerini örtecek yeni ikilikler(laik-dinci, Türkçü-Kürtçü v.b.) icat ederek toplumun bu ikilikler üzerinden politikleşmesini sağladı. Sınıfsal çelişki perde altında kalınca sosyalist sol kitleselleşme olanağı bulamadı.

- Devlet, tüm dünyada Yeşil Kuşak projesiyle de yürürlüğe konduğu üzere muhafazakarlığı toplumda yaydı ve bunu sola karşı bir panzehir olarak düşündü. Din derslerini zorunlu tuttu, her türlü yayınla topluma din zerk etti, varoşlarda devrimcilerden boşaltılan yerleri cemaat ve tarikatların kontrolüne soktu. Böylece toplumda dinsellikten kaynak bulan anti-komünist bir ideolojik hegemonya kuruldu. Sosyalist fikirlere alan bırakılmadı.

- Devlet sosyalist mücadelenin gereksindiği asgari düzey demokrasi ve özgürlük ortamını bile hiçbir zaman sunmadı. Hukuksuzluk ve kontrgerilla cinayetleri sola karşı her zaman sürdü. İnsan hakları ihlallerinin bile durdurulamadığı bir ortamda sol mücadele yükseltilemeyecekti.

- SSCB ve Doğu Blokunun ortadan kalkışının yarattığı ideolojik demoralizasyon, liberallerin sosyalizmi bu çöküşe indirgemeleri ve çökenin ardından bire bin katarak yaptıkları karalamalar ile adeta bir psikolojik yıkıma dönüştü. Toplum nezdinde de, zaten kendini anlatma olanakları pek sınırlı olan sosyalistlerin imajı büyük yara aldı. Liberal propoganda ve çarpıtma neticesinde, sosyalizm kitlelerin gözündeki ciddiye alınırlığını ve inandırıcılığını büyük ölçüde yitirdi.

- Kapitalizmin gelişimi ve şehirleşmenin sunduğu olanaklar, televizyon, yoz magazin kültürü, yoz eğlence kültürü, bireycilik, kendini kurtarmacılık, çalışma süresinin uzayarak ve rekabetçi hale gelerek insanların başka şeyleri düşünmeye vakit bulamaması, özellikle gençlik içinde kışkırtılan apolitiklik v.b.'nin etkisiyle toplum sadece sosyalizmden değil, en temel haklarını savunmaktan bile aciz hale düşürüldü. Kapitalizm toplumu yozlaştırdı. Bu yozlaşma içerisinde sosyalist mücadele yükselemezdi.

- Sosyalist mücadelenin güdüklüğü ve beli kırılmışlığı nedeniyle, sosyalizmle tanımlanacak ya da en azından sosyalistlerle yan yana duracak başka akımlar(savaş karşıtları, ekolojistler, feministler, LGBTT hakları için mücadele edenler v.s.) birbirlerinden yalıtık, sadece kendi grubunun haklarını düşünen bir yörüngeye girdi. Zaten toplumsal yozlaşma onları da etkilediğinden onlar da cılız kaldı.

- Teknolojik gelişim, özellikle de iletişim araçlarındaki gelişim sosyalistlerin geleneksel propoganda araçlarını(bildiri dağıtma, gösteri, yürüyüş, şenlik, kahve toplantıları v.s.) gözden düşürdü. Televizyon öne çıktı. Fakat kitle iletişim araçları devlet ve sermaye denetimi altında ve pahalı olduğundan sosyalistler dışlandı.

Görüldüğü gibi sosyalist hareketin toparlanamamasının sebebi tek değildir. Her biri tek başına bile oldukça yıkıcı olan pek çok sebep üst üste binmiştir. Tüm bu sebeplerden ötürü devrimci hareketin toparlanamadığını ve cılızlığını aşamadığını düşünüyorum.

Şimdi soru şu: Bunu değiştirmek için ne yapabiliriz?
Bunun yanıtı da başka zamana...

AlbatrosS
30-08-2011, 17:31
el cevap:

1. uzun süre ''devletçi-kemalist'' sistemle kökten/radikal bir rejim hesaplaşmasını gerçekleştiremedi.

2. sol muhalefet, arkasına aldığı kitle desteğini gerçekte doğru düzgün örgütlemeyip sol-muhalif bir yerleşik alt kültür organizasyonu yaratamadan boyundan büyük işlere kalkıştı.

