PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İleri Demokrasi'den İnsan Manzaraları


AlbatrosS
25-11-2011, 20:01
Bu başlıkta 30 küsur yıldır doğru düzgün ve adil bir yargılama yapılmaksızın mahpusluk çeken bir faninin hikayetsi geçecek, olay gerçektir, efsane sanmayınız:

30 yılı hapiste geçen Tahir Canan’ın hikayesi (http://bilgilidunya.net/2011/11/30-yili-hapiste-gecen-tahir-cananin-hikayesi/)

30 yılı hapiste geçen Tahir Canan’ın hikayesi

Tahir Canan 30 yıl 5 aydır tutuklu. 1978′de “Siyasi amaçla adam öldürdüğü” iddiasıyla 36 yıla hüküm giyen Tahir Canan, yaygın kanıya göre Türkiye’nin en uzun süre cezaevinde kalan insanı.

1991′de çıkan “Şartlı Tahliye Yasası” ile tahliye edilmesine rağmen 1993′te Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP) üyesi olduğu iddiasıyla tekrar tutuklanmış ve 12,5 yıl cezaya çarptırılmış. Eğer durumunda bir değişiklik yaşanmazsa Tahir Canan 2025 yılına kadar hapiste kalacak.

1978′de neden tutuklanmıştı?

Tahir Canan, 1978′de Antep’te oturdukları mahallede sağ görüşlü iki kişinin öldürülmesi üzerine gözaltına alınıyor. İşlenen cinayetleri üstlenmesi için kendisine işkence yapıldığını belirten Canan, kendisine yüklenmek istenen suçlamayı kabul etmiyor. Söz konusu suçlamayı başka örgütten kişilerin üstlendiğini ve o kişilerin cezaevine konulduğunu belirten Tahir Canan buna rağmen 36 yıla mahkum ediliyor.

1991′de tahliye, 1993′te yeniden hapis

Tahir Canan, 12 yılı aşkın süre cezaevinde yattıktan sonra 1991′de çıkarılan “Şartlı Tahliye Yasası” ile birlikte serbest bırakılıyor.

1993 Malatya’da gözaltına alındıktan sonra tekrar tutuklanan Tahir Canan’ın başından geçenleri oğlu İlhan Canan şöyle aktarıyor:

Malatya civarında yaşanan bazı olaylar nedeniyle bir operasyon süreci yaşanıyor. Bu süreçte verilen bazı ifadeler üzerine babam akraba ziyaretine gittiği Malatya’da otobüse bineceği sırada gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor.

Bu süreçte kendisine ağır işkenceler yapılmasına rağmen yöneltilen suçlamaları kabul etmiyor. Bunun üstüne TDKP örgüt üyeliğinden 12,5 yıl daha ceza alıyor.

Zaten 12 yıldan fazla zamanda cezaevinde yatan Tahir Canan, 1993′te yaşadığı bu tutuklamayla 12 buçuk yıllık cezaya daha çarptırılıyor. Üstelik şartlı salıverme yasası ile tahliye olduğu infazı yandı ve tekrar 36 yıllık cezaya çarptırıldı. Böylece adalet sistemi Canan’a şu cümleyi kurdu: “önce 12,5 yıl yatılacak, ardından infazı yanan 36 yıllık ceza yatılacak.”

Tahir Canan’ın avukatı Yıldız Koluaçık, bianet’e yaptığı açıklamada, söz konusu durumu şöyle yorumluyor:

“Bu çok açık bir hukuksuzluk. Ben bu kadar uzun süre cezaevinde yatan başka bir hükümlü bilmiyorum.

Bu arada değişik zamanlarda çeşitli ceza indirimleri yapıldığı halde Tahir Canan hiçbirinden faydalandırılmadı. Son derece özensiz inceleme yapılıyor ve Canan’a dair başvurular derhal geri çevriliyor.

İnfazla ilgili konularda Yargıtay yolu da açık olmadığı için tek çaremiz olarak Adalet Bakanlığı kaldı. Önümüzdeki günlerde Adalet Bakanlığı’na yazılı olarak başvuracağız ve Tahir Canan’ın tahliyesini talep edeceğiz.

Mehmet Ali Ağca bile tahliye oldu ama Tahir Canan 30 yılı aşkın zamandır cezaevinde.”

Canan: “Nefes alalım derken boğazımız daha da sıkılıyor”

Tahir Canan, oğlu İlhan Canan aracılığıyla sitemize ilettiği mesajında hukukun kendi yargılanma sürecinin hiçbir aşamasında çalışmadığını belirtiyor. Ve durumunu şöyle özetliyor

“Sıkıyönetim yargılamaları polis fezlekesini, polis kanaatini temel veri, hukuki dayanak olarak kabul etti! Cezayı kesti! O günden beri yanlışlar yanlışlara eklenerek devam ettirildi. Sıkıyönetim yargılamaları hukuki yargılamalar olarak kabul edildi! Arkasından özel yetkili mahkemeler sıkıyönetim mahkemelerinin devamı olarak çalıştı. Hala da çalışıyor! Hukuk, 7 başlı bir ejderha gibi ezilenlerin üzerine çullandı. Haliyle hukuksuzluk kanıksanarak hukuk haline getirildi. İyileştirmeden söz edildiğinde bilinmelidir ki daha kötü kurallar konuldu. Bu süreç biraz da o kötüler içinde nefes almaya çalışma halini veriyor insana. Fakat nefes alalım derken bir bakıyoruz ki boğazımız daha fazla sıkılıyor.”

Tahir Canan’ın ‘Kamuoyuna açık bilgi’ başlığıyla gönderdiği mesajın tamamı ise şöyle:

Keyfi olarak, Malatya 1Nolu DGM’nin, cezayı bütün sonuçlarıyla kaldıran kararı uygulanmadığı için içerde tutuluyorum. Bu nasıl bir iş derseniz; Malatya 1. Nolu DGM’nin kararı Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin keyfi yorumuna uğruyor. “Ceza kalksa da suç devam eder.” diyor. Yani ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılıyor ama uygulamada ceza tam olarak devam ediyor! Sorun bu! Aşağıda açıklayacağım ama önce bir iki temel olguya değinmek de gerekiyor.

(...)

Gebze Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığının itirazını reddetmiş. Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermiş. Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığının itirazını kabul etmiş. Dosya Gebze- Kartal arası gidip gelmiş. Gebze kararında direnmiş. Kartal reddetmiş. Tam bir yılan hikâyesi. Sonunda dosya Bandırma’ya geldi. Kartal’ın kararına itiraz ettim. Dosya Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne gitti. Oradan çıkan ise mahkemenin takdir hakkına rağmen Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesi aleyhine yazılı emir yoluna gidilmemiş deniyor. Bu da adalet bakanlığı yetkililerinin keyfi davranış sergilediklerinin açık göstergesidir. Çünkü ortada iki mahkeme kendi kararlarında direnmişler. Karara son noktayı koyması gereken yer de Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü değil Yargıtay olması gerekirdi.

Sonuç olarak hiçbir hukuki dayanağı olmadan keyfi olarak cezaevinde tutuluyorum.

Saygılarımla…

Tahir CANAN


***

Sıkı yönetimlerden 'ileri' demokrasiye kadar uzanan bir garabet hikayesi. Bu mevzuyu bir komplo teorisi olarak tasarlamış olsak, onun için dahi abartı olduğunu söyleyebiliriz.

Ne yazık ki gerçek.

Basiretsizlik?

İşbilmezlik?

Sorumsuzluk?

Nedir? Bir puşudan ''kanıt'' üreten, mahpusa yatırdığı adama aynı anda dışarda eylem yaptı diye soruşturma açan bir mekanizma en ''makul'' miktarda neyle açıklanabilir?

Aklıma bazen '' bu iktidar bizi bu mekanizmanın absürt kararlarıyla bezdirip değişime razı etmeye mi çalışıyor'' diye geçmekte.

Neden bu ''arkaik'' mekanizmada diretilir?

Neden daha ''şeffaf'' olunamaz? Suç tanım ve kapsamları netleştirilmez? Suç diye tanımlananın ''meşruiyeti''ni sorgulamıyorum henüz. Suç olarak addedilenin kapsamı ve sınırının şeffaflığı...

Bu tipten onlarca olayı hep merak etmişimdir. Süreçlerin nasıl işletildiğine dikkat etmeye çalışmışımdır. Gerek gözaltı ve delil toplanması gerekse iddianame hazırlanıp yargılama aşamalarında ''basiretsizlik ve işbilmezlik'' olgularını aşan bir iradeyi görüyoruz aslında.

Özellikle olay'ın vuku bulduğu zaman ve zemin üzerinde şekillenip tecelli eden bir irade.

Bu da özetle devlet-toplum ilişkilerinde ''devletin bekası ve kutsiyeti'' temelinde, iktidarlara hatta ''ileri demokrasiye'' göre dahi pek değişmeyen, değişmek istemeyen bir irade.

Mahkemeler yahut avukatlarla az-buçuk tanışıklığı olan birçok kişinin bildiği gerçekse şu :

Bu ülkenin yetiştirdiği en defolu ürünler maalesef ki ''hukukçulardan'' çıkıyor. Aldıkları eğitim ve potansiyelleri açısından bu ülkenin kategorik olarak ''en önde-demokrat-ileri'' kesimlerini temsil etmesi gerekenlerin büyük kısmı, maalesef bu ülkenin tüm arkaik sorun ve defolarını ''yaşatma''yı bir borç biliyorlar.

NOT: Yöneticilerden ricam/önerim, buna benzer başlıklar-özellikle skandal davalar vs- bu başlık altında toplanabilir. En azından AKP iktidarı süresinde yaşananlar. Madem ''ileri demokrasi'' mevzu bahis...

