PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Büyük Ortadogu Projesi Nedir?


sargon
18-11-2011, 17:19
Yillardir duyup duruyorum, kisaca BOP diye geciyor. Ne oldugunu bir türlü tam olarak anlayamadigim birsey. Sitesini (http://www.buyukortadoguprojesi.com/) de yapmis birileri. Bir Kürdistan var, Irak parcalara ayrilmis. Projeden sözedenler hep nefretle sözediyorlar, demek ki kötü birsey. Bazen de ilimli islam projesi diye geciyor. Ortadoguda ilimli islam devletleri yaratilacak, laik rejimler yikilip yerine ilimli islami rejimler gecirilecek gibi seyler duyuyorum. Wikipediye bakarsak, ki en dogrusu o gibi, ABD Baskani Bush zamaninda müslüman ülkelere demokrasi ihrac edilme projesi olarak lanse edilmis bir proje.

Zaten bu anti-emperyalizm konusu spekülasyon yapmaya felaket uygun bir konu oldugu icin, herkes bu BOP üzerine de kolayca spekülasyon yapabiliyor. Hepsinde birilerinin kötü planlari falan var. Insan bu kötülükler denizinde ne yapacagini sasiriyor.

Bir de BOP Esbaskanligi diye birsey duyuyorum. Recep Tayyip Erdogan BOP Esbaskani imis. En azindan Devlet Bahceli (http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=272212) ve bir dizi insandan bunu duymuslugum var. Bu tür inanca dayali konularin kolay kolay altindan kalkilmaz, biliyorum ama, ben yine de bir comak sokayim dedim.

Kücük internet arastirmamdan sunlari cikariyorum: 11 Eylül saldirilarindan sonra Bush iktidari terörizmi destekleyen ülkelerde rejimleri degistirmeye dönük bir proje planliyor. Daha dogrusu ortada somut birsey yoktur, bircok sey danismanlarin kafasindadir, ama ortalikta bir sürü iddia dolasmaya basliyor. 2004 yilinda olay somutlasir. G8 zirvesi (http://en.wikipedia.org/wiki/30th_G8_summit)nde bu konu konusulur. Bu zirveye 7 ülkenin disinda davet edilen 12 ülke daha vardir. 3 ülkeden olusan bir "Demokrasi Yardim Diyalogu" grubu olusturulur. Bu ülkeler Italya, Yemen ve Türkiye'dir. "Demokrasi Yardim Diyalogu" bu ülkelerle ilgili calismalari yürütecek olan birer sivil toplum örgütü belirleyeceklerdir. Bu örgütler de bir dizi seminerler düzenlerler. 3 ülkede bu projeyi yürütmekle görevlendirilen örgütler sunlar

Türkiye - Eczacibasinin kurucusu oldugu TESEV
Italya - No Peace without Justice
Yemen - Human Rights Information and Training Center

Bu kuruluslar konferanslar, toplantilar vb. düzenlerler. Basliklar daha cok su tür konularda:

- Kadinin kamusal hayata katilimin güclendirilmesi
- cinsiyet esitligi
- siyasi katilim
- demokratik dönüsümler
- sivil toplum örgütleri

Kaynak (http://metu.academia.edu/BayramSinkaya/Papers/926229/BUYUK_ORTADOGU_PROJESI_VE_TURKIYE_AK_PARTININ_PERS PEKTIFI)

TESEV'in bu cercevede yaptigi etkinlikler asagidaki linkte var. Gördügüm kadariyla etkinlikler 2005'te baslayip 2008'e kadar sürmüs, sonra kesilmis.

http://www.tesev.org.tr/default.asp?PG=DPL03TR02

Yani ortada gizli sakli yada kisiye özel bir sey degil, Türkiye'nin de katilmis oldugu bir proje var.

Benim anlamadigim sey su: Bir dizi seminer örgütlemek, kitap cikarmak ve birtakim benzer faaliyetlerden olusan bir etkinlik icin neden koca G7'de karar verilmis. Ortada görülen üc bes toplanti, kitap falan. G7'dekilerden bir tanesinin bütcesinin yüzbinde biri ile bunlarin hepsi yapilir.

Ya verilerde bir eksiklik var, ya da ben tam anlayamiyorum.

Ha, bu arada Kemal Kilicdaroglu'nun TESEV kurucularindan bir oldugu ortaya cikti, ben de anlamadiklarimi bir daha tekrar etmis oldum.

Anlamadiklarim:

- Ulusalcilardan, MHP'ye, kimi sosyal demokratlardan, kimi islamcilara ve kimi sol gruplara kadar bir dizi insan neden bu kadar hisimla BOP, BOP deyip duruyorlar, anlayamiyorum.

- Birkac seminer, birkac kitaptan falan olusan bir ise G7 neden karar verir, anlayamiyorum.

- Kemal Kilicdaroglu'nun TESEV kurucusu olmasi neden bu kadar sasirtici bir olaydir, onu da anlayamiyorum.

Ozetlersek
Anladiklarim:

- Uluslararasi anlasmalarin, yada birkac ülke arasindaki anlasmalarin kimisi iyidir, kimisi kötüdür. Ornegin nükleer silaha karsi yapilan bir anlasma, yada personel mayinlara karsi yapilan anlasmalar iyidir, desteklerim.

- Yukardaki projede de ben kötü bir yan göremedim. Eger varsa, bana gösterilirse karsi cikarim.

Simdilik anladiklarimdan yola cikarak anlayamadiklarimi cözmeye calisiyorum, ama herhalde bol spekülasyonlu ve hararetli bir tartisma bu..

murted
18-11-2011, 17:33
Bir de BOP Esbaskanligi diye birsey duyuyorum. Recep Tayyip Erdogan BOP Esbaskani imis. En azindan Devlet Bahceli ve bir dizi insandan bunu duymuslugum var.

http://www.youtube.com/watch?v=19ePFuDFBFQ

sargon
18-11-2011, 19:31
murted, ne demek istedigini anlamadim? Türkiye, Yemen ve Italya ile birlikte esbaskan. Recep Tayyip Erdogan degil. Türkiye gizlice esbankanlik yapiyor falan da degil. Bunda garip olan ne var? Türkiye G7'ler toplantisinda iki ülke ile birlikte esbaskanlik görevi aldigi icin, Recep Tayyip Erdogan neden Cankaya'ya cikamiyor? Aradaki baglanti nedir?

sargon
18-11-2011, 19:41
Yani sunu demek istiyorum, bazi partiler Türkiye G7'de yaptigi anlasmadan cekilsin diye bir kampanya yapsa bunu anlarim, ama öyle bir sunum yapmaya calisiyorlar ki, sanki adam tek basina ayip bisey yapmis gibi. Sunumun kendisi hatali, ama sorun bu degil, yazdiklarimi serinkanli oku, tabi tamamini ve bilgilerinden yararlanmak isterim.

murted
18-11-2011, 19:46
@sargon

Bir de BOP Esbaskanligi diye birsey duyuyorum. Recep Tayyip Erdogan BOP Esbaskani imis. En azindan Devlet Bahceli ve bir dizi insandan bunu duymuslugum var.

En azından bazı insanlardan bunu duyuyorum demişsin ya, konuya katkısı olsun diye onlardan evvel kendisinin de bunu bizzat dile getirdiğini gösteren bir video astım. Yoksa videonun vermeye çalıştığı mesaj ile konuyu ilişkilendirmek gibi bir niyetim yoktu. Sadece başbakanın konuştuğu kısım bizi ilgilendiriyor özetlen.

Ps: Son mesajını şimdi gördüm. Anladım mevzuyu. Videodan itibaren temizleyelim istersen son iletileri.

Sangre
18-11-2011, 20:15
Ben de anladıklarımı özet olarak yazayım.

ABD ve AB'nin resmi kurumlarının ve onlardan kısmen veya tamamen bağımsız olarak hareket eden insan hakları ve demokrasi yanlısı sivil toplum kuruluşlarının bazı ortak amaçları var.

Resmi kurumlar daha çok terörizm tehlikesi, piyasaların küreselleşmesi ve enerji kaynaklarının yetersiz hale gelmesi konularında radikal İslami örgütlere destek veren, otoriter ve kısmen bağımsız yönetimlerden rahatsızlık duyarken, sivil toplumcuların nedenleri insan hakları, demokrasi eksikliği, islami şiddet gibi daha insani nedenlere dayanıyor.

Bu durumdan dolayı gerektiğinde resmi kurumlar ve sivil toplum birbirleriyle ilişki kurup, beraber hareket edebiliyorlar.

X veya y ülkesi olup olmaması pek önemli değil açıkçası.. Sivil toplumcular bu çalışmalarını her ülkede yürütüyorlar zaten. (Tabii resmi kurumlarca finanse edilenler değil)

Ama resmi kurumlar piyasaların açıklığı, enerji kaynaklarının kontrol altına alınması, kendisine karşı bir tehdit olup olmaması gibi konularla daha çok ilgileniyorlar.. Bu yüzden de ilgi ve odağını belli coğrafyalara yönlendiriyorlar.. Bu sebeple de, gerekirse çıkarları uğruna uluslararası hukuku çiğneyebiliyorlar.

Resmi kurumların bu harekete destek olmaktaki kendi çıkarını düşünen 'sınırları', kendi iç plitikalarına da çoğu zaman yansır zaten.. Örneğin ABD'nin kendi baharına dahi tahammülü olmaması, eylemcilerin polis şiddetine maruz kalmaları vs. bunu gösteriyor.

Bir de Ulusalcıların iddialarının aksine, uğraştıkları laik rejimler değil radikal islami hareketlerdir.. Düne kadar tüm Baas rejimleriyle çok yakın ilişkiler vardı.. Ne zaman ki halk hareketlerinin bu laik ama otoriter rejimleri devireceğini, sonun kaçınılmaz olduğunu gördüler, bari yeni kurulacak 'ılımlı' rejimle aram iyi olsun dediler.. Ve bu hakaretlere destek verdiler.

Bu proje konusunda yazılmış makaleler var.. orada laiklerin özellikle desteklenmesi, fakat piyasa karşıtı anti-emperyalist milliyetçilerden uzak durulması gerektiği felan belirtiliyor.. Radikallerin yerine ılımlı, hoşgörülü müslümanlarla ilişki kurulması gerektiği felan yazıyor.

Ben bu tür konularda, hareketin her hangi bir yanlışlığını, sorununu görmüyorum açıkası.

Fakat ne zaman hukuk dışı olarak o ülkenin insanlarının zarar göreceği bir durum olursa, burada bir sorun görürüm.

Khaos
18-11-2011, 21:42
bop zaten resmi olarak yeni amerikan yüzyılı politikasının adı olarak sunulur.
1997 ye dayanır.

bana sorarsanız temelleri çok daha öncesine iran devrimine kadar geri götürülebilir.
bazı kaynaklarda ise 11 eylüle atfedilerek ortaya konur.

siz hangi bakış açısıyla nasıl temellendirirseniz temellendirin,
sonuçta bir gerçek var.

bu abd hükümet politikasıdır.

uluslararası emperyalist kapitalist hegemonyanın tepe ülkesinin politikasından bahsederken,
aman çok cici heryere demokrasi getirecekler türünden bir aymazlığa kapılmamak gerekir.

evet bu bölge yarı feodal.
bu bağlamda demokratikleşme=ilericilik olarak kolayca lanse edilebilinir.

ancak olup biten islamın protestanlaşmasını sağlayarak bölgeyi hem radikal islama ve hem de sosyalizme karşı aşılamak ve uluslararası emperyalizme eklemlemekten ibarettir.

Neva
19-11-2011, 00:16
Soguk savas sonrasi, ABD tarafindan yeni dunya duzeninin bicimlenmesindeki etaplardan birinin kisa adi da denebilir BOP icin..

frodo
19-11-2011, 00:19
Rice 2004 yılında projeyi anlatırken "Fas'tan çin sınırına kadar 22 ülkenin siyasi ve ekonomik coğrafyasının değiştirilmesi" demiş.

Bu değişikliğin nasıl olduğunu izliyoruz.

Tüm bu "değiştirilme" işlemini kimimiz demokrasi baharı kimimiz de emperyalizmin dünyayı yeniden biçimlendirmesi olarak değerlendiriyoruz.

Olay budur.

Neva
19-11-2011, 00:33
CIA tarafindan hazirlanan Global Egilimler 2015/NIC 2020 vs. raporlari.. Goz atmakta fayda var.

http://www.dni.gov/nic/special_globaltrends2010.html

jadi
19-11-2011, 01:58
D.O.P iyidir veya kotudur ama kesin olan sey kesinlikle ulusalcilarin lanse ettigi gibi bisey degildir. En azindan ortadogu halklarinin durumu eskisine nazaran iyilesecektir. Herseyi yaptiklari gibi bunu da kendi siyasi emellerine alet etmek istiyorlar o kadar diyim

bodos
19-11-2011, 15:51
Rice 2004 yılında projeyi anlatırken "Fas'tan çin sınırına kadar 22 ülkenin siyasi ve ekonomik coğrafyasının değiştirilmesi" demiş.

Bu değişikliğin nasıl olduğunu izliyoruz.

Tüm bu "değiştirilme" işlemini kimimiz demokrasi baharı kimimiz de emperyalizmin dünyayı yeniden biçimlendirmesi olarak değerlendiriyoruz.

Olay budur.

Hakkaten öyle mi demiş?

Oku bakalım hakkaten öyle mi demiş:

http://www.iraqwatch.org/government/US/WH/us-wh-rice-wp_oped-080703.htm

Hatta ben bunu zamanında çevirmiştim.

Buyur oku İngilizcen yoksa:


Ortadoğuyu Dönüştürmek

Dr. Condoleeza Rice
Milli Güvenlik Danışmanı

Birleşik Devletler Beyaz Saray

The Washington Post
7 Auğustos, 2003

İkinci Dünya Savaşı'nın sonuçlanmasından hemen sonra, Amerika kendini Avrupa'nın uzun vadede dönüştürülmesine adadı. Savaşın geride bıraktığı ölüm ve yıkımı (ki yüzbinlerce Amerikalı da dahil olmak üzere) gözönüne alan devlet adamlarımız bir daha savaşın düşünülmeyeceği bir Avrupa'yı yaratmak üzere işe koyuldular. Biz ve Avrupa'nın insanları kendimizi bir demokrasi ve refah vizyonuna adadık ve beraberce bu işte başarılı olduk.

Bugün Amerika ve müttefiklerimiz olarak kendimizi dünyanın başka bir yerinin uzun vadede dönüştürülmesine adamalıyız: Ortadoğu'nun. Öyle bir bölge ki 22 ülkesi ve toplam 300 milyon nüfusu ile Ortadoğu'nın toplam gayri safi yurtiçi hasılası 40 milyon nüfuslu İspanya'nınkinden daha az. Arap entelektüellerin politik ve ekonomik "özgürlük açığı" adını koyduğu şey bu ülkelerin geri kalmasının sebebidir. Pek çok bölgede, umutsuzluk hissi, nefret ideolojilerinin yeşermesi için uygun ortam hazırlıyor ve insanların üniversite eğitimi, kariyer ve aile yetiştirmek peşinde koşmaktan vazgeçip kendilerini patlatmaya (ve bunu yaparken kendileriyle birlikte mümkün olduğunca masum canı da almalarına) özenmelerine onları ikna ediyor.

Bu bileşenler bölgesel istikrarsızlık reçetesidir -- ve Amerikan güvenliğine karşı devamlı bir tehdit oluşturmaktadır.

Bizim amacımız Ortadoğu'da daha fazla demokrasi, tolerans, refah ve özgürlük için ilerleme isteyen Ortadoğu'lularla beraber çalışmaktır.

Başkan Bush'un Şubat'ta dediği gibi, "Dünya'nın çıkarı açıkça demokratik değerlerin yaygınlaşmasında yatar, çünkü istikrarlı ve özgür ülkeler cinayet ideolojileri üretmezler. Bunun yerine daha iyi bir hayata barışçı bir şekilde ulaşmaya uğraşmayı teşvik ederler."

Açıkça ortaya koyalım: Amerika ve Koalisyon Irak'la savaşa girdi çünkü Saddam Hüseyin'in rejimi Birleşik Devletler'e ve Dünya'ya karşı bir tehdit oluşturuyordu. Bu öyle bir rejimdiyki, kitle imha silahlarına sahip olmuş, bunları geçmişte kullanmış ve hala bunları elde etme peşinde koşan; terörle bağlantıları olan; iki kere başka ülkeleri istila etmiş; uluslararası toplumu ve 12 sene içinde 17 BM kararını hiçe saymış -- ve hiçbir zaman silahsızlanmayacağına ve Dünya'nın haklı talepleri karşısında hiçbir zaman uyum göstermeyeceğine dair her türlü işareti vermiş bir rejimdi.

Bugün bu tehdit ortadan kalkmıştır. Ve Irak'ın özgürleştirilmesiyle Ortadoğu için bölgede ve devamında dünyada güvenliği güçlendirecek olumlu bir gündemi ilerletmek için özel bir fırsat doğmuştur. Daha şimdiden İsrailliler ve Filistinliler arasında barış görüşmelerine devam etmek üzere bir bağlılık göstereceklerine dair deliller görmekteyiz.

HAziran'daki Kızıl Deniz Zirvesi'nde, İsrailliler, Filistinliler ve komşu Arap ülkeleri, Başkan'ın çizdiği vizyon etrafında birleştiler -- bu vizyon iki devletin yani İsrail ve Filistİn'in yanyana barış ve güvenlik içinde yaşamasının vizyonudur. İsrail liderleri gitgide anlıyorlar ki, Filistinliler'in barışçı, demokratik ve terörle savaşmayı ilke edinmiş tutarlı bir devletle kendi kendilerini yönetmeleri İsrail'in çıkarınadır. Filistinli liderler gitgide anlıyorlar ki, terör, Filistin devletine giden yolda bir araç değil, tam tersi bu yoldaki en büyük engeldir.

Saddam Hüseyin'in rejiminin sonu, bölgede zaten halihazırda devam etmekte olan ilerlemeyi sağlamlaştırıyor. Arap entelektüelleri Arap liderlerinden özgürlük açığını ele almalarını istiyor. Bölgesel liderler, iç reform, daha çok politik katılım, ekonomik açıklık ve serbest ticareti savunacak yeni bir Arap bildirgesi yayınlamaktan bahsediyor. Fas'tan İran Körfezi'ne, ülkeler politik ve ekonomik açıklığa doğru samimi adımlar atıyor. Birleşik Devletler bu adımları desteklemektedir, ve bölgedeki dostlarımız ve müttefiklerimizle daha fazlası için beraber çalışacağız.

Saddam'ın haydut rejiminin yerine, adil ve uygar olacak, ve demokratik ilkeler üzerine kurulacak bir Irak devleti kurulacağı zaman ise bu amaçta daha da fazla fırsatlar doğacak. Nasıl demokratik bir Almanya bugün bütünleşmiş, özgür ve barış içinde bir Avrupa'nın kilit noktası olmuştu, aynı şekilde dönüşmüş bir Irak da, nefret ideolojilerinin yeşermediği çok farklı bir Ortadoğu'nun anahtar unsuru olabilir. Ve asıl savaş operasyonlarının son bulmasının üzerinden geçen 100 gün içinde Irak halkı ülkesini sahiplendi ve daha umut dolu bir geleceği hazırlamaya başladı. Özgürlüğe doğru olan bu geçiş devam ettikçe, Amerika, Iraklılar'ın daha fazla güvenlik ve daha fazla fırsat elde etmelerine yardım etmek için diğer ülkelerle birlikte çalışacak.

Ortadoğu'nun dönüşümü kolay olmayacak, ve zaman alacak. Bu amaç Amerika'nın, Avrupa'nın ve bütün özgür ülkelerin geniş bir katılımı ile bölgede bizim gibi insan özgürlüğünün gücüne inananlarla tam bir ortaklık içinde çalışmalarını gerektiriyor. Bu öncelikli olarak askeri bir katılım değil, ve ülkesel gücün bütün boyutlatını (diplomatik, ekonomik ve kültürel) ele almamızı gerektiriyor. Mesela, Başkan Bush, bizleri somut projelerle daha iyi bir geleceği hazırlamak üzere bir araya getirmek için Ortadoğu Ortaklık İnisiyatifi'ni başlattı. Bunun ötesinde, bölge insanını genişleyen bir fırsat dairesine taşımak için on yıl içersinde bir ABD-Ortadoğu serbest ticaret alanı yaratmayı önerdi.

Bütün problemlerine rağmen Ortadoğu büyük bir potansiyele sahip bir bölgedir. Dünyanın büyük dinlerinin üç tanesi bu bölgede doğmuştur ve ruhani merkezleri bu bölgededir, ve gene dünyanın en eski öğrenim, tolerans ve ilerleme merkezlerindendir. Bu bölge kendilerine daha fazla politik ve ekonomik özgürlük ve daha önemlisi daha fazla modern eğitim bahşedildiğinde çağımızın ilerlemesine tamamen katılım gösterebilecek yetenekli ve becerikli insanlarla doludur.

Amerika Ortadoğu insanlarının gerçek potansiyellerine ulaşmalarına yardım etmeye kararlıdır. Bölge insanı için daha fazla özgürlük ve fırsat istediğimiz için, ve tabii ki Amerika insanı için daha fazla güvenlik istediğimiz için harekete geçeceğiz.

bodos
19-11-2011, 16:00
Bu konuyla yakından bağlantılı olarak..

Irak savaşı ne diye 1 sene değil 10 sene sürdü.

Ne diye iç savaşın kıyısından dönüldü.

Anlamak için Zerqawi'nin Bin Ladin'e yazdığı mektubu okuyalım:

http://www.military.com/NewContent/0,13190,Defensewatch_021704_Letter,00.html

Bu hasta adamın hain planlarını çevirmedim. Bir ara çevirirsem yazarım.

Rice 2004 yılında projeyi anlatırken "Fas'tan çin sınırına kadar 22 ülkenin siyasi ve ekonomik coğrafyasının değiştirilmesi" demiş.

Bu değişikliğin nasıl olduğunu izliyoruz.

Tüm bu "değiştirilme" işlemini kimimiz demokrasi baharı kimimiz de emperyalizmin dünyayı yeniden biçimlendirmesi olarak değerlendiriyoruz.

Olay budur.

http://www.google.ca/search?q=Rice+2004+y%C4%B1l%C4%B1nda+projeyi+anlat %C4%B1rken+%22Fas%27tan+%C3%A7in+s%C4%B1n%C4%B1r%C 4%B1na+kadar+22+%C3%BClkenin+siyasi+ve+ekonomik+co %C4%9Frafyas%C4%B1n%C4%B1n+de%C4%9Fi%C5%9Ftirilmes i%22+demi%C5%9F.&ie=utf-8&oe=utf-8&aq=t&rls=org.mozilla:en-US:official&client=firefox-a#hl=en&client=firefox-a&hs=U6r&rls=org.mozilla:en-US:official&sa=X&ei=iArITteMH6WniQK-vYX9Dw&sqi=2&ved=0CBYQvwUoAA&q=Condoleezza+Rice+Bop+ile+Turkiye+dahil+22+ulkeni n+sinirlari&spell=1&bav=on.2,or.r_gc.r_pw.,cf.osb&fp=10539f2b624eed6&biw=1344&bih=593

Khaos
19-11-2011, 17:41
bodos

sana yazı başına mı ödeme yapıyolar.
3 mesaj yazmana gerek yoktu.
görevinin gereğini bir mesajda da anlatabilirdin.

bu masalı 300 yıldır seyrediyoruz.
emperyalizm sürekli bir yerlere özgürlük ve demokrasi getiriyor.
sonra bakıyoruz; getirdiği özgürlük ve demokrasi doğal kaynakların ve pazarın sömürülmesinden,
insanların sermayeye kul edilmesinden
direnmeye kalkanların ise
kitlesel olarak yokedilmesinden başka bişey değil.
bu anlattıklarımı ısrarla kemalistlerin söylemlerine benzetmeye kalkacaklarını gayet iyi biliyorum.

aslında sırf buna önlem olsun diye
öncelikle kemalizmin bu emperyalist oyunla şu ana kadar nasıl da uyumlu olduğunu anlatmak gerekirdi belki de.

şu an buna vaktim yok.

bodos
19-11-2011, 18:01
"pazar sömürmek" bir kavram daha öğrendim :D

türk işi sosyalistlik oluyor galiba bu?

Khaos
19-11-2011, 18:21
"pazar sömürmek" bir kavram daha öğrendim :D

türk işi sosyalistlik oluyor galiba bu?

sen boşver türk işi sosyalistliği
benimki laz işi, türk işi değil.

teklifim hala geçerli.
hatırlıyosun dimi teklifimi.

c m
19-11-2011, 18:32
BOP ilk zikredildiğinde araştırdığımda çıkardığım sonuç, kapitalizmin Ortadoğu ülkelerinde tam bir siyasal hakimiyet sağlamak için strateji geliştirildiğiydi. Tam bir siyasal hakimiyet çerçevesinde siyasal iktidarlar, yerelinden uluslararasına kadar bütün politikalarını burjuvazinin izni ile gerçekleştirecek ve burjuvazinin belirlediği politikalarla hareket edecek diye düşünüyordum. Tabii ki siyasal hakimiyet yoluyla ekonomik ve sosyal anlamda her tür politika yürütülebileceği için pazar oluşturma ve oluşturulan pazarın sözü edilen burjuvazi tarafından sömürülmesi söz konusu olacaktı. Kapitalizm, dünyadaki hakimiyet sınırlarını genişletirken hem hedef ülkeler hem de hedef ülkelere yakın coğrafyaya sermaye ihracında bulunabilecekti. Sermaye ihracının amacı, istihdam alanları yaratmak ve elde edilen geliri sömürmekti yani durağan ve dar ekonomik yapıyı dinamik ve ülke geneline yayılan bir duruma getirerek hem ucuz emekten yaralanacak hem de genele yayılmadan kaynaklı olarak diğer gelir getirici yapılara dayanak oluşacak geliri sömürecekti. Bugün olanlara bakılınca o yöne doğru gidildiğine dair ipuçları taşıyor.

bodos
19-11-2011, 20:08
Hain emperyalistlerin sömürü planlarını ayanbeyan gören pırlanta gibi insanlarımız var çok şükür. Bize külyutturamazlar.

Bakın ben de dünkü gazeteden bir haber getireyim. Hain emperyalistlerin sömürü projelerini uygulamalarını anlatıyor:



"AKDENİZ İçin Birlik (AİB) oluşumunu hangimiz hatırlıyor?

Oysa bir dönem, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin “zengin kuzey ülkeleriyle, yoksul güney ülkeleri arasındaki diyalogu” güçlendirmek için hayata geçirilmiş Barselona Süreci yerine ortaya attığı “Akdeniz İçin Birlik” projesi bayağı konuşuluyordu.

Türkiye, önceleri “Akdeniz Birliği” diye anılan olan projeye “AB üyeliğini yerine öneriliyor” diye karşı çıkmıştı.

Sonra adı “Akdeniz İçin Birlik” oldu ve günün birinde Türkiye’nin de 43 ülkeli projeye dahil olduğunu duyduk.

Önceki gün The Marmara Oteli’nde TOBB’un ağırladığı “Euromed” toplantısında rastladığım Büyükelçi Yiğit Alpogan’dan Akdeniz İçin Birlik ile ilgili son gelişmeleri öğrendim. "

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19268621.asp

c m
19-11-2011, 20:47
Aferin ona. Uygulamaları anlatırken karşılaşılabilecek sorunları ve kimlere yararlılık sağlayacağını anlatsaydı memnun olurdum. Örneğin Mısır'a kurulan rüzgar panellerinin ilk beş yıl içinde bozulduğunu ve düzeltmenin maliyetinin ne olduğunu anlatabilirdi. Ayrıca güneş enerjisi için kurulacak yapının yansıtma etkisi nedeniyle küresel ısınmaya etki edeceğini ve elde edilecek enerjinin temel amacının Avrupa'ya enerji sağlamak olduğunu da açıklasaydı daha çok memnun olurdum. : )

frodo
20-11-2011, 01:42
Hakkaten öyle mi demiş?

Oku bakalım hakkaten öyle mi demiş:

http://www.iraqwatch.org/government/US/WH/us-wh-rice-wp_oped-080703.htm

Hatta ben bunu zamanında çevirmiştim.

Buyur oku İngilizcen yoksa:

Teşekkürler çeviri için. Bir yüksek lisans tezinde okuduğum tümcenin Rice ağzından daha geniş halini vermişsin. Anlamadığım tek şey"hakkaten ne demiş" anlayamaman . Yoksa çeviri ile uğraşırken anlamları kaçıranlardan mısın ?