3. geçmişte arkasına aldığı kitle desteği, büyük ölçüde dünyadaki çift kutuplu konjonktürün de etkisiyle bir tür ''merkez-çekim'' idealine sahipti. özellikle sovyetler yıkıldıktan sonra yeterli alt-kültür organizasyonu yapılamadığı için, süreç içerisinde kendini yenilemekte ciddi sorunlar yaşadı.

4. pkk'nın doğuda yapmaya çalıştığı şeyi batıda da deneyen bazı örgütler olsa da, bunun yeterli nesnel koşulları olmadığı için kemikleşmiş bazı kitle desteğine ulaşsalar da marjinal küçük gruplar olarak kaldılar.

5. sol hareket geçmişten bu yana iki şeyi epey küçümsedi: sivil siyaset ve alt-kültürel organizasyonlar.

6. sendikal işçi dayanışmaları, sokak gösterileri vs iyi-güzel; ancak, imece tarzı, merkez üretim ilişkilerinden kopma/çıkma ve radikal alt dayanışma kültürü alternatifleri geliştirilmeliydi. (güney amerika'daki topraksız köylüler hareketi ve eğitim seferberlikleri gibi)

7. birer kültürel-politik organizasyon biçimi olarak siyaset akademileri ve kampları oldukça geç kalmış adımlardır. maalesef islamcı gelenek bunun bir başka versiyonunu (öğrenci evleri, derslikler, yardım havuzları gibi) yıllardır alttan alta işletmekte.

8. sol muhalif kültür, sendikal eylemler ve öğrenci talepleri dışında yıllarca oldukça ütopik teorik tahlillerle kitleleri yanına çekmeye çalıştı. anti-emperyalizm üzerinden anti-abd'cilik öylesi bir teorik dayanak noktası oldu ki, yerli üretim ilişkilerinin mahallede yediği naneler görünmez hale geldi.

9. dahası insanlara, gündelik yaşamlarında somut pratik hedefler, kazanımlar göstermeden kör bir npktada salt teorik düzeyde nereye koşacaklarını söyleyemezsiniz. bu tavırdan farklı pratik örnekleri, örneğin halk evlerinin normal şartlarda sol muhalefetle pek ilişki kurmayacak mahallerde ''barınma hakkı eylemleri''nde görmekteyiz.

10. her şeyden öte,solun hedef kitlesi ''devrimci bilinci''ne abartılı, hayali misyon yüklenen ''işçi sınıfı'' oldu hep. bu kitlleler içinden sürece müdahil olacak bazı gruplar çıksa dahi, birçok teorisyen sol kitlesel karşıt hareketin işçiler değil, bilakis ''küçük burjuva'' tabir edilen gruplar arasından çıkacağını; zira, neo-liberal politikaların konforlarını ciddi biçimde zedeleyen görece daha eğitimli kitleleri en çok rahatsız edeceğini söylemektedir(bir küçük burjuva'nın not defteri-özgür üniversite forumu)

11. özellikle türkiye sol'u, kürt hareketiyle arasına ciddi mesafeler koymaktadır. kürt hareketiyle stratejik bir ittifaka girilmeden ve kürt hareketinin de daha alt düzey lokal sorunlara ilgi/katılım göstermesi sağlanmadan tutarlı bir sol muhalif kültür yaratılamaz. bunun için sol muhalefetin önce kendi mevcut kitlesini eğitmesi, dönüştürmesi gerekmektedir.

12. ''devrim'' politik araç ve iktidar kurumlarının salt ele geçirilmesi demek değildir. muhalif alt kültürün asıl hedefi, toplumsal yerleşik algıları çeşitli mücadele alanlarında olabildiğince otonomist, bireye yaslanan ve özgürlükçü bir perspektifte dönüştürmektir.

özetle: mevcut sol komitelerin sol muhalif kültürde belli bir etkilerinin olması için öncelikle kendilerini devirmeleri şarttır!

örneğin, işçilerin radikal ve tutarlı bir hak mücadelesi için sendikaları devirmesi gerektiği gibi!

her türden kurumsallaşmış iktidar perspetktifinin yıkılması gibi gibi...

jadi
30-08-2011, 17:33
Cunku Turkiye'de sosyalizm adi altinda sistemi sorgulayan herkez degisik yontemlerle yok edildi. Yilanin basi henuz cenin iken ezildi.