AlbatrosS
04-12-2011, 18:18
Saç kesmek delil sayıldı
Hopa olaylarını protesto ederken gözaltına alınan Ozan Gündoğdu’nun saçı cezaevinde kesilince 5 arkadaşı moral olsun diye saçını kestirip fotoğraf çektirdi, ona yolladı. 10 gün sonra fotoğraftaki 5 gençten üçü tutuklandı. Savcı iddianamede “Tanınmamak için saçlarını kestirdiler” yazdı

...



http://gundem.milliyet.com.tr/sac-kesmek-delil-sayildi/gundem/gundemdetay/04.12.2011/1470724/default.htm

Cezaevindeki arkadaşlarına moral için ''saç kestiren'' gençler tanınmamak için saç kestirdikleri iddiasıyla göz altına alınıyor. Allah korumuş, saçları küt kestirip çeşitli kremler ve spreyler yoluyla mericınıl şekiller yapmamışlar.

Bu kepazeliğe karşı 9 Aralık'ta herkesi sesini duyurmaya davet ediyoruz:

Hopa davası için destek mesajları
03 Aralık 2011 -

Ankara Hopa davası’nın 9 Aralık’ta görülecek ilk duruşması için aydınlar, yazarlar hak mücadeleleri yargılanamaz diyenleri, demokrasi ve özgürlük isteyenleri 9 Aralık saat 09.00'da Ankara adliyesi önüne çağırıyor

31 Mayıs’ta Hopa’da emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun polis saldırısı ile yaşamını yitirmesi nedeniyle Ankara’da AKP’yi protesto etmek isteyen binlerce insan arasından 28 kişi 17 yıldan 52 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmaya başlıyor. Haklar yargılanamaz diyenler davanın ilk duruşması için Ankara’da olmaya hazırlanıyor.

Emrah Serbes, Bağış Erten, Onur Saylak, Ahmet Mümtaz Taylan, Emrah Elçiboğa, Emre Canpolat, Pınar Sağ ve akademisyen Prof. Dr. Beyza Üstün'ün de “Haklar yargılanamaz” diyenleri Hopa davasına çağırıyor. Dava için kurulan http://haklaryargilanamaz.blogspot.com/ adresinde davaya ilişkin basında yer alan haberler, aydın ve sanatçıların çağrı mesajları ve davaya dair tüm gelişmeler yayımlanıyor.

...



http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=41336

Bundan sonra ''örgüt üyesi'' iddiasıyla yargılanan herhangi bir tanıdığınız varsa dikkatli davranın. Kadınsanız düğünlere gitmekten, özel abiye kıyafetler giyip kuaföre uğramaktan; erkekseniz, saçlarınızı olağan haliniz dışında kestirmekten ve şekilli saka-bıyık tasarımlarından uzak durun.

Eviniz de mümkünse ''pamuk prenses ve yedi cüceler'' gibi masal anlatımları da bulunmasın; zira, savcılarımız 7 cücelerin şifreli bir örgüt dayanışması olduğunu düşünebilir.

Hele Tom ve Jerry kullen yasahh: Devletimiz kendisiyle dalga geçtiğini düşünebilir.

Hata edip erotik bir film izlerseniz hayatınız kararır, sittin sene çıkamazsınız: Devletimizin kendisi hakkında ne düşüneceğini siz hesap edin.

AlbatrosS
04-12-2011, 19:21
Diyarbakır'ın Bağlar ilçesinde düzenlenen gösteriler sırasında polisin ateş açması sonucunda Murat Eliboz adlı bir genç sırtından vurularak öldürüldü. Eliboz'un gerçek mermilerle ateş açılması sonucu öldürüldü bildirildi.

...



http://www.demokrathaber.net/guncel/diyarbakirda-polis-kursunuyla-olum-h5416.html

İleri demokrasimiz tıkır tıkır işliyor. Durmak yok, ölüme ve öldürmeye devam.

kaanuni
05-12-2011, 03:44
Bundan sonra ''örgüt üyesi'' iddiasıyla yargılanan herhangi bir tanıdığınız varsa dikkatli davranın. Kadınsanız düğünlere gitmekten, özel abiye kıyafetler giyip kuaföre uğramaktan; erkekseniz, saçlarınızı olağan haliniz dışında kestirmekten ve şekilli saka-bıyık tasarımlarından uzak durun.

Eviniz de mümkünse ''pamuk prenses ve yedi cüceler'' gibi masal anlatımları da bulunmasın; zira, savcılarımız 7 cücelerin şifreli bir örgüt dayanışması olduğunu düşünebilir.

Hele Tom ve Jerry kullen yasahh: Devletimiz kendisiyle dalga geçtiğini düşünebilir.

Hata edip erotik bir film izlerseniz hayatınız kararır, sittin sene çıkamazsınız: Devletimizin kendisi hakkında ne düşüneceğini siz hesap edin.


bunları belki mizahen söylüyorsunuz ama bence hoş değil. Devlet dediğimiz şey bize çok güçlü olduğunu izlenimini bırakmaya çalışır ama daha doğru düzgün vergisini toplamayı beceremez. Otorite hepimizi içeri alamıyacağını bildiğinden rastgele sebeplerden rastgele birkaç insanı alıp ibreti alem yapar. Otoritenin istediği bizi korkutmak, bu tarz yazılar da onları biraz daha amaçlarına ulaştırıyor. Bunun yerine insanları sivil itaatsizliğe ve protestoya cesaretlendirsek daha verimli olmaz mı?

Yanlış anlamayın, paylaşımlarınızdan dolayı teşekkür ederim. Sorunum sadece alıntıladığım bölümle ilgili.

AlbatrosS
05-12-2011, 04:01
bunları belki mizahen söylüyorsunuz ama bence hoş değil. Devlet dediğimiz şey bize çok güçlü olduğunu izlenimini bırakmaya çalışır ama daha doğru düzgün vergisini toplamayı beceremez. Otorite hepimizi içeri alamıyacağını bildiğinden rastgele sebeplerden rastgele birkaç insanı alıp ibreti alem yapıyor. Otoritenin istediği bizi korkutmak, bu tarz yazılar da onları biraz daha amaçlarına ulaştırıyor. Bunun yerine insanları sivil itaatsizliğe ve protestoya cesaretlendirsek daha verimli olmaz mı?

İroniyi izah ettiğimizde ironi, ironi olmaktan çıkıp ''şerh''e dönüşür:)

O metinde ''korku''nun propagandası yapılmıyor, öyle anlaşılacağını zannetmiyordum; bilakis bir ''durum''un tespiti var.

Otorite-toplum ilişkisi sizinki gibi de izah edilebilir, bu da bir yoldur. Bazense pratiğin artık kendi mantığını(egemenin) zorlayarak absürtlüğe ermesi karşısında yapabildiğimiz nispette mizah en büyük dostumuz olur . Malum: Mizah, en güçlü saldırı biçimlerinden biri.

Korkun(!) dediysek de hemen ciddiye almasınlar canım :)

jadi
05-12-2011, 04:24
Gun gecmiyor ki yeni bir ileri demokrasi basligi acilmasin

AlbatrosS
05-12-2011, 04:38
Gun gecmiyor ki yeni bir ileri demokrasi basligi acilmasin

Saç kestirmenin nasıl bir ''suç'' olduğunu buyur sen izah et bize. Artık hayatta olmayan bir örgütün propagandasını (THKPC) yapmak suçundan 50 yıla kadar hapis istemenin hikmetini anlat.

Hele hiçbir politik yanı olmayan HALKA(RİNG) filminin delil olarak görülmesi?

Kck, Hopa, HES vb davalarla YENİ TMK'nın sayesinde ceza evlerinde mahkum sayısı 50 binden 120 bine çıkmış durumda.

Sıkı DUR: 2002 Öncesine hatta 90'lara döndük bu sayılarla.

Şimdi bunu eleştirmek yerine ''eskiden şöyle-böyleydi'' demek iktidar koşullanması ve yalamalığı değilse nedir?

spartacus
05-12-2011, 04:56
Gun gecmiyor ki yeni bir ileri demokrasi basligi acilmasin

Ben senin gibi düşünmüyorum, ileri demokrasi propagandasının yanında bir iki başlığın esamesi dahi okunmuyor... Zaten başlıklar fiiliyata yetişemiyor, o da yetmiyor senin her konuya soktuğun AKP (bu doğru terim değil, otokrasi ve bağnazlık temelli, resmi devlet baskısı) şakşakçılığına bir ordu gelse yetişemez.. Biz demokrasiyi devletin belirli bir düşünce dışında kalanlara baskı yapmadığı bir ortamda sanıyorduk, taki senin yeni kazandırdığın boyuta kadar... Demokrasi diyorsun toplumun inançları, tabuları doğrultusunda hareket etmeli, uymayanları da ötekileştirmeli, gerekirse öldürmeli, işkence etmeli, hapislere atmalı, bunların haberide yapılmamalıi yapılsa da bir ikiyi geçmemeli-aferin ödevini iyi bellemişsin, birisi basını susturdu, bakalım sen darı ambarı sandığın burada bizi susturabilecek misin?..... NETEKİM. Asmayacan da besleyecen mi?.

Doğru gün geçmiyor ki ya bir işkence, ya bir faili meçhul, ya bir dağın taşın bombalanması, ya öğrencilere yıllarca hapis cezası, ya bilimden bahsettiler diye, ya minicik çocukların etek boyuyla uğraşılmasına sitem ettiler diye öğretmenlere sürgün, ya da yandaş olmadığı anlaşılan herkese anında terör damgası yapıştırılmıyor ve işkence de edilmiyor olsun.... Sizin oralarda rüzgar ne tarafınızdan esiyor, arkanızdan mı?

Sizin sahte demokratlığınız, maskeniz insanda nahoş bir tad bırakıyor...

