Orijinalini görmek için tıklayınız : asgari ücret 1000 tl olursa firmalar batar
perfect_storm
21-12-2011, 21:09
bu söz maliye bakanına ait peki sormazlarmı adama senin milletvekillerinin maaaşı dünyanın en zengin ülkelerin milletvekilleriyle yarışıyor emekli milletvekilleride(2 yıl da emekli olabiliyorlar) 7000 dolar alıyor üstelik çifte emeklilikde var. biliyosunuz milletvekilleri o kadar millet için çalışıyorlarki
bu para onlara az bile!sanırsınız ki hepsi dünyayı kurtaran adamın evlatları!
bitmedi birde şimdi danışmanların sayısı artacakmış üsteli bindikleri araçlar da uzay aracı gibi lüx desen almış başını gidiyor
peki emeklilerimiz kaç lira alıyor bildiğim kadarıyla en düşük emekli maaşı yaklaşık 371 lira emeklilerimiz kınamasınlar milletvekillerinin vb maaşlarına bilmiyorlarki onlar dünyayı uzaylıların istilasından kurtarıyorlar bu nedenle o aldıkları maaşlar onlara helaldir yesin içsinler!
birde unutmadan söyleyeyim türkiyede yaklaşık 9 milyon emekli var sadece onlar oylarını gözden geçirse ve dikkatli olsalar bu kadarını yaşamayacakları gün gibi ortadadır artık ne diyim toplumlar layık olduğu gibi yönetilir
Milleti dusunen kim? Bu yiyiciler takimi, ezelinden beri cebini dusunur.
Asgari ücret ile maaş aynı şey değildir ki.
Cebinden sigarasını eksik etmeyen, hafta sonları kahvaltılarını dışarıda 40-50 TL ye yapmak için mekanların önünde sıra bekleyen, hafta içi iş yerinden izin alıp eşi ile alışveriş merkezlerinde gezen çok işçi tanıdım. Türkiye'de ki asıl işşizlik sorununun sebebi asgari ücretin azlığı, çokluğu değil, insanların tembelliği.
Saygılar
İnsanlar tembel ha? Birileri oturdukları yerde milyonları götürüyorlarsa, yandaşlar kepçeleri ceplerinde geziyorlarsa insanlar üç kuruşa tamah edecek durumda olmamalılar. Hiç adil, hiç insaflı değil sırf mecburlar, aç kalamamak için, sırf yaşamak için ağır koşullarda üç kuruşa çalışmalarını istemek ve beğenmezlerse de tembel demek. Çoğunun eli mahkum zaten, ipe ipe çalışıyor. Suçu insanların tembelliğine indirgeyeceğinize asıl suçlulara hesap sorarsanız Allah'ınız önceki hareketinizden hoşlanmazken, bunu ödüllendirecektir. Ya da ben bu kadarını anlıyorum İslam'dan.
spartacus
23-12-2011, 01:02
Asgari ücret 1.000 Tl olsa neden bir şeyler batsın... Senin ülkende 4 kişilik ailenin yaşam standardı diye belirlediğin bir ücret o, madem iyidir, o rakamlarla geçineceksiniz ve milletin vekili denen şeylerinde o ücreti almasını isteyeceksiniz. Millet ortalama ne maaş alıyorsa, vekilde o kadar alacak. bunlar, bir çalışanın 15 katı maaş alacak, ama o çalışanların vekili olacak öyle mi? Bu ebu cehilliktir. şeyinin vekilliğidir. Süper emeklilik de cehennem biletleridir! onlar dinin ne olduğu, neye hizmet ettiğini çok iyi biliyorlar... İnsanlar alınteriyle çalışıp mezarda emekli olacak, bu paşalar onca zenginliğine rağmen aç gözlerini süper emekli maaşına dikecekler, ordan buradan gayrı menkuller parselleyip, Tokilerden dahi site sahibi olacaklar(hediye?).. işte sistemin gerçeği, neresine sokacaklar ki, yarın bir gün hepside geberecek......
Asgari ücret asgari yaşam standardı rakamıdır da... lakin bu yaşam standardını belirleyen rakam, açlık sınırının altında. hangi arsızlık açlık sınırı altında bir yaşam standardının, azcık üzerine çıkmakla ülkenin batacağını söyleyebilir, zaten açlık sınırı altında ise o rakam, o ülke batmıştır... Asgari ücretin düşük olması kapitalizmin işine gelmiyor ki! Ücretlerde denge önemlidir. Çünkü bir sömürü sisteminde, üretende, sömürülende, müşteride aynı kişi olursa burada denge, ne kadar ekmek, o kadar köfte usulü çalışır... Kısaca elime ne sıçtın ki yüzüne süreyim?
Türkiye sanayi devrimi yapmamış bir ülke, sanayisi yedek sanayi ve ucuz iş gücü gerçeği var. Türkiye gelecek 30 yılda milyonlarca kalem mal almaya gebe, yani çok hızlı ve açık biçimde büyümesi öngörülen bir pazar. Böyle bir pazarın yan sanayi pazarı olmaktan çıkıp, üretim merkezli bir pazar haline gelmesi savaş nedeni bile sayılabilir. Yani bir Avrupa markası Türkiyenin gelecek 10 yılında 10.000.000 kalem A ürününe ihtiyaç duyacağını tespit etmişse, tüm strateji bu temelde hayata geçirilir, gerekirse ülkede fabrikalar kurularak yerli üretimin önü alınır vs, sonrada sen para bas, develer gibi, para yurtdışına gitsin, ucuza sömürttüğün, ucuza sattığın toplumu da açız diye bağıttırmamak için envai çeşit spekülatif gündem değiştirmelerle, dinle, milletle abuk subuk sembollerle uyutmaya kalk, arsızca sömür, 13.000 TL ye evine yılda bir perde al, bilmem kaç bin TL ye süs eşyası al, ama ben kapitalistim çok zor durumdayım geçinemiyorum de! İşte asgari ücret böyleleri daha çok sömürsün diye düşüktür(geçinemiyo musun gel sana da asgari ücret verelim eşekler gibi geçinirsin, o perdeyide kıvırıp, çevirip şeyine iç yorgan edersin.) Dışa akan kaynakdan açık veriyorum diye ikide bir çantada keklik denen enerjiye ZAM yap, zaten millet mecbur ve milyonlarca fatura kes cukka et! Zengin ile fakir arasındaki ve gittikçe derinleşen uçurumdan ne haber peki? Nasıl oluyor bu madem? yahu bedava çalışıyor insanlar, bırakın asgari ücreti, siz 1000-2000 Tl yi para mı sayıyorsunuz! Ot gelip saman gitmenin bedelidir o ve bu insanların da başka çaresi yok... Neymiş sigara içiyormuş, ekmek de yiyorlar mı bari?!
Böyle saçma ülkenin, böyle sahtekar egemenlerinin, dünyanın hiç bir ülkesinde bu denli aç gözlü burjuvası olmamış bir ülkenin, sahtekar temsilcisidir o vekiller, zaten çoğuda tüccardır, bağış soyguncusu, arsa bilmem necisi, inşaat hırsızı, Sivas katliamı avukatları, hatda tecavüzcü, sapık, kara para aklayanı, üzerindeki hırsızlık, usulsüzlük, çek dolandırıcılığı vs düşsün diye vekil olanlar, 12 eylül avukatları, tarikat soyguncuları, din istismarcısı, dün sarıklı, çarıklı, şalvarlı, sümüklü, sidikli din bezirganları bu günün laci takımlı beyefendileri, ülkenin egemenleri, burjuvaları vs. Dağlılığı atmamış kendisini şehirli sanan maho ağalar, yaptım, yapacam diye reklamlarda boy gösteren şişme maholar, köprüyü geçene kadar gülücük dağıtan yontulmamışlar......
---------------------------------------------------------------------
Neyse asgari ücret adam edilse, birincisi merdiven altı üretim son bulacak, ne idüğü belirsiz kaptı, kaçtı anlayışının, rakı diye zehir, kolonya diye zehir satmanın yerini kurumsal bir tarz alacak, çünkü insanlar ürün alırken seçebilecek, buna imkanı olacak!. Asgari ücret en az 2.000 TL olmalı ki, ülkede hem toplumsal hem de üretim merkezli kalite, yaşam standardı, eğitim, bilinç yükselsin, insanlar fırsat bulabilsin. işçiye, çalışana köpek muamelesi yapılamasın, faşizm koşullarının geçerli olduğu köleci çalışma alanlarında hiç olmazsa ağzını açtı dili varmış işten atın, nasılsa dışarıda adam çok denemesin... Hatda insanız lan köle değil diyen çalışanlar, mecbur muyum 3 kuruşa kölelik etmeye başka işte çalışacam diyebilsin, işte o zaman asgari ücretden 200 fazla veriyorum o yüzden bana boyun eğeceksin, sizi satın aldım, siz malımsınız kafası da, ağa zihniyetide kırılıp, bir nebzede olsa kurumsallık ön plana çıkmaya başlar, insanın değeri artar. (mesleğim gereği yüzlerce kez dinlemişimdir, köle değil insanız!, bari yemekler köpek yemi gibi olmasa, gelde anlat işverenin zor durumda olduğunu(?!) milyonluk arsalar aldığını hadi!) Sömürgen ya da daha doğrusu orta burjuva artığı kapitalistler ile ortalama bir insan arasındaki gelir adaletsizliği ve uçurumu 20 kat olacağına, 10 kat olur, ama hiç olmazsa sömürüleninde müşteri kılındığı kapitalizmde, müşteri ihtiyaçlarını alacak, harcama yapacak konuma gelir. İnsanlar evleniyor beyaz eşya alıyor, çocukları evleniyor hala aynı eşyayla yaşıyorlar, yok pazardan örtü al üzerini dik, yok ayak al çivi çak! vs. Bu koşulda mı ülkenin ardı göğe erecek, piyasalar batacak, ne ürettin, insnaların eline ne sıçtın ki yüzüne sürsünler?...
İnsanlar tembel ha? Birileri oturdukları yerde milyonları götürüyorlarsa, yandaşlar kepçeleri ceplerinde geziyorlarsa insanlar üç kuruşa tamah edecek durumda olmamalılar. Hiç adil, hiç insaflı değil sırf mecburlar, aç kalamamak için, sırf yaşamak için ağır koşullarda üç kuruşa çalışmalarını istemek ve beğenmezlerse de tembel demek. Çoğunun eli mahkum zaten, ipe ipe çalışıyor. Suçu insanların tembelliğine indirgeyeceğinize asıl suçlulara hesap sorarsanız Allah'ınız önceki hareketinizden hoşlanmazken, bunu ödüllendirecektir. Ya da ben bu kadarını anlıyorum İslam'dan.
Bakış açımız farklı murted,
Ben, 150 kişinin çalıştığı bir iş yerinde çalışıyorum. Geleni de görüyorum, gideni de. Çalıştığım firma ile çalışmak isteyenleri de görüyorum, çalışanları da. Çalıştığım firmanın ürünlerinin kopyasını yapıp para kazanan sonrasın da ise kopyasını yapanın para kazandığını görüp bir başkasının da kopyasının kopyasını yapması sonucu asıl kopyasını yapanın bu kişi ile baş edemeyip asıl firmaya gelip yüzsüzlükle bunu söyleyip, ben sizin ürünün kopyasını yapıp para kazanıyordum sonra böyle böyle oldu, ben bu insanlarla baş edemiyorum, ben bu ürünü yapıp satacağıma size satayım diyenleri de gördüm. Firma sahipleri yurt dışına iş için fuara gittiklerinde, 10 dan fazla işçinin bölüm sorumlusundan şuyum hasta, bilmem ne oldu diyerek izin aldıklarını gördüm.
Şu sakın unutulmamalı, insanların yaşam standartını başkaları değil, kendisi belirler.
Biraz gidip, o milyonları götürüyor dediğiniz kişilerin nasıl çalıştıklarına bir bakın. Ondan sonra eleştiriyorsanız eleştirin.
yergin faiz hakkında ne düşünüyosun.
istatistik
23-12-2011, 16:27
Son 1 yılda 9755 yeni milyonerimiz olmuş (http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=299468). Ekonominin bu kadar kötü olduğu ve insanların yoksulluk içinde yaşadığı bir ülkede 1 yılda bu kadar milyoner yaratılabiliyorsa birileri sömürülüyor demektir.
Sayın yergin, İşsizlik ile ilgili yorumlarınıza katılmıyorum. İşsizliğin asıl nedeni işverenlerin çalışan değil köle aramalarıdır. İnsanların muhtaç durumda olmalarından yararlanarak 3 kuruş paraya işçi çalıştıran işverenleri bilirsiniz belki. Bu işçilerin hiç bir hakkı yoktur. Ölse kalsa hesabını soracak kimse de yoktur. Ülkede iş gücü üzerinde bu şekil bir sömürü düzeni kurulmuşken, suçu "tembellik" diyerek bu düzene eğilmeyen kişilere atmak işin kolayına kaçmaktır.
Bir işveren, çalıştırdığı kişiyi, iliğine kadar sömürüp, 2 kişinin işini bu tek kişiye yaptırıyorsa, üstüne bir de hakkını vermiyorsa suç burada ne çalışanın ne de işsiz olanındır.
Türk-iş her yıl yoksulluk ve açlık sınırı ile ilgili rapor hazırlıyor, bu sene hazırlanan rapordan bir alıntı koyalım :
Çünkü tek bir işçi için “insan onuruna yaraşır” gelir düzeyi Kasım 2011 itibariyle 1.020,77 lira olarak hesaplanırken, geçmişte işveren-hükümet kesimi tarafından belirlenen ve halen geçerli olan net asgari ücret tutarı 658,95 liradır.
kaynak (http://www.turkis.org.tr/?wslt=CD5EE825-6253-4E90-A592-924CFE24A1F1&wapp=52521E5F-FCA5-4BDD-940D-A284DA6F151D)
bakan böyle birşeyi neden söyler ?
Bizim ekonomik programımız iflas etti tüyü nereye dikelimmi diyor ?
Devlet üzerine düşeni yaptı, özel sektör zayıf, suçlu onlarmı diyor ?
Yaklaşık 6 milyon asgari ücretlinin ödediğ vergi en büyük 90 şirketin ödediğine eşit, asgari ücretli ülkeyi sırtında taşıyor itirafı mı ?
Biz işçinin insani şartlarda yaşamasından yana değiliz mi diyor ?
Yanlış hatırlamıyorsa aynı bakan seçim öncesi de vatandaşı korkuttu, Chp kazanırsa 2001 kriz şartlarına döner dedi ülke, şimdi de Yunanistana döneriz sakın ha hakkınızı istemeyin daha beter olursunuz mu diyor ?
Ya da ne anlıyorsunuz bu söylemden ?
Sevgili Yergin,
Aslında sende iyi bir noktaya değinmişsin, o insanları hepimiz biliyoruz zaten, ama o milyonları cebe indiren insanların nasıl çalıştığını ve harcadığını herkes bilmez, en iyi ben bilirim demiyorum ama bir kısmı ile hasbel kader tanıştım, nasıl çalıştığını, nasıl harcadığını az çok gördüm, ödemelerini ben yapıyordum çünkü,sevgililerine aldığı evleri arabaları,markalı eğlence mekanlarında yaptığı harcamaları,yurtdışı tatileri vs.. fazla detaya gerek yok sanırım, senin çalıştığın çevrede bu insanlar olmayabilir ama önemli bir kısmı bu şekilde yaşar.
Anladığım kadarıyla sende ücretlisin ve şartların iyi, diğer ücretli çalışanların da seninle aynı koşullarda yaşamasını/çalışmasını istermisin ? elbette istersin, patron tarafından olaya bakmak yerine biraz da işçi tarafından baksak herşey farklı olur.
saygılar
terekeme
23-12-2011, 17:29
Asgari ücret ile maaş aynı şey değildir ki.
Cebinden sigarasını eksik etmeyen, hafta sonları kahvaltılarını dışarıda 40-50 TL ye yapmak için mekanların önünde sıra bekleyen, hafta içi iş yerinden izin alıp eşi ile alışveriş merkezlerinde gezen çok işçi tanıdım. Türkiye'de ki asıl işşizlik sorununun sebebi asgari ücretin azlığı, çokluğu değil, insanların tembelliği.
