PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Özgürlüğün Sağı ve Solu


Jolly Jocker
25-09-2011, 15:41
Özgürlük konusu çok önemli bir konu. Kendini özgürlükçü olarak tanımlayan insanlar bu konu hakkında detaylıca düşünmeli. Önce özgürlüğün ne olduğunu irdeleyelim. Özgürlüğün bireysel ve toplumsal çeşitleri vardır. Biz bireysel özgürlüklerden başlayalım.

Özgür Düşünce: Bireyin herhangi bir dogma, kör inanç, baskı veya korku altında olmaksızın, bunların yabancılaştırıcı etkisini aşarak düşünebilmesidir. Özgür düşünce kavramı, aklın özgürleştirilmesine vurgu yapar. Özgür düşünce, çeşitli zihinsel kalıpların, tabuların, kutsalların zincirlerinden kurtulabilmiş aklın ürettiği düşüncedir. Özgür düşüncenin üretilebilmesi, eş deyişle aklın özgürleştirilebilmesi için dinlerin yasakçı, günah korkusuyla bastıran, eleştiri kabul etmez, dogmatik tavrının aşılması gerektiği açıktır. Dinsel taassup özgür düşüncenin önünde bir engeldir.

Fakat özgür düşünceyi sınırlayan sadece din değildir. Bürokratik ve baskıcı bir devlet de çeşitli tabular, yasaklar, baskıcı kurallar koyarak aklı esir almaya çalışır. Bu noktada, baskıcı devlet biçimleri de -ki her devlet belli oranlarda baskıcıdır, baskıcılık devletin temel karakteridir- aklın özgürleşmesi önünde bir engeldir. Devlete insanları aydınlatma konusunda temel bir rol atfetmek büyük hatadır; zira bu durum insanlara dönüp, ''Özgür düşünün, bu bir emirdir!'' demeye benzer. Absürdlüğü ortadadır.

Özgür düşünceyi kısıtlayan bir diğer baskıcı unsur da kapitalist toplumsallıktır. Kapitalist sistemlerde patron sınıfı büyük olanaklara sahiptir ve onların siyasete, düşünce dünyasına etkisi ile çalışanların etkisinin oranı aynı değildir. Çalışanların karar süreçlerine ve düşünce dünyasına katkıları pek sınırlı tutulmuştur. Öte yandan kapitalist iş süreci, çalışanların vaktinin büyük bölümünü yemektedir ve insanlara düşünmeye vakit bırakmamaktadır. Dinler, devletler ve patronlar, kitlelerin özgür düşünce üretimini engellemekte ve aklın özgürleşmesinin önüne çeşitli duvarlar dikmektedir. Zira özgür bir aklın ürettiği düşüncelerin onların çıkarlarını tehdit edebileceği kaygısıyla hareket etmektedirler.

Düşünce Özgürlüğü: Özgür düşünce ile düşünce özgürlüğü birbirinin aynı değildir. Düşünce özgürlüğü, her bireyin özgür düşüncesini çeşitli araçlarla ifade edebilme, başkalarıyla paylaşabilme olanağına saip olması demektir. Özgür düşünce bireysel iken, düşünce özgürlüğü toplumsaldır. Dinler, kendilerine has dogmaları ve kutsalları yüzünden düşünce özgürlüğü ortamına tahammül edemezler; zira bu durumda kendilerini eleştiren ve zora sokan düşüncelere de özgürlük vermiş olurlar. Dinin etkin olduğu yerde düşünce özgürlüğü yoktur. Öte yandan benzer bir durum devletler ve patronlar için de geçerlidir. Hiçbir devlet, kendi varlığını tehlikeye atabileceğini düşündüğü fikirlere hayat hakkı vermez ve onları baskılar. Hele ki bu tür düşüncelerin kitleselleşmesi karşısında iyice saldırganlaşır.