AlbatrosS
05-12-2011, 06:20
Yandaşların bile utangaçlıkla eleştirdiği, dayanamayıp ''despotizm''e işaret ettiği bir zeminden iktidar güzellemesi devşirip ''ergenekon biti'' aramak yandaşlığı da aşan bir beceri gerektirir.

Şimdi kim söyledi bilmiyorum; ama farkında mıdır bu arkadaş bilinmez, iktidar defaatle söylediğimiz üzere ''islamcı kemalizm'' haline geliyor gittikçe: anarşikler boşuna iktidar yozlaştırır... demiyor.

Dahası da şu: Kıblesi lağım olanın imanını tezek paklarmış. Öyle bişidi işte.

Açılım rüyası biteli çok oldu.

İktidar hasetlik beslediği ''babası'' oldu. Gayrı Freud da paklamaz kendini.

Basında ''özel harp'' dili vaka-yı adiye. Gak diyene ''ergene'', guk diyene ''kon''. Kürtler hala kadim düşman; ''terbiye edilesi'', ''na-medeni''.

Söylemler aşina; belagatler müfteri.

Siyaset: Seri nefret üretimİ A.Ş

Patent: Anonim-iktidar.


Şairane bir küstahlık seziliyor. Gazeteler ''ileri'' ironi merkezleri. Vallahi darbeciler bile bu denli alayı akledemedi.

Herkeşte bir mutlak-safi ''ahlak''tır gidiyor:

Şiddet tu-kaka, devir siyaset devri.

Sağolsunlar, mahpusları ''siyaset akademisi''ne çevirdiler. F tipleri olmasa ''yüksek lisans'' da verilecek: Prof. da içeride öğrenci de.

Cumhuriyet tarihinde bir ilk: Bir siyasal parti, komple mahpusta seçime girer yakında. Üstelik seçmenleriyle birlikte.

Ve bunun adı ''ileri'', yetmiyor ''demokrasi''.

Yetmez ama 'nahh yeter'' diyerekten buna işaret etmiştik işte. İktidar(sızlık) bir yetemezlik ideolojisi olarak bu berbat ironiyi meşrulaştıracak; toplumsal heyulaya yol açacak dedik.

Şiddeti ''kurşun izleri''ne indirgeyenler bırakınız mahpusu, 3 ay kendi evlerinden dışarı hiç adım atmayıversinler bakalım: Yiyor mu?

aydoe
05-12-2011, 12:28
2005'te terör suçu gerekçesiyle tutuklanan insan sayısı 273 iken ne oldu da bu sayı 2010'da 12.897'ye çıktı. Bu ülkede aniden hudayinabit gibi terörist mi yetişmeye başladı?

Sorun onlara... Dünyada terör gerekçesiyle tutuklu bulunan insan sayısı toplam 35.117. Türkiye'de aynı gerekçeyle tutuklu olan insan sayısı 12.897! Yani bu memleket dünyadaki toplam "teröristin" üçte birini barındıracak kadar mı çıldırmış?

http://www.haberturk.com/yazarlar/ece-temelkuran/690592-bu-yaziyi-siz-okumayin

Ne demokrasisi ,faşist diktatörlük .

Sorgusuz sualsiz gözaltına almalar ,suçlamanın ne olduğunu bile bilmeden yıllarca tutuklu kalmalar .

Millet konuşmaya korkar hale geldi (neoliberaller hariç,onlar konuşabilir )

vartor
05-12-2011, 17:43
Demokrasi ozlemleri, umitleriyle beklenilen zaman geldi galiba; Gelen gideni aratir derler, karsimizda "dedigimi yapacaksiniz" demokrasisi var gibi gorunuyor. Gerci bos bir umut ulkemiz icin demokrasi hayali; once egitim gerekir bunun icin, o da bizde yok.

AlbatrosS
07-12-2011, 20:25
Ayşe Nur Zarakolu’nun mezarına üç gül

Ragıp Zarakolu da Elnas ödülüne aday gösterildi…


'KCK operasyonu' kapsamında 28 Ekim tarihinde gözaltına alınıp 2 Kasım günü tutuklanan yazar Ragıp Zarakolu, İnsan hakları savunucuları için verilen 'Martin Ennals Ödülü'ne aday gösterildi.

Ragıp Zarakolu; Dünyanın prestijli insan hakları ödüllerinden biri olan; Martin Ennals Human Rights Defenders' Award'a (Martin Ennals İnsan Hakları Savunucuları Ödülüne) aday gösterildi.

....



http://www.demokrathaber.net/medya/ayse-nur-zarakolunun-mezarina-uc-gul-h5486.html

70'lerdeki muhtıra ve sonrasındaki totaliter yönetim Yılmaz Güney'i Cannes'ta birinciliğe taşımıştı.

2000 sonrasının ulusalcı rüzgarı ve Orhan Pamuk'un Ermeni ve Kürt'ler hakkında söylediklerine gösterilen ''nefret söylemi'' dünya çapında daha fazla dikkat çekmesini sağlayıp Nobel'i getirmiş.

İlginçtir yine AKP iktidarında, yine baskı ve tutuklama furyasında bir başka prestijli ödüle daha aday bir yazarımız.

Büyük ihtimalle de kazanacak. Tebrikler Türkiye...

AlbatrosS
09-12-2011, 19:48
http://www.demokrathaber.net/kadin/kadina-karakolda-da-dayak-h5515.html

İleri demokrasi'mizin ileri kolluk kuvvetleri ve ileri adaletinden muhteşem bir skandal daha:

Eğlenme amacıyla ailesiyle bir müzikhole giden kadın önce karakolda bir güzel sopalanıyor, buna cinsel taciz ve hakaretler eşlik ediyor. Polisler hakkında şikayetçi olan kadına bir tokat da yargıdan geliyor: Normalde cinsel taciz, hakaret ve işkence'den açılması gereken dava ''basit yaralama ve kötü muamele''den açılarak polislerin en az cezayla kurtulması sağlanacak.

AlbatrosS
09-12-2011, 19:49
http://www.demokrathaber.net/guncel/posu-posuna-yatmaya-devam-h5516.html

Puşu davası'nda tahliye talepleri yine reddedildi. Uydurma deliller, ifade ve tutanaklarla ilerleyen dava, ileri demokrasimizin göz bebeği olmaya aday...

AlbatrosS
09-12-2011, 20:19
http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=41490

Tarihimize geçecek siyasal kepazelik;

Politik müsamere;

Yargısal linç;

Toplumsal sindirme operasyonu...

İnsana, özgürlüğe, demokrasiye, adalete düşman bir ''dava''...

İleri demokrasi muhafızları ve yandaşlar önce şu metni adam gibi okusun ve cevap versin:

Bu ülkeye, topluma, insana yazık değil midir?

Bu siyasal linç ve terbiyesizliğin arkasında duruyor musunuz?

kharon
09-12-2011, 23:36
http://www.demokrathaber.net/kadin/kadina-karakolda-da-dayak-h5515.html

İleri demokrasi'mizin ileri kolluk kuvvetleri ve ileri adaletinden muhteşem bir skandal daha:

Eğlenme amacıyla ailesiyle bir müzikhole giden kadın önce karakolda bir güzel sopalanıyor, buna cinsel taciz ve hakaretler eşlik ediyor. Polisler hakkında şikayetçi olan kadına bir tokat da yargıdan geliyor: Normalde cinsel taciz, hakaret ve işkence'den açılması gereken dava ''basit yaralama ve kötü muamele''den açılarak polislerin en az cezayla kurtulması sağlanacak.

hükümetler polisi her zaman korumuştur zaten...

Neva
10-12-2011, 00:33
http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=41490

Tarihimize geçecek siyasal kepazelik;

Politik müsamere;

Yargısal linç;

Toplumsal sindirme operasyonu...

İnsana, özgürlüğe, demokrasiye, adalete düşman bir ''dava''...

İleri demokrasi muhafızları ve yandaşlar önce şu metni adam gibi okusun ve cevap versin:

Bu ülkeye, topluma, insana yazık değil midir?

Bu siyasal linç ve terbiyesizliğin arkasında duruyor musunuz?

Ileri demokrasi tikir tikir isliyor(!).....

SeBaT
10-12-2011, 04:45
Ortada ne idüğü belirsiz bir "DEMOKRASİ" safsatası dönüp duruyor. Bir şekle şemale bürünüp tanımlanamadı gitti. Paradoks yığını, kelle sayısına denk tanımı olan, birinin diğerininkini beğenmediği, kökü milattan öncelere dayandığı için gericiliğin, irticanın en cukkalısı olan ve reel hayatta model olabilecek bir tek örneklik oluşturamamış olan sanal, menfaatamiz, uyduruk kaydırık bir siyasal sistem. Gerisi neydi ki ilerisi de o olsun. Platonun dediği gibi "demokrasi şarlatanlar düzenidir"Bu curcunanın neresine nasıl tutunup bir de ilerisini gerisini tartışırlar anlam veremiyorum doğrusu :) Ne diyelim bizim demokrasi sizin demokrasiyi döver ...

AlbatrosS
10-12-2011, 19:08
Ortada ne idüğü belirsiz bir "DEMOKRASİ" safsatası dönüp duruyor. Bir şekle şemale bürünüp tanımlanamadı gitti. Paradoks yığını, kelle sayısına denk tanımı olan, birinin diğerininkini beğenmediği, kökü milattan öncelere dayandığı için gericiliğin, irticanın en cukkalısı olan ve reel hayatta model olabilecek bir tek örneklik oluşturamamış olan sanal, menfaatamiz, uyduruk kaydırık bir siyasal sistem. Gerisi neydi ki ilerisi de o olsun. Platonun dediği gibi "demokrasi şarlatanlar düzenidir"Bu curcunanın neresine nasıl tutunup bir de ilerisini gerisini tartışırlar anlam veremiyorum doğrusu :) Ne diyelim bizim demokrasi sizin demokrasiyi döver ...