Bir ülkenin siyasi ve ekonomik coğrafyasının değiştirilmesi ne anlama gelir sence ?

sargon
20-11-2011, 02:16
Basta da dedigim gibi spekülasyona cok acik bir konu. Benim istedigim sey, konuyla ilgili spekülasyonlar yapmak, buna dayali teoriler insa etmek degil. Tamam, bunlari da yapariz da önce ne oldugunu bir anlayalim istiyorum. Gördügüm sey bana anlasilmaz sekilde dengesiz geliyor. Size öyle gelmiyor mu? Dünyanin en gelismis 8 ülkesi bir araya geliyor ve bu toplantida Ortadogu'da demokrasiyi gelistirelim diyorlar. Iyi, güzel. Bunun icin 3 ülke seciliyor. Bu ülkelerde birer sivil toplum örgütü araciligi ile demokrasinin gelismesi icin etkinlikler yapilacak deniliyor. Digerlerini bilmiyoruz, ama Türkiye'de TESEV seciliyor ve hepi topu 15 tane (saydim) seminer, konferans vb. düzenleniyor. Daha önce birkac da kitap cikarilmistir demistim, onu da bulamadim. Simdi bunlarla mi Ortadogu'nun "siyasi ve ekonomik yapisi" degistirilecek. Ya dag fare dogurmus durumda, ya da benim bilmedigim baska bir takim faaliyetler de var. Bilen varsa yazsin lütfen.

Ben TESEV'in yaptigi 15 etkinlik icin ABD'nin dünya politikasi, su bu degerlendirmeleri yapmayi hic anlamli bulamiyorum. Bilgisi olanlardan rica ediyorum. Nedir bu "büyük" projeyi bu kadar büyük yapan somut faaliyetler?

frodo
20-11-2011, 02:44
Sevgili sargon Irak, Libya, Mısır,sırada Suriye ve İran var. Daha büyük bir proje mi arıyorsun ?

c m
20-11-2011, 02:54
Fikir edinmek için Orta Doğu Ortaklık İnisiyatifi'ni inceleyebilirsin...

http://mepi.state.gov/

kharon
20-11-2011, 03:03
sn.sargon,

Konu ile ilgili şimdiye kadar okuduğum en anlaşılır yazı İç İşleri Bakanlığı Araştırma ve Etütler merkezinin raporudur, (http://www.arem.gov.tr/rapor/degerlendirme/genis_ortadogu.htm)yeterli olmayabilir ama sorularınızın bir kısmına yanıt bulabileceğinizi düşünüyorum.

saygılar

Astur
20-11-2011, 03:10
Sevgili sargon Irak, Libya, Mısır,sırada Suriye ve İran var. Daha büyük bir proje mi arıyorsun ?

Hani Irak'ta ABD'nin doğrudan müdahalesi söz konusu; peki diğer örneklerdeki tüm ülkeleri, burada olan biten her şeyi neye dayanarak bir ABD projesi olarak görebiliyoruz? Bu ülkelerin içinde hiç mi sosyal dinamik yok? ABD'de bir avuç adam plan yapıyor, dünyanın başka bir ucundaki milyonlar da bunlara harfiye uyuyor mu? O planlar tıkır tıkır işliyor mu? İşliyorsa, ABD ile yıllardır fiili ya da retorikte çatışma içinde olan İran gibi ülkelerdeki rejimler nasıl ayakta, ve Batı ile yakın zamana kadar yakın ilişkileri olan Libya gibi yönetimler devrildi?

Böyle düşündüğümüzde verilere dayanan, ayağı yere basan analizlerden ziyade komplo teorileri ile iştigal etmiş oluyoruz diye düşünüyorum.


Fikir edinmek için Orta Doğu Ortaklık İnisiyatifi'ni inceleyebilirsin...

http://mepi.state.gov/

Şu linke bir bakalım:

http://mepi.state.gov/about-faq.html

Bu MEPI'nin kullandığı bütçe yaklaşık 51.5 milyon dolarlık(Tunus için 20 milyon, Mısır için 16.5 milyon, 15 milyon) bir bütçe burada yazanlar doğruysa. Bunu da -yine sitedeki bilgiler kapsamında- demokratik dönüşümü desteklemek için Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki sivil toplum kuruluşlarına verilen ödenekler ile harcıyorlar.

Bölgeyi tamamen ABD çıkarlarına uygun biçimde dönüştürdüğü iddia edilen dev bir planın bu bütçe ve yöntemlerle gerçekleştirilebileceği fikri size gerçekçi geldi mi?

c m
20-11-2011, 03:36
: )

2002'den başlayarak harcanan miktar, 580 milyon Dolar...

http://mepi.state.gov/mepi/english-mepi/funding-opportunities/apply-for-a-grant.html

Demokrasi söylemleriyle girdikleri ülkelerdeki durumu da incelemek gerekir. Tunus'ta Ennahda, şeriata dayalı liberal politika uygulayacağını belirtiyor. Libya Ulusal Geçiş Konseyi yönetimin şeriata dayalı olacağını belirtiyor. Petrolün işletilmesi konusunu da sen açıklarsın. Cezayir'de karmaşıklık halen devam ediyor. Mısır'da ordu yönetimi eline geçirmiş durumda ve süreç belirsizlik dolu. Tunus ve Mısır'daki muhaliflerin bir kısmı durumdan son derece rahatsız. Suriye için de Müslüman Kardeşle avuçlarını kaşıyor. Kuzey Afrika ülkeleri ve Suriye için olması muhtemel yönetim şekli, şeriata dayalı liberal yönetim. En uygun model olarak görülen şeriat ve kapitalizmin yararına olarak görülen liberalizm birleştirilmiş. En uygun mayayı seçmiş görünüyorlar. Sonradan değişir mi? Bilemem. : )

Astur
20-11-2011, 04:36
: )

2002'den başlayarak harcanan miktar, 580 milyon Dolar...

http://mepi.state.gov/mepi/english-mepi/funding-opportunities/apply-for-a-grant.html


Wiki'de yazana göre 530 ama fark etmez, yine de bu bağlamda küçük bir para. En basitinden Hüsnü Mübarek'in kişisel servetine bak, 600 milyon dolarla koca bir coğrafya değiştirilebilseydi milyarlarca doları olan bu liderler kafalarına göre bölgeyi değiştirebilir, ülkelerinde koltuklarından olmazlardı.


Demokrasi söylemleriyle girdikleri ülkelerdeki durumu da incelemek gerekir. Tunus'ta Ennahda, şeriata dayalı liberal politika uygulayacağını belirtiyor. Libya Ulusal Geçiş Konseyi yönetimin şeriata dayalı olacağını belirtiyor.

Tunus'a ve Libya'ya girmediler ki. Libya'da muhalifleri askeri açıdan desteklediler, Tunus'ta o tarz durumlar dahi olmadı yanlış hatırlamıyorsam.

Bu ülkelerde neler olacağını gelecekte izler görürüz. Başlık konusuyla doğrudan ilgili olmayan bu meselelere girmeye çok da gerek yok sanki.


Petrolün işletilmesi konusunu da sen açıklarsın.

Açıklanacak ne var? Bu konuya ilişkin ddian nedir anlayamadım.

bodos
20-11-2011, 12:54
Türk Kemalistleri ve Türk komunistlerinin Batı'ya bakışı hemen hemen aynı. Ne hikmetse. Birinci Dünya Savaşı'nın ve imparatorluğun yıkılmasının yarattığı travma hala Batı'yı şeytan olarak görmeye sebep oluyor. "Emperyalist" lafı hala kullanılıyor, her yapılana şüpheyle yaklaşılıp heröküz altındabuzağı aranıyor.

Lenin bu lafı kapitalizmle ilişkilendirip yeniden tanımladığı zaman İngiltere ve Fransa hala imparatorluktu. Bugün hala niye kullanılıyor? Ama bakarsan ulusalcıların da dilinde aynı kelime var. "Batı" ile eşanlamlı bir kelime.

Khaos
20-11-2011, 14:43
Türk Kemalistleri ve Türk komunistlerinin Batı'ya bakışı hemen hemen aynı. Ne hikmetse. Birinci Dünya Savaşı'nın ve imparatorluğun yıkılmasının yarattığı travma hala Batı'yı şeytan olarak görmeye sebep oluyor. "Emperyalist" lafı hala kullanılıyor, her yapılana şüpheyle yaklaşılıp heröküz altındabuzağı aranıyor.

Lenin bu lafı kapitalizmle ilişkilendirip yeniden tanımladığı zaman İngiltere ve Fransa hala imparatorluktu. Bugün hala niye kullanılıyor? Ama bakarsan ulusalcıların da dilinde aynı kelime var. "Batı" ile eşanlamlı bir kelime.

daha bir sayfa önce,
söylediklerimiz kasıtlı olarak kemalistlerin söyledikleriyle karıştırılmaya çalışılacak,
bu durumu önlemek için öncelikle kemalizmin emperyalizmle aslında sorunlu olmadığını ortaya koymak gerekli,
ancak buna vaktim yok demiştim.

argümanları üç beş demagojiden ibaret olanların ne yapabileceklerini artık biliyoruz.

bodos
20-11-2011, 14:45
khaos keşke vaktin olsaydı da biraz bizi aydınlatabilseydin, sen gibi değerli filozof sosyologların hikmet pırıltılarına ihtiyacımız var

jadi
20-11-2011, 14:46
Türk Kemalistleri ve Türk komunistlerinin Batı'ya bakışı hemen hemen aynı. Ne hikmetse. Birinci Dünya Savaşı'nın ve imparatorluğun yıkılmasının yarattığı travma hala Batı'yı şeytan olarak görmeye sebep oluyor. "Emperyalist" lafı hala kullanılıyor, her yapılana şüpheyle yaklaşılıp heröküz altındabuzağı aranıyor.

Lenin bu lafı kapitalizmle ilişkilendirip yeniden tanımladığı zaman İngiltere ve Fransa hala imparatorluktu. Bugün hala niye kullanılıyor? Ama bakarsan ulusalcıların da dilinde aynı kelime var. "Batı" ile eşanlamlı bir kelime.

Bir kemalist icin BOP batililarin Sevr'i hayata gecirme projesidir :)

Sosyalistlerin bir cogunun zeka seviyesi kemalistlerden farkli degildir ne yazik ki. Ama en azindan onlarin icerisinde daha makul dusunenler de var tabi yok degil.

Bu arada bir arkadas demis ki BOP batililarin orta doguda butun kontrolu ellerinde tutmak icin surdurdukleri bir projedir. Yanlis, cunku batililar orada butun kontrolu yuz yildir ellerinde tutuyorlar zaten. Sanki abd karsitiymis gibi gorunen rejimlerin hepsi bati gudumludur baska turlu de olmaz zaten. Olursa atom ve hidrojen bombalari devreye girebilir

Emperyalizm kelimesi ise her nedense bazi rejimlerin fa$izmi me$rula$tirmak icin kullandiklari bir arguman olmustur. Yani anti-emperyalist emeller ugruna fasist bir diktatore hayran olan cok sayida sosyalist adamcik vardir ve bunlarin varligi icimde kanayan bir yaradir

bodos
20-11-2011, 14:49
emperyalizm diye birşey yoktur

1960'dan önce vardı, emperyalizm imparatorluk kurma ideali yayılmacılık falan demektir

lenin'in kelimeyi kafasına göre yeniden tanımlaması değersizdir

lenin kaale alınacak bir filozof ya da sosyolog değildir

Khaos
20-11-2011, 14:52
khaos keşke vaktin olsaydı da biraz bizi aydınlatabilseydin, sen gibi değerli filozof sosyologların hikmet pırıltılarına ihtiyacımız var

senin aydınlatılmaya ihtiyacın yok.
ben sana teklifimi sunmuştum.
sandığından daha kirli çıkıyım ben.

onlar ne ödüyorsa bir fazlası.

Bir kemalist icin BOP batililarin Sevr'i hayata gecirme projesidir :)

Sosyalistlerin bir cogunun zeka seviyesi kemalistlerden farkli degildir ne yazik ki. Ama en azindan onlarin icerisinde daha makul dusunenler de var tabi yok degil.

Bu arada bir arkadas demis ki BOP batililarin orta doguda butun kontrolu ellerinde tutmak icin surdurdukleri bir projedir. Yanlis, cunku batililar orada butun kontrolu yuz yildir ellerinde tutuyorlar zaten. Sanki abd karsitiymis gibi gorunen rejimlerin hepsi bati gudumludur baska turlu de olmaz zaten. Olursa atom ve hidrojen bombalari devreye girebilir

Emperyalizm kelimesi ise her nedense bazi rejimlerin fa$izmi me$rula$tirmak icin kullandiklari bir arguman olmustur. Yani anti-emperyalist emeller ugruna fasist bir diktatore hayran olan cok sayida sosyalist adamcik vardir ve bunlarin varligi icimde kanayan bir yaradir


jadı

bop tartışılırken bile sosyalistlere hakaret edebilecek bir şeyler arayıp duruyorsun.
sermayeye bu kadar kul olmanızın bir açıklaması var mı.

sen kendi zeka seviyene bir baksana.
kendini akıllı falan mı zannediyorsun.
egemenin hizmetinde olmak ve bundan nemalanmak sana zeka olarak mı görünüyor.

alelade sömürgecilik ile emperyalizm arasındaki farkı anlamaktan aciz kıytırık beyinliler emperyalizm üzerine konuşuyor.
bak sen şu işe.

bodos
20-11-2011, 15:00
khaos, ben de senin yaşındayken bu zırvalara inanırdım.. tereciye tere satma.. bunlar boş iş.. ezberden okuduğun bu zırvaları anlamıyorsun.. kendini geliştirmek için birşey de yapmıyorsun

senin yaşında insanların temel derdi "insanlığı kurtarayım" falandan ziyade kimlik derdidir, diğer gençler arasında sivrilmektir, karşı cinse daha çekici gelmenin yollarını aramaktır.. "cesur dava adamı, devrimci, aykırı adam, isyankar" falan imajı bu yüzden bazılarına çok cazip gelir

ben de senin yaşlarında her tarafa anarşizm simgesini çizerdim, james dean falan posterleri asardım.. o yüzden bırak bu işleri.. ciddi olarak kendini geliştirmenin yollarına bak

jadi
20-11-2011, 15:02
jadı

bop tartışılırken bile sosyalistlere hakaret edebilecek bir şeyler arayıp duruyorsun.
sermayeye bu kadar kul olmanızın bir açıklaması var mı.

sen kendi zeka seviyene bir baksana.
kendini akıllı falan mı zannediyorsun.
egemenin hizmetinde olmak ve bundan nemalanmak sana zeka olarak mı görünüyor.

Khaos,

Sadece Anti-emperyalist oldugunu dusundugu icin fasist rejimleri yucelten sosyalist tipi yok mu? Iftira mi atiyorum? Semayeye kul olmamak icin solcularin butun abukluklarini hasir alti mi etmek gerekir? Yoksa tedavi icin teshis koymak mi gerekir? Solcular neden bu kadar ilkel bir noktada? Boyle cag disi seylere gonul verdikleri icin elbette

istatistik
20-11-2011, 15:03
Mesajlarınızda kişisel sataşmalarda bulunmamaya özen gösterin arkadaşlar.

Khaos
20-11-2011, 15:04
khaos, ben de senin yaşındayken bu zırvalara inanırdım.. tereciye tere satma.. bunlar boş iş.. ezberden okuduğun bu zırvaları anlamıyorsun.. kendini geliştirmek için birşey de yapmıyorsun

senin yaşında insanların temel derdi "insanlığı kurtarayım" falandan ziyade kimlik derdidir, diğer gençler arasında sivrilmektir, karşı cinse daha çekici gelmenin yollarını aramaktır.. "cesur dava adamı, devrimci, aykırı adam, isyankar" falan imajı bu yüzden bazılarına çok cazip gelir

ben de senin yaşlarında her tarafa anarşizm simgesini çizerdim, james dean falan posterleri asardım.. o yüzden bırak bu işleri.. ciddi olarak kendini geliştirmenin yollarına bak

:)

EDIT

söylenenleri kasıtlı olarak kemalistlerin söylemleriyle karıştıracağını öne sürmüştüm, iddiamı ertesi gün doğruladın.

şimdi de abidik gubidik aşağılama denemeleri yapıyorsun.
sen benim yaşım hakkında ne biliyorsun ki.

boşver bunları iyice saçmalama.
sen teklifimi düşün.

Khaos
20-11-2011, 15:09
Khaos,

Sadece Anti-emperyalist oldugunu dusundugu icin fasist rejimleri yucelten sosyalist tipi yok mu? Iftira mi atiyorum? Semayeye kul olmamak icin solcularin butun abukluklarini hasir alti mi etmek gerekir? Yoksa tedavi icin teshis koymak mi gerekir? Solcular neden bu kadar ilkel bir noktada? Boyle cag disi seylere gonul verdikleri icin elbette

hangi solculardan bahsediyorsun sen.
hayali solcular üzerinden sosyalizmi aşağılamak sonrada söylediklerini inkar etmek.
bırak artık bunları.

şu ana kadar kapitalizmi bir kez eleştirdin mi.

nedir kapitalizm bir anlatsana.
kapitalizmi bilmeden emperyalizmi nasıl konuşabilirsin ki.
elbette konuşamazsın.

zaten o nedenle gider gelir kim olduğu belirsiz hayali solcular üzerinden sosyalizmi itibarsızlaştırmaya kalkarsın.

kemalizm hiç bir zaman anti-emperyalist olmadı.
çünkü kemalistler anti-emperyalizmin ne olduğunu bile bilmez.
tıpkı sizler gibi.

jadi
20-11-2011, 15:17
kemalizm hiç bir zaman anti-emperyalist olmadı.
çünkü kemalistler anti-emperyalizmin ne olduğunu bile bilmez.
tıpkı sizler gibi.

khaos,

Beni en cok rahatsiz eden sey ne biliyormusun? Sosyalistlerin cogu o kadar koru korune ki, Lusifer in bizzat kendisi gelse, ortaligi yakip yiksa, katliamlar, soykirimlar, kimyasal silahlar ile kan revan icinde biraksa, ama diger taraftan uretim araclarini sosyalistlerin istedigi sekilde devletlestirse ona bile yoldas diyebilecek kadar genis bir mideye sahipler. Iste beni sogutan aymazlik bu

Kapitalizm konusuna gelirsek, aslinda kapitalizm serbest piyasa ekonomisini asagilamak icin sosyalistlerin uydurdugu bir kelime. Patronlara da burjuva diyolar

bodos
20-11-2011, 15:19
khaos,

Beni en cok rahatsiz eden sey ne biliyormusun? Sosyalistlerin cogu o kadar koru korune ki, Lusifer in bizzat kendisi gelse, ortaligi yakip yiksa, katliamlar, soykirimlar, kimyasal silahlar ile kan revan icinde biraksa, ama diger taraftan uretim araclarini sosyalistlerin istedigi sekilde devletlestirse ona bile yoldas diyebilecek kadar genis bir mideye sahipler. Iste beni sogutan aymazlik bu

Kapitalizm konusuna gelirsek, aslinda kapitalizm serbest piyasa ekonomisini asagilamak icin sosyalistlerin uydurdugu bir kelime. Patronlara da burjuva diyolar

evet jadi, çok doğru bravo

c m
20-11-2011, 15:31
Wiki'de yazana göre 530 ama fark etmez, yine de bu bağlamda küçük bir para. En basitinden Hüsnü Mübarek'in kişisel servetine bak, 600 milyon dolarla koca bir coğrafya değiştirilebilseydi milyarlarca doları olan bu liderler kafalarına göre bölgeyi değiştirebilir, ülkelerinde koltuklarından olmazlardı.

Tunus'a ve Libya'ya girmediler ki. Libya'da muhalifleri askeri açıdan desteklediler, Tunus'ta o tarz durumlar dahi olmadı yanlış hatırlamıyorsam.

Bu ülkelerde neler olacağını gelecekte izler görürüz. Başlık konusuyla doğrudan ilgili olmayan bu meselelere girmeye çok da gerek yok sanki.

Açıklanacak ne var? Bu konuya ilişkin ddian nedir anlayamadım.

O link fikir edinilmesi açısından gönderilmişti. Miktar o noktada önemli değil. Çünkü yapılan çalışmalar sadece MEPI ile sınırlı değil. Ayrıca Mübarek'in serveti ile ABD'nin bütçesini karşılaştırmanı tavsiye ederim.

Verdiğim linkte fikir edinilmesi ve çıkarsamalarda bulunulması gereken konular...

- Sivil toplum kuruluşları ile ilişkiler
- Özel sektörle ilişkiler
- Geleceğin liderlerini ve girişimcilerini yaratma çalışmaları

Bu üç konu ile oluşturmayı amaçladıklarının ne olduğunu düşünmekle başlarsak, bu çalışmalarla oluşturulacak ağın kimlerin çıkarlarına hizmet edeceğine dair ipuçlarına sahip oluruz. Türkiye'de de demokratikleşmeden söz edilerek sivil toplum kuruluşları ve özel sektörle ilişkiler kurulduğunu ve geleceğin liderleri ve girişimcileri ile ilgili çalışmalar yapıldığını da hatırlatmak isterim. Türkiye'deki demokrasi anlayışını da gözden geçirerek ipuçları edinebilirsin.

MEPI, başlık konusu ile ilgili bir konudur.

Girmekten kastım linkteki harita incelenirse anlaşılacaktır > http://mepi.state.gov/where-we-work2.html . Haritayı incelersen Irak'ın olmadığını da fark edeceksindir.

Büyük Orta Doğu Projesi'ne ilişkin olarak sorulara gelirsek...

- ABD neden o toplumları değiştirme çabasına girişmektedir? 11 Eylül ve terör diyecek olanlara bu projenin 1997'de sunulan Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi'nin alt başlığı olduğunu belirtmek isterim. 11 Eylül saldırıları 2001 yılında gerçekleşmiştir. Ayrıca terörle o güne kadar sorunu olmayan ABD'nin neden terörle ilgili bir eylem planı geliştirdiğini de sormak gerekir. Konu terörse neden Ruanda gibi soykırımlara ve katliamlara konu olan ülkeler ilk sıralara alınmamıştır?

- Konu demokrasi, toplumsal gelişimse ve kadın ise neden Tunus ve Libya için şeriata dayalı bir yönetim anlayışı ABD tarafından kabullenilmektedir? Mısır ve Cezayir'in yönetim anlayışı da muhtemelen şeriata dayalı olacaktır.

- Neden bazı ülkelerde toplumsal değişim isyanlar yoluyla gerçekleşmemiştir veya onlara yönelik tavır alınmamaktadır? Haritada görebileceğiniz bazı ülkeler bu değişimleri gerçekleştirme kararını isyanlar öncesinde almışlardı. Bunun nedenini de ABD'ye bağımlılıkları ve politik durumlarına göre değerlendirmek gerekecektir.

BBu arada bir arkadas demis ki BOP batililarin orta doguda butun kontrolu ellerinde tutmak icin surdurdukleri bir projedir. Yanlis, cunku batililar orada butun kontrolu yuz yildir ellerinde tutuyorlar zaten. Sanki abd karsitiymis gibi gorunen rejimlerin hepsi bati gudumludur baska turlu de olmaz zaten. Olursa atom ve hidrojen bombalari devreye girebilir

Bu konuda aynı pasaj içerisinde gerekli ifade kullanılmıştı. Konuyu açmak gerekirse, Tunus, Mısır, Fas gibi ülkeler kapitalizmin tamamen kontrolünde değildi. Özerk bir yapı söz konusuydu yani bütün politikaları kapitalizm tarafından belirlenmiyor veya politikaların tümü için kapitalizmin izni gerekli değildi. Fakat yeni oluşturulan çerçeve ile bu durum değiştirilerek bütün politikalar için izin veya belirleme gereği doğacağını düşünüyorum. Yani tuvalete giderken dahi burjuvazinin iznini almak zorunda oldukları bir durumdan söz ediyorum. : )

Benden bu kadar. Konuyu geniş bir şekilde ele almak niyetinde değildim. Sadece geçmişte düşündüklerimi ortaya koyup konuyu diğer üyeler bırakmak niyetindeydim. Yorumlar için teşekkür ederim.

bodos
20-11-2011, 15:40
- Konu demokrasi, toplumsal gelişimse ve kadın ise neden Tunus ve Libya için şeriata dayalı bir yönetim anlayışı ABD tarafından kabullenilmektedir? Mısır ve Cezayir'in yönetim anlayışı da muhtemelen şeriata dayalı olacaktır.


Napsin ki ABD?

Sangre
20-11-2011, 16:12
Şeriata dayalı bir anlayış ABD tarafından kabul mü ediliyor, yoksa ABD 'kısa vadede' yapacağı hiçbir şey olmadığını bildiğinden dolayı göz mü yumuyor?

Tunus, Mısır gibi ülkelerdeki diktatörler ABD'nin çıkarlarına ters düşmüyordu zaten.. Bu adamların devrilip, yerlerine İslami partilerin başa gelmesi sizin görüşünüze göre bir çelişki oluşturmuyor mu?

bodos
20-11-2011, 16:28
Şeriata dayalı bir anlayış ABD tarafından kabul mü ediliyor, yoksa ABD 'kısa vadede' yapacağı hiçbir şey olmadığını bildiğinden dolayı göz mü yumuyor?

Tunus, Mısır gibi ülkelerdeki diktatörler ABD'nin çıkarlarına ters düşmüyordu zaten.. Bu adamların devrilip, yerlerine İslami partilerin başa gelmesi sizin görüşünüze göre bir çelişki oluşturmuyor mu?


ABd ne yaparsa bir hinlik vardır.. bunlar ABD'yi ve Yahudileri "hinoğluhin" olarak görüyorlar.. kesin bir bityeniği vardır şeklinde

bak bu aslında bu coğrafyaya has bir durum

mısır'da geçen sene falan köpekbalıkları sahilde turist yedi

mısır hükümeti ne dedi biliyormusun? "mossad bu köpekbalıklarını eğitip gönderdi, turizmimizi baltalamak için"

ciddiyim.. bulup getiririm haber küpürünü

suudi arabistanda bir tane akbaba tutmuşlar gene geçen sene, ayağında GPS var üzerinde de "telaviv üniversite" yazıyor

"aha bu mossada casusluk yapan bir akbaba" diye hayvanı tutuklamışlar.. aslında tabiki olay soyu tükenmetke olan bir kuşun o üniversite biyoloji fakültesindeki adamlar tarafından yeri takip edilsin diye ayağına takılmış bir GPS

ama "bunlar hin bunlar şeytan" olayı bitmiyor.. aslında bu yansıtma.. freud psikolojisinde "projeksiyon" denen olay..

senin kendi için pislikse etrafında da onu görüyorsun, onu arıyorsun işte

yahudilerin ne kadar süperzeka olduğunu da bazen görüyorlar... mesela o dışişleri bakanı nasıl bizim büyükelçiyi alçak koltukta oturtmuştu.. ya da mavi marmarada yaptıkları basiretsizlik? ama hala deniyor ki "oo bunlar cin cin, bunlar adamı suya götürür susuz getirir"

arap baharını mesela abd'nin yaptığına kontrol ettiğine inananlar var..

yani bu ülkenin gücünü ne zannediyorlar acaba?

tamam anladık ABD'nin "hepimizi yukardan izleyen" uyduları var şu bu, süper teknoloji var, falan ama, yani bu gücü biraz abartıp "her işi bunlar çeviriyor" demek ne kadar mantıklı?

wikileaks bile çıkınca "bunu ABD kasten yayınladı" dediler ya... bu kadar mı?

mesela ABD zamanında Sovyetlere zarar vermek için Afganistanda mücahitlerle işbirliği yapmıştı.. sonradan bu mücahitler ABD'nin başına bela olunca ne dendi? "ABD bunu kasıtlı yapıyor, aslında bunların hepsi oyun, bin ladin falan CIA ajanı"

yani bu şunu demeye benziyor: Yunanlılar desin ki: TC kıbrısa çıkartma yaparken kendi gemisini batırmış ama kasten, basiretsizlikten falan değil, çünkü bunlar hin oğlu hindir, adamı suya götürür susuz getirir

frodo
20-11-2011, 16:48
Şeriata dayalı bir anlayış ABD tarafından kabul mü ediliyor, yoksa ABD 'kısa vadede' yapacağı hiçbir şey olmadığını bildiğinden dolayı göz mü yumuyor?

Tunus, Mısır gibi ülkelerdeki diktatörler ABD'nin çıkarlarına ters düşmüyordu zaten.. Bu adamların devrilip, yerlerine İslami partilerin başa gelmesi sizin görüşünüze göre bir çelişki oluşturmuyor mu?

Sevgili sangre arap birliği içerisinde BOP'a en güçlü biçimde karşı çıkan ülkelere bak. Mısır, Suriye ve Suudi Arabistan.

bodos
20-11-2011, 16:52
Sevgili sangre arap birliği içerisinde BOP'a en güçlü biçimde karşı çıkan ülkelere bak. Mısır, Suriye ve Suudi Arabistan.


ben öyle birşey görmedim haberlerde

BOP lafını 2004'den beri haberlerde görmüyorum

dünya haberlerinden bahsediyorum

frodo
20-11-2011, 16:57
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=21955

Bir örnek. Araştırırsan daha fazlasını bulacağından eminim.

bodos
20-11-2011, 17:37
frodo, haber hem 2004'ten yani haklıyım, hem de BOP'un da sizin sandığınız gibi hain bir emperyal işgal planı değil demokratik reform teşvik planı olduğu anlaşılıyor, yani iki kere haklıyım

ABD'nin planına nispet edercesine dün bir açıklama yapan Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ise "aceleyle yapılan reformların anarşiye yol açarak halka zarar verebileceği" uyarısında bulundu.

