Orijinalini görmek için tıklayınız : Körelmiş Organlar ve Diğerleri
istatistik
21-09-2011, 12:28
Sürekli olarak insanın nasıl güzel bir tasarımın ürünü olduğundan bahsedilir. Olabilecek en güzel şekilde tasarlandığı, her şeyinin yerli yerinde olduğu ve intense daha iyisinin yapılamayacağı gibi fikirler yaratılışçılar tarafından süreki empoze edilmeye çalışılır. Peki durum gerçekte böyle midir?
Bu başlıkta, insan vücudundaki işlevsiz organları, hatalı konumlanmaları, yani evrimsel süreç içerisindeki hataları işlemeye çalışacağım. Amacım, insan vücudunun bir tasarım olamayacağı, olsa da ancak bir aptalın tasarımı olabileceğini göstermek.
Hazırsak başlayalım:
GÖZ:
Yaratılışçılar, insan gözünün olasılıksız olduğunu ve ancak bir tasarımcının elinden çıkabileceğini iddia ederler. Bakalım gerçekte de böyle mi? Öncelikle gözün yapısını incelemekte fayda var:
Şekil 1: İnsan Gözü
http://img198.imageshack.us/img198/8356/26359746.jpg
Şimdi de gözün arka tarafında ayrıca verilmiş olan retina yapısına daha yakından bakalım:
Şekil 2: Retina
http://img193.imageshack.us/img193/4636/retina.jpg
Gözün çalışma prensibini kısaca özetleyecek olursak; Cisimden gelen ışık korneadan geçerek göz bebeğine buradan göz merceğine iletilir. Göz merceği ışığı retineya iletir buradan görme sinirlerine aktarılır ve beyindeki görme merkezinde görüntü yorumlanır. En kaba hali ile görme olayı bu şekilde gerçekleşir. Ancak burada değinmek istediğim nokta retinada ışığa duyarlı kısım olan koni(cone) ve çubuk(rod) hücreleri. Yukarıdaki şekillerde de açıkça görüldüğü gibi bu hücreler retinanın en gersinde konumlanmışlardır ve geriye doğru bakmaktadırlar. Bu hücreleri(fotoseller) beyne bağlayan sinirler ise retina yüzeyindedirler ve ışık, bu hücrelere ulaşmak için bu damar yığınından geçmek zorundadır. Bu damarların retine yüzeyinde bulunması sonucunda, gözde kör nokta adı verilen kısım meydana gelmiştir.
Ancak bu kadar olumsuzluğa rağmen, göz görme olayını başarılı bir şekilde icra eder. Bunun nedeni ise beynin ve gözün kalan kısımlarının bu hatayı telafi edecek şekilde evrilmesidir.
İsterseniz, Alman Bilim İnsanı Herrman von Helmholtz'un konu ile ilgili fikirlerine de bir göz atalım:
Eğer bir optikçi bana tüm bu kusurlarla dolu aleti satmaya çalışsaydı, kendimde, ihmalkarlığından ötürü onu sert bir dille eleştirip ürünü geri iade hakkını görürdüm. Zira göz, optik bir alette bulunabilecek her türlü kusura, hatta kendine özgü ek bir kaç kusura sahiptir. Ama tüm bu kusurların üstesinden o derece gelmiştir ki, kusurların varlığından kaynaklanan görüntü bozukluğu, (olağan aydınlatma koşulları altında) retinadaki konilerin boyutları tarafından duyuların hassaslığına konmuş olan limitleri nadiren aşar. Ama gözlemlerimizi daha farklı koşullar altında yaptığımızda derhal kromatik sapıncın, astigmatizmin, kör noktaların, damarlı gölgelerin, ortamın kusuru şeffaflığının ve saydığım diğer tüm hataların farkına varırız.
Elimden geldiği kadar konu hakkında bir şeyler yazmaya çalıştım. Konu hakkında çok fazla bilgim olmaması nedeniyle hatalarım olabilir. Bu nedenle şimdiden kusuruma bakmayın diyorum.
Bir daha ki yazımda, yine bu başlık altında "Geri Dönen Gırtlak Siniri" konusunu işlemeye çalışacağım. 20'lik Diş, Apandisit vb. organlar da yine bu başlık altında incelenecektir.
Katkıda bulunmak isteyen arkadaşların, yukarıdaki gibi açıklamaları ile birlikte istedikleri konuları bu başlık altında yazmalarından memnuniyet duyarım.
Diğer Organlar ve Yazılar:
Vas Deferens ------------(Sayfa 3 (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=419411#post419411))
20 Yaş Dişleri -----------(Sayfa 3 (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=419411#post419411))
İnsandaki Vücut Kılları --(Sayfa 3 (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=419411#post419411))
Körelmiş Kaslar----------(Sayfa 3 (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=419411#post419411))
Atların Körelmiş Parmakları (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=460224&postcount=66)---(Sayfa 7)
Iyi bir TASARIMCI benim miyop olmamami saglardi, biktim su cemakenlerden yahu:mad:
istatistik
22-09-2011, 15:52
Geri Dönen Gırtlak Siniri(Recurrent Laryngeal Nerve):
Bu sinir, doğrudan beyinden çıkan sinirlerden biri olan "vagus"un kollarından biridir ve gırtlak için motor fonksiyon ve algılama kaynağıdır. Özellikle tiroid bezi ile yakın ilişkili bu sinir, tiroid bezinin alınması sırasında zarar görmesi durumunda konuşma bozukluğuna ya da konuşma yitimine neden olabilir.
Şekil 1: İnsanda Geri Dönen Gırtlak Siniri (Kırmızı Rekli Olan)
http://img268.imageshack.us/img268/3347/gray622.jpg
Yukarıdaki şekilde de açıkça görüldüğü üzere, sinir, soluk borusunun sağ ve sol akciğere gitmek üzere ikiye ayrıldığı noktada geriye doğru bir çıkış yapmaktadır. Buradan da doğruca gırtlağa çıkar. Ortalama 20 cm civarında bir uzunluğa sahiptir. Ancak, bu sinirin simetriğinde bulunan ve sağ fagustan ayrılan gırtlak siniri, soldakinin aksine yolu uzatmadan doğrudan gırtlağa ulaşır. Peki, soldaki geri dönen gırtlak sinirinin böyle dolambaçlı bir yol izlemesinin nedeni nedir? Var olduğu iddia edilen tasarımcının dalgınlığı ya da dikkatsizliği sonucunda mı bu hale gelmiştir yoksa evrimsel bir geçmişe mi sahiptir?
Bir kaç desimetrelik bu dolambaç göreceli olarak kimilerine fazla uzun gelmeyebilir. Ancak aynı sinirin bir zürafada da bulunması ve burada kat edilen mesafenin 4-4.5 metreye kadar çıkması şayet bir tasarımcı var ise çok da akıllı olmadığını olmadığını gösterir.
Şekil 2: Zürafada Geri Dönen Gırtlak Siniri
http://img695.imageshack.us/img695/9509/zrafa.jpg
Akıllı bir tasarımcı olması ihtimaini bir kenara bıraktığımıza göre, sanırım artık evrimsel geçmiş ihtimalini göz önüne alabiliriz.
Canlılığın suda başladığı düşünülürse, bakmamız gereken yerin balıklar olduğunu görürüz. Balıkların kalbi, bizim dört odacıklı kalbimizden farklı olarak iki odacıklıdır ve kanı, karın aortu denilen merkezi bir atardamardan pompalar. Karın aortu, her iki taraftaki altı solungaca giden, (en fazla) altı kol çiftine ayrılır. Daha sonra kan, zengin bir şekilde oksijenle bağlanacağı solungaçlardan geçer. Solungaçlardan sonra, yine altı çift kan damarı tarafından toplanan kan, sırt aortu denilen ve balığın ortasından geçen tek bir büyük damarda birleşerek vücudun geri kalanına dağılır. Altı solungaç atardamarı çifti, balıklarda bizde olduğundan daha bariz olan, omurgalıların bölütlenmiş vücut planına bir kanıttır. Büyüleyici bir şekilde, (detaylı anatomileri incelendiğinde görüleceği üzere) "gırtlak kemerleri" açıkça atasal solungaçlardan türemiş olan insan embriyosunda ise bu çok barizdir. Elbette bu kemerler solungaç işlevi görmemektedirler, ama beş haftalık insan embriyoları solungaçlı minik pembe balıklar olarak kabul edilebilirler.
Şekil 3: Köpekbalığının Vagus Siniri
http://img691.imageshack.us/img691/6998/sharkt.jpg
Fazla detaya girmeden konuya geri dönecek olursak, balıklarda bulunan vagus sinirinin son üç solungacı besleyen kollara ayrıldığı ve bu sebeple bu kolların, ilgili solungaç atardamarının arkasından dolaşmasının son derece doğal olduğudur. Bu kollarda "geri dönüş" falan yoktur, mümkün olan en doğrudan ve mantıklı yolla hedeflerindeki organlara erişirler.
Sudan karaya ve buradan da memelilere evrim sırasında, boyun ortaya çıkarken solungaçlar değişime uğtayarak tiroid bezi, paratiroid bezleri ve gırtağı oluşturmuşlardır. Geçmişte solungaçlara hizmet etmekte olan kan ve sinir damarları ise artık bu farklı bedensel parçalara hizmet etmeye başlamışlardır. Bu yeni öğrelerin evrimi sırasında damarlar da bu organlara uyum sağlayacak şekilde değişime uğramaya başlamışlardır. İşte bu değişimler sırasında birbirleri ile olan sıralı ilişkileri de ortadan kalmıştır ve boyun ile birlikte karmaşık bir yapıya bürünmüşlerdir. Geri dönen gırtlak siniri de bu karmaşada payına düşeni almıştır.
istatistik
27-09-2011, 12:10
Apandis
İnsan vücudunda kalın bağırsak ve ince bağırsağın birleşme noktasına yakın bir bölümde bulunan, yaklaşık 10 cm boyuta sahip kese şeklinde bir organdır. Zengin kan damarları ve özel histolojik yapısı nedeniyle körelmiş bir organ olmadığı iddia edilse de kanıtlanmış bir işlevi bulunmamaktadır.
Apandis hakkında bir yargıya varmadan önce hakkında önsel bir bilgiye ve evrimsel süreçteki yerine bakmak gerekir.
Apandis, ince bağırsak ve kör bağırsağın birleştiği yerdeki parmak boyutlarındaki bir organa verilen isimdir. Genel olarak 2-8 inch boyutlarında olsa da bir inch’den küçük ya da 1 ayak(foot)’dan büyük olabilir. En büyük olduğu zaman kişinin çocukluk çağıdır ve yetişkinlik çağı boyunca küçülür. Apandis sadece insanlarda bulunan bir organ değildir. İnsan, şempanze, orangutan, goril ve jibonları(asya maymunu) da içine alan tüm insansı maymunlarda bulunur.
Bizlerde bulunan apandis, primat atalarımızda bulunan daha uzun bir otçul körbağırsağın değişime uğramış halidir ve bu bakımdan evrimsel bir iz olma özelliğini taşır.
Pek çok omurgalıda, körbağırsak, zenginleşmiş mukozal lenfatik dokulu ve bitkilerin sindirimi için özelleşmiş büyük, karmaşık bir mide-bağırsak(gastrointestinal) organıdır. Bu organın büyüklüğü türlere göre değişim göstermektedir. Örneğin koala gibi bazı türlerde tüm sindirim sisteminden daha uzun bir yapıya sahip olabilir. Otçul memelilerde körbağırsak bitkilerin yapısında bulunan selülozu sindirmekle görevlidir. Selülozu sindirebilecek enzimler salgılayan simbiyotik bir bakteriye ev olarak bu görevi yerine getirir.
http://img98.imageshack.us/img98/2391/apandis.jpg
Omurgalıların karşılaştırmalı anatomisinde, uzun süreden beri insan apandisinin ve memeli kör bağırsağının sonunun yapısal olarak benzer(türdeş) olduğu bilinmektedir. Tabi ki, apandis ve kör bağırsağın sonu benzer olabilirler ve farklı işlevleri olabilir. Kör bağırsağın sonu olarak, insan apandisi aynı zamanda “kör kese” adına sahiptir ve bir diğer adı da “gerçek sekal apeks(true caecal apex)”tir. Pek çok omurgalı, memeli ve özellikle primatta sindirim sistemi içerisinde körbağırsağın sonu ve apandis aynı yakın pozisyonu paylaşır. Her ikisi de benzer yapı ve forma sahiptir, her ikisi de zengin lenfatik dokulu kör keselerdir, her ikisi de ortak gelişimsel kökene sahiptir ve aşağıda da açıklanacağı üzere primatlarda her ikisi de ara maddelerin kapsamlı bir dizisi ile bağlıdır.
Apandisin Bazı Olası İşlevleri:
Tıp tarihi boyunca apandis için pek çok olası işlev önerildi, incelendi ve çürütüldü. Bunlar arasında ekzokrin, endokrin ve nöromüsküler işlevler de vardır. Bugün ise, tıp otoritelerinden oluşan ve giderek büyüyen bir fikir birliği, apandisin en olası işlevi için gastrointestinal bağışıklık sisteminin bir parçası olduğunu düşünmektedir. Apandisin bağışıklık sisteminin bir parçası olduğundan şüphelenmek için pek çok akla yatkın argüman mevcuttur. İnsanda ve diğer primatlarda kör bağırsağın kalanı gibi apandis de zengin bir damar yapısına, lenfoide sahiptir ve normalde gut-ilişkili lenfoid doku ile ilgili olan bağışıklık sistemi hücreleri üretmektedir. Tavşan ve fare gibi hayvanlara ait modellerde ise apandis memeli mukozal bağışıklık fonksiyonuna dahildir. Hayvan araştırmalarında, apandisin genç jüvenillerde bağışıklık sisteminin uygun gelişiminde yer aldığı yönünde sınırlı kanıtlar vardır.
Ancak, evrim karşıtı literatürde okutulanın aksine, apandisin, insanda, tek başına bir organ olarak, bağışıklık sisteminde özel bir işlevi olduğunu gösteren hiçbir kanıt yoktur.
Douglas Theobald, Ph.D. The vestigiality of the human vermiform appendix. İsimli çalışmasının özet tercümesidir.Yazının geniş haline ve referanslara ulaşmak için:http://www.talkorigins.org/faqs/vestiges/appendix.html (http://www.talkorigins.org/faqs/vestiges/appendix.html)
_________________________________________________
Vas Deferens
Vas deferens, testislerin üzerinde bitişik şekilde bulunan spermi epididymis'den alıp ejakülatör kanala(ejaculatory ducts) taşıyan kanalın adıdır. Sağ ve sol epididymis'den çıkan iki kanal vardır ve ejakülatör kanalda birleşirler. Bu nedenle her bir Vas Deferensin uzunluğu 30 cm kadardır. Ejakülatör kanal ise spermi penise kadar taşımaktadır.
Buraya kadar anlatılan bölümde herhangi bir ilginçlik yok gibidir. Ancak Dikkatli okunduğunda testislerin hemen üzerinden çıkan bu kanalın spermi penise taşıyacak olan ejakülatör kanala ulaşması için 30 cm kadar bir yol katetmesi gerektiği görülecektir. Testisler ve penis konum bakımından incelendiğinde uzunlukta bir hata olduğu düşünülebilir. Ancak verilen uzunluk ortalama da olsa doğrudur.
Burada sorun, vas deferens kanalının izlediği yoldadır. Aşağıdaki şekil incelenecek olursa anlatılmak istenilen durum daha iyi anlaşılacaktır:
http://img41.imageshack.us/img41/9830/vasdeferens.jpg
Şekilden de rahatlıkla görüleceği gibi vas deferens, epididymis'den çıkıp aşağıdan ejakülatör kanala kısa yoldan ulaşabilecekken, yukarı tırmanarak üreterin etrafından dolanmaktadır.
Aşağıdaki şekli incelersek, vas deferensin izlediği, bir tasarım olsaydı izlemesi gerekeni ve izlediği yolun evrimsel geçmişini görebiliriz:
http://img233.imageshack.us/img233/7154/vasdeferens2.jpg
(1) ile ifade edilen, vas deferensin gerçekte izlediği yoldur. (2) ile ifade edilen ise mükemmel bir yaratıcının tasarımı sonucunda izlemesi düşünülen yoldur. İki durum arasındaki fark incelendiğinde, mükemmel bir tasarımcıdan ya söz edilemeyeceği görülmektedir. Bir tasarımcının olduğunun düşünülmesi bile bu tasarımcının tasarımdan anlamayan biri olduğu fikrini ortaya çıkarır.