Demokrasiyi köle tüccarının kölelere özgürlük bahşeden lütfu olarak tanımlarsa birileri ve o meyanda bir statükonun haki renginden aynı nitel kıvrım ve ölçeklere sahip suni bir yeşil renge ''biat'' edilirse bugün yaşanan herc ü merc yaşanacaktır doğal olarak.

Ne diyordu zamane feylosofunun biri: İktidar kontrol ve himaye etmekten geçtiyse ve geçiyorsa; aynı zamanda ''kavramları kontrol ve tanımlamaktan'' da geçer.

Demokrasi yeryüzüne indiği miktarda ve ''toplum bilinci'' dünyevi-uhrevi her türden otoritenin ''hiyerarşik kastlaşmalara'' hizmet ettiğini anladığı ölçüde yaşamda reel karşılığını bulur. Netekim; sandığınızın aksine, zamane toplumlarından bazıları bunu belli ölçülerde ve epey de karşılığını bulmuş biçimde sağlamış görünmektedir.

Pek tabi bu yaşamın dinamiğine uygun olarak ''mükemmel'' değildir. Hoş, yaşamda ''mükemmellik'' diye bir tanımlama da mümkün değildir.

AlbatrosS
10-12-2011, 21:42
http://gundem.milliyet.com.tr/doktor-yuzune-bakmamis/gundem/gundemdetay/10.12.2011/1473706/default.htm

Skandal ''dayak'' olayında skandallar birbirini izlemeye devam ediyor. İzmir emniyeti ''kadın zaten konsomatris''ti diyerek olayı ''meşrulaştırmaya'' devam etmektedir. Size de bu ''beyan'' biraz fazla tanıdık geldi mi?

Başbakan'larının kendilerine arıza çıkarıp hadlerini bilmeyenlere ''onlar zaten zerdüşt, alevi, ermeni'' suçlamaları(!)nı size de hatırlatmadı mı?

Bu topraklarda birileri daima ''makbul-ayrıcalıklı'' birileriyse ''ebedi köle-tebaa'' olmaya mahkum olduğunu, olacağını ima etmiyor mu sözler?

Aklı henüz tutulmamışlara ve vicdanı körelmemişlere soruyorum: Polisimizin tıpkı başbakan gibi ''onlar zaten şu bu'' şeklinde izahtlarının arkasında ''mağduriyet'' durumunda dahi, dinsel-ahlaki nefretlerin öne çıkarılması yok mudur? Toplumun on yıllarca bu ahlaki-dinsel nefret ve ön yargı cehenneminde terbiye edilmesi sayesinde değil mi ki bu adamlar bu denli ''manasız''(!) izahlara yeltenmekte?

İnsan hakları ne zamandır ''zengine-fakire; kadına-erkeğe; bakire bakir olmayana; seks işçiliği yapana ve yapmayana'' göre ayrıca düzenlendi? Bir kadının konsomatrislik yapması; polisin onu keyfince dövüp ona küfretmesine mani olmamalı! Söylenen budur. Kadın fahişeyse, konsomatristse hasılı kadın ''makbul kadın''ın dışındaysa her muameleyi hak eder değil mi?

Ve buna utanmadan AHLAK diyorlar değil mi?

AlbatrosS
11-12-2011, 17:21
http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=41514

Hopa davası'nda yüz aklarımız, cesaret ve haysiyet sembolü öğrencilerimiz medya ve toplumdan gelen ciddi muhaletin etkisiyle olsa gerek beraat ettiler. Eskisi gibi değiliz; bakın 90'lar gibi sokak ortasında adam öldürmüyorlar; bakın ileri demokrasi yolundayız diyenlere bir kez daha, ısrarla naçizane tavsiyemiz tutuklu öğrencilerden Hikmet Tanıl'ın da söylediği gibi HOPA İDDİANAMESİ'ni okusunlar. Aramalarına da gerek yok; bu başlıkta daha önce yayınladık.

Bu da Yıldırım'dan gelsin:

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1072147&Date=11.12.2011&CategoryID=97

AlbatrosS
15-12-2011, 20:12
Davada kamu görevlisi varsa zamanaşımı imdada yetişiyor


İSTANBUL- Türkiye’de adaletin kanayan yarası haline gelen zamanaşımı davalarından en çok faydalananlar kamu görevlileri oldu. Özellikle işkence ve kötü muamele suçlamasıyla yargı önüne çıkarılan kamu görevlilerini hep ‘zamanaşımı’ kurtardı.
Bazılarının sonu AİHM’ye kadar uzanan davalarda zamanaşımına avukat Ömer Kavili’nin deyişiyle ‘devlet terbiyesi’ yol açıyor. Kavili zamanaşımını şöyle değerlendirdi: “Zamanaşımı standart. Ancak memurların yargılandığı davalarda yargı yetkisini idareye devrediyor. İdare, sanık olan memurların yerini değiştiriyor. Hızlı hareket edemeyen yargı, sanığı kendi yetki bölgesinde sorgulayamıyor. Talimatla uğraşıyor. Talimatla da ifade alınamıyor. Kimi zaman mühür bile eksik kalıyor. Burada sorumluluk, etkili soruşturma yapmayan savcılık makamı ve açılan davayı delilleri toparlamadan usul eksikliklerine sebep veren mahkemelerde.”

...

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1072546&Date=15.12.2011&CategoryID=77




Hâkim bey burada başladı burada bitsin'

15/12/2011 2:00

Yazı Boyutu
Dev-Yol davasının duruşmasında sanık Erdoğan Genç savunmasında "36 yıl önce bu binada memurdum. Burada başladı, burada bitsin" dedi.


ANKARA- Hükümetin 12 Eylül ile hesaplaşma girişimlerini yoğunlaştırdığı şu günlerde aynı dönemin ürünü olan Dev-Yol davası tam 29 yıldır devam ediyor. Davanın Yargıtay 9. Ceza Mahkemesi’ndeki dünkü duruşmasından zamanaşımı kararı çıkması bekleniyordu. Yine olmadı. Dava usul eksiklikleri nedeniyle 18 Ocak 2012’ye ertelendi. Duruşmadan beklenen karar çıkmadı ama davanın görüldüğü bin nedeniyle ilginç bir tesadüf yaşandı. Davanın sanıklarından Erdoğan Genç, 36 yıl önce memurluk yaptığı Emekli Sandığı binasının 7. katında bu kez hâkim karşısındaydı. Genç duruşmada, “Yaklaşık 30 yıl önce bu serviste başlayan süreç artık burada bitsin” dedi.
1982’den beri süren Dev-Yol davasının son duruşması Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde dün yapıldı. Duruşma yerinin uzun yıllar Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’nün hizmet verdiği bina olması, meşhur davada dikkat çekici bir tesadüfe yol açtı. 1975-79 yılları arasında Emekli Sandığı memuru olarak çalışan Erdoğan Genç, duruşmanın aynı binada yapılacağını duyunca büyük şaşkınlık yaşadı. Şu anda işadamı olan Genç’in şaşkınlığı, duruşma salonuna çıkınca daha da arttı. Çünkü 7. kattaki bu salon, 36 yıl önce 4 yıl boyunca mesai yaptığı İştirakçi Hesaplar Daire Başkanlığı’nın yeriydi.
...



http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1072545&Date=15.12.2011&CategoryID=77



Susurlukçu polislere tahliye

15/12/2011 2:00
Yazı Boyutu
Ayhan Çarkın'ın ifadeleri ile faili meçhul cinayetler soruşturmasında tutuklanan 7 eski Özel Harekâtçı sürpriz şekilde tahliye edildi.


ANKARA- Susurluk’a kadar uzanan faili meçhul cinayetler soruşturmasında sürpriz bir tahliye kararı çıktı. Eski Özel Harekâtçı Ayhan Çarkın’ın itiraflarıyla derinleşen soruşturma kapsamında tutuklanan 6 eski Özel Harekâtçı ile Susurluk’un kilit isimlerinden İbrahim Şahin, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hâkimliği tarafından tahliye edildi. Tahliye kararına gerekçe olarak, “Çarkın’ın soyut iddiaları dışında soruşturma dosyasında somut delil bulunmaması” gösterildi. Karar sonrasında 123 gündür tutuklu bulunan 6 eski Özel Harekât polisi bırakılırken, Ergenekon davasında tutuklu bulunan İbrahim Şahin, faili meçhul soruşturmasından çıkmış oldu. Tahliyelerin itiraz üzerine değil, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan ‘tutukluluk incelemesi’ sonucunda yapıldığı öğrenildi.

...

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1072542&Date=15.12.2011&CategoryID=77


Bugünkü gazetelerden seçtiğimiz 3 örnek haberimiz oldu.

Bu haberler önemli. Önemli, zira, siyasal rejimimizin özellikle yargı eliyle topluma, davalara ve siyasal mevzulara nasıl baktığını; ''ileri demokrasi ve insan hakları'' bilincinin ne derece tamam olduğunu bize hatırlatmak.

İlk iki haber, başlıklarda da anlaşıldığı üzere ''zaman aşımı''nın kimine nasıl destek, kimineyse köstek edildiği üzerine. 12 eylülün üzerinden 29 yıl geçmesine, 12 eylül rejimi neredeyse herkesin ağzında sakız olup kınanmasına rağmen 12 eylül'ün hukuku önümüzde dimdik ayakta görünmekte. DEV-YOL davası 29 yıla varan süresi ve bir türlü bitirelemeyen süreçleriyle adeta bir ''devlet-rejim kinine'' gönderme yapmakta.

Buna karşın, üzerinden henüz 4-5 yıl geçmiş olaylar, suçlamalar özellikle kamu görevlilerineyse; önce suçlama kapsamı daraltılıyor daha sonra birçok görevli ''zaman aşımı'' nedeniyle tahliye ediliyor.

Son haberdeyse PUŞU DAVASI SANIĞI CİHAN KIRMIZIGÜL'ün davasıyla karşıalaştırmalı düşünülmektedir şahsımızca.