Saygılar
Antalyada otellerde 12 saat çalışıp aylarca para alamayanlarını gördüm.Agari ücretle geçinmek için insanların nelere katlandıklarına yakından tanık oldum.Yergin kardeşim sizin tembel dediğiniz insanlar işten çıktıktan sonra başka işlerde çalıştıklarını,akılalmaz hakaretlere uğradıklarını gözlemledim.Ülkemizde devlet kurumlarında yada başka alanlarda beş kişilik işe yüzlerce insanın başvurmasını hangi mantıkla açıklayabilirsiniz,nasıl tembellik bu.Alışveriş merkezlerinde gezen işçilerin bir de ellerine baksaydınız ,kaç poşet gördünüz.
Antalyada otellerde 12 saat çalışıp aylarca para alamayanlarını gördüm.Agari ücretle geçinmek için insanların nelere katlandıklarına yakından tanık oldum.Yergin kardeşim sizin tembel dediğiniz insanlar işten çıktıktan sonra başka işlerde çalıştıklarını,akılalmaz hakaretlere uğradıklarını gözlemledim.Ülkemizde devlet kurumlarında yada başka alanlarda beş kişilik işe yüzlerce insanın başvurmasını hangi mantıkla açıklayabilirsiniz,nasıl tembellik bu.Alışveriş merkezlerinde gezen işçilerin bir de ellerine baksaydınız ,kaç poşet gördünüz.
Kısa ve net, sürüsü ile. Ayrıcana şunu da ekleyim. Çalıştığım iş yerinde neredeyse kredi çekmeyen çalışan yok.
Ben burada milyonlar kazananlar der iken gerçek anlamda kazananları kastettim. Elbette ki, kısa yoldan veya halk dili ile kara para ile kazananlardan bahsetmiyorum. Ben burada, akıllı olan, işçisine köle gibi değil de, insan gibi davranan ve bunun karşılığında milyonlar kazanan kişilerden bahsediyorum. Bu kişiler, milyonda kazansa, altında Porsche'da olsa hakkıdır. Benden daha fazla çalışan, benden daha fazla emek sarfeden bir iş veren herşeyi hakediyordur.
Zaten, doğru düzgün işleyişi olan bir firmada tek bir iş veren olmaz, tüm çalışanlar o firmanın sahibi gibidir. İşçi çalıştığı yeri sahiplenecek, iş veren de çalışanlarını.
Herkes ayağını yorganına göre uzatmalı, yeri geldiğinde az ile yetinmeli ama her zaman çok kazanmak için çaba göstermeli.
yergin faiz hakkında ne düşünüyosun.
Müslüman olduğumu biliyorsunuz. Faiz haramdır. Hiç bir zaman da faiz ile işim olmadı. Faiz ödemişliğim olmuştur :) ama hiç almışlığım olmamıştır...
Saygılar
Bu konunun farklı konuların da ele alınmasını gerektiren bir konu olduğunu düşünüyorum. Asgari ücretin gerçek yaşama ne kadar yansııdığı konusundan başlayarak gelir dağılımdaki adaletsizlik, eğitim ve nüfus sorununa kadar giden bir yol izlenebilir. Ayrıca asgari ücret artışının gerçek yaşama yansıdığı hangi sektörlerde hangi nitelikte firmaların batabileceğinin de ele alınması da gerekebilir. Daha da irdelediğimizde kapitalist sistem ve sistemin sürekliliği-ücret ilişkisinin de değerlendirilmesi gerekebilir.
Kısaca aktarmak gerekirse asgari ücretin miktarı kadar o ücretin satın alma gücünün göz önüne alınması gerektiğini düşünüyorum. Belli bir zamanda emekçi 1000 TL ücretle evine ayda 1 Kg et götüremiyorsa, bir diğer zamanda 650 TL ücretle evine ayda 10 Kg et götürebiliyorsa, yani gereksinimlerini insan onuruna yaraşır bir şekilde karşılayabilecek düzeyde bir ücret olarak 650 TL yeterli ise, 650 TL ücret, o emekçi açısından insan onuruna yaraşır bir ücret olarak görülecektir.
perfect_storm
27-12-2011, 17:30
aslında yapılabilecekler var ama devlet ve halk , geçmişte bu yana üretim teknik sanayi gelişimi ve tüm bunları insanıyla buluşturabilecek bir zeka geliştirmemiş
ben türkiye için, işin aslı hiçte iyimser değilim ve acilen yapılması gereken ilk şeyin eğitim sisteminin anaokulundan profesörlüğüne kadar külliyen değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum
nedense hiçbir hükümet buna yanaşmadığı gibi halk da buna karşı sağlam bir duruş da sergileyebilmiş değil
iktidarlarda halkın içinden çıkan insanlar onların hiçbirini uzaylılar yetiştirmedi, insanlar kaliteli bir nesil isteyecek ve yetiştirecekki sıra devlete gelebilsin ama bu da mümkün gözükmüyor eşeğini yürüten sesini kısıyor , yürütemeyende isyan ediyor ama sesi kısık ve yinede insan eti yemeye alıştırılmış patronların üç kuruşluk maaşına mecbur kalıyor
devletin, halkını karıştırmasını anlayabilirim, bu bir nebze olsun anlaşılabilir ama insanların da birbirine körkütük kini var
farklı görüşten insanların birbirine tahammülünün bu denli aşağılarda olduğu bir memleketten bundan daha iyisini beklemek bence 0 ın altında bir ihtimaldir
saygılar
Engse Hohol
31-12-2016, 13:08
✔ (https://onedio.com/haber/btk-acikladi-adil-kullanim-kotasi-2018-sonunda-kaldiriliyor-730236) İnternet Adil Kullanım Kotası 2018 Sonunda Kaldırılacak.
✔ (http://t24.com.tr/haber/osman-gazi-koprusunden-gecis-ucretinde-yeni-yil-indirimi,380349) Osman Gazi Köprüsünün 89 lira olan geçiş ücreti, bu gece itibarıyla 65,65 liraya düşürüldü.
Üstteki 2 olayın asgari ücretle yakından ilgisi var. 2017'de tüm yıl boyunca asgari ücretin 1404 TL olmasına karar verdi akp. Hen de tüm yıl için geçerli olacak 1404 TL. Bugün 1404 TL'nin dolar karşılığı 398 USD (http://tr.liveexchanges.com/1404-TL-USD-cevir.html) - United States Dollar. Bir yıl sonra bugün 1404 TL kaç USD olacak, o güne tanık olan anımsasın bunu. 2016 yılı başında asgari ücret 1300 TL karşılığı 433 dolar idi. 2017 yılında asgari ücret 1404 TL yani 398 dolar. Demekki her yıl TL, Dolar karşısında 135 lira eksiliyor. Bugün 398 den 135 eksiltince asgari ücretin 263 dolar olacağı sonucuna varıyoruz 2017 aralık ayında.
Cercis Hz Circis
22-02-2017, 22:55
2017'nin son ayına gelindiğinde 1404 TL yarı yarıya değer kaybedecektir. Dolar kuru referandum ay'ı nisanda 4 TL olacaktır ve her ay doların değeri kabaca 5 kuruş artacağına göre asgari ücretli çalışanlara 2017 pek de iyi gelmeyecektir.
İlahimasal
01-03-2017, 00:35
Asgari ücret ile maaş aynı şey değildir ki.
Cebinden sigarasını eksik etmeyen, hafta sonları kahvaltılarını dışarıda 40-50 TL ye yapmak için mekanların önünde sıra bekleyen, hafta içi iş yerinden izin alıp eşi ile alışveriş merkezlerinde gezen çok işçi tanıdım. Türkiye'de ki asıl işşizlik sorununun sebebi asgari ücretin azlığı, çokluğu değil, insanların tembelliği.
Saygılar
Milleti soyup soğana çevirenlere tek kelime etmeyip , fakirin bir paket sigarasına laf etmek, hafta sonu ailesi veya evli değilde arkadaşı ile sabah keyif kahvaltısına laf etmek, ailesini diline dolamak.&/#@^&*((&/$#$/&&***** dır.
Vay be asgari ücret alıyorsun ve bunları yapıyorsun haaaaa, asgari ücret size fazla diyen bir Müslüman varmış burada.
Emeğin asgari ücretimi olur ulan.
Asgari ücretin beşde biri allahın deyin kurtulun. Allahın 1400 senedir ganimet ihtiyacı halen tükenmedi. Peygamberde piyasada yok . Kuranda güncel.
Çökün emekçinin parasına
Hakkınız.
Engse Hohol
04-06-2017, 23:37
Japonya'da asgari ücret aylık 220,000 Yen, Türkiye'de 1,404 TL.
Japonya'da sıfır Suzuki gsxr250'nin fiyatı, asgari ücretin 3 katı; 660,000 Yen. (220,000 Yen X3 =660,000)
Türkiye'de sıfır Suzuki gsxr250'nin fiyatı, asgari ücretin 16 katı; 22,464 TL. (1404 TL X16 =22,464 TL)
Japonya'da 1 saatlik çalışma 932 yen X günde 9 saat çalışmak = 8,388 yen X 26 gün = 220,000 yen.
100 Japon Yeni 3,2 TL. 100,000 yen 3,200 TL yapıyor. 220,000 yen 7,040 TL yapıyor.
Japonya'da kasiyerlik saatliği 950 yen X 9 saat çalışmak = 8,550 yen X 26 gün = 222,300 yen.
Japonya'da bir hanede asgari ücret ile çalışan birisi rahatlıkla kendi arabasına binebilirken, Türkiye'de bir hanede asgari ücret ile çalışan 3 kişi varsa ancak bir araba alabiliyorlar. Bu nedenle Japonya'da bir kasiyer kendi arabası; toyota corolla, honda civic, nissan pulsar markalı orta sınıf arabalarına rahatlıkla binebilirken, Türkiye'de bir kasiyer 1,404 TL maaşını ancak bir evin kirasına ve faturalarına yetiştirebiliyor.
Japonya'da asgari ücret aylık 220,000 Yen, Türkiye'de 1,404 TL.
Japonya'da sıfır Suzuki gsxr250'nin fiyatı, asgari ücretin 3 katı; 660,000 Yen. (220,000 Yen X3 =660,000)
Türkiye'de sıfır Suzuki gsxr250'nin fiyatı, asgari ücretin 16 katı; 22,464 TL. (1404 TL X16 =22,464 TL)
Japonya'da 1 saatlik çalışma 932 yen X günde 9 saat çalışmak = 8,388 yen X 26 gün = 220,000 yen.
100 Japon Yeni 3,2 TL. 100,000 yen 3,200 TL yapıyor. 220,000 yen 7,040 TL yapıyor.
Japonya'da kasiyerlik saatliği 950 yen X 9 saat çalışmak = 8,550 yen X 26 gün = 222,300 yen.
Japonya'da bir hanede asgari ücret ile çalışan birisi rahatlıkla kendi arabasına binebilirken, Türkiye'de bir hanede asgari ücret ile çalışan 3 kişi varsa ancak bir araba alabiliyorlar. Bu nedenle Japonya'da bir kasiyer kendi arabası; toyota corolla, honda civic, nissan pulsar markalı orta sınıf arabalarına rahatlıkla binebilirken, Türkiye'de bir kasiyer 1,404 TL maaşını ancak bir evin kirasına ve faturalarına yetiştirebiliyor.
Çok güzel bir açıklama olmuş, önemli olan asgari ücretin miktarı değil ki.
Önemli olan asgari ücretin alım gücü.
önceden bulunduğum şehirdeki bir fabrikanın islamcı sahibi "asgari ücret vererek iyilik yapıyoruz, para olunca içkiye hovardalığa para harcar insan, bunun önüne geçmiş oluyoruz" demiş. utanmaz pezevenk. dalga geçer gibi insanları böyle sömürüyorlar..
Tumagü İskicap
29-12-2017, 22:59
Sürücüsüz metro hattı Üsküdar - Çekmeköy arasında ve diğer metro güzergâhlarına 20 dakikalık yürüme mesafesindeki semtlerde 1000 TL'den aşağıya ev kirası olmamasına rağmen ve 2018 yılına girildiğinde 1000 lirayı da aşacağı muhakkak iken, 2018 yılı için AKP hükümetinin belirlediği asgari ücret 1603 TL olacak. 1850 TL olmasa bile 1750 üstü bir miktar bekliyordum ben ve tanıdığım AKP'li iş arkadaşlarım. Biz hayal kırıklığına uğradık.
2017'de 4 kişilik ailenin yoksulluk sınırı 5.238 TL, Açlık sınırı ise 1.544 TL olarak belirlenmişti.
Demek o ki 1603 TL asgari ücret, açlık sınırına uygun bir maaş!
2019 seçimi öncesi asgari maaşa yüklenecekler, bu yüzden bu günden çıtayı yükseltmiyorlar.
Engse Hohol
31-12-2017, 08:12
✔ (http://www.sozcu.com.tr/2017/ekonomi/asgariyi-yine-agi-kurtardi-2154332/) Asgari ücreti AGİ kurtardı; 2018 asgari ücreti 1603 lira, 152 liralık AGİ zammın içerisinde.
AGİ çıkarıldığında asgari ücret 1.450 TL'ye düşüyor.
ilahimasal
31-12-2017, 13:55
Asgari ücret ile maaş aynı şey değildir ki.
Cebinden sigarasını eksik etmeyen, hafta sonları kahvaltılarını dışarıda 40-50 TL ye yapmak için mekanların önünde sıra bekleyen, hafta içi iş yerinden izin alıp eşi ile alışveriş merkezlerinde gezen çok işçi tanıdım. Türkiye'de ki asıl işşizlik sorununun sebebi asgari ücretin azlığı, çokluğu değil, insanların tembelliği.
Saygılar
Bu kadar saygısız , ukala , kibirli bir fikir çıksa çıksa bir müslümandan çıkar ve çıkmışta.
İnsanların , küçücük keyiflerine bile tahammül edemeyip , hırsızları savunmak adına , ancak bu kadar şerefsizce cümleler kurulabilir.
Bir paket siğaraya , hafta sonu kahvaltıya , Avm de ki gezintiye saldıran , ağzı salyalı it tavrı denilebilir.
Bu kişinin yazılarına şöyle bir baktım , gördüğüm şey , allahcı bir tip ve fetoşun yaptıklarına , isim vermeden destek veren birisi.
Bu iğrenç mahluklar , din ile yaşayan ve saldıran tiplerdir. Bunlar için hukukun , insan haklarının ve emeğin hiç bir önemi yoktur.
Bu zevat foruma da yazmıyor artık. Kesin fetoculuktan içeri alınmıştır yada allahına kavuşmuştur.
Emekçi insanlara saldıran bu şerefsizleri hiç sevmiyorum.
"ictenlik"
31-12-2017, 18:28
https://m.youtube.com/watch?v=eWr2dNaQMVs
Engse Hohol
01-01-2018, 10:51
✔ (https://odatv.com/hukumetten-dalga-gecer-gibi-asgari-ucret-aciklamasi-3112171200.html) Hükümetten alay eder gibi asgari ücret açıklaması; Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu,
"2002'de\O zaman asgari ücretle çalışan bir kişi 90 maaşıyla 1.4 motor gücüne sahip sıfır araç alabilirken, şimdi 42 maaşıyla sıfır araç alabiliyor. Bugün itibariyle asgari ücret 2002 yılına oranla 9 kat artmış oluyor. O zaman 184 lira olan asgari ücret bugün 1603 lira. 2002 yılında asgari ücret 184 lirayken dolar karşılığı 114 dolarmış, bugün asgari ücret 1603 lira dolar karşılığı ise 422 dolar. 2002 yılında 184 liralık asgari ücretle 575 litre süt alınabiliniyormuş bugün ise asgari ücretle 1324 litre süt alabiliyoruz" dedi.
Ecevit'in bedbahtlığını referans almaktan vazgeçmiyorlar, vazgeçmeyecekler çünkü Ecevit'in berbat dönemini kullanarak kendilerini parlatıyorlar bu sayede.
Engse Hohol
01-01-2018, 20:42
✔ (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/896274/CHP_nin_sorusu_ortaya_cikardi__Gosterise_tasarruf_ yok.html) Beştepe sarayında yapılan gösteri etkinlikleri nedeniyle öngörülen bütçeyi milyonlarca lira aşan harcamaların müsebbibi Tayyip, açlık sınırının altındaki asgari ücreti eleştirenlere "eline diline dursun" diyerek 1603 TL yaptığı asgari ücreti savundu.