Ancak olaya evrimsel açıdan yaklaşıldığında testislerin vücut içinden şimdiki konumlarına doğru inmişler ve bunu yaparken de, üreterin etrafından dolanmışlardır. Testislerin neden er bezleri torbalarına taşındığı kesin olarak bilinmese de, en muhtemel nedenin spermlerin sıcağa dayanıksız olması ve vücut içerisinde yapılarının bozulmaya uğraması olduğu düşünülmektedir.
Nedeni ne olursa olsun, sonuçta geri dönen gırtlak sinirinde olduğu gibi akıllı ya da mükemmel olarak nitelendirilebilecek bir tasarımcının elinden çıkması beklenmeyecek bir durum söz konusudur.
düşünsel
28-09-2011, 13:07
resimlerden bakıldığında gerçekten apandist köreliyormuş gibi geldi bana. gerçekten güzel yazıymış, çeviri için teşekkürler
Istatistik cok hos bir konu olmus, emegin icin tesekkurler..
istatistik
29-09-2011, 11:46
Çok teşekkür ederim arkadaşlar. İnsanda bulunan 1-2 organı daha ekleyip ardından hayvanlardaki organlara değinmeye çalışacağım. Sizlerin de katkısını herzaman beklerim.
İsterseniz, Alman Bilim İnsanı Herrman von Helmholtz'un konu ile ilgili fikirlerine de bir göz atalım:
Eğer bir optikçi bana tüm bu kusurlarla dolu aleti satmaya çalışsaydı, kendimde, ihmalkarlığından ötürü onu sert bir dille eleştirip ürünü geri iade hakkını görürdüm. Zira göz, optik bir alette bulunabilecek her türlü kusura, hatta kendine özgü ek bir kaç kusura sahiptir. Ama tüm bu kusurların üstesinden o derece gelmiştir ki, kusurların varlığından kaynaklanan görüntü bozukluğu, (olağan aydınlatma koşulları altında) retinadaki konilerin boyutları tarafından duyuların hassaslığına konmuş olan limitleri nadiren aşar. Ama gözlemlerimizi daha farklı koşullar altında yaptığımızda derhal kromatik sapıncın, astigmatizmin, kör noktaların, damarlı gölgelerin, ortamın kusuru şeffaflığının ve saydığım diğer tüm hataların farkına varırız.
http://www.evrimteorisi.info/cevaplar/dawkinsin-hatali-tasarim-hikayesi
sevgili istatistik, aslında insan için verilebilecek çok örnek var. vücudumuzdaki tüylerimiz, kulakların oynatılabilmesi, korku-heyecan-ürkme, küçük parmaklar gibi. gerçi ben hatadan ziyade evrime kanıt olarak yazdım:)
istatistik
29-09-2011, 17:26
http://www.evrimteorisi.info/cevaplar/dawkinsin-hatali-tasarim-hikayesi
http://img193.imageshack.us/img193/4636/retina.jpg
Resmi incelerseniz retinal kan damarlarının da iddia edildiği gibi arka tarafta değil gözün içerisinde olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz. Bu bakımdan yazıdaki iddia geçersizdir.
Bunun dışında Prof. Michael Denton yazıda bahsedildiği gibi moleküler biyolog değil biyokimyacıdır.
aslında yemek borusu ile nefes borusunun boğazda bütün olması bile başlı başına evrim hatasıdır. su içerken hatta tükürüğümüzü dahi yutarken nefes borusuna kaçıp ölmemize sebep olabilir. gerçi tükürük zor bir ihtimal ama yemek veya sıvı olasılığı yüksektir.
istatistik
29-09-2011, 17:43
aslında yemek borusu ile nefes borusunun boğazda bütün olması bile başlı başına evrim hatasıdır. su içerken hatta tükürüğümüzü dahi yutarken nefes borusuna kaçıp ölmemize sebep olabilir. gerçi tükürük zor bir ihtimal ama yemek veya sıvı olasılığı yüksektir.
Özellikle bayılma durumlarında kişi kusmuş ise büyük bir tehlike arz eder. Kusmuk dışarı atılamayacağı için soluk borusunu tıkama riski vardır.
Özellikle bayılma durumlarında kişi kusmuş ise büyük bir tehlike arz eder. Kusmuk dışarı atılamayacağı için soluk borusunu tıkama riski vardır.
birçok yeni doğmuş bebelerin ölme sebebi değil midir, zaten ?
istatistik
29-09-2011, 17:55
Evet. Özellikle emzirme sonrasında dikkat edilmemesi durumunda kendi kusmuğu ile boğulma durumu ile karşılaşılabilir. Geçmiş ataların 4 ayak üstünde yürüdükleri ve sırt üstü yatmak gibi bie durumları olmadığı için bu onlarda herhangi bir soruna neden olmamıştır.
Evet. Özellikle emzirme sonrasında dikkat edilmemesi durumunda kendi kusmuğu ile boğulma durumu ile karşılaşılabilir. Geçmiş ataların 4 ayak üstünde yürüdükleri ve sırt üstü yatmak gibi bie durumları olmadığı için bu onlarda herhangi bir soruna neden olmamıştır.
aynen sevgili istatistik, hatta oğlum dünyaya geldikten sonra yatağında sırtına bir yastıkla destek yaparak yan yatırıyorduk, boğulma tehlikesi olmasın diye. belliki evrim hatalar yapıyor.
Aslında bunlar hata değil. Daha çok ortak atalardaki materyallerin sınırlı olmasıyla ilgili. Doğal seçilim, ortak atalarımızdaki materyallerle iş görür. Bu yüzden eldekinin en iyisiyle yetinmek zorundadır. Bu hata gibi görünen organların çoğu atasal özelliklerin yeni durumlara adaptasyonundan ibarettir.
istatistik
29-09-2011, 18:50
Aslında bunlar hata değil. Daha çok ortak atalardaki materyallerin sınırlı olmasıyla ilgili. Doğal seçilim, ortak atalarımızdaki materyallerle iş görür. Bu yüzden eldekinin en iyisiyle yetinmek zorundadır. Bu hata gibi görünen organların çoğu atasal özelliklerin yeni durumlara adaptasyonundan ibarettir.
Haklısınız. Aslında hata terimini kullanmamın nedeni olaya espirili bir açıdan yaklaşmaktı. Bu durumların çoğu sizin de bahsettiğiniz gibi adaptasyon sonucu meydana gelmekte. Bazı durumlarda kalıntılar yokolurken bazı durumlarda varlığını sürdürmekte.
kilimanjaro
04-10-2011, 15:06
Değerli arkadaşım TUBA;
Ne yalan söyliyeyim mesajınızdan kimi övüp, kimi yerdiğinizi pek anlayamadım. Beni bağışlayın ama, suç kimin, ceza kimin bilemedim...
Eğer nefes borusu ile yemek borusunun bu kadar yakın oluşlarından evrimi, ya da ne bileyim dindarların deyimiyle "akıllı tasarım"ı sorumlu tutuyorsanız doğrusu bu kadarına da "pes" derim...
Siz de yemek yerken, ya da çocuğunuz istifra ettiğinde biraz dikkatli oluverirsiniz olur biter...
Değerli arkadaşım TUBA;
Ne yalan söyliyeyim mesajınızdan kimi övüp, kimi yerdiğinizi pek anlayamadım. Beni bağışlayın ama, suç kimin, ceza kimin bilemedim...
Eğer nefes borusu ile yemek borusunun bu kadar yakın oluşlarından evrimi, ya da ne bileyim dindarların deyimiyle "akıllı tasarım"ı sorumlu tutuyorsanız doğrusu bu kadarına da "pes" derim...
Siz de yemek yerken, ya da çocuğunuz istifra ettiğinde biraz dikkatli oluverirsiniz olur biter...
biz elimizden geldiğince her insan kadar dikkatli olmaya çalışıyoruz da senin yazdıklarımdan anladığın bu mu? demek yazımda kendimi ifade edemiyorum :(
Sayın klimanjaro nefes borusu ile yemek borusunun bu kadar yakın oluşundan evrim sorumlu değilse neyi sorumlu tutmamız gerekir? Neden bu iki yapı birbirine bu kadar yakın gelişmiştir? Bir teziniz varsa dinlemek isteriz.
istatistik
08-10-2011, 17:46
Vas Deferens
Vas deferens, testislerin üzerinde bitişik şekilde bulunan spermi epididymis'den alıp ejakülatör kanala(ejaculatory ducts) taşıyan kanalın adıdır. Sağ ve sol epididymis'den çıkan iki kanal vardır ve ejakülatör kanalda birleşirler. Bu nedenle her bir Vas Deferensin uzunluğu 30 cm kadardır. Ejakülatör kanal ise spermi penise kadar taşımaktadır.
Buraya kadar anlatılan bölümde herhangi bir ilginçlik yok gibidir. Ancak Dikkatli okunduğunda testislerin hemen üzerinden çıkan bu kanalın spermi penise taşıyacak olan ejakülatör kanala ulaşması için 30 cm kadar bir yol katetmesi gerektiği görülecektir. Testisler ve penis konum bakımından incelendiğinde uzunlukta bir hata olduğu düşünülebilir. Ancak verilen uzunluk ortalama da olsa doğrudur.
Burada sorun, vas deferens kanalının izlediği yoldadır. Aşağıdaki şekil incelenecek olursa anlatılmak istenilen durum daha iyi anlaşılacaktır:
http://img41.imageshack.us/img41/9830/vasdeferens.jpg
Şekilden de rahatlıkla görüleceği gibi vas deferens, epididymis'den çıkıp aşağıdan ejakülatör kanala kısa yoldan ulaşabilecekken, yukarı tırmanarak üreterin etrafından dolanmaktadır.
Aşağıdaki şekli incelersek, vas deferensin izlediği, bir tasarım olsaydı izlemesi gerekeni ve izlediği yolun evrimsel geçmişini görebiliriz:
http://img233.imageshack.us/img233/7154/vasdeferens2.jpg
(1) ile ifade edilen, vas deferensin gerçekte izlediği yoldur. (2) ile ifade edilen ise mükemmel bir yaratıcının tasarımı sonucunda izlemesi düşünülen yoldur. İki durum arasındaki fark incelendiğinde, mükemmel bir tasarımcıdan ya söz edilemeyeceği görülmektedir. Bir tasarımcının olduğunun düşünülmesi bile bu tasarımcının tasarımdan anlamayan biri olduğu fikrini ortaya çıkarır.
Ancak olaya evrimsel açıdan yaklaşıldığında testislerin vücut içinden şimdiki konumlarına doğru inmişler ve bunu yaparken de, üreterin etrafından dolanmışlardır. Testislerin neden er bezleri torbalarına taşındığı kesin olarak bilinmese de, en muhtemel nedenin spermlerin sıcağa dayanıksız olması ve vücut içerisinde yapılarının bozulmaya uğraması olduğu düşünülmektedir.
Nedeni ne olursa olsun, sonuçta geri dönen gırtlak sinirinde olduğu gibi akıllı ya da mükemmel olarak nitelendirilebilecek bir tasarımcının elinden çıkması beklenmeyecek bir durum söz konusudur.
istatistik
10-10-2011, 22:04
20 Yaş Dişleri (Wisdom Teeth)
Öncelikle 20 yaş dişlerinin "azı dişi" dediğimiz ve görevi çiğnemek olan dişlerden olduğunun bilinmesinde fayda vardır. Bu dişler 3. azı dişi olarak bilinirler ve alt-üst çenenin her ikisinde de sağ ve sol kısımlarda en arkada konumlanmışlardır. Bu nedenle her insanda 4 tane bulunmaktadır. Bazı nadir durumlarda 4'ten fazla oldukları da görülmüştür. Bu dişler, çoğunlukla 18-24 yaşları arasında ortaya çıkar.
http://img404.imageshack.us/img404/1066/wisdomtooth.jpg
Bu diş, çiğneme dişi olması dolayısıyla faydalı ve insanın sindirim sistemi için önemli bir diş olarak görülebilir. Ancak gerçekte durum bundan biraz farklıdır. Çünkü, bu diş ortaya çıkış sürecinde kişilerin büyük çoğunluğu için sorun teşkil eder ve bu sorunun yol açtığı acı ve ağrı, dişin cerrahi olarak yerinden alınmasına kadar devam eder. Aşağıda, bu dişin bazı hatalı oluşum biçimleri görülebilir:
http://img209.imageshack.us/img209/9139/wisdomsofttissueimpacti.jpg
Oldukça geç bir evrede ortaya çıkmaları, ortaya çıkmaları sırasında ve sonrasında kişilerin büyük çoğunluğunda sıkıntı ve sorunlara neden olmaları ve cerrahi müdahale ile alınmaları sonucunda herhangi bir eksiklik hissedilmeden kişilerin hayatlarını devam ettirebilmeleri, insan 20 Yaş Dişinin körelmiş bir organ olduğunu destekler. Körelmiş organların tasarım sonucunda oluşması gibi bir ihtimal olmadığına göre, bu körelmeyi evrimsel bir kanıt olarak ele almak mümkündür.
İnsanın evrimi göz önünde bulundurulursa bu dişlerin geçmişteki işlevleri ve körelme nedenleri daha kolay anlaşılacaktır.
Geçmişte insan ve maymunun ortak atasından ayrılarak evrim sürecinde kend yolunu seçmesinin ardından pek çok değişim geçirmiştir. En eski atalarımız hem ağaç üzerinde hem de yerde yaşamaya uygun bir yapıdaydı. Bu yaşam biçimine uygun olarak da meyveler, yapraklar ve diğer yeşillikler ile beslenmekteydi. Ancak selülozun sindirimi o kadar kolay değildi. Bunu sorunu farklı canlılar farklı şekillerde aşmaya çalışıyorlardır. Kimi enzimler kulandı, kimi geviş getirerek birden fazla fiziksel öğütüm gerçekleştirdi. İnsan ise bunu güçlü bir çene ve fazla sayıda öğütücü diş ile aşmaya çalışmıştı. Bu nedenle geçmişte yaşamış olan atalarımız daha geniş ve güçlü bir çeneye sahiptiler.
Ancak, daha sonra bu atalarımız ağaçlardan inerek uzun mesafeli göçlere başladılar. Bu göçler süresinde alışık oldukları meyve ve yeşillikleri görmeden uzun süreli yolculuklar yaptılar. İşte bu göçler ve besin sıkıntısı ete yönelimi zorunlu kıldı. İşte bu aşamadan sonra doğal seçilim devreye girdi ve bu yeni beslenme biçimine ayak uydurabilenler tür içerisinde avantajlı konuma geldiler. Yeşilliklere göre daha fazla besin içeren sindirimi daha kolay olan bu yeni besin maddesi avantajın temelinde yer aldı. Bu yeni besin maddesine yönelim ile vücutta da uyum sağlama süreci başlamış oldu.
Southern Illinois Üniveristesinden Robert Corruccini bu durum hakkında şöyle bir açıklama öne sürmektedir: son 400 yıllık süreçte insanların besin düzeni daha yumuşak ve daha fazla işlenmiş besinlerden oluşmaya başladıkça insan çenesindeki aşırı kalabalık diş sayısı daha da şiddetli hissedilmeye başladı. Azı dişlerindeki daha az aşınma(iş düşmesi), çene alanının daha da küçülmesine ve 3. azı dişi için gerekli alanın giderek azalmasına neden olmaktadır.
İşte sadece 400 yıllık süreçte bile bu şekilde gözlenebilir bir değişim olduğu göz önünde bulundurulursa, evrimin sürdüğü milyonlarca yılda bu noktaya kadar gelmiş olduğumuzu düşünmek pek de zor değildir.
Tazmanya'da yaşıyan yerlilerde bu dişler hiç görülmezken, Meksika'da yaşıyan bir yerli kabilesinde ise bu dişler sorunsuz olarak ortaya çıkmaktadırlar. Bunun yanında pek çok ülkede ve pek çok bireyde 20 yaş dişleri artan oranda sorun olmaya devam etmektedir. Genel olarak dünya nüfusunu incelenirsek de 20 yaş dişlerinin, yaklaşık %35'lik bir kesimde hiç görülmediği sonucu ile karşılaşırız. Yani tamamen kaybolmuştur. Bu da bizi evrimin devam ettiği gerçeği ile yüzleştirmektedir.
istatistik
16-10-2011, 14:22
İnsandaki Vücut Kılları
Memeli hayvanları incelediğimizde suda yaşayan türler hariç hepsinin vücutlarının kılla kaplı olduğunu görürüz. Bu kılları kendilerini sıcak tutmak, düşmanlarını tehdit etmek vb. amaçlar için kullanırlar. Ancak yine bir memeli olan insansa bu kıllar işlevini yitirmiş ve körelmişlerdir. Peki bunu nasıl anlıyoruz?