BOP'un motivasyonunun da ne olduğu gene benim yukarda verdiğim Condoleeza Rice makalesinde yazılanla aynı olduğu görülüyor:

ABD, Ortadoğu'daki fakirlik ve baskının anti-Amerikancı düşünceleri beslediğini, bunun için Büyük Ortadoğu Projesi adıyla bir planı hayata geçirmek istediğini açıklamıştı.

AlbatrosS
20-11-2011, 17:57
Şeyleri adıyla çağırmadığımızda itiraz edilmeyecek birçok olgu, adıyla çağrılmaya kalkıldığında itiraz konusu olabiliyor. Tabi burada kavramlara yüklenen semantik nüansları da göz ardı etmemeliyiz.

Neticede BOP diye bir şey var ve o bu olgunun ''soğuk savaş'' sonrası dağılan sovyet bloğunun yarattığı hegemonik boşluğun doldurulması çabası olduğu ortada. Fakat, liberal arkadaşlar bazı itirazlarında da haklıdırlar:

Tarihin akışı yönetici-teknokrat kadroların tek merkezden şekillendirdiği ''proje tabanlı'' merkezi planlara göre şekillenmiyor. Çok çeşitli toplumsal dinamiklere göre evrilen esnek projeler-tavırlardan bahsedebiliriz ancak.

Nasıl ki ABD'nin tek düğmeyle her yeri şekillendirebildiğini iddia etmek saçmlıksa; ABD'nin ''terörizmle savaş'' amacıyla işgallere giriştiğini söylemek de düpedüz saçmalıktır.

Bop bir ''konsept''tir. Kapitalist bloğun sovyetlerin bıraktığı boşlukta ''dış politik tavrı''nı ima eder. Bir projeden ziyade dış politikada ne türden tavır alınacağını, olası gelişmeleri ve potansiyelleri ortaya koyar. ABD ve müttefikleri, elbette, müdahil olabilecekleri ve kendileriyle işbirliği yapabilecekleri güçleri desteklemek; konjnktüre göre bunlarla işbirliğine gitmek istemektedir.

Bop dediğimiz konjonktüre göre şekillenmiş böylesi yaklaşımlardan mürekkeptir. Proje tabanlı bir hareket olmaktan ziyade bir tavrın genel konseptini ima eder...

Sangre
20-11-2011, 18:44
Albatrosa katılıyrum.. onun bu görüşü benim için de makul, kabul edilebilir bir görüş.

ABD ve diğer Batı ülkeleri ortadoğuda 'olması gereken' dönüşümü geçmişte milliyetçi, laikçi, otoriter yönetimlerle 'evrimsel' bir şekilde yapmaya çalışıyorlardı.. Aynı dönüşüm bizde Kemalist dönemde gerçeklemişti zaten.

Fakat kriz sonrasında işsiz kalan, gelir eşitsizliğinden rahatsız olan kitlelerin ayaklanması Batı için beklenmedik bir durumdu.. Bu durumda da politikalarını değiştirip, farklı bir karta oynamak zorunda kaldılar.. Bu kart aynı zamanda büyük bir risk de içeriyor.. Türkiye'deki gibi ılımlı, piyasacı ama yarı otoriter bir yapıya mı dönüşeceklerdi, yoksa İran gibi bir yapıya mı bürüneceklerdi?.. Halkın desteğini almış olan partiler, AKP'ye de çok benziyor tabii ki.. Bu hareketlere aktif olarak destek vererek, o ülkelerdeki Batı karşıtlığını da bir şekilde kırmaya çalışıyorlar.. Ama herşeyi zaman gösterecek.

Örneğin cm nickli arkadaş şöyle yazmış;

Bu konuda aynı pasaj içerisinde gerekli ifade kullanılmıştı. Konuyu açmak gerekirse, Tunus, Mısır, Fas gibi ülkeler kapitalizmin tamamen kontrolünde değildi. Özerk bir yapı söz konusuydu yani bütün politikaları kapitalizm tarafından belirlenmiyor veya politikaların tümü için kapitalizmin izni gerekli değildi. Fakat yeni oluşturulan çerçeve ile bu durum değiştirilerek bütün politikalar için izin veya belirleme gereği doğacağını düşünüyorum. Yani tuvalete giderken dahi burjuvazinin iznini almak zorunda oldukları bir durumdan söz ediyorum. : )İşte bu tür bir anlayış milliyetçilikle, Kemalizmle, ulus-devletle bağlarını koparamamış bir sol anlayışı temsil ediyor.

Devlet kapitalizmininin emperyalist Batı karşısında bazı bağımsız politikaları olduğu, o ülkenin yapısına tamamen nüfuz edemediği/edemeyeceği gibi ilkel bir anlayışı yansıtıyor.

Tabii bu anlayış aynı zamanda Türkiye'deki askeri darbelerin hangi anlayışla, neden yapıldığını da bu bağlamda tam olarak kavrayamamıştır.

Ulus devletçi, laikçi ve milliyetçi yönetimler ile Avrupa'daki muhafazakar, neoliberal anlayışın yansıması olarak doğu ülkelerindeki ılımlı İslamcı, piyasacı anlayış arasında bir tercih hakkım olsa, ikincisini tercih ederdim.

İlk anlayışın militarist yapısının devletin her kademesine yayılması çok daha tehlikeli bir durumdur kanımca.. Piyasacı neoliberal yapı ise varlığını özel alan yoluyla devam ettirir.. Devletin sınırlandırılması, militarist yapının kırılması, piyasaların serbestleşmesi gibi söylemlerinden dolayı, kitlelerin sosyal haklar için yaptıklar bir mücadele daha fazla etki yaratır.

Ama bazı solcular sırf devletin mülkiyet üzerindeki etkisinin artmasından, piyasanın bir şekilde daralmasından dolayı devlet kapitalizmine bile sempati ile yaklaşıyorlar.. Ben bunları solcudan saymıyrum ya, o da başka bir konu.

c m
20-11-2011, 19:39
İşte bu tür bir anlayış milliyetçilikle, Kemalizmle, ulus-devletle bağlarını koparamamış bir sol anlayışı temsil ediyor.

Devlet kapitalizmininin emperyalist Batı karşısında bazı bağımsız politikaları olduğu, o ülkenin yapısına tamamen nüfuz edemediği/edemeyeceği gibi ilkel bir anlayışı yansıtıyor.

Tabii bu anlayış aynı zamanda Türkiye'deki askeri darbelerin hangi anlayışla, neden yapıldığını da bu bağlamda tam olarak kavrayamamıştır.

Ama bazı solcular sırf devletin mülkiyet üzerindeki etkisinin artmasından, piyasanın bir şekilde daralmasından dolayı devlet kapitalizmine bile sempati ile yaklaşıyorlar.. Ben bunları solcudan saymıyrum ya, o da başka bir konu.

Sana son defa yazıyorum. Seni ve yazdıklarını okumak dışında bir eylem gerçekleştirmeyeceğimi ve forumların çatışmaya-kavgaya dayalı tartışmalarında yer almayı tercih etmediğimi belirtirim. Kişisel nitelikte oldukları ifade edilebilecek ifadelerinin ne derece yersiz olduğunu konu içerisinde ve genel olarak forumdaki mesajlarımı okuyarak anlayabilirsin. Anlayamaz veya hala aynı kanaati taşırsan yardımcı olamam. Bu ifadelerine aynı karşılıkla cevap vermeyi düşünmüyorum. Kişisel bağlamda değil fikir alışverişi bağlamında konulara katılmayı tercih ettiğim için kişisel bağlamda yaklaşanlara karşı kesin olarak dikkate almamak gibi bir tavır aldığımı belirtmek isterim. Bu durumun dikkate almadığım üyeleri ilgilendirip ilgilendirmemesi önemli değildir.

Konuya müdahil üyelere konuya ilişkin son olarak söylemek istediğim, yazdıklarımda ABD geçse de temel olarak kapitalizmin-burjuvazinin bir projesi olduğu vurgusu ilk mesajımda mevcuttur. ABD projenin oluşturulması ve yürütülmesinde en etkin rolü aldığı için ABD ile ilgili ifadelerin bulunması doğaldır. Dikkate almadıklarım dışındaki üyelere yorumları için teşekkür ederim.

İlk mesajım > http://65.18.198.4/forumlar/showpost.php?p=421956&postcount=17

bodos
20-11-2011, 19:55
c_m......... ABD'nin projesi hepimiz için daha iyi.. Güney Kore'yi Japonya'yı ABD projesi kalkındırdı.. Batı Almanya ABD projesi ile ayağa kalktı

tüm coğrafyamızı ele geçirmek isteyen cihatçı manyakları ABD teker teker temizliyor

diğer yandan senin cebinden tek kuruş çıkmadan bir dolu teknolojik bilimsel astronomik tıbbi araştırmaları "bilim adamları buldu keşfetti icat etti" diye izliyorsun.. bunlardan faydalanıyorsun

işte cep telefonun çalışıyor çünkü adamlar uyduları, şunu bunu icat etmiş kurmuş herşeyi, kanser oluyorsun gidip kemoterapiye giriyorsun.. depreme dayanıklı ev yapacaksın ve malzemenin nasıl yapılacağından mühendisliğin nasıl olacağına hepsi batı icadı bilgiler

BM'yi kurmuşlar, UNESCO'yu kurmuşlar, Lahey savaş suçları mahkemesini kurmuşlar, kalkınmaya yardım etmek için IMF'yi Dünya Bankasını kurmuşlar, insan haklarını demokrasiyi icat etmiş tanımlamışlar felsefesini geliştirmişler hepimize model olarak uyguluyorlar, sosyaldemokrasiyi icat etmişler model olarak uyguluyorlar

al işte bu ülkede bazı değişiklikler oluyor, kadınların duyguları çocukların duyguları artık konuşulur oldu, tv'de dizilerde işlenir oldu.. hepimiz delerimiz zamanının nasıl olduğunu çok iyi biliyoruz halbuki.. bu ışık ve ilham nerden geliyor? kuran'dan mı? bizim atalarımızın hikmeti mi bunlar?

nedir bu nankörlük ve kendini beğenmişlik? hem medeniyete şu kadar katkı yapmıyorsun ve güzelce faydalanmayı da biliyorsun, ama üstüne adamlara dönüp "bunlar zengin ve müreffeh çünkü bizi soydular" diye iftira atıyorsun.. ne kadar adice bir hareket

Astur
20-11-2011, 21:47
O link fikir edinilmesi açısından gönderilmişti. Miktar o noktada önemli değil. Çünkü yapılan çalışmalar sadece MEPI ile sınırlı değil. Ayrıca Mübarek'in serveti ile ABD'nin bütçesini karşılaştırmanı tavsiye ederim.


ABD bütçesinin tamamı da zaten bu işlere hacanıyor....

İddiam Mübarek'in servetinin de bu işlere harcandığı değil bu arada, altını çizeyim, anlatmak istediğim bu işin 500 milyon dolarla 8-9 senede olacak iş olmadığı.


- Sivil toplum kuruluşları ile ilişkiler
- Özel sektörle ilişkiler
- Geleceğin liderlerini ve girişimcilerini yaratma çalışmaları

Bu üç konu ile oluşturmayı amaçladıklarının ne olduğunu düşünmekle başlarsak, bu çalışmalarla oluşturulacak ağın kimlerin çıkarlarına hizmet edeceğine dair ipuçlarına sahip oluruz.

Kanımca bunlar hepimizin yararına.

Girmekten kastım linkteki harita incelenirse anlaşılacaktır > http://mepi.state.gov/where-we-work2.html . Haritayı incelersen Irak'ın olmadığını da fark edeceksindir.

Orası hâlâ ABD işgalinde bir ülke, durumu farklı.

Büyük Orta Doğu Projesi'ne ilişkin olarak sorulara gelirsek...

- ABD neden o toplumları değiştirme çabasına girişmektedir? 11 Eylül ve terör diyecek olanlara bu projenin 1997'de sunulan Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi'nin alt başlığı olduğunu belirtmek isterim.

Bu YAYP yani PNAC 97-2006 yılları arasında çalışan bir düşünce kuruluşu. Proje değil. Amaçları siyasetçilerin ve kamuoyunun düşüncelerini ABD'nin müdahaleci bir dış politika izlemesi yönünde etkilemek. Amerika'da bu tarz kuruluşlardan bir dolu var, lobicilik sistemin parçası.

- Konu demokrasi, toplumsal gelişimse ve kadın ise neden Tunus ve Libya için şeriata dayalı bir yönetim anlayışı ABD tarafından kabullenilmektedir? Mısır ve Cezayir'in yönetim anlayışı da muhtemelen şeriata dayalı olacaktır.

Henüz kabullenilen bir şey yok öncelikle.

ABD zamanında İran'da yapılan hatayı yapmak istemiyor bence, sebep o. Halkın ayaklanıp devirdiği liderleri ABD desteklerse yeni rejimler ABD düşmanı olur, bu istenmiyor.

Yazının geri kalanına cevap vermeyeceğim, zira ortodoks Marksizm diliyle yazılmış o paragrafları bizim dilimizle tartışamayız. Ayrı düşünsel dünyalardayız o konularda.

TurkceRap
20-11-2011, 22:41
Hani Irak'ta ABD'nin doğrudan müdahalesi söz konusu; peki diğer örneklerdeki tüm ülkeleri, burada olan biten her şeyi neye dayanarak bir ABD projesi olarak görebiliyoruz? Bu ülkelerin içinde hiç mi sosyal dinamik yok? ABD'de bir avuç adam plan yapıyor, dünyanın başka bir ucundaki milyonlar da bunlara harfiye uyuyor mu? O planlar tıkır tıkır işliyor mu? İşliyorsa, ABD ile yıllardır fiili ya da retorikte çatışma içinde olan İran gibi ülkelerdeki rejimler nasıl ayakta, ve Batı ile yakın zamana kadar yakın ilişkileri olan Libya gibi yönetimler devrildi?

Böyle düşündüğümüzde verilere dayanan, ayağı yere basan analizlerden ziyade komplo teorileri ile iştigal etmiş oluyoruz diye düşünüyorum.




Şu linke bir bakalım:

http://mepi.state.gov/about-faq.html

Bu MEPI'nin kullandığı bütçe yaklaşık 51.5 milyon dolarlık(Tunus için 20 milyon, Mısır için 16.5 milyon, 15 milyon) bir bütçe burada yazanlar doğruysa. Bunu da -yine sitedeki bilgiler kapsamında- demokratik dönüşümü desteklemek için Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki sivil toplum kuruluşlarına verilen ödenekler ile harcıyorlar.

Bölgeyi tamamen ABD çıkarlarına uygun biçimde dönüştürdüğü iddia edilen dev bir planın bu bütçe ve yöntemlerle gerçekleştirilebileceği fikri size gerçekçi geldi mi?




Sosyal dinamikler falan tamam da, adamlar ilk defa bu işleri yapmıyorki dostum, o sosyal dinamiklerse böyle birstrateji için epey kullanışlı.

Arror veren eski diktatörlüklerin yerine genellikle Davutoğlu'nun deyimiyle halkın gazını almaya yarayacak İslamî vurguları olan, biraz daha ılımlı gruplara destek veriyorlarr ki, radikal islamın önüne geçebilsinler, Tabî bu her ülkede tutacak diye birşey yok, mesela, Sudî Arabistan ve Katar'da aynı şey olmadı, bu iki ülkenin de Abd ile ilişkilerini bilirsin, Katar'ı mesela basbayağı Abd ordusu korur.

İran bu konjektür içinde hem ele aınabilir, hem de alınamaz, çünkü orada diğer bölgelerin aksine daha laik, Hatta daha batılı hayat tarzı isteyen reformist bir kitle var...

İran'ın eğreti devrimi görüen o ki öyle ya da böyle ya taviz vererek çözülecek ya bir isyan dalgasıyla ya da dışarıdan müdahaleyle...

Sangre
20-11-2011, 23:45
Sana son defa yazıyorum.

İstersen sondan bir önceki defa yaz, istersen son defa yaz.. Hiç umrumda değil açıkçası.

Geçen tartışmada da aynı tribe girmiştin, yine aynı şeyi yapıyorsun.. Ya adam gibi yanıt yaz, ya da hiç yazma.. Bu tür saçmalıklarla hiç uğraşma.

Ayrıca yazıyı sana da yazmamıştım.. Kişisel hiçbir ifade de yok.. Sadece senin yazdığın bir paragraf üzerinden bir 'kesimin' nasıl düşündüğünü yazdım, o kadar.. Buna bir yanıtın varsa, yazabilirsin.. Yoksa laf kalabalığı yapma.

spartacus
21-11-2011, 00:05
1990 larda BOP gibi projelerin kaynağının Enerji olduğunu görmüştük. Yani ne 11 eylül gibi olaylar ne de ardısıra oluşturulans enaryo ve kurgular ortalıkda gezmez iken...

1. Ortadoğuya olan ilgi sosyo-politik içerikli bir proje değildir.
2. Uzakdoğuya gösterilen ilgi sosyo-politik bir proje temelinde değildir...
3. Tüm sosyal ya da kültürel görünümler medyatik yansımadan ve meşruiyet-gerekçelendirme biçiminden ibarettir... Dün tepelerine bombalar yağdırıp, adressiz bomba ve kurşunlar sallayan bu ülkeler şimdi çiçek dağıtıyor olamaz... (ara bilgi, Japonya 2. Dünya savaşından öncede süper güçtür, ABD tarafından şekillendi gibi söylemler farazidir. ABD nin stratejik varlığı, askeridir.. Dünyada sanayi devrimleri sonrası gelişen otomobil-elektrik vb sanayi-ağır sanayi sektörüne baktığınızda 2. dünya savaşı öncesi Almanya gibi Japonyayı da görmeniz mümkündür.. Hatda uzakdoğunun büyük bir bölümü Japon sömürgesine dahi maruz kalmış, İngiliz ve Fransızlara rakip olabilmiştir..)

ABD'nin Ortadoğu da insanlığın yararına temizlik yaptığını iddia etmek -zoraki de olsa belki- konu ile alakalı değil diye düşünüyorum(Kaldı ki bu gün salt ABD değil Avrupa açısından da Enerji büyük bir sorun olmakta ve örneğin Avrupa doğalgazda Rusya vb gibi ülkelere bağımlı olmak-kalmak istememkde, kaynak arayışı içerisindedir. Petrolde bir kaynaktır ve bu gün Ortadoğu petrolü arayışsız hazır kaynak olmak temelinde zaten paylaşılmış bir kaynaktır-yani başka ülkeler için dış kaynak denebilir.) Ötesi ne zamandır vardır bilinmez, lakin Enerji Koridoru faslı 20 yıldır vardır ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesinin özünü de yine enerji, tabi kaynaklar ve tabi hakimiyet sorunu teşkil etmektedir... İşin özü yine kapitalist çıkarlara dayanmaktadır. Sürecin sonu iyi mi olur, gelecek daha mı istikrarlı-istikrarsız olacak şimdi konuşmak erken.... Kaldı ki Enerji Koridoru faslında koridora hakim olmak, koridor içerisinde kalan ülkelerde siyasi istikrarsızlıktan geçiyordu.(örneğin Bakü petrolü için Bakü de girişilen darbeler, suiakst girişimleri vs.vs.... Bu olaylar ne zaman bitti? Bakü petrolü uluslararası tekellere açılınca. Yani kimse Azeri halkı zor durumda, efenim iyi yaşamıyorlar diye proje falan, filan üretiyor değildi..). GBOP konusunda söylenebilir hayli şey var aslında, ama dileyen araştırabilir. Kazın ayağı göründüğü gibi değil diye düşünüyorum ve sanırım Ortadoğu da yaşanan çözülme, projeyi öne çıkartmayacak bir süreç yarattı. Yani bir nevi entegrasyon süreci başladı ve dolayısıyla proje adına özel bir çaba gerekli olmaz hale geldi. (Fikir verici olarak bir örnek vermek gerekirse, Türkiye ye Nükleer başlıklı füzelerin yerleştirildiğinden, 40-50 yıl sonra haberimiz oldu.)

AlbatrosS
21-11-2011, 00:11
Hani Irak'ta ABD'nin doğrudan müdahalesi söz konusu; peki diğer örneklerdeki tüm ülkeleri, burada olan biten her şeyi neye dayanarak bir ABD projesi olarak görebiliyoruz? Bu ülkelerin içinde hiç mi sosyal dinamik yok? ABD'de bir avuç adam plan yapıyor, dünyanın başka bir ucundaki milyonlar da bunlara harfiye uyuyor mu? O planlar tıkır tıkır işliyor mu? İşliyorsa, ABD ile yıllardır fiili ya da retorikte çatışma içinde olan İran gibi ülkelerdeki rejimler nasıl ayakta, ve Batı ile yakın zamana kadar yakın ilişkileri olan Libya gibi yönetimler devrildi?

İlginç olan şu: ''Anti-emperyalist'' Kaddafi'nin ülkesinde ABD'nin radikal islamcı militanları sorguladığı gizli hücreleri olması. Gerçi islamcıların abd tarafından ''terbiye edilmesi'' kaddafi gibilerin de işine geliyor. Yine de kaddafi'nin ''emperyaliss''lerle epey sıkı-fıkı ilişkileri mevcuttu. Hatta, ''imf'' gibi bazı ekonomik kurumlarca libya ekonomik verileri övülüyordu vs.

Proje tabanlı ''tek merkezli-planlı'' yaklaşımlar en başta realiteye ters. Dahası ''kaddafi'' gibi rejimleri meşrulaştırma işine de yarıyor. Tabi işgal edilen ülkelerin-rejimlerin ''canavarlaştırılması'' gibi garabetler de yaşanmıyor değil. Tamam, kaddafi nevi şahsına münhasır otoriter biriydi; ama, hatta ülkede birçok siyasal yasak falan vardı; ama bu herifi ''kan emici cani'' olarak nitelemek de saçmaydı. Yaptığı ucubelikler, kişisel servetine geçirdiği milyar dolarlar bir tarafa; petrol gelirlerini halka asgari miktarda aktaran bir yanı da vardı.

Dış müdahalenin şöyle bir riski var tabi: Ülke içi yeni düşmanlıklar ve nefret blokları yaratıyor. İşte Irak'ta gördük: Birçok ıraklı saddam döneminde bile ''daha güvende ve konforlu'' olduklarını söylüyor. Kahin olmaya gerek yok; Libya'da da böylesi gelişmeler yaşanması muhtemel.

İlginçtir, haber kanallarının harap olmuş Libya şehirlerinden geçtikleri görüntülere dikkatli bakın: Epey geniş, aydınlatılmış ve modern yollar, şehirler... Bağdat merkezi ve çevresinde de benzer görüntüler vardı.

Baas modeli, otorite ve devleti epey güçlü kılıp demokrasinin içine ediyordu falan; ama alt yapı-geniş tesisler vs gibi pozitif işler de görüyordu. (benzer bir durumun sovyet bloku ülkelerde de olduğunu söyleyebiliriz)

Neyse, bunlar sana cevap değil, bazı izlenimleri paylaşayım dedim dostum.

Devam edelim :

İran dedik... İran da özellikle muhafazakarların epey kışkırtmaları ve politik hamleleriyle hedef haline getirilmek isteniyor. Aslında muhafazakarlara kalsa, müdahaleci politik hat epey ''dinamik'' biçimde işletilecek. Bildiğim kadarıyla demokratlar ''gelişmelere göre tavır'' almaya çalışıyor. Bir de afganistan ve ırak gibi yerlerde epey artan askeri maliyetler de önemli. Pek gündemde değil; ama ıraklı direnişçiler ve militanlar sürekli olarak petrol kuyularıyla ticari faaliyetleri hedef alıyor. Bazı analistler, savunma bakanlığının sırf bu yüzden ''özel güvenlik firmaları''nın oyuncağı olduğunu öne sürmekte.

Dememiz o ki, muhafazakar neo-con gruplar arasında bazı arkadaşları doğrulayacak ''proje bazlı'' faaliyetler var ve dönem dönem bunlar ülkeye hakim olabiliyor.

Sağolsun islamcılar da neo-conların ekmeğine epey yağ sürmekteler. Hoş sürmeseler de durum pek değişmeyecektir; müttefikleri bir kez sizi ''düşman'' bellemesin, venezüella örneğinde olduğu gibi epey yoğun ''dezenformasyon'' faaliyetlerini ustalıkla işletebiliyorlar. (chavez'e karşı darbe girişimi). İlginç bir düalite:

Chavez de bir süre sonra bu adamları GERÇEKTEN haklı çıkaracak işlere girişiyor.

Özetle her zaman birileri kendi idea'ları uğruna hegemonik bir konseptin içine girmekte; bu uğurda zaman zaman ciddi dezenformasyonlar, manipülasyonlar vs işletilmekte ve yaşamın basit bir gerçeği olarak düşmanının taktikleri-hastalıkları karşıtlara da sirayet edebilmekte.

Astur
21-11-2011, 01:20
Sosyal dinamikler falan tamam da, adamlar ilk defa bu işleri yapmıyorki dostum, o sosyal dinamiklerse böyle birstrateji için epey kullanışlı.


Bu tarz düşünmek hatalı olur bence. Projeyi temel alıyoruz,tüm değişimin kaynağı addediyoruz, sosyal dinamik şeklinde adlandırabileceğimiz faktörleri ise projeye engel ya da destek olarak görüyoruz vs. Ben şahsen bu MEPI gibi şeyleri sosyal dinamikleri desteklemek olarak görüyorum. Küreselleşen dünyada gelişen iletişim araçları, şehirleşme vb. faktörler zaten dönüşüm yaraşıyor. Hem alt hem de üst yapı hızla değişiyor. Güçlü devletler de değişim İran gibi örneklerdeki gibi Batı karşıtı, dünyadaki enerji akışını tehdit eden vs. rejimler olmasın diye kendi imkânları dahilinde önlemler alıyorlar. Her şey bu koca projelerin vs. sonucu değil, projeler vs. sadece dev denklemlerde birer faktör.


Tabî bu her ülkede tutacak diye birşey yok, mesela, Sudî Arabistan ve Katar'da aynı şey olmadı, bu iki ülkenin de Abd ile ilişkilerini bilirsin, Katar'ı mesela basbayağı Abd ordusu korur.

Öncelikleri bence de demokrasi vs.den ziyade Batı karşıtı olmayan, ticaret yapabilecekleri, enerji stabilitesini tehdit etmeyecek vs. rejimler. Ama ortada İran gibi bir örnek var. Bence önümüzdeki dönemde Suudi rejimi gibi rejimlerin de halk tarafından devrileceği tahmini ağır basarsa onları da harcarlar. Yeni rejim gelecek olursa Batı karşıtı olmasın diye destekliyorlar kısacası.


Neyse, bunlar sana cevap değil, bazı izlenimleri paylaşayım dedim dostum.

Benim gözlemlerim de seninkilere benziyor bu konularda.


Dememiz o ki, muhafazakar neo-con gruplar arasında bazı arkadaşları doğrulayacak ''proje bazlı'' faaliyetler var ve dönem dönem bunlar ülkeye hakim olabiliyor.

Ya mesela Bush daha önceleri bu müdahaleci çizgiden uzaktı. Ama 11 Eylül travması sonrası bu müdahaleci siyasi çizgi baskın hâle geldi. Afganistan ve Irak işgallerine kamuoyu desteği yıllardır mütemadiyen düşüyor mesela. Gelecekte belki de izolasyonist politikalar baskın hâle gelecek. Maddi manevi yükü ciddi biçimde hissediliyor çünkü bunların.

sargon
21-11-2011, 14:14
Bir zaman önce ilk olarak bu forumda bazi milliyetci arkadaslardan duymustum. BOP'un artik bittigini, ABD'nin artik bu politikayi sürdürmeyecegini ilan ettigini söylüyorlardi. Acaba böyle birsey mi olmus, cünkü TESEV'in seminerleri de 2004'den 2008'e kadar sürmüs diye düsündüm. Ama internette milliyetci yada ulusalci kaynaklarda BOP'un artik sona erdigine dair bir yazi bulamadim. Buna karsin Erdogan'in ve bir Zaman yazarinin aciklamalarini buldum.

Erdogan'in Kanaltürk'le yaptigi röportajdan (http://turkiyeinternette.com/haber/13406-siyaset-erdogan:-buyuk-ortadogu-projesi-basta-bitti.html)

'BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ DOĞUŞTA BİTTİ''

Erdoğan, ''Olaylar büyük Ortadoğu projesinin sahnelenmesi ya da gerçekleşmesi mi, yoksa zincirleme birbirlerini etkilemekten mi kaynaklanıyor?'' sorusunu, ''Büyük Ortadoğu konusunu Türkiye'de yorumlamak veya tanımlamak noktasında çok ciddi çelişkinin olduğunu görüyorum. 'Büyük Ortadoğu Projesi nedir' diye sorduğunuzda doğru tanımlayanını görmedim'' diye yanıtladı.