✔ (http://gazetekarinca.com/2017/12/diskten-yaniltmacaya-tepki-asgari-ucret-aciklandigi-gibi-1603-tl-degil-1451-tl/) DİSK'den yanıltmacaya tepki: Asgari ücret açıklandığı gibi 1603 TL değil 1451 TL. AGİ hariç asgari ücret 1451 TL ve işverenler bu miktarı ödeyecek.
AGİ konusunda hükümet halen bir açıklama yapmadı. Bu sessizliğine bakılırsa 2018 asgari ücretinde agi olmayacak.
"ictenlik"
06-09-2018, 16:33
Asgari ücret 1.000-1.200 Euro (bunun Türkçe karşılığı) olmalıdır. Bunu derken saçmalamıyoruz.
Bunun aksini iddia eden (matematik ve gözlem yoksunları/zavallıları) sap sap saçmapan saçmalıyorlar ve saçmalayacaklar göreceksiniz görüyoruz...
Ekonomi bu değildir. Ekonomi politik ve iktisat/ekonomi teorisine göre bu denilende en ufak bir hata yok. Bu gerçekçidir. Yutulannküçük balık sömürülen ülke olmayacaksak budur ..
Diğerleri zırvalık. Diğerleri zırvalıyor. Zırvalamayı kessinler kendilerine gelsinler...
İşveren felan batmaz kardeşim git ekonomi oku matemtik düşün.Bundan İşveren beş kuruş felan zarar etmez. Bundan işletme felan batmaz.
Belirtilen ekonomik koşuldan ve önermeden sadece dış piyasaya dış işçiliğe bağımlı tekstil vb. gibi sınırlı sektörler ya da TR de işçilik ucuz olduğu için varsa ülke dışından üretim yapan ve yaptıranlar -sınırlı- etkilenir. Bunun haricinde hiç bir piyasayı işletmeyi bu et-ki--le-ye-mez . . .
Ülke açık pazar olmaktan kurtulur
Dışa bağımlılıktan kurtulur
Tekstil gibi dışa bağımlı ucu işçiliğe bağımlı sektörler ve üretimler yerine bir çok alternatif üretim tüketim alanı gelişecektir..
Yeme içme hizmet tatil gibi sektörler yüzlerce kat genişleyecektieir...
Ekonomi ve tüketim üretim canlanır. Ekonomi büyür.nokta.
Diğerleri saçmalık...
Ekonomik canllık, üretim, işveren sayısı ve işkolu, hizmet sektöeü işverenin kazancı kat kar artar büyür..saçmalamayın...
Hem çalışma koşulları saatleri bunlar düzenlenmelidir...
ilahimasal
06-09-2018, 22:40
2011yılı
Asgari ücret 650 lira civarı
Dolar kuru 1.6 lira civarı
Dolar cinsinden 406 $ civarı
2018 yılı
Asgari ücret 1600 lira civarı
Dolar kuru 6.5 lira civarı
Dolar cinsinden 246 $ civarı
7 senede Asgari ücretlinin cebinden 160 $ gitmiş.
160 dolar Türk lirası cinsinden 1040 lira.
2019 yılında asgari ücretin 2640 lira olması gerekir. Enflasyon ve faiz artışları ilede açıklanması gerekiyor.
Laiklik elden gidiyeahhh
Asgari ücret cepten gidiyeahh.
Siyasal islamcılar gerçekten bu konularda çok meziyetli. Hem adamların cebinden paralarını hemde eş zamanlı REY lerini alıyorlarda , adamlar halen bunlara aşık kalıyor.
Bence Bu bir mucize !!
Şüpheci Dinsiz
07-09-2018, 02:07
Sevgili Fabula,
Ülkenin içler acısı durumuna değişik bir bakış açısı getireyim.
Türk-İslamcı oyların %30 civarında olduğunu, hatta bunların içinde önemli bir oranın da Türk-İslamcılığı umursamayıp fırsatçı olduklarını düşünüyorum.
Şimdi, durum şu:
Bu herifler bir şekilde devlet erklerini ele geçirdiler. Toplumun tüm kesimlerinden toplanan vergileri bu %30'a dağıtıp onları ihya ediyorlar, diğerlerini devletin tüm aygıtlarını kullanarak sindiriyorlar. Bu yüzden bu kesim oyunu değiştirmez, Türk-İslamcı kesime desteğini ne pahasına olursa olsun sürdürür.
Bu kesimin profili kısaca şöyle:
Okumuşu akademisyen, rütbeli asker, yüksek emniyet mensubu, yüksek yargı mensubu, yüksek bürokrat oldu. Okumamışı iyi işler buldu, kaçak göçek işlerine göz yumuldu, borçları affedildi, aç kalsa yardım gördü, hastalansa sağlık buldu, ihtiyacı oldukça destek buldu. Kapitalisti bütün devlet ihalelerini aldı. Basının durumu malum. Tarikatlar, din-diyanet devlet yönetimine ortak edildi. Yani zamlar bu kesime herhangi bir zarar vermiyor, tıpkı sömürge valisinin emrindeki işgalciler gibiler.
Geri kalan kesim müstemleke ülkesinde yaşayanlara döndü, askere-polise-yargıya-maliyeye-meclise duyulan güven hiç bir dönemde bu kadar düşük olmamıştır, kendi ülkesine yabancılaşma hiç bir dönemde bu kadar fazla olmamıştır. Olan bu kesime oluyor.
Sevgiler
"ictenlik"
07-09-2018, 18:38
Asgari ücret 2.000 - 2.500 -3.000 lira felan olmamalı kardeşim. Bugün dünya şartlarında 7 - 8.000 liranın alım gücüne yakın bir asgari ücret olmalı. Kimse de batmaz...
Çalışan mı batsın??
Avrupa da bir çok ülke de asgari ücret ve milli gelir belli. Bu ülkelerde işverenler batıyor mu? Ona göre bir ekonomik sistem var.
Face de paylaşılan içerikler var. Haberler var ya da gurbetçi tanıdıklar var. Buralardan yapılan kıyaslamalara göre bir çok ülke de asgari ücret bizim 5 - 6.000 liranın felan alım gücünün çok üstünde ve çalışma koşulları belli.
Örnek ülkelerdeki temel harcamalar referans alınarak bir hesaplama yapılabilir. Kira,elektrik,su,doğalgaz, gıda, akaryakıt vb.vb. gibi..
Şu anlaşılmalı. Asgari ücret 5.000-6.000 lira olursa kimse zarar etmez. Küçük işletmeler felan da kapanmaz/batmaz...Ekonomi kendine yeni yön bulur yeni bir biçim alır.. Mal ve hizmet fiyatlarıda yeniden yapılanacak çünkü.. Herkesin cebine giren para artar.. Ekonomi büyür, vergi gelirleri artar. Üretim kat be kat artar.. Üretici çiftçi hepsi kareder-Alım gücü artacak. Tüketim 3-4 kat artacak. Asıl sorunda bu ya? Bunu neden anlamıyorlar.
Diyor işveren batar..
İşsiz batmış zaten .İşçi batak zaten... Batacağı da yok. Batıracak bir şeyi de yok. 3-5 i de batsın. İşsizlik azalır. Tüketim ve refah artar...
Düşük gelirli batmış zaten.
Batanlar gidip asgari ücretle çalışsınlar. 6.000 liraya bu ülke de utanmadan herkes garsonlukta yapar. 10 liraya yediğini 15 liraya yersin sprun çözülür...
Kredi ve fazi borçlusu hacizli çalışan batmış zaten..
Bunlar .......(.....nınının nınının)
Bu ülkenin birincil ekonomik sorunu düşük gelir düşük asgari ücret sorunudur. Asgari ücret dünya gerçeklerine ve ekonomi gerçeklerine uygun bir şekilde yapılandırılmalıdır.
Üretim yok deniyor. Öncelikle bundan dolayı üretim yok.
Asgari ücreti/geliri yükselterek üretimi artırabilirsiniz...
Asgari ücret 1.000-1.500 Euro aralığına çekilmelidir ki üretim/tüketim olsun ve ekonomi canlansın...
Döngü yok çünkü para yok . Tüketim yok çünkü kıt gelir ve para yok. Üretim yok çünkü tüketecek olan da alımgücü ve para yok. Önce tüketiciye para/gelir sağlanmalı ki üretim tüketim birlikte artsın. Sınırlı bir toplumsal kesimin harcayabilir/tüketebilir geliri olursa sınırlı bir toplumsal kesim harcama yapar. Onun tüketebileceği kadar üretim olur, harcama olur....
Bugün Asgari ücret 7 - 10.000 aralığında olmalıdır. En az...
"ictenlik"
09-09-2018, 22:30
Bu yazılan da bir yanlışlık var mı? Tekrar soruyor ve sesli düşünüyorum..
---
Hızlı -Özet- Ekonomi Teorisi
Bu ülkenin (birincil) ekonomik sorunu şudur ve bundan dolayı üretimsizlik var. Paranın kıt sanılması. Parabın bir güç sanılması. Paranın bir elde sanılması. Paranın (ne olduğunun, dönüşüm işlevinin) ve ekonomi teorisinin anlaşılamaması.. Bilgizlik, bilinçsizlik matematik ve bilim yoksunluğu..
Para harcayacak olan da yani tüketici de para yok. Bunun için tüketin/döngü yok ya da sınırşı tüketim var.. Asgari ücret (ve tüketici gelirleri) çok düşük/sınırlı ve yaşanılan coğrafya -dünya- gerçeklerine uygun değil. Asgari ücretin satınalma gücü olmadığı için tüketim az ve tüketim (zorunlu gıda giyim gibi kalemlerle) sınırlı. Tüketim sınırlı olduğu (olacağı) ve tüketecek olanda para olmadığı (yani tüketecek olana gelir sağlanmadığı için) piyasada tüketici kıtlığı var. Bu durumda üretmezsiniz çünkü kimseye satamazsınız. Önce gelir sağlamalı , gelirleri artırarak tüketici sağlamalısınız.
Gerçekten bu ülkede üretim sağlanması için 7 - 10.000 lira ya da 1.000 - 1.500 Euro düzeyinde bir asgari ücret yaratılmalıdır. Neden üretemiyoruz sorununun nerdeyse mutlak (birincil) yanıtı buradadır.
Asgari ücretin yükseltilmesinin sonucunda gerçekten ekonomi en az 5-6 kat büyüyecektir. Üretim ve tüketim, ( paranın dönüşüm hızı ve ekonomik güven/refleks) birlikte artacak ve dengelenecektir. Diğer türlü açık pazarsınız. Hala bunun aksini tartışıyorsunuz. Bunun aksini aptallar tartışır. Asgari ücret 10 bin lira olsa da işverenler felan batmaz . Gerçekçi ekonomi teorisi bu değil midir.?..
Tükiyedeki 70 milyon tüketicinin bir çok Avrupa ülkesindeki satınalma gücü sınırlı 10 milyon tüketici kadar tüketim gücü ve parası yok.. Bu ülkenin ekonomi ve üretim sorunları buna bağımlıdır....
------
Bakın kim ne derse desin..
1.600 lira ile 70 milyon çalışsın. Geliri 10-12 bin lira olan 10 milyon kişi kadar o yetmiş milyon tüketebilir. Bu matematiktir. Sorun ne tembelliktir ne üretimsizliktir.. Dünya şartlarına göre 75 milyonda (75 milyonun tümünde) refah seviyesi yüksek bir Avrupa ülkesinin 5-10 milyon kişisi kadar toplam alımgücü ve para var. Yani bir Norveç e göre 10 bilemedin 20 milyonluk bir ülkeyiz.. Bakın bu matematiktir...
Pazarda tüketici yok
ya da tüketici de alımgücü ve para yok.
50 milyon atıl tüketici sadece zorunlu gıda tüketiyor- tüketebiliyor. Üretim haliyle bu alanlara kayıyor. Yani 50 milyon kişi 50 milyon kişye zorunlu gıda üretir-yetiştirir. eşittir...Başka pazar yok..
Ü-re-te-mez-si-niz..
Tüketici yaratmalısınız...
Eğer bir üçüncü dünya ülkesi, emeği ve işçiliği dış pazara hasat edilen ve sömürülen ülke, başkaları için çalışanlar, , derebeyi tebaası halk olunmayacaksa -asgari- gerçek budur..
------
Yıldıztozu
22-12-2022, 15:05
İktidarın son yıllardaki komünist tavırlarına bir yenisi daha. Asgari ücrete fahiş oranda zam.
Memurlar, emekliler ezilirken küçük işletmeler, kobiler batıyor.
En üst sınıf hariç neredeyse herkes asgari ücretli sınıfına girdi. Alın size sınıfsız toplum.!
Asgari ücrete yapılan bu göstermelik fahiş zam, enflasyonu da azdırıyor.
spartacus
22-12-2022, 16:12
İktidarın son yıllardaki komünist tavırlarına bir yenisi daha. Asgari ücrete fahiş oranda zam.
Memurlar, emekliler ezilirken küçük işletmeler, kobiler batıyor.
En üst sınıf hariç neredeyse herkes asgari ücretli sınıfına girdi. Alın size sınıfsız toplum.!
Asgari ücrete yapılan bu göstermelik fahiş zam, enflasyonu da azdırıyor.
Burada belirleyici olması gereken piyasa ve koşullardır ve asgari ücret her zaman piyasa ve koşulların altında belirlenmiştir.
Kapitalist sistemde firmaların batmasının da, piyasaların çökmesininde asli sebebi sistemin işleyişidir. Ancak istikrarlı piyasa koşulları da gerekir. Örneğin "kar" gibi, alım-gücü de önemlidir. kapitalist ürünü satamazsa batar, satabilmesinin ise koşulları vardır. kar, aşırı üretim-işletme-, üreticiye emeğinin karşılığının piyasa koşulları altında verilmesi(!!! alım-gücü), hammadde(ki bu da diğerlerine bağlı), sömürü ve tabi dış-iç piyasa dengesizlikleri vs. vs.
Türkiye'de kapitalizmin doğası dahi düzgün çalışmaktadır. Ücretlerin düşük olmasından dolayı önüne gelen işletme kurmaktadır, ama ardından fahiş vergi yüküyle, aşırı üretim sorunlarıyla(aşırı sayıda işletme peyda olur, ihtiyacın 10 katı oranında domates üretirse sonu bu), alım gücü düşüklüğünden vs ürün satamamakla iflas etmektedir, etmesi gerekir. Ama çözümü işçiye piyasanın çok altında ücret vermekle buluyorlar, ama bu çıkmaz bir sokak, sorunun çözümü değil aksine sorunun bir parçası rolündedir...
Bu tür durumlarda -piyasa ve alım gücünün erimesi açısından- bakılması gereken bir diğer ölçüt ise, altın fiyatlarıdır.
kobiler batıyormuş, batacak tabi, karın tokluğuna işçi çalıştırırsan(sırf düşük ücretlerden dolayı işletmeler açarsan), piyasaya koymadığın parayı, kar adı altında piyasadan talep edersen, üstelik aşırı üretim yapılmışsa, tabi enflasyon olacak, tabi piyasa açığının kapatılması için aşırı para basımı yapılacak vs.... Batanlar sayesinde batmayanlar ürün satabilecek, çünkü batanlar ürünleri satamasa bile, maaliyetler açısından piyasaya para bırakmıştı, kısaca onlarda sömürüldü, piyasaya bıraktıkları paralar diğerlerinin eline geçti. Sistemin doğası bu, yordamlı "hırsızlık" ve bazılarının batması sistemin doğasına uygun, istikrarı için gerekli. Alıcının, elediği tercihlerinden sonra, satın alınması şart olan ürünü alabilecek kadar gücü olması gerekir ve olabildiğince az ürünü elemiş olması gerekir ki, daha fazla ürün alabilsin. Bu durumda ücretler piyasa altında olmamalıdır. RESİMDEN BAKALIM
https://www.paramedya.com.tr/userfiles/images/2020/Altin/2020-08-02_101151.jpg
2003 yılında asgari ücret 14,4 adet çeyrek altın alırken
2020 yılında bu oran 3 çeyrek altına düşmüş.