"Komunizm Turk aleminin en buyuk dusmanidir" demis bir adam, sozde sosyalistler tarafindan devrimci gibi lanse edildi. Komunizm ile Turkluk arasinda nasil bir alaka kurduysa artik bende anlamadim.


Hala 80 oncesi gercekten sosyalist harekette yer alan sanatcilar bile cumhuriyet mitinglerinde boy gosteriyor. Herseyden once bu durum duzeltilmek zorunda

Jolly Jocker
30-08-2011, 18:36
Şimdi gelelim bu olumsuz durumu değiştirmek ve eskinin hatalarına düşmemek için neler yapılabileceğine...

- Kendi ideolojik hegemonyanı kurmak, kendi kitleni bilinçlendirmek, politikleştirmek hayati önemdedir. Bu yapılmadan girişilen bir mücadelede başarı şansı yoktur. Kendi ideolojik hegemonyamızı kurabilmemiz için, devletin hegemonyasıyla hesaplaşmamız, sürekli bir düelloya çıkmamız ve kitlelerin önünde yapılan tartışmalarla onları yenmemiz gereklidir. Örneğin; işçi sınıfı sadaka ve sosyal demokrasinin neden çare olmadığı konusunda yapılan yürekli ve sonuna kadar giden tartışmalarla sadakacılar ve sosyal demokratlardan koparılmalıdır. Aleviler, CHP ve devletin 'laikliğinin' gerçek bir laikliğe tekabül etmediği konusunda yapılacak tartışmalarla kazanılmalı ve devletten koparılmalıdır. Samimi olarak demokrasi isteyenler, merkez sağ partilerin seçimciliğe indirgenmiş sahte demokrasileriyle hesaplaşılarak ikna edilmeli ve kazanılmalıdır. Demokrasi, laiklik, emeğin hakları v.b.'nin ancak bizim yapabileceğimiz, bizim savunabileceğimiz konular olduğu konusunda kitleler inka edilmeli, bu politik başlıklarda ideolojik hegemonya kurulmalı, bu amaçla ciddi bir entelektüel savaş verilmelidir. Çok kültürlülük, çok seslilik ve farklılıkların barış içinde birarada yaşaması konusunda ''tekel'' olmalıyız. Bu kavramları duyan herkesin aklına ilk olarak biz gelmeliyiz. Kürt meselesi konusunda da BDP'yi daha sola çeken bir olumlu etki yaparak bu partiyle dayanışma geliştirmeliyiz. Resmi ideolojiyle hesaplaşmak ve ayrım noktalarımızın altını çizip görünür kılmak da hayati önemdedir. Aksi halde ''eski sosyalistleri kırpıp kırpıp sosyal demokrat ya da kemalist yapmaya'' devam ederler.

- Devletin emek mücadelesi ve özgürleşmeden yalıtık tutarak sadece elitist bir laiklik taraftarlığı üzerinden tanımladığı ve CHP'de vücut bulan ''solculukla'' hesaplaşmalı, kitleleri bunun sol olmadığı, gerçek solun ne olduğu konusunda bilinçlendirmeli ve bu konuda da düşünsel bir savaş vererek ideolojik hegemonyamızı kurmalıyız. CHP'nin sol olmadığı teşhir edilmeden, öznesinin sosyalistler olacağı yeni bir sol kitleselleşemez.

- Sınıfsal ayrımların üzerini örten ikilikler(laik-dinci, Türk-Kürt v.b.) karşısında, bunlar yerine sınıfsal ayrıma bakılmasını vaaz eden ve bu tür ikilikleri ve kimlik taleplerini talileştiren bir tutum almamalı, olanaklarımız belliyken gündemi istediğimiz gibi değiştirebileceğimiz yanılgısına daha fazla kapılmamalıyız. Bu ikilikler konusunda da kendi sözümüzü söylemeli, bu sözün sınıf mücadelesiyle bağını kurmalıyız.