Öte yandan, kapitalistler de çalışanlarının düşünce özgürlüğünü sürekli biçimde ihlal ederler. Zira kendi çıkarlarına aykırı düşüncelerin kitleselleşmesi onları da ürkütür. İş sürecinde de çalışanların fikir özgürlüğü hiç önemsenmez veya çok az önemsenir çünkü karar süreçlerindeki etkinlikten men edilmişlerdir. Kapitalizmde mülkiyet ile özgürlük arasında bir paralellik vardır; bunun anlamı, sadece mülk sahibi olanların özgür olabildiğidir. Sadece mülk sahibi olanlar karar sürecinde etkindir ve karar mekanizmasına nüfuz etmekten alıkonanların düşüncelerinin önemi yoktur. Hal böyle olunca onlara düşünce özgürlüğü vermenin de gereği kalmaz. Tutarlı ve tam bir düşünce özgürlüğü ortamı için dinlerin siyaset ve toplumsal hayat üzerindeki etkisi minimuma inmeli, devletler mümkün olduğunca demokratikleşip bürokrasi tasfiye edilmeli ve toplumun sınıflara bölünmüşlüğü aşılarak gerek ekonomik gerekse idari karar süreçlerine herkesin katılımı sağlanmalıdır.


Vicdan özgürlüğü: İnsanların düşünce ve davranışları konusunda sadece kendi vicdanlarına danışmaları, vicdanlarını dışsal bir gücün baskısı altına vermemeleri, insan davranışlarını değerlendirmede vicdan dışında bir kıstasın temel alınmamasıdır. Bu özgürlüğü de en çok dinler ihlal eder. Her din, kendi kutsal saydığı kitabın ahlak öğretisi üzerinden bireylerin vicdanına ipotek koymaya çalışır. Benzer bir çabayı aslında her tür soyut/tarih dışı ahlak anlayışını savunanlar da yapar. Bunlar kendi çıkarları doğrultusunda bir ahlak sistematize etmişler ve herkesin vicdanına bunu bir ''evrensel-değişmez doğru'' olarak dayatmışlardır. Devletin yasaları ve anayasası da böyle görülür, kapitalizmin ''insan hakları bildirgesi'' de. Değişmez ve tarih üstü kabul edilen herşey vicdan özgürlüğünü ihlal etmektedir. Zira gerek din ve devlet adamları gerekse patron sınıfı ve onların sözcüleri, kendi metafizik ahlaklarının dışında davranan herkesi yargılamaktan ve ''kötü'' ilan etmekten çekinmezler. Vicdanın sesinin tarihin her döneminde aynı ve tam da onların duymak istediği gibi çıktığını iddia ederler.

Politik özgürlük: Bir insanın herhangi bir politik sistemi ya da ideolojiyi benimseyebilme, bu konudaki görüşlerini yayabilme, benzerleriyle bir araya gelip politik faaliyette bulunabilme özgürlüğüdür. Dinsel yönetim biçimiyle yönetilen rejimlerde farklı politik fikirlere tahammül olmadığı açıktır. Öte yandan bu politik tahammülsüzlüğü faşist ve nazi rejimleri de paylaşmıştır. Zaten nazizm ve faşizm de devleti ululayan ideolojilerdir. Öte yandan dünyada burjuvazinin çıkarlarının tehlikeye düştüğü her ülkede askeri darbeler gerçekleştirilmiş ve politik farklılıklar şiddet yoluyla törpülenmiştir. Zira patron sınıfının, kendi çıkarlarını tehdit eden politik fikirlere özgürlük vermesi, ancak bu fikirler çok marjinal hale getirilmişse mümkündür. Dinler, devletçi akımlar ve kapitalistler sınıfı politik özgürlüğü ihlal etmektedir.