Sanıklar hakkında, suçlara bizzat şahitlik eden özel harekat polisi AYHAN ÇARKIN'IN ifadeleri ''soyut iddialar'' ve ''maddi delil yoksunluğu'' nedeniyle düşürülürken; CİHAN KIRMIZIGÜL olay yerinde bile olmayan uydurma polis fezlekeleri nedeniyle 22 aydır tutuklu!

Bu öyle ileri bir demokrasidir ki bir de Özgür Mumcu'dan okuyalım. Bu ibretlik sözler üzerine söz söylemeyi terbiyesizlik sayıp biz de susuyoruz:

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1072543&Yazar=%D6ZG%DCR%20MUMCU&Date=15.12.2011&CategoryID=98

AlbatrosS
15-12-2011, 20:52
Faili meçhul yargı

15 Aralık 2011, 10:56
Ahmet Altan


Referandumda halkın büyük ölçüde desteklediği değişikliklerden biri de “sistemin muhafızı” olarak çalışan yargıyı “halktan ve adaletten” yana bir hukuk kurumu haline getirecek olan yeni düzenlemelerdi.
Bu değişiklikler sayesinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı da, bu kurulun üyelerinin seçim usulleri de değiştirilmişti.
Sistemin bu kurum üstündeki denetimi ve baskısı kırıldı.
Anayasa referandumu sayesinde yeniden yapılandırılan HSYK döneminde daha adil ve tarafsız bir yargımız olacağını düşünmüştük.

“Sistemin” baskısından kurtulan ama daha sonra AKP’nin denetimi altına girdiği söylenen “yargı”dan epeyce garip kararlar çıkıyor son zamanlarda.
Bunu tam nasıl yorumlamak gerek, doğrusu şu anda bilemiyorum.
Ya yargının “sistemle” bağları kesilemedi...
Ya da yargının denetim mekanizmalarında artık epeyce “taraftarı” olduğu bilinen AKP “sistemle” anlaşıyor.
AKP’den kuşkulanmak için “yargının” dışında da nedenler var.
Askerlerle yaptığı “gizli” hapishane anlaşması...
Sayıştay’ın orduyu denetlemesinden sonra hazırlayacağı raporun halktan gizli tutulması kararı...
Mafyanın en büyük kazanç kapılarından biri olan futbolda, yolu mafyaya ve şikeye açacak yasayı inanılmaz bir inatla geçirmesi...
Ergenekon sanığı durumundaki üst düzey MİT görevlilerine dokunmaması...

“Başbakan Erdoğan’ın ve AKP’nin hedefi ve amacı ne” sorularını ciddi biçimde gündeme getiriyor.

“Yeni bir Türkiye” vaat eden bu parti, “eski sistemin” adamlarıyla bütünleşerek mi iktidarını pekiştirmeye uğraşıyor?
Sistemi değil de sadece sistemin “sahibini” mi değiştirmeye uğraşıyordu bunca zamandır?
Son iki gündür arka arkaya yargıdan çıkan kararlar da “neler oluyor” endişesini kuvvetlendirdi.
Önce, Hrant Dink’i öldürülmeden önce İstanbul Valiliği’nde tehdit eden MİT üyeleri “zamanaşımına” sokularak kurtarıldı.
Ardından da önceki gece Susurluk’un “tetikçileri” olarak tutuklanmış olan eski Özel Harekâtçı polisler aniden serbest bırakılıverdi.
Özellikle bu son olaydaki gelişmeler çok tuhaf.
Mehmet Ağar’ı beş yıla mahkûm eden ve bu polisleri tutuklayan yargıç görevinden alınmış.
Ardından da, tutuklu polisler, avukatlarının “yeni” bir başvurusu olmadığı halde “nöbetçi” mahkeme tarafından aniden salıverilmiş.
Haklarında çok ciddi suçlamalar ve tanıklıklar bulunan bu polislerin “suçsuz” olduğuna mı kanaat getirdi “nöbetçi” mahkeme?
Ya da “kaçmayacaklarına” mı inandı?
Serbest bırakılan polisler için “yurtdışı” yasağı bile konmadı.
Hâlbuki aynı gruba dâhil polislerden biri hâlâ kaçaktı.
Eğer “nöbetçi” mahkeme, kendisine yeni bir başvuru olmadığı halde “aniden” bu polislerin “suçsuz” olduğuna kanaat getirdiyse, o zaman da sormak lazım, bu polislerin suç işlediklerine tanıklık eden, aynı grubun elemanı olan Ayhan Çarkın niye hapiste?
Olayların ortaya çıkmasına neden olan adamın “suçsuzluğuna” neden kimse aniden kanaat getirmiyor da, onun yer belirterek, isim vererek suçladığı arkadaşlarının “suçsuzluğuna” bu kadar çabuk emin olunabiliyor?
Tabii, bir başka garip tesadüf de, bu polislerin bırakılmasının Ağar’ın “açıklamalarının” hemen ardından gerçekleşmesi.
Ağar’ın konuşmasından mı çekiniyor birileri, onun bütün gerçekleri açıklayabileceği korkusu mu sardı ortalığı?

“Bağımsız” yargının, AKP döneminin Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nın da içinde bulunduğu “bağımsız” HSYK’nın ve ülkedeki “adalet işlerinden sorumlu” Adalet Bakanlığı’nın birer açıklama yapmaları gerekiyor herhalde.
Susurluk dönemindeki birçok cinayetin failleri olduğu iddia edilen polislerin “suçsuzluğuna” ve kaçmayacaklarına bir gecede nasıl kani olundu?
Birkaç ay önce tutuklanan bu polislerin serbest bırakılmasına yol açan “yeni kanıtlar” mı var?
O cinayetlerin başkaları tarafından işlendiğini mi öğrendiniz?
Onları tutuklayan yargıcı niye görevden aldınız?
Polislerin tutuklanmasının “adli” bir hata olduğunu mu düşündünüz?
Yoksa amaç, cinayet suçlamasıyla tutuklanan polisleri bırakarak, “kardeşim cinayet sanıklarını bırakıyorsunuz da, cinayete hiç bulaşmamış Ergenekon sanıklarını niye yıllardır içerde tutuyorsunuz” sorusunu sordurmak mı?
Susurluk’la birlikte Ergenekon’u da kapatmak ve onların bir kısmını “yeni sisteme” devşirmek gibi bir hazırlık mı var ortada?
Erdoğan’ın “artık her şeyi yapabileceğine” olan inancının gittikçe arttığına tanık oluyoruz, “seksen yıllık” sistemi iyice hırpaladığını, yendiğini ve onu kullanabileceğine inanıyor gibi gözüküyor, kendini fazla abartıyor, karşısındaki gücü de fazla küçümsüyor, nedense on üç raunt boyunca rakibinin dövdükten sonra maçın bitimine sekiz saniye kala yediği tek yumrukla nakavt olan boksörün maçını hatırlıyorum son günlerde.
Böyle sert “maçlarda” yendiğine en çok inandığın an, genellikle yenilmeye en yakın olduğun andır.
Yakında sistemin zombileri oradan buradan başlarını uzatmaya başlarsa, hiç şaşırmam.


TARAF.

Hep diyorum: Bunları biz söylesek ''ergenekoncu'' ilan ederler.

El hak bu garabetleri ''TARAF'' tayfasının da hakkıyla görüp bütüncül biçimde değerlendirmesi sevindirici. Ahmet ALTAN'ın yani baş yazarın bu mevzuyu bu şekilde gündeme getirmesi de ayrı bir öneme sahip.

Bir süredir Yenişafak'tan başlayan ve TARAF'la süren bir ''özeleştiri'' süreci yaşamaktayız. Bunda demokrat çevrelerin ve yazarların ısrarlı tavırları da önemli diye düşünmekteyim. Son seçimlerden önce epey sinyalleri alınan; ustalık dönemindeyse perçinlenen bir gerçeği görüyoruz hep birlikte: Siyasal iktidar kendi doğal sınırlarına erişmiştir.

Bu ne bir ''rehavet'' ne bir ''aşırı kibir'' ne de ''aşırı özgüven''dir. Bu bizzat bir bileşeni, nüvesi ve kaynağı olunan siyasal rejimin iktidarca dönüştürülebileceği sınırdır. Bundan sonrası ''çatı''dır, ''temel''dir ve o'na BDP bir yana meclisteki hiçbir grubun esaslı biçimde dokunmaya ne çapı ne de gücü yeter.

spartacus
22-12-2011, 23:51
http://www.habervaktim.com/yazar/45804/uzerine_doktor_onlugu_gecirilmis_ergenekon_eylemi. html (Üzerine “doktor önlüğü” geçirilmiş Ergenekon eylemi!)

Yok deve...

kharon
23-12-2011, 00:28
http://www.habervaktim.com/yazar/45804/uzerine_%E2%80%9Cdoktor_onlugu%E2%80%9D_gecirilmis _ergenekon_eylemi.html (http://%C3%9Czerine%20%E2%80%9Cdoktor%20%C3%B6nl%C3%BC%C4 %9F%C3%BC%E2%80%9D%20ge%C3%A7irilmi%C5%9F%20Ergene kon%20eylemi%21)

Yok deve...

ben hepsini okuyamadım dayanamadım yani, o devenin bir de nalı mı vardı ?

saygılar

murted
04-01-2012, 22:23
Filmi Geçtik Eleştirisine Bile Sansür! (http://www.otekisinema.com/filme-degil-elestirisine-bile-sansur/)

Bu sabah, sitemizde uzun süredir bulunan “A Serbian Film” yazısı ile ilgili olarak BİLGİ TEKNOLOJİLERİ ve İLETİŞİM KURUMU BİLGİ İHBAR MERKEZİ tarafından gönderilen bir e-posta ile irkildik.