- Adımız ''din düşmanına'' çıkmasın diye din konusunda suskun kalmamızın bedelini, bizim konuşmadığımız bu alanda bizim adımıza da istedikleri gibi konuşan gericilerin çoktan adımızı çıkartmaları neticesinde ödedik. Ateist olanlar, düşüncelerini saklamamalı ve dile getirmelidir. Toplum, ateistlerle de birarada yaşamayı öğrenmelidir. Dikkat edilmesi gereken husus, ateist fikir ve eleştirilerin partiyle/hareketle eşitlenmemesidir. Parti/hareketin sahiplenmesi gereken herhangi bir inanç ya da inançsızlık değil özgürlük, eşitlik, çok seslilik, insan merkezlilik v.b. değerlerdir. Dine yönelik eleştirilerini de bu değerlerin kantarına vurarak yapmaktan çekinmemelidir. Aksi halde, varoşları tarikatlardan geri almamıza ve toplum üzerindeki genel dinsel etkiyi yarıp nefes almamıza olanak yoktur. Önemli olanın inanç değil değer ortaklığı olduğunu benimsetebildiğimiz ölçüde, farklılıklar bu ortak insanlık değerleri paydasında bir araya gelip sosyalizme yürüyebilir.

- Sosyalist mücadelenin yükselmeye başlaması ya da ses duyurmasıyla zaten devlet yine tüm demokrat maskesini atıp saldırıya geçecektir. Demokrasi, özgürlük ve insan hakları her zaman savunmamız gereken başlıklardır. Bu ideolojik başlıklarda tartışmasız adres biz olmalı, ideolojik hegemonyaya sahip bulunmalıyız. Bunu da ancak, bu değerleri sahiplenen sistem içi odaklarla tartışmaya girerek ve maskelerini kitleler önünde düşürerek yapabiliriz. Tüm bu politik başlıklarda sıkı bir entelektüel savaş bizi bekliyor. Bu savaşa girmediğimiz sürece toparlanma şansımız yoktur.

- SSCB ve Doğu Blokunun ortadan kalkışının bize karşı kullanılmasını durdurmak amacıyla;
a) SSCB'nin baştan sona 'kötü' olmadığını ve insanlığa sunduğu kazanımları hatırlatmak ve işlemek, hatta bu konularda çığırtkan liberalleri tartışmaya davet etmek,
b) Bizim savunduğumuz sosyalizmin özgürlükçü niteliğinin altını çizmek, sosyalizmin tektip olmadığının altını çizmek, reel sosyalizmin kitlelerin önünde marksist bir eleştirisini yapmak ve bu eleştiri içinde savunageldiğimiz özgürlükçü sosyalizmin ne olduğunu da propoganda etme fırsatı bulmak yoluna gidilebilir.

- Sınıf mücadelesinden ziyade, sınıfı sınıflaştırılmaya direnmek üzere örgütlemek ya da harekete geçirmek çok daha devrimci bir yoldur. Burada kastettiğim, kapitalist işin reddidir. Çalışma süresinin kısılması, insanlara boş zaman bırakılması, böylece işsizler için çalışma olanağı da doğabileceği düşüncesini toplumsal ölçekte bir arzu olarak yaratmalıyız. Boş zaman olmadan bireysellik ve özgürlüğün laf salatası olduğunun altını çizerek özgürlük başlığında ideolojik hegemonyayı da ele geçirebiliriz. Ücretlerde düşüş olmaksızın iş sürelerinde kesintiye gidilmesi talebini toplumsallaştırırsak sistemi krize de sokar ve devrimci durumu biz yaratırız.

- Üretim sürecinde 'üretken olmayan emeğin'(zihinsel ve duygulanımsal emeğin) git gide öne çıkmasıyla birlikte işçi sınıfının kapsamı değişmiş ve kapitalizm tüm toplumsal formasyonu üreten bir fabrikaya dönüşmüştür. Toplum fabrikalaşmıştır. Zihinsel ve duygulanımsal emeğin belirleyiciliğinin öne çıkması, dinin etkisini de açıklamakta ve devrim mücadelesinde etik kavgası ile ideolojik hegemonyanın önemini ortaya koymaktadır. İşçi sınıfı, yeni kapsamı içindeki tüm çoklukları kapsayarak yatay biçimde örgütlenmeye teşvik edilmeli, sistemden ve egemen kültürden otonomisine çabalanmalı, kendini yönetme yetisi geliştirilmeli, yerel ve yerinden yönetim düşüncesi ile iş sürecinde de demokrasi talebi öne çıkarılarak devrimci bir demokrasi kültürü tabandan inşa edilmelidir.