Projenin eş başkanı olarak Türkiye'nin kadın hakları ve demokrasi noktasında bölgede önemli bir görev üstlenmesinin öngörüldüğünü ifade eden Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Fakat bu daha doğuştan adımı atıldığında bitti, yürümedi. Fakat bizdekiler hala yürüyor gibi, baş aktörü biziz. Böyle bir şey yok. İtalya'nın, Yemen'in, bu işin rol modeli diye söyleneceklerin hali ortada, hala Büyük Ortadoğu Projesi diyorlar. İlk adımı atan Bush'tu. O da yok zaten. Onun için ben bu gelişmelerin Büyük Ortadoğu Projesi ile yakından uzaktan hiç alakası olduğunu düşünmüyorum. Bunlar ne homojen ne irtibatlı, böyle hareketler de değil. Yılların sıkıntısı var. Affınıza sığınarak söylüyorum, adeta siyasi gaz sıkışması diyebiliriz. Böyle bir durum var. Siz, 41 yıl, 32 yıl, 30 yıl bir ülkeyi yönetiyorsunuz. Bunu yönetirken, halkınızın iradesi yok veya halkın iradesi var diyerek halkı aldatıyorsunuz.''

Bölgedeki bir başka sıkıntının petrolün dağılımı noktasında olduğunu söyleyen Erdoğan, ''Belli bir bölgede farklı, belli bir bölgede farklı. İslam dünyasındaki bu petrol imkanından belli bir miktarını, 40'ta, 20'de, 10'da bir olabilir, kalkıp da bir kenara koysalar, bütün İslam dünyasındaki fakiri fukarayı, ondan sonra da bütün insanlığın ayağa kalkmasını sağlayabilir'' diye konuştu.
Zaman gazetesinde Birol Akgün adinda bir yazarin yazisindan da söyle bir bölüm (http://www.sde.org.tr/tr/haberler/1167/ortadoguda-savaslara-son-verecek-baris.aspx)aktarayim.

İşte Başkan Bush’un 2004’te ortaya attığı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), ABD stratejik aklının önerdiği bir proje olarak ortaya çıkmıştı. Ancak Filistin’de yapılan ve bölgedeki en adil ve açık seçimler olarak nitelenen 2005 seçimlerinden ABD-İsrail ikilisinin istediği El-Fetih yerine Hamas galip çıkınca, BOP Batı ve İsrail için tehlike olarak görülmeye başladı. Üstelik demokratikleşme perspektifi Ortadoğu’daki Mısır ve S. Arabistan gibi muhafazakâr Arap rejimlerini de rahatsız etti. Sonuçta 2007’den itibaren ABD Ortadoğu’yu demokratikleşme projesinden vazgeçti; Arap ülkeleriyle geleneksel anlamda çıkar ve güç temelli ilişkiler modeline geri döndü. Zira Afganistan ve Irak’taki savaşın artan maliyeti, ABD ekonomisini ve ABD’nin yumuşak gücünü aşındırmaya başlamıştı. Bu nedenle daha Obama işbaşına gelmeden Bush yönetimi zamanında ABD Irak’tan tedricen çekileceğini açıkladı.Diger taraftan MEPI'nin sitesinde 2009 ile 2011 arasinda yapilmis olan faaliyetlerden bahsediliyor. Bu konuda da bir aciklik saglayabilir miyiz acaba? BOP bitti mi, bitmedi mi?

sargon
21-11-2011, 15:57
Bir baska sorun da su: BOP projesi Arap-Islam ülkelerine dönük düsünülmüs birsey MEPI sitesinde Türkiye, Irak ve Iran yer almiyor. Proje bu ülkelere yönelik degil gibi görünüyor yani.

Halbuki bazi sitelerde ABD'nin BOP araciligiyla Türkiye'yi bölmeyi planladigi, bir Kürt devleti kurulacagi, Irak'in da yine BOP araciligiyla üce bölünecegini, sünni, sii ve Kürt bölgeleri olacagi yazilip duruyor. Yine Iran ve Pakistan'dan koparilacak parcalarla bir Belucistan devleti kurulacakmis. Suudi Arabistan'i bile böldürmüsler. Yanlis anlamiyorsam tablo böyle. Haritasi bile var. Buyrun (http://akpartigercegi.wordpress.com/2007/05/04/buyuk-ortadogu-projesi-es-baskani-tayyip-erdogan-2/):

c m
21-11-2011, 21:13
MEPI'nın bir örnek olduğunu önceki mesajlarımda belirtmiştim. MEPI gibi inisiyatif ve organizasyonlar sacın birer ayağıdır yani ülkede-ülkelerde kurulması istenen ağın oluşmasına yönelik kurumlardır. Gördüğüm kadarıyla haritalar üç şekilde yansıtılmakta. Bunlardan biri senin gönderdiğin linkteki harita. Diğerleri ise bunlar...

http://anarchitext.files.wordpress.com/2011/03/untitled-13.jpg

http://www.kps.rs/images/stories/The_Greater_Middle_East_-_brill_5502_1.jpg

Bu konuyla ilgili 2005 yılında yazılmış bir makaleden pasajlar da aktarmak isterim...

BOP saldırısı emperyalizmin şimdiye kadarki saldırılarından çok farklıdır... Eski tarz sömürgecilik ve işbirlikçilik biçimi yetmiyor. Daha derinlemesine bir hakimiyet ihtiyacı mevcut işbirlikçi biçimlerin zorlanmasından doğmuştur. Emperyalizm şimdiki gibi işbirlikçiler eliyle ekonomik ve siyasal yukardan kontrollerle yetinmiyor...

Devletlerin yıkılması, iktidarların değişmesi, sınırların yeniden çizilmesi yetmez. Tüm yerel toplumsal dokular yırtılacak, dinler değiştirilecek... yerine hakiki bir Anglo-Amerikan Müslümanlık yerleştirilmeye hazırlanılıyor... Bu bölgede ulusal, dini, sınıfsal, kültürel en küçük bir direnç noktası istemiyorlar...

...İçinden geçtiğimiz dönemde hiçbir güç olduğu yerde duramaz... Ya yürüyecek ya düşeceksin. Ya savaşacak ya teslim olacaksın...

Dost-müttefik ayırmıyorlar. Bu gidişe hayır diyen herkese kan kusturuyorlar. Burada hak, hukuk, adalet gibi kavramlar geçmez. Her emperyalist güç sonuna kadar gitmek zorundadır..

... (ABD) Asla geri durmayacak sonuna kadar gidecektir. Sonuna kadar gitmezse eski ABD olarak kalamaz...

...Her koşulda dünyayı bekleyen 'kırk katır mı kırt satır mı'? Başka bir şey bekleyen hayal görüyordur.

...Türkiye kanırta kanırta hizaya getirilecektir. Yalnız Türkiye değil, bölgedeki işbirlikçi devletlerin hepsini aynı kader bekliyor. Emperyalist merkezler tüm bölgede at değiştiriyorlar... Tüm bölge devletleri, yıllardır kendi halkına karşı emperyalizmi kendileri ülkelerine yerleştirdiler. Hatta egemenliklerini emperyalizmin koruyuculuğunda sürdürdüler. Kendi egemenliklerinin bir kısmını emperyalistlere devrettiler. Şimdi kalan kısmını da efendileri onlar çok görüyor... Mevcut durumun daha öncekilerden farkı şu, emperyalistler 'artık bu bölgede bizim dediklerimiz olacak' diyorlar.

Kürt hareketi tüm ulusal taleplerini kırarak düzenin sınırlarına çekmesine rağmen bütün güçler PKK'yi savaşmaya zorluyor. Dışarıya karşı iktidarını, iktidar paylarını korumak için giderek önlenemeyecek bir Kürt-Türk savaşının fitilini ateşlemekten çekinmiyorlar. Kürt hareketi mevcut yasal zeminlere çekilmek için her şeyi yaparken, Türk egemenleri bütün klikleriyle geri dönülmez bir Kürt-Türk savaşının hazırlıklarına girişiyor...

Kaynak > Türkiye'nin Geleceği ve Devrimci Çıkış - Mehmet Güneş - Bilinç ve Eylem - Haziran Temmuz Ağustos 2005

sargon
22-11-2011, 00:38
Once su bitti mi bitmedi konusunu halledelim mi? BOP 2004-2008 arasi dönemle ilgili bir politika miydi, hala süren bir sey midir? Sürüyorsa nasil sürüyor.

MEPI sitesini biraz inceledim, anladigim kadari ile MEPI'nin BOP ile iliskisi yok. MEPI (http://en.wikipedia.org/wiki/Middle_East_Partnership_Initiative#cite_ref-1), ABD hükümetinin 2002'de kurdugu ve ayni bölge icin gelistirilmis bir tür USAID projesi. Hani su "Amerikan Yardimi" denilen seylerden biri. BOP denilen sey ise G8 zirvesinde kurulan ve Italya, Türkiye ve Yemek tarafindan esbaskanligi yürütülen "Demokrasi Destek Platformu" denilen sey. MEPI hala sürüyor ve sitesinde hangi projelere ne kadar harcama yapildigi yazilmis. ABD hükümetinin sivil faaliyet yürüten bir tür yardim kurulusu ve daha cok CARITAS, HEX gibi yardim kuruluslarina benzer isler yapiyor. Politik katilim, kadinlara destek, gelecek kusak liderligi, serbest girisimcilik gibi basliklar altinda ülke ülke hangi projelere destek verdiklerini yazmislar.

MEPI'yi gecip su meshur "Demokrasi Destek Platformu"na gelirsek, onun 2004-2008 arasinda neler yapilmis oldugunu ise tam olarak anladigimi söyleyemem. TESEV'in seminerleri disinda neler yapilmis tam olarak? En cok bilgi veren linklerden biri kharon'un verdigi linkti (http://www.arem.gov.tr/rapor/degerlendirme/genis_ortadogu.htm). Bu linkteki bütün kaynaklar 2004 yilina ait olduguna göre yazi "Demokrasi Destek Platformu"nun baslatildigi yillara ait. Dolayisiyla 2004-2008 arasinda neler yapilmis olduguna dair bir bilgi vermiyor. Henüz somut olarak TESEV'in seminerleri var sadece. Yaniliyor muyum?

Neva
22-11-2011, 01:47
Once su bitti mi bitmedi konusunu halledelim mi? BOP 2004-2008 arasi dönemle ilgili bir politika miydi, hala süren bir sey midir? Sürüyorsa nasil sürüyor.

MEPI sitesini biraz inceledim, anladigim kadari ile MEPI'nin BOP ile iliskisi yok. MEPI (http://en.wikipedia.org/wiki/Middle_East_Partnership_Initiative#cite_ref-1), ABD hükümetinin 2002'de kurdugu ve ayni bölge icin gelistirilmis bir tür USAID projesi. Hani su "Amerikan Yardimi" denilen seylerden biri. BOP denilen sey ise G8 zirvesinde kurulan ve Italya, Türkiye ve Yemek tarafindan esbaskanligi yürütülen "Demokrasi Destek Platformu" denilen sey. MEPI hala sürüyor ve sitesinde hangi projelere ne kadar harcama yapildigi yazilmis. ABD hükümetinin sivil faaliyet yürüten bir tür yardim kurulusu ve daha cok CARITAS, HEX gibi yardim kuruluslarina benzer isler yapiyor. Politik katilim, kadinlara destek, gelecek kusak liderligi, serbest girisimcilik gibi basliklar altinda ülke ülke hangi projelere destek verdiklerini yazmislar.

MEPI'yi gecip su meshur "Demokrasi Destek Platformu"na gelirsek, onun 2004-2008 arasinda neler yapilmis oldugunu ise tam olarak anladigimi söyleyemem. TESEV'in seminerleri disinda neler yapilmis tam olarak? En cok bilgi veren linklerden biri kharon'un verdigi linkti (http://www.arem.gov.tr/rapor/degerlendirme/genis_ortadogu.htm). Bu linkteki bütün kaynaklar 2004 yilina ait olduguna göre yazi "Demokrasi Destek Platformu"nun baslatildigi yillara ait. Dolayisiyla 2004-2008 arasinda neler yapilmis olduguna dair bir bilgi vermiyor. Henüz somut olarak TESEV'in seminerleri var sadece. Yaniliyor muyum?

Sayin Sargon;



BOP 2004'le baslayan ve 2008'le biten bir proje degildir. Zira petrol ve turevleri 2004'de kesfedilmemistir.

BOP ABD'nin 2001 saldirisindan sonra terorizmi bitirmeye yonelik bir projesi de degildir. terorizm 2001'de varolmamistir ilk kez.

Baslangici cok daha eskidir ve halen surmektedir. Acilis mesajiniza dikkat cekin ornegin, TESEV'i irdelerken, TESEV'in kurulus donemine baktiniz mi? 1961- Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti.
1993 Kopenhag zirvesi.
Yeni isimle 1994-TESEV


MEPI'DE Iran, Irak Turkiye'yi bulamamaniz normaldir.

Iran petrolleri zaten(dolayli yoldan buy back yontemiyle) kontrol altindadir ARAMCO vasitasiyla.

Irak bitmis denilebilecek bir proje parcasidir. Bolgedeki petrol kontrol altina alinmistir.

Turkiye petrol rezervi acisindan,(acilacak kuyu, cikarilan petrolun gravitesi vs.) zaten diger yakin petrol ulkeleriyle boy olcusecek durumda degildir. Avantaji stratejik cografya noktasinda olusundandir. Horizontal drilling(yatay delme) icin uygun topraklara sahiptir ozellikle dogu cografyasiyla.

BOP'un amaci ve ne oldugu dahilinde, Turkiye 1960-1961 yillarina en azindan bir goz attiniz mi?

http://tr.wikipedia.org/wiki/1961
http://tr.wikipedia.org/wiki/1960

G8 diyorsunuz, bu olusumun ekonomiye iliskin toplantilarinin 1975'den beri yapildigina dikkat cektiniz mi? 1973 petrol krizini de unutmamak gerekir.

Bundan en yakin tarih olarak bir 10 yil oncesine bakip 1979 tarihli Ajax Darbesini irdelediniz mi?

Ne desek ucu spekulasyona cikacaktir, ancak bilinen gercek su ki; bugun gerek Suudi'lerin, gerekse Iranin, petrol ve turevleri olmaksizin, global dunyada hurma ve cimento aliminyum vs. ile ayakta kalamayacaklarini kendileri cok iyi bilmektedir.

Aksi takdirde hicbir gelismis ulkenin zerre kadar umurunda degildir demokrasi goturulmesi, birilerinin kadin/erkek recm edilisi, el kesilisi, burkasi, carsafi vs..

c m
22-11-2011, 02:23
Her proje gibi BOP'un da belli aşamalara sahip olduğunu bilerek ve aşama aşama inceleyerek BOP'un tamamen sonlanıp sonlanmadığına karar verebiliriz. Bu ifademe göre yazacak olursak tamamen BOP sonlanmadı.

Tahmini olarak aşamaları düşünmekle başlamamız gerektiğini düşünüyorum. Aşamalar yüzeysel olarak şunlar olabilir...

1. Toplumsal, siyasal, ekonomik nüfuz oluşturma. Sivil toplum kuruluşlarına nüfuz edilmesi, siyasal iktidarın içerisine yerleştirilen, muhaliflerle işbirliği-destek veya uluslararası zeminde zikredilen kişiler yoluyla siyasal nüfuz.

2. Baskı, isyan ve silahlı mücadele. Bu anlamıyla kendisine bağlı olsun olmasın toplumsal dinamiğin harekete geçirilmesi. Medya yoluyla ve -gözdağı olabilecek- uluslararası düzeyde BM ve NATO gibi kuruluşlar yoluyla baskı oluşturma. BM, NATO veya ABD-Fransa-İngiltere gibi ülkeler yoluyla silahlı mücadele.

3. Ülke koşullarına göre belirlenen politikaların gerçekleştirilmesi ve sürekliliğin sağlanması için -değişiklik gerekiyorsa- gerekli değişikliklerin yapılması. İstikrarlı bir yapıya kavuşturma.

Ülkelerin bir kısmı için ikinci aşamanın sonlandığını, bir kısmında da sonlanmak üzere olduğu görebiliriz. Birkaçının üçüncü aşamada olduğunu söyleyebiliriz. Henüz birinci aşamada olanlar da mevcut. Bu aşamalar konusunda üçüncü aşamada olan Türkiye bir model olarak alınabilir.

MEPI gibi projeler özellikle birinci aşamanın gerçekleştirilmesi ve özellikle sürekliliğin sağlanması için oluşturulan projelerdir. Uluslararası düzeyde olduğu kadar yerel düzeyde de bu projelere benzer projeler yürütülerek hareket ediliyor. Senin de takdir edeceğin gibi altyapı oluşturulmadan bu ülkelerde hakimiyet sağlamalarının tek yolu silahlı mücadele. Fakat silahlı mücadelenin sonucunun Vietnam örneği dönüşme ihtimali söz konusu olabileceği ve sürekliliğin temini düşünüldüğü için tercih edilen bir durum olmayabiliyor. En azından bir düzeye kadar altyapının oluşturulması gerekir.

Sadece TESEV'le yetinmemek gerektiğini düşünüyorum. Klasik bir tabir olacak, buzdağının görünen yüzü TESEV. Seminerler ve küçük destekler yoluyla kendilerine bağlı insanları seçebilecekleri birçok kuruluş Türkiye'de mevcut. Çok komik görünse de resmiyete sahip olmayan adı duyulmamış sivil toplum oluşumlarına dahi seminerler yoluyla ulaşarak projeleri için gerekli altyapıyı oluşturmaya ve sürekliliği sağlamak için çalışmaktadır. Bildiğim bir sivil toplum oluşumu olan Türkiye Arapları Meclisi gibi bir oluşuma dahi kapılarını açmaktadırlar. Bu durum benim için kahkahalar attıracak kadar komik gelse de çalışmaları bu şekilde yürümekte.

Genişletilmiş Büyük Orta Doğu Projesi'nin somut olarak ifade edilişinin tarihi 1997'dir. Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi'nin alt başlığı olarak sunulmuştur. Önceki mesajlarımda bunu belirtmiştim.

Bu konuları incelemek ve bağlantıları kurarak çıkarsamada bulunmak zahmetli olduğu kadar zaman alan bir iş. Başta belgeler, makaleler ve videolara boğulup kalıyorsun maalesef. Bu zahmeti kolaylaştıracak en önemli durumun kapitalizmin ve ABD'nin mantığını anlamaktan geçtiğini düşünüyorum. 'Kapitalizm, gölgesini satamayacağı ağacı keser' diyerek bitirelim. Yorumların için teşekkür ederim.

kharon
22-11-2011, 02:49
Once su bitti mi bitmedi konusunu halledelim mi? BOP 2004-2008 arasi dönemle ilgili bir politika miydi, hala süren bir sey midir? Sürüyorsa nasil sürüyor.

sn.sargon,

AREM (http://www.arem.gov.tr/rapor/degerlendirme/genis_ortadogu.htm)'in raporunda '' Tüm bu eleştiriler ve AB'nin de bastırmasıyla, ABD yönetimi Arapların alternatif plan hazırlamasını kabul etmiştir. G-8 zirvesinden önce Tunus'ta toplanan ve 22 Arap ülkesinin liderlerini biraraya getiren Arap Birliği zirvesinde Arap liderler siyasal üslubuna karşı çıksalar da projenin hedeflerini ve içeriğini benimsemişlerdir. Ayrıca, Zirvede dışardan dayatmalara karşı alternatif bir dönüşüm planı oluşturulmuştur. Arap Birliği Zirvesi kararları ile Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi'nin amaçları birebir örtüşmektedir'' yazılı, Hürriyet gazetesinde de bu konu ile ilgili bir haber var. (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=224479)

Benim anladığım proje üzerinde anlaşılmış uygulamada sorun var, Araplar dışarıdan dayatmayla reform olmaz biz kendimiz yapalım demiş ve (hangi ülkenin görevi nedir bilmiyorum) Demokrasi Destek Platformu üyeleri olan ülkeler, Türkiye ( Arap Birliği gözlemcisi) Yemen (Arap Birliği üyesi) ve İtalya projeyi başlatmış sonra alternatif planını hazırlayan Arap Birliği'ne devretmiş olabilir. Bu süre içinde neler yapıldığı konusunda fazla bilgi yok maalesef.

Son günlerde Arap Birliği ve Suriye arasındaki sürtüşmeler ve Suriyenin askıya alınan üyeliğini de hesaba katarak, projenin Arap Birliği üzerinde devam ettiğini düşünüyorum. Proje kapsamında neler yapıldığı ya da yapılacağı konusunda şuan için bilgim yok, Arap Birliği kararlarına ve uluslararası derneklerle olan ilişkilerine bakmakta fayda var.

Saygılar

sargon
22-11-2011, 11:12
Neva, "ne yazsak ucu spekülasyona cikacak" demissin. Herhalde yukarda yazdiklarinin tamaminin spekülasyon oldugunu, icinde arastirmamizi sonuclandiracak hicbir bilgi ve mantik yürütme barindirmadigini sen de farkettin. "Atis Servest" alt basliginda degerlendirebilinir.

Ayrica düsünce bicimine dikkat et. Once bir varsayimi kabul ediyorsun. Varsayimin dogru olsa bile sonrasinda da yanlis mantik kuruyorsun.

BOP 2004'le baslayan ve 2008'le biten bir proje degildir. Zira petrol ve turevleri 2004'de kesfedilmemistir.- BOP, petrol ve türevlerini elde etmek icindir
- Petrol 19 yüzyildan beri bilinmektedir
- Demek ki, BOP, 19. yüzyilda baslamis olan bir projedir.

Hem ilk varsayimin, hem cikarim yolun yanlis. Diger ifadelerde de benzer mantik ve düsünme hatalari var.

Ilk varsayimin icin de sunu söyleyim. Bu düsünme yöntemi ile zaten Ortadoguya dönük ne var ne yoksa hepsini BOP icine koymus durumdasin. 1. Dünya savasi öncesinden baslayabilirsin.

Ben somut olarak G8'de ilan edilmis BOP adi ile müstear "Demokrasi Diyalog Grubu"nun akibetini soruyorum. Büyük Iskender'den baslayarak tarih dersi vermeye ne gerek var.

bodos
22-11-2011, 12:32
petrol sömürülmez, araplar OPEC kurmuş kazık fiyata satıyorlar, herkes anasının gözü

ama sizin derdiniz başka.. "batılılara daha da pahalıya satılsın, hatta hiç satılmasın, biz buralarda sürünürken onlar fıstık gibi yaşıyor kıskanıyoruz" derdiniz bu

"ortadoğuda emperyalist planlar" ve "işbirlikçiler" falan deyince de aslında tek anladıkları şu "demokrasiye serbest piyasaya ülkeler arası barış ve ticarete BM ilkelerine şuna buna inanan ülkeler işbirlikçidir batı da buralara bu kavramları getirmek istiyor, hep beraber bu zengin ülkeleri çökertmenin ve dünya yüzeyinde herkesi köle edecek bir komunizm kurmanın yoluna bakalım, herkese eşit sefalet!"

sargon
22-11-2011, 13:36
Sayin bodos, petrol neden sömürülmesin ki? Hersey sömürülür. Sanayilesmis ülkeler nasil birlikler kurup ortak politikalar olusturuyorlarsa, petrol üreten ülkelerin de ayni hakki var.

Yazdiklariniz bir niyet okumasindan baska birsey degil. Ne komplo teorileriyle ne de niyet okumalarla bir konu acikliga kavusturulmaz ki.

Ornegin ben de dünyada acik bir sömürü oldugunu düsünüyorum. Gelismis ülkelerin sanayi, ticaret, tarim, bankacilik, para kurlari gibi bircok konuda uluslararasi kurallari kendi lehlerine zorlayarak kaynak aktarmaya calistiklarini düsünüyorum. Petrol icin de diger kaynaklar icin de bu gecerli. Ama bunun olup olmamasi bizim konumuz degil ki.

Bastan beri söylüyorum. Spekülasyonlara degil, somut bilgiye ulasmaya calisalim. Bu niye bu kadar zor oluyor yahu!

bodos
22-11-2011, 14:10
sargon, sen o zaman petrolün gerçek değerini biliyorsan söyle biz de bakalım şu anki fiyatı ile aradaki fark neymiş, ve batı arapları nasıl sömürüyormuş

para kurları ile kim kimi sömürüyor söyleyim mi? dolar stoklayıp kendi para biriminin değerini düşüren her ülke ihracatta avantaj elde edip batının sırtından kalkınabilir. çin yıllardır bunu agresif bir şekilde yapıyor

batı dediğinin tam tersine fakir ülkelere kaynak akıtıyor.. hem direk yardım yapıyor, hem de oralara sermaye götürüp yatırım yaparak oraların kalkınmasına ön ayak oluyorlar

IMF ve dünya bankası ile kalkınmaya yardımcı oluyorlar, makul fiyata kredi veriyorlar, fakir ülkelerde kalkınma projeleri uyguluyorlar

herşeyden önce dünya ülkelerinden para almadan bilimsel araştırmaların parasını kendi ceplerinden veriyorlar, ve sonunda hepimizin faydalandığı bilgileri keşfediyorlar

NASA'nın bütçesini kim karşılıyor? batı üniversitelerinde hastalıkların çözümü araştırmalarına aktarılan kaynaklar kimin cebinden çıkıyor?

Neva
22-11-2011, 14:42
Neva, "ne yazsak ucu spekülasyona cikacak" demissin. Herhalde yukarda yazdiklarinin tamaminin spekülasyon oldugunu, icinde arastirmamizi sonuclandiracak hicbir bilgi ve mantik yürütme barindirmadigini sen de farkettin. "Atis Servest" alt basliginda degerlendirebilinir.

Ayrica düsünce bicimine dikkat et. Once bir varsayimi kabul ediyorsun. Varsayimin dogru olsa bile sonrasinda da yanlis mantik kuruyorsun.

- BOP, petrol ve türevlerini elde etmek icindir
- Petrol 19 yüzyildan beri bilinmektedir
- Demek ki, BOP, 19. yüzyilda baslamis olan bir projedir.

Hem ilk varsayimin, hem cikarim yolun yanlis. Diger ifadelerde de benzer mantik ve düsünme hatalari var.

Ilk varsayimin icin de sunu söyleyim. Bu düsünme yöntemi ile zaten Ortadoguya dönük ne var ne yoksa hepsini BOP icine koymus durumdasin. 1. Dünya savasi öncesinden baslayabilirsin.

Ben somut olarak G8'de ilan edilmis BOP adi ile müstear "Demokrasi Diyalog Grubu"nun akibetini soruyorum. Büyük Iskender'den baslayarak tarih dersi vermeye ne gerek var.

Sayin Sargon;

Spekulasyona acik oldugunu soyleyen kendinizsiniz ilk etapta..

Bence hic de akil ve mantik barindirmayan konular degil.. Atis serbest babinda bakacak olursak sayet, sizin de ornek koydugunuz dusuncelerin bircogunu "atis serbest" alt basliginda degerlendirmem mumkundur.

BOP proje bazinda Turkiyeyi niye bolsun? Verdiginiz kaynak ne derece ciddi kabul edebilecegimiz bir kaynaktir? Halktan birinin dusuncelerini doktugu bir blogtur en nihayetinde de diyebilirdim...

http://akpartigercegi.wordpress.com/2007/05/04/buyuk-ortadogu-projesi-es-baskani-tayyip-erdogan-2/

Verdiginiz kaynak sucu bucu mudur? RTE Turk kokenli olsa ne olur olmasa ne olur? Etnik kokene oynamak kime ne kazandirmis? da diyebilirdim.

http://akpartigercegi.wordpress.com/2008/07/13/devleti-yonetenlerin-etnik-kokenleri/


Bu tur calismalari nicin serbest atis alt basliginda sunmaniz da, benim yorumumu bu yonde aldiniz cidden ilginc!...

Dusunme bicimim egrisiyle-dogrusuyla benim tasarrufumdadir, beni baglar, ne diye dikkat etmem gerekiyor acaba?

Hangi varsayimdir o bahsettiginiz?

Kendiliginden hop diye yenilenemeyen fakat gundelik yasamimizda ziyadesiyle kullanilan dogal kaynaklar gercegi, bir varsayim midir sizce? Kisaca genel anlamda enerji..

Siz bana gundelik hayatta petrol ve turevleri, farkli endustrilerdeki payi olmaksizin giden birsey gosterin, o zaman cidden attigimi dusunecegim.

Siz bana, enflasyonun hayli degisken ve yuksek oldugu ulkelerde petrol'un litre fiyati yukseldiginde, bulasici hastalik gibi nicin farkli sektorlere de otomatik olarak zam geldigini aciklayin, BOP'un demokrasi diyalogu olduguna ikna olacagim. (en azindan bu yonuyle bakacagim)

Siz bana demokrasi goturdugunu iddia edenlerin, bir G8 ulkesinde inanc ozgurluklerine saygi babinda, seriat mahkemesi ile yargilanmak isteyenleri, nicin insan haklari geregi geri cevirdiklerini izah edin, ben serbest atis yaptigimi, aslinda birilerinin gercekten bir yerlere demokrasi tasidigina ikna olacagim.

Otenazi'nin bir hak olup olmadiginin tartisilabildigi dunyada, seriat mahkemesinde yargilanma istegi nicin bir insani hak degildir?

