Orijinalini görmek için tıklayınız : Fransız Meclis önündeki vatandaşlarımızın hali
Arkadaşlar, Ermeni Yasası Fransız Meclisi'nden bugün geçti. Oylama sonucu şu şekilde gerçekleşmiştir: 129+125+063+019+000+106=442.
Ben oylamayı Fransız Meclisi'nin sabah saat 9.30 (TSİ 10:30) açılması itibariyle başından beri izledim. Bizim Türkler, sabah saat 7:00'de (Fransız Meclisi açılmadan önce, yani affedersiniz karga bokunu yemeden önce, yani yani henüz daha gün ağırmadan önce) Meclis önüne gelip içerdeki Fransız Milletvekillerini protesto etmişler. Fakat bizimkiler oraya adeta bir maç izler gibi gitmişler. Bir de şu var tabii ki: Televizyonlardan gördüğünüz gibi bizimkiler kuru bir kalabalık olmaktan öteye gitmemiş orada. Hemen hemen hepsi ya öğrenci ya da gurbetçi. Oradaki çoğu kişi başörtülüydü.
Tabii ki ben bunları söylerken, iğneyi kendimize batırıyorum. Bizimkiler Meclis önünde 5