- Emekçilerin, içerdikleri çokluk ve çeşitlilikle kavranması ve özgürleşmesinin temel alınması kadın, çevre, LGBTT hakları ve mücadeleleri konularında da paralel hareketin oluşturulabilmesini sağlayacaktır. Bu hareketlerin, diğer tüm toplumsal hareketler ve genel olarak özgürleşmeyle bağları kurularak, bu yönde bir ideolojik etki bırakılarak özerk biçimde kendilerini inşa etmeleri sağlanmalıdır. Özerk(otonom) hareketler arasında bağı hiyerarşik disiplin değil ideolojik birlik sağlayacaktır. Komünizm mücadelesi sermayeye olduğu kadar hiyerarşi ve otoriteye de karşı çıkmak durumundadır. Sosyalizmin üreten-yöneten ayrımını yeniden üretmek değil silikleştirip ortadan kaldırmak mücadelesi olduğu unutulmamalıdır.

- Geleneksel kitle iletişim yöntemlerimizin çoğunun gününün geçmiş olması ve televizyon başta olmak üzere kitle iletişim araçlarının çoğundan mahrum kalmışlığımız umudumuzu kırmamalıdır. İnternet başta olmak üzere, tekrarlar ve parodilerle otoriteyi alaya almak, karşı-reklamlar, mesajını vurucu biçimde aktaran yaratıcı afiş ve yazılamalar v.b. yollar denenebilir. Yüzyüze konuşmalar herşeye karşın en etkili yoldur. Daha etkilisi ise bir dayanışma ağı içerisinde kitlelerle iletişimimizde sürekliliğin sağlanmasıdır. Cemaatlerin geçmişte bizden aşırdıkları yöntemler tekrar hatırlanmalıdır. Öğrenci evleri, derslikler, imece usulü çalışmalar, ortak bir yardım havuzu, hatta tüketim mallarının temininde ortak ve toptan alımlar, toplu yemek v.b. etkinlikler, insanları birbirine yakınlaştıran spor musabakaları v.b. pek çok yol yeniden keşfetmemizi beklemektedir.

Merlinin Kazani
30-08-2011, 20:10
Türkiye'de sosyalizmi savunanlar artık lise öğrencileri.Onlarda gençlik heyecanı olarak görüyor bunu.Ayaklarında "adidas" pabuçlarla kahrolsun emperyalizm diye bağırıyorlar.

Birkaç kendine hayrı olmayan aydında "sözde" sosyalist olarak arada bir çıkıp bir kaç nutuk atıyorlar.Ancak iş icraate gelince kimse yok.

Seksen öncesi Türkiye'de sosyalistlerin durumu hiçte fena değildi aslına bakarsanız.En azından ele avuca gelebilcek bir kadro vardı.Çalışmalar çok yoğundu, bu iş için uğraşanlar yalnızca 1 Mayıs'larda değil her zaman sokaklardaydı.Fakat seksen darbesi sonrası herkesin bildiği malum şeylerden sonra sosyalizm neredeyse bitme noktasına geldi.

Şöyle bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.Seksen öncesi devrimci kimlikleriyle öne çıkan kişilerin çoğu Atatürk'ü "yoldaş" olarak görürlerdi ve bu ülke için çok faydalı devrimler yaptığını düşünürlerdi.Belki de bu yüzden o döneme göre iyi sayılabilcek bir destekçi grubu bulmuşlardı kendilerine.Şimdiyse durum tam tersi.Zaten yükselen bir dinci grup var ülkede.Sosyalist takılanlarda devrimi bırakıp Atatürk'e sallamayı tercih ettikleri için her kesim tarafından destek bulamıyor.

Bu ülkede başarılı olmak için ya dini kullanacaksın yada Atatürk'ü.İkisiylede işin yoksa birşeyi başarman imkansıza yakın.O yüzden bana kalırsa kimi zaman Makyavelist düşünmek fayda sağlayabilir.Amaca ulaşana kadar her yolu mübah görmek gerekir.

VraeL
30-08-2011, 20:30
Türkiye'de sosyalizmi savunanlar artık lise öğrencileri.Onlarda gençlik heyecanı olarak görüyor bunu.Ayaklarında "adidas" pabuçlarla kahrolsun emperyalizm diye bağırıyorlar.


