kilimanjaro
25-11-2011, 13:39
SPEKÜLASYONA AÇIK BİR KONU; AB NİN GELECEĞİ.
KAYGILAR, BEKLENTİLER VE BELİRSİZLİKLER…
Türkiye-AB ilişkilerinde gelinen bu noktada haklılık-haksızlık tartışmalarından çok daha önemli bir konu Avrupa Birliğinin geleceğine ilişkin birtakım belirsizliklerdir. Birkaç Avrupa ülkesinin önderliğinde ortaya konan Avrupa Birliği projesi, Fransa ile Almanya arasında imzalanan kömür- çelik işbirliğinden yola çıkarak dünyanın gün ve gün değişen siyasi ve ekonomik koşulları ile yeni bir ivme kazanan vizyonunun, yarım asrı aşkın sürece karşın nihai formatının hala bir netlik kazanamamış olması olaya ihtiyatla yaklaşmayı gerekli kılmaktadır. Bir uygarlık projesi olduğundan kuşku duyulmayan bu projenin klasik proje anlayışından farklı olarak tüm söylemlere karşın bir çerçevesi, önceden belirlenmiş nihai bir hedefi bulunmamaktadır. Değişen dünya koşulları ve iç etmenlerle sürekli yeni bir çehre, yeni bir vizyon edinen, yön ve biçim değiştiren, yaptırım gücü sınırlı, esnek yapısıyla bir macera olarak niteleyenleri haklı çıkaracak bir seyir takip etmektedir. Başlarda birkaç ülke arasında dar bir alanda ekonomik işbirliğini öngören birlik, sonraları yeni üyelerin de katılımıyla daha geniş alanlarda daha kapsamlı birlikteliklere yönelmiştir. 20.nci yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde ise, bunu da yeterli görmeyerek istisnasız her alanda yakın işbirliğini öngören bir yapıya bürünmüştür. Bu süreçte sınaî, ticari, mali, zirai ve teknolojik işbirliğinin yanı sıra, başta demokrasi, insan hakları, temel hak ve özgürlükler olmak üzere, sosyo-kültürel ve siyasal birlikteliğe doğru yeni bir ivme kazandığını görmekteyiz.
Kuşkusuz bütün bunlara 21.inci yüzyılın uygarlık ve kollektif kalkınma anlayışı ile bakıldığında yadsınacak bir tarafı da yoktur. Bu konuda bütün tereddütler bu projenin önceden birtakım öngörülerden yola çıkarak zaman içinde değişken, esnek bir yapıya büründürülmesinden kaynaklanmaktadır. Son durak neresidir? Bunu, birliğin kaderinde söz sahibi olanlar dahil, hiç kimse bilmemektedir. Esnek olmak, değişkenlere göre tavır belirlemek ve yeni koşullara adapte olabilmek adına reorganizasyon becerisini gösterebilmek elbette ki bir avantajdır. Ancak birtakım vaatlerle yola çıkan insanların da yolun sonunu görebilmek gibi son derece haklı, doğal beklentilerini ve bu noktadaki kaygılarını da göz ardı etmemek gerekir. Böyle bir belirsizlik ortamında insanların geleceğe dönük birtakım kaygılarını izale etmenin yolu önlerine net bir fotoğraf koyabilmektir. Oysa birliğin örneğin 20–30 yıl sonrası bir gelecekte alacağı şekil hakkında bugünden bir öngörüde bulunmak ise adeta kehanet hükmündedir. Çünkü birliğin değişkenlere bağlı olarak çok kısa sürelerle değişen çehresi böyle bir öngörüde bulunmayı neredeyse imkânsız kılmaktadır.
KAYGILAR, BEKLENTİLER VE BELİRSİZLİKLER…
Türkiye-AB ilişkilerinde gelinen bu noktada haklılık-haksızlık tartışmalarından çok daha önemli bir konu Avrupa Birliğinin geleceğine ilişkin birtakım belirsizliklerdir. Birkaç Avrupa ülkesinin önderliğinde ortaya konan Avrupa Birliği projesi, Fransa ile Almanya arasında imzalanan kömür- çelik işbirliğinden yola çıkarak dünyanın gün ve gün değişen siyasi ve ekonomik koşulları ile yeni bir ivme kazanan vizyonunun, yarım asrı aşkın sürece karşın nihai formatının hala bir netlik kazanamamış olması olaya ihtiyatla yaklaşmayı gerekli kılmaktadır. Bir uygarlık projesi olduğundan kuşku duyulmayan bu projenin klasik proje anlayışından farklı olarak tüm söylemlere karşın bir çerçevesi, önceden belirlenmiş nihai bir hedefi bulunmamaktadır. Değişen dünya koşulları ve iç etmenlerle sürekli yeni bir çehre, yeni bir vizyon edinen, yön ve biçim değiştiren, yaptırım gücü sınırlı, esnek yapısıyla bir macera olarak niteleyenleri haklı çıkaracak bir seyir takip etmektedir. Başlarda birkaç ülke arasında dar bir alanda ekonomik işbirliğini öngören birlik, sonraları yeni üyelerin de katılımıyla daha geniş alanlarda daha kapsamlı birlikteliklere yönelmiştir. 20.nci yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde ise, bunu da yeterli görmeyerek istisnasız her alanda yakın işbirliğini öngören bir yapıya bürünmüştür. Bu süreçte sınaî, ticari, mali, zirai ve teknolojik işbirliğinin yanı sıra, başta demokrasi, insan hakları, temel hak ve özgürlükler olmak üzere, sosyo-kültürel ve siyasal birlikteliğe doğru yeni bir ivme kazandığını görmekteyiz.
Kuşkusuz bütün bunlara 21.inci yüzyılın uygarlık ve kollektif kalkınma anlayışı ile bakıldığında yadsınacak bir tarafı da yoktur. Bu konuda bütün tereddütler bu projenin önceden birtakım öngörülerden yola çıkarak zaman içinde değişken, esnek bir yapıya büründürülmesinden kaynaklanmaktadır. Son durak neresidir? Bunu, birliğin kaderinde söz sahibi olanlar dahil, hiç kimse bilmemektedir. Esnek olmak, değişkenlere göre tavır belirlemek ve yeni koşullara adapte olabilmek adına reorganizasyon becerisini gösterebilmek elbette ki bir avantajdır. Ancak birtakım vaatlerle yola çıkan insanların da yolun sonunu görebilmek gibi son derece haklı, doğal beklentilerini ve bu noktadaki kaygılarını da göz ardı etmemek gerekir. Böyle bir belirsizlik ortamında insanların geleceğe dönük birtakım kaygılarını izale etmenin yolu önlerine net bir fotoğraf koyabilmektir. Oysa birliğin örneğin 20–30 yıl sonrası bir gelecekte alacağı şekil hakkında bugünden bir öngörüde bulunmak ise adeta kehanet hükmündedir. Çünkü birliğin değişkenlere bağlı olarak çok kısa sürelerle değişen çehresi böyle bir öngörüde bulunmayı neredeyse imkânsız kılmaktadır.