Ekonomik özgürlük: Bireyin, kendini geçindirebilecek bir iş sahibi olabilmesine vurgu yapar. Bu vurgu, bireyin bir iş sahibi olabilmesi ve bu işten elde ettiği kazancın kendini geçindirmeye yetmesi öğelerini içerir. Ekonomik özgürlük olmadan hiçbir özgürlüğün olamadığını herhalde herkes bilir ve kabul eder. Ne var ki kapitalizmde belli bir orandaki işsizlik elzemdir ve iş sahibi olanlar da hayatlarını rahatça yaşayabilecekleri bir kazançtan yoksundur. Ülkemizde işsizlik oranı %20'ye yakındır, çalışanların önemli bir kısmı da yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Çünkü patron sınıfının karının artması için maliyetlerin(işçi ücretlerinin) düşük olması gerekir, bu da demektir ki çalışanlar en düşük ücretle en fazla saat çalıştırılmalı ve buna itiraz edenlerin yerine hemen yenisinin bulunmasına olanak veren bir işsizler ordusu yaratılmalıdır. Bunlar kapitalizmin gerçeğidir. Kapitalizm, tüm diğer özgürlüklerin temeli olan ekonomik özgürlüğü sistematik biçimde çiğner. Ekonomik özgürlük denince kapitalistin aklına mülkiyet, yağma ve talan ''özgürlüğü'' dışında birşey gelmez. Öte yandan devlet de, tam da burjuvazinin devleti oduğu için bu ekonomik özgürlüksüzlük ortamına isyan edenleri bastırmak üzere örgütlenmiştir. Din de özgürlüksüz kitleleri teselli edip avutmak için afyon görevini yerine getirir. Din, devlet ve kapitalizm, halkı özgürlüklerden mahrum etmek için birlikte çalışır.

Buraya kadar bireysel bir ekonomik özgürlükten bahsettik. Oysa ki bunun toplumsal bir boyutu da vardır ve bireysel olan ile toplumsa olan birbirini tamamlar. İş güvencesi, geniş bir sosyal güvenlik hakkı, eğitim ve sağlık hizmetlerine kolay erişim, sendikalaşma ve grev hakkı v.b. de olmazsa olmaz ekonomik özgürlüklerdir. Bu özgürlükler tanınmazsa bireylerin özgürlüğünden söz etmek mümkün olmaz ve çalışan sınıflar patron sınıfı karşısında kolayca mağdur olur.

Sosyal özgürlük: Bir insanın dilediği gibi yaşayabilmesi, yaşam tarzını istediği gibi kurgulayabilmesidir. Sosyal özgürlük varolabilmek için demokrasi kültürünün yaygınlığını, yani farklılıklara saygı ve hoşgörünün yaygınlığını gereksinir. Fakat dinler, kendi ahlak anlayışlarının dışında kalan her tür yaşam biçimini ahlaksızlık, namussuzluk ve günahkarlık olarak gördükleri için farklı olanlara saygı göstermeyi beceremezler. Öte yandan devlet de ''aileyi korumak'', ''toplumun manevi değerlerini muhafaza etmek'' v.b. düşüncelerle çeşitli yaşam biçimlerine karşı çıkmıştır. Özellikle de sol mücadelenin yükseldiği dönemlerde ''ahlaksız'' gördüğü bazı yaşam biçimlerini komünistlere has saymış ve bu akımı bitirebilmek için de gerici bir propoganda yürütmüştür. Muhafazakarlığın devletin bekasını sağlamak için kullanıldığına da pek çok kez tanık olmuşuzdur. Patron sınıfı da çıkarlarının tehlikeye girdiği durumlarda dincilerle el ele vererek, işçilerin ''manevi duygularını güçlendirme'' mücadelesine girişir ve dünyevi refah arayışına girişenleri kendi içlerine/maneviyatlarına kapanmaya çağırırlar. Din, devlet ve kapitalizm sosyal özgürlüğe engeldir. Zaten ekonomik özgürlüğünü kazanamamış bireylerin sosyal özgürlüğe sahip olup istedikleri yaşam biçimini benimseyebilmelerine olanak yoktur. Sosyal özgürlüğün de bir maliyeti vardır ve geniş kitleler bu maliyeti karşılayamayacak konumda tutuldukları için sosyal özgürlüklerden faydalanamazlar.

Davranış özgürlüğü: Bireylerin başkalarını rahatsız etmemek koşuluyla istediklerini yapabilmesini anlatır. Fakat dinin ve devletin çeşlitli törenleri ve kendilerine saygı gösterilmesi takıntısı yüzünden insanların davranış özgürlüğü sürekli olarak ihlal edilir. En açık örnekle söylersek; din adamı, devlet adamı ve komutanların ya da patronunun önünde önünü iliklememe özgürlüğüne kimse sahip olamamaktadır. Hiyerarşinin bu denli yüceltildiği yerde davranış özgürlüğü olabilir mi? Günümüz toplumsal hirerşisinin en üst basamaklarında da devlet adamları, ordu komutanları, din adamları ve patronlar yer almaktadır. Varolmayan bir tanrıya karşı çıkmak kolaydır; peki gerçek 'tanrılara' karşı çıkmaya kaç kişi cesaret edebiliyor? Allah'a boyun eğmeyen ama patronuna yalakalık etmekte, komutanı karşısında hazırolda durmakta sakınca görmeyen insanlar gerçekten de özgür müdür?