Kanunun 4 üncü maddesinde …. sunuş biçiminden, bağlantı sağladığı içeriği benimsediği ve kullanıcının söz konusu içeriğe ulaşmasını amaçladığı açıkça belli ise genel hükümlere göre sorumludur. hükmü yer almaktadır.

Sonuç olarak;
Bahse konu mevzuat çerçevesinde, internet sitenizdeki içeriklerin yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri çerçevesinde gözden geçirilerek, cezai sorumluluğunuza ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, söz konusu içeriklere ulaşımın derhal mevzuata uygun hale getirilmesi,bu içerikler konusunda yasal tedbirlerin alınması hususunda gereğini rica ederiz.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu / Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı

İş buradan anlaşılacağı üzere, değil seyretmek, yasaklı bir film hakkında “yazmak” bile suç olarak görülüyor. Onur Atay sitemizde yazdığı yazıda oysa ki ne demiş “kutsalı olan, tabuları olmadığına inansa da kimi gördüklerinden kolayca etkilenen, adult/porno sektöründen hazzetmeyen arkadaşlar, mümkünse film hakkında ne birşeyler araştırsınlar, ne okusunlar, ne de rastlayınca gözucuyla baksınlar. Bu yazdıklarım genelde provokatif anlamda ilgi çekmeye, merak duygusunu körüklemeye daha fazla yarar; ancak samimiyetimden emin olun ve uzak durun.” Yani filmle ilgili olumsuz bir tavır ortaya koyulmuş ve izlenmemesi istenmiş. Kaldı ki övse ne olacak film eleştirmeninin görevi filmi tanıtmaktır. Herhangi bir kişi ya da kuruma hakaret etmedikçe, suça teşvikle ilgisi olmadıkça bir film sansürlü diye o filmi eleştirmek de bu kadar rahat bir biçimde sansürlenememeli.

(...)

Yuh artık! Filmin son derece rahatsız edici olduğunun gayret farkındayım. Filmi zamanında indirip, fırsat bulunca seyrederim diye altyazısı ile bir senkron problemi var mı diye kontrol amaçlı (Bu bir rutindir filmi arşive atmadan evvel benim için) şöyle bir bakmıştım da filmlerdeki şiddet, işkence, gore, cinsel istismar gibi öğelerden kolayca rahatsız olmayan, hatta bu öğeleri barındıran filmleri seven kişiler için bile kolay lokma olmadığını anlamama yetmişti o bakış. Filmin yasaklanmasını da anladım ama uzak durmayı öğütleyen bir eleştirinin sansürlenmesi normal değil. Neden izlenmemesi gerektiğini (eğer öyleyse) insanların bilmeye hakkı olmalı.

Bunlar belli ki kendilerinin istediği kadar ve istedikleri şekilde düşünebilen insanlardan oluşan bir toplum istiyorlar. Böyle ufaktan ufaktan da sansürü kanıksıyoruz. Daha geçenlerde Chuck Palahniuk gibi bir adamın eserine muzır neşriyat muamelesi yaptı bu zihin fukaraları.

Palahniuk'un kitabını çeviren ve yayınlayana 3 yıla kadar hapis cezası istendi (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=26429)

AlbatrosS
05-01-2012, 16:48
Roboski kışlalarda

Bilal MUTLU / İstanbul - Anf Güncellenme : 05.01.2012 09:07
Kışladaki şüpheli asker ölümlerine her gün yenileri ekleniyor. Son dört günde Colemêrg, Xarpêt, Dîlok, Kastamonu ve Çanakkale’de 6 Kürt asker yaşamını yitirdi. Askerlerin dördünün intihar ettiği, ikisinin yanlışlıkla birbirini vurduğu iddia edildi. Aileler iddialara inanmıyor. Şüpheli ölümlerin çoğunluğunun Kürt olması dikkat çekiyor.


Asker ocağı değil Kürde ölüm kışlası

Asker ocağı denilen kışlalar Kürt askerler için birer ölüm kışlasına dönüştü. Sadece 4 gün içinde 6 asker şüpheli bir şekilde yaşamını yitirirken Milli Savunma Bakanlığı son 5 yıl içinde 408 askerin intihar ederek yaşamına son verdiğini açıkladı.

Son 4 gün içinde meydana gelen şüheli 6 askerden biri olan 21 yaşındaki Ahmet Sezgin Colemêrg (Hakkari) Gever (Yüksekova) ilçesi 34’üncü Piyade Tugay Komutanlığı’nda askerlik yapıyordu. 30 Aralık günü henüz ismi öğrenilemeyen bir askerle birbirlerini vurdukları açıklanırken, aslen Êlîh’li (Batman) olan Sezgin’in ailesi oğullarının ölümünün şüpheli olduğu gerekçesiyle İHD’den hukuki yardım talebinde bulundu.

Bir diğer kışlada ölüm haberi ise 31 Aralık’ta Kastamonu’nun İnebolu ilçesinden geldi. Jandarma Komutanlığı’nda askerlik yapan 22 yaşındaki Doğukan Kahyaoğlu’nun nöbet tutan arkadaşının tüfeğini alarak intihar ettiği iddia edildi. Meletî (Malatya) doğumlu olan Kahyaoğlu’nun ailesi de olayın soruşturulmasını istedi. Yılın son günü kışlada ikinci ölüm vakası Dîlok (Antep) Islahiye’de meydana geldi. Islahiye’de askerlik yapan Riha’nın (Urfa) Girê Sor (Siverek) ilçesi nüfusuna kayıtlı Semih Çiftçi’nin de yılbaşı gecesi intihar ettiği iddia edildi. Aynı gece Elazığ Poyraz Köyü Jandarma Karakolu’nda askerlik yapan, Wan Muradiye Ünseli Beldesi nüfusuna kayıtlı Lütfü Esmer isimli askerin de nöbet esnasında bilinmeyen bir nedenle intihar ettiği ileri sürüldü. Çanakkale’nin Gelibolu İlçesi’nde kısa dönem askerlik yapan Dersimli Deniz Yurtsever’in de arkadaşından aldığı G-3 silahıyla intihar ettiği iddia edildi.

İntihar ettiğine inanmıyoruz

İntihar ettiği ileri sürülen Semih Çiftçi’nin amcasının oğlu Şehmus Çiftçi, intihar olayına kesinlikle inanmadıklarını belirterek, “Kuzenim Semih, son olarak yılbaşı akşamı saat 20:00’da ailesiyle konuşmuş. Askeri yetkililer ise Semih’in bu konuşmadan iki saat sonra intihar ettiğini bildirdi” dedi.

Deniz Yurtsever’in ablası Songül Alver de kardeşinin intihar ettiği iddiasına inanmadıklarını ifade ederek, “G-3 silahıyla intihar ettiğini söylediler. Fakat bu açıklama bana mantıklı gelmedi. Üstelik insanın, bu silahı kalbine dayayarak intihar etmesi çok zor. Kardeşimin intihar ettiğine inanmıyorum, onunla en son Pazar günü konuştum. Neşesi oldukça yerindeydi, herhangi bir sorunu yoktu” şeklinde konuştu. Wanlı Lütfü Esmer’in dayısı Mehmet Güneş de yeğeninin kesinlikle intihar etmediğini belirterek, olayın takipçisi olacağız.

Askere giden Kürt çocuklarının çoğunun askerde intihar ettiği veya kazaya kurban gittiğinin açıklandığına da dikkat çeken Mehmet Güneş, “Asker ocağında hep Kürt çocukları mı intihar ediyor? Bu askerlik, nasıl bir ortamdır ki gençlerimiz hayatlarına son veriyor. Orada neler yaşanıyor ki, bu çocuklar yaşamlarına kıyıyor. Bu durum son derece düşündürücü. Tüm bu intihar ve kaza iddialarının derinlemesine soruşturulması gerektiği kanaatindeyim” dedi.

http://www.ozgur-gundem.com/?haberID=28796&haberBaslik=Roboski+k%C4%B1%C5%9Flalarda&action=haber_detay&module=nuce

Son beş yıl içinde 408 intihar. Hangi sebeple olursa olsun yılda 80 küsur intihar yapar ki birçoğunun hangi sebeplerle intihar ettiği; bir kısmının da intihar edip etmediği askerlik yapan herkesin zihninde ciddi soru işaretidir.

Askeriye'yi bırakınız, son beş yılda 408 öğretmen intihar etse ve öğretmenler üzerinde sıkı bir disiplin-otorite ve hiyerarşi sorunu olsa ne düşünürüz?

AlbatrosS
11-01-2012, 01:20
Hayal: Devlet benim heyecanımı kullandı!
10/01/2012 15:30
Yazı Boyutu
Hrant Dink cinayeti zanlısı Yasin Hayal 'Beni bu işlerin içine çeken, gençliğimi, heyecanımı kullanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir" dedi.




Selahattin GÜNDAY

İSTANBUL - Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin davanın 24. duruşmasında söz alan tutuklu sanık Yasin Hayal, “Bana karşı saldırılar giderek ciddi

boyutlara ulaştı. Gardiyanlar beni tehdit ediyor. Beni sevmeyebilirsiniz ama beni bu işlerin içine çeken, gençliğimi, heyecanımı kullanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Şimdi beni ortadan kaldırmak istiyor. Eğer cesedim bulunursa otopsi yapmayın. Benim katilim Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Birileri bizi diskotek çocuğu sanıyor, tehditlerle bastırılacağımı sandılar. Şu saatten itibaren isyan başlatıyorum" dedi. Bir kağıda yazdığı notu mahkemeye sunan Hayal, notun okunmamasını istedi.