Siz bana Suudilerin veya Iran'in petrol ve turevleri olmaksizin, alet edavat dondureceklerini, hurma, alimunyum, cimento, celik vs. ile ayakta kalabileceklerini izah edin, ben butun ortadoguyu BOP'a dahil etmekten vazgececegim. (Deve mevcudiyeti unsuru dahi kabulumdur.)

http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_Iranian_companies

http://en.wikipedia.org/wiki/National_Iranian_Oil_Company

http://en.wikipedia.org/wiki/Anglo-Iranian_Oil_Company

http://en.wikipedia.org/wiki/Foreign_Direct_Investment_in_Iran#Buy-back


http://en.wikipedia.org/wiki/Economy_of_Iran#Five-year_socio-economic_development_plan


Siz baslik boyunca bircok soru sordunuz. Konu basinda da spekulasyona acik oldugunu belirten sizsiniz. Ben de kisisel olarak dusuncelerimi yazdim.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=26905

Basta da dedigim gibi spekülasyona cok acik bir konu. Benim istedigim sey, konuyla ilgili spekülasyonlar yapmak, buna dayali teoriler insa etmek degil. Tamam, bunlari da yapariz da önce ne oldugunu bir anlayalim istiyorum.Gördügüm sey bana anlasilmaz sekilde dengesiz geliyor. Size öyle gelmiyor mu? Dünyanin en gelismis 8 ülkesi bir araya geliyor ve bu toplantida Ortadogu'da demokrasiyi gelistirelim diyorlar. Iyi, güzel. Bunun icin 3 ülke seciliyor. Bu ülkelerde birer sivil toplum örgütü araciligi ile demokrasinin gelismesi icin etkinlikler yapilacak deniliyor. Digerlerini bilmiyoruz, ama Türkiye'de TESEV seciliyor ve hepi topu 15 tane (saydim) seminer, konferans vb. düzenleniyor. Daha önce birkac da kitap cikarilmistir demistim, onu da bulamadim. Simdi bunlarla mi Ortadogu'nun "siyasi ve ekonomik yapisi" degistirilecek. Ya dag fare dogurmus durumda, ya da benim bilmedigim baska bir takim faaliyetler de var. Bilen varsa yazsin lütfen.

Ben TESEV'in yaptigi 15 etkinlik icin ABD'nin dünya politikasi, su bu degerlendirmeleri yapmayi hic anlamli bulamiyorum. Bilgisi olanlardan rica ediyorum. Nedir bu "büyük" projeyi bu kadar büyük yapan somut faaliyetler?

Iste aynen sizin dusundugunuz gibi, alin benden de o kadar! Gordugum, izledigim ve dahi icinde yasadigim ulkenin yaptiklarindan bazilari bana da dengesiz gelmekte...

Nicin Harper Israil yanlisi bir tutum izlemekte Filistin cozumune yonelik? Hani malum bolgede kanayan yaralardan biri bu mesele.. Hazir Obama 1967 sinirlarina dikkat cekerken, zirve gundeminde neden Ottawa israrla bu konunun soz edilmemesi icin bir nevi dolayli baski yapti? Kaldi ki baris icin muzakere cagrisina iki tarafin da cevap vermeyecegi acik..

Demokrasi diyologu ya mevzu, o bakimdan dengesiz geliyor bana.. Hani gectigimiz yillarin icinde, Afganistan'daki baris gucu gorevi yapanlara iliskin asker cenazelerine serbetli degil bu ulke.. Ortalama bir haftada 10 cenaze alsa hukumet istifaya zorlanir.


Bir baska sorun da su: BOP projesi Arap-Islam ülkelerine dönük düsünülmüs birsey MEPI sitesinde Türkiye, Irak ve Iran yer almiyor. Proje bu ülkelere yönelik degil gibi görünüyor yani.

Halbuki bazi sitelerde ABD'nin BOP araciligiyla Türkiye'yi bölmeyi planladigi, bir Kürt devleti kurulacagi, Irak'in da yine BOP araciligiyla üce bölünecegini, sünni, sii ve Kürt bölgeleri olacagi yazilip duruyor. Yine Iran ve Pakistan'dan koparilacak parcalarla bir Belucistan devleti kurulacakmis. Suudi Arabistan'i bile böldürmüsler. Yanlis anlamiyorsam tablo böyle. Haritasi bile var. Buyrun (http://akpartigercegi.wordpress.com/2007/05/04/buyuk-ortadogu-projesi-es-baskani-tayyip-erdogan-2/):

Sanirim ne yazdiginizin, sordugunuzun ayirdinda degilsiniz, ki genele acik bir baslikta gelen dusunceleri atis serbest modunda algilamaktasiniz.

Hop diye demokrasi goturelim, cehre degistirelim deyince birileri, hemen aklima okyanus otesinin hurma sevip sevmedigi gelir.

Siz (varsayim), Turkiye'den kalkip bilmemne birligi ile birlikte Northwest Territories'e ucup, Nunavut'ta cehre degistirecegim, yerlilerin drug kullanmamasi icin planlarimi uygulayacagim, Whitehorse'dan bazi bolgelere karayolu yok, yol yapacagim diye gider misiniz?

Cok afedersiniz ancak, gulerler adama!!!!!!!

sargon
22-11-2011, 15:12
sevgili bodos ve Neva. Sanirim ben anlatamadim ne demek istedigimi. Herkes birseylere inaniyor olabilir. bodos gelismis ülkelerin digerlerinin kalkinmalarina yardimci olduklarina inanirken, Neva tersine inanabilir. Ama burda tartismak istedigim konu bu degil. En basta spekülasyona cok acik oldugunu bunun icin söyledim. Spekülasyon yerine, somut bilgiler bulalim ve onlar üzerinden degerlendirme yapalim dedim. Yine akpartigercegi adli sitenin linkini verirken de spekülasyonlarin hangi boyutlara vardigini göstermek istedim.

Benim cikardigim sonuc su: BOP diye anilan sey 2004 yilinda G8 zirvesinde alinan bir kararla kurulan "Demokrasi Yardim Diyalogu"dur. Bu grup calismasini 2008'e kadar sürdürmüs, sonrasina dair somut bir bilgi yok. Simdilik kaydiyla, bu "Grup"un calismasini sürdürmedigini varsayabiliriz.

Ortadogu da dünyanin diger bölgelerinden biri ve elbette heryerde oldugu gibi burda da egemenlik savaslari var, her ülke kendi capinda bu savasin icinde, simdilerde Türkiye bile. Bu egemenlik savasi 1. Dünya Savasindan bu yana bir sürü görünüm aldi. Ingiltere, Fransa, Italya, Rusya, ABD gibi ektörler bu savasimin icinde ve kendi perspektiflerini olusturuyorlar. Bir zamanlar SSCB bir aktördü, devreden cekilince dengeler degisti. MEPI denilen kurulus da ABD hükümetinin kendi basina olusturdugu bir USAID kurumu. Muhtemelen diger aktörler de ayni alanda bir takim araclar yaratmistir.

Bu kurumlarin, yönlendiricilerinin vb. birbirleriyle iliskisini reddetmiyorum. Ama önce her bir bileseni ayirarak düsünmek lazim ki yol alalim. Koca bir egemenlik savaslari alani (stratejiler alani) girmeden elimizde olan somut bilgilerle "Büyük Ortadogu Projesi nedir?" sorusuna cevap bulabiliriz diye düsünüyorum. Egemenlik savaslarina girince hersey birbirine karisiyor cünkü. Bunun icin Ortadogu'da egemenlik savaslari yada emperyalist ülkelerin Ortadogu hedefleri vb. basliklar acilabilir. Ben BOP'un ne oldugunu anlamak istiyorum önce. Yasiyor mu, öldü mü, somut olarak neler yapmis?

TurkceRap
22-11-2011, 17:56
Bu tarz düşünmek hatalı olur bence. Projeyi temel alıyoruz,tüm değişimin kaynağı addediyoruz, sosyal dinamik şeklinde adlandırabileceğimiz faktörleri ise projeye engel ya da destek olarak görüyoruz vs. Ben şahsen bu MEPI gibi şeyleri sosyal dinamikleri desteklemek olarak görüyorum. Küreselleşen dünyada gelişen iletişim araçları, şehirleşme vb. faktörler zaten dönüşüm yaraşıyor. Hem alt hem de üst yapı hızla değişiyor. Güçlü devletler de değişim İran gibi örneklerdeki gibi Batı karşıtı, dünyadaki enerji akışını tehdit eden vs. rejimler olmasın diye kendi imkânları dahilinde önlemler alıyorlar. Her şey bu koca projelerin vs. sonucu değil, projeler vs. sadece dev denklemlerde birer faktör.



Öncelikleri bence de demokrasi vs.den ziyade Batı karşıtı olmayan, ticaret yapabilecekleri, enerji stabilitesini tehdit etmeyecek vs. rejimler. Ama ortada İran gibi bir örnek var. Bence önümüzdeki dönemde Suudi rejimi gibi rejimlerin de halk tarafından devrileceği tahmini ağır basarsa onları da harcarlar. Yeni rejim gelecek olursa Batı karşıtı olmasın diye destekliyorlar kısacası.



Ya Tabiki de bu projeler mevzu bahis dinamikleri de büyük ölçüde hesaba katarak şekillenmiştir, Ben de buna katılıyorum, ana yine de dışardan destek almadan Arap baharının etkisi bu kadar yıkıcı olamazdı diye düşünüyorum, Tabi kastımın klasik söylemimiz gereği 'Dış mihraklar' demek olmadığını biliyorsun.

Mesela şunu düşün, Abd.de Avrupadaki kadar geniş çapta hissedilmese de, Avrupa nüfusu malesef yaşlanıyor, buna karşın Ortdaoğuda genç nüfus var ve bunlar kapalı kutu gibi, ne toplumsal yapılar, ne de din anlayışı gelişime çok da uygun değil.

bunların yumuşamasını da hızlandırmaları şart, bu tek başına Afganistandaki gibi dışarıdan müdahaleyle getirilen hükümetler yoluyla yeterli olamayacağına göre, hem genel konjektürü yumuşatmak, hem de halktaki muhafazakar kesimlerin belki de ani değişime tepkisini önlemek için bir önceki iletimde de söylediğim gibi islamî söylemleri olan grupları destekleyip değişimin kontrollü olmasına çalışıyor olabilirler.

bodos
22-11-2011, 19:09
sargon, eğer ABD'nin ortadoğu üzerine haince emellerini içeren bir komplo arıyorsan onu BOP MEPI şu bu adıyla herkese ilan edeceklerini sanmıyorum, o yüzden yanlış bir arayış içersindesin

ikinci olarak.. sana tavsiyem git bak bakalım IMF ve Dünya Bankası hangi tarihte hangi amaçla kurulmuş

bu kurumlar ikinci dünya savaşı sonrası AVRUPAYI desteklemek için kuruldu.. asıl endişe ettikleri "bu herifler savaştan çıkmış, bitap durumdalar, komunist rejim ise berlin duvarının öte tarafında.. eğer komunist taraf bunlardan daha müreffeh olursa bunların halkı da komunizme geçer" falan diye krizlerde ülkeleri kurtarmak için IMF'yi, savaş sonrası toparlanmayı ayağa kalkmayı sağlamak için Dünya Bankasını kurdular.. türkiye'nin de dahil edildiği marshall planı ile avrupa ülkelerine para akıttılar.. sırf bunlar ayaklansın, batmasın da halkları komunizm falan diye tutturmasın diye

ABD keza japonyayı da ikinci dünya savaşı sonrası kalkınmasına yardımcı olan ülke değil mi? ve kore savaşı sonrası da güney kore'yi gene ABD kalkındırmadı mı?

peki şimdi bu ülkeler kalkınmış ABD için iyi birşey mi kötü birşey mi? işte pazar büyümüş, bu adamlarla da ticaret yapılıyor.. herkes memnun bu işten.. senin sandığının aksine devletlerin hemen çoğu dış ticareti yabancı sermayeyi şunu bunu kendileri için çok faydalı görüyor.. büyük devletler için de faydalı çünkü pazarın genişlemesi demek uzmanlaşmanın artabilmesi çeşitlenebilmesi demek.. bu da üretimin ve verimin artması demek

ortadoğuda peki istenen nedir? herşeyden önce istikrar.. çünkü karmaşa olması sadece petrol fiyatını yükselten birşey.. bu da herkese zarar

11 eylülden sonra da anlaşıldı ki bu adamların demokratikleşmesi, adam olması için biraz teşvik de lazım.. ilericileri destekleyelim, çocuklara burslar verelim, kalkınmaya yardımcı olalım şu bu.. yoksa bunlar terörist üretiyor

diğer taraftan askeri olarak savaştılar, ve el kaide'yi çökertmek üzereler şu an

halbuki ABD olmasa bu el kaide nihayetinde bizim başımıza musallat olacaktı

adamların temel bir hedefi suudi başta olmak üzere burdaki müslüman ülkelerde rejimleri ele geçirmek ve bir nevi hilafeti kurmak.. bunun ucu türkiyeye dokunmayacak mıydı sence?

frodo
27-11-2011, 16:55
Hani Irak'ta ABD'nin doğrudan müdahalesi söz konusu; peki diğer örneklerdeki tüm ülkeleri, burada olan biten her şeyi neye dayanarak bir ABD projesi olarak görebiliyoruz? Bu ülkelerin içinde hiç mi sosyal dinamik yok? ABD'de bir avuç adam plan yapıyor, dünyanın başka bir ucundaki milyonlar da bunlara harfiye uyuyor mu? O planlar tıkır tıkır işliyor mu? İşliyorsa, ABD ile yıllardır fiili ya da retorikte çatışma içinde olan İran gibi ülkelerdeki rejimler nasıl ayakta, ve Batı ile yakın zamana kadar yakın ilişkileri olan Libya gibi yönetimler devrildi?

Böyle düşündüğümüzde verilere dayanan, ayağı yere basan analizlerden ziyade komplo teorileri ile iştigal etmiş oluyoruz diye düşünüyorum.




Şu linke bir bakalım:

http://mepi.state.gov/about-faq.html

Bu MEPI'nin kullandığı bütçe yaklaşık 51.5 milyon dolarlık(Tunus için 20 milyon, Mısır için 16.5 milyon, 15 milyon) bir bütçe burada yazanlar doğruysa. Bunu da -yine sitedeki bilgiler kapsamında- demokratik dönüşümü desteklemek için Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki sivil toplum kuruluşlarına verilen ödenekler ile harcıyorlar.

Bölgeyi tamamen ABD çıkarlarına uygun biçimde dönüştürdüğü iddia edilen dev bir planın bu bütçe ve yöntemlerle gerçekleştirilebileceği fikri size gerçekçi geldi mi?

Gecikmiş bir cevap için kusura bakma sevgili astur.

Sargon'a bir cümlelik cevabımın bu denli açığı barındırdığını fark etmemiştim, derkenenar olarak;

Hiçbir gücün sosyal hayatta kusursuz planları değişikliğe uğramadan uygulama gücü olabileceğini hiç düşünmedim. İtiraz ettiğin noktalara harfiyen katıldığımı bilmeni isterim. ABD ve dünyaya hükmeden güçlerin tüm oyunları, planları, yerel dinamiklerin "oyuna" uygun davranıp davranmamasına göre değişir.

Ve tarih bize evdeki hesabın çarşıya uymadığı yüzlerce örnek sunar.

Astur
29-11-2011, 03:08
Gecikmiş bir cevap için kusura bakma sevgili astur.

Sargon'a bir cümlelik cevabımın bu denli açığı barındırdığını fark etmemiştim, derkenenar olarak;

Hiçbir gücün sosyal hayatta kusursuz planları değişikliğe uğramadan uygulama gücü olabileceğini hiç düşünmedim. İtiraz ettiğin noktalara harfiyen katıldığımı bilmeni isterim. ABD ve dünyaya hükmeden güçlerin tüm oyunları, planları, yerel dinamiklerin "oyuna" uygun davranıp davranmamasına göre değişir.

Ve tarih bize evdeki hesabın çarşıya uymadığı yüzlerce örnek sunar.

Ne demek frodo, asıl ben aradan bilmemkaç sayfa geçmesine rağmen üşenmeyip cevap yazdığın için sana teşekkür ederim.

Yazdıklarından konuya yaklaşımımız bakımından yakın noktalarda durduğumuzu görüyorum.

Benim bu Arap Baharı ve BOP konusunda olan bitenlere ilişkin açıklamalarım özet olarak bu şekilde:

ABD ve genel olarak Batı'nın bölgeye ilişkin çıkarları iki başlık altında toplanabilir bence. Birincisi bölgede, özellikle enerji arzı bakımından stabilite arzu ediyorlar. Özellikle ülkemizdeki solcu ve ulusalcılarda Batı'nın Ortadoğu'daki ülkelerdeki petrol vb. doğal kaynakları çalmaya çalıştığı gibi bir algı var, ama olayı böyle görmek hatalı olur. Fiili işgal altındaki Irak'ta dahi bu kaynaklara el koyma, hatta petrol ihalelerini sadece kendi firmalarına verme gibi bir eğilim olduğuna ilişkin bir emare yok. Ama özellikle dünya ekonomisinin oldukça kırılgan olduğu bu dönemde 70'lerde çok canlarını yakan tarz petrol krizleri olsun istemiyorlar o açıdan bölgede stabilite arıyorlar, enerji arzı sorunsuz devam etsin istiyorlar. Bölgeye harcadıkları paraları Irak'ın 30 senelik petrol ihracıyla bile çıkaramazlar. Dertleri enerji fiyatları, dünya ekonomisinin istikrarı gibi şeyler diye tahmin ediyorum. İkinci amaç da İran gibi bu düzeni tehdit eden, ne yapacağını pek kestiremedikleri Batı karşıtı rejimlerin yayılmasını önlemek. Ondan aslında sorun yaşamadıkları, güzel güzel petrol vs. satın alıp bol bol silah sattıkları Libya gibi rejimlerin yıkılmasını desteklediler. Zira İran'da Şah'ı destekledikleri gibi yerleşik diktatörleri korursalar, ve de bunlar yine de devrilirse diktatörlerin yerini alacak rejimlerin Batı karşıtı olacakları kesin. İran'da yapılan hataları tekrarlamak istemiyorlar. Yeni rejimlerle baştan ilişkileri iyi tutalım da gelecekte iş yapabilelim istiyorlar kısacası. İşin güvenlik boyutu da önemli; özellikle ABD radikal İslam'ı büyük tehdit olarak görüyor, ılımlılar gelsin de terörle vs. uğraşmayalım, şehirlerimiz bombalanmasın istiyorlar. Radikal İslam şiddeti New York'a, Londra'ya kadar taşımada başarılı oldu çünkü. İran gibi rejimler de bunları destekliyor.

Bu tabii benim hipotezim, elimde çok empirik veri yok ama görebildiğim kadarıyla olan biteni komplo teorilerine başvurmadan, bariz çelişkiler barındırmadan açıklıyor. Neden Bahreyn'de olan bitenlere sessiz kaldıklarını, ama Libya'da müdahalede bulunduklarını falan da açıklıyor gibi. Özellikle Şii nüfusun yoğun olduğu yerlerde İran'ın gücünden çekiniyorlar.

Genel mantıklarını anlasam da kanımca bölgede temel bir hata yapıyorlar. İsrail-Filistin sorununa makul, iki devletli bir çözüm bulamadıkları sürece İslamcılara istedikleri darbeyi vuramazlar bence. O işi zamanında çözselerdi İslamcılar asla bu kadar güçlenemezdi.

sargon
29-11-2011, 19:24
Bu basliktan cikardigim bazi sonuclari ve yorumlarimi yazayim.



Ortadogu, özellikle Birinci Dünya Savasindan beri uluslararasi güclerin ilgi odaklarindan biri. Ikinci Dünya Savasindan sonra ise iki süper gücün kapisma alanlarindan biri. ABD'nin politikasi komünizme karsi olan bütün güclerle ittifak yapmak ve bu cerceveye radikal islamci örgütler de girerken, hatta bir Yesil Kusak Projesi planlanmisken, Sovyetlerin politikasi emperyalizme (tabii ki ABD emperyalizmi kastediliyor) karsi milliyetci ve popülist rejimleri ve hareketleri desteklemek olmustu.
Sovyetler ve Dogu Bloku'nun cöküsü ile birlikte Ortadogu'da dengeler degisti. Sosyalist akimlarin basarisizligi ve yasanan toplu cöküs radikal islamci akimlarin yükselmesini sagladi. ABD'nin de zaten komünizme karsi radikal islamcilara ihtiyaci kalmamisti. Böylece ABD-Islam sevdasi sona erdi ve saflar yeniden degisti. Ortadogu halklarinin gözünde emperyalist ABD kolayca "seytan ABD" oldu.
Sovyetlerin cöküsü ile birlikte ABD'li düsünce kuruluslari yeni stratejiler olusturmaya baslamislardi. Brzezinski, daha 1990'larda yeni dönemde "komünizme karsi" mücadelenin bittigini, artik "terör odaklarina" karsi savasin hedeflenmesi gerektigini yaziyordu. Körfez krizi ve 11 Eylül sonrasinda "Teröre karsi" savas ABD'nin temel argümani oldu. Bu cercevede Ortadogu'da da bir "demokrasi plani" yapilmak isteniyordu.
ABD hükümeti bu amacla 2001 yilinda "Ortadogu ve Kuzey Afrika Ortaklik Inisiyatifi" MEPI adli kurulusu kuruyor ve NGO'lar üzerinden bir takim calismalar yapmaya basliyor. Bu arada cesitli think-thank kuruluslari "Islami terörün önlenmesi", "kadin haklari", "girisimciligin gelismesi" vb. üzerine yayinlar yapiyorlar. ABD, Ortadogu'ya dönük yeni yaklasimini 2004'de G8 zirvesinde diger ortaklarina da aciyor ve onay aliyor. "Demokrasi Yardim Diyalogu" adinda bir grup olusturuluyor ve Italya, Türkiye ve Yemen esbaskan ülkeler yapiliyor.
MEPI, G8 zirvesinde olusturulan bu grubu (BMENA) finansal olarak da destekliyor. Ancak 2008'de BMENA'nin calismalari duruyor. (Nedenleri bilmiyoruz, belki finans krizi, belki Zaman yazarinin dedigi gibi Filistin'de secimlerin Hamas'i kazanmasi gibi olgular, belki de hepsi)
MEPI, varligini sürüdürüyor, ama bu arada yeni bir gelisme ortaya cikiyor. Arap ülkelerinde liberal taleplerin agirlikta oldugu bir devrimler dalgasi basliyor. Tam da ABD'nin istedigi yönde bir gelisme. Ben bu gelismede ABD'nin direk bir etkisi oldugunu düsünmüyorum. Bu toplumlarin ic dinamiklerini, teknolojik gelismeler sayesinde kapali topluluklarin kirilmasini vb. asil etkenler olarak düsünüyorum.

Son maddedeki iddiami kanitlayabilecek durumda degilim. Elimde yeterli kanit yok, sadece mantigim ve hislerim bana bunu söyletiyor. Tersini, yani bu devrimlerin yukardan kumandali yapildigi seklindeki iddianin da hicbir kanita sahip oldugunu sanmiyorum. Zaman bulunca su BOP hakkindaki, özellikle ultra milliyetci (MHP ve Isci Partisi gibi) teorileri ve gercekten uzakliklari hakkindaki düsüncemi de yazmak istiyorum.

Neva
29-11-2011, 22:34
Benim bu Arap Baharı ve BOP konusunda olan bitenlere ilişkin açıklamalarım özet olarak bu şekilde:

ABD ve genel olarak Batı'nın bölgeye ilişkin çıkarları iki başlık altında toplanabilir bence. Birincisi bölgede, özellikle enerji arzı bakımından stabilite arzu ediyorlar. Özellikle ülkemizdeki solcu ve ulusalcılarda Batı'nın Ortadoğu'daki ülkelerdeki petrol vb. doğal kaynakları çalmaya çalıştığı gibi bir algı var, ama olayı böyle görmek hatalı olur. Fiili işgal altındaki Irak'ta dahi bu kaynaklara el koyma, hatta petrol ihalelerini sadece kendi firmalarına verme gibi bir eğilim olduğuna ilişkin bir emare yok. Ama özellikle dünya ekonomisinin oldukça kırılgan olduğu bu dönemde 70'lerde çok canlarını yakan tarz petrol krizleri olsun istemiyorlar o açıdan bölgede stabilite arıyorlar, enerji arzı sorunsuz devam etsin istiyorlar. Bölgeye harcadıkları paraları Irak'ın 30 senelik petrol ihracıyla bile çıkaramazlar. Dertleri enerji fiyatları, dünya ekonomisinin istikrarı gibi şeyler diye tahmin ediyorum. İkinci amaç da İran gibi bu düzeni tehdit eden, ne yapacağını pek kestiremedikleri Batı karşıtı rejimlerin yayılmasını önlemek. Ondan aslında sorun yaşamadıkları, güzel güzel petrol vs. satın alıp bol bol silah sattıkları Libya gibi rejimlerin yıkılmasını desteklediler. Zira İran'da Şah'ı destekledikleri gibi yerleşik diktatörleri korursalar, ve de bunlar yine de devrilirse diktatörlerin yerini alacak rejimlerin Batı karşıtı olacakları kesin. İran'da yapılan hataları tekrarlamak istemiyorlar. Yeni rejimlerle baştan ilişkileri iyi tutalım da gelecekte iş yapabilelim istiyorlar kısacası. İşin güvenlik boyutu da önemli; özellikle ABD radikal İslam'ı büyük tehdit olarak görüyor, ılımlılar gelsin de terörle vs. uğraşmayalım, şehirlerimiz bombalanmasın istiyorlar. Radikal İslam şiddeti New York'a, Londra'ya kadar taşımada başarılı oldu çünkü. İran gibi rejimler de bunları destekliyor.

Bu tabii benim hipotezim, elimde çok empirik veri yok ama görebildiğim kadarıyla olan biteni komplo teorilerine başvurmadan, bariz çelişkiler barındırmadan açıklıyor. Neden Bahreyn'de olan bitenlere sessiz kaldıklarını, ama Libya'da müdahalede bulunduklarını falan da açıklıyor gibi. Özellikle Şii nüfusun yoğun olduğu yerlerde İran'ın gücünden çekiniyorlar.

Genel mantıklarını anlasam da kanımca bölgede temel bir hata yapıyorlar. İsrail-Filistin sorununa makul, iki devletli bir çözüm bulamadıkları sürece İslamcılara istedikleri darbeyi vuramazlar bence. O işi zamanında çözselerdi İslamcılar asla bu kadar güçlenemezdi.

Sayin Astur;

Forum genelinde bu tip konularda, genellikle cift tarafli bakmaya gayret edisinizi begenirim. Bu nedenle dusuncenizi ogrenmek istedim.

Sizin, belli bir donemden sonra BOP projesine iliskin calismalarin yavaslamasi veya durmasi ile(Proje gozle gorunur sekilde Bush donemi ve daha oncesine kadar daha ziyade aktiftir), 2008'de Obama'nin tarihi bir ilk olarak basa gelmesi paralelinde dusunceniz nedir merak ediyorum.

Obama'nin kimlik olarak(tarihi bir ilk) basa gelmesi, global dunyayi(hem ekonomik, hem sosyal) etkilemis midir? Etkilediyse ne yonde etkilemistir?

Ve bununla birlikte ornegin Bush ve daha gerisi donem ile Obama donemini kiyasladiginizda, bolge halklarindaki ozgurluk acisindan arz-talep dengesini nasil degerlendirmektesiniz?

Irak ve Saddam'in devrilisi, bunda dolayli yoldan etken bir rol oynamis midir sizce?

Son bolumdeki dusuncelerinize dair; ABD nicin, Israil'e iliskin 1967 sinirlarini (Israil acisindan kendi varligina iliskin tehdit olarak algilanacagi bile bile) one surmustur Israil-Filistin cozumu acisindan?

Bundaki amac nedir?

Astur
29-11-2011, 23:50
Sayin Astur;

Forum genelinde bu tip konularda, genellikle cift tarafli bakmaya gayret edisinizi begenirim. Bu nedenle dusuncenizi ogrenmek istedim.


Teşekkürler sevgili Neva.(sizli bizli bir resmiyete de gerek yok bence bu arada :) ) Bu akşam çok zamanım yok ama sorularına çok detaylı olmasa da kendimce cevap vermeye çalışayım. Konudan biraz uzaklaşıyoruz tabii, umarım sargon ve diğer arkadaşlar için sorun olmaz.

Sizin, belli bir donemden sonra BOP projesine iliskin calismalarin yavaslamasi veya durmasi ile(Proje gozle gorunur sekilde Bush donemi ve daha oncesine kadar daha ziyade aktiftir), 2008'de Obama'nin tarihi bir ilk olarak basa gelmesi paralelinde dusunceniz nedir merak ediyorum.

Obama'nın başa gelmesi ABD dış politikasında kopuş diye adlandırabileceğimiz temelden bir değişiklik yaratmadı bence.

Obama'nin kimlik olarak(tarihi bir ilk) basa gelmesi, global dunyayi(hem ekonomik, hem sosyal) etkilemis midir? Etkilediyse ne yonde etkilemistir?