Bu kısa irdelemeden açıkça gördüğümüzü umuyorum ki, devletler, dinler ve patronlar insanların tam bir özgürlüğe erişmelerinin önünde engeldir. Dolayısıyla özgürlük, ne askeri vesayet rejimi ve bürokrasiyi ululayan ulusalcıya, ne devlete tapan faşiste, ne mollaya boyun eğen dinciye, ne de patronuna kulluk eden işbirlikçi liberale ait bir kavram değildir. Özgürlük, bunların elinden ve dilinden kurtarılmalıdır. Özgürlüğü sonuna kadar savunduğumuzda varacağımız yer komünizmdir. Bizler baskıcı devlete, dine ve kapitalizme özgürlüğü sonuna kadar yaşayabilmek için karşı çıkıyoruz.

jadi
25-09-2011, 15:57
En cok merak ettigim soru su: Sen simdi bireylerin dini ozgurluk taleplerine karsimisin? Dinler temel olarak ozgurluk onunde bir engel oldugu icin, dindarlara baski mi yapilmasi gerekir?

Jolly Jocker
25-09-2011, 16:02
En cok merak ettigim soru su: Sen simdi bireylerin dini ozgurluk taleplerine karsimisin? Dinler temel olarak ozgurluk onunde bir engel oldugu icin, dindarlara baski mi yapilmasi gerekir?
Baskı yapılmasını savunsaydım bir baskı aygıtını(devleti) de savunuyor olurdum. Oysa yazımdan açıkça görülüyor olmalı ki devlete de karşı çıkıyorum sevgili arkadaşım. :)

Ben inançlara asla baskı yapılmaması taraftarıyım. Özgürlük zorla kazandırılamaz çünkü. Gönüllü olarak kazanılabilir ancak. Baskı, dindar kişiyi daha da yobazlaştırmaya hizmet eder zaten. Fakat baskıcılığa karşıyız diye eleştiri hakkımızı da yutacak değiliz. Söz ve yazıyla, insanlarla yüz yüze temasla herşeyi eleştireceğiz. Dinlerini de. Dinlerdeki, dinlerin içine sinmiş bulunan tektipçi ve baskıcı anlayışı kıyasıya eleştireceğiz. Ta ki onlar da birşeyleri fark edene kadar.

Khaos
25-09-2011, 16:08
küçük bir katkıda bulunmak isterim..

tüm bu özgürlükler aslında birbirinden ayrıştırılamaz bir bütündür.

sömürüye dayalı üretim biçimi veri olduğu müddetçe bu özgürlüklerden bahsedilmesi de mümkün değildir.

bu durumda insanın özgürleşmesinin ancak sınıfsız bir üretim biçiminde mümkün olduğu görülür.bu da üretim araçları üzerindeki mülkiyetin topluma devredilmesiyle mümkün olabilir.

kapialist/emperyalist üretim biçimiyle çelişkiye girmeden özgürlükten bahsedenler martaval okuyan sahtekarlardır.

jadi
25-09-2011, 16:17
Sosyalizm olmadan ozgurluk konusulamayacaksa, yakin bir gelecekte de bu tip bir sistem degisikligi gorulmedigine gore, bu tip basliklarin hepsini silelim bence. Zaten ozgurlukculer martaval okuyucudur, yakin tartihteki toplu katliamlardan bahsedersen de bos teneke oluyorsun. Tek mevzumuz kapitalizm olmali. Ilaveten, anti-kapitalist devrim ugruna yapilan her turlu baski ve zulum mubahtir. Buna karsi cikilmamali


Boyle dusunen sahislar bol miktarda var. Neyseki taraftarlari yok denecek kadar az