Evet asli sorumlulardan birisi yukarıdaki resimde net ve ortada...
Kısaca saçma-sapan, sınıf, mınıf yakınmalarının anlamı yok, toplumu %10 gören gerisinin ise insan olarak görmeyenlerin, dolayısıyla alım-gücü açısından temsil ettiği değeri ve bundan başka tüm diğer sorunların kaynağını görememesi normaldir.
Yukarıdaki resim tespitinizin yanlışlığının objektif delilidir, zira bu resime göre, asgari ücret yıllar boyu piyasa karşısında erimiş, ama siz aksine asgari ücrete yapılan zamların piyasayı batırdığını iddia etmektesiniz...
Bu arada şu anda:
Çeyrek Altın fiyatları
ALIŞ(TL) 1.786,00
SATIŞ(TL) 1.809,00
Bir ev kirasını siz düşünün... Zorunlu ihtiyaçları düşünün, kobilerin ürettiği ıvır-zıvırları kime satacaksınız?
Velhelebe
22-12-2022, 16:17
Spartacus şundan mı söz ediyorsun? Alım gücü düşük olursa firmalar ürün satamaz ve enflasyona sebep olur. Kastın bu mu?
spartacus
22-12-2022, 16:27
Spartacus şundan mı söz ediyorsun? Alım gücü düşük olursa firmalar ürün satamaz ve enflasyona sebep olur. Kastın bu mu?
Hayır, tek başına bu biçimde değil, yazımda daha geniş ele almış durumdayım, enflasyon için bu biçimde saltıklaştırma yapmak doğru değildir ve yazımda enflasyonun sebebine dair bundan hiç söz etmedim ve enflasyonun sebebi nedir gibi bir konuya girmedim. Bir çok faktörden birisidir sadece, zira piyasaya ne bırakıldığı önemli, çalışanın ücreti de piyasaya bırakılan ve önemli bir değerdir...
Velhelebe
22-12-2022, 16:41
Bir de arz fazlalığı demişsin. Üretim çok oluyor ama talep az oluyor. Talep enflasyonu tam tersi değil miydi? Talep çok olursa enflasyon oluyordu.
Velhelebe
22-12-2022, 16:50
Spartacus rica etsem şeyi de açıklar mısın? Enflasyonun sebebi nedir ve nasıl çözülür?
spartacus
22-12-2022, 16:52
Bir de arz fazlalığı demişsin. Üretim çok oluyor ama talep az oluyor. Talep enflasyonu tam tersi değil miydi? Talep çok olursa enflasyon oluyordu.
Peki talep paraya ise?
kelimeleri değil cümleleri yorumla... Beni daha fazla uğraştırma, bu minvalde geleceksen cevap vermeyeceğim. Bir kere ENFLASYONUN sebebi diye bir açıklamada bulunmadım, sadece bir yerde kelime olarak geçiyor o'da saltık bir ele alış değil. Şunlar, bunlar olunca tabi şu olacak, bu olacak yönlü ifade ettim, cümleleri oku, ok?
"piyasaya koymadığın parayı, kar adı altında piyasadan talep edersen, üstelik aşırı üretim yapılmışsa, tabi enflasyon olacak, tabi piyasa açığının kapatılması için aşırı para basımı yapılacak vs...."
Sırf bir yerde bir kelime geçti diye, oturup benimle sanki o kelimeyi tartışıyormuşum gibi yazışacaksan cevap vermemeyi düşünüyorum, kaldı ki yukarıdaki ifademi eleştiriyor gibisin, ama ne söylediğine(Talep çok olursa enflasyon oluyordu.) ve ne demiş olduğuma("piyasaya koymadığın parayı, kar adı altında piyasadan talep edersen,") iyi bak...
Velhelebe
22-12-2022, 17:14
Yok yav o cümle değil. Üretim fazlası demişsin. Talep azlığı enflasyon yapıyormuş sana göre ama iktisatta talep çokluğu yapar diye duyduk biz.
Yıldıztozu
22-12-2022, 18:25
kobilerin ürettiği ıvır-zıvırları kime satacaksınız?
Memura satıyordu örneğin, orta sınıfa yakın kesime satıyordu. Hedef kitlesi asgari ücretli değildi.
Hamburgerci, pizzacı bunu memura, öğretmene satabiliyordu. Artık zor satar. Asgari ücretliye zaten satmıyordu, hala satamaz.
Asgari ücret hala düşük evet ama sorun şu ki asgari ücrete gelen zam diğer çalışan kesimlere gelmiyor.
2014 yılı başında asgari ücret 400 dolarken 2023 yılı başında 450 dolar.
Aynı yıllarda öğretmen maaşı 1000 dolardan 600 dolara gerilemiş.
Bu ne anlama geliyor?
Asgari ücretlinin açlık sınırı altında kalmaması için korunmaya çalışılmış, bunu yaparken de orta kesimden alınıp onlara verilmiş.
İktidarın işine geliyor olabilr, çünkü muhtemelen oy deposu asgari ücretli kesimden.
spartacus
22-12-2022, 23:39
Memura satıyordu örneğin, orta sınıfa yakın kesime satıyordu. Hedef kitlesi asgari ücretli değildi.
Hamburgerci, pizzacı bunu memura, öğretmene satabiliyordu. Artık zor satar. Asgari ücretliye zaten satmıyordu, hala satamaz.
Asgari ücret hala düşük evet ama sorun şu ki asgari ücrete gelen zam diğer çalışan kesimlere gelmiyor.
2014 yılı başında asgari ücret 400 dolarken 2023 yılı başında 450 dolar.
Aynı yıllarda öğretmen maaşı 1000 dolardan 600 dolara gerilemiş.
Bu ne anlama geliyor?
Asgari ücretlinin açlık sınırı altında kalmaması için korunmaya çalışılmış, bunu yaparken de orta kesimden alınıp onlara verilmiş.
İktidarın işine geliyor olabilr, çünkü muhtemelen oy deposu asgari ücretli kesimden.
Hamburgerci, pizzacı vs herkese satıyor, illa memura değil ve öyle olması gerekir, yani herkesi kapsamalı. Bu durumda memur maaşları da sorunludur, bunun da sebebi yine asgari ücret değil. Zaten asgari ücret piyasanın altında, memurun da bu koşulda düşük ücrete çalıştırılması normaldir.
Oysa asgari ücret, alan kadar almayanı da ilgilendiriyor, az alanı da, fazla alanı da, asgari ücret orada bir taban değerdir. Ne kadar piyasa altında kalırsa, sektörlrer o kadar zora düşer...
Geçmiş yıllardan bugüne analizler yapılırsa, esnafı zora sokan en önemli şeylerin başında, satışlarda yaşanan "düşüşler" olduğu görülebilir... Burada spiral gibi düşünülmeli.
Elbette AKP oy potansiyeli derdinde, ancak verdiğim resime bakılırsa, iktidar olduklarından bu güne asgari ücreti eritmişler. Ekonomik krizlerin direk sorumlusu halk değildir, ancak yükü daima topluma yıkılır, finansmanca büyük, sayıca azınlığın hakları ise olabildiğince korunmaya çalışır, sistem bu. Hasılı sistemde küçük balıkların yaşam alanı da daralacaktır, bu kaçınılmaz.
Alım gücü piyasanın altında olmasa, andığın esnaflar, kısa sürede toparlar, aksi taktirde satışları düşmeye devam eder, bu bir handikap ve sebebi asgari ücrete yapılan zam değil, aksine piyasa ölçüsüne göre yapılmayan zamlardır. Avrupa'nın durumuna bakılabilir... Dünyada emekçiye açlık sınırı altını reva gören her ülke her yönden sorunludur...
Şuraya bakabilirsiniz
https://www.turkis.org.tr/kasim-2022-aclik-ve-yoksulluk-siniri/
Görünen köy uzakta değildir. Esnaf kime satacak? Esnaf hiç eleman çalıştımasa bile, eğer, ürünün, maaliyetlerinin üzerinde bir değere ulaşacak oranda alıcısı yoksa asıl o zaman batmıştır. Şu halde hiç çalışanı olmayan, tek başına çeşitli işlerle meşguliyetle günde 500 ürün üretebilen ve en az 500 adet satması gereken bir esnafa, günde 3.000 ürün satacaksınız deseniz, ne yapardı? 1500 ürün maaliyet, 1500 ise kar olurdu, 1.000 tanesi bile kar olsa yine ilk duruma göre 4 kat karlı olurdu(ilk halde 250 adet üründen kar ederken, ikinci halde 1.500 adet üründen kar elde edecek)... Ama Türkiyede hakim olan ve yöneten esnaf kafası, her halükarda 250 ürün maaliyet olsun, biz yine 3.000 ürün satalım kafasıdır, sonuçları ortada.
spartacus
23-12-2022, 00:54
Yok yav o cümle değil. Üretim fazlası demişsin. Talep azlığı enflasyon yapıyormuş sana göre ama iktisatta talep çokluğu yapar diye duyduk biz.
Okurken bir bütün olarak okuyun. Nerede demişim? Alıntı yap.
Bak sana cevabımı tekrar edeyim. Enflasyon sadece taleple ilgili bir konu da değildir, piyasada olmayan paranın piyasadan talep edilmesi neye yol açar? Ama konumuz bu değil.
Bir de arz fazlalığı demişsin. Üretim çok oluyor ama talep az oluyor. Talep enflasyonu tam tersi değil miydi? Talep çok olursa enflasyon oluyordu.
Peki talep paraya ise? kelimeleri değil cümleleri yorumla... Beni daha fazla uğraştırma, bu minvalde geleceksen cevap vermeyeceğim. Bir kere ENFLASYONUN sebebi diye bir açıklamada bulunmadım, sadece bir yerde kelime olarak geçiyor o'da saltık bir ele alış değil. Şunlar, bunlar olunca tabi şu olacak, bu olacak yönlü ifade ettim, cümleleri oku, ok?
"piyasaya koymadığın parayı, kar adı altında piyasadan talep edersen, üstelik aşırı üretim yapılmışsa, tabi enflasyon olacak, tabi piyasa açığının kapatılması için aşırı para basımı yapılacak vs...."
Sırf bir yerde bir kelime geçti diye, oturup benimle sanki o kelimeyi tartışıyormuşum gibi yazışacaksan cevap vermemeyi düşünüyorum, kaldı ki yukarıdaki ifademi eleştiriyor gibisin, ama ne söylediğine(Talep çok olursa enflasyon oluyordu.) ve ne demiş olduğuma("piyasaya koymadığın parayı, kar adı altında piyasadan talep edersen,") iyi bak...
Şimdi andığın yazımı aşağıya alıyorum, iddia ettiğimi iddia ettiğin "Talep azlığı enflasyon yapıyormuş" ifadem nerededir? Talep vardır, talep ortada iken örneğin alım-gücü düşüşüyle gerçekleşen talep vardır, sonuçları neye yol açar? Ama bunların hiç birisi konumuz değil ve zaten ilgili ifademde piyasaya konandan daha falza para talep edilmesi durumu var.. Enflasyon denince maaliyet enflasyonu, finans kaynaklı enflasyon, hortum-söğüş enflasyonu, piyasaya konmayan paranın piyasadan talep edilmesi(kronik!, yani her durumda aşırı bir talep!), dışa bağımlılık, bürokratların ülkeyi, piyasayı yağmalaması(hükümetinde diyebilirsin), piyasadan hortumlamalar ve kapitalistin piyasaya koymadığı parayı, piyasadan istemesi vb. aşırı para basımları(PİYASANIN para talebinde gerçekleşen artışlar ve frekansı), gerçekleşen devalüasyonlar ve değer kaybı-fiyatlarda yükseliş->maaliyet artışı, vergiler, hatta gümrük dahi enflasyon faktörüdür... anlayabiliyor musun? Yani mesele salt talep enflasyonu değil, TÜRKİYEDEKİ SORUN DA TALEP ENFLASYONU DEĞİL, toplum bir çok talepten vazgeçmiş durumdadır...
Burada belirleyici olması gereken piyasa ve koşullardır ve asgari ücret her zaman piyasa ve koşulların altında belirlenmiştir.
Kapitalist sistemde firmaların batmasının da, piyasaların çökmesininde asli sebebi sistemin işleyişidir. Ancak istikrarlı piyasa koşulları da gerekir. Örneğin "kar" gibi, alım-gücü de önemlidir. kapitalist ürünü satamazsa batar, satabilmesinin ise koşulları vardır. kar, aşırı üretim-işletme-, üreticiye emeğinin karşılığının piyasa koşulları altında verilmesi(!!! alım-gücü), hammadde(ki bu da diğerlerine bağlı), sömürü ve tabi dış-iç piyasa dengesizlikleri vs. vs.
Türkiye'de kapitalizmin doğası dahi düzgün çalışmaktadır(çalışmamakktadır olacaktı, orijinalde harf hatası). Ücretlerin düşük olmasından dolayı önüne gelen işletme kurmaktadır, ama ardından fahiş vergi yüküyle, aşırı üretim sorunlarıyla(aşırı sayıda işletme peyda olur, ihtiyacın 10 katı oranında domates üretirse sonu bu), alım gücü düşüklüğünden vs ürün satamamakla iflas etmektedir, etmesi gerekir. Ama çözümü işçiye piyasanın çok altında ücret vermekle buluyorlar, ama bu çıkmaz bir sokak, sorunun çözümü değil aksine sorunun bir parçası rolündedir...
Bu tür durumlarda -piyasa ve alım gücünün erimesi açısından- bakılması gereken bir diğer ölçüt ise, altın fiyatlarıdır.
kobiler batıyormuş, batacak tabi, karın tokluğuna işçi çalıştırırsan(sırf düşük ücretlerden dolayı işletmeler açarsan), piyasaya koymadığın parayı, kar adı altında piyasadan talep edersen, üstelik aşırı üretim yapılmışsa, tabi enflasyon olacak, tabi piyasa açığının kapatılması için aşırı para basımı yapılacak vs.... Batanlar sayesinde batmayanlar ürün satabilecek, çünkü batanlar ürünleri satamasa bile, maaliyetler açısından piyasaya para bırakmıştı, kısaca onlarda sömürüldü, piyasaya bıraktıkları paralar diğerlerinin eline geçti. Sistemin doğası bu, yordamlı "hırsızlık" ve bazılarının batması sistemin doğasına uygun, istikrarı için gerekli. Alıcının, elediği tercihlerinden sonra, satın alınması şart olan ürünü alabilecek kadar gücü olması gerekir ve olabildiğince az ürünü elemiş olması gerekir ki, daha fazla ürün alabilsin. Bu durumda ücretler piyasa altında olmamalıdır. RESİMDEN BAKALIM
https://www.paramedya.com.tr/userfiles/images/2020/Altin/2020-08-02_101151.jpg
2003 yılında asgari ücret 14,4 adet çeyrek altın alırken
2020 yılında bu oran 3 çeyrek altına düşmüş.
Evet asli sorumlulardan birisi yukarıdaki resimde net ve ortada...
Kısaca saçma-sapan, sınıf, mınıf yakınmalarının anlamı yok, toplumu %10 gören gerisinin ise insan olarak görmeyenlerin, dolayısıyla alım-gücü açısından temsil ettiği değeri ve bundan başka tüm diğer sorunların kaynağını görememesi normaldir.
Yukarıdaki resim tespitinizin yanlışlığının objektif delilidir, zira bu resime göre, asgari ücret yıllar boyu piyasa karşısında erimiş, ama siz aksine asgari ücrete yapılan zamların piyasayı batırdığını iddia etmektesiniz...
Bu arada şu anda:
Çeyrek Altın fiyatları
ALIŞ(TL) 1.786,00
SATIŞ(TL) 1.809,00
Bir ev kirasını siz düşünün... Zorunlu ihtiyaçları düşünün, kobilerin ürettiği ıvır-zıvırları kime satacaksınız?
dine mine ne
23-12-2022, 01:39
Peki bu reel sektörün yarattığı paranın sömürülmesi engellenemez bir şey mi?.
ilahimasal
23-12-2022, 11:09
Bende başka bir yönden bakayım konuya
Asgari ücret bu gün itibarı ile 295 dolar
2023 deki asgari ücret ise, dolar kuru yerinde kalırsa ki kalmayacak 460 dolar
Turkiye de ki ortalama asgari ücret dolar bazında 250 dolar ile 300 dolar arasında oynuyor. Bunun nedenide kapitalist sermaye ve devlet içindeki siyasi uzantılı bürokrasidir.