Obama'nın siyah olmasının bence küresel bir etkiden ziyade ABD özelinde sembolik bir etkisi var. ABD'deki Supreme Court'a seçilen Hispanik yargıcın vs. önemi de aynı şekilde. ABD'deki demografik, kültürel vb. değişimler vitrine böyle yansıyor. ABD'deki "WASP" temeli her geçen gün zayıflıyor.

Ve bununla birlikte ornegin Bush ve daha gerisi donem ile Obama donemini kiyasladiginizda, bolge halklarindaki ozgurluk acisindan arz-talep dengesini nasil degerlendirmektesiniz?


sargon'un son iletisindeki son madde gibi düşünüyorum bu konuda, yani bu konuda ABD'den ziyade diğer faktörler daha büyük etki yapmış gibime geliyor. Özgürlük talepleri belli ki güçleniyor, ama sebebi Obama yönetiminin politikaları değil.


Irak ve Saddam'in devrilisi, bunda dolayli yoldan etken bir rol oynamis midir sizce?

Elimde bu düşüncemi empirik olarak destekleyecek pel veri yok (arayacak olursam bulacağımı tahmin ediyorum) ama ABD'nin bölgede yarattığı kaosun insanları Batı'ya ve Batı değerlerine karşı önyargılı hâle getirmek suretiyle tam aksi yönde etki yaptığını tahmin ediyorum.

Son bolumdeki dusuncelerinize dair; ABD nicin, Israil'e iliskin 1967 sinirlarini (Israil acisindan kendi varligina iliskin tehdit olarak algilanacagi bile bile) one surmustur Israil-Filistin cozumu acisindan?

Müslümanları tatmin edecek, İslamcılığı besleyen etkenlerden en önemlilerinden birini ortadan kaldıracak bir çözüm arayışı olarak görüyorum bunu da. Tabii Yahudi lobisi güçlü, Obama yönetiminin eli pek serbest değil o açıdan.

sargon
30-11-2011, 11:10
Simdi de Büyük Ortadogu Projesi adi altinda ultra milliyetci ideolojilerin sundugu tezlere bakalim. Ultra da nerden cikti derseniz söyle acayim. MHP ve islami/milliyetci cercevedeki milliyetcilik ile Isci Partisi, Ulusal Sol Parti gibi parti ve dergi cevrelerinin yeni ulusalcilik cizgisini ultra milliyetci olarak görüyorum. AKP ve CHP'ninkini ise milliyetcilik diye görüyorum. Biraz garip bir tanimlama oldugunun farkindayim, ama daha iyisini bulana kadar böyle olsun.

Ultra milliyetcilik BOP diye birsey tanimliyor, ve bunu Türkiye'yi bölüp parcalama plani olarak sunuyor. Tabii ayni zamanda Ortadogu'yu bölüp parcalama planidir. Kisaca emperyalizmin milliyetcilige ve milletlere bir saldirisidir. MHP cizgisindeki Ortadogu gazetesinden ve Isci Partisinin sitesinden baktim. BOP konusunda neler dediklerine dair birer aktarma yapayim.

Ortadogu gazetesinde M.Günay Siddikoglu'nun "MHP'ye Karsi Hacli Seferleri (http://www.ortadogugazetesi.net/makale.php?makale=mhp-39ye-karsi-hacli-seferleri&id=9174)" baslikli yazida bu kesimin temel tezi söyle dile getiriliyor:

Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında İslam dünyasını paramparça etmek ve Türkiye'yi bölmek ve parçalamak peşinde olanlar bu projenin önündeki en büyük engelin MHP olduğunun bilincindedirler.Benzer sekilde Isci Partisi de ayni tezi ileri sürüyor. 2007 Secim bildirgesi (http://ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=mhaberdetay&idhaber=63)nin ilk birinci maddesinde BOP'a yer veriliyor:

Genel Seçim ABD ile İşçi Partisi arasında
Türkiye, her cephede Batı’dan gelen o “hayasız akın”la karşı karşıyadır.
Günün görevi, vatan savunmasıdır.
Geleceğimiz, bu görevin başarıyla yerine getirilmesine bağlıdır.
ABD yönetimi, Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya kadar Müslümanların yaşadığı 24 ülkeyi parçalama hedefini ilan etti. Bu emperyalist planlarına “Büyük Ortadoğu Projesi” adını verdiler ve uyguluyorlar. Kardeş Irak ve Afganistan’ı işgal ettiler, Lübnan’ı ateşe verdiler, Filistin’i böldüler ve Sudan’a bomba yağdırdılar. Bugün öncelikli hedefleri, Türkiye’dir. Ülkemizi parçalanmış gösteren haritaları NATO toplantılarında duvara yansıtmaktan çekinmediler.Halbuki görüldügü gibi ABD'nin, G8'in, MEPI ve BMENA'nin bölüp parcalamakla hicbir ilgisi yok. ABD'nin Ortadogu politikasi Sovyetlerin cöküsünden sonra degismis durumda. Artik radikal islamci akimlarla komünizme karsi ortak hareket etmek yerine, Ortadogu'da stabil hale gelmis, secim sistemi uygulayan, kapitalist girisimciligin ve kadin haklarinin oldugu daha demokratik rejimler istiyorlar.

Ultra milliyetci tez bunu bir bölüp parcalama plani olarak sunmayi tercih ediyor. Böylelikle bu ülkelerin halklarindan gelen demokrasi talepleri de kolayca hain emperyalist planlarin bir parcasi olarak gösterilebiliyor. Billindigi gibi bu ultra milliyetci akimlar sadece emperyalizme karsi milliyetciligi degil ayni zamanda demokrasiye karsi diktatörlügü de kutsuyorlar.

Yukardaki iki alintida bir baska ilginc benzerlik de her iki yazida da catismanin kendileri ile ABD arasinda oldugunu söylemelerinde. Bunun milliyetciligin temel felsefesinden geldigini saniyorum. Siz milliyetci olunca, o milletin her ferdini, yani tümünü temsil edersiniz. Böylece "biz" deme hakkiniz olur ve sorun "siz"inle büyük düsman arasinda olmus olur.

TurkceRap
01-12-2011, 13:20
Nato toplantısında duvara yansıtıldığı iddia edilen haritanın aslı astarı varmı?

sargon
01-12-2011, 16:50
Bugün yine irkcilarin dünyasinda gezdim. Nasil bir nefret, nasil bir düsmanlik. Bunlarla ugrasirken NATO toplantisindaki harita olayini tam olarak cözemedim. Tahmin ediyorum basligi izleyip acik yakalamaya calisanlar vardir, onlardan su harita olayinin aslini ögrenmek isterim. Benim gördügüm su yazi. Asagi Saksonya Atatürkcü Düsünce Dernegi sitesinden (http://www.as-add.de/haber/guencel/4067.html) . Burda bu haritanin aslinda cok önceleri Ralph Peters'in yapmis oldugu yazilmis. Wikipedi'den bu kisinin kim olduguna baktim. Emekli bir Amerikan subayi ve roman yazari. Owen Parry (http://en.wikipedia.org/wiki/Ralph_Peters) adi ile cok sayida kitap (http://www.amazon.com/Owen-Parry/e/B001IXOJ9Q) yazmis. Bahsedilen harita da bu kitaplardan alinmis herhalde. Bana kalirsa yine Harun Yahya benzeri bir olayla karsi karsiyayiz.

Yaziyi yazan Ali Serdar Bolat'in yazilarinin bir kismi asagidaki sitede var.

http://ordumillet.com/Authors.aspx?P=List&ID=86

Yazar da site de bir saka gibi. Mesela Atatürk, Saddam Hüseyin ve Kaddafi'nin resimleri yan yana konmus. Yukarda sagda "Tarihi Ittifak" asagida ise "Bagimsizlik Bizim Karakterimizdir" yaziyor. Mansette Atatürkün bir resmi, yukarda Mustafa Kemal Atatürk, altta "73. yil mesaji", ortada ise tirnak isaretleri icine alinmis sekilde "Ne beni kandirabilirsiniz ne Yaraticiyi" yaziyor.

Yani, ugrassan kendin hakkinda bundan fazla antipropaganda yapamazsin.

Ek: Sonradan dergiyi de buldum. Ralph Peters'in "Armed Forces Journal" dergisinde yazmis oldugu "Blood borders" adli bir makale. Bu dergi ordu subaylarina yönelik cikarilan 30.000 civarinda basilan bir aylik dergiymis ve benzeri cok sayida dergi cikaran "Gannett Government Media (http://gannettgovernmentmedia.com/)" grubunun yayinlarindan biriymis.

sargon
01-12-2011, 19:19
Ralph Peters'in 2006 yilinda Armed Forces Journal'da yayinlanan makalesi (http://www.armedforcesjournal.com/2006/06/1833899) üzerine yazilmis bir baska yazi buldum. Stanford Universiten'den Prof Martin W. Lewis yazmis. Baska bir strateji dergisi olan GeoCurrents'da iki bölüm halinde yayinlanmis. Bunlar aslinda öyle uzun yazilar falan degil. Peters'in makalesi de Lewis'in makaleleri de birer gazetesi yazisi uzunlugunda.

http://geocurrents.info/geopolitics/blood-borders-and-their-discontents
http://geocurrents.info/geopolitics/ralph-peters-thinking-the-unthinkable

Lewis makalelerinde biraz alayci bir dille Peters'in fantazilerini tarif ediyor. Peters'e göre Ortadogu'da sorun sinirlarin yapay sekilde ve yanlis olarak cizilmis olmasi imis. Eger sinirlar genetik baglar ile cizilirse sorun giderilmis olurmus. Lewis Peters'in bu iddiasina karsin sinir cizmek icin dil ve din kullanilmis oldugunu, genlerin nerde oldugunu soruyor? Peters, iki tane ulusal devlet - Kürdistan ve Belucistan - iki tane de dine göre belirlenmis devlet üretmis -Sii Arap Devleti ve Kutsal Islam Devleti- diyor. Sonra da bunlarin Ortadogu gercekligi ile iliskisinin zayifligini sergilemeye calisiyor.

Ikinci yazisinda ise Peters'in Amerikan diplomatlarinin varolan sinirlari korumaya dönük politikalarina öfkeyle saldirmasinin neden yanlis oldugunu anlatiyor. Peters'in yazisinin sorumsuz ve provokatif oldugunu söylüyor. Pakistan ve Iran'da nasyonalist akimlarin bu yaziya nasil tepki verdigine deginiyor.

Daha önceki yillarda "Adem'in cesedi bulundu", "NASA yeni kesfedilen galaksiyi Islam alimlerine sordu" seklinde islami siteleri dolduran asparagaslardan gelen deneyimimle bu olayin da Arap dünyasinda bir infial yaratacagini düsündüm önce. En azindan Pakistan'da böyle bir olay olabilirdi. Ama baktim, adamlar asparagaslar üretmek yerine sadece Peters'e öfke püskürmüsler. Bana öyle geliyor ki, bu onuru tasimak Türkiye'den Isci Partisi'ne ait olmus. Söyle (http://www.as-add.de/haber/guencel/4067.html) deniyordu:

Aslında harita, NATO toplantısında gösterilmeden çok önce yayımlandı.
Amerikan Ordu Dergisi emekli subay Ralf Peters'in çizdiği haritayı yayımladı.
İşçi Partisi, Aydınlık Dergisi, Ulusal Kanal, haritayı halkımıza açıkladı.
Yurt sathında bu haritayı protesto için imza masaları açtı.
Cumhuriyet Gazetesi haritayı renkli olarak ana sayfa göbekten yayımladı.

Geriye kaldi bu haritanin NATO toplantisina nasil girdigini bulmaya?

Neva
09-10-2012, 09:36
Guncelleme.

xcan
09-10-2012, 10:14
BOP olayını artık anlamayan kalmamıştır.Iraklı kadınlara kitlesel tecavüz,kadın erkek demeden birbuçuk milyon insanı öldürmek Kukla yönetimler kurarak 99 yıllık petrolünü almak Deniz aşırı ülkelerden gelip tarihin en kanlı savaşlarından biriyle darbe yapmak uşaklarını vali yaparak demokrasisini getirmek.Tayyip gazanız mubarek olsun demişti bir eş başkan olarak .Buşta haçlı seferi demişti.
Neymiş Haçlı ordusunun islam dualarıyla kitle kırımı.!
Umarım Irakta BOP'u anlamıştır arkadaşımız.
İsterseniz Libyayıda anlatırım.Vatansever ve milliyetçi Kaddafiyi parmaklaya parmalkaya linç edişlerini Müslüman kardeşleri iktidara getirişlerini.Tecavuz katliam ve petrol.
Sırada Suriye ,İran ,Pakistan Türkiye ve Azerbaycan var . ve ölmeyi bekleyen milyonlarca insan var .
Hıristiyan tecavüzcülerini işte bu coğrafya bekliyor.
Ey müslümanlar kanmıtuttu sizi.
Erbakandan hiçmi vatanseverlik bulaşmadı size?
Ayağa Vatanınız için dikilemiyorsanız Dininiz için dikilin.Şu bopçulara.
Korkmayın.
Değilse tecavüzcü Coşkunlar sizede demokrasi getirecek.Sokağa şimdi dökülmezseniz Allahın huzuruna hangi yüzle çıkacaksınız.
Korkmayın Bizlerde yanınızdayız.
Erbakan hocanın kemikleri sızlıyor.

http://www.youtube.com/watch?v=kaL3L2elLqY

xcan
10-10-2012, 05:28
Kemal Kılıçdaroğlu TESEV'in Kurucusu mu?
http://rsm.haber365.com/H/1321183339_67_BarisYarkadas.jpg


Gazeteci Barış Yarkadaş, CHP Lideri Kemal Kılıdaroğlu'nun TESEV kurucuları arasında yer aldığını yazdı ve hala TESEV'e üye olup olmadığını sordu.


http://www.haber365.com/Haber/Kemal_Kilicdaroglu_TESEVin_Kurucusu_mu/

20 Kasım 2011
'TESEV Soros'un Türkiye ayağı'

Hacır: CHP Başkanlığı koltuğunda oturan kişi neye üye olduğunu gözden geçirmelidir.
http://www.gercekgundem.com/img/news/kemalkilicdaroglux903.jpg


http://ads.gercekgundem.com/www/delivery/lg.php?bannerid=582&campaignid=616&zoneid=14&loc=http%3A%2F%2Fwww.gercekgundem.com%2F%3Fp%3D417 856%26com%3Dall&referer=http%3A%2F%2Fwww.google.com.tr%2Furl%3Fsa% 3Dt%26rct%3Dj%26q%3D%26esrc%3Ds%26source%3Dweb%26c d%3D4%26ved%3D0CDAQFjAD%26url%3Dhttp%253A%252F%252 Fwww.gercekgundem.com%252F%253Fp%253D417856%2526co m%253Dall%26ei%3D4t10UJK4LM7DswbMv4DIAQ%26usg%3DAF QjCNGnqMSOLoh-tHKQBX3Hk-WLar1HWg&cb=6f3d18726f


Sağda Masonluk neyse solda Sorosculuk odur!
GÜRKAN HACIR / AKŞAM

Ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu'nun Soros'çu bir vakıf olan TESEV'e üye olması tartışma yarattı. Kılıçdaroğlu'nun Sorosçu olduğuna inanmasam da üye olduğu vakfın neye hizmet ettiğini gözden geçirmeli.





http://www.gercekgundem.com/?p=417856&com=all

xcan
10-10-2012, 05:37
Sivil Örümcek Ağının Düğümcüsü TESEV - Mustafa Yıldırım


Tarih:26/04/2012 Okunma Sayısı:9590 Kategori:Küresel Şebekeler
TESEV kurucusu Yılmaz Argüden de, bu mekteptendir.

Argüden, 1978-1980 arasında Koç Holding ARGE’de yönetim kurulu başkanıydı, 1980-1985 arasında RAND’ın Stratejik Analizcisi, daha sonra Dünya Bankası Kredi Bölümü yöneticisi oldu. 1991 yılında Başbakan Mesut Yılmaz’ın Başdanışmanıydı.

2006’da İsrail kurucusu olarak bilinen ve dünya para ağının en büyük aktörü sayılan Rothscild’ların İstanbul Şubesi yöneticisi oldu.
Sivil Örümcek Ağının Düğümcüsü TESEV
(Amerikan CFR'nin Kopyası Bir Kuruluş)

Mustafa Yıldırım - Bolu Olay

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun www.acikistihbarat.com (http://www.acikistihbarat.com) 26.04.2012

(Açık İstihbarat: Türkiye'nin başına örülen örümcek ağını deşifre etmede bir klasik olan Sivil Örümceğin Ağında (http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=95793&sa=109321468) isimli kitabın yazarı Mustafa Yıldırım'ın Bolu Olay gazetesinde konu ile ilgili yayınlanan dört bölümlük yazısını birleştirerek dikkatinize sunuyoruz.)

http://www.acikistihbarat.com/haberkategori.aspx?id=10030&katID=11

xcan
10-10-2012, 05:46
http://egedesonsoz.com/images/logok.jpg
Kılıçdaroğlu-TESEV-Soros ilişkisi! Ümit YALDIZ Türkiye’nin gündemi ne olursa olsun CHP’nin gündemi değişmiyor. Parti içi iktidar ve koltuk kavgası her dönemin en bilindik hikâyesi…
Ertelenen ama yine de yaklaşan kongre süreci öncesi Yeni CHP yönetimlerinin tabun tutma ve muhalif örgütü ele geçirme planı çerçevesinde gündeme gelen il-ilçe operasyonları İstanbul’dan İzmir’e kadar tüm örgütlerde gündemin ilk sırasında.
Bu kapsamda İstanbul’da en az 14 (ki çoğu Gürsel Tekin’e yakın ilçeler) İzmir’de de 14-15 ilçenin görevden alınması an meselesi. Gerekçe performans düşüklüğü…
Neyin performansı? Tabi ki Yeni CHP yönetimine intibak ve siyasi manevra performansı… Bazı ilçe örgütleri ne yazık ki bu konuda geride kaldı. Parti içi değişimi doğru okuyup gerekli manevrayı zamanında yapamadılar ‘Kral öldü, yaşasın yeni kral’ deme noktasında zafiyet gösterdiler. Dün birlikte siyaset yaptıklarını satıp, ‘Dünkü CHP’nin başdüşmanı, bugünkü CHP’ninse en geçerli/değerli şahsiyetlerden birine dönüşen’ Süleyman Demirel’in ünlü özdeyişindeki ‘Dün dündür, bugünse bugün’ sözünün gereğini yapamadılar.
Yeni CHP yönetimi de haklı olarak onlarla kongre sürecine gitmek istemiyor. Dahası kongre sürecini onların yönetmesini doğru bulmuyor.
Ama CHP’nin tek gündemi yaklaşan kongreler değil elbette. Deniz Baykal’ın kasetli şantajla alaşağı edildiği olağan kurultaya günler kala Genel Sekreter Önder Sav’ın sahiplenmesiyle CHP’nin başına oturan Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun ‘Sorosçuluğu' tartışılıyor bugün. Takip edenler bilirler, bir süredir parti içi gündemin en önemli maddesiydi bu. Önce CHP İstanbul Eski Milletvekili ve Yeniçağ Yazarı Prof. Dr. Esfender Korkmaz kaleme aldı. Ardından da uzun süre ekranlarda Yeni CHP’nin resmi sözcüsü gibi konuşan Barış Yarkadaş…
Kılıçdaroğlu’nun parti içi operasyonlarla kafayı bozup, bir ileri/iki geri manevralar yaptığı süreçte benim de üzerinde durduğum bir konuydu aslında. CHP liderinin oluşturduğu kadrolara bakarak başka bir MYK üzerinden beslendiği izlenimi edinmek zor değildi çünkü. ‘Kadromu ben yapacağım’ dediği kurultayda 80 kişilik Parti Meclisi’nin en az 40’nın CHP’ye ilk kez kaydolduğu, pek çoğunun SOROS’un desteklediği bir takım vakıflarda üyeliklerinin bulunduğunu o günlerde yazmıştım.
Kılıçdaroğlu’nun da bu türden bazı vakıflarda kurucu üye olarak görev yaptığını da aktarmıştım. O Vakıfların en büyüğü TESEF… Yani Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı…
Bugün yeniden gündeme getirtilen iddia ise Kılıçdaroğlu’nun TESEV’in kurucu ortağı olduğu şeklinde. Yeniden gündeme getirilen diyorum çünkü bu bir devlet sırrı değil.
Aslında iddia da değil.
Gerçeğin ta kendisi
http://egedesonsoz.com/yyazar.asp?haberid=3975

xcan
10-10-2012, 06:09
GÖK: CHP'Yİ SOROSÇU TESEV YÖNETİYOR

http://www.aktifhaber.com/chp-kemal-kilicdaroglu-isa-gok-tesev-soroscu-ataturkcu-kurultay-250769h.jpg

Siyaset - 09 Temmuz 2012 10:31
CHP’de kurultay hazırlığının yapıldığı şu günlerde; CHP Mersin Milletvekili ve PM üyesi İsa Gök’ten Kılıçdaroğlu’na zehir zemberek suçlamalar...

“Yeni CHP; Atatürk, İnönü ve devrimci köklerinden tamamen uzaklaşmış, Kemalizm ile hesaplaşma içine girmiştir... Partiyi Sorosçu TESEV kadroları yönetmektedir.”



http://www.aktifhaber.com/gok-chpyi-soroscu-tesev-yonetiyor-629908h.htm

Şüpheci Dinsiz
22-09-2013, 04:03
Sevgili arkadaşlar,

BOP (Büyük Ortadoğu Projesi), İngilizcesi GMEP (Great Middle East Project) hakkında resmi veya güvenilir kaynaklardan bilgi toplamak istediğimde pek kaynak olmadığını fark ettim. Sebebi ise projeyi ortaya atan ABD'nin henüz resmi olarak kayıtlara geçmemiş olmasıymış. BOP ile ilgisi bir çok toplantı yapılmış olması, NATO'da görüşülmüş olması ve hatta projenin eşbaşkanları bile olmasına rağmen ABD'nin resmi kayıtlarına geçmemiş olmasına şaşırdım.

Youtube'ta dinci, milliyetçi kesim ve bazı gazeteciler tarafından hazırlanmış bazı BOP videoları/belgeselleri var ancak ucuz komplo teorileri gibi geldi bana.

Bulduğum en kayda değer kaynak Wiki'deki BOP sayfasındaki (http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BCy%C3%BCk_Ortado%C4%9Fu_Projesi) kaynaklardan Ege Üniversitesi Araştırma Görevlisi Altuğ GÜNAL'ın hazırlamış olduğu "BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ VE TÜRKİYE" adlı makale oldu. Altuğ GÜNAL'ın makaleyi hazırlarken kullandığı kaynaklar sağlam ve yeri geldikçe kaynakları vermiş. Makale 9 sayfa, mutlaka okunmalı.

Bu başlıkta makaleden kendimce önemli bölümleri alıntılayacağım.
BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ’NİN DOĞUŞU
1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren küresel terörün tehdidine maruz kalmaya başlayan ABD, ilk olarak Kenya ve Tanzanya’daki büyükelçiliklerinin bombalama olayları ile sarsıldı. O yıldan itibaren küresel terörizmi tehdit değerlendirmelerine almaya başlayan ABD -geçmişte yapılan resmi stratejik değerlendirmelere bakıldığında- gene de gidişatın ne kadar kötü olduğunu tam olarak anlamış gözükmemektedir.(5) (National Defense, 1999: 119-120-144) Başta da belirtildiği gibi, BOP’un çıkış noktası, 11 Eylül saldırılarıdır. Bu saldırı, küresel terörizmin hangi boyutlara ulaştığını bütün dünyaya göstermesi bakımından da önemlidir. Bir başka önemi de, o güne kadar klasik yöntemlerle yürütülen küresel terörle mücadelenin bir işe yaramadığının anlaşılmasını sağlamasıdır. Çok bilinen bir uyarıdır: “Sıtmadan kurtulmak için sivrisinekleri öldürmek yetmez; esas olan bataklığı kurutmaktır.” Amerika geç de olsa bunu algılamış ve “terörist üreten bataklıklar nasıl kurutulur” arayışları BOP’un doğuşunun temelini oluşturmuştur.

Önce bataklığın veya bataklıkların nerelerde olduğunun belirlenmesi gerekiyordu. Aslında görüntü çok netti. Gerek 11 Eylül 2001’de olsun gerekse bu tarihten önceki yıllarda olsun ABD’yi vuran tüm saldırılar, Vahhabilik (6) ( http://www.yenisafak.com/diziler/vahhabi/ ve http://www.ayandeh.info/English/htfile/sacramento.htm )’den güç alan köktendinci İslamcı örgütlerin eseri idi. Bu örgütlerin yetiştiği bataklık ise, Amerikalılara göre, Moritanya’dan Endonezya’ya kadar uzanan ve 50’yi aşkın ülkeyi (7) kapsayan İslam coğrafyası idi. Bu bağlamda, ABD yönetimlerine ve CIA’ya stratejik arge hizmeti veren “RAND Cooperation” adlı bir düşünce (think-tank) kuruluşu tarafından, “Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, Kaynaklar ve Stratejiler” başlıklı (8) (http://www.rand.org/publications/MR/MR1716/MR1716.pdf ve http://www.rand.org ‘dan Fuller, 1991: 17-44), (Henze, 1993: 5-52) 88 sayfalık kapsamlı bir rapor hazırlanarak Bush yönetimine sunuldu. “İslam ve Müslümanlar, Batı demokrasisi değerlerine ve küresel düzene uyumlu hale getirilemezse, medeniyetler çatışması olasılığının yüksek olduğu” tezinden yola çıkılan bu raporda, İslam coğrafyasının nasıl denetim altına alınacağına dair bir strateji öneriliyordu. Raporda dünya Müslümanları; köktendinciler, gelenekçiler, modernler (ılımlı İslam) ve laikler olmak üzere dört gruba ayrılmıştı. Bu grupların; insan hakları, demokrasi, özgürlükler, kadın hakları, ceza hukuku, eğitim, dinde reform ve Batı dünyasına karşı tavırları gibi konular dahil, günümüz İslam dünyasında tartışmalı olan temel konulara bakış açıları analiz edilerek aşağıdaki sonuçlara varılmıştı (özetle):
• Köktendinciler: İslam’ın şiddetten kaçınmayan, yayılmacı ve saldırgan yorumunun temsilcileridirler. Demokratik değerleri ve Batı kültürünü reddederler. Batı’ya, özellikle ABD’ye, düşmanlık hisleri beslemektedirler. Katı İslam yasa ve ahlak değerlerini uygulayacak otoriter bir devlet yönetiminden yanadırlar. Geçici taktik düşünceler hariç, bu grubu desteklemek bir seçenek olamaz.
• Gelenekçiler: İslam dininin kurallarına sadakatle bağlı olmakla birlikte, saldırgan ve şiddet yanlısı değildirler. Köktendincilere kıyasla daha ılımlı görüş taşırlarsa da, çağdaş demokrasileri ve Batı değerlerini gönülden kucakladıkları söylenemez. Bu gurup da, demokratik İslam’ın örneği ve geçiş vasıtası olmak için uygun düşmez. Bu grupla ilişkilerde, barışçı bir görüntü vermek en iyisidir.
• Modernistler (Ilımlı İslam): İslam’ın günümüzdeki katı anlayış ve uygulamalarında kapsamlı değişiklik yapılması konusunda eylemli bir arayış içerisindedirler. Hz. Muhammed dönemindeki uygulamaları değişmez esas olarak kabul etmekle birlikte, o günlere ait sosyal ve tarihi koşulların bugün artık geçerli olmadığının da farkındadırlar. Temel değerleri; bireysel vicdanın
üstünlüğünün yanı sıra, eşitlik ve özgürlüğe dayalı toplum anlayışıdır. Bu değerler çağdaş demokratik esaslarla bağdaşmaktadır. İslam dünyasının, küreselleşmenin bir parçası olmasını da arzu ederler. Bu nedenlerle ılımlı İslam, demokratik İslam’ın örneği ve esas vasıtası olmak için en uygun olanıdır.
• Laikler: Batı demokrasileri tarzında “din ile devlet işlerinin ayrılması”ndan yana olup, din olgusunu kamusal alandan özel alana
indirgemişlerdir. Politika ve değerler açısından Batı’ya en yakın olan gruptur. Bu olumlu özelliklerine karşılık, genellikle yarı demokratik görünümlü otoriter bir yapıyı esas alan laik guruplar, çoğunlukla solcu ve saldırgan milliyetçi ideolojileri benimsemişlerdir. Bu nedenle de ABD’yi dost olarak görmez; hatta içlerinde aşırı ölçülerde Amerikan düşmanlığı besleyenler bile vardır. Ayrıca İslamcı kitlelerce sözü dinlenebilir bir grup da değildirler. Bu nedenlerle laikleri sürekli müttefik olarak kabul etmek uygun olmaz.