Jolly Jocker
25-09-2011, 16:24
Sosyalizm olmadan ozgurluk konusulamayacaksa, yakin bir gelecekte de bu tip bir sistem degisikligi gorulmedigine gore, bu tip basliklarin hepsini silelim bence. Zaten ozgurlukculer martaval okuyucudur, yakin tartihteki toplu katliamlardan bahsedersen de bos teneke oluyorsun. Tek mevzumuz kapitalizm olmali. Ilaveten, anti-kapitalist devrim ugruna yapilan her turlu baski ve zulum mubahtir. Buna karsi cikilmamali
Sosyalizm = Özgürlük diye bir iddiam yok. Sosyalizm özgürlük için gerek şarttır ama yeter şart değildir. Her sosyalizm denemesi ille de özgürlükçü olacak diye birşey yok. Bunu SSCB'den de gördük zaten. Ama tam bir özgürlük ancak sosyalizmle elde edilebilir. Çünkü sınıf ayrımları sürdükçe alt sınıfların ezilmişliği ve köleliği de sürecektir. Böyle bir sosyal formasyonda da özgürlükten bahsetmek abes olur. Sosyalizm ya da özgürlük için geçmişte baskıcı, kıyımcı eylemler yapıldı. Bunlar yanlıştı. Bunları bizler de eleştiriyoruz. Bizler sadece sınıf ayrımlarına değil, devlete de karşı çıkıyoruz. Bu noktayı atlamamalısın.

Sosyalizm adına hareket edip baskıcı, despotik, kıyımcı uygulamalara yönelen devletçileri sosyalist olarak da görmüyoruz zaten. O tür işlere girişenlerin tümü devletçidir. Devletçi perspektifleri yüzünden o işlere girişmekte sakınca görmediler. Ama ben yazımda devletçiliği de eleştiriyorum değil mi?

Khaos
25-09-2011, 16:34
gerek şart ile yeter şart ayrımının ne olduğunu bilemeyen boş tenekelere önce,;
neden ancak sosyalist bir altyapıdan sonra bir bütün olarak özgürlüğün varolabileceğini anlatmak gerekir.

kapitalist/emperyalizm veri olduğu müddetçe,
uluslararası ölçekte sümüren ulusların,
sınıflararası ölçekte sömüren sınıfların,
bireylerarası ölçekte sömüren bireylerin özgürlüğünden bahsedilebilir.

eğer özgürlük imtiyazlı ulusların,sınıfların,bireylerin değilde,
tüm insanlığın paylaşabileceği bir şey olacaksa,
özgürlük bir bütün olacaksa
hadi siz söyleyin kapitalist/emperyalizm veri olduğu müddetçe bu nasıl olacak.

bazıları için özgürlük, örümcek beyinlilerin bilim düşmanlığı yapabilme hakkı galiba.

jadı sen gerici fikirlerini kendine sakla.

hala daha antikapitalist devrim uğruna her türlü baskıyı mubah görmekten bahsediyorsun.
bu iğrenç demogoji ve i,ftiralarından vazgeçmediğin müddetçe senin boş teneke olduğunu deşifre etmeye devam edeceğim.

işte sana soru.
bu soruya cevap vermeye kalktığında nasıl bir boş teneke olduğun ortaya çıkacak.

üretim araçları üzerindeki mülkiyet ortadan kalkmadan hangi özgürlükleri nasıl kimler yaşayacak.
bütün insanlığın özgürlükleri bütün olarak yaşaması nasıl mümkün olacak.
hadi çözüm üretsene.

jadi
25-09-2011, 16:36
Sosyalizm = Özgürlük diye bir iddiam yok. Sosyalizm özgürlük için gerek şarttır ama yeter şart değildir. Her sosyalizm denemesi ille de özgürlükçü olacak diye birşey yok. Bunu SSCB'den de gördük zaten. Ama tam bir özgürlük ancak sosyalizmle elde edilebilir. Çünkü sınıf ayrımları sürdükçe alt sınıfların ezilmişliği ve köleliği de sürecektir. Böyle bir sosyal formasyonda da özgürlükten bahsetmek abes olur. Sosyalizm ya da özgürlük için geçmişte baskıcı, kıyımcı eylemler yapıldı. Bunlar yanlıştı. Bunları bizler de eleştiriyoruz. Bizler sadece sınıf ayrımlarına değil, devlete de karşı çıkıyoruz. Bu noktayı atlamamalısın.