“GARDİYANLAR TEHDİT EDİYOR"

Bunun üzerine Dink ailesinin avukatları söz alarak Hayal'e sorular yöneltti. “Kim seni kullandı?" şeklinde soru yönelten avukat Fethiye Çetin’e, Hayal, “İsmi geçen herkes. Erhan Tuncel, Ramazan Akyürek’e kadar uzanır. Gardiyanlar tarafından tehdit ediliyorum. İsimlerini bilmiyorum, yüzleştirme yapılırsa gösteririm. Tekirdağ 2 No’lu F tipinde görevli bunlar" diye cevap verdi.

SAVCI’DAN TİB KAYITLARI AÇIKLAMASI YAPTI

Sanık Yasin Hayal’in açıklamalarının ardından duruşmaya ara verildi. Duruşmaya verilen öğlen arasının ardından Savcı Hikmet Usta’ya söz verildi. TİB kayıtlarıyla ilgili bir açıklama yapan Usta, “Müdahil avukatlar, TİB kayıtlarıyla ilgili dilekçelerini bize de sundu. Biz de bununla ilgili olarak çok acil İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne yazdı gönderdik ve yeni bir değerlendirme ile rapor hazırlamalarını istedik.

SAVCI: EMNİYET GÖRÜŞMENİN CİNAYET GÜNÜ OLMADIĞINI BİLDİRDİ

Bize henüz bir rapor göndermediler ancak duruşma öncesinde yaptığımız görüşmede, yapılan telefon görüşmelerinin cinayet günü yapılmadığını, görüşmelerin cinayetten çok önce yapıldığını ve cinayetle bir ilgisi olmayan görüşmeler olduklarını belirttiler. Bu kayıtlar Terörle Mücadele Şubesi’nde görevli uzman kişilerce incelenmiştir. Avukatların söylediği gibi bir durum söz konusu değildir. Davamızın şüphelisi olan kişileri arayan herkesi cinayetin sorumlusu olarak göstermek doğru değildir. HTS kayıtlarını inceleyen özel bir birimi de içinde barındıran İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün bilerek bir hata, kasıt ya da kusuru olduğunu düşünmüyoruz" dedi.

“DİNK CİNAYETİ, SANTARO VE MALATYA İLE BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMELİ"

Hrant Dink cinayetinin aynı dönemlerde gerçekleşen suikastlardan soyutlanarak düşünülemeyeceğine vurgu yapan Savcı Usta, “Dink suikastı, Rahip Santaro cinayeti ve Malatya Zirve yayınevi katliamı ile bir değerlendirilmelidir. Dink cinayeti, siyasi cinayetler geleneğinin devamı olarak düşünülmelidir. 2-3 kendini bilmez gencin bir araya gelerek yaptığı bir eylem değildir" diye konuştu.

SAVCI: DİNK ERMENİ OLDUĞU İÇİN ÖLDÜRÜLMEDİ

Hrant Dink’in “soykırım" kelimesinin kullanılmasına bile izin vermediğini ifade eden Usta, “Hrant Dink, Ermeni olduğu için öldürülmemiştir. O’nun Ermeni olup olmadığını bir önemi de yoktur. O, terör örgütünün hedefine ulaşmak için seçtiği bir kişidir. Hrant Dink cinayeti de Zirve cinayetindeki planın aynısıdır. Burada eksik olan Zirve cinayetindeki Deniz Uygar gibi tanığın ortaya çıkmamasıdır" dedi. (dha

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1075154&Date=11.01.2012&CategoryID=77

Tayyip-severler şöyle buyursunlar hele. Dökül canım, dökül.

Altın soru şu: Biz bu cümleleri nerede duymuştuk?

12 eylül.

Kim dedi?

Ülkücüler.

12 eylülcüler nerede bugün?

Pek umudumuz yoksa da davaları başladı.

Uludure'de Başbuğ'un yerinde olması gereken Tayyip Erdoğan'dır diyenlere epey kızmışlardı. Dün de Kenan Evren ve darbecilere laf edenlere kızıyorlardı.

Keser döner sap döner; gün olur devran döner elbette...

Anlayana...

ahmetsln
13-01-2012, 04:00
bir de mahkeme savunmasına 16 yıl hapis cezası ile birlikte 24 yıl daha istenmesi var. Es geçmeyelim.

kharon
15-02-2012, 00:43
Konser bileti satan öğrenciye 13 yıl,

Cumhuriyet Gazetesi'nden Selahattin Gökatalay'ın haberine göre,Malatya’da Grup Yorum konserine bilet satmak ve 8 Mart etkinliğine katılmak gibi gerekçelerle haklarında “terör örgütü propagandası” suçundan dava açılan dördü üniversite öğrencisi altısı tutuklu yedi kişinin Malatya 3.Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın dün görülen karar duruşmasında bir kişi beraat etti, altı kişi 1 ile 13 yıl arasında değişen hapis cezalarına mahkûm oldu. Aileler, “Böyle adalet olmaz” diye isyan ederken mahkeme başkanı “Bu karardan hoşnut değiliz. Yasaları uyguluyoruz. Ceza yasasında düzenleme çalışmaları bulunuyor. İnşallah lehte düzenleme olur” dedi. Radikal (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1077526&CategoryID=77#)


Biletix'ten Grup Yorum'a Ambargo,

Konser, tiyatro ve gösteri etkinliklerinin biletlerini internet üzerinden satan Biletix firması, Grup Yorum konserlerinin biletlerini satmama kararı aldı.Radikal'in görüştüğü Grup Yorum üyesi İnan Altın süreci şöyle anlattı: “Biz Bursa, Yalova ve İzmir’i kapsayan bir turne hazırlığı içerisindeydik. Turnenin biletlerinin satılması için Biletix’e başvuran Ali Şenol’a “Bu grubun biletlerini satamayız” şeklinde bir açıklama yapılmış, bu bilginin Emniyet’ten geldiği söylenmiş. Radikal (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1078651&CategoryID=82)


Hakimlerde yeni moda, ''verdiğim karardan hoşnut değilim'' inşallahla maaşallahla olmaz bu işler..

Sırada ne var, konsere gidenleri de içeri mi alacaksınız ? Hapishanede su borusundan yapılmış kavalla müzik yapan Grup Yorum baskılara boyun eğermi hiç...

saygılar

spartacus
19-03-2012, 21:29
Evinde ölmüş....
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1082264&CategoryID=77

Yumurtanın cezası..
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1082281&CategoryID=78

Giresun Üniversitesi'nde, YÖK Genel Kurulu, en fazla oy alanları liste dışı bırakıp 1 oy alan adayı Cumhurbaşkanı'na sunulacak listeye koydu
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1082253&CategoryID=77&Rdkref=7

spartacus
19-03-2012, 23:57
http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1332156479&year=2012&month=03&day=19

apsimon
20-03-2012, 19:52
http://www.birgun.net/actuels/1332237809.jpg

AlbatrosS
21-03-2012, 14:12
Derbent mahallesi ‘örgüt’lendi

Komşuların ihbarıyla ‘operasyon’ yedi…
21 Mart 2012 Çarşamba 00:50



Kentsel dönüşümün Derbent mahallelisinde vardığı son nokta, mahallelinin "Çıkar amaçlı örgüt kurmak" ile suçlanması. Eski komşularının şikayeti üzerine 14 kişiye sabahın beşinde operasyon yapıldı, hem de Belediye ile "uzlaşma" sağlanacağı günlerde.

...

http://www.demokrathaber.net/yasam/derbent-mahallesi-orgutlendi-h7751.html

Yıkıma direnen mahallelerde ''yeni''(!) taktikler gündeme gelmeye başladı: Baktın olmuyor, yap bir örgüt soruşturması...

Ormanın göbeğine, fundalıkların beline ''inşaat, hes ve villa'' yapana köstek olmayan iktidar; 50 yıllık mahalleleri ''insan odaklı'' projelerle ıslah edip halka hizmet sunacağına, vatandaşın belini bükecek; sosyal doku ve kültürü hiçe sayıp insanları yeni tip bir yoksulluğa sürükleyecek maceralar(rantlar) peşinde koşuyor hala.

spartacus
22-03-2012, 23:02
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1082397&CategoryID=77

spartacus
24-03-2012, 23:04
Karmaşık, kirli bir geçmiş sergileyen F.Gülen'in gazetesinden... Köktendincilerin yaftalama, isnat, ötekileştirme hastalığı Nazileri unutturuyor...

İnanmıyorsa teröristtir.

http://www.birgun.net/actuel_index.php?news_code=1332424769&year=2012&month=03&day=22

spartacus
24-03-2012, 23:10
Pozantı Cezaevi'nde çocuklara uygulanan cinsel tacizi duyuran gazeteci tutuklandı.

http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1331370010&year=2012&month=03&day=10

AlbatrosS
24-03-2012, 23:14
Savcılığa göre 16 kişilik tecavüzde 'rıza' var
24/03/2012 15:58
Yazı Boyutu
Bartın Cumhuriyet Başsavcılığı'na göre 16 kişinin tecavüzüne uğrayan 14 yaşındaki mağdurenin zeka düzeyi yeterince gelişmemiş ve bir çoğu rızaya dayalı ilişkiler yaşamış

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1082807&CategoryID=77

Hukuk personelinin ciddi bir psikoloji eğitiminden geçmesi lazım. Bu kararlar tecavüzcüyü cesaretlendirmekten başka halta yaramıyor. Hukukta caydırıcılık esastır.

G Milat
28-03-2012, 13:16
Genel olarak Osmanlı'yı da işin içine katarsak, ortalama 150 yıldır "demokratikleşme hareketi" içerisindeyiz.

Gelinen nokta haylı göz doldurucu.

Demokrasi kısmını atladık ve unuttuk çok şükür, bir tek hareketlenme kısmı kaldı.