İslamcı gurupların genel karakteri birer birer incelendikten sonra Raporda, Amerika’nın İslam’ı kontrol altına alması için neler yapması gerektiği maddeler halinde şöyle sıralanmıştır (özetle):
• Önce ılımlı İslam’ı destekle. Bu kapsamda; özellikle mali destek sağla, liderlik modeli oluştur ve bu modele uygun liderler yarat.
• Gelenekçilerin kusurlarını eleştir, ancak onları kökten-dincilere karşı destekle.
• Köktendincilerle mücadele et. Bu kapsamda; yasadışı faaliyetlerini açığa çıkar, yaptıkları şiddet eylemlerinin olumsuz sonuçlarını gündeme taşı, kahramanlaştırılmalarını önle.
• Seçici bir şekilde laikleri destekle. Bu kapsamda; köktendinciliğin ortak düşman olarak algılanmasını teşvik et, milliyetçilik ve solculuk temelinde ABD karşıtı güçlerle bağlaşma oluşturma heveslerini kır.

Raporda Türkiye’ye yönelik değerlendirmeler de var. Örneğin: Köktendinci gruplar arasında Almanya merkezli “Kaplancılar” da sayılıyor. Fethullah Gülen ılımlı Islam’ın en önde gelen liderlerinden biri olarak sunuluyor ve Gülen’in bilgecilikten (sofizm) kuvvetle etkilenmiş felsefesinin, farklılıklara hoşgörülü yaklaşmayı ve şiddeti dışlamayı esas aldığı ve özellikle gençleri çektiği ifade ediliyor. Türkiye’nin İslam Dünyası’nın en başarılı ülkesi olduğu ve bu gelişmesini laiklik anlayışına borçlu olduğu; ancak Kemalizm, milliyetçilik, vb. akımlar nedeniyle aslında laiklerin ABD'ye çok olumlu bakmadıkları da raporda yer alıyor. Son olarak da, mevcut siyasi yönetim altında Türkiye'nin Ilımlı İslam için iyi bir model oluşturduğu saptaması yapılarak, bu konuda Türkiye'deki iktidarın desteklenmesi gerektiğinin altı çiziliyor.

Konu İslam olunca, ünlü strateji ve İslam uzmanı Graham Fuller’in de BOP’a katkısından söz etmek gerekir. 1980’li yıllarda CIA’nın “Yakın ve Güney Asya Bölgesi Milli İstihbarat Şefi” görevini yürüten ve halen RAND kuruluşu araştırmacı yazarlarından olan Fuller, RAND Raporu’nun ardından çıkardığı “Siyasal İslam’ın Geleceği” adlı kitapta; Amerikan dış politikasının en önemli hedeflerinden birinin özünde İslamcı fakat aynı zamanda liberal bir İslami reformu teşvik etmek, bu amaçla da Nurcuların -özellikle Fethullah Gülen’in- desteklenmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Fuller; Türkiye’deki 236 okulu, yurtdışında 280 okulu, 200 dolayında dini vakfı ve 211 ticari şirketi ile Gülen’in BOP’un kapsama alanında etkili olabilecek liberal bir İslamcı hareket olduğu görüşündedir.(9) (Füller, 1993: 20-36)

Yukarıda belirtilen Rapor ve Kitap, BOP’un “İslam dünyasının modernize edilmesi”ne, dolayısıyla küresel terörizmin yok edilmesine yönelik stratejisinin esasını oluşturan temel çalışmalar olmuştur. Ancak, geleneksel ABD siyasetinin geçmiş göstergelerine bakıldığında görünen odur ki, sadece bu amaçla yetinilmeyecek; bu proje er veya geç “Avrasya’nın Kontrolü Stratejisi”nin en önemli parçası haline dönüştürülecektir.

Brzezinski’nin fikir babalığını yaptığı bu strateji, Avrasya’daki stratejik enerji kaynaklarının ve ulaştırma hatlarının ABD’nin kontrolü altında olmasıyla ilgilidir. Brzezinski’nin büyük bir satranç tahtasına benzettiği Avrasya’da ABD’nin öncelikli görevinin, “Avrupa, Asya ve Ortadoğu’daki anlaşmazlıkları ve başka herhangi bir rakip süper gücün Amerikan çıkarlarını tehdit edecek biçimde ortaya çıkmasını engellemek” olduğunu ileri sürmektedir. (Brzezinski, 1997: 24)

Şüpheci Dinsiz
22-09-2013, 04:08
Sevgili arkadaşlar devam ediyorum.
PROJENİN KAPSAMA ALANI
Bugüne kadar anılan proje ile ilgili resmi bir belge yayınlanmamakla beraber, adından ve basına yansıyan bilgilerden yola çıkılarak, BOP’un bütün İslam coğrafyasını kapsamadığı anlaşılmaktadır. Örneğin, Rusya Federasyonu’na (RF) bağlı federe devletler ve özerk bölgeler ile RF’nin arka bahçesi sayılan Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin (Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan) -muhtemelen RF ile bir sürtüşmeye girmemek ve bu ülkenin BOP’a yönelik desteğini sağlayabilmek için- projenin doğrudan kapsamına alınmadığı görülmektedir. Zaten “Avrasya’nın Kontrolü Stratejisi” doğrultusunda halen bu ülkelerin çoğunda varlığını sürdüren ABD, diğer ülkelerdeki BOP uygulamalarının bu bölgedeki dolaylı etkileşimin hesabını yapmış olsa gerektir.

Aynı şekilde, Endonezya, Malezya, Bangladeş gibi Uzak Doğu ülkelerinin; Gana, Gambiya, gibi Afrika ülkelerinin ve Arnavutluk, Bosna-Hersek gibi Balkan ülkelerinin de proje kapsamına alınmadığı; Bush’un çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalardan, kendi arzularına bağlı olarak projeye katılabilecekleri anlaşılmaktadır. Bunun nedeni de, muhtemelen, ABD’nin bu ülkelerle ilgili çıkarların yaşamsal ülke (ulusal) çıkarları ile birebir bağlantılı olmaması, BOP’un kapsama alanının “baş edilmesi çok zor, hatta olanaksız” bir alana yayılmaması, dolaylı etkileşimin şimdilik yeterli görülmesidir.

Projenin kapsama alanı içerisine alınan 23 ülkenin (Moritanya, Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan, Lübnan, Filistin, Ürdün, Suriye, Türkiye, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Yemen, İran, Pakistan ve Afganistan) hepsi de ABD’nin “stratejik enerji kaynaklarının ve ulaştırma hatlarının denetim altında tutulmasına yönelik” ulusal çıkarları ile örtüşen ülkeler olduğu dikkat çekicidir.

Daha sonraları, BOP’un hedef ülkeleri arasında yer verilmiş olmasından dolayı alınganlık gösteren Türkiye; ABD’nin uzun süreli sadık müttefiki, NATO üyesi, AB adayı, ve laiklik temelinde demokratik ülke olma özellikleri göz önüne alınarak, bu projenin kapsama alanından çıkarıldı. Böylece “hedef ülke” olmaktan kurtulan Türkiye, bu kez de “demokratik ve ılımlı İslam ülkesi” olduğu savıyla “model ülke” bazına oturtuldu. “Ilımlı İslam Ülkesi” tanımlamasına Genelkurmay sert tepki verdi. (10) (Radikal Gazetesi, 20-3-2004) Buna ilaveten Nisan 2004 ayında Washington’da yapılan Amerikan Türk Konseyi toplantısında bir konuşma yapan Büyükelçi Loğoğlu’nun “Türkiye bir İslam devleti değil, laik bir ülkedir” (http://www.turkpartner.de/D/4/PowellDem.htm ve http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=112438&tarih=07/04/2004 ve http://www.deik.org.tr/faaliyet_raporlari.asp?councilId=&activityId=534) şeklindeki sert uyarısı üzerine, ABD yetkilileri bu tanımlamadan ve buna dayalı “model ülke” söyleminden vazgeçiyor; bunun yerine ne anlama geldiği pek belli olmayan “demokratik ortak” ifadesini kullanmaya başlıyorlardı. Bunların ardından Başbakan Erdoğan da ABD ziyaretinde katıldığı “Ortadoğu” panelinde ABD kongre üyesi Jane Hormon'un “Ilımlı İslam” ifadesine, ılımlı-ılımsız İslam olamayacağı gerekçesiyle tepki gösteriyordu.
(http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=119335)

Şüpheci Dinsiz
22-09-2013, 04:13
Sevgili arkadaşlar devam ediyorum.
GELECEK İÇİN ÖNGÖRÜLER
BOP ile ilgili olarak dünya kamuoyuna açıklanmış resmi bir belge henüz yok. Belki de henüz hazır bile değil. Üzerinde çalışmaların sürdürülmekte ve son rötuşların yapılmakta olduğu daha akla yakın bir ihtimal. “BOP Uygulama Planı” hazır hale getirildikten sonra bile, evrensel dış politika gelenekleri gereği, “bilmesi gerekenlerin, bilmesi gerektiği kadar” ilkesine bağlı kalınarak yapılacak açıklamalarla dünya kamuoyunun bilgisine sunulacaktır. Bu nedenle, aşağıda sıralanacak olan “dünyayı ve Türkiye’yi bekleyen gelişmeler”,
yukarıda yapılan analiz, değerlendirme ve tarihi deneyimler ışığında yapılan tahminlerden ve/veya öngörülerden oluşmaktadır:
• ABD, köktendinciliğin bu denli azgınlaşmasının temel dayanaklarından biri, belki de en önemlisi olan İsrail-Filistin anlaşmazlığının çözümünün İslam coğrafyasında ABD’ye itibar
kazandıracağının; dolayısıyla BOP’a gönüllü katılımları arttıracağının bilincindedir. Bu nedenle BOP kapsamında ilk atılacak siyasi adım, İsrailFilistin anlaşmazlığını sona erdirmek için yoğun bir diplomasi başlatmak olacaktır. Filistin Devlet Başkanı Arafat’ın ölümü ve yerine seçilen Mahmud Abbas’ın ılımlı kimliği bu adım için önemli bir fırsat yaratmıştır.
• Irak’taki savaş sonrası direnişler, giderek köktendinci İslami bir karaktere bürünmektedir. Bu direniş kırılamazsa, günümüzün tek süper gücü ABD’yi dize getirmiş olmanın sağladığı moral ve heyecanla, küresel terörizm coşacaktır. Bunun bilincinde olan ABD, bir taraftan bu direnişi kırmaya yönelik askeri ve polisiye önlemlerini yoğunlaştırırken, diğer taraftan da Irak’ta “ılımlı İslam değerlerine” dayalı demokratik bir rejim kurulmasına hız verecektir.
• G-8 ülkelerinin de katılımıyla, BOP’a gönüllü olarak rıza gösteren hedef ülkelere (Türkiye, Afganistan, Irak, Yemen, Ürdün, Bahreyn ve Cezayir) yönelik kapsamlı bir “ekonomik ve sosyal yardım planı” hazırlanarak uygulamaya konulacaktır. BOP kapsama alanında olup da katılım için çekinceli davranan ülkeleri (Pakistan, Umman, Mısır, Tunus, Fas) de cezbedebilecek kapsamda olacak bu plan, özellikle bu ülkelerdeki ılımlı İslam’ı ön plana çıkaracak, iktidara taşıyacak, -iktidarda iseler- güçlendirecek unsurları içerecektir. (Nitekim ABD, Pakistan’a uyguladığı askeri ambargoyu Ekim ayında kaldıracağını açıklamıştır.) (http://www.netbul.com/siyaset/siyasetdisp.asp?id=164171 ) Ayrıca, Ürdün’de ve Tunus’ta Eylül 2004 ayında birer ‘Orta Doğu Ortaklık Girişimi Ofisi’ açmıştır. (Khaleej Times, 13 Eylül 2004)
• BOP hedef ülkeleri arasında yer alan petrol zengini totaliter ve teokratik rejimler (Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri), İngiltere’de olduğu gibi, temsili krallıklarını veya emirliklerini koruyarak parlamenter demokrasiye geçişe zorlanacaktır. ABD’nin bölgede siyasi, ekonomik, sosyal ve eğitimle ilgili reformlara olan desteği artmaktadır.
• ABD’nin haydut veya terörizme destek veren ülkeler statüsüne aldığı ülkelerdeki (İran, Suriye, Libya, Sudan) teokratik ve/veya baskıcı rejimlerin devrilmesi ve yerlerine ılımlı İslam karakterli demokratik rejimlerin getirilmesi için, NATO’nun da dahil edileceği yoğun bir stratejik baskı ve eylem programı uygulanacaktır. İran’a karşı askeri bir müdahaleyi dahi içerebilecek bu program; son aylarda Batı’ya yaklaşmaya başlayan Libya’yı NATO’nun “Akdeniz Diyaloğu”na (13) ( http://www.nato.int/med-dial ) katılmaya zorlama, başına gelebilecekleri fark ederek “çark etme” arayışlarına giren Suriye’yi ise “şiddetli ambargolarla yola getirme” şeklinde olabilecektir. Basına yansıyan bilgilere göre, Sudan üzerinde ABD baskısı yoğunlaşmaya başlamış durumdadır. (14) (http://www2.dwworld.de/turkish/nachrichten/3.62949.1.html ve http://www.ntvmsnbc.com/news-/286391.asp?cp1=1)
• “Avrasya’yı Kontrol Stratejisi” gereği İslam coğrafyasının Kafkasya, Orta Asya’da ve Uzak Doğu’da yer alan ülkeleri üzerinde başlatılmış programlara devam edilirken, buralardaki rejimlerin köktendinci İslami bir karaktere dönüşmesi veya köktencilere kucak açması önlenecektir.
• BOP kapsama alanı dışında kaldığı halde bu projeye gönüllü olarak katılmak isteyen ülkelere de, sosyal ve ekonomik destek sağlanacaktır.

Şüpheci Dinsiz
22-09-2013, 04:17
Sevgili arkadaşlar devam ediyorum.
TÜRKİYE’NİN DURUMU
• TSK’nin sert uyarıları nedeniyle artık resmen dile getirilmekten kaçınılsa bile, Türkiye bu projede hala “ılımlı İslam için örnek / model ülke”dir. Bu nedenle Türkiye’ye doğrudan veya dolaylı ekonomik yardım ve yatırımlar artarak devam edecek; ancak bu yardımlar ABD’ye bağımlılığı arttıracak mahiyette olacaktır.

Ülkede ılımlı İslam’ın sağlam zemine oturması, yayılması ve gelişmesi için, ödünsüz laiklik anlayışı ile siyasetin üstünde “demoklesin kılıcı” gibi asılı duran TSK’nın etkinliğinin kırılması zorunlu görülmekte; bunun için de en uygun yolun, AB’nin “uyum ve müktesebat dayatmaları” olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle, AB’ye giriş için ABD’nin Türkiye’ye verdiği destek artarak sürdürülecektir.
• BOP kapsamında İran, Suriye ve Irak üzerine yapılacak askeri zorlamalarda, bu ülkelerin komşusu Türkiye’den yararlanmak maliyet ve etkinlik açısından en uygun yol olarak görüldüğünden; gerek ikili (Türk-Amerikan) gerekse NATO kapsamlı müdahaleler için TSK’dan ortak askeri harekat ve/veya destek talepleri olabilecektir.
• İkinci Irak Savaşı öncesi TBMM’nde yaşanan “tezkere reddi” gibi hadiselerin yaşanmaması için, köklü ve güçlü partilerinin ılımlı İslam ile kucaklaşmasını sağlayacak çabalar yoğunlaştırılacaktır. (15)

SONUÇ
ABD, BOP’u yaşama geçirmede son derece kararlı gözükmektedir. Çoğunlukla geri kalmış ülkelerin yer aldığı İslam coğrafyasını, hem ekonomik hem de sosyal yönden çağdaş değerlerle buluşturmak gibi yüksek bir amaca hizmet için ortaya atıldığı öne sürülen bu proje, bu amaca sadık kalındığı sürece, bütün dünya için, insanlık için olumlu
sonuçlar doğurabilecek unsurlar içermektedir. Ancak üzerine stratejik enerji kaynaklarının
kontrolüne yönelik “sömürgecilik ruhu taşıyan” ulusal çıkarlar ile ideolojik dayatmalar monte edilirse, sona eren “Soğuk Savaş” döneminin ardından, bütün dünyaya daha büyük acılar getirecek “Yeşil Savaş” döneminin başlaması kaçınılmaz olacak ve; 21. yüzyılın savaşlarının medeniyetler arasında bir savaş olacağını, savaşın taraflarının Müslümanlarla Hıristiyanlar olmakla birlikte, bunun dinler savaşı değil, dinlerde kendisini gösteren farklı uygarlık düzeyleri arasında geçeceğini ileri süren Huntington hep
hatırlanacaktır. (Huntington, 1993: 22-49)

ABD ve müttefikleri tarafından yanlış adımlar atılmasını önleyebilmek için, BOP’un hedef
ülkelerinin, Proje ile ilgili tüm uluslararası çalışma ve toplantılara - Projeye karşı olsalar bile- kesinlikle katılması ve projeyi “BM onaylı ve destekli hale dönüştürme çabası göstermesi gerekir. Projenin sadece ABD çıkarları çerçevesinde gelişmesine engel olunmalıdır. Dünya siyaset arenasının güçlü devletleri ve BM, ABD’nin Irak’ı işgalinde takındıkları umursamaz tavrı yinelerlerse, ABD’nin 21. yüzyılın ilk çeyreğini bütün dünya
için kabusa çevirmesi içten bile değildir.

Şüpheci Dinsiz
22-09-2013, 04:38
Sevgili arkadaşlar,

Makalenin kısa özeti;
* ABD, İslam coğrafyasının etinden zarar görebileceğine, sütünden ise daha fazla faydalanması gerektiğine, BOP projesi uydurmak ve uygulamak suretiyle bir taşta iki kuş vuracağına inanmaktadır.
* ABD, BOP projesiyle İslam coğrafyasına demokrasi ve medeniyet ihraç edeceğini duyurur, projeye göre İslam coğrafyasını içinde bulunduğu medeniyetsizlikten "ılımlı İslam" modeli kurtaracaktır. Bunun için bir model ülkeye ihtiyacı vardır, o ülke Türkiye'dir. Ilımlı İslam temsilcisi olarak Fethullah Gülen seçilir, beslenip semirtilir, Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan BOP için yetiştirilir. Ne var ki, Türkiye laik bir ülkedir ve TSK bunu ABD'ye hatırlatır. Fakat ABD kalın kafalıdır, ağzından "ılımlı İslam" lafı çıkmıştır bir kez. Derhal TSK alaşağı edilir, imamın ordusu, imamın savcısı/hakimi/adaleti/maliyesi derken ülke "ılımlı İslam" şekline getirilir.
* İslam ülkelerinin büyük kısmı kasabın bıçağını yalayan sığırlar gibi sevinçle BOP projesine katılırlar. ABD ile işbirliği yapmayacak olan bazı ülkelere bahar gelir.

Sevgiler

evrensel-insan
23-09-2013, 00:33
BOP'nin teorisinin, tetikleyicisi ikiz kuleler katliamidir. Zaten bu katliam, ABD/ISRAIL/INGILTERE uclusunun Irak'a saldirmak icin planladigi bir katliamdir.

BOP'un diger bir plani da, mezhep mikroayrimciligi ve etnik mikroayrimciligi temelinde, Turkiye, Iran, Irak ve Suriye cografyasini iceren Israil destekli ve gudumlu kukla "Buyuk Kurdistan" projesidir.

Isteyen komplo diyebilir, fakat; BOP'un son ayagi, Turkiye cografyasidir.

Hem stratejik olarak Rusya ve Cin'e acilan hem de batiya acilan kapi olmasi acisindan.

Zaten Diktator'un ve surekasinin gelisi de, 1980'ler ile birlikte orgutlenmistir.

Iste diktatorun, kendi ulkesinin ustunde tuttugu esbaskanligi da budur.

Yani DIKTATOR, T.C.'nin BASBAKANI DEGIL, BOP PROJESININ ESBASKANIDIR. Ana gorevi ve cikari, BOP'tur.

Turkiye dahil, O.Dogu da; sunni teokratik duzene dayanan bir otokrasi kurmaktir. Tabi ki, ABD/Israil gudumunde ve emrinde.

Vefik Sami
23-09-2013, 11:33
ABD'nin menfaatlerinin olmadığı bir coğrafyada, İslâm'ın niteliğinin (Fundamentâlist veya ılımlı) olmasının bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Hattâ ABD, El-Kâide'yı Afganistanda SSCB'ne karşı bizzat desteklemiş ve kullanmıştır. Ama el-kâide ile işi bitince, Usame bin Ladin'e ne yaptığı herkesin mâlûmudur. "Ilımlı İslâm" adına besleyip semirttiği gürûhun da kaderi farklı olmayacaktır.

Kullan ve çöpe at.

Esâsen bu taktikler ABD'nin değil, emperyalzimin öteden beri uygulayageldiği bildik taktikleridir. 19. yy'ın son çeyreğinden itibâren, Osmanlı'yı parçalama adına Ermenileri kullanan emperyalizm, I. Cihan Harbi sürerken onları kaderlerine terk etmişti. Bilâhere, İttihatçıların uyguladığı "tehcir" politikası sırasında yüzbinlerce Ermeni katledildi. Daha sonra da, Ermeniler "öç alma" anlamında Doğu illerinden katliamlar yaptılar.

Müteveffâ Hrant DİNK bu gerçeği görüp dillendiren birisiydi. Ermeni sorununun ikide bir ABD Temsilciler Meclisinde gündeme getirilmesine kızıyor ve "Emperyalizm, benim acılarım üzerinden siyâset yapmayı terketmelidir" diyordu.

Lâkin; dedi de ne oldu ?
"Doğru konuşanı dokuz köyden kovarlar" hesâbı sn. DİNK "Onuncu köy"e 'havâle' edildi.

ABD'nin konjonktürel çıkarları gereği ürettiği siyâsetin câzibesine kapılıp âlet olanlar, sıkıştıklarında, başka ülkelere kaçıp izlerini kaybettirebilirler. Nasıl olsa, İsviçre bankalarında yedi sülâlelerini besleyecek meblâğ hazır durumdadır. Olan, Türk ve Ermeni örneğinde görüldüğü gibi geride kalanlara olur.

Şüpheci Dinsiz
23-09-2013, 12:20
Sevgili arkadaşlar,

Makalenin kaynağını vermeyi unutmuşum. Burada (http://web.archive.org/web/20111111192225/http://eab.ege.edu.tr/pdf/4/C4-S1-2-%20M15.pdf).

--/--

Aramızda bazı arkadaşların TSK'nın alaşağı edilmesinin doğru olduğunu düşündüklerini biliyorum.

Mesele, TSK'nın halkın yanında olması durumunda bile ABD'nin emperyalist müdahaleleriyle tasfiye edileceğidir. TSK'nın önceki ve şimdiki durumu bizim iç meselemizdir. Yeri gelir, içindeki zararlılar temizlenir, devlet, siyaset adam edilir.

Önemli olan ABD'nin bölgede laik ve güçlü bir devlet kalmasını istememesi ve 23+ devlete kendi güdümündeki "ılımlı İslam" modelini getirmeye çalışması ve bunu neredeyse başarmış olmasıdır. Bunun için milyonlarca insanın ölmüş, ölecek olması ABD'nin umurunda değildir, geçici olarak militan İslamın temsilcilerini destekleyecek, sonra da bunları kaka ilan edecek, "teröristlerle savaşıyoruz" süsü verecek ve savaş açacaktır. Türkiye ve İslam dünyası bunu görmeyen veya kendi çıkarları için ne olacağını umursamayan kişilerce yönetiliyor. Geniş halk kitlelerinin olayların farkında olduğunu sanmıyorum, ki; farkında olup dile getirilenler de şu veya bu şekilde susturuluyorlar.

Mısır'da halkın elinden iki kez devrimleri çalındı örneğin.

Sevgiler

evrensel-insan
26-09-2013, 22:13
C.Rise'in aciklamasi temelinde B.O.P'sini yani "22 bolge degisimi" ni soyle aciklayabiliriz.

BOP'in en onemli nedeni ve temeli; Israil'in bolgedeki guvenligini korumak ve Araplara yonelik her turlu nufuzunu artirmaktir. Bu ana amactir. Bunun nedenini ilerde aciklayacagim.

Ikinci ana neden, cografi olarak Israil ile Ermenistan arasina her ikisine de kopru olabilecek bir Israilgudumlusu Kurdistan kurmaktir.

Bunun icin yani bu Kurdistan'in kurulabilmesi icin, Irak, Suriye, Iran ve Turkiye'nin sinirlarinin degisimi gerekir.

Butun bunlasr icin bu ulkelerin ikna edilmesi ve bu ulkelede kaos ve ic karisiklik ve terorizm gerekir.

Irak savasindan sonraki ikinci hedef Suriye secilmistir ve Suriye Stratejik olarak bu proje'de onemli bir yere sahiptir.

Eger Suriye'de Esad devrilip istenilen elde edilirse, Basta Suriye iran birlikteligi bozulacak ve Lubnanda'ki Hizbullahin nufuzu ve gucu kirilacaktir.

Yalniz burada "evdeki pazar carsiya pek uymamaktadir."

Kurdistan temelli etnik kokene dayanan mikroayrimcilik sadece kurtculugu icermektedir. Hesaplanmayan sey ise, bu terorist grupolarin DINI/MEZHEPSEL ICERIGI yani Sunni seriatci olmalaridir.

Boyle bir gucun bolgede nufuz kazanmasi, basta bu projenin ana temeline yani israili'in nufuz ve guvenligine terstir.

Yani BOP projesi Israili koruyacagim derken, Israile yonelik guclu ve otoriter ve de nufuzu olan bir sunni seriat yaratmakla karsi karsiyadir.

Bunun en guzel ornegi Suriye'de planlananda gorunmustur. Orada beslenen yardim ve yataklik edilen teror gucleri, son alinan kararla SUNNI SERIAT ALTINDA birlesmislerdir.

Iste BOP'un "korkusu" budur.

Turkiye'ye gelince boyle bir degisimin, SEVR'i hortlatmak oldugu gun gibi asikardir.

Su anda gudumlu olan diktator ve iktidari, sirf kendi politik cikari temelindeki yaptigi hatalardan dolayi, kendini bu O.Dogu batakliginin tam gobeginde bulmustur. "Yukari tukursen biyik, asagi tukursen sakal" misali.

Kendi de her turlu terorist bir parti oldugunu defalarca ispat eden AKP yapmis oldugu politik hatalarla, ulke ve toplumu bolge de guclu ve nufuzlu hale getirmek yerine; ulke ve toplumunu bu oyunun oynandigi bir alan haline cevirmistir.

Bugun sinir kapisi delik desiktir ve her turlu teror orgutu ve teroristleri ulkenin ustelik baskentinde ve buyuk sehirlerinde cirit atmaktadir.

Yardim ve yataklikta etik fark tanimayan diktator; kurdistan kurulmasina yardim edeyim derken, sunni seriata da yardim etmektedir. Aslinda belki diktatorun kendi ana politikasi sunni seriattir. Bunu en azindan destek verdigi Mursi kankasindan algilayabiliriz.

Bu arada ulkenin kendi teror orgutu olan PKK ve onun Suriye kolu PYD ve KCK'yi da unutmamak gerekir.

Israil ve ABD acisindan belkide Turkiye icin hazirladiklari bitirici plan tarihsel olarak diktatorun yardimi il de cok daha once zuhur edecektir.

Bu zuhur edisin adi, ulkenin alan olarak ic savas temelinde kullanilmasidir. Yani yasanacak yeni Reyhanlilar ve PKK'nin eylem hareketine gecmesi.

ABD ve israil sirf sunni seriatcilara nufuzu ve bolgesel gucu kaptirmamak adina, simdilik Suriye'ye fiziki saldiridan vazgecmistir. Gerci bizim diktatorun savas cigirtkanligi hala devam etmektedir.

Ustelik Suriye'ye ve Esad'a kendi cikari adina Lubnan hizbullahinin ve Iranin yaninda Rusya ve Cin'in destegi de surmektedir.

Israil de o yuzden adimlarinin temkinli atmasi gerektiginin bilincindedir.

Bu bile kendi basina tum O.Dogu kaos ve savas batakliginin Turkiye topraklarina tasinmasini cabuklastirmaktadir.

Bu arada Iran'daki yonetim degisikligi ve gecenlerde Suriye dostlarinin bir araya gelmesi de ayri bir gelismedir.

Kisaca BOP sadece emperyalizmin cikari ve yararinadir. Turkiye bu projede onceleri bir oyuncu iken ve belki de lider olabilecekken, tum sansini kaybederek sadece bir alan halini almistir.

marcos
26-09-2013, 23:33
Yardim ve yataklikta etik fark tanimayan diktator; kurdistan kurulmasina yardim edeyim derken, sunni seriata da yardim etmektedir.


Yanılmıyorsam diktatör derken kastınız başbakan.Öyle olduğunu düşünerek itiraz ediyorum.

AKP ve başbakanın Kürdistanın kurulmasına yardım ettiğine dair inandırıcı delil bulunmamaktadır.Kastınız müzakereler ise...