Sosyalizm adına hareket edip baskıcı, despotik, kıyımcı uygulamalara yönelen devletçileri sosyalist olarak da görmüyoruz zaten. O tür işlere girişenlerin tümü devletçidir. Devletçi perspektifleri yüzünden o işlere girişmekte sakınca görmediler. Ama ben yazımda devletçiliği de eleştiriyorum değil mi?
Eger arzu ettigin tarzda bir devrim veya en azindan sistemin kokten degisimi olacaksa bunu halk yapacaktir zaten, sadece o yapabilir yani. Sen bireylerin ozgurluklerine, yasam haklarina, sosyolojik ve psikolojik ihtiyaclarina onem vermezsen, "onlarin akli ermez, en dogrusunu sadece ben biliyorum" diyerek baski yapmaya kalkarsan, aslinda gercek degisim potansiyelini barindiran topluma cok olumsuz bir zarar vermis olursun.

O yuzden bazen en basitinden insan yasamina bile deger vermeyen kisilerin, sosyalizm diye boyle yeri gogu yikmasi bana biraz ters geliyor. Seni kastedmiyorum fredie

Jolly Jocker
01-10-2011, 10:17
Eger arzu ettigin tarzda bir devrim veya en azindan sistemin kokten degisimi olacaksa bunu halk yapacaktir zaten, sadece o yapabilir yani. Sen bireylerin ozgurluklerine, yasam haklarina, sosyolojik ve psikolojik ihtiyaclarina onem vermezsen, "onlarin akli ermez, en dogrusunu sadece ben biliyorum" diyerek baski yapmaya kalkarsan, aslinda gercek degisim potansiyelini barindiran topluma cok olumsuz bir zarar vermis olursun.
Bakunin'in güzel bir sözü var; ''Sosyalizm olmadan özgürlük adaletsizliktir; özgürlük olmadan sosyalizm köleliktir'' diyor. Leninizmin genel kavranışında öncülük düşüncesi bulunur. Kısaca ve kabalaştırarak söylersek; ''Biz sınıfın öncüleriyiz, daha ileri bir bilinç seviyesindeyiz, devrimden sonra devleti biz yönetecek ve sınıfı aydınlatacağız'' diye özetlenebilecek bir zihniyet mevcuttur. Sınıfa tepeden bakan, toplum mühendisi, otoriteryan bir zihniyettir bu. Yanlıştır. Devrimcilikte asıl önemli olan, öncülerin sınıfın içine girmeleri ve sınıfı bilinçlendirmeleridir. Devrimciler işçi sınıfını yönetmeyi değil, işçi sınıfını kendini yönetir hale getirmeyi hedefler. Öbür türlü özgürlükten bahsedemeyiz zaten. Ben gelenekçi bir sosyalist değilim. Özgürlükçü sosyalistim. ''Bunlar anlamaz'' türünden bir bakış açısını paylaşmam. Zaten özgürlük için, sosyalizm için herkesin ayaklı kütüphane olmasına gerek yok. Bunlar yaşayarak, deneyerek yerleşiklik kazanır. Ve her zaman söylediğimiz gibi, sosyalizm kitlelerin eseridir.

O yuzden bazen en basitinden insan yasamina bile deger vermeyen kisilerin, sosyalizm diye boyle yeri gogu yikmasi bana biraz ters geliyor. Seni kastedmiyorum fredie
Stalinizmin teoriyi kavrayışında, komünizm ileride ulaşılacak bir amaç gibi görülür. O amaca ulaşana dek toplumda askeri seferberlikleri andıran bir adanmışlık hedeflenir. Bu da özgürlüğü yok eder, bürokrasi ve katı bir hiyerarşiye yol açar, sonunda imtiyazlı zümreler ve yozlaşma gelir ve sonuç çöküş olur. Stalinistler marksizmi erekselci bir bakış açısıyla değerlendirmiş ve yanlışa düşmüşlerdir. Komünizm ulaşılacak bir cennet değil, bugünden nüveleri atılacak bir yaşam pratiğidir.