Hayvanların soğuktan korunmak için ya da düşmanlarını tehdit etmek için vücutlarında bulunan tüyleri diktiklerine şahit olmuşuzdur. İşte bu davranışın bir mantığı vardır. soğuğa maruz kalan bir hayvan, tüylerini diktiği zaman tüyler arasındaki boşlukları dolduran hava sıcaklığı daha az ileteceği için yalıyımı arttırır ve hayvanın ısı kaybını minimum düzeyde tutar. Yine herhangi bir potansiyel düşman nedeniyle krkan hayvan tüylerini dikerek olduğundan daha büyük bir hacme sahip görünerek düşmanını tehdit etmeye çalışır.
Benzer durumlarda tüylerin dikilmesini sağlayan mekanizma insanlarda da bulunmaktadır. Ancak, insan vücudundaki tüylerin evrim sonucunda azalması ya da tamamen ortadan kalkması nedeniyle, diğer memelilerdeki aynı görevi görememektedir. yani işlevini kaybetmiştir.
http://img853.imageshack.us/img853/5523/bodyhair.jpg
Hominid'lerdeki büyük beyin yapısı ve etkili bir şad damarı yapısının eksikliği, vücut sıcaklığındaki artışlara karşı savunmasız oldukları anlamına gelir. Bu durum, insanlardaki çıplak (tüylerin bulunmadığı) deri ve ter bezleri ile oluşturulmuş etkili soğutma sistemini açıklayabilir. Ayrıca, iki ayak üstündeki bir memelinin, doğrudan gelen güneş radyasyonundan etkilenmesi olayının azalmasının, vücut kılları üzerinde de azalmaya neden olacağısavunulmaktadır. Bu fikir, savana dört ayaklılarında da bu karakteristiğin olmayışısı açıklamaktadır. Ayrıca, hipertermiye bu kadar duyarlı bir türde, etkili bir soğutma sisteminin bulunduğu bireylerin doğal seçilimde daha avantajlı olarak şimdiki forma ulaşması beklenen bir durumdur.
20 Yaş Dişleri (Wisdom Teeth)
Öncelikle 20 yaş dişlerinin "azı dişi" dediğimiz ve görevi çiğnemek olan dişlerden olduğunun bilinmesinde fayda vardır. Bu dişler 3. azı dişi olarak bilinirler ve alt-üst çenenin her ikisinde de sağ ve sol kısımlarda en arkada konumlanmışlardır. Bu nedenle her insanda 4 tane bulunmaktadır. Bazı nadir durumlarda 4'ten fazla oldukları da görülmüştür. Bu dişler, çoğunlukla 18-24 yaşları arasında ortaya çıkar.
http://img404.imageshack.us/img404/1066/wisdomtooth.jpg
Bu diş, çiğneme dişi olması dolayısıyla faydalı ve insanın sindirim sistemi için önemli bir diş olarak görülebilir. Ancak gerçekte durum bundan biraz farklıdır. Çünkü, bu diş ortaya çıkış sürecinde kişilerin büyük çoğunluğu için sorun teşkil eder ve bu sorunun yol açtığı acı ve ağrı, dişin cerrahi olarak yerinden alınmasına kadar devam eder. Aşağıda, bu dişin bazı hatalı oluşum biçimleri görülebilir:
http://img209.imageshack.us/img209/9139/wisdomsofttissueimpacti.jpg
Oldukça geç bir evrede ortaya çıkmaları, ortaya çıkmaları sırasında ve sonrasında kişilerin büyük çoğunluğunda sıkıntı ve sorunlara neden olmaları ve cerrahi müdahale ile alınmaları sonucunda herhangi bir eksiklik hissedilmeden kişilerin hayatlarını devam ettirebilmeleri, insan 20 Yaş Dişinin körelmiş bir organ olduğunu destekler. Körelmiş organların tasarım sonucunda oluşması gibi bir ihtimal olmadığına göre, bu körelmeyi evrimsel bir kanıt olarak ele almak mümkündür.
İnsanın evrimi göz önünde bulundurulursa bu dişlerin geçmişteki işlevleri ve körelme nedenleri daha kolay anlaşılacaktır.
Geçmişte insan ve maymunun ortak atasından ayrılarak evrim sürecinde kend yolunu seçmesinin ardından pek çok değişim geçirmiştir. En eski atalarımız hem ağaç üzerinde hem de yerde yaşamaya uygun bir yapıdaydı. Bu yaşam biçimine uygun olarak da meyveler, yapraklar ve diğer yeşillikler ile beslenmekteydi. Ancak selülozun sindirimi o kadar kolay değildi. Bunu sorunu farklı canlılar farklı şekillerde aşmaya çalışıyorlardır. Kimi enzimler kulandı, kimi geviş getirerek birden fazla fiziksel öğütüm gerçekleştirdi. İnsan ise bunu güçlü bir çene ve fazla sayıda öğütücü diş ile aşmaya çalışmıştı. Bu nedenle geçmişte yaşamış olan atalarımız daha geniş ve güçlü bir çeneye sahiptiler.
Ancak, daha sonra bu atalarımız ağaçlardan inerek uzun mesafeli göçlere başladılar. Bu göçler süresinde alışık oldukları meyve ve yeşillikleri görmeden uzun süreli yolculuklar yaptılar. İşte bu göçler ve besin sıkıntısı ete yönelimi zorunlu kıldı. İşte bu aşamadan sonra doğal seçilim devreye girdi ve bu yeni beslenme biçimine ayak uydurabilenler tür içerisinde avantajlı konuma geldiler. Yeşilliklere göre daha fazla besin içeren sindirimi daha kolay olan bu yeni besin maddesi avantajın temelinde yer aldı. Bu yeni besin maddesine yönelim ile vücutta da uyum sağlama süreci başlamış oldu.
Southern Illinois Üniveristesinden Robert Corruccini bu durum hakkında şöyle bir açıklama öne sürmektedir: son 400 yıllık süreçte insanların besin düzeni daha yumuşak ve daha fazla işlenmiş besinlerden oluşmaya başladıkça insan çenesindeki aşırı kalabalık diş sayısı daha da şiddetli hissedilmeye başladı. Azı dişlerindeki daha az aşınma(iş düşmesi), çene alanının daha da küçülmesine ve 3. azı dişi için gerekli alanın giderek azalmasına neden olmaktadır.
İşte sadece 400 yıllık süreçte bile bu şekilde gözlenebilir bir değişim olduğu göz önünde bulundurulursa, evrimin sürdüğü milyonlarca yılda bu noktaya kadar gelmiş olduğumuzu düşünmek pek de zor değildir.
Tazmanya'da yaşıyan yerlilerde bu dişler hiç görülmezken, Meksika'da yaşıyan bir yerli kabilesinde ise bu dişler sorunsuz olarak ortaya çıkmaktadırlar. Bunun yanında pek çok ülkede ve pek çok bireyde 20 yaş dişleri artan oranda sorun olmaya devam etmektedir. Genel olarak dünya nüfusunu incelenirsek de 20 yaş dişlerinin, yaklaşık %35'lik bir kesimde hiç görülmediği sonucu ile karşılaşırız. Yani tamamen kaybolmuştur. Bu da bizi evrimin devam ettiği gerçeği ile yüzleştirmektedir.
sevgili istatistik, konuyla ilgili güzel bir video koymayı uygun buldum.
http://www.youtube.com/watch?v=EUFDavALGrw
istatistik
16-10-2011, 14:52
Gerçekten gzel bir video sayın tuba. Özellikle beyin kullanımı ve paralel olarak gelişen hacmi son yazıdaki vücut kıllarının ortadan kalkma gerekçesini de destekler nitelikte.
videonun sonunda "belki biz insanlar en tepedeyiz diye o kadarda da rahat olmamalıyız" cümlesi oldukça hoşuma gitti, en azından narsist olan bazı dinci kesim için iyi bir söz :)
istatistik
23-10-2011, 13:21
İnsanda Bulunan Körelmiş Kaslar
1) Plantaris Kası:
Plantaris, insanlarda bacağın arka bölmesinde(posterior crural compartment (http://en.wikipedia.org/wiki/Posterior_crural_compartment)) bulunan yüzeysel bir kastır ve körelmiş bir yapıya sahiptir. Öyle ki, insan nüfusunun yaklaşık %7-10'luk bir kesiminde bulunmaz. İnce bir kastan ve uzun ince bir tendondan meydana gelir. Motor fonksiyonları bakımından oldukça minimal bir işlerliğe sahiptir ve genelikle vücudun diğer kısımlarında kapatılması gereken doku ihtiyacını karşılamakta kullanılır.
http://img69.imageshack.us/img69/2184/plantis.png
İnsanlarda oldukça işlevsiz ve kimi insanlarda bulunmayacak derecede körelmiş olmasına karşın, plantis, diğer primatlarda oldukça önemlidir. Bunun nedeni, ayak ile cisimlerin kavranmasında kullanılıyor olmasıdır.
http://img543.imageshack.us/img543/1521/monkeyq.jpg
İnsan, evrimsel süreçte ağaçlardan inerek kendi yolunu çizdiğinde, artık bu kasa ihtiyacı kalmamış ve bu kas işlerliğini yitirmeye başlayarak körelmiştir.
2. Auricularis Kasları:
Auricularis kasları, dış kulağı çevreleyen ve 3 farklı kastan oluşan bir grup kasa verilen isimdir. Hayvanlarda bu kaslar, kulağın hareket etmesini sağlayarak, işitme eyleminin daha verimli şekilde yapılmasını sağlarlar. Örneğin kedilerde bu kas, kulağın neredeyse tamamen geriye dönmesini sağlar. Bu özellik sayesinde avlanan bir kedi, gözünü avından ayırmadan arkasından gelebilecek herhangi bir tehlikeye karşı tetikte olur. İnsanda ise bu kas, kulaklarda çok küçük bir kımıldanmadan daha fazlasını yapamaz.
http://img851.imageshack.us/img851/3804/auricularis.jpg
istatistik
12-11-2011, 16:55
İnsan evrimine ve evrimsel geçmişine yönelik en belirgin kanıtlardan biri de “Erkek” bireylerde de bulunan meme yapısıdır. Kadınlarda, ürettikleri süt ile, bebeği beslemeye yarayan meme, erkeklerde herhangi bir işleve sahip değildir.
Tüm insanlarda, her iki göğsün merkezine doğru birer tane olmak üzere doğumundan itibaren 2 adet meme bulunur. İnsan fetusu, süt hattı boyunca koltuk altından karın bölgesine kadar bir kaç meme daha geliştirir. Bu duruma “supernumerary nipple” adı verilir. Bu fazladan memeler, çoğu zaman doğumdan sonra kaybolsa da, belirgin olmamakla birlikte varlığını devam ettirir.
http://img703.imageshack.us/img703/9782/malebreastreduction1aft.jpg
İnsan fetusunun, bu şekilde bir gelişime sahip olması, insanın diğer memeli türleri ile olan akrabalığının kanıtlarından biri olarak değerlendirilebilir. Pek yaygın olmasa da, yine bu fazladan memeler bazen süt bezlerine de sahip olabilirler. Bazı yeni doğmuş erkek ya da dişi bebeklerde süt üretimi olduğu görülür. Halk arasında “Cadı Sütü” olarak nitelenen bu durum, anneden bebeğe geçen “östrojen” hormonu kaynaklıdır ve oğumdan birkaç gün sonra kaybolur.
Kadınlarda meme, ergenlik döneminden itibaren salgılanan östrojen hormonu ile değişik ölçülerde büyümeye uğrar. Hamile kalma ve doğum yapma da meme büyümesine neden olan etkenler arasındadır.Erkeklerdeki gelişim sürecine bakılacak olursa; insan fetusu, genetik olarak erkek ya da kadın olması farketmeksizin gebeliğin ilk 6 haftası boyunca aynı görünüme sahiptir. 6 haftanın ardından, genetik olarak erkek olan fetus erkek hormonlarını, genetik olarak kadın olan fetus ise kadın hormonlarını üretmeye başlar. Genellikle, bu noktadan itibaren, erkek memesi fazla bir değişim göstermez. Ancak, bazı durumlarda, gynecomastia (http://en.wikipedia.org/wiki/Gynecomastia) adı verilen bir durum ortaya çıkabilir. Buna göre, erkek memesinin altındaki ve etrafındaki yağ dokusu kadın memesine benzer bir yapı geliştirir. Bu durum, testesteron seviyesinde düşme yaşanması durumunda da ortaya çıkabilir. Gynecomastia, ergenlik dönemindeki erkek çocuklarında da hormonal yapıdaki ani dalgalanmalar nedeniyle ortaya çıkabilir.
“Doğal seçilim neden erkek memesini eleyecek şekilde yürümedi” sorusu, pek çok kişinin aklına gelebilir. Bu soru için Prof. Andrew M. Simons’un “Why do Men Have Nipples? (http://www.scientificamerican.com/article.cfm?id=why-do-men-have-nipples)” isimli çalışması bir açıklama öne sürmüştür:
Erkek ve kadını birbirinden ayıran özellikler eğer ortada bu özellikler için bir seçilim varsa meydana gelirler; özellik erkek ve kadında çiftleşmenin başarılı olması için gerekli ancak en iyi ya da optimal özellik kadında ve erkekte farklı olmalıdır. Böyle bir ayrımın, ne niteliğin her iki cinsiyet için de önemli ve aynı optimallikte olması durumunda ne de cinsiyetlerden biri için önemli ancak diğeri için önemsiz olması durumunda oluşmasını beklemeyiz. İkincisi, meme konusuna gelirsek. Çiftleşme başarısı bakımından kadınlardaki memenin avantajı gayet açıktır. Fakat, kadın ve erkek için aynı karakteri paylaşma genetik hatası ile ortaya çıkan erkek memesinin en iyi açıklama, genetik korelasyonda, kendisine yönelik bir seçilim olmadığıdır. İlginç olan, erkek memesi kaynaklı bazı sorunlar yaşanmasına karşın (kanser gibi), günümüzde çağdaş bir seçilimin de bulunmamasıdır. Bir anlamda, erkek memesinin, balinanın leğen kemiği gibi olduğunu söyleyebiliriz: eğer daha fazla hasara neden olurlarsa ortadan kalkabilirler.
Stephen Jay Gould ve Richard C. Lewontin’in yeni ünlenen makalesinde dediği gibi, her özelliğin adaptif(uyum sağlayan) bir açıklaması olduğunu varsaymamalıyız. Venedik’teki St. Mark’s kubbeli katedrali Katedralindeki köşeliklerin mimari bir durum olması gibi, erkek memelilerde meme bulunması da kadınlardaki memeden gelen genetik mimarinin bir sonucudur.
cimbombom
14-11-2011, 22:41
Sürekli olarak insanın nasıl güzel bir tasarımın ürünü olduğundan bahsedilir. Olabilecek en güzel şekilde tasarlandığı, her şeyinin yerli yerinde olduğu ve intense daha iyisinin yapılamayacağı gibi fikirler yaratılışçılar tarafından süreki empoze edilmeye çalışılır. Peki durum gerçekte böyle midir?
Bu başlıkta, insan vücudundaki işlevsiz organları, hatalı konumlanmaları, yani evrimsel süreç içerisindeki hataları işlemeye çalışacağım. Amacım, insan vücudunun bir tasarım olamayacağı, olsa da ancak bir aptalın tasarımı olabileceğini göstermek.
Hazırsak başlayalım:
GÖZ:
Yaratılışçılar, insan gözünün olasılıksız olduğunu ve ancak bir tasarımcının elinden çıkabileceğini iddia ederler. Bakalım gerçekte de böyle mi? Öncelikle gözün yapısını incelemekte fayda var:
Şekil 1: İnsan Gözü
http://img198.imageshack.us/img198/8356/26359746.jpg
Şimdi de gözün arka tarafında ayrıca verilmiş olan retina yapısına daha yakından bakalım:
Şekil 2: Retina
http://img193.imageshack.us/img193/4636/retina.jpg
Gözün çalışma prensibini kısaca özetleyecek olursak; Cisimden gelen ışık korneadan geçerek göz bebeğine buradan göz merceğine iletilir. Göz merceği ışığı retineya iletir buradan görme sinirlerine aktarılır ve beyindeki görme merkezinde görüntü yorumlanır. En kaba hali ile görme olayı bu şekilde gerçekleşir. Ancak burada değinmek istediğim nokta retinada ışığa duyarlı kısım olan koni(cone) ve çubuk(rod) hücreleri. Yukarıdaki şekillerde de açıkça görüldüğü gibi bu hücreler retinanın en gersinde konumlanmışlardır ve geriye doğru bakmaktadırlar. Bu hücreleri(fotoseller) beyne bağlayan sinirler ise retina yüzeyindedirler ve ışık, bu hücrelere ulaşmak için bu damar yığınından geçmek zorundadır. Bu damarların retine yüzeyinde bulunması sonucunda, gözde kör nokta adı verilen kısım meydana gelmiştir.