Bu eleştirinize katılmıyorum. Adidas marka ayakabı giyinebilirler, fakat bugün ufak bir ilçe esnafında bile 20-30 liraya çakma adidaslar bulmak mümkün.

Günümüzde gençlik hevesinin verdiği gazla sosyalizmi savunan liseli gençler adidas giyiniyor da, sosyalizmi gerçekten bilen ve ciddi anlamda savunan insanlar üstünde kızıl yıldız, yanlarında yaşasın devrim yazan postallar mı giyiniyorlar?

Bugün bir hacının, bir imamın gevur icadıdır deyip kartaldan, doğandan başka araca binmemesi ateist çevreler tarafından nasıl karşılanıyor?

Ha bu arada siz bu siteye erişebilmek için "windows" kullanıyorsunuz...

jadi
30-08-2011, 20:39
Gecmiste sosyalizm devletin potansiyel muhaliflerini tespit etmek icin kullandigi bir tuzakti. Bu hareketlerin o kadar guclu olmasinin nedeni devlet destekli olmasiydi. Sosyalizme karsi ise icten ice islam desteklendi. Sovyetler cokunce komunizm dusmani ortadan kalkmis oldu ama bu sefer savasacak yeni bir dusman vardi: Islam


Simdi islami tehlikeye karsi batida milliyetcilik ve irkcilik korukleniyor. Islam dusmani ortadan kalkinca bu sefer savasilmasi gereken dusman bunlar olacak.


Arik sosyalist hareketler devlet destekli olmadigi icin bu gercek bir halk hareketine donusebilir. Ama benim sahsen bolsevik mavallarina karnim tok

AlbatrosS
31-08-2011, 05:32
Türkiye'de sosyalizmi savunanlar artık lise öğrencileri.Onlarda gençlik heyecanı olarak görüyor bunu.Ayaklarında "adidas" pabuçlarla kahrolsun emperyalizm diye bağırıyorlar.

Birkaç kendine hayrı olmayan aydında "sözde" sosyalist olarak arada bir çıkıp bir kaç nutuk atıyorlar.Ancak iş icraate gelince kimse yok.

Seksen öncesi Türkiye'de sosyalistlerin durumu hiçte fena değildi aslına bakarsanız.En azından ele avuca gelebilcek bir kadro vardı.Çalışmalar çok yoğundu, bu iş için uğraşanlar yalnızca 1 Mayıs'larda değil her zaman sokaklardaydı.Fakat seksen darbesi sonrası herkesin bildiği malum şeylerden sonra sosyalizm neredeyse bitme noktasına geldi.

Şöyle bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.Seksen öncesi devrimci kimlikleriyle öne çıkan kişilerin çoğu Atatürk'ü "yoldaş" olarak görürlerdi ve bu ülke için çok faydalı devrimler yaptığını düşünürlerdi.Belki de bu yüzden o döneme göre iyi sayılabilcek bir destekçi grubu bulmuşlardı kendilerine.Şimdiyse durum tam tersi.Zaten yükselen bir dinci grup var ülkede.Sosyalist takılanlarda devrimi bırakıp Atatürk'e sallamayı tercih ettikleri için her kesim tarafından destek bulamıyor.

Bu ülkede başarılı olmak için ya dini kullanacaksın yada Atatürk'ü.İkisiylede işin yoksa birşeyi başarman imkansıza yakın.O yüzden bana kalırsa kimi zaman Makyavelist düşünmek fayda sağlayabilir.Amaca ulaşana kadar her yolu mübah görmek gerekir.

yaygın, bayağı ve sığ sağ populist eleştiri tarzlarından biri de budur. oldu olacak kapitalistler üretiyor diye don da giymeyelim.

adam kamuda öğretmenlik yapıyor ve 2000 küsur tl maaş alıyorsa sence kara-lastik mi giymeli? örneğin beden eğitimi öğretmeni ve sosyalist olsaydınız 15 liraya satılan ayakkabıları mı giyecektiniz?

hiç tavsiye etmem, br hafta giydikten parçalanmaya başladığı gibi kullanılan malzemenin berbatlığından dolayı ayak sağlığınız da olumsuz etkilenecektir.