Asgari ücret dolar bazında bu seviyede kontrollü bir şekilde tutuluyor.
Bu rakamlara bakarak dolar kurunun gelecek 6 ay içinde olacağı seviye küçük bir matematik hesabı ile bulunabilir. Dolar kuru 31 lira olucak.
Doların 31 lira olmasını engellemek gibi bir girişimleri olurmu olmazmi bilemem.
Dolar kuru 31 lira olursa , üretimin en büyük maliyet girdisi olan ücretli ve enerji fiyatlarıda değişir. Ücretliler değişti, şimdi sırada dışa bağımlı oldugumuz ENEJİ var.
Enerji fiyatlarının artışı dolarla doğru orantılı olduğundan üretime yansıyacak olan artışlar, üretimin, nakliyenin tamamına yansıyacak. Buda kapitalizmin kendine ait iç çelişkilerinden olan enflasyonu tetikleyecek.
İşin özü; Türkiye şu anda kısır bir döngünün içinde , durdurmak da mümkün değil.
Katma değer yaratacak hiç bir girdisi yok. Tamamen dışa bağımlı, borç ile yaşamaya uğraşan bir yapı.
Bunlar yetmiyormuş gibi birde TALAN YAĞMA HIRSIZLIK var.
Bunun altından kalkılması mümkün değil. Olmayan para , piyasadan talep ediliyor.
O olmayan para Türk lirası değil. Olmayan para DOLARDIR.
Durmadan türk lirası basıyorlar. Buda iştahı aç, KÂRA doymayan sermayeyi ve küçük çaptaki dolar biriktirme manyakligina tutulmuş bir kitleyi DOLAR satın almaya itiyor.
Şöyle düşünün
Bir ailede 3 kişinin geliri var.
Bunlar dan iki tanesi mecburi giderleri karşılarken , kalan diğerinin artan parası birikim oluyor. İşte o kişi dolara yöneliyor.
Bu tarzda olan aile yapısı çokça var. Bunların tamamı ve yaptığı üretimi ithalata dayalı sermaye grupları dolara yönelince , olmayan dolar daha çok aranıyor ve dolar fiyatları uçuyor.
Ülkenin kasası zaten hem BOŞ , hem de borçlu.
Bu duruma şahsi durumlarına bakarak ekonomik değerlendirme yapsada , durum aslında çok kötü
Asgari ücreti ve sermayeye lazım olan çalışan grubunu dışardan ithal edip çalıştırdıkları UCUZ İŞCİ bile kurtaramaz hale geldi.
Aslında bu sorunların tamamı kapitalizmin çeliskilerinden ortaya çıkan sorunlardır.
Bu tip durumlar için tek yolları vardır. savaş
SAVAŞ istiyolar ama nükleer göt korkusu bunu durduruyor.
Asgari ücret artması azalması diye bir sorun yok.
Bundan batacak esnafta yok.
Sadece bunu karşılamakta yetisi olmayan firmaların eleman çıkarma durumu var.
Yine olan çalışana olur.
Kur 31 olur dedik diye , bazı yamyamlar dolara yönelebilir. Dolar 31 olur yada olmaz müneccim değilim ama olacak olan budur.
Olmayan parayı talep etmek bu ülkenin sonunu bile getirebilir.
dine mine ne
23-12-2022, 20:07
Olmayan paraya olan talep sadece ülkemizi değil tüm insanlığı etkilemektedir. Gerçeklik haklarla karıştırılmamalıdır, bu nedenle sistemik borçtan gerçekliğin bir parçasıymış gibi bahsetmek saçma ve paradoksaldır. Bu taleplerin bürokratikleşmiş ve yasal etkiye sahip olması, taleplerin hayali olduğu gerçeğini hiçbir şekilde değiştirmez. Değiştirmiyorsa, hırsızlığa karşı ne yapılması gerekiyorsa o yapılmalıdır, aksi takdirde her çözüm aynı masal olmuş olur.
ilahimasal
24-12-2022, 07:57
Olmayan paraya olan talep sadece ülkemizi değil tüm insanlığı etkilemektedir
Sokak röpörtajlarında , ekonomi nasıl diye sorulan soruya , " dünya da enflasyon var " diyen ezikler gibi olmuş.
Dünya ticaretinin para birimi dolar olsada , bir çok ülkenin para birimi ticarette kullanılabiliyor.
O ülkelere gelişmiş ülke diyoruz.
O ülkelerin para birimine ihtiyacı olan ülke Türkiye dır ancak o para birimleri Türkiye ye uğramak istemiyor.
alaman dine mine doğup büyüdüğü alman devletinin yani ülkesinin döviz girişinden muzdarip olduğunu ima ediyor.
Alaman devleti dış paraya ihtiyaç duysa tamam diycem ama yok alaman dine mine yalan konuşuyor. Doğup büyüdüğü , ekmeğini yediği ülkeye çamur atıyor.
Alaman devleti kasasındaki dövizi borç yada swap olarak deil , ihracat ve üretim yolu ile elde ediyor.
Turkiyede varoş gezen tipler var " almanya battı " diyor millet almanyada acından ölüyor, avrupada raflar boş gibi sözler ediyorlarsada KRALLARI mercedes tercih ediyor.
Turkiye deki varoşlarin eziklikleri gerçekten gına getirdi artık.
Varoşun babası açlıktan almanya ya kaçıp , alman ekmeği ile doyup tekrar geri geldiğinde , kendini doyurup büyüten ülkesini tüm ezikliği ile kötülüyor
Bana göre bu varoş hanzolar insan bile değil. Kanı bozuk , sütü bozk , sonradan görme , ezik , çiğ yurtsuz , uyumsuz tipler.
Üstüne alınma dine m ne .... hahahahaha
dine mine ne
24-12-2022, 18:21
Samimiyetsizliğiniz içler acısı. Dövizden mi yoksa sıcak paradan mı endişe ettiğiniz de belli değil. Muhalefetinizin yozlaşması samimiyetsizliğinizden kaynaklanıyor. Yozlaşmış faşizminizle insanlara ve yakınlarına hakaret ederek bir yere varamazsınız.
Ekonomi ile alakası yok, ürettiği kadar almanyanın da borç içinde olduğu ve zengini olduğu kadar açlık sınırında yaşayan bir topluma da sahip olduğu bir gerçektir. Sorunumuz sistemin işçisini yoksulluğa itmesi ve faiz aktarımı sebebiyle asgari ücret üzerinden sömürmesidir. Açlıktan yeni bir alan arayan insanların göçünü anlamak için önce insan olmanın ne demek olduğunu anlamak gerekir ki bu da insan olmanın ne demek olduğunu anlamayan faşistler için elbette anlaşılmaz bir şeydir.
Bu sizin "doğallığınızdır" ve bu yüzden diyalektik olarak tepki veriyorsunuz ve "doğal olmayan" faizden söz edilmesi karşısında insanlık dışı yöntemlerinizle konuyu zayıflatmaya çalışıyorsunuz. Konuyu siyaset üzerinden itibarsızlaştırma gayretiniz, işçiye çekiç fırlatmakla eşdeğerdir. Sizin tek endişeniz " faiz " konusunun anlaşılmaz kalmasıdır. Tek endişeniz bu.
Kukla şovunuzu bana yutturamazsınız. Dindar ezikliğinizle milletin malına göz dikmiş baronların çözüm odaklı edebiyatıyla bana özgürlük okumaya kalkmayın. Babasının işlevini kapı sensoru misali gören, özgürlük felsefesini yutmuş, içi koyunlaşmış, boşalmış ve ürkekleşmiş, malına bile göz diktirmiş bir adama ne anlatılabilir?.
Saçmalıklarınızdan nasıl rahatsız olayım ki? Baronların yönetimi adına malından vaz geçmiş Koyun olmuş robotun tekisiniz. Tam da onların istediği gibisiniz, yatırımcı gelmiyor söyleminizle, işçinin ekmeğinden kaymağını çalmak isteyen efendilerinize öncü olmanın koyunluğunu yaşıyorsunuz. Eğer siyasete girmekte istiyorsanız, Türkiye artık eski "Türkiye" değil.
AKP de Çin gibi taktiksel bir yöntem olarak zoraki kapitalist akışla güçlendi ve artık halkın yararına olacak şekilde faiz anlayışından kendini kurtarmak istiyor, hepsi bu. Mesele ekonimik döviz felan değil. Mesele ülkeyi kimin yöneteceğidir.
Asıl soru, efendilerinin çıkarlarının mı yoksa halkın çıkarlarının mı öncelikli olacağıdır. Efendilerinin idari gücü adına hareket eden yapay zekaya sahip içi boş "aptal" robotların söylenenleri anlaması pek olası değildir. Üzücü olan sizin hakaretleriniz değil, üzücü olan sizin koyun olmanız.
Dinemine
Faiz der durursun
Sana gerçek hayatla ilgili bir soru
Teorileri bir kenara bırakalım
İki yıl önce kredi kullandım faiz 1,52
İki ay önce kredi kullandım faiz 2,34
Bu durumu anlatabilirmisin
Faizler düşerken neden yükselir
dmn denen erkek orosbusu
tescilli saray soytarısı trol olduğun için sana böyle hitap ediyorum
Müteşebbis A, sıfır sermaye ile reel sektöre girsin.
X kadar kredi kullansın. Ekonomik faaliyeti sonunda krediyi+faizini ödesin kalanını kar diye cebine koysun.
Müteşebbis B, x kadar sermaye ile aynı sektöre girsin.
Ekonomik faaliyeti sonunda x kadar sermayesini kenara koysun. Kalan kârı ne kadardır.
Soru bu kadar.
Basit aritmetikle çözülebilecek bu soruyu dürüstçe cevaplarsan erkek orosbuluğundan ibineliğe terfi ettirecem seni.
Hadi lan Bi tık dürüst olmayı dene. Orrosbu seni.
Müteşebbis a ile b'nin kârları ne kadardır.
ilahimasal
25-12-2022, 11:22
" Türkiye artık eski "Türkiye" değil.
AKP de Çin gibi taktiksel "
Farkindamisin ! Senden başka partizan yok bu forumda.
Sana bir tavsiye , o trolluğünu yaptığın örgütünü aynı feto ve liberaller gibi yapacaklar. Fazla partizanlık yapma derim. Sonradan kıvırma potansiyeli olan bir geleneğe sahipsiniz.
Hatta , belkide bir kaç sene sonra bizlere akp lisiniz diyebilirsiniz. Fetoyu yalayanların kişiliksizlik sınırları o kadar genişki , bizlere fetocusunuz diyerek sıyrılma çabaları hepimizin malumu , o.rrrr.osbu diye boşuna denmiyor size.
Orrrrr...rossssbusunuz.
Türkiye de , ucuz işci ve fakirlestirme politikası uygulanıyor. Bak yukarıda altın ile alakalı bir ıstatistik verilmiş. Biz ona VERİ diyoruz.
Dışardan getirilen ucuz işci istatistiklerinede bak.
Bunları görüpte halen karektersizce kapitalizmi savunup banada " faşist" diyorsun.
Faşistin ne demek olduğunu biliyonmu lan sen.
Anlatırizda , soyuna sopuna atıf yapmak zorunda kalırım.
dine mine ne
25-12-2022, 23:11
Dinemine
Sana gerçek hayatla ilgili bir soru
Sevgili marcos
O sizin gerçeklik dediğiniz aritmetik değer=kâr=faiz teorisyenlerinin dünyası. Faiz talebinin sistemin doğal bir yapısı olduğunu iddia ederek sizi yanıltan onlar, ben değilim. Dolayısıyla benim için sorunuz hiçbir anlam ifade etmiyor, çünkü hakikatle hiçbir ilgisi yok.
dine mine ne
25-12-2022, 23:33
Bu tür hesaplama hataları haklarımızdan mahrum kalmamıza neden olmuştur, çünkü kârların genelleştirilmesi yanlış bilgilere dayalıdır. Bu saçmalık, matematiksel gerçeklerden sapmasına rağmen devlet tarafından vergi politikasıyla uygulanmıştır. Dolayısıyla bu yanlıştan siz gibiler sorumludur.
Önemli olan, faiz ile kâr arasında ayrım yapmadığınızı ve devletin bu nedenle tasmasını boynumuza geçirebildiğini fark etmenizdir. Kendimizi bu tasmadan kurtarmak için bu farkı anlamanız gerekiyor, bunu anlamadan bu sistemin vergi ve kiralarına karşı mücadele yürütülemez. Yanlış olan açığa çıkarılmaz ve akıl tarafından anlaşılmazsa, hiçbir hesaplama işe yaramaz.
Artı değer = kâr = faiz gibi ifadeler bu sistemin yıkım adına bürokratik davranışlarını pekiştiren ifadelerdir ve çözümleri de ifadeleri gibi gerçekliğe tekabül etmemektedir. Sistemi haklı çıkarmak ve meşrulaştırmak ve sonra da onu yıkmaya çalışmak aptallıktır. Eğer sistemin hatası doğal değilse, ki değildir, o zaman doğru olamaz ve hatası bulunup düzeltilebilir, konu bu kadar kolaydır. Gerisi sadece laf salatası.
dine mine ne
25-12-2022, 23:47
Yarı gerçekler doğru olmaz, kendinizi kandırmayın, sistemi eleştirmek istiyorsanız, sistemi oraya buraya indirgemeden kendisini eleştirin, aksi takdirde bu hatayla sadece kendinizi kandırmış olursunuz. Eğer bunu anlayamıyorsanız, o zaman dindar tutumunuzla ilgili bir sorununuz var demektir. Ben düşüncelerimde özgür bir insanım ve sizin bu dindar tavrınız beni ilgilendirmiyor. Görüşlerinize ve değerlendirmelerinize katılmak zorunda değilim ve hakaretleriniz de bunu değiştirmeyecektir. Eğer hakikat tarafsızlığı gerektiriyorsa, duruma ve koşullara bağlı olarak tarafsızlığımı göstermeye devam edeceğim.
Atatürk mason ise mason, faşist değilse değil.
Ve eğer bir parti yaptıklarıyla (sisteme göre) ortadaysa, ben de onu o koşullara göre değerlendiririm. Bunun partizanlıkla alakası yok. Şuna ya da buna karşı bir yargıda bulunmuyorum ve kin gütmüyorum, o halde hangi partizanlıktan bahsediyorsunuz? Muhalefete göre Akp öne çıkıyorsa ne yapayım, Akp var diye muhalefeti beğenmek zorunda mıyım? Hırsız, diktatör, eh bu sistemde sen nesin? O neyse sende ayni pisliksin. Ama en azından diğer adam bir şeyler yapıyor diyorum hepsi bu. Yaptığı şey kötüyse, bunu formüle etmek yeterli değil, formülasyonlar göreceli bakış açısıdır, bu yüzden söylediklerini kanıtlamak zorundalar, çünkü onlarda orada bu milletin parasıyla oturuyorlar, tek söylediğim bu, bunun nesi kötü, nesi yanlış?. Daha iyisi gelse benim için değişim sorun olmaz ama ne yazık ki bu insanların hepsi chp genel başkanı tarafından ayıklandı.
Nerede Pekşenoğlu gibi adamlar, nerede parti kurucuları, neden chp'den ayrıldılar...?
Madem suçluyorsunuz, cevap verin.
Dmn denen küçük orosbu
Bırak boş yapmayı
İki müteşebbis var
Aynı sektörde aynı miktar yatırımla aynı süre ekonomik faaliyete bulunacak.
Birisi kredi kullanacak diğeri özsermayesiyle yatırım yapacak.
Aynı miktarda mı kâr ederler.
Kredi kullanan faiz gideri nedeniyle daha az kâr eder.
Kullanmayan diğerinin faiz gideri kadar daha fazla kâr eder.
Müteşebbisin kârı kapitalist sistemde teşebbüs emeğinin getirisi değildir.
Koyduğu sermayenin faiz getirisidir, kâr içinde gizlenmiş örtülmüştür.
Bu getiri artı değerin gaspıyla sağlanır.
Sermaye, bu gaspı olanaklı kılan otoritedir kapitalizmde. Ne üzerinden mülkiyet üzerinden.