Ancak bu kadar olumsuzluğa rağmen, göz görme olayını başarılı bir şekilde icra eder. Bunun nedeni ise beynin ve gözün kalan kısımlarının bu hatayı telafi edecek şekilde evrilmesidir.
İsterseniz, Alman Bilim İnsanı Herrman von Helmholtz'un konu ile ilgili fikirlerine de bir göz atalım:
Eğer bir optikçi bana tüm bu kusurlarla dolu aleti satmaya çalışsaydı, kendimde, ihmalkarlığından ötürü onu sert bir dille eleştirip ürünü geri iade hakkını görürdüm. Zira göz, optik bir alette bulunabilecek her türlü kusura, hatta kendine özgü ek bir kaç kusura sahiptir. Ama tüm bu kusurların üstesinden o derece gelmiştir ki, kusurların varlığından kaynaklanan görüntü bozukluğu, (olağan aydınlatma koşulları altında) retinadaki konilerin boyutları tarafından duyuların hassaslığına konmuş olan limitleri nadiren aşar. Ama gözlemlerimizi daha farklı koşullar altında yaptığımızda derhal kromatik sapıncın, astigmatizmin, kör noktaların, damarlı gölgelerin, ortamın kusuru şeffaflığının ve saydığım diğer tüm hataların farkına varırız.
Elimden geldiği kadar konu hakkında bir şeyler yazmaya çalıştım. Konu hakkında çok fazla bilgim olmaması nedeniyle hatalarım olabilir. Bu nedenle şimdiden kusuruma bakmayın diyorum.
Bir daha ki yazımda, yine bu başlık altında "Geri Dönen Gırtlak Siniri" konusunu işlemeye çalışacağım. 20'lik Diş, Apandisit vb. organlar da yine bu başlık altında incelenecektir.
Katkıda bulunmak isteyen arkadaşların, yukarıdaki gibi açıklamaları ile birlikte istedikleri konuları bu başlık altında yazmalarından memnuniyet duyarım.
Diğer Organlar ve Yazılar:
Vas Deferens ------------(Sayfa 3 (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=419411#post419411))
20 Yaş Dişleri -----------(Sayfa 3 (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=419411#post419411))
İnsandaki Vücut Kılları --(Sayfa 3 (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=419411#post419411))
Körelmiş Kaslar----------(Sayfa 3 (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=419411#post419411))
işlevsiz organ hangisi yada tasarımında sorun olan organ hangisi organın küçük bir işlevinin olması bile işlevsizliği fikrini çürütür 0
istatistik
15-11-2011, 00:37
Alıntılamış olduğunuz mesaj konusunda yazacak olursak;
Gözde bulunan retina, görme olayının gerçekleşmesi için gerekli olan ışığın geldiği yöne değil aksi istikamete bakmaktadır. Bu sebeple de retinayı besleyen kan ve siniz damarları gözün içerisinden geçmekte ve "kör nokra" dediğimiz bölgenin oluşmasına neden olmaktadır. Bu açıkça mükemmel bir tasarım olmaktan uzaktır.
İşlevsiz konusuna gelecek olursak, yazılarımdan sadece birisine değinerek söyleyeyim; kulakların kımıldatılması(bir kaç milimetre kadar) insan için işlevsizdir. Dolayısıyla bunu sağşayan mekanizma da gereksizdir.
cimbombom
15-11-2011, 01:46
Alıntılamış olduğunuz mesaj konusunda yazacak olursak;
Gözde bulunan retina, görme olayının gerçekleşmesi için gerekli olan ışığın geldiği yöne değil aksi istikamete bakmaktadır. Bu sebeple de retinayı besleyen kan ve siniz damarları gözün içerisinden geçmekte ve "kör nokra" dediğimiz bölgenin oluşmasına neden olmaktadır. Bu açıkça mükemmel bir tasarım olmaktan uzaktır.
İşlevsiz konusuna gelecek olursak, yazılarımdan sadece birisine değinerek söyleyeyim; kulakların kımıldatılması(bir kaç milimetre kadar) insan için işlevsizdir. Dolayısıyla bunu sağşayan mekanizma da gereksizdir.
Retinanın şeklinin senin söylediğinin aksine o bölgedeki hücre ihtiyaçları sebebiyle olabilecek en mükemmel şekli ile olduğu konusunda bir yazı okumuştum ayrıca görme işlevinin kusursuz bir şekilde gerçekleşmesi organın en mükemmel haliyle yaratılmış olmasınında kanıtıdır.
istatistik
15-11-2011, 01:56
Retinanın şeklinin senin söylediğinin aksine o bölgedeki hücre ihtiyaçları sebebiyle olabilecek en mükemmel şekli ile olduğu konusunda bir yazı okumuştum ayrıca görme işlevinin kusursuz bir şekilde gerçekleşmesi organın en mükemmel haliyle yaratılmış olmasınında kanıtıdır.
O yazıyı başka bir arkadaşımız da referans olarak sundu ve bu konuda da cevap yazdım. Bahsedilen durum, retinenın damar tabakaya yakın olması ve buradan beslenmesidir. Ancak bu yanlış bir önermedir. Bunun nedeni, retinayı besleyen kan damarlarının ve iletimi sağlayan sinir damarlarının retinaya, damar tabakaya en yakın olduğu noktadan değil, kör nokta dediğimiz yerden uzanan sinirler aracılığıyla gelmesidir.
Görme olayının optimal şekilde gerçekleşmesi ise görüntünün beyin tarafından düzeltilmesi ile oluşur. Bu düzeltmeler içerisinde, gözde görüntünün ters oluşması da vardır. Bu da gözdeki bir diğer kusurlu yapıdır.
cimbombom
15-11-2011, 02:19
O yazıyı başka bir arkadaşımız da referans olarak sundu ve bu konuda da cevap yazdım. Bahsedilen durum, retinenın damar tabakaya yakın olması ve buradan beslenmesidir. Ancak bu yanlış bir önermedir. Bunun nedeni, retinayı besleyen kan damarlarının ve iletimi sağlayan sinir damarlarının retinaya, damar tabakaya en yakın olduğu noktadan değil, kör nokta dediğimiz yerden uzanan sinirler aracılığıyla gelmesidir.
Görme olayının optimal şekilde gerçekleşmesi ise görüntünün beyin tarafından düzeltilmesi ile oluşur. Bu düzeltmeler içerisinde, gözde görüntünün ters oluşması da vardır. Bu da gözdeki bir diğer kusurlu yapıdır.
Tamam işte bende aynı konudan bahsediyorum görüntü beyne ihtiyacı olduğu şekliyle gidiyor yani organ kusursuz.anatomik yapımıza en uygun şekilde görüyoruz ayrıca evrim dediğiniz gibi canlının ortama uyumu için canlının ihtiyacına göre gelişiyor olsa şuan daha fazla sayıda gözümüz yada 360 derce dönebilen boynumuz olması gerekmezmiydi Neden sadece iki gözümüz var neden daha fazla değil .
istatistik
15-11-2011, 02:31
Tamam işte bende aynı konudan bahsediyorum görüntü beyne ihtiyacı olduğu şekliyle gidiyor yani organ kusursuz.anatomik yapımıza en uygun şekilde görüyoruz ayrıca evrim dediğiniz gibi canlının ortama uyumu için canlının ihtiyacına göre gelişiyor olsa şuan daha fazla sayıda gözümüz yada 360 derce dönebilen boynumuz olması gerekmezmiydi Neden sadece iki gözümüz var neden daha fazla değil .
Organ kusursuz değil, sistem bunu telafi edecek şekilde evrilmiş.
Daha fazla göze ya da 360 derecelik yorun döndürmeye ihtiacınız yok. İnsanın şuan sahip olduğu anatomi bunları telafi edebilecek düzeyde. Bu konuda Richard Dawkins'in son kitabı "Yeryüzündeki En Büyük Gösteri"yi öneririm. Sorularınızın bir çoğuna burada cevap bulabilirsiniz. Neden fazladan organlar geliştirilmemiş de buna dahil.
istatistik
03-12-2011, 21:43
Pelvis ve Hindlimb(arka bacak) kemikleri, balinalarda, herhangi bir eklemle omurgaya ya da iskelet yapısının diğer bir bölümüne bağlı olmayan ve vücutta yüzer halde bulunan kemiklerdir. Bu iki kemik, balinanın vücudunda gömülü(internal) halde bulunmaktadırlar ve balinanın hareket etmesinde(yüzmesinde) de hiçbir faydaları yoktur. Bu özellikleri ile, Pelvis ve hindlimb kemikleri körelmiş organ tanımını tam olarak karşılamaktadırlar. Peki, körelmiş organ olarak nitelediğimiz bu kemiklerin, evrimsel bir açıklaması var mıdır? Yoksa, körelmiş organ tanımlamamız, evrim karşıtlarının “bizim bilmediğimiz bir amacı ve işlevi vardır” açıklaması gibi bilimsellikten uzak ve komik bir tanımlama mıdır?
Diğer tüm körelmiş organların olduğu gibi, pelvis ve hindlimb kemiklerinin de evrimsel bir açıklaması vardır. Ayrıca bu açıklamalar “iman gücü”nün aksine, bilime dayalıdır.
65-50 milyon yıl önce (Early Tertiary) varolan tüm memeliler, karada yaşamaktaydılar. Bu nedenle, suda yaşayan memelilerin, karada yaşayan memelilerden evrimleşerek suya geri dönüş yaptıkları kesin olarak bilnmektedir. Ayrıca, suda yaşayan memelilerin ön bacak yapılarının, karada yaşayan memeliler ile aynı yapıda olması bunu kanıtlar niteliktedir. Bu benzerliğin yanında, suda yaşayan memeliler, hareket etmeyi, yüzmeyi, dalmayı ve beslenmeyi sağlayan pek çok adaptasyon ile karada yaşayanlara göre özelleşmişlerdir. Vücutları uzamış, aerodinamik yapıları gelişmiştir; kuyrukları, itiş gücünü yükselten bir hal almış; bacakları ise boyut olarak küçülmüştür. Ön bacak kemikleri, sert dirsek ve artan parmak kemiği sayısı ile yüzgeç halini alırken, pelvis ve arka bacak kemikleri işlevsizleşmiş ve körelmiştir. Bu geçişi gösteren fosil kayıtları aşağıdaki tabloda da görülebilir.
http://img687.imageshack.us/img687/3526/whaleevolutionlarge.jpg
Yukarıda, isimleri ve fosilleri verilmiş olan memelilerden, “Pakicetus” bilinen ilk suda yaşayan memelidir. Pakicetus’tan itibaren tabloda bulunan memeliler, “Ambulocetus” dışında, tamamı suda yaşayan memelilerdir Ambulocetus ise, deniz aslanı gibi amfibiyen(hem suda hem karada yaşayabilen) bir canlıdır.
Karada yaşayan memelilerden, balinaya kadar olan evrimsel süreç, fosil kayıtları açısından da en iyi şekilde şematize edilebilen süreçlerden biridir. Konu ile ilgili daha detaylı bilgiye ise Richar Dawkins (http://richarddawkins.net/videos/2291-whale-evolution)‘in kişisel sitesinden ve diğer elektronik ortam kaynaklarından ulaşılabilir.
Bademcik, Apandist Yararlıymış!
Uzun süredir hiçbir işe yaramadığı düşünülen apandist, dalak, bademcik gibi organların yakın zamanda yapılan bir araştırmayla aslında hayati önem taşıdığı ortaya çıktı.
Araştırmacılar bu 'kullanışsız parçaların' yeri geldiğinde sıkı çalıştığını buldu.
New York Mount Sinai Tıp Okulu Morfoloji ve Anatomi bölüm başkanı Jeffrrey Laitman, tarihin, tıp biliminin onları henüz anlayamadığı için kullanış olarak adlandırdığı ve bunun doğru olmadığını söyledi.
Yapılan araştırmaya göre dalak, enfeksiyonları tespit ediyor ve yaşlı olan ya da hasar gören kırmızı kan hücrelerini filtreliyor. Ancak, dalak önemsiz olarak algılanıyor ve bir insan bunsuz yaşayabileceği düşünülüyor.
Aslında dalak, kalp krizinden sonra %40 ve %50 arasında monosit üretiminin merkezi. Kalp krizi geçirdikten sonra kalbin düzgün bir şekilde iyileşmesi için monositlere ihtiyacı var.
Bir diğer ünlü kullanışsız organ olan apandist de aslında oldukça önemli bir işleve sahip. Kullanışsız olmaktan öte Apandist, hazmetmemize yardım eden işe yarayan bakterilerin toplanma yeri.
Çeviri: Soner Tamer
Kaynak: MYNET
SÖZE GEREK YOK..
Ben Evrimci Kardeşlerimi Anlamadım.Bu konular üzerinde binlerce yazılar yazıldı ama bazıları kaldı...
Kaset gibi aynı yere gitmeye gerek yok...
RDawkins ve Talkorigins gibi evrim konularını abarta abarta anlatan site ile şahısları kabul edilmez.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=2898&page=25
yaratılışçıların cevap vermekte zorlandığı sorular ! Konu kısmı mevcuttur..
istatistik
05-12-2011, 02:35
Apandiste fazlaca damar bulunması nedeniyle bir işe yaradığı düşünülüyor. Ancak kanıtlanmış ve bilim insanlarınca kabul görmüş bir işlevi yoktur. Bunu herhangi bir haber sitesinden değil bilimsel makalelerden inceleyerek rahatlıkla görebilirsiniz.
Apendisit, appendicitis,Appendix
Apendis (appendix vermifomis) ince bağırsağın kalın bağırsakla birleştiği noktadaki kör bağırsağa verilen isimdir. Apendisit ise bu kör bağırsağın iltihaplanmasıdır. Kör bağırsak 2-20 cm boyunda falkat ortalama 10 cm olup solucan şeklindedir. Kör bağırsağı eskiden Darvin işe yaramayan ve evrimleşme süresinde kötürüm kalmış bir organ olarak nitelemiştir. Bugün kör bağırsakta oldukca çok lenf bezi olduğu ve bunların bağırsaklardaki kokuşma ve iltihaplanmayı önlemek için sürekli bağışıklık sisteminin özel timleri olan lenfozitleri salgıladığı bilinmektedir.
Peki dışarıda baktığımızda bağırsağa bağlı küçük bir çıkıntı ne işe yarıyor..İlk önce bu çıkıntı içsel ve dışsal özellikleri araştırmak lazımdır...Niye işe yaramayan bir organ vücutta olsun ki..Ve bulunduğu nokta ile boşaltım sistemleri hakkında detaylı bilgi öğrenmek lazımdır..
Apandis içinden besinlerin geçmediği küçük bir bağırsak çıkıntısıdır. Hareketli ve esnek bir boru biçiminde olan bu çıkıntı kalınbağırsağın başlangıç bölümü olan körbağırsağa, incebağırsakla birleşme yerinin hemen gerisinde bağlanır. Genellikle eğik biçimde gövde ek-senine doğru uzanır. Bu normal konumunun dışında leğen içine, karaciğer al-tına ya da sol böğüre doğru da yerleşebilir. Alışılmış yerinin dışında bulunan apandisin iltihaplanması, belirtileri değerlendirmede ve hastalığın tanışım koymada güçlükler yaratır.
Apandisin anatomik yapısında üç katman göze çarpar. Dış yüzeyi seröz (sıvı içeren) bir zar örter. Bunun altında kas katmanı ve en içte de lenf dokusunca zengin, girintili çıkıntılı b peritonit oluşur.
Apendis üzerine yıllarca araştırma yapılmasına rağmen birçok araştırmacı bilimadamlarına göre apendis içerdiği LENF dokusu insanı birçok rahatsızlıktan koruyan bir tabakadır..İnsan ve canlılar yiyecek olarak aldıkları besinde zarar virusler ve zarar asalaklar vardır..Apendi bu zararlı virus ve asalakları kendi bünyesinde yok ederek dışarıya atılmasını sağlar..
Bir düşünelim ince bağırsak içinde bulunan emici türler işe yaramıyor söylerse olmaz...Çünkü emici tüyler vücut için yararlı besinleri emerek kana karışmasını sağlar..