örneğin kaliteli bir kışlık botu 8 sene, üstelik epey de çaba harcayarak zorla eskitebildiğimi bilirim. oysa, ucuzuna kaçsaydım, sağlığım hem param gidecek hem de konfordan taviz verecektim.

şimdi: devrimci adam salak mı ki uzun süre, güvenle ve sağlıkla kullanabileceği bir ürün varken kısa süre, güvensiz ve sağlıksız kullanacağı bir ürünü tercih etsin?

Jolly Jocker
31-08-2011, 14:36
Bunlara benzer eleştiriler IMF başkanı -tacizci- D.S.Kahn ülkemize geldiğinde ona ayakkabı fırlatan genç için de yapılmıştı. Fırlattığı ayakkabı Nike imiş. Çakma Nike olduğu açığa çıktı ama liberal köşe yazarlarının ağzını gemlemeye yetmedi bu. Onlara göre marksistler kapitalizmin ürettiği hiçbir şeyi giymezler.

Marksizmi bilmeden yapılan marksizm eleştirileri kadar sinir bozan ve güldüren başka şey zor bulunur. Marks, kapitalizmi reddedip orman hayatına geri dönmeyi değil, kapitalizmin aşılmasını öğretir. Bizler Nike kalitesinde ayakkabılar üretilmesine karşı değiliz. Yalnızca bunun mülkiyetinin özel değil toplumsal olması gerektiğini savunuyoruz. Herkes Nike gibi kaliteli ayakkabı giyebilsin diye mücadele ederken kendim yalın ayak mı gezeceğim?

Kapitalizme karşı mücadele tüketici tercihlerini değiştirerek yapılamaz. Zaten piyasa yerli yerinde durduğu sürece o firma yerine bu firmanın malına yönelmek sistemin mantığı açısından birşey değiştirmeyecektir. Kapitalizme karşı mücadele politiktir.

Zaten kapitalizmin ürettiği ürünleri kullanmamak gibi bir alternatifimiz yok ki. Kıçımızdaki dona kadar özel sektör üretiyor. Eskiden bir Sümerbank v.s. vardı, özelleştire özelleştire artık onu da bırakmadılar. Hem herşeyi özelleştir hem de kapitalizmin ürünlerini kullananlara laf et! Böyle saçmalık olmaz.

Kısacası; bu sistemin Nike'sini da giyerim, Cola'sını da içerim, anasını da severim. :)

Brian
31-08-2011, 23:46
Sosyalist düşüncenin Türkiye'de zayıf olmasının birçok nedeni var. En önemli gördüklerimi yazıyorum kısaca:

1 Dünyada kapitalizm şu anda en güçlü zamanını yaşamaktadır. Tabii Türkiye'de dünyadan tümüyle bağımsız düşünülemez.

Kapitalizm bu en güçlü zamanında insanlara üretim-tüketim kültürünü empoze etmeyi başarmıştır.

Araba, ev, elektronik eşyalar vb. birçok ürün kitlelerin hizmetine tarihin daha önce hiçbir döneminde olmadığı biçimde sunulmuştur.

Bu tüketimin sağladığı güç ve konfor ile insanlar kapitalizmin gerçek yüzünü ne yazık ki görememektedirler.

Bu bir ölçüde paradoksaldır. Çünkü bu dönem aslında geçici bir dönemdir.

Önce zirve noktasına ulaşılacak sonra da geriye dönüş başlayacaktır. İşte o zaman insanlar kapitalizmin en acımasız ve gerçek yüzünü tüm çıplaklığı ile görecektir.

Tabii insanların bazı meseleleri görmesi bu durumu değiştirebilir mi? Asıl soru budur.

Bunu zaman gösterecek ama görünen o ki o zaman atı alan Üsküdar'ı belki çoktan geçmiş olacaktır. Bunu ciddi bir olasılık olarak görüyorum.

Bu bağlamda kapitalizmin asıl kaderini dünyada 1. nokta belirleyecektir.

Bununla birlikte Türkiye'ye has bazı özel durumlarda vardır. Bunlarda 2. ve 3. maddelerle kabaca yazacağım:

2.Sunni İslam dini kapitalizm ile son derece uyum içindedir. ABD'nin birçok sunni rejimi desteklemesi ve Şiilerle arasının biraz açık olması da biraz da bu yüzdendir.

Sunni İslam kapitalizme çok uygun bir dindir.