O nedenle bu sisteme kapital-izm denir.
Kapitalist ne üretsem de insanlığa faydam olsun diye düşünmez. Ne üretirsem satarım diye bile düşünmez.
Daha fazlasını düşünür.
Koyduğum sermaye ile ne kadar artı değeri sömürebilirim diye düşünür.
Kapital, kapitalist, kapitalizm, faiz, artı değer, emek-değer, emeğin ücret adı altında metalaşması, ortalama toplumsal emek gibi kavramları, bu kavramların soyutlama süreçlerini ve somutdaki karşılıklarını algılayacak ne zekan ne dürüstlüğün yok.
Tüm bu süreç ise mülkiyet ile mümkün olur.
Mülkiyet arşidir, otoritedir.
Ne arşi ne de mülk kavramına dair kırıntı kadar fikrin bile yok.
Sen an-arşistsin ya
Değilsin. Sen deist de değilsin.
Sen her durumda herşey olabilen ar damarı çatlamış kaşar Bi forum orosbususun.
ilahimasal
26-12-2022, 11:46
" Muhalefete göre Akp öne çıkıyorsa ne yapayım, Akp var diye muhalefeti beğenmek zorunda mıyım"
Partizansın işte.
La hödük , anarşistim diyorsun, parti kıyaslayıp , taraf işaret ediyorsun.
Sen daha partizanlıktan kurtulamamışsın , anlamadığın olgular üzerinden fikirler uyduruyorsun.
Anarşizmi bende anlamam , fikir beyan etmekten itina ile cekinir ve bilen kişilerin bu konular üzerine yazdiklarini okuyup kendime değerlendiririm.
Kapitalizmin içinde yuvalanip , faiz kâr gibi kapitalizmin özü olan değerlerini ayrıştırmaya uğraşıyorsun. Et tırnak onlar.
Kapitalizm trenine binmişsin hem cam kenari hem en onden yer talep ediyorsun. Yetmezmiş gibi sözde treni elestiriyorsun.
Ya o trene binmeyeceksin yada onların sana verdiği koltukta yolculuğuna devam ediceksin.
O trenin sistemi bu sömürü, sınıf, faiz , KÂR, falan filan işte.
Daha bu basit durumu anlamaktan acizsin. Trende , trenin sahiplerinden cam kenarı olsun , en on diyip duruyorsun. Trenin sahipleri seni trenin en son vagonuna atar dikkat et. Yadaaa yalaka partizan tavrını devam ettir sanada sınıfsal ödülünü versinler.
Biraz dürüst olsan , partizan olmasan , çıkarcı ve aptal olmasan daha değişik sohbet olur ama yok sen inatla buna devam ediyorsun.
Faiz bitince sorunlar bitermiş. Sieeee derler.
O treni kabullenmişsin.
Bak burada çok yetkin kişiler var. Kibir yapma , sor onlara. Dötünden element uydurup durma.
Sevgili marcos
O sizin gerçeklik dediğiniz aritmetik değer=kâr=faiz teorisyenlerinin dünyası. Faiz talebinin sistemin doğal bir yapısı olduğunu iddia ederek sizi yanıltan onlar, ben değilim. Dolayısıyla benim için sorunuz hiçbir anlam ifade etmiyor, çünkü hakikatle hiçbir ilgisi yok.
Farazi örnek vermedim
Faizle mücadeleden önce ödediğim faiz ile mücadeleden sonra ödediğim faiz gayet hakikat
Bankaların küçük esnafa ve tüketiciye kredi sağlamakta neden zorlandığını piyasaya neden para süremediğini anlamıyorsanız faizden boşuna bahsediyorsunuz.
dine mine ne
04-01-2023, 20:25
Aynı sektörde aynı miktar yatırımla aynı süre ekonomik faaliyete bulunacak.
Birisi kredi kullanacak diğeri özsermayesiyle yatırım yapacak.
Aynı miktarda mı kâr ederler.
Kredi kullanan faiz gideri nedeniyle daha az kâr eder.
Kullanmayan diğerinin faiz gideri kadar daha fazla kâr eder.
Müteşebbisin kârı kapitalist sistemde teşebbüs emeğinin getirisi değildir.
Koyduğu sermayenin faiz getirisidir, kâr içinde gizlenmiş örtülmüştür.
Bu getiri artı değerin gaspıyla sağlanır.
Sermaye, bu gaspı olanaklı kılan otoritedir kapitalizmde. Ne üzerinden mülkiyet üzerinden.
O nedenle bu sisteme kapital-izm denir.
Kredi derken tıpkı Marksistler gibi siz de yanılıyorsunuz. Ekonomik eylem dediğiniz diyalektiktir bu da kâr ve zararla ilşkilidir ancak krediler peşinen kâr talebiyle sürecin diyalektik doğasını görmezden gelir. Bu gerçeği görmezden gelirseniz, sistemi anlayamaz ve dolayısıyla sorunu ortadan kaldırma şansımız da olmaz. Faiz, nedensel etkisiyle maddi gerçekliğe kıyasla sahte bir gerçeklik yaratır. Ben, nedenin kendisinden bahsederken, siz icat edilmiş bir gerçekliğin etkisinden bahsediyorsunuz, bu yüzden beni anlamıyorsunuz. Faizin gerçeklik üzerinde bir etkisi evet vardır, ancak din gibi o da bir icatsa ve maddi dünyadaki salt varlığıyla (emek olmaksızın) """materyalist realiteyi"""" etkileyemiyorsa, o zaman sadece bir insan icadı olduğu söylenebilir.
Dinlerin de etkisi vardır, ancak bu onların icat edilmediği anlamına gelmez. Aynı şekilde faizi de düşünebilirsiniz. Soyut bir sorunun etkisi değiştirilebilir olmalıdır. Sosyalizm, özel mülkiyetin kaldırılması ve tüm kaynakların devlet tarafından yönetilmesi gibi çok daha radikal bir ekonomik sistemi öngörür. Eğer faizsiz bir serbest piyasa, insanlar arasında dağılım ve paylaşım sağlarsa, sosyalizme ihtiyaç duyulmaz.
Artı değer, kapitalizm, emek gücünün kullanılması, kiralanması. Evet, ama bu sosyalizm ve komünizm için de geçerlidir, çünkü emeğin artı değeri olmadan, değiş tokuş edilecek ne olabilir ki? Bu nedenle artı değeri her daim emekle ilişkili olarak analiz etmek gerekir.
Mülkiyetin getirisi dediğiniz her neyse materyalizm anlayışınızla uyumlu mudur? Eğer değilse, o zaman mülkle ilgili telaşınız nedir? Edebiyat uğruna neden dinselleşiyorsunuz? Burada neyi tartışıyoruz, kabul edileni mi yoksa gerçekliğin nasıl olması gerektiğini mi? Mülkiyet sözde kendiliğinden üreyebiliyorsa, bu sizin materyalizm anlayışınızla çelişmeli ve bu nedenle nasıl olması gerektiğini tartışabilmeliyiz.
Faizin kaynağı yoktur, kendinizi kandırmayın. Faizin kaynağı emek değildir çünkü faiz emek olmaksızın kâr elde etmek demektir. Bunu anlamakta güçlük çekmenizin sebebi nedir? Bir ev kendiliğininden bir daire yaratmaz, her şeyi ortaya çıkaran emektir, Sermayenin ölü bir madde olduğunun farkında mısınız?
Bu nedenle artı değer, üretim sürecinde üretilen bir malın piyasa değerinin, mali üretmek için harcanan sermaye miktarından daha yüksek olmasıdır. Faiz ise, borç verilirken borçlu tarafından ödenmesi gereken, borç verilen miktarın üzerinde bir meblağdır. Artı değer ile faiz arasında doğrudan bir ilişki yoktur, ancak ikisi de ekonomik faaliyetlerle ilgili kavramlardır.
Doğru neyse odur, doğrunun yolu, sistemi olmaz, dinlerde aldatıcı bir etkiye sahiptirler, aynı şey gücün anahtarı olan faiz için de geçerlidir. Her ikisi de etkisini (gücünü) borç duygusu üzerinden gerçekleştirir. Bu nedenle bu soyut sorunların etkileri ancak anlayışla giderilebilir. Dediğim gibi, bu bir sistemle aşılabilecek bir sorun değildir, çünkü artı değer her zaman emeğin bir bileşeni olarak kalacaktır, ikisi ayrılmaz bir bütündür. Kendinizi kandırmayın.
Faizin olmadığı yerde paranın gücü yoktur, bu cümlenin felsefesini yapmadan oligarşiyi düşünüyorsunuz. Deniz gibidir, piyasa da dalga yapısı itibariyle öngörülemez ve diyalektiktir. Her zaman hareket halindedir, bazen dalgalar yığılabilir, ancak tekrar azalmaları kaçınılmazdır. Girişimciler piyasada böyledir. Kazanabilirler ama Musk gibi bir yılda 200 milyar da kaybedebilirler. Reel sektördeki girişimcilerin yalnızca emek yoluyla birike bilen sermayesi sorun değildir. Denizin dalgaları gibi, az çok dibe de gidebilirler. Piyasadan bağımsız olarak krediler yoluyla sermayelerinin sürekli büyümesi, sabit faiz geliri beklentisinden kaynaklanmaktadır.
Tasarruf edilen para, dolaşımdan çekilmemesi için pozitif bir faiz oranıyla ödüllendirilir ve bu saçmalık paraya hayat ve güç verir. Buradaki saçmalık, emeğin/reel sektörün artı değerine ek bir değer daha eklenmesidir. Hiç kimse zamanı öne çekerek ve emeğin üzerinde olan bu ek "değerin/faizin" yüzde 100'ü aştığının ve herhangi bir emek değerine sahip olamayacağının farkına varmıyor.
Ve bu emeğin değerini aşan talepler parasal döngüde sürekli ödüllendirildiği ve kendiliğinden çoğaldığı için, bize borçlu olduğumuz söyleniyor. Diyalektik veliaht prensiniz Marx, para dolaşımındaki bu hatayı neden görmedi, neden bu doğal olmayan para birikimini eleştirmedi ve negatif faizle düzeltmedi? Bırakın en başta neden bu "kısmı rezerv sistemini" görmezden geldi? Kırk yıl boyunca paraya odaklanmış bir adamın böyle aptalca bir hata yapması normal mi? Kızınca kızdı oluyor, neden?. Diyalektik yöntem bir plan yol uğruna uygulanmıyorsa bir işe yaramıyorsa bu benim suçum mu? Bu nednele Marxa aşık olmayı bırakın, gözlerinizi açın, etrafınıza bakın ve mülkiyetin mülke yol açmadığını anlayın. Mülke mülk katan neyse ona odaklanın. Yoksa ilahi yolunuza iyi geceler size de iyi rüyalar dilerim. Son olarak iki cümleyle kısaca anarşizmden bahsetmek istiyorum. Anarşi bir sistemin sürekliliği değildir, hiyerarşinin karşıtı da hetararşidir. Bu da işte tıpkı deniz gibi özgür olmalıdır.
dine mine ne
04-01-2023, 20:29
Bankaların küçük esnafa ve tüketiciye kredi sağlamakta neden zorlandığını piyasaya neden para süremediğini anlamıyorsanız faizden boşuna bahsediyorsunuz.
Bankaların kredi sıkışıklığı yaşamasının birçok nedeni var. Bunun bir nedeni, çok fazla riskli kredi almış olmaları ve şimdi bunları geri ödemekte zorlanıyor olmaları olabilir. Bu durum, yeni kredi vermek için daha az paraya sahip olmalarına yol açabilir ve bu da kredi vermelerini kısıtlar.
Bir başka neden de, beklenenden daha az kârlı olduğu ortaya çıkan kötü yatırımlara yatırım yapmış olmaları olabilir. Bu, daha az paraya sahip oldukları ve kredi verme konusunda daha temkinli oldukları anlamına gelebilir.
Ekonomik zorluklar veya durgunluklar da kredi talebinin düşmesi ve borçluların kredilerini geri ödemekte zorluk çekeceklerinden korkmaları nedeniyle bankaların kredi vermesini zorlaştırabilir.
Son olarak, hükümet düzenlemeleri de bankaların kredi vermedeki zorluklarına katkıda bulunabilir. Daha sıkı düzenlemeler bankaların kredi verme konusunda daha temkinli davranmalarına ve kredi vermeden önce borçlulardan daha fazla teminat istemelerine yol açabilir.
Dinemine
Türkiye bazında nedeni belli.Aynı senin düşüncelerini ortaya atan biri kendini ve çevresini zenginleştirip ülkeyi sefalate sürükledi.Faiz üzerinden sermayeye yön verdi.Böylece burjuvazi oligarkların karşısında geri çekildi.O oligarklar ele geçirdikleri sermayeyi batının bankalarına yatırdı.Türk bankalarında TL eridikçe eridi.Ve bankalarda rezerv olmayınca piyasa boş kaldı.
Türkiye bazında düşünün üretim endeksli olmayan bir piyasa para rezervine muhtaçtır.Son yirmi yılda tarım ve ona bağlı üretimde sonlanınca çıkan sonuç ortada.Artık ne üretim var ne sermaye ortada burjuvazide olmadığına göre ülkenin bu cendereden çıkması imkansız.
Benim ortaya koyduklarımın Marksizmle ilişiği yok hatta tam tersi.Sonuçta bir aygıt kullanıyorsanız onu kuralları çerçevesinde kullanırsınız aksi taktirde ya aygıtı bozarsınız yada kendinizi yaralarsınız.
Paranın üretim üzerinde egemen olduğu finans sistemi Marks zamanında kurumsallaşmadı o nedenle Marksın finans kapital veya mali sermaye üzerinden faiz, banka sermayesi, sanayi ilişkisini derinlemesine incelemesi beklenemez.Bu konuda eleştiriler daha çok Lenine aittir.Sizin ortaya attiğiniz görüşlerde daha çok Ludwigin görüşlerine benziyorki bu yöntem yada yöntemsizlik açıkca bilimi bilimsel olmayı ret etmektir.
dine mine ne
06-01-2023, 15:37
Dinemine
Türkiye bazında nedeni belli.Aynı senin düşüncelerini ortaya atan biri kendini ve çevresini zenginleştirip ülkeyi sefalate sürükledi.Faiz üzerinden sermayeye yön verdi.Böylece burjuvazi oligarkların karşısında geri çekildi.O oligarklar ele geçirdikleri sermayeyi batının bankalarına yatırdı.Türk bankalarında TL eridikçe eridi.Ve bankalarda rezerv olmayınca piyasa boş kaldı.
Türkiye bazında düşünün üretim endeksli olmayan bir piyasa para rezervine muhtaçtır.Son yirmi yılda tarım ve ona bağlı üretimde sonlanınca çıkan sonuç ortada.Artık ne üretim var ne sermaye ortada burjuvazide olmadığına göre ülkenin bu cendereden çıkması imkansız.
Benim ortaya koyduklarımın Marksizmle ilişiği yok hatta tam tersi.Sonuçta bir aygıt kullanıyorsanız onu kuralları çerçevesinde kullanırsınız aksi taktirde ya aygıtı bozarsınız yada kendinizi yaralarsınız.
Paranın üretim üzerinde egemen olduğu finans sistemi Marks zamanında kurumsallaşmadı o nedenle Marksın finans kapital veya mali sermaye üzerinden faiz, banka sermayesi, sanayi ilişkisini derinlemesine incelemesi beklenemez.Bu konuda eleştiriler daha çok Lenine aittir.Sizin ortaya attiğiniz görüşlerde daha çok Ludwigin görüşlerine benziyorki bu yöntem yada yöntemsizlik açıkca bilimi bilimsel olmayı ret etmektir.
Faizin piyasa kontrol aracı olduğu konusunda kesinlikle haklısınız, ancak bildiğimiz gibi bu adaletsiz bir dağılıma yol açmaktadır. Evet, faiz olmadan küresel pazarda rekabet etmek zordur. Piyasa değeri, gerçeklerden ziyade bir inanç meselesi haline gelmiş ve tek bir siyasi karar bile, paranın değerini düşürmeye yetebilmektedir. Sosyalist fikir, adaletsiz dağıtımları önlemek için ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, faize karşı bir tutum faizi reddetme girişimi olarak yorumlanabiliyorsa, sizin bakış açınızdan burada eleştirilecek ne olabilir?.