Şimdi Apendise bakalım içerdi LENF dokusu boşuna mı var..LENF dokuları ne işe yarıyor..İşte orda bizim sorunun cevabı ortaya çıkıyor..Lenf dokular insanların koruyucu bir kalkanı oluyor...
Bağırsaklar alan olarak 300-400 m² büyüklüğünde, yani bir top sahasının yarısından biraz daha büyüktür. Bağırsak florasında bilinen 500 tür bakteri mevcuttur ve bunlar 1-10 katrilyon arasında yekün tutar ve bunlar genelikle kalınbağırsaktadır. Sağlıklı bir insanda bağırsakdaki bakterilerin % 98’i faydali olup yediğimiz besinlerdeki proteinleri aminoasitlere, karbonhidratları disakkaritlere ve yağları yağasitlerine dönüştürürler.
Örneğin proteinlar 30 000-300 000 molekülden oluşur ve bunu amino asitlere (tek moleküle) enzimler veya bakteriler araciliği ile dönüşürler. Faydalı bakteriler bir taraftan besinleri parçalıyarak moleküllere ayırırken diğer taraftandan BC (Folikasit), B2, B6, B12 ve K-Vitamini üretirler. Aşırı et, peynir, yumurt ve mamüleri yiyen kişilerin sindirim organları zamanla yeterince ve kaliteli enzim salgılıyamazlar ve bakterileride görevlerini yapamayınca sindirim problemleri başlar. Faydalı bakterilerin oranının azalmasi ile onların yerine patojen (hastalik yapan) bakteriler, viruslar, mantarlar ve parazitler yerleşir ve dengeler bozulur. Kişide immunzafiyeti (bağışık sistemi), allerji, enfeksiyona karşı dayanıksızlık, iltihapli hastalıklar vb. rahatsızlıklar ortaya çıkar.
Kişi Apendisi alındıktan sonra normal insan gibi birçok rahatsızlıklarda bağışıklık sistemi zayıf olacak ve erken rahatsızlanacaktır..
Mikroorganizmalar: Apandisin iç boşluğu çok dardır. Bağırsak florasında bulunan bütün mikroorganizmalar burada da yaşar. Apandis genellikle bu mikroplara karşı yeterince dirençlidir. Ama bazen çoğalan mikroplar hastalık yapıcı özellik kazanır. Böylece apandisin iltihaplanma süreci başlar.
Zararlı ve zararsız bakterileri Apendis Lenf dokusunda geçtikten sonra kalan 98 % yararlı, 2 % zararlı olarak kalır..Bu süreçte bağırsak devamlı çalış halde olduğu için milyonlarca mikroorganizma vücuttan dışarı attılır.
Bu Darwine göre gereksiz görünen organın faaliyetini tam anlatmak için Boşaltım,Sindirim,Dolaşım sistemleriyle bağlantı kurarak anlatmak gereklidir.
O gereksiz denilen bu organ her vücut sitemine faydası olan bir organdır..
YUKARI BAK .....
Apandiste fazlaca damar bulunması nedeniyle bir işe yaradığı düşünülüyor. Ancak kanıtlanmış ve bilim insanlarınca kabul görmüş bir işlevi yoktur. Bunu herhangi bir haber sitesinden değil bilimsel makalelerden inceleyerek rahatlıkla görebilirsiniz.
Ben Apandis bölgesinde Damar görmedim sen nasıl bir parmak uzantı kadar olan çıkıntıda toplar ve atar damar gördün..
Lenf dolaşımı, yağların sindirimi sonucu oluşan yağ asidi ve gliserol ile yağda eriyen vitaminleri bağırsaktan alarak doğrudan kalbe iletir.
Lenf doku olan Apandist nasıl çalıştığını bulabilirsin..
istatistik
05-12-2011, 03:05
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/a/ad/Gray536.png
Sahip olduğu damar yapısını resimden görebilirsiniz. BURADA (http://en.wikipedia.org/wiki/Vermiform_appendix) da referansları ile birlikte kendisi hakkında açıklamalar mevcut. İşlevi için ise "MUHTEMEL" ibaresi bulunmakta. Eğer yeni bir bulgunuz var ise bizimle de paylaşın.
Apandis, yapısındaki damar ve lenf dokuları ile işlevi olan bir organ olarak düşünülür. Ancak bunların hiç bir kanıtlanmamıştır.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/a/ad/Gray536.png
Sahip olduğu damar yapısını resimden görebilirsiniz. BURADA (http://en.wikipedia.org/wiki/Vermiform_appendix) da referansları ile birlikte kendisi hakkında açıklamalar mevcut. İşlevi için ise "MUHTEMEL" ibaresi bulunmakta. Eğer yeni bir bulgunuz var ise bizimle de paylaşın.
Apandis, yapısındaki damar ve lenf dokuları ile işlevi olan bir organ olarak düşünülür. Ancak bunların hiç bir kanıtlanmamıştır.
Wikimedia sitesinde birçok yazım mevcuttur..İsteyen bu özgür platformda bilgi paylaşabilir.Talkorigins ve Wikimedia siteleri Apandist bilgilerinde günceleme yapmamıştır..Ne zaman yazıldığını oku..Sonra 2007 gibi başlayan Apandist yazılarına bak istersen..Sallama değil Prof. veya Doktorların kendi yazdığı yazılar mevcuttur..
Ayrıca Amerikanın en ünlü sağlık dergisinde Apandist ve Bademciğin erken alındığında kalp krizi risk oluştuğunu yazmıştı..
Sen körelmiş organdır diyorsun senin Güncel olmayan yazılarına göre körelmiştir..
20 yaşından önce apandisit, bademcikler cerrahi olarak çıkarılması, İsveç'te yapılan bir büyük nüfusu çalışmada erken kalp krizi riski ile ilişkili bulunmuştur . Tonsillektomi (HR 1.33)% 33 ile% 44 (risk oranı 1.44) ve apendektomi riskini artırmıştır. Riskini artırır sadece istatistiksel olarak anlamlı ve bademcik ve ek çıkarıldı hem zaman daha yüksek idi. Ancak, işlemleri, 20 yaş üstü insanlar yapıldı belirgin hiçbir risk ilişkisi vardı.
MeteE
"Koroner kalp hastalığı olan yangıyı güçlü biyolojik ve epidemiyolojik kanıtlar göz önüne alındığında," araştırmacı Dr Imre Janszky Stockholm Karolinska Enstitüsü Halk Sağlığı Bilim Bölümü dedi, "bir, bademcikler ve apandis bu cerrahi olarak çıkarılması, tahmin bağışıklık sonucu etkiler, aynı zamanda KKH üzerinde uzun vadeli bir etkisi olabilir. Ancak, apandisit ameliyatı veya ateroskleroz veya tonsillektomi KKH riski üzerine potansiyel etkilerini değerlendiren herhangi bir çalışma farkındaydılar. "
istatistik
05-12-2011, 13:33
20 yaşından önce apandisit, bademcikler cerrahi olarak çıkarılması, İsveç'te yapılan bir büyük nüfusu çalışmada erken kalp krizi riski ile ilişkili bulunmuştur . Tonsillektomi (HR 1.33)% 33 ile% 44 (risk oranı 1.44) ve apendektomi riskini artırmıştır. Riskini artırır sadece istatistiksel olarak anlamlı ve bademcik ve ek çıkarıldı hem zaman daha yüksek idi. Ancak, işlemleri, 20 yaş üstü insanlar yapıldı belirgin hiçbir risk ilişkisi vardı.
"Koroner kalp hastalığı olan yangıyı güçlü biyolojik ve epidemiyolojik kanıtlar göz önüne alındığında," araştırmacı Dr Imre Janszky Stockholm Karolinska Enstitüsü Halk Sağlığı Bilim Bölümü dedi, "bir, bademcikler ve apandis bu cerrahi olarak çıkarılması, tahmin bağışıklık sonucu etkiler, aynı zamanda KKH üzerinde uzun vadeli bir etkisi olabilir. Ancak, apandisit ameliyatı veya ateroskleroz veya tonsillektomi KKH riski üzerine potansiyel etkilerini değerlendiren herhangi bir çalışma farkındaydılar. "
Sanırım google translate kullandın. Yazılardan hiç bir şey anlaşılmıyor. Öncelikle bademcik ile ilgili bir yazım mevcut değil. Bu nedenle konuya dahi etmeniz anlamsız.
Apandis ise içinde yaşayan bakterilerden başka bir işleve sahip değil. Bu bakterilerin yaşaması evrimsel geçmişine de uygun. Diğer memeli hayvanlardaki işlevi de göz önünde bulundurulursa bakterilerin burada bulunması normal. Bağırsağın büyük çoğunda bulunuyor zaten bakteriler.
Sanırım google translate kullandın. Yazılardan hiç bir şey anlaşılmıyor. Öncelikle bademcik ile ilgili bir yazım mevcut değil. Bu nedenle konuya dahi etmeniz anlamsız.
Apandis ise içinde yaşayan bakterilerden başka bir işleve sahip değil. Bu bakterilerin yaşaması evrimsel geçmişine de uygun. Diğer memeli hayvanlardaki işlevi de göz önünde bulundurulursa bakterilerin burada bulunması normal. Bağırsağın büyük çoğunda bulunuyor zaten bakteriler.
Ancak, apandisit ameliyatı veya ateroskleroz veya tonsillektomi KKH riski üzerine potansiyel etkilerini değerlendiren herhangi bir çalışma "-->farkındaydılar."
"-->" Yapılmamıştır.
Bademcik ve Apandist ameliyatları geleneklik ile KKH Riski yükseltmektedir..
Bunun nedeni bağışıklık sisteminde büyük paya sahip olan iki organın alınmasında ortaya çıkmaktadır..
Tek KKH hastalığımı bunun ile birlikte genellikle birçok bağışıklık sisteminde ile ilgili rahatsızlıklar meydana gelmektedir..
Apandist gereksiz diye alan bir kişi üzerinde yapılan testlerde apandist koruyucu bir etkisi olduğu ortaya çıkmıştır..Bağırsak ile ilgili birçok rahatsızlık ortaya çıkmıştır...
20 yaşından önce apandisit, bademcikler cerrahi olarak çıkarılması, İsveç'te yapılan bir büyük nüfusu çalışmada erken kalp krizi riski ile ilişkili bulunmuştur . Tonsillektomi (HR 1.33)% 33 ile% 44 (risk oranı 1.44) ve apendektomi riskini artırmıştır.
Yazıların bazı yerlerinde kelime düşmesi olmuştur.
Yazılarımı dikkat ile okursan Apandist ne iş yaptığını anlarsın..
istatistik
06-12-2011, 12:46
Siz bana en güzeli kaynağınızın ismini söyleyin kendim de incelemek isterim. Zira cümleler hala anlaşılır değil. Apandisin kesin bir yararı olduğu yönünde hiç bir tıbbi çalışma okumadım. Bademciğin ise işlevi konusunda bilgim var. Israrla bademciği öne sürmenizi anlamıyorum.
Benim de okuduklarim, en fazla ishal gibi durumlarda , yararli bakterileri bunyesinde saklayarak, bagirsaklarin duzelmesine etkin olabilecegi yonundeki faraziyeler; 9 yasinda alinan appendiximin, bu yasima kadar eksikligini hissetmedigimi de bilginize eklerim.
Wikimedia sitesinde birçok yazım mevcuttur..İsteyen bu özgür platformda bilgi paylaşabilir.Talkorigins ve Wikimedia siteleri Apandist bilgilerinde günceleme yapmamıştır..Ne zaman yazıldığını oku..Sonra 2007 gibi başlayan Apandist yazılarına bak istersen..Sallama değil Prof. veya Doktorların kendi yazdığı yazılar mevcuttur..
Ayrıca Amerikanın en ünlü sağlık dergisinde Apandist ve Bademciğin erken alındığında kalp krizi risk oluştuğunu yazmıştı..
Sen körelmiş organdır diyorsun senin Güncel olmayan yazılarına göre körelmiştir..
20 yaşından önce apandisit, bademcikler cerrahi olarak çıkarılması, İsveç'te yapılan bir büyük nüfusu çalışmada erken kalp krizi riski ile ilişkili bulunmuştur . Tonsillektomi (HR 1.33)% 33 ile% 44 (risk oranı 1.44) ve apendektomi riskini artırmıştır. Riskini artırır sadece istatistiksel olarak anlamlı ve bademcik ve ek çıkarıldı hem zaman daha yüksek idi. Ancak, işlemleri, 20 yaş üstü insanlar yapıldı belirgin hiçbir risk ilişkisi vardı.
MeteE
"Koroner kalp hastalığı olan yangıyı güçlü biyolojik ve epidemiyolojik kanıtlar göz önüne alındığında," araştırmacı Dr Imre Janszky Stockholm Karolinska Enstitüsü Halk Sağlığı Bilim Bölümü dedi, "bir, bademcikler ve apandis bu cerrahi olarak çıkarılması, tahmin bağışıklık sonucu etkiler, aynı zamanda KKH üzerinde uzun vadeli bir etkisi olabilir. Ancak, apandisit ameliyatı veya ateroskleroz veya tonsillektomi KKH riski üzerine potansiyel etkilerini değerlendiren herhangi bir çalışma farkındaydılar. "
Sayin MeteE;
Calisma uluslararasi bir calisma degildir.
http://www.sciencedaily.com/releases/2011/06/110601075128.htm
The study, published online in the European Heart Journal, examined the national health records of every Swedish resident born between 1955 and 1970 and identified each one who had had tonsils and/or appendix removed.
Isvec'te yapilan calisma, sadece 1955-1970 yillari arasinda dogan ve 20 yasindan once bademcik+apandisiti alinmis Isvec sakinleri arasinda yapilmis olup, uluslararasi donor katilimi ile gerceklesen bir calisma degildir. Hasta kayitlari uzerinden gidilmistir. Katilan hastalardan, yuzde kacinin sadece apandisit veya yuzde kacinin hem apandist hem bademciginin alinmisligina dair bir bilgi yoktur.
"one might anticipate that surgical removal of the tonsils and appendix, with their consequent effects on immunity, might also have a long-term effect on CHD. However, we were aware of no studies evaluating the potential effects of appendectomy or tonsillectomy on atherosclerosis or CHD risk."
%33'luk(risk) koroner kalp hastaliklarina iliskin etkisi uzun donemi icermektedir. Ve bu bir tahmindir. Cunku uzun donemde etki demek, o donemde bu riski tolere edebilecek ve bu tip hastalarin yasam kalitesini yukseltici unsurlar bulunmasi demektir.
Zaten genelde hic kimse, durduk yere keyfe keder gidip su apandisiti aldirayim demez. Genellikle problem teskil ettiginde mudahale edilir.
Ayrica dunya genelinde, olumle sonuclanan veya sonuclanmayan genel koroner turu hastaliga sahip kisilerin apandisitlerinin alinip alinmadigina dair (yuzdeye iliskin)calisma yapilmadan, ustteki soz ettiginiz calisma %100 dogru ve gecerli kabul edilemez.
Dunya genelinde bugun KKH risk faktorleri bellidir agirlikli olarak.. Bu, ana uc temel uzerine kuruludur.(tabi ki bunlarin haricinde baska faktorler de vardir.)
Yas,
Cinsiyet,
Kalitim.
Eger kisinin genetik olarak KKH'ya egilimi mevcutsa, apandisitini aldirsa da aldirmasa da, potansiyel riskle burun burunadir. Zira ailesini secme luksu yoktur kisinin. Bu yuzden bazi risk faktorleri isteseniz de degismez.
istatistik
07-12-2011, 00:33
The study, published online in the European Heart Journal, examined the national health records of every Swedish resident born between 1955 and 1970 and identified each one who had had tonsils and/or appendix removed.
Isvec'te yapilan calisma, sadece 1955-1970 yillari arasinda dogan ve 20 yasindan once bademcik+apandisiti alinmis Isvec sakinleri arasinda yapilmis olup, uluslararasi donor katilimi ile gerceklesen bir calisma degildir. Hasta kayitlari uzerinden gidilmistir. Katilan hastalardan, yuzde kacinin sadece apandisit veya yuzde kacinin hem apandist hem bademciginin alinmisligina dair bir bilgi yoktur.
Neva benim gözümden kaçan güzel bir noktayı yakalamışsın.
Dediğin gibi, çalışmada bademcik+apandis organı alınan bireylerden söz edilmekte. Bu hali ile çalışmanın amacının net olmadığını söyleyebilirim. Eğer apandis üzerine bir çalışma yapılacaksa buna bademciğin de dahil edilmesi mantıksız. Bu hali ile tutarlı bir çalışma olmadığını ve istenmeyen bir yanlılığın oluşmuş olabileceğini söyleyebiliriz.