Zaten Ilımlı İslam vb. denilen şey de Sunni vb. İslamın bir versiyonudur.

3. 12 Eylül darbesi Türkiye'de sosyalistleri önemli ölçüde geriletmiştir.

Brian
01-09-2011, 12:49
Dünyadaki kapitalist sistemdeki oluşan kriz ister ister Türkiye'yi de dönüştürecektir. Mesele bu dönüşümün ne yönde olacağıdır:

Kapitalizm sürekli evrilen bir sistem. Bu sayede kapitalizm tarihteki büyük krizlerden sağ salim çıkmayı başardı.

Bu defa da öyle mi olacak?

Bu defa da öyle olabilir. Yani kapitalizm bu krizden yine bir şekilde paçayı kurtarabilir. Ama bu sefer ki kriz kitleleri olağanüstü biçimde etkileyecek. Ve bunun hiç de iyi yönde olacağını sanmıyorum. Yani bu seferki paçayı kurtarma geçmişte olanlara hiç benzemeyecek. Ufak bir grup, azınlık paçayı kurtarabilirken kitleler perişan olma durumu ile karşılaşacak.

İşte bu durumda kitleler perişan olmak, tükenmek vb. pahasına tercihlerini kapitalizmden yana ne şekilde ve nasıl kullanacaklardır sorusu gündeme geliyor:

Türkiye büyük ihtimalle tercihini vahşi kapitalizmden yana kullanacaktır. Çünkü sunni İslam zaten bu konuda olağanüstü düzeyde bir motivasyon ve destek zaten vermekte. Bir de gözlediğim kadarıyla kitleler vahşi kapitalizm konusunda çok istekli.

Askeri ücretle çalışan birine soruyorum özelleştirmeleri nasıl buluyorsun diye.

Şöyle yanıt veriyor:

-Çok iyi her şey özelleşsin. Bence çok yerinde, doğru ve adaletli bir uygulama.

-Ama özelleşme ile birçok sektörde işçi çıkarımı olduğu gibi, insanlar düşük ücretle daha çok çalışmak zorunda kalıyor. Neden destekliyorsun bunu?

-Ben askeri ücretle çalışıyorum. Herkes böyle çalışsın. Adalet olsun. Ben çok çalışıyorum. Herkes böyle çalışsın. O yüzden iyi bu politikalar...

Bakış açısı buna benzer bir şey.

moment
03-09-2011, 21:06
Aslında soruyu şöyle sormak lazım; bu ülkede militarizm, dincilik, islami inanç derecesi, faşizanlık, antidemokrasi neden bu kadar kuvvetli?

VraeL
03-09-2011, 21:49
Aslında soruyu şöyle sormak lazım; bu ülkede militarizm, dincilik, islami inanç derecesi, faşizanlık, antidemokrasi neden bu kadar kuvvetli?

"bu ülkede" kısmını "bu gezegende" olarak değiştirebiliriz, neden olmasın...

jadi
03-09-2011, 22:00
Aslında soruyu şöyle sormak lazım; bu ülkede militarizm, dincilik, islami inanç derecesi, faşizanlık, antidemokrasi neden bu kadar kuvvetli?

Cunku parayi bastiran istedigi ideolojiyi istediginde guclendirip zayiflatabiliyor. Insanlari orgutlemek , istedigin gibi yonlendirebilmek icin yatirim yapman gerekir

Olimpiyat
04-09-2011, 01:00
Bence az okuyan ve az düşünen bir toplum olmamız , geleneklerdeki devlet kutsaldır eleştirilemez anlayışı ile birleşince daha zor olan devrimcilik yerine , daha kolay olan milliyetçilik ve islam ön plana çıkıyor.



Hiç unutmam, fethullahın okulundan bir öğretmen, matematik olimpiyatlarında madalya alan bir çok öğrenci yetiştirdiğimi öğrenince bana demişti ki:
İşte bizim farkımız bu, devrimciler cahil olur, bizler ise ilim merkeziyiz.

Bu adam benim devrimci olduğumu bilmiyordu. Bilakis, kendisi ile aynı görüşte(Fethullahçı) sanıyordu..Ve daha başka bir çok kişiden devrimciler hayalperesttir, cahildir lafını duydum.


Halbuki devrimcilik, sorgulama ister, çaba ister, alın teri ister, ileri görüşlülük ister.