Ülkede, yeni sanayi alanlarına yatırımlar gerçekleştirilmiş ve halen yürütülmektedir. Eğer partizan burjuvazi, ulusal konularda bile birlik gösterememesi nedeniyle mahkemelere başvurup projeleri reddetmeseydi, fazlası bile gerçekleştirilebilirdi. Oligarklar, ülkelerinin ekonomisi ve siyaseti üzerinde büyük etkisi olan zengin ve güçlü işadamlarıdır; girişimciler ise öncelikle işlerini yürütmeye odaklanır ve siyasi konularla daha az ilgilenir. İnsan hakları bahanesiyle bu oligarkları desteklemeye çalışanları görüyoruz. Hükümet ise bu tür insanları dikkate almadığını ve onlar tarafından yönlendirilmediğini birçok kez kanıtlamıştır, gerisi sadece medyanın retorik kelime oyunlarıdır.
Sosyalist ülkelerin aşırı borçlanmasının birinci temel nedeni, sosyal ve ekonomik programları pahalı borçlarla finanse etmeleriydi. Bu programlar pahalıya mal olmuş ve hızla artan borç, sonunda mevcut kapasiteyi aşmıştır. Birçok sosyalist ülke, kapitalizmin aleyhine sosyal ve ekonomik programlar uygulamış ve bu programlar onlara pahalıya mal olmuştur. Çünkü özel sektörden yeterince gelir elde edemiyorlardı. Ancak Türkiye, o kadar bir sorun yaşamıyor çünkü yatırımlarını kimseyi dinlemeksizin gerçekleştirebiliyor. Kapitalist sistemde, sermayenin geri çekilmesi normaldir. Katar ile ilişkiler, bu aşamada meyvelerini vermiştir. Hükümet çin misali başlamış, ancak şimdi , ülke ekonomisinin yeterince güçlü olduğuna ve bu zorlukla yüzleşebileceğine inanıyor. Enflasyonun yüzde 20 oranında düştüğünü görüyoruz ve bence gerisi de bunu takip edecektir.
Kısmı rezerv sistemine de gelince, Bank of England'ın kuruluşundan bu yana para sistemi önemli ölçüde değişmiş olsa da, Marx'ın zamanında Bank of England "itibarı para", yani değeri belirli bir maddi karşılığı olmayan, para basma hakkına sahipti. Marx bu "itibarı para" sistemini eleştirmeli ve daha fazla analiz etmeliydi, ama bunun yerine şöyle der: """Kredi sisteminin ve kendisi için yarattığı araçların (itibarı para vb.) ayrıntılı bir analizi planımızın dışındadır. Burada sadece genel olarak kapitalist üretim tarzını karakterize etmek için gerekli olan birkaç noktayı vurgulayacağız. Biz burada sadece ticari krediler ve banka kredileri ile ilgileniyoruz. Gelişimi ile kamu kredisi arasındaki bağlantı göz ardı edilmektedir.""" Böyle bir saçmalık olabilir mi?. Mises bilimsel değil ama bu palyaçoluk bilimseldi öyle mi?.
Ludwig den kastiniz mises ise ben o cu bu cu degilim ki.
Bakiniz öncelikle, kapitalizm ve komünizmi karşılaştırmak istiyorsanız, muhtemelen serbest piyasa ekonomisi terimini de kullanmalısınız. Kapitalizm ve komünizm var ancak gerçek serbest piyasa ekonomileri yüzyıllardır mevcut değil. Eğer bir grup yüzyıllardır kredi yoluyla para yaratabilirken, diğerleri bunun için çalışmak zorunda kalıyorsa, serbest piyasa ekonomisinden söz edilebilir mi? Şimdi, eleştirenlerin her iki tarafının da sosyal adalet istediğini ya da en azından kendi sistemlerinin daha iyi olduğuna inandıklarını ve bu nedenle bize dayatılan bu hileli sistemleri karıştırdıklarını düşünebiliriz.
"Komünizmi savunanlar, komünizmin işçileri geliştiren ve yoksullara yardım eden bir ideoloji olduğunu düşünmüşler ve hala da öyle düşünüyorlar. Bu muhtemelen dünya tarihindeki en başarılı sahtekarlıktır ve milyonlarca insanı, komünizmin işbirliğine ve gerçekleştirilmesine dahil etmiştir. Muhtemelen bu sayının bir o kadarı da hayatına mal olmuştur. Komünizm, aynı para gücünün merkezileştirilmesinden başka bir şey değildir ve popüler komünist ifade olan "mülkiyet hırsızlıktır" burada ele alındığında, elbette çin misali onların mülkiyeti kastedilmemektedir.
Kapitalizmin savunucularıda, "serbest piyasa ekonomisi" ile dünyanın en büyük tekelini, yoktan para yaratmayı birbirine karıştırıyor. Küçük bir grup insanın işaret parmağıyla bilgisayar klavyesine yazdığı kredi parası için, 6 ila 7 milyar insanın çalıştığı bir ekonomik sistemi savunmanın gerekli olduğuna inanıyorlar.
Bu iki sahtekâr ideolojiden hangisinin daha fazla acıya neden olduğu ve daha fazla cana mal olduğu konusunda kesin bir yargıya varmak zordur. Komünist sistemde, devletin gücü aşılır ve bu gerçek inkar edilemez. Bu sistemde, tüm mülkiyet devlet tarafından kontrol edilecektir, ancak devlet yine zaten ona sahip olan aynı kişilere ait olacaktır ve bu durumda devlet mülkiyeti, bizim değil, başkalarının kontrolü altında olacaktır. Ancak bu yanlış fikirlerin bize nasıl ve kimler tarafından aşılandığını anlamak ve sonra da bunları birbirleriyle karşılaştırmak için öncelikle bize sunulan ekonomik teorileri incelemek gerekir.
Büyük monetarist ve ekonomik fikir ve teorilerin (en azından bizim için, tabandan gelenler için) tamamen yanlış olması sadece bir tesadüf olabilir mi?
Keynescilik, dünyayı borçlandırmaya yol açarken propaganda makinesi doğruluk havası yaratmaya çalışsa da, gerçekliğe uymayan sayı oyunlari gerçekten gülünçtür. Keynes, bir kriz durumunda devletin müdahale etmesi ve borçlanması gerektiğini söylemiş ancak devletin bunu "özel" merkez bankası aracılığıyla yapması gerektiği gerçeğini unutmuştur. Devletin borçlarını halkından vergi kullanarak tahsil etmesi gerektiği gerçeği söylenmemiş olması, sonuçta devletin babacılığını artırmasına ve nüfusun ekonomik özgürlüğünü kaybetmesine yol açmıştır.
Küreselleşme, dünyada devasa dengesizlikler yaratırken, komünizm geçmişte Rusya ve Çin'de insanlığa milyonlarca ölüm getirdi. Keynescilik de dünyayı borçlandırdı ve bu planın amacı buydu. Komünizm, kapitalizme alternatif olarak lanse edilerek, yeniden yükselişe geçmeye başladı çünkü kasıtlı olarak duvara toslatilan bir sisteme alternatif bir seçenek olarak görülüyor.
Bazılarına göre komünizmin başarısı için eksik olan tek şey devasa bir krizdir. David Rockefeller'ın söylediği şey tesadüf değildir."Dünyanın yeniden şekillenmesinin eşiğindeyiz, tek ihtiyacımız olan her şeyi kapsayan bir kriz ve uluslar yeni dünya düzenini kabul edecektir". Marksizm, paranın metalara ve metaların da tekrar paraya dönüştüğü (dolayısıyla formülü G - W - G'dir) baskın teoriydi, ancak ne yazık ki yazarlar paranın nereden geldiğiyle ilgilenmedi. Bu, Kapital III kitabından yapılan alıntıda açıkça görülebilir.
Alıntı:
"Kredi sisteminin ve kendisi için yarattığı araçların (kredi parası vb.) detaylı analizi planımızın dışında. Burada, genel olarak kapitalist üretim tarzının özellikleri için gerekli olan sadece birkaç nokta vurgulanacaktır. Biz burada sadece ticari ve banka kredileriyle ilgileniyoruz. Bunun gelişimi ile kamu kredisi arasındaki bağlantı göz ardı edilmiştir." Karl Marx, Das Kapital, Cilt 3, s. 413
Özel sektöre ait olan "Bank of England", sadece küçük bir kısmı altınla desteklenmesi gereken banknotlar çıkarma ayrıcalığına sahipti, ancak bu Marx ve Engels tarafından biliniyordu.
Bu durum aşağıdaki alıntıdan açıkça anlaşılmaktadır:
""""Banka, kasalarındaki metal yığınıyla karşılanmayan banknotlar ihraç ederek, sadece bir dolaşım aracı değil, aynı zamanda bu karşılanmayan banknotların nominal değeri üzerinden, kendisi için hayali de olsa ek bir sermayeyi temsil eden değer simgeleri de yaratır. Ve bu ek sermaye ona ek kâr getirir"""".
Bu alıntıdaki en güzeli ise "hayali sermaye" ifadesi, çünkü sorun burada yatıyor, bu "hayali sermaye" için ödenmesi gereken faiz maalesef oldukça gerçek, ki siz de bunu eleştirmiştiniz.
Ricardo'nun uzun zaman önce """özel"""" "Bank of England" sahiplerinin muazzam karlarını kınamış ve kamulaştırılmasını savunmuş olması, anlaşılan bizim iki "devrimcinin" gözünden kaçıvermiş.
Bir kapitalistin malzeme ve emek gücünü birleştirerek elde ettiği artı değerin işçi sınıfı üzerinde sömürü oluşturabileceğini açıklamak için 700 sayfalık bir kitap yazmak gerekli miydi? Kredi-para sahtekarlığını ortaya çıkarmak daha iyi olmaz mıydı? Bir grup insanın para yaratmayı ve HİÇBİR ŞEYDEN daha fazla faiz ve bileşik faiz kazanmayı başarırsa, bu grubun dünyadaki tüm varlıklara sahip olacağı gerçeğini açıklamak daha iyi olmaz mıydı?"
Marx "ahlaksız" tüccar sermayesi ve kapitalistleri şeytanlaştırdı, ancak ulusal bankanın faiz getiren sermayesini kasıtlı olarak görmezden geldi ve hatta savundu. Merkez bankasının, tabiri caizse "sahte para basma" iznine sahip olduğu ve bunun karşılığında faiz aldığı, devletin de genel vergiler yoluyla halktan faizi ile aldığı gerçek, bu denklemdeki asıl sorundur. Marx bu önemli konuya hiç girmek istemedi. Ayrıca, İngiltere Merkez Bankası'nın sadece küçük bir kısmı altınla desteklenmesi gereken banknotlar çıkarabildiği, bu bankanın da zaten para yaratma işlevine sahip olduğu ve özel ellerde bulunduğu konusunda hiçbir şey söylemedi."
ilahimasal
06-01-2023, 16:15
Dine mne
Kapitalizm ve serbest piyasa ekonomisini ayrştırıyorsun ya
Kapitalizm farklı
Serbest piyasa ekonomisi farklı diyorsun ya !
Madem öyle çok bilmiş söyle bakalım,
Kapitalizmin pratikleri ne ?
Serbest piyasa ekonomisinin pratikleri ne ?
Kalem kalem yaz bakalım buraya
Normal bir vatandaş olarak baktigim zaman ayrıştirdıgin bu iki kavram aynı şeylerdir diyorum.
Bak kapitalizmin pratiklerini buraya yazıyorum.
Aynı anda serbest piyasa ekonomisi zirvasınin pratiklerininde yazmis oluyorum.
Madde 1 özel mülkiyet
Madde 2 sermaye birikimi
Madde 3 ücretli emek
Madde 4 gönüllü takas
Madde 5 fiyat sistemi
Madde 6 rekabetçi pazar.
Madde 7 , bu amaç ve doğrultuların dışına çıkıldığı anda ,karşı çikana savaş acmak .
Bu son maddede savaş ekonomisi
Bak kapitalizmin özünü, pratiklerini yazdım.
Haydi sende şu ayrıştırarak tapındiğin " serbest piyasa ekonomisinin " özünü, pratiklerini yaz.
Hakikaten ne yazabilirsin merak ediyorum ?
Marxı eleştirecek kapasiten yok bundan vaz geç.
Elbetteki marx eleştirilir ama onu eleştirecek olan sen degilsin , pabucumun ekonomisti.
Faizde emek yokmuş ! Nasıl yok lan
Bankalarda , finans kurumlarında faiz ranti için emeğini ortaya koyan milyonlarca insan var.
Faiz kazanımı için emek harcamıyormu onlar?
Onlarınki emek deilse , nedir? Haram maram diye abuk subuk yazma , erkek şeysi .
dine mine ne
07-01-2023, 18:22
Benzerliklerin doğruluğu ve anlamlılığı, verilen nesnelerin özelliklerine ve benzerliklerin analiz edildiği özelliklere bağlı olarak değişebilir. Benzerliklerin doğruluğu ve anlamlılığı dikkatli bir şekilde analiz edilirse, benzerlik üzerinden doğru sonuçlar çıkarılabilir. Ancak, benzerlikler yanlış veya anlamsızsa, benzerlikten doğru sonuçlar çıkarılamaz.
Analoji, bir konunun anlaşılmasında benzerlikleri kullanarak yardımcı olmayı amaçlar, ancak bu benzerlikler bazen gerçekleri yansıtmamaya veya yanlış yorumlara yol açabilir. Örneğin, bir mülkün getirisini etkileyen faktörleri inceleyerek, mülkün getirisinin ne düzeyde olması beklenebileceğini tahmin etmeye yönelik benzerlikler kullanılsa da, bu benzerliklerin doğruluğu ve anlamlılığı dikkatli bir şekilde incelenmediğinde, doğru sonuçlara ulaşılamayabilir. Bu nedenle, analoji yoluyla çarpıtmanın ne anlama geldiği, benzerliklerin doğruluğu ve anlamlılığına bağlıdır.
Bu nedenle kendiliğinden mülkiyetin mülk getirisi mümkün olmadığı materyalist bir dünyanın gerçeğini analoji yoluyla çarpıtmanın bir anlamı yok.
Wörgl Para Girişimi, 1930'lardaki Büyük Buhran sırasında Avusturya'nın Wörgl kasabasında yapılan bir deneydi. Girişim, Wörgl Belediye Başkanı Michael Ünterguggenberger tarafından kasabanın ekonomisini canlandırmak ve istihdam yaratmak amacıyla başlatıldı. unterguggenberger "Schilling" adında yeni bir para biriminin kullanılmasını önerdi. Bu para birimi belediye tarafından çıkarılıyordu ve her ay küçük bir yüzde oranında ""negativ""faiz ödemesi gerekiyordu. Silinler şehirde mal ve hizmet satın almak için kullanılabiliyordu.
Deney çok başarılı oldu ve Wörgl'de ekonominin önemli ölçüde iyileşmesine yol açtı. Yeni işler yaratıldı, kentin altyapısı iyileştirildi ve kentteki yoksulluk azaltıldı. Worgl Para Girişimi, kapitalizme karşı bir model olarak görülüyordu. Ancak, Avusturya Merkez Bankası'nın itirazları nedeniyle yasadışı kabul edildi ve deney birkaç yıl sonra durduruldu.
Wörgl gibi erbest ekonomide zenginlik emekle artar çünkü bu, özel şirketlerin ve bireylerin kar elde etmek için birbirleriyle rekabet ettiği bir sistemdir. Eğer bir şirket ya da birey başarılı olur ve kar elde ederse, şirketin ya da bireyin serveti artar. Bunun nedeni, kârların yeni ürün veya hizmetler sunmak ya da kâr edebilecek başka şirketlere veya yatırımlara yatırım yapmak için yeniden yatırılmasıdır. Bu şekilde, ekonomik döngüye tekrar tekrar beslendiği ve kar elde edildiği için servet emek yoluyla artırılır. Yatırım ise, genellikle mal ve hizmet üretmek için gereken makine, ekipman ve diğer kaynaklar gibi üretim araçlarını satın almak için kullanıldığından, işgücü ile bağlantılıdır. Bu üretim araçları daha sonra emek tarafından işletmelerin sattığı mal ve hizmetleri üretmek için kullanılır. Bu nedenle işçilerin emeği, mal ve hizmet üretiminde ve dolayısıyla kar elde edilmesinde ve refahın artırılmasında önemli bir faktördür.