Hasta dosyaları üzerinde gidilmesi ise eğer dosyalar iyi tutulmuş ise herhangi bir soruna neden olmaz.
Bir cerrahi müdahaleye yönelik yapılan araştırmalarda, deneğin (hastanın) yaşam kalitesini etkileyebilecek bir diğer tedaviye maruz kalmamış olması beklenir.
Ascendent
07-12-2011, 18:06
Muhafazakar gazeteci Mustafa Akyol körelmiş organlar konusunda hakkında bunları diyor: http://www.mustafaakyol.org/bilim-din-ve-ateizm/kusurlu-tasarim-itirazinin-cevaplanmasi/
Dediklerini özetlemek gerekirse:
1) Akıllı Tasarım, “Kusursuz Tasarım” demek değildir. Tasarlanmış bir yapı, özellikle kusurlu kılınmış olabilir.
2) “Kusur” yorumu çoğu zaman subjektiftir. “Ben olsam böyle yapmazdım” mantığından yola çıkar
3) “Kusur” yorumu pek çok noktada da doğrudan yanlıştır. Kusurlu veya işlevsiz olarak yorumlanan bazı biyolojik yapıların, aslında daha önceden sanılandan çok daha ideal yapı ve işlevlere sahip olduğu anlaşılmıştır.
Ben kendimce yanlışlarlarını ortaya koydum. Bkz: http://greenernautilus.blogspot.com/2011/12/mustafa-akyola-cevaplar.html
Belki üzerine birşeyler eklemek, ya da beni düzeltmek isteyen arkadaşlar olabilir.
istatistik
11-02-2012, 02:54
Güncelleme...
Cafe bölümündeki başlığa eklediğim soruları buraya da ekliyorum. Metee cevaplasın daha sonra ben de evrimin cevaplarını buraya aktaracağım.
Soru 1: Çocuk büyüten ve gecelerini uykusuz geçiren herkes şunun farkındadır. Çocuklar doğduklarının ilk birkaç ayında bazen çok daha uzun süre gaz sorunu yaşayarak ailelerini ve kendilerini perişan ederler. Yaratılışın bu konudaki fikri nedir???????
Soru 2: Çocukların iç kulak ile ağız arasındaki östaki borusu, normalden kısa olduğu için ağızdaki mikroplar sıklıkla orta kulağa geçer ve bir sürü soruna neden olur. İmanınız bu konuda neler söylüyor???
Soru 3: Penisteki sünnet derisi çoğunluk herhangi bir soruna neden olmadan doğum olmasına karşın, bir kısmında idrar yapamayacak derecede kapalı olduğu için önemli sorunlara neden olmaktadır. Bu derinin erişkin olmadan kesilmesi ise Musevi ve İslam inancına göre tanrının isteğidir. Bu derinin atılması sırasında, yine bu iki dinin de ortak olarak birleştiği inanca, yani çocukların suçsuz olarak doğduğu inancına karşın, milyonlarca çocuğun sünnet işlemi sırasında mikrop kapmasından dolayı ölmesini nasıl açıklayacaksınız?
Soru 4: Menopoza girmiş her kadının rahim kanseri ve meme kanseri korkulu rüyasıdır. Çocuk yapma yetisini yitirmiş ve başka bir görevi kalmamış bir organın vücuttan kaldırılması çok zor biyolojik işlem değildir. Böyle bir korkuyu insanlara yaşatmanın ne anlamı var?
Soru 5: Neredeyse her üç kişiden biri omurga rahatsızlığı çekmektedir. Diğer canlılara bakıyorsunuz beli kayan canlı yok gibi. Bu insana eziyet niye?
Soru 6: Eskiye ait insan fosillerine bakıyoruz; çürük diş hemen hemen yok (biraz da erken öldüklerinden dolayı); ancak ne zaman ki besinlerini öğütüp, pişirmeye ve özellikle de tahılla beslenmeye başlıyorlar, o zaman diş çürükleri ortaya çıkıyor. Doğaüstü güç insanı vahşi bir hayvan gibi doğada dolaşsın diye mi tasarladı? Uygarlığa geçeceği ve geçişte yaşanacak sorunlar tahmin edilemez miydi?
http://www.biol.lu.se/zoofysiol/Svar/Dig.gif
Apendisit, appendicitis,Appendix
Apendis (appendix vermifomis) ince bağırsağın kalın bağırsakla birleştiği noktadaki kör bağırsağa verilen isimdir. Apendisit ise bu kör bağırsağın iltihaplanmasıdır. Kör bağırsak 2-20 cm boyunda falkat ortalama 10 cm olup solucan şeklindedir. Kör bağırsağı eskiden Darvin işe yaramayan ve evrimleşme süresinde kötürüm kalmış bir organ olarak nitelemiştir. Bugün kör bağırsakta oldukca çok lenf bezi olduğu ve bunların bağırsaklardaki kokuşma ve iltihaplanmayı önlemek için sürekli bağışıklık sisteminin özel timleri olan lenfozitleri salgıladığı bilinmektedir.
Peki dışarıda baktığımızda bağırsağa bağlı küçük bir çıkıntı ne işe yarıyor..İlk önce bu çıkıntı içsel ve dışsal özellikleri araştırmak lazımdır...Niye işe yaramayan bir organ vücutta olsun ki..Ve bulunduğu nokta ile boşaltım sistemleri hakkında detaylı bilgi öğrenmek lazımdır..
Apandis içinden besinlerin geçmediği küçük bir bağırsak çıkıntısıdır. Hareketli ve esnek bir boru biçiminde olan bu çıkıntı kalınbağırsağın başlangıç bölümü olan körbağırsağa, incebağırsakla birleşme yerinin hemen gerisinde bağlanır. Genellikle eğik biçimde gövde ek-senine doğru uzanır. Bu normal konumunun dışında leğen içine, karaciğer al-tına ya da sol böğüre doğru da yerleşebilir. Alışılmış yerinin dışında bulunan apandisin iltihaplanması, belirtileri değerlendirmede ve hastalığın tanışım koymada güçlükler yaratır.
Apandisin anatomik yapısında üç katman göze çarpar. Dış yüzeyi seröz (sıvı içeren) bir zar örter. Bunun altında kas katmanı ve en içte de lenf dokusunca zengin, girintili çıkıntılı b peritonit oluşur.
Apendis üzerine yıllarca araştırma yapılmasına rağmen birçok araştırmacı bilimadamlarına göre apendis içerdiği LENF dokusu insanı birçok rahatsızlıktan koruyan bir tabakadır..İnsan ve canlılar yiyecek olarak aldıkları besinde zarar virusler ve zarar asalaklar vardır..Apendi bu zararlı virus ve asalakları kendi bünyesinde yok ederek dışarıya atılmasını sağlar..
Bir düşünelim ince bağırsak içinde bulunan emici türler işe yaramıyor söylerse olmaz...Çünkü emici tüyler vücut için yararlı besinleri emerek kana karışmasını sağlar..
Şimdi Apendise bakalım içerdi LENF dokusu boşuna mı var..LENF dokuları ne işe yarıyor..İşte orda bizim sorunun cevabı ortaya çıkıyor..Lenf dokular insanların koruyucu bir kalkanı oluyor...
Bağırsaklar alan olarak 300-400 m² büyüklüğünde, yani bir top sahasının yarısından biraz daha büyüktür. Bağırsak florasında bilinen 500 tür bakteri mevcuttur ve bunlar 1-10 katrilyon arasında yekün tutar ve bunlar genelikle kalınbağırsaktadır. Sağlıklı bir insanda bağırsakdaki bakterilerin % 98’i faydali olup yediğimiz besinlerdeki proteinleri aminoasitlere, karbonhidratları disakkaritlere ve yağları yağasitlerine dönüştürürler.
Örneğin proteinlar 30 000-300 000 molekülden oluşur ve bunu amino asitlere (tek moleküle) enzimler veya bakteriler araciliği ile dönüşürler. Faydalı bakteriler bir taraftan besinleri parçalıyarak moleküllere ayırırken diğer taraftandan BC (Folikasit), B2, B6, B12 ve K-Vitamini üretirler. Aşırı et, peynir, yumurt ve mamüleri yiyen kişilerin sindirim organları zamanla yeterince ve kaliteli enzim salgılıyamazlar ve bakterileride görevlerini yapamayınca sindirim problemleri başlar. Faydalı bakterilerin oranının azalmasi ile onların yerine patojen (hastalik yapan) bakteriler, viruslar, mantarlar ve parazitler yerleşir ve dengeler bozulur. Kişide immunzafiyeti (bağışık sistemi), allerji, enfeksiyona karşı dayanıksızlık, iltihapli hastalıklar vb. rahatsızlıklar ortaya çıkar.
Kişi Apendisi alındıktan sonra normal insan gibi birçok rahatsızlıklarda bağışıklık sistemi zayıf olacak ve erken rahatsızlanacaktır..
Mikroorganizmalar: Apandisin iç boşluğu çok dardır. Bağırsak florasında bulunan bütün mikroorganizmalar burada da yaşar. Apandis genellikle bu mikroplara karşı yeterince dirençlidir. Ama bazen çoğalan mikroplar hastalık yapıcı özellik kazanır. Böylece apandisin iltihaplanma süreci başlar.
Zararlı ve zararsız bakterileri Apendis Lenf dokusunda geçtikten sonra kalan 98 % yararlı, 2 % zararlı olarak kalır..Bu süreçte bağırsak devamlı çalış halde olduğu için milyonlarca mikroorganizma vücuttan dışarı attılır.
Bu Darwine göre gereksiz görünen organın faaliyetini tam anlatmak için Boşaltım,Sindirim,Dolaşım sistemleriyle bağlantı kurarak anlatmak gereklidir.
O gereksiz denilen bu organ her vücut sitemine faydası olan bir organdır..
http://www.nlm.nih.gov/medlineplus/ency/images/ency/fullsize/1128.jpg
APendisi olmayan kişi ;
--- Normal insana göre onun bağışıklık sistemi zayıf olcaktır.
--- Zararlı besinler sayeside erken rahatsız olacaktır.
--- Bakteriler boşaltım sistemine zarar verecektir..
--- Erken hastalanma ve diğer bağırsak rahatsızlıkları gelecektir.
--- Kanana karışan mikro organizma çoğalması ve deri rahatsızlıkları ortaya çıkarması..
--- Ülser oluşması
--- UR oluşmasını hızlandırması.
1-Anatomik Özellikleri:
Apandis, ince barsağın kalın barsakla birleştiği bölgede yerleşmiştir.
Apandis, son derece zengin bir kanlanmaya sahiptir. Ayrıca biraz sonra bahsedeceğimiz gibi, yapısında bol miktarda lenf folikülleri vardır.
"Zengin kan damarları ve özel histolojik yapısından dolayı, appendix vermiformis'i rudimenter bir organdan ziyade, özel bir organ olarak kabul etmek gerekir." ( Prof.Dr.Kaplan Arıncı, Prof.Dr.Alaittin Elhan, Anatomi, 2001, Cilt 1/ Sayfa 253 )
2-Histolojik Özellikleri:[/color]
Apandisin histolojik yapısı incelendiğinde, içerdiği çok sayıda lenf folikülü hemen dikkati çekmektedir. Bu özelliği nedeniyle apandis, bağırsak bademciği olarak da adlandırılmaktadır.
Lenf Folikülü ne demektir?
Lenf folikülleri, "B lenfosit" ismini verdiğimiz savunma hücrelerini bol miktarda içeren yapılardır.
Bu hücreler, "antijen" denilen -mikroorganizmalar gibi vücuda yabancı- maddelerle karşılaştıklarında, onları bertaraf edebilmek için, o antijene özgü antikor salgılayan plazma hücrelerine dönüşürler. Bir kısım B hücresi ise vücut tarafından muhafaza edilir. Böyle hücrelere bellek hücresi denir.
Bellek hücresi, ilgili antijenle bir sonraki karşılaşmada, o antijeni hatırlar ve böylece ilkine göre daha hızlı ve daha güçlü bir şekilde cevap verir.
İleum
İleum, sindirim sistemi anatomisinde ince bağırsağın son bölümüdür. İnsanlarda yaklaşık 4 m uzunluğundadır ve kalın bağırsağın ilk kısmı olan çekumdan ileoçekal valv ile ayrılır. İleumun pH seviyesi 7-8 arasındadır.
Görevi B12 vitamini ve safra tuzlarını emmektir. İleum duvarının kendisi kıvrımlıdır ki bu kıvrımların her birinde, villi olarak adlandırılan çok küçük parmak benzeri çıkıntılar mevcuttur. Bu villiyi kaplayan epitel hücreler de çok daha küçük boyutta ve çok daha büyük sayıda mikrovilli olarak adlandırılan çıkıntılara sahiptirler. Böylece ileum enzim moleküllerinin adsorpsiyonu (tutunma) ve sindirim ürünlerinin emilimi için büyük bir yüzey alanı sunar. İleumu kaplayan hücreler protein ve karbonhidrat sindiriminin son devresi için gerekli olan proteaz ve karbonidraz enzimlerini içerirler
Kendin hiç bir şüphe içine düşmediğin belli.Darwinizm bir gerçek midir..Hiç *şüphe *yok mudur..Bu Darwinizm bir Hayalgücü olabilir..
Bademcik, Apandist Yararlıymış!
Uzun süredir hiçbir işe yaramadığı düşünülen apandist, dalak, bademcik gibi organların yakın zamanda yapılan bir araştırmayla aslında hayati önem taşıdığı ortaya çıktı.
Araştırmacılar bu 'kullanışsız parçaların' yeri geldiğinde sıkı çalıştığını buldu.
New York Mount Sinai Tıp Okulu Morfoloji ve Anatomi bölüm başkanı Jeffrrey Laitman, tarihin, tıp biliminin onları henüz anlayamadığı için kullanış olarak adlandırdığı ve bunun doğru olmadığını söyledi.
Yapılan araştırmaya göre dalak, enfeksiyonları tespit ediyor ve yaşlı olan ya da hasar gören kırmızı kan hücrelerini filtreliyor. Ancak, dalak önemsiz olarak algılanıyor ve bir insan bunsuz yaşayabileceği düşünülüyor.
Aslında dalak, kalp krizinden sonra %40 ve %50 arasında monosit üretiminin merkezi. Kalp krizi geçirdikten sonra kalbin düzgün bir şekilde iyileşmesi için monositlere ihtiyacı var.
Bir diğer ünlü kullanışsız organ olan apandist de aslında oldukça önemli bir işleve sahip. Kullanışsız olmaktan öte Apandist, hazmetmemize yardım eden işe yarayan bakterilerin toplanma yeri.
Çeviri: Soner Tamer
Kaynak: MYNET
istatistik
15-02-2012, 22:56
Apandis konusunda yazılanlar hala kanıtlanmamıştır. Araştırmalar devam etmektedir. Bademcik konusunda ise yararsız diye bir yere yazdığımı hatırlamıyorum.
Araştırmacılar bu 'kullanışsız parçaların' yeri geldiğinde sıkı çalıştığını buldu.
New York Mount Sinai Tıp Okulu Morfoloji ve Anatomi bölüm başkanı Jeffrrey Laitman, tarihin, tıp biliminin onları henüz anlayamadığı için kullanış olarak adlandırdığı ve bunun doğru olmadığını söyledi.
Yapılan araştırmaya göre dalak, enfeksiyonları tespit ediyor ve yaşlı olan ya da hasar gören kırmızı kan hücrelerini filtreliyor. Ancak, dalak önemsiz olarak algılanıyor ve bir insan bunsuz yaşayabileceği düşünülüyor.
Aslında dalak, kalp krizinden sonra %40 ve %50 arasında monosit üretiminin merkezi. Kalp krizi geçirdikten sonra kalbin düzgün bir şekilde iyileşmesi için monositlere ihtiyacı var.
Bir diğer ünlü kullanışsız organ olan apandist de aslında oldukça önemli bir işleve sahip. Kullanışsız olmaktan öte Apandist, hazmetmemize yardım eden işe yarayan bakterilerin toplanma yeri.
Hangi calisma bu?
Laitman'in deniz memelileri uzerinde yaptigi calisma olsa gerek.
Orjinal kaynak verir misiniz lutfen?
Cunku insana iliskin sekilde bu calismayi yapistiramassiniz. Zira dogru degil.
Aslında dalak, kalp krizinden sonra %40 ve %50 arasında monosit üretiminin merkezi. Kalp krizi geçirdikten sonra kalbin düzgün bir şekilde iyileşmesi için monositlere ihtiyacı var.