Guernica
28-03-2012, 13:25
Ankara'ya giden emekçilere polis engeli

4+4+4 teklifi ve kamu görevlileri sendikalarında değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısına tepki amacıyla Ankara'da düzenlenecek olan mitinge katılmak için illerinden yola çıkan kamu emekçileri pek çok ilde engellendi. Adana'da 74 kişi gözaltına alınırken Eskişehir, Diyarbakır, Batman, İzmir, Kocaeli, Balıkesir, Çaycuma, Bursa, Konya gibi merkezlerde de engellemeler yaşandı.

http://www.evrensel.net/news.php?id=25942

spartacus
28-03-2012, 21:37
Ateşlice Linç ve ötekileştirme Kültürünü savunup, ileri-demokrat görünen, sözümona demokrat faşizmsiler için kaymak gibi bir haber. bakalım şimdi nasıl bir savunma hortlayacak.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1083160&CategoryID=78&Rdkref=7

sargon
29-03-2012, 09:36
Asagidaki mektup icin bir baslik acacaktim, ama sanirim burasi daha uygun.

Aşağıda tutuklu öğrenci U.Ok un mektubunu ilginize sunuyorum.


Merhaba



Öncelikle selam ve sevgiler. Dilerim sağlığınız, sıhhatiniz yerindedir. Ben / biz iyiyiz. F tipi hayatı sürüp gidiyor işte.


Size 10 yılık öğrencilik hayatımı ve bana neden olan tutukluluk maceramı anlatmak istiyorum. Malum memlekette 600 öğrenci tutuklu var. Bende o 600 öğrenciden biri olarak sesleniyorum size. 2006 yılında Balıkesir Üniversitesi matematik bölümü son sınıf öğrencisiyken, 27 eylül 2006’ da nereden çıktığı belli olmayan, gerçek olup olmadığı 6 yıldır araştırılmayan, bir bilgisayar çıktısına dayanarak tutuklandım. O zaman Balıkesir Sosyalist Gençlik Derneği (SGD) başkanıydım. Polise göre SGD, MLKP/KGÖ ‘ye bağlıymış ve bende SGD’nin başkanı olduğuma göre MLKP/KGÖ üyesiymişim. İddianamenin bütün mantığı bunun üzerine kurulu. Oysa Yargıtayın SGD’nin MLKP/KGÖ ile organik bir ilişkisi olduğuna dair kararı yok ve hatta tersinden ‘organik bir ilişkisi tespit edilememiştir’ yönlü kararı var. Bunun da ötesinde bu soyut iddia dışında hakkımda bir tek eylem iddiası bile yok. Düşünün ki bu kadar şeyi 'tespit eden' polis, benim tek bir eylemimi bile 'tespit edememiş'.


Tutuklandıktan 4,5 ay sonra 6 şubat 2007’de, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ilk duruşmada tahliye edildim. Mayıs 2007’de görülen ikinci duruşmamda ise, savcı beraatimi istedi hem de heyet beraatimi onayladı. Fakat iddianameyi hazırlayan savcı itiraz etti ve dosya, Yargıtay savcısının beraatimi onaylamasına rağmen, Nisan 2009’da bozuldu. Hakkımda daha önce ‘kesin, inandırıcı ve her türlü şüpheden uzak delil olmadığı için’ diye karar veren aynı heyet, aynı üyeler, bu sefer aralık 2009’da ‘mevcut delil durumu, suçun niteliği ve vasfı, kaçma şüphesi’ vb gerekçelerle tutuklama kararı verdi. Peki, ne değişti bu iki yılda? Dosyaya yeni bir belge mi geldi? Ya da yeni bir suç unsuru mu oluştu? Hayır! Ve o günden bu güne, daha önce tutuklu kaldığım 4,5 ayla birlikte 2 yıl 8 aydır tutukluyum. Tamı tamına 32 ay yani 970 gün. Hakkımda istenen ceza ise örgüt üyeliği. Bugün ceza alsam yaklaşık 2 yıl daha tutuklu kalıp çıkacağım.
Peki, bu süreçte okul hayatım ne oldu? 2006’da son sınıftayken tutuklandığım için ilk dönem gidemedim derslere sonra da iki dönem okuldan uzaklaştırma cezası aldım. Tutuklanmamdan dolayı. Tutuklandığım 2009 yılında ise, dersleri verip bitirmem gerekiyordu. Çünkü 7,5 yıl sınırı bulunuyordu. Fakat sınavlara giremedim. 2010 Temmuz’unda da üniversiteden de atıldım, nedeni de 7.5 yılda 5 dersimin üstünde dersimin kalmış olmasıydı. Sonra geçen dönem afla tekrar geri döndüm. Ve Balıkesir uzak olduğu için sınavlara girememekteyim. Hapishanede sınavlara girme talebim ise halen yanıtlanmadı. İşte bütün hikâye bu. Bu memlekette sosyalist bir öğrenci olmanın bedeli böyle ağır oluyor maalesef. Şimdi Adalet Bakanı Sadullah Ergin ya da bir hükümet yetkilisi olsaydı ‘hiç kimse sosyalist olduğu için yargılanmıyor’ derdi mutlaka. Oysa dosyamda Balıkesir SGD başkanı olmamın dışında hiç bir şey yok! Delil olarak sundukları Y.D'nin hazırladığını iddia ettikleri belgeye dair ise nerden ve hangi bilgisayardan çıktığına dair hiç bir araştırma yapılmadı 6 yıl boyunca! Malum böyle bir belgeyi 21. yy da herkes hazırlayabilir, polis bile! Eğer hukuk adına bir yargılama yapılacaksa bu belgeyi kimin ve nerede hazırladığının araştırılması, kesin bir sonuca varılması gerekmez miydi? Albay Dursun Çiçek in hazırladığı söylenen bilgisayar çıktısı 7 farklı bilirkişiye gönderilirken benim dosyamdaki neden gönderilmiyor acaba? Demek ki yargı önünde Dursun Çiçek ya da İlker Başbuğ kadar eşit değilmişiz? Demek ki hukuk herkese eşit uygulanmıyormuş.


Üstelik aynı belgeye dayanarak tutuklanan Y.D 15 ay tutuklu kalıp tahliye olmuş. Yargılandığı mahkeme bu ‘çıktıya’ kanaat getirmemiş olacak ki Y.D’ yi tahliye etmiş. Ben ise 32 aydır tutukluyum. Bu bile belgenin gerçekliğini ve adaleti tartışmalı hale getiriyor. Dava artık karar aşamasına geldi. 5 Nisan’da duruşmam var ne çıkar bilmiyorum. Açıkçası bu tablodan sonra bir ümidim de yok. Tahliye olabilirsem bu dönemki sınavlarıma girebileceğim olmazsam başka bahara kalacak.



Sizlerden istediğim ise duyarlılık. Çünkü maalesef medyada yer edinmedikçe sesimizi duyan pek olmuyor. Şimdiden her şey için teşekkürler, sevgi ve selamlar.


Uğur Ok
2 No'lu F Tipi Hapishane
Kandıra/ KOCAELİ

Bu Ugur Ok'la ilgili 2010 yilinda da baska bir haber cikmis. >bak (http://www.etha.com.tr/Haber/2010/08/01/guncel/f-tipinde-turkiye-haritasi-sakincali/)<

AlbatrosS
30-03-2012, 01:59
Kaçırdıkları kızın hayatını karartan aileye ceza yağdı

Mahkeme, bir kızı kaçırarak kapattığı evde cinsel saldırıda bulunan adam ve yardımda bulunan ailesine 2.5 yıl ile 43 yıl arası hapis cezası verdi

Antalya'da evlenme teklifini kabul etmeyen 28 yaşındaki kızı kaçırarak kapattığı evde cinsel saldırıda bulunan Adem E., 43 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Oğullarına yardım eden babaya 25 yıl, anneye ise 18 yıl hapis veren mahkeme, sanığın diğer 6 akrabasını da 2.5 yıl ile 18 yıl arasında değişen hapis cezalarına mahkum etti.

TECAVÜZE KALKIŞTI
Dava konusu olay 2 yıl önce Antalya'nın Aksu İlçesi'nde meydana geldi. Yurtpınar Beldesi'nde çiftçilik yapan Adem E. (29) bir çiçekçide çalışan K.O.'ya (28) aşık olup evlenme teklifinde bulundu ancak olumsuz yanıt aldı. Buna rağmen ailesini göndererek genç kızı babasından isteten Adem E., yine olumsuz yanıt alınca 19 Şubat 2010'da işe gitmek için Topallı Köyü'ndeki evinden çıkan kızı akrabalarıyla birlikte zorla kaçırdı. İddiaya göre Adem E., annesi Türkan E., babası Arif E., amcası Ahmet E. ve 11 yakını, sürekli ağlayan K.O.'yu 2 gün boyunca evlenmeye ikna etmeye çalıştı ancak başarılı olamadı. İddiaya göre Adem E. evliliğe bir türlü razı edemediği kıza tecavüze kalkıştı fakat ereksiyon olamayınca kızın bekaretini parmaklarıyla bozdu.

...

http://www.haberturk.com/yasam/haber/729293-kacirdiklari-kizin-hayatini-karartan-aileye-ceza-yagdi

Kadir İnanır'ın bir filmi vardı, adını hatırlamıyorum. Kahraman(Kadir) kızı kaçırır, evde bir odaya hapseder. Kıza el sürmez, ama dışarı da salmaz. Kahraman bir süre sonra kızı salar ama kızımız çoktan aşık olmuştur...

E, tecavüz edilirken bir süre sonra coşup zevk alan Ahu Tuba ve Hülya Avşar'lı rezaletleri düşündüğümüzde bu sahne ''insani'' bile kalmakta.

Her zaman söylediğimiz şey de şu: Bu tip durumlar kolluk güçleri ve yargı duyarlı davranırsa, bu kepazelikler epey azalır. Çünkü, bu sapıkların cesaret aldıkları temel kanuni boşluk ve keyfilikler.

Her zaman kötü olanı örnek gösterecek değiliz, mahkeme ve üyelerini bu kararlarından dolayı kutlarız...