Ancak kapitalizmde servet, doğrudan emek sarf etmeden, örneğin faiz veya kira geliri gibi pasif gelir akışları yoluyla da artırılabilir. Bu durumlarda servet, servet sahibinin mal veya hizmet üretimine doğrudan katılımı olmaksızın varlık, kredi veya gayrimenkul sahipliği yoluyla artar.
Paranın dolaşımını artı faizle güvence altına almak kapitalizmdir.
"Negatif" faizle para dolaşımını güvence altına almak ise serbest ekonomidir = (wörgl).
Önemli olan Faiz oranının kararlılık dengesini ve çifte olasılığı değiştirebilmesidir. Faiz ""pozitif"" olduğunda (kapitalizm), bu durum borç veren için gelecekte faize eşit kredi olarak ölçülebilen ek fırsatlara yol açarken, borç alan için fırsatlar üzerinde yükümlülükler veya ölçülebilir kısıtlamalar yaratır. Öte yandan, faiz oranı "negatif" ise(serbest ekonomi), gelecekteki fırsatların ve ihtiyaçların dağılımı tersine döner, böylece borç alanın gelecekteki fırsatları borç verenin ihtiyaçları lehine artar. bu nedenle, faiz oranının kararlılık ve çifte olasılık dengesini değiştirebileceği ve etkileyebileceği bir durum söz konusudur. Negatifin güzelliği yani dengesi de doğası gereği diyalektik oluşuyla ilgilidir.
dine mine ne
07-01-2023, 20:35
Faizde emek yokmuş ! Nasıl yok lan
Bankalarda , finans kurumlarında faiz ranti için emeğini ortaya koyan milyonlarca insan var.
Faiz kazanımı için emek harcamıyormu onlar?
Onlarınki emek deilse , nedir? Haram maram diye abuk subuk yazma , erkek şeysi .
Kredi, bir mülkiyetin veya malın bir kişi veya kuruluşa belli bir süre için kullanım hakkı verilmesi amacıyla yapılan ücret ödemesi kapsamındaki bir anlaşmadır. Bu anlaşma, bankaların ticari faaliyetlerinden elde ettikleri gelirler ve müşterilerin arayışları açısından, bankaların kârlarını sadece müşterilerinden daha fazla iş talep etmelerinden kaynaklandigi gerçeğini değiştirmez.
Bu türden yanlış anlamaların meydana gelmesi, materyalist dünya görüşünün açıklığını azaltmakta ve bu nedenle de diğerlerine karşı ekstra bir çalışma yükünün ortaya çıkmasına yol açmaktadır.
ilahimasal
08-01-2023, 10:54
Emek adına, Banka çalışanlarından bahsettim . Kredi alanlanlarin o krediyi ödemek için sarf ettikleri emekten değil.
Negatif faiz , pozitif faiz ( ikiside kapitalizmin kendi değeri ve iç celiskisi)
Sana kapitalizmin pratiklerini yazdım. Sende , sana göre olan serbest piyasa ekonomisinin pratiğini yazdin
Neymiş o ?
Madde 1 Negatif faiz , hahahahahaha
Yokmu başka .
Seni köylü kurnazı seni , sana negatif faizle kredi verecekler sende gidip KÂR elde etmek için işletme kurucaksın öylemi?
O işletmede sömürmek için çalıştıracağın ücretli işçilerde negatif faizli kredi kullanmak ister , o zaman ne yapıcaksın. Sana negatif faizli kredi veren yer her nereyse onlarda KERİZ dimi ?
Sermaye birikimi ( madde 2) yapan , biriktirdigi sermayeyi sana neden versin ? Gider bankaya yatırıp faiz getirisi ister , mülk alıp kiraya verip , kira faizi elde eder.
Negatif faiz , RiSKDiR , neden böyle bir riske girsin ? Sor bakalım buradaki okurlara , kaç tanesi sana negatif faizle borç verir? Hilali ahmermiyim der !
Bırak saçmalamayı ve element uydurmayıda ,
Iddia ettigin serbest piyasa ekonomisinin pratiklerini YAZ
.
NEGATIF FAIZ diyip
Madde 1 özel mülkiyet
Madde 2 sermaye birikimi
Madde 3 ücretli emek
Madde 4 gönüllü takas
Madde 5 fiyat sistemi
Madde 6 rekabetçi pazar.
Madde 7 , bu amaç ve doğrultuların dışına çıkıldığı anda ,karşı çikana savaş acmak gibi kapitalizmin kendi değerlerini yok diyorsan o serbest piyasa ekonomisi nasıl işler olucak.
Serbest piyasa demek , devlet aygıtı bize karışmasın demektir. Pratikleride kapitalizmin pratikleridir. Kapitalizm devletten SERMAYEYI KORUMA KANUNLARI İSTER.
işime, sömürüme, fiyat belirlememe , rekabetime karışma der.
Açıktan söyleyebilirmisin bunları yok sayıyorum diyebilirmisin , bunlara karşıyım diyebilirmisin
Madde 1 özel mülkiyet
Madde 2 sermaye birikimi
Madde 3 ücretli emek
Madde 4 gönüllü takas
Madde 5 fiyat sistemi
Madde 6 rekabetçi pazar.
Madde 7 , bu amaç ve doğrultuların dışına çıkıldığı anda ,karşı çikana savaş acmak
Ben bunların tamamına karşıyım. Hadi sende karşıyım desene .
Karşı değilsen buz gibi KAPITALİST destekcisisin , küçük burjuvasın ancak kapitalizmin seçkinlerinden değilsin, senin gibi köylü kurnazıni içlerine almazlar.
dine mine ne
08-01-2023, 23:42
Serbest ekonomi, sömürü ve krizlerden arınmış bir ekonomik sistemdir. Amacı, sermaye faizi ve toprak rantı gibi kazanılmamış gelirlerin hukuk ve fırsat eşitliği temelinde ortadan kaldırılmasıdır. Bu hedefe ulaşmak için, kamu mülkiyeti ile para ve toprağın özel kullanımını kendi kendini kontrol eden bir piyasa ekonomisinde birleştirir. Ekonomik faaliyetin yönetim ilkesi, içindeki her bireyin eşit etkileşimidir. Bu sistemin hayata geçirilmesi, herkes için eşit özgürlük vaat etmektedir. Serbest ekonomi, faizden ve özel ellerde toprak rantından arındırılmış olan bir ekonomik sistemdir. Bu nedenle, kapitalizm ile aynı şey değildir.
Bu ilke aynı zamanda serbest ekonominin temel bir unsuru olmasına rağmen, serbest piyasa ekonomisi, insan emeğinin mümkün olan en iyi ve dolayısıyla en ekonomik şekilde kullanılmasını sağlar. Serbest ekonomi, sosyal bir piyasa ekonomisinin de mümkün olabileceğini ve hatta zorunlu olarak sosyal olması gerektiğini gösterir, çünkü adalet ilkeleri ekonomik alanda uygulanır.
Serbest ekonomi teorisinin temel amacı, çalışmadan gelir elde etmeyi imkansız hale getirmeyi hedeflemektedir. Bu tür bir gelir, kapitalizmde var olan sosyal adaletsizliğin temelini oluşturmaktadır. Bu fark, esasen faiz ve toprak rantı gibi gelirlerin, çalışmak zorunda olmayan ve dolayısıyla hak etmeyen az sayıda kişinin eline geçmesinden kaynaklanmaktadır.
Bu gelirin kısmı için başkaları tarafından çalışılması gerekir ve yasalarımıza göre siz bu gelirden yoksun kalmak zorundasınız ve sonuç olarak sömürülmüş olursunuz.Kazanılan her şey üç şekilde dağıtılır: ücretler, faiz ve toprak rantı. Ücretler, insan emeğinin doğrudan karşılığıdır. Faiz, ödünç alınan para sermayesi için yıllık tekrarlayan ödemelerdir, ödünç alınan miktarı çoktan aşsa bile ödenir.
Son olarak, toprak rantı, aynı miktarda emek ve sermaye kullanıldığında verimli bir toprağın daha az verimli bir topraktan elde ettiği ek gelirdir. Bu ek gelir, her yıl daha verimli toprağa sahip olan kişinin cebine akacaktır. Faiz ve toprak rantı, emek dışı gelirin bu iki biçimi, tüm zamanların sosyal sorunlarının nedenidir.
Komünizm sermaye ve toprağı kamulaştırmak ve böylece faiz ve toprak rantını halka aktarmak istediğinde, bireyin tasarruf özgürlüğünü ve dolayısıyla sosyalist devletlerin muzdarip olduğu acizliği yaratır: özel teşebbüsün öldürülmesi. Benim bahs ettigim ise, sadece kapitalizmin savunduğu özgürlük haklarını korumakla kalmaz, aynı zamanda eşitlik hakkını da hayata geçirir. Aynı zamanda, komünizmin "sınıfsız toplum" ile öngördüğü gibi, ekonomik alanda eşitlik hakkını da gerçekleştirir.
sistemde, faizin, haksız kısmının kaymağının alınması, devletin para sahibinden yinelenen bir yüzdelik para kullanım ücreti almasıyla sağlanır. Bu amaçla, nakit paraya, sahibinin ek bir ücret ödemesinden sonra her durumda uzatılan zaman sınırlı bir geçerlilik verilir; cari hesaplara negatif bir faiz oranı uygulanır, Para kullanım ücreti, paranın daha arzu edilir olduğu ve dolayısıyla satın alınabilir herhangi bir metadan daha değerli olduğu değere karşılık gelir. Paranın bu katma değeri özel para sahibine değil, genel kamuya aittir, çünkü parayı o değil genel kamu yaratmıştır. Para sahibi, parayı harcadığında veya ödünç verdiğinde ücretten kurtulabilir. Buna göre, para kredilerinin faizi sıfıra düşer. Borçlunun tüm vade boyunca faizsiz olarak yalnızca kredi tutarının tamamını geri ödemesi gerekir.
Bizde bu nedenle serbest piyasa modelli olarak adlandırılan kapitalizm sisteminin bir alternatifi olarak önerilen "özgür para" modelli hakkında tartışıyoruz. Bahs ettiğim model, para birimlerinin zaman içinde değer kaybetmesini öngören bir sistemdir. Böylece, insanlar para birimlerini biriktirme eğiliminde olmayacak ve bu sayede para dolaşımını hızlandıracak ve ekonomik büyümeyi teşvik edecektir.
BU özgür para modelli, kapitalizmin faktörlerinden biri olan para arzı ve talebinden farklıdır. Kapitalizmde para arzı genellikle merkez bankaları tarafından yönetilir ve para talebi genellikle üretim faaliyetleri ve tüketim harcamalarına göre değişir. Bahs ettiğim özgür para modelli ise para birimlerinin zaman içinde değer kaybetmesini öngören bir sistemdir, bu da para arzının ve talebinin yönetimini farklı bir şekilde ele alır. Sistemin genelini tartışmıyoruz ki ayrı bir pratiği olsun. Biz kapitalizmi kapitalizm yapan para arzının ve talebinin yönetim modelini tartışıyoruz.
ilahimasal
09-01-2023, 09:43
Tartışılan şey , senin " kapitalist değilim " "anarşistim " deme çelişkilerindir.
Bak forumda bir kişi ne diyor ? " Kapitalizm çok güzel " diyor. Bu kişi ile kapitalizm tartışılır ama senin gibi kafası karışık birisi ile bu konu tartışılmaz.
Bu durumda senin kafa karışıklığın tartışılır. Öncelikle nerede durduğuna karar ver.
mülkiyetci , pazarcı , ücretli köleci , sermayeci anarşistde nedir?
Takmışın faize, faiz üzerinden saçma sapan şeyler yazıyorsun.
Çalışmak üzerinden, PARA KAZANMAK ve ÜRETIM YAPMA konusunu iyi anlaman gerekir.
Çalışmadan para kazanmak yada kazanmamak gibi paraya endeksli konuşman senin kapitalist beyinli olduğunun itirafıdir.
Çalışmadan elbetteki ihtiyaçlar karşılanmaz. Çalışınca PARA KAZANMA yi değil, ihtiyacın olanı elde etmeyi , ihtiyacın kadar üretmeyi , kaynakları para kazanmak için değil, ihtiyaç için kullanmayı anlamadan şucu bucu olma zırvaları ile konuşman yersiz.
Sen para için konuşuyorsun. Kar için konuşuyorsun , kaynakları tüketmek için konuşuyorsun, para ile malik olmak için konuşuyorsun , buna KAPİTALIŹM deniyor.
Anarşist nedir önce onu öğren.
Bende çok bilmiyorum.
Git kaosa sor , o sana anlatsın. Abi de şu anarşizmi bana anlat , çok samimiyim de , sana emin ol anlatır. Ama sen erkek şeysi sohbeti yaptığın için .......
Sen kapitalizm taraftarısin boş yapma.
dine mine ne
09-01-2023, 20:26
Piyasa ekonomisi, kendi kendini kontrol etmeye ve geri bildirime dayalı bir tür kibernetik sistemdir. Ancak bu iki mekanizma uzun zamandır kapitalist şirketlerin, ve fiyat kartellerinin sarmaşıklarıyla büyümüş ve engellenmiştir. Gesell'in Doğal Ekonomik Düzen'i, piyasa ekonomisini olduğu gibi bırakan ve onu tekelci tuzaklardan kurtarmaya yönelik kapitalizme büyük bir karşı hamleydi. Bu yönüyle bir ekonomist olarak diğerlerinden farklı bir yerde durmaktadır.
Kaos gibileri ise piyasanın "anarşist" karakterinden korkar, tıpkı küçük çocukların Marx amcalarının duvara çizdiği öcüden korktukları gibi. Eğer kaos gibi bir serbest piyasaya sahip değilseniz, en iyi ihtimalle sözde bir anarşistsiniz demektir.
Onun ve Marksistlerin piyasa ekonomisini reddetmesi son derece anlaşılabilir bir durumdur çünkü onlar da sizin gibi kapitalizmi anlamamışlardır. Piyasa var olduğu sürece, üretimi ve ticareti yönlendirmek ve kontrol etmek istersiniz. Ancak gerçek bir anarşistin güç olarak gördüğü şey budur, bu yüzden her bireyin kendiliğindenliğini ve inisiyatifini savunur.
Özgür bir toplumu savunanlar, herkesi bir koşum takımına sokan planlı bir ekonomiye karşı çıkar.
Peygamberinizin sözde içi boş diyalektiği ise sadece sizin gibi dindarları kandırmaya yeter.
Marx gibi siz de üretimi ve ticareti yönlendirilmesini ve kontrol edilmesini istiyorsunuz çünkü diyalektiğe güvenmiyorsunuz, aynı davutoğlu, gül, merkel daha nice yeni dünyacılar gibi. Sizin için gücün birilerine verilmesi gerek. Bu güce direnirseniz derhal diktatör ilan edilir, komşunuz silahlandırılır ve her taraftan kuşatılırsınız.
Diyalektik materyalizm miş. Diyalektik düşünen bir kişi para politikasındaki hatayı görür ve Gesell gibi (positivi) varsa çözümü (negatif) faizde bulurdu.Adam negativi bilmez diyalektikçi olur. Mülkün mülk getirisini yedirir ama materyalist olur. Mülkiyetin mülkiyet geririsini araştırırken materyalist dünya görüşü basına nasıl yıkılmamış hayret doğrusu.
ilahimasal
09-01-2023, 21:31
Ekonomi dediğinde PARA varsa kapitalizm.
Parasız kafan basmıyorsa burada boş boş zırvalama.
Ekonomi PARA ilemi , ekonomi PARASIZMI işlemeli önce bunun seçimini yap sonra dıngirda.
O kadar partizan olmuşsunki , derdini siyasi ısimleri katmadan dile getiremiyorsun.
Kapitalizmde mutluluklar dilerim sana gerizekalı.
dine mine ne
10-01-2023, 21:05
Piyasaların özgürlüğünü kontrol etmek için diyalektik yöntemin uygulanamaması, sadece piyasanın kontrolünü kaybetmek istememekle açıklanamaz. Bu durumda para - salt bir değişim aracı olarak - canlı bir varlık olmadığı için sorumlu tutulamaz.