Monosit uretimi kismi dogru, ancak sonrasi dogru degil.
Ve objektiflikten uzak bir bakis acisi.
Baska hastaliklara iliskin mecburi ve yapay gerceklestiren kalp krizlerinde(yani kisi kalp hastasi filan degil iken) monosit'e ihtiyac yoktur.
Kaldi ki kalp hastasi kisiye iliskin de bu aynidir. Kalp krizi geciren kisinin kani vucuttan disari dokulmediginden mutevvellit, monosit'e ihtiyac duymaz, cunku monositler toplam akyuvarlarin %10'unu bile olusturmazlar.
Bahsettiginiz calisma gecerli olsaydi, en basta losemi hastalari sip diye tedavi edilirdi. Losemi'de akyuvar orani normal insanlara gore yuzde olarak fazladir. Hastaligin temel gostergelerinden biridir bu.
Aliverirdik bir inek dalagi, disardan yukleme yapardik hastalik tedavi edilirdi. Losemi diye birsey tarih olurdu.
Monositler kimlik degistirerek vucutta bolgelere degisken olmak uzere yer ederler.
Macrophage okuyunuz ve ogreniniz once.
Makrofaji kaldirip bir tarafa atarsaniz bilgi eksikliginden dolayi, kalp krizleri sonrasini monosit'e baglarsiniz. Ama dogru degildir.
Kalp krizleri, koroner arterlerdeki(damarda) bozukluk sebebiyle meydana gelirler. Damarda meydana gelen daralmanin/tikanmanin, bahsedilen konuyla hicbir alakasi yoktur.
Yani insanlar monositleri dusuk oldugu icin kalp krizi gecirmezler.
Oksitlenme dahi deseniz, bunlar elemine edilebiliyor rahatlikla..
Kalp krizinde, kan vucuttan disari mi dokuluyor ki kayiptan soz edilebilsin monosit baglaminda?
Laitman evet dogru, arastirmalar yapmistir, ancak arastirmalari primatlar ve balinalar uzerinedir. (nonhuman yani)
Bunlar kesinlik icermez. Ve insana uygulanmaz pat diye.
O yuzden bu arastirmalari bu konuya yapistiramassiniz, yapistiracak olsak en basta evrimi destekleyenler olarak, insanlari aldatma amacli biz yapistirirdik.
Ki oyle bir sapla, sapani birbirine karistirmak gibi bir cabamiz(aldatma amacimiz ) hic olmadi.
Buyrun once Laitman'i taniyin.
Laitman’s laboratory at Mount Sinai explores both basic biological aspects of developmental change in a range of mammals (http://en.wikipedia.org/wiki/Mammals) – from rodents (http://en.wikipedia.org/wiki/Rodents) to nonhuman primates (http://en.wikipedia.org/wiki/Primates) to whales (http://en.wikipedia.org/wiki/Whales) - and how these systems have changed through time.
In the area of development, Laitman and colleagues have made considerable strides in investigating change in the breathing, swallowing and vocalizing patterns of human infants (http://en.wikipedia.org/wiki/Infants).
This work has had considerable implications for understanding both basic human anatomy (http://en.wikipedia.org/wiki/Human_anatomy) as well as certain clinical disorders such as Sudden Infant Death Syndrome (http://en.wikipedia.org/wiki/Sudden_Infant_Death_Syndrome), also known as Crib Death.[3] (http://en.wikipedia.org/wiki/Jeffrey_Laitman#cite_note-2)
Yani ani cocuk olumlerine iliskin nedensellikler baglaminda, tartistiginiz konu(bademcik-apandisit) gecerli degildir.
Bunun bircok sebebi olabilir. Her bebek istisnasiz kalp krizi sebebiyle olmez.
Laitman da boyle birsey kesinlikle iddia etmez, resmi olarak.
Apandis konusunda yazılanlar hala kanıtlanmamıştır. Araştırmalar devam etmektedir. Bademcik konusunda ise yararsız diye bir yere yazdığımı hatırlamıyorum.
Sayın İstatistik Apandis gibi bademciğin bir işlevi var ki ince ile kalın bağırsağının birleştiği noktadır.
İnce bağırsağının ne işe yaradığını incelediğinde Apandis kısmınında bilgisine ulaşmak basit olaydır. Sadece evrim ile körelmiş diye bakıldığı için işlevi görünmüyorum. Bademcik ile Apandis aynı göre yapmaktadır. İki bağışıklık sistemlerine yardım olan organlardır..
Bademcik giriş kısmını kontrol ederken Apandis ise bağırsak kısmında olabilecek parazit rahatsızlığı için son kısıma yerleştirilmiştir.
Bademcik olayda aynı apandis gibi uzun zaman gereksiz körelmiş organ gibi alnındı. Sonra bademcik kısımın bağışıklık sisteminde bir rol olduğu görüldüğü için alınmasının insan üzerine etkisini kötü olacağını söylediler. Apandis ise bağırsak kısımda bakterileri kontrol eden bir bekçi görevine sahiptir. Bademcikler şişince insan konuşamaz, yemek yiyemez ve yutmada zorluk çeker. İşte bademciğin olayında gibi apandis rahatsızlığı ise Apandist olaydır. Apandis bademcikte olduğu gibi alınması gereklidir. Bademcik bazen antibiyotik ile tedavi edilirken apandis bakteri ile savaştığı için zarar bakterilerin zararlarından dolayı tek tedavi alınmasıdır.
Apandis ile ilgili bu yazı ile üye olduğu zaman yazılmıştır. Topic "yaratılışçıların cevap vermekte zorlandığı sorular !" ile kısımdır. Bu kısımda yayınladıktan sonra benim bahsettiğim şekilde apandisin birçok kısma faydası olduğu ortaya çıkmıştır.
Özellik ile " Kan dolaşımı" diye yazdığı yazı ek olarak MYNET birçok haber site ile birlikte gazete yazılan kısmı ekledim..
Link :http://ivillage.mynet.com/diyet/diyet/metabolizma/137-bademcik-apandist-dalak.html
Eng Link :http://www.medindia.net/news/Our-Bodys-Junk-Parts-Are-Actually-Hard-At-Work-55756-2.htm
Eng Link :http://news.nationalgeographic.com/news/2009/07/090730-spleen-vestigial-organs_2.html
Nationalgeographic sayfasındaki Apandis kısmı için sindirim sistemden yararlanmasını istemiştir.
Diğer ingilizce yazı ise mynet ve diğer Türk sitelerinde yayınlan yazının ingilizce versiyonudur.
Saygılarımla MeTeE
istatistik
18-02-2012, 11:24
Sayın metee, öncelikle bademcik ve apandisi bir birinden ayırmak gerek. bademciğin işlevselliğini yitirdiğini ya da işe yaramadığını yazmadım. Konuları dikkatli okuyunuz.
Bademcik bir lenf düğümüdür. Daha bu noktada apandisten ayrılır. Apandis, yapısal özelliklerine bakıldığında diğer memelilerde işlevselliğini koruyan bir organken insanda küçülüp asıl işlevini kaybetmiştir. Asıl işlevinin dışında herhangi bir işlevi var mıdır yok mudur bu ise daha netlik kazanmamıştır.
Daha önce de yazdım. Bir prganın körelmiş olması için sadece atıl durumda olması gerekmez. Dah öncelerden sahip olduğu gerçek işlevini yitirmesi ve farklılaşması da bir körelmedir.
Yine bu başlık içinde yazdım. pandis yapısındaki dokular ve fazla miktardaki kan damarı ile işlevsel bir organ olarak düşünülmekte. Hatta bunun bağışıklık sistemi ile ilgili olduğu da iddia edilmekte ancak bu düşünceler kanıtlanmamıştır.
Sayın metee, öncelikle bademcik ve apandisi bir birinden ayırmak gerek. bademciğin işlevselliğini yitirdiğini ya da işe yaramadığını yazmadım. Konuları dikkatli okuyunuz.
Bademcik bir lenf düğümüdür. Daha bu noktada apandisten ayrılır. Apandis, yapısal özelliklerine bakıldığında diğer memelilerde işlevselliğini koruyan bir organken insanda küçülüp asıl işlevini kaybetmiştir. Asıl işlevinin dışında herhangi bir işlevi var mıdır yok mudur bu ise daha netlik kazanmamıştır.
Daha önce de yazdım. Bir prganın körelmiş olması için sadece atıl durumda olması gerekmez. Dah öncelerden sahip olduğu gerçek işlevini yitirmesi ve farklılaşması da bir körelmedir.
Yine bu başlık içinde yazdım. pandis yapısındaki dokular ve fazla miktardaki kan damarı ile işlevsel bir organ olarak düşünülmekte. Hatta bunun bağışıklık sistemi ile ilgili olduğu da iddia edilmekte ancak bu düşünceler kanıtlanmamıştır.
Sayın İstatistik biliyorum bademcik kısmın ile ilgili bir yazı yazmadın. Bademcik Apandis için bir örnektir. Çünkü zamanında bademcik körelmiş organ gibi alınıyordu. Zaman içerisinde bir gerçek ortaya çıktı bademcik gerek bir organ olduğu ve bağışıklık için önemli bir düğüm olduğu ortaya çıkmıştır.
Bademciği örnek olarak Apandis vücut kısımında ikinci bağışıklık düğümüdür. Bademcik vücudumuzun giriş kısmındaki bağışıklık düğüm olurken, diğer tarafta ikinci bağışıklık düğümü ise vücudumuzun son kısmı bağırsak kısmındadır.
İki organı incelemeye aldığımızda gereksiz veya körelmiş organ gibi bir olay çıkmamaktadır. Biri vücudumuza girecek olan mikroplara saldırıyor ve bu şekilde bademcik şişmesi olur. Diğer ise bağırsak için binlerce bakteriyi kontrol ederek bağırsak koruması yapıyor.
http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=65199#post65199
""yaratılışçıların cevap vermekte zorlandığı soru"" Kendi yazdığım yazıdır.
Verdiğim İngilizce kaynaklarına baktığında sindirim sistemlerini inceleyerek Apandisin körelmiş organ olduğunu söyleyebiliriz diye yazılmıştır. İngilizce kısımda bahsi geçmekte iyi bakteriler için bir depo Zararlı bakteriler için ise bir ölüm merkezidir.
İleum Görevi: İleum, sindirim sistemi anatomisinde ince bağırsağın son bölümüdür. İnsanlarda yaklaşık 4 m uzunluğundadır ve kalın bağırsağın ilk kısmı olan çekumdan ileoçekal valv ile ayrılır. İleumun pH seviyesi 7-8 arasındadır.
http://microbewiki.kenyon.edu/images/c/c3/Small_intestine.jpg
İleum bittiği nokta Apandis kısmı başlar ondan sonra kalın bağırsak ile birlikte Anus kısmı vücudumuzun metabolizma kısmının sonudur.
Apandis hakkında geniş bilgi yazılmıştır. körelmiş organ diye birşey yoktur. İleum kısmı bunun açık delil kaynağıdır..
APANDİS İNCELEMEK İÇİN GEREKLİ ORGANLAR:
Mide
İnce Bağırsak
İleum
Kalın Bağırsak
Bu kısımları iyi inceleyen bir kişi Apandisin körelmiş organ olmadığını kesin görecektir..
Bir fikrin tek çöküş nedeni onu bilmeyenler tarafından savunulması ve anlatılmasıdır... ...
Yalanla bataklık arasında hiçbir fark yoktur...... İkiside dibe doğru çeker.
Düşünüyorum,,,, öyleyse varım.... Descartes
Bu hayvanlar niye yaşıyor..Niye kendini savunuyor..Niye birbirlerine benziyor..
Güzel kardeş TANRI tek insanları yaratsaydı..Darwin olmayacaktı..
Kendine güveniyorsan bildiğini sorgularken, sorduğun sorunun cevabını aldığına tam tatmin olunca kadar sorgula o zaman istediğin cevaplar seni bulacaktır.?
Cevapları uzaklaştırmak değil yakınlaştırmak daha iyi bir sonuç verecektir..
Saygılarımla MeTeE
Çünkü zamanında bademcik körelmiş organ gibi alınıyordu. Zaman içerisinde bir gerçek ortaya çıktı bademcik gerek bir organ olduğu ve bağışıklık için önemli bir düğüm olduğu ortaya çıkmıştır.
Bademcikler hala aliniyor. Zira bagisiklik sistemini guclendirici onca yan urun varken, bademciklerin gerekliligini iddia etmeniz anlamsiz.
Bademcigi alinan insan olmedigine gore(daha ustte verdiginiz calisma curutuldu maalesef), bademcigin olmazsa olmaz bir organ oldugu iddia edilemez.
Bahsettiginiz gibi dugumler hayati gorev yapiyor olsaydi, bagirsak kanserleri diye birsey olmazdi, keza bagirsak hastaliklari, mide hastaliklari vs. olusmazdi.
Demek ki immun sistem icin cok fazla sey ifade etmiyorlar.Ifade edemeyislerinin gerekceleri bircok evrimsel sebebe dayalidir.(kultur, beslenme, cografya vs.)
Link :http://ivillage.mynet.com/diyet/diyet/metabolizma/137-bademcik-apandist-dalak.html
Eng Link :http://www.medindia.net/news/Our-Bodys-Junk-Parts-Are-Actually-Hard-At-Work-55756-2.htm
Eng Link :http://news.nationalgeographic.com/news/2009/07/090730-spleen-vestigial-organs_2.html
A 1977 study, published in the medical journal The Lancet, followed the health of World War II veterans over 20 years—some with spleens and some who'd lost theirs to war injuries.
The spleen-less men were twice as likely to die from heart disease and pneumonia.
Ikinci dunya savasi sonrasi donemindeki gibi degil sartlariniz gordugunuz gibi... 2012 yilindayiz.
30 kusur yil geriden bilimi takip etmenin anlami olmasa gerek.
Diger link;
"It's hard to figure out what the appendix does when you're studying superclean animals and people," said Bill Parker, assistant professor of surgery at Duke University Medical Center and one of the researchers who exposed the appendix's secrets in a 2007 study.
Asiri temizlik, bir tur psikolojik hastaliktir, insanlara iliskin. Fobi'dir.
Vucudun mikroba da ihtiyaci vardir, immun sistemin dogru calisabilmesi icin.
istatistik
19-02-2012, 12:07
Yok sayın metee, siz bu evrim işini öğrenemeyeceksiniz. Kavramları da birbirine karıştırıyorsunuz. Organları ve çalışma mekanizmalarını en baştan öğrenmeniz gerek. Bademcik bir lenf düğümüdür. Bademciğe benzer bir yapı ise apandis değildir.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/cb/Lymph_node_regions.svg/220px-Lymph_node_regions.svg.png
Lenf düğümleri yukarıda görülmekte. Bu lenf düğümleri vücuda giren enfeksiyon/virüs türlerinin yerleştikleri yerlere göre tepki verirler. Yoksa bademcik ağızdan alınan virüsleri/hastalıkları girdiği gibi yakalar gibi bir durum söz konusu değildir. Neyse bunu bir kenara bırakalım ve dönelim apandise.
Apandisin, bağışıklık sistemine yardımcı olabileceğine yönelik ilk bulgu 2007 yılına aittir. Tek sorun, bunun farklı çalışmalar ile de kanıtlanıp literatüre girmemiş olmasıdır. Ancak, apandis organını, bulunduğu diğer canlılar ile karşılaştırmak bir fikir elde etmek mümkündür. Apandis, insan dışında bulunduğu diğer canlılarda selülozun sindirimi için gerekli enzimlerin salgılanmasını sağlar. Bu enzimler insanda da bulunur ve salgılanır ancak selülozun sindirimi için gerekli eşik değeri aşamazlar. Bu fonksiyonu incelendiğinde apandisin diğer canlılar ile benzer işleve sahip olduğunu söylemek mümkün. Aynı yargıya anatomik yapısı incelenerek de ulaşıldığına göre, bunu, diğer canlılarda bulunanlardan farklı bir organ olarak ele almak mümkün değildir. Bu durumda, apandis organının, sindirim sistemine yönelik işlevini kaybettiğini söylemek yanlış olmaz.
Peki ya bağışıklık sistemi? Böyle bir işlevinin olduğunun kanıtlanması, apandisin, körelmiş olan sindirimsel işlevini geri kazandırmaz. Yani apandisi körelmiş bir organ olmaktan çıkarmaz çünkü işlev kaybına uğramıştır.
Körelmiş organlar konusunda daha önce de yazdım: Siz körelmiş bir organın hiç bir işe yaramayacağı yanılgısındasınız. Ancak gerçekte, işlev kaybına uğrayabilir, ortadan kalkabilir, başkalaşıma uğrayabilir.