Müzakereler AKP iktidara gelir gelmez başlamış değildir.PKK nin 30 yıllık silahlı savaşının en şiddettli dönemi AKP iktidarında yaşanmıştır.Müzakereler en son yaşanan Hakkari savaşının pat durumunda kalması ve ortadoğuda değişen dengeler üzerine mecburiyetten başlamıştır.AKP anayasa çalışmalarında, anadilde eğitimin ve Kürtlerin bölgesel sembol kullanma taleplerinin karşılanmasının mümkün olmadığını söyleyerek bırakın Kürdistanın kurulmasını demokratik özerklik yolunu dahi kapamıştır.Değil AKP hangi parti hükümeti kurarsa kursun PKK ile müzakere yapmaya mecburdur.Onları bu mecburiyete koşullar zorlamaktadır.

AKP hükümetinin Rojavaya yaklaşımına bakıldığında değil Türkiye sınırları içerisinde sınırlarımız dışında dahi bu tarz bir oluşuma sıcak bakmadığı gözlemlenebilir.

Kürdistan meselesinin BOP ile alakalı olması için fikren ve eylemsel olarak BOP süreci ile başlamış olması gerekir.Oysa Kürdistan meselesi Osmanlıdan buyana bir şekilde var olmuş bir meseledir.

evrensel-insan
26-09-2013, 23:44
Yanılmıyorsam diktatör derken kastınız başbakan.Öyle olduğunu düşünerek itiraz ediyorum.

AKP ve başbakanın Kürdistanın kurulmasına yardım ettiğine dair inandırıcı delil bulunmamaktadır.Kastınız müzakereler ise...

Kastim burada ona esbaskan olarak verilen gorevdir.

Müzakereler AKP iktidara gelir gelmez başlamış değildir.PKK nin 30 yıllık silahlı savaşının en şiddettli dönemi AKP iktidarında yaşanmıştır.Müzakereler en son yaşanan Hakkari savaşının pat durumunda kalması ve ortadoğuda değişen dengeler üzerine mecburiyetten başlamıştır.AKP anayasa çalışmalarında, anadilde eğitimin ve Kürtlerin bölgesel sembol kullanma taleplerinin karşılanmasının mümkün olmadığını söyleyerek bırakın Kürdistanın kurulmasını demokratik özerklik yolunu dahi kapamıştır.Değil AKP hangi parti hükümeti kurarsa kursun PKK ile müzakere yapmaya mecburdur.Onları bu mecburiyete koşullar zorlamaktadır.

AKP hükümetinin Rojavaya yaklaşımına bakıldığında değil Türkiye sınırları içerisinde sınırlarımız dışında dahi bu tarz bir oluşuma sıcak bakmadığı gözlemlenebilir.

Kürdistan meselesinin BOP ile alakalı olması için fikren ve eylemsel olarak BOP süreci ile başlamış olması gerekir.Oysa Kürdistan meselesi Osmanlıdan buyana bir şekilde var olmuş bir meseledir.

Zaten bu dediklerin de diktatorun verilen esbaskan gorevi ile kendi politikasi olan sunni teokrasi arasindaki celiskidir.

Diktator kurtlugu sirf kendi politik cikari icin kullanmakta ve aslinda sunnilige peskes cekmektedir. Zaten bunu da en iyi PKK'ya karsi nasil bir taviur alacagini bilememekle kanitlamistir.

Kurdistan meselesinin varligi zaten ABD projesinin kasidigi ve mikroayrimci temelde orgutledigidir.

Ayrica benim burada yazdiklarim gozlemdir ve olandir. Ne bir bireysel taraf savunusu ya da karsi cikisidir.

Bu konuda ben bireysel olarak kurtlerin kurtculuk politikasi ile kandirilmasina ve her turlu sosyo-etik hak ve ozgurluklerinin taninarak temsil edilerek ayni toprak butunlugunde kalmalarindan yanayim.

Bu da basta, sosyo-etik bir hak ve ozgurluk olan kurt etnisitesinin kurtculuk temelinde bir politikanin somurusuolmaktan kurtarmaktan ve PKK ya da bolge terorizmi ile bir tutmamaktan gecer.

Şüpheci Dinsiz
27-09-2013, 01:40
Sevgili evrensel-insan,

Sizi ;
* ABD'nin Israil'i korumak için bunca zahmete girdiğine,
* Büyük Kürdistan kurulması için Türkiye dahil bir çok ülkenin parçalanacağına (internette dolaşan Kürdistan haritaları vs.)
ikna eden somut gerekçeler nelerdir ?

Son olarak, Israil'in Fırat-Dicle arasında kalan "vaad edilen topraklar"ı elde ettikten sonra 3 mabedin tamamlanması, Armaggedon'un başlaması, İsa'nın yeryüzüne inerek Hristiyanların tüm düşmanlarını yenmesi, kıyametin kopması, İsa'ya inananların kurtulması vs. komplolarına bakışınız nedir ?

Sevgiler

evrensel-insan
27-09-2013, 01:58
Sevgili evrensel-insan,

Sizi ;
* ABD'nin Israil'i korumak için bunca zahmete girdiğine,
* Büyük Kürdistan kurulması için Türkiye dahil bir çok ülkenin parçalanacağına (internette dolaşan Kürdistan haritaları vs.)
ikna eden somut gerekçeler nelerdir ?

Bu isin ideolojisti israildir, yani soros ideolojisi (mikroayrimcilik) Vurucu gucu ABD polanlayicisi da Ingilteredir.

Somut gerekceler, ikiz kulelerin vurulmasi (O.D. ya acilim bahanesi) ve oncesi soros ideolojisi ile SSCB'nin ve Yugoslavya'nin parcalanisi ve de 1990'lardan bu gune yasananlardir. Burada cikarlar soz konusudur. Iki ulke arasindaki diger bir bag da evengalizm "dinler arasi dialog" da islamin elimine edilmesidir. Asil amac yahudiligin onderligidir. Tabi ki cin ve Rusya'ya fiziki komsuluk ve AB'den de uzak kalmamak diger amaclardir. Bunun yaninda, Obama'nin en son konusmasinda acikladigi peetrolun de ekonomik onemi buyuktur. Sonucta emperyalizm ic sorunlarini dis somuru ile rahatlatir.

Son olarak, Israil'in Fırat-Dicle arasında kalan "vaad edilen topraklar"ı elde ettikten sonra 3 mabedin tamamlanması, Armaggedon'un başlaması, İsa'nın yeryüzüne inerek Hristiyanların tüm düşmanlarını yenmesi, kıyametin kopması, İsa'ya inananların kurtulması vs. komplolarına bakışınız nedir ?

Sevgiler

Isin dini yonunu evengalizmin disinda detayli bilmiyorum. Yalniz evengalizm den amac, uc ibrahimi dini musevilik altinda toplamak, asimiliye ve elimine etmektir. Adaptasyon da gundemdedir. Bu ilk basta islam uzerinden ulkemizde F.Gulen, A.Gul onculugundeki cemaat eliyledir. Yaani islamda "reform"

Bence bu saydiklarin evengalizmin taraftar cekmesi adina yaptigi dini propaganda olabilir.

Bu arada Turkiye uzerinde oynanan oyun da, 1980'ler ile uc koldan baslar. F.Gulen, T.Ozal ve A.Ocalan. Kurtculuk/sunnilik dayanismasi.

Daha once olan, milliligin destegi idi.

evrensel-insan
27-09-2013, 02:31
Aslinda taa bastan alirsak, ilk yapilan terorizmin yaratilmasi ve U.B.Laden'in Afganistanda, SSCB'nekarsi orgutlenmesidir. Bunun yaninda Iran-Irak savasi hem iki ulkeyi zayiflatmak hem de Iran'da Teokrasinin temellerini atmak icindi.

Daha sonra Saddam'in kullanilisi ve eliminesi gelir.

Yani tarihi hemen 2. dunya savasi sonrasi baslar. Burada Mendereside unutmamak lazim.

Kore ve vietnam savaslari.

Birleşmiş Milletler Örgütü ya da kısaca Birleşmiş Milletler (BM), 24 Ekim 1945'te kurulmuş dünya barışını, güvenliğini korumak ve uluslar arasında ekonomik, toplumsal ve kültürel bir iş birliği oluşturmak için kurulan uluslararası bir örgüttür.

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (İngilizce: North Atlantic Treaty Organization (NATO), Fransızca: Organisation du traité de l'Atlantique Nord (OTAN)), 4 Nisan 1949'da imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması'na dayanan uluslararası askerî ittifak.

İngiltere daha sonra Amerika’nın yardımını sağladıktan sonra, Filistin meselesini Birleşmiş Milletler'e götürüp, meselenin çözülmesini istedi. BM, Kasım 1947'de Filistin’in biri Yahudi öteki Arap olmak üzere iki devlet arasında paylaşılmasına karar verdi. Yahudiler bu karari kabul ederken Araplar reddetti. Kudüs şehrine ise BM denetiminde milletlerarası bir bölge statüsü tanındı. Bu çözüm Arapları tatmin etmedi. İsrail-Filistin Savaşı başladı.

14 Mayıs 1948’de BM paylaşım planı uyarınca David Ben-Gurion tarafından İsrail Devleti’nin kuruluşu ilan edildi. 24 saat sonra, Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları saldırıya geçerek İsrail topraklarına girdiler.

marcos
28-09-2013, 17:12
Bu arada Turkiye uzerinde oynanan oyun da, 1980'ler ile uc koldan baslar. F.Gulen, T.Ozal ve A.Ocalan. Kurtculuk/sunnilik dayanismasi.



Evrensel-insan

Bu nasıl olabilir.Ateist olduğu malum sürekli pagan öğelerinden övgüyle bahseden şahıs üzerinden sünni dayanışması nasıl gerçekleşebilir.Böyle birşey olması eşyanın tabiatına aykırı değilmi.

Unutmamak gerekirki Türkiye'nin doğu ve güneydoğusunda ülkenin en önemli sünni oluşumun rahat örgütlenememesinin sebebi Apo ve yönettiği yapıdır.

evrensel-insan
28-09-2013, 19:59
Evrensel-insan

Bu nasıl olabilir.Ateist olduğu malum sürekli pagan öğelerinden övgüyle bahseden şahıs üzerinden sünni dayanışması nasıl gerçekleşebilir.Böyle birşey olması eşyanın tabiatına aykırı değilmi.

Unutmamak gerekirki Türkiye'nin doğu ve güneydoğusunda ülkenin en önemli sünni oluşumun rahat örgütlenememesinin sebebi Apo ve yönettiği yapıdır.

O.Dogu'yu soros ideolojisinin mikroayrimciligi temelinde kiskirtmak ve karistirmanin temeli iki etik degere dayanir.

Dini ve mezhepsel mikroayrimcilik

Milli etnik kokensel mikro ayrimcilik

Bu ikiside maalesef turkiye topraklarinin henuz sosyo etik antiayrimciligin farklarin farkina varmak ve farklar ile birlikte yasamak bilincine cikmamistir.

PKK'nin kurulusunda, ABD basi ceker. A.Ocalan'da o bolgeye MIT tarafindan gonderilir. T.O. ilk defa kurtculuk plolitikasini meclise tasiyandir.

F.Gulen'de zaten evengalizmin cemaatidir.

Burada cikarlar soz konusudur. Buradaki ORTAK CIKAR SUNNILIK VE KURTCULUK CIKARIDIR.

Zaten sunnilik cikari da 2000 ler ile iktidara gelmistir.

Bugun terorist bir orgutun basi olan diktator'un PKK'ya tutumunu takip edersen, ne demek istendigi anlasilir.

Etnisite ile mezhep atrasindaki bag cikarda birlesir. Bu cikar da her iki hali ile BOP projesinin temelidir.

Irak'ta baslayan bu birliktelik, bugun en guzel Suriye'de gorunmektedir.

Esad'a karsi kiskirtilan terorist orgutlerin icerigi kurtcu ve sunni seriatcidir.

marcos
28-09-2013, 21:11
O.Dogu'yu soros ideolojisinin mikroayrimciligi temelinde kiskirtmak ve karistirmanin temeli iki etik degere dayanir.

Dini ve mezhepsel mikroayrimcilik

Milli etnik kokensel mikro ayrimcilik

Bu ikiside maalesef turkiye topraklarinin henuz sosyo etik antiayrimciligin farklarin farkina varmak ve farklar ile birlikte yasamak bilincine cikmamistir.

PKK'nin kurulusunda, ABD basi ceker. A.Ocalan'da o bolgeye MIT tarafindan gonderilir. T.O. ilk defa kurtculuk plolitikasini meclise tasiyandir.

F.Gulen'de zaten evengalizmin cemaatidir.

Burada cikarlar soz konusudur. Buradaki ORTAK CIKAR SUNNILIK VE KURTCULUK CIKARIDIR.

Zaten sunnilik cikari da 2000 ler ile iktidara gelmistir.

Bugun terorist bir orgutun basi olan diktator'un PKK'ya tutumunu takip edersen, ne demek istendigi anlasilir.

Etnisite ile mezhep atrasindaki bag cikarda birlesir. Bu cikar da her iki hali ile BOP projesinin temelidir.

Irak'ta baslayan bu birliktelik, bugun en guzel Suriye'de gorunmektedir.

Esad'a karsi kiskirtilan terorist orgutlerin icerigi kurtcu ve sunni seriatcidir.

Yapma be gözüm.

A.ÖCALAN Marksist-Leninist-Maoist görüşlere dayanarak PKK hareketini örgütlemiştir.PKK etnik milliyetçilik temelinde örgütlenmemiştir.Maoizmin ilkelerini dünya görüşünü araştırsan olayı çözersin.

Esad' a karşı kışkırtılan hareketlerin hangisi Kürtçü.ÖSO' nun ve bileşenlerinin tavrı ortada El-Kaide ve bileşenlerinin tavrı ortada.Kürtçü olmakla itham ettiğin PYD ve YPG ise onların ortaya çıkış nedenleri ortada ESAD ile ilişkileri ortada.Cephet el Ekrad'ı kasdediyorsan onlar pragmatik bir tutum içindeler.İslamcı ihanet başlayana kadar amaçları BAAS rejimini devirmekti bu doğrudur.Fakat islamcı ihanetten sonra namluyu El-Kaide El-Nusra ve bileşenlerine çevirdiler.Ekrad' ın ÖSO nun bileşeni olduğu artık tartışmalıdır.Kaldiki Ekrad' tan Kürt cephesi diye bahseden Türk medyasıdır.Ekrad Kürt cephesi değildir.

Suriye' de son bir yıldır laiklerle şeriatcılar arasında savaş yanıyor.Her iki görüşünde içinde farklı milliyetlerden insanlar var.Nasıl ki Kürtlerin bir kısmı şeriatcı ise Türkmenlerin ve Arapların da bir kısmı şeriatcıdır.Savaşı başlatan ilk başta Arap şeriatçılardır.Laik Araplara karşı başlatmıştır.

evrensel-insan
29-09-2013, 00:39
Yapma be gözüm.

A.ÖCALAN Marksist-Leninist-Maoist görüşlere dayanarak PKK hareketini örgütlemiştir.PKK etnik milliyetçilik temelinde örgütlenmemiştir.Maoizmin ilkelerini dünya görüşünü araştırsan olayı çözersin.

PKK'nin kurtculugu nerden geliyor?

Esad' a karşı kışkırtılan hareketlerin hangisi Kürtçü.ÖSO' nun ve bileşenlerinin tavrı ortada El-Kaide ve bileşenlerinin tavrı ortada.Kürtçü olmakla itham ettiğin PYD ve YPG ise onların ortaya çıkış nedenleri ortada ESAD ile ilişkileri ortada.Cephet el Ekrad'ı kasdediyorsan onlar pragmatik bir tutum içindeler.İslamcı ihanet başlayana kadar amaçları BAAS rejimini devirmekti bu doğrudur.Fakat islamcı ihanetten sonra namluyu El-Kaide El-Nusra ve bileşenlerine çevirdiler.Ekrad' ın ÖSO nun bileşeni olduğu artık tartışmalıdır.Kaldiki Ekrad' tan Kürt cephesi diye bahseden Türk medyasıdır.Ekrad Kürt cephesi değildir.

Nedir, PYD ve YGP'nin ortaya cikis nedenleri? Nedir, Esad ile iliskileri? Zaten sorun da orda, O.Dogu'da her sey emperyalizmin planladigi gibi gitmiyor.

Suriye' de son bir yıldır laiklerle şeriatcılar arasında savaş yanıyor.Her iki görüşünde içinde farklı milliyetlerden insanlar var.Nasıl ki Kürtlerin bir kısmı şeriatcı ise Türkmenlerin ve Arapların da bir kısmı şeriatcıdır.Savaşı başlatan ilk başta Arap şeriatçılardır.Laik Araplara karşı başlatmıştır.

Buradaki sorun, emperyalizmin planladigi gibi hareketin gitmemesi, yani; etnik iceriginden sapip mezhepsel icerige donusmesidir.

Evet bir kiside her ikisi de vardir. Yalniz hangisi icin savasir, Bir kisi etnik kokeni icin mi, yoksa mezhebi icin mi savasir?

Bu ancak mikroayrimcilikta ortaya cikar. Hangisi etkili olursa emperyalizm onu destekler. Cunku onun icin amac kimlerin savastirilacagi degil; neyin elde edilecegi hedefidir.

Yalniz burada "evdeki hesabin carsiya uymamasi" yani korunacak israilin, SUNNI SERIATIN O.D.'da guclenmesi ile saglanamayacagidir.

marcos
29-09-2013, 00:52
PKK'nin kurtculugu nerden geliyor?



Nedir, PYD ve YGP'nin ortaya cikis nedenleri? Nedir, Esad ile iliskileri? Zaten sorun da orda, O.Dogu'da her sey emperyalizmin planladigi gibi gitmiyor.



Buradaki sorun, emperyalizmin planladigi gibi hareketin gitmemesi, yani; etnik iceriginden sapip mezhepsel icerige donusmesidir.

Evet bir kiside her ikisi de vardir. Yalniz hangisi icin savasir, Bir kisi etnik kokeni icin mi, yoksa mezhebi icin mi savasir?

Bu ancak mikroayrimcilikta ortaya cikar. Hangisi etkili olursa emperyalizm onu destekler. Cunku onun icin amac kimlerin savastirilacagi degil; neyin elde edilecegi hedefidir.

Yalniz burada "evdeki hesabin carsiya uymamasi" yani korunacak israilin, SUNNI SERIATIN O.D.'da guclenmesi ile saglanamayacagidir.

PKK nin kürtçülüğü bir yerden gelmez.PKK Kürtçü değil sosyalisttir hemde tüm damarlarına kadar sosyalisttir.PKK Kürtçü ise EZLN chiapascıdır.

PYD nin ortaya çıkış nedeni BAAS' ın uyguladığı en çok Türkmenlere zarar veren Cezirenin Araplığını koruma politikasıdır.

YPG nin ortaya çıkış sebebi çetelerdir.

evrensel-insan
29-09-2013, 01:00
PKK nin kürtçülüğü bir yerden gelmez.PKK Kürtçü değil sosyalisttir hemde tüm damarlarına kadar sosyalisttir.PKK Kürtçü ise EZLN chiapascıdır.

PYD nin ortaya çıkış nedeni BAAS' ın uyguladığı en çok Türkmenlere zarar veren Cezirenin Araplığını koruma politikasıdır.

YPG nin ortaya çıkış sebebi çetelerdir.

Bak sana soyle izah edeyim.

Bizim diktator acisindan, Suriye'de Esad'in gitmesi ve onun yerine gelecegin kim olacagi da onemli degildi. Uastelik diktator sunni/seriati istiyordu.

Abd ise sadece bir kurtculuk temelinde Esad'in gitmesinden yanaydi. Bakti sunni/seriat agir basiyor, Esad'a saldirmaktan vazgecti.

Cunku ayni tecrubeyi Maisir da yasadi.

PKK'nin amaci da turkiye topraklarinda kurulacak Kurdistan kisminda iktidar olmak. PKK adindan da anlasilacagi uzre, kurd milliyetci bir harekettir. O yuzden turk milliliginin sunnilik eliyle zayiflatilmasi da isine gelir.

Sosyalist bir hareket terorist olmaz.

Bugun ABD O.Dogu'da mikroayrimcilik girisiminde, etnik ayrimciliktan cok, mezhepsel ayrimciligi gordu. O yuzden politikasinin degisecegini yakinda hepimiz gorecegiz.

Hic bir topragin sunni seriatci bir yonetimin eline gecmesini istemez.

marcos
29-09-2013, 01:03
Bak sana soyle izah edeyim.

Bizim diktator acisindan, Suriye'de Esad'in gitmesi ve onun yerine gelecegin kim olacagi da onemli degildi. Uastelik diktator sunni/seriati istiyordu.

Abd ise sadece bir kurtculuk temelinde Esad'in gitmesinden yanaydi. Bakti sunni/seriat agir basiyor, Esad'a saldirmaktan vazgecti.

Cunku ayni tecrubeyi Maisir da yasadi.

PKK'nin amaci da turkiye topraklarinda kurulacak Kurdistan kisminda iktidar olmak. PKK adindan da anlasilacagi uzre, kurd milliyetci bir harekettir. O yuzden turk milliliginin sunnilik eliyle zayiflatilmasi da isine gelir.

Sosyalist bir hareket terorist olmaz.

Bugun ABD O.Dogu'da mikroayrimcilik girisiminde, etnik ayrimciliktan cok, mezhepsel ayrimciligi gordu. O yuzden politikasinin degisecegini yakinda hepimiz gorecegiz.

Hic bir topragin sunni seriatci bir yonetimin eline gecmesini istemez.

Dostum siz devrim tarihi okuyunuz.Lenini Maoyu okuyunuz.

evrensel-insan
29-09-2013, 01:06
Dostum siz devrim tarihi okuyunuz.Lenini Maoyu okuyunuz.

Okumadigimi nerden cikardin?

Yalniz ben tek bir niteligin tum toplumu kendi niteligi temelinde yonlendirmesine karsiyim.

Cunku mucadele nicelik degil; nitelik mucadelesidir.

Ayrica sen lenin ve mao'yu terorizm ile nasil bagdastiriyorsun?

Ayrica terorizmin tarihi 1960'lardir.

marcos
29-09-2013, 01:58
Okumadigimi nerden cikardin?

Yalniz ben tek bir niteligin tum toplumu kendi niteligi temelinde yonlendirmesine karsiyim.

Cunku mucadele nicelik degil; nitelik mucadelesidir.

Ayrica sen lenin ve mao'yu terorizm ile nasil bagdastiriyorsun?

Ayrica terorizmin tarihi 1960'lardir.

Lenin terörizmi yöntem olarak uygulamıştır.Lenin kendi yazdığı kitaplarda bunu ayrıntılı olarak anlatır.Lenin' in yazdığı Marksizm ve ayaklanma kitabında terörizmi görebilir okuyabilrsiniz.Lenin bireysel teröre karşıdır.Anarşistlik olarak görür.Kitlelerin örgütsel terörüne karşı gelmemiştir.Bolşevik tarihine göz atarsanız görürsünüz.

Maoizm (MDD) MİLLİ Demokratik Devrim ilkesinin kaynağıdır.

Öyle görünüyor ki sizin PKK ye karşı ön yargınız var.Ve de sosyalizm ve terör konusunda yanlış düşünceleriniz var.

Terörizmin tarihi Fransız burjuva devrimi ile başlar.(çağımız için)

evrensel-insan
29-09-2013, 02:02
Lenin terörizmi yöntem olarak uygulamıştır.Lenin kendi yazdığı kitaplarda bunu ayrıntılı olarak anlatır.Lenin' in yazdığı Marksizm ve ayaklanma kitabında terörizmi görebilir okuyabilrsiniz.Lenin bireysel teröre karşıdır.Anarşistlik olarak görür.Kitlelerin örgütsel terörüne karşı gelmemiştir.Bolşevik tarihine göz atarsanız görürsünüz.

Maoizm (MDD) MİLLİ Demokratik Devrim ilkesinin kaynağıdır.

Öyle görünüyor ki sizin PKK ye karşı ön yargınız var.Ve de sosyalizm ve terör konusunda yanlış düşünceleriniz var.

Terörizmin tarihi Fransız burjuva devrimi ile başlar.(çağımız için)

Tabi terorizmden ne algilandigina bagli. Sen devrimleri de terorizm olarak algiliyorsun.

Terorizmin amaci devrim yapmak, degil; ortaliga bir istem/amac icin korku salmaktir.

Terorizm duzeni yikmak icin yapilmaz, duzene korku salmak icin yapilir.

evrensel-insan
01-10-2013, 22:17
New York Times gazetesi, Ortadoğu'da yaşanan karışıklıkla ilgili çok konuşulacak haritalı bir analize yer verdi.

01-10-2013

New York Times gazetesi Ortadoğu haritasının yeniden çizilebileceğini ve 5 devletten 14 yeni devlet çıkabileceğini iddia eden haritalı bir analize yer verdi.

Deneyimli dış politika analisti ve gazeteci Robin Wright’ın haritalı analizine göre, gelecekte en büyük parçalanmayı ise Suudi Arabistan yaşayacak.

Wright’ın analizine göre parçalanma potansiyeli taşıyan devletler Irak, Suriye, Suudi Arabistan, Yemen ve Libya olarak belirtildi.

SURİYE – IRAK

]‘’Alevistan’’[/COLOR], ‘’Kürdistan’’, ‘’Sünnistan’’, ‘’Şiistan’’

Suriye’nin parçalanmasıyla bu iki ülkenin olduğu coğrafyada en az 4 devlet ortaya çıkabilir. Akdeniz sahili boyunca Lazkiye merkezli bir Arap Alevisi devleti oluşurken, Kuzey Irak’taki Kürdistan Özerk Bölgesi ile Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgelerinin birleşimininden, Türkiye’nin Hatay dışında bütün güney sınırı boyunca uzanan Erbil merkezli yeni bir Kürdistan doğacak. Irak’ın güneyinde Basra merkezli yeni bir Şii devleti doğarken, Suriye ve Irak’ın Bağdat ve Şam’ı da içeren sünni vilayetlerinde yeni bir Sünni Arap devleti doğacak. Ancak özellikle Irak’taki parçalanma ihtimali gerçekleşirse kolay gerçekleşebilecek bir parçalanma olmayacağı öngörülüyor. Musul ve Kerkük’te Kürt – Arap, Bağdat ve çevresi konusunda Şii – Sünni savaşı yaşanabilir.

SUUDİ ARABİSTAN

Wright’ın analizine göre Suudi Arabistan’da krallık gelecek prenslere geçtikçe, Suudi öncesi dönemden kalan derin kabile ayrımlarının derinleşerek bölünmeyi başlatma olasılığı gündemde. Bu senaryoya göre ülke, Hürmüz Körfezi bölgesindeki Doğu Arabistan, Hicaz’da Batı Arabistan, Yemen’e yakın bölgede bir güney Arabistan ve kuzeyde bir Kuzey Arabistan kurulacak. Ülkenin orta kesimnde ise Riyad merkezli bir Vehhabi Arabistan oluşacak.

YEMEN

Yakın zaman önce birleşen Yemen, Güney Yemen’deki referendum sonrası yeniden Kuzey ve Güney Yemen diye iki ayrı ülkeye bölünebilir. Bölünme sonrası Güney Yemen tamamıyla Suudi Arabistan’a da katılabilir. Bu durumda, Hint Okyanusu’nun Arap Körfezi’ne doğrudan irtibat kazanacak Suudi Arabistan’ın İran’ın Hürmüz Körfezi’ni kapatma korkusu da yok olacak.

LİBYA

Kabileler arasındaki büyük rekabet ülkeyi parçalanmaya götürebilir. Bu durumda, ülkenin doğuda Bingazi merkezli Sirenakya ve batıda Trablusgarp adlı iki devlete bölünmesi ihtimali var. Hatta, güney batıdaki Fizan da ayrılarak üçüncü bir devlet daha oluşturabilir.

http://www.muhalifgazete.com/haber/80363/bir-abd-gazetesinde-yayinlanan-bu-analiz-cok-konusulacak.html

Burada en ilginci, "S.Arabistan" nedeni de bu ulkenin iktidarinin emperyalizmin emir eri olmasi.

Deep
10-11-2015, 09:31
Bu proje su anki gelismelere bakildiginda adim adim gelisiyor gibi.

Ahmet111
08-04-2016, 15:15
Necip Fazıl'la alakalı bi şey galiba

Amon yarebbi
27-05-2017, 23:01
Bush ile Irak'ı halletmek
Obama ile Suriye' yi halletmek
Trump ile İran' ı halletmek

( xxxxx ) ile Türkiye' yı halletmek demektir BOP.


Trump kaç dönem abd başkanı olur bilemeyiz ancak , trump efendi ilk dört yılın da İranı hallederse , peşinden bizi halledecek abd liderini seçecekler.

ilahimasal
25-11-2020, 22:43
Bush ile Irak'ı halletmek
Obama ile Suriye' yi halletmek
Trump ile İran' ı halletmek

( xxxxx ) ile Türkiye' yı halletmek demektir BOP.




Trump kaç dönem abd başkanı olur bilemeyiz ancak , trump efendi ilk dört yılın da İranı hallederse , peşinden bizi halledecek abd liderini seçecekler.

( xxxxx ) ile Türkiye' yı halletmek demektir BOP
( Biden) ile.....