Lütfen öncelikle temel kavram ve bilgileri öğrenerek yazın. Her seferinde en baştan anlatmak sıkıcı oluyor.
Y
Lenf düğümleri yukarıda görülmekte. Bu lenf düğümleri vücuda giren enfeksiyon/virüs türlerinin yerleştikleri yerlere göre tepki verirler. Yoksa bademcik ağızdan alınan virüsleri/hastalıkları girdiği gibi yakalar gibi bir durum söz konusu değildir. Neyse bunu bir kenara bırakalım ve dönelim apandise.
Kesinlikle. Hucrelerin vs. taklit gibi karakteristik ozelligi yok sayiliyor.
Bademcik agizdan alinan virusu yakalamadigi gibi, virus aldiginizin habercisi de degildir tek basina. Ates(enfeksiyon halinde), ses degisimi vs. tum vucutta hissedilir cunku.
Aksi olsaydi, bademcigi olmayan insanlarin bagisiklik sistemine iliskin hastaliklarina tani konamazdi.
Apandisit de ayni sekildedir.
Bunun aksini iddia edenin, hem bademcigi hem de apandisiti alinmamis insandaki bagirsak hastaligini(enfeksiyonu vs.) aciklamasi gerekir.
Hem bademcigi, hem de apandisiti alinmamis insandaki mide hastaliklarini aciklamasi gerekir.
Korelmis oldugu gayet aciktir. Tek sorun, korelmis organin, oyle bir organ yok seklinde algilanmasidir.
Sayin Metee;
Siz simdi lenf kanseri olan bir insanin, afbuyrun diski kokusu soludugunu mu iddia ediyorsunuz?
Kulliyen yalan maalesef..
Sayın Neva ne yazdığını bak istersen sonra yukarıya bir külliyen yalan diye yaz..
Bağırsak bölgesinde ne kadar bakteri mevcuttur?
Nasıl kontrol edilir?
Zararlı olanlar neden vücudumuza zarar vermiyor?
Yararlı bakteriler vücudumuzda nasıl bir yol ile seçilmektedir.
Saygılarımla MeTeE
Sayın Neva ne yazdığını bak istersen sonra yukarıya bir külliyen yalan diye yaz..
Bağırsak bölgesinde ne kadar bakteri mevcuttur?
Nasıl kontrol edilir?
Zararlı olanlar neden vücudumuza zarar vermiyor?
Yararlı bakteriler vücudumuzda nasıl bir yol ile seçilmektedir.
Saygılarımla MeTeE
Bakin size diger baslikta da soyledim. Once sozlerinizin arkasinda duracaksiniz.
Nicin kulliyen yalan?
Bağırsak binlerce bakteri bulunmaktadır. Bunları kontrol eden ünitedir.. Yani illaki düğümleri gösterdiğin yerde olması lazım değildir..
Bakterileri kontrol eden bir merkez olmasaydı o zaman bağırsaklarında yükselen koku ağız yolu ile çıkardı..Bu bakteri kontrol eden merkez bir giriş biride çıkış kısmını kontrol etmektedir.
Yok boyle birsey, ve siz kendi kafanizdan uydurdugunuz bir cesit bilimselligi islemektesiniz.
Soruma cevap veriniz.
Lenf kanseri olan insan, diski kokusu mu solur?
Bağırsak bölgesinde ne kadar bakteri mevcuttur?
Nasıl kontrol edilir?
Zararlı olanlar neden vücudumuza zarar vermiyor?
Yararlı bakteriler vücudumuzda nasıl bir yol ile seçilmektedir.
Saygılarımla MeTeE
Soruma cevap veriniz.
Lenf kanseri olan insan, diski kokusu mu solur?
istatistik
20-02-2012, 02:30
Yazı 2007 yılına aittir. Kullanılan kaynaklarda elde edilen bilgiler yeni araştırmalar ile benzer sonuçlar içerdiği için tarihleri eski de olsa geçerliliğini korumaktadır. Yazının orijinalinde 2000'li yıllara ait çalışmalara da yer verilmiştir. Kaldı ki sizin bağışııklık sistemine yönelik iddialarınız da 2000 yıllarına dayanan bir geçmişe sahiptir. Ancak değişen bir şey olmadığını göstermek amacıyla 2007 çalışmasından da bahsettim. Neyin peşindesiniz?
Zararlı bakteriler vücutta enfeksiyona sebep olurlar ve bağışıklık sistemi tarafından saf dışı edilirler.
istatistik
20-02-2012, 02:41
Birbirinin tekrarı olan ve konu ile ilgisi olmayan iletiler taşınmıştır.
istatistik
11-09-2012, 21:50
Güncelleme
http://www.youtube.com/watch?v=bkyZnh-6Ngc&feature=player_embedded#!
istatistik
03-10-2012, 21:16
ATLARIN KÖRELMİŞ PARMAKLARI
Konuya giriş yapmadan önce, “Körelmiş Organ” kavramını yeniden hatırlamakta fayda var: Canlı vücudundaki bir organın, zaman içerisinde çevresel faktörlerin de etkisiyle temel görevini artık yapmaması/yapamaması ve dolayısıyla giderek körelmesi ve en son aşamada da yok olması, sözü edilen organın körelmiş bir organ olduğunu anlamamızı sağlar. Bu tanımının yanında, körelmiş organların, temel işlevlerini kaybetmelerinin ardından, yeni başka işlevler de kazanabileceği, ancak başlangıçtaki işlevinden uzaklaşmış olması nedeniyle yine körelmiş bir organ sayılacağı şeklinde de bir görüş bulunmaktadır.
Konumuza dönecek olursak; atlar fosil kayıtları açısından, evrimsel süreci en iyi şekilde bilinen/gözlemlenebilen canlılardır. Bu nedenle, evrimin işleyişinde önemli bir kanıt ve dayanak noktası teşkil eden “körelmiş organlar” konusu bakımından, akılda soru işaretleri bırakmayacak kadar net kanıtlar ortaya koymaktadır.
Atların evrimsel geçmişine kısa biz göz atacak olursak: atın bilinen ilk atası, “Eohiphus(Hyracotherium)” isimli ve bir köpek büyüklüğünde olan bir hayvandır. Bu hayvanın, ön ayağında 4, arka yağında ise 3 işlevsel parmak bulunmaktadır. Bunların yanında, ön ayakta 1 ve arka ayakta da 2 körelmiş parmağın bulunması, bu canlının, evrimsel süreçteki atasının 5 parmağı olan başka bir hayvan olduğunu göstermektedir.
http://imageshack.us/a/img560/898/at1o.jpg
İzleyen süreçte, bu canlı için dönüm noktalarından bir diğeri olarak değerlendirilebilecek noktada karşımıza “Mesohippus” çıkar. Bu kez vücut büyüklüğü bir koyun ebatlarındadır. Her ayakta (arka ve ön) 3 parmak bulunmaktadır. Nacak orta parmaklar, diğer parmaklara göre daha büyüktür ve vücudun yükünü çeker haldedirler.
Daha sonra karşımıza sırasıyla “Miohippus”, “Moryhippus”, “Parahippus” ve “Hypohippus” çıkacaktır. Miohippus ile orta parmak diğerlerine göre daha da büyük bir hal alarak vücudun ağırlığını taşımaya başlar. Ardından gelen diğer hayvanlarda ise orta parmaklar tüm ağırlığı çeker konumdadırlar. Her ne kadar orta parmak tüm yükü çeker durumdaysa da diğer 2 parmak hala ortadan kaybolmamıştır ve dıştan rahatlıkla görülebilir durumdadırlar.
İzleyen süreçte, “Genç Miyosen” döneminde “Plihippus” ortaya çıkar ki günümüz modern atlarının pek çok özelliğini taşımaktadır. Her ayakta tek bir parmak bulunur. Daha sonra bu tür iki dala ayrılmıştır; “Hippariton(ki daha sonra nesli tükenmiştir)” ve bugünkü atların cinsini oluşturan “Equus”.
http://imageshack.us/a/img542/6280/at2a.jpg
Günümüz modern atlarına kadar olan fosil kayıtları incelendiğinde, ağız ve diş yapısından tutun da, bacak ve toynak yapısına kadar atların uğramış olduğu tüm dönüşümler açıkça görülmektedir. Bu bakımdan, özellikle ayaklarda bulunan diğer parmakların ortadan kaybolması, tüm işi orta parmağın yüklenmesi, bir organın nasıl köreldiği konusundaki en net örnek olarak düşünülebilir. Öyle ki, sürecin sonunda organ ortadan kalkmıştır.
istatistik
28-04-2013, 11:15
Evrim konusunda canlıların yeni yaşam koşullarına uyun sağlamak amacıya geliştirmiş oldukları ya da artık sahip olmadıkları organları büyük önem taşır. Çünkü bu organlar değişimin somut olarak kanıtıdır. Ne var ki, canlıların geliştirmiş oldukları organları yaratılışçılar tarafından “o zaten hep vardı” şeklinde bir görmezden gelmeye maruz kalırlar. Tartışmaya konu edilen canlının atalarından kalma fosillerini göstermeniz ise “bu başka bir canlı” şeklinde savuşturulur ki her iki argüman da bilim inkarcılığından başka bir şey değildir.
Evrime yönelik destekleyici argümanımızın ilk yarısı cehaletten kaynaklanan bilim inkarcılığı ile reddedilse de kalan yarısı (Körelmiş Organlar) da aynı ölçüde işe yarardır. Aslında “Körelmiş Organlar” argümanını kullanmak oldukça eğlencelidir de. Çünkü heyecanlı ve konu hakkında pek de bir fikri olmayan (sadece körü körüne inancı bulunan) cengaver bir yaratılışçının konuya balıklama dalma ihtimali her zaman vardır. Sizin iddianızı çürütmek için akla hayale gelmeyen önermelerde bulunmasını ve çoğu zaman kendini rezil ederek sessizce uzaklaşmasını izlemek oldukça eğlenceli oluyor. İlk bakışta bu uygulama gaddarca gibi görünse de bilim inkarcılarını geri çekilmeye zorlamanın tek yolu cehaletlerini yüzlerine vurmak olduğundan kabul edilebilir bir yöntemdir. Yoksa gelip de ciddi anlamda konuyu inceleyip tartışma niyetinde olan bir kişiye böyle davranacak değilim.
Körelmiş organlar konusuna daha önce de eğilmiştim:
Atlarda Toynağın Evrimi (Körelmiş Parmaklar) (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=460224&postcount=66)
Balinalarda Arka Bacak Kemiği (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=425461&postcount=35)
Tasarım mı Evrim mi? (Erkek Memesi) (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=421498&postcount=28)
Tasarım mı Evrim mi? (Körelmiş Kaslar) (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=419411#post419411)
Tasarım mı Evrim mi? (İnsanın Vücut Kılları) (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=419411#post419411)
Tasarım mı Evrim mi? (20 Yaş Dişleri) (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=419411#post419411)
Tasarım mı Evrim mi? (Vas Deferens) (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=414863&postcount=4)
Tasarım mı Evrim mi? (Apandis) (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=414863&postcount=4)
Tasarım mı Evrim mi? (Geri Dönen Gırtlak Siniri) (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=413958&postcount=3)
Tasarım mı Evrim mi? (Göz) (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=26318)
Bu yazının konusu ise yine bir körelmiş olan “Yılanların Bacakları”. Bu canlı türü pek çoğumuzun da bildiği gibi bir sürüngendir. Kaplumbağa, kertenkele gibi sürüngenlerin aksine bacakları yoktur. Ya da gerçekten öyle midir? Bu biraz da bacaktan ne anladığınıza bağlı. Eğer bacaktan anladığınız hareket etmek için kullanılan bir organ ise yılanların bacağı yoktur. Bunun yerine ancak yakından incelediğinizde görebileceğiniz körelmiş bacaklara sahiptirler ki bu da tüm yılanlar için geçerli değildir.
Yılanlara ait fosillerin elde edilmesi, oldukça küçük ve kırılgan kemiklere sahip olmaları nedeniyle çok zordur. Bu nedenle, geçmişten günümüze anatomilerinin incelenmesi kolay olmamıştır çünkü incelenecek fosil sayısı oldukça azdır ve titiz bir çalışma gerektirir. Bilinen en eski yılan fosili 112-94 milyon yıl öncesine aittir[1]. Ancak fosil karşılaştırmaları sonucunda yılanların kertenkelelerden türedikleri konusunda bir yaygı genel çerçevede kabul görmüştür. Bunu sağlayan ise bilinen en eski yılan fosilinde ve günümüz piton ve boa yılanlarında görülen körelmiş bacak yapılarıdır(Bkz. Resim 1-2).
http://img7.imageshack.us/img7/3610/fosil.jpg
Resim 1: 122-94 Milyon Yıllık Yılan Fosili
http://img580.imageshack.us/img580/2169/snakelegsspurs.jpg
Resim 2: Körelmiş Bacaklar (spurs)
Bunun yanında, Fransa Ulusal Doğal Tarih Müzesinden Houssaye, Eupodophis descouensi isimli bir yılan fosili üzerinde yürüttükleri çalışma ile bir takım yeni bulgular elde etmişlerdir. Buna göre, araştırmacılar synchrotron-radiation computed laminography(SRCL) adı verilen bir yöntem ile yüksek enerji yüklü X-ışınlarını fosil üzerine gönderdiler ve SRCL fosilin derinliklerine kadar nüfuz etti. İşlem süresinde elde edilen binlerce 2-boyutlu(2D) resimden yararlanılarak oluşturulan 3-boyutlu (3D) modelin, çok küçük boyutlarda kalça ve bacak yapısına sahip olduğu görüldü. Burada sadece modelleme ile elde edilen bir bulgu vardır ve gerçek olamama ihtimali her zamn bulunmaktadır şeklinde bir itiraz gelebilir. Ancak aşağıdaki resim incelenirse, fosilin hali hazırda bu yapıya sahip olduğu ve modellemenin bu yapının şeklini çıkarmaya yönelik olduğunu belirtmek isterim.
http://img109.imageshack.us/img109/860/eupodophisdescouensi.jpg
Resim 3: Eupodophis Fosili ve Bacak Yapısı
Sonuç olarak, Eudophis’in yaşadığı dönemde 2 adet gerilemiş arka bacağa sahip olduğuna karar verilmiştir. Bu bacağın diz yapısı ve ve 4 adet bilek kemiği bulunmasına karşın, herhangi bir ayak ya da ayak parmağı yapısı bulunmamaktadır. Bu fosilin sadece 90 milyon yıllık olduğu düşünülürse, en eski fosile göre bacaklarda oldukça büyük bir gerileme meydana geldiği anlaşılacaktır(2).
Peki, karada hareket edebilmek için son derece önemli olan bir organı, bacağı, bir canlı nasıl kaybedebilir? Bu değişimin nedeni, Hox Genleri‘nde meydana gelen bir mutasyon. Bu gen, canlılarda uzuvların şeklinin belirlenmesinde görevli bir gendir. Yılanların ortak atasının iskelet yapısı, diğer pek çok Tetrapod‘da olduğu gibi boyunsal(cervical), göğüssel(thoracic), belsel( lumbar), sakrumsal(sacral) ve kuyruksa(caudal) olmak üzere bölgesel bir özelleşmeye(specialization) sahipti. Yılanların erken evriminde Hox geninin göğüs üzerindeki etkisinin baskın bir hal aldığı düşünülmektedir. Yılanların iskelet yapısı göz önüne alındığında (Göğüs, vücudun büyük bir bölümünü ifade etmektedir) araştırmacıların haklı olduğu görülecektir. Bunun anlamı, göğüsün vücudun büyük bir bölümünü kapsayarak baskın hale gelmesiyle, diğer yapıların (Boyun, bel, kalça ve kuyruk) baskı altına alınarak gerilemesine neden olmuştur. Yılan türleri içinde sadece 2-10 arasında değişen sayıda omurganın bel ve pelvis (leğen kemiği-kalça) yapısını destekler halde olması da bu bulguyu doğrular. Bunun yanında, kuyruk yapısında da önemli ölçüde bir kısalma meydana gelmiş olsa da pek çok tür için önemini devam ettirmeye yetecek uzunluktadır.
Kaynaklar:
1. Vidal, N., Rage, J.-C., Couloux, A. and Hedges, S.B. (2009). “Snakes (Serpentes)”. Pp. 390-397 in Hedges, S.B. and Kumar, S. (eds.), The Timetree of Life. Oxford University Press.
2. How Snakes Lost Their Legs (http://news.discovery.com/animals/zoo-animals/snakes-lost-legs-evolution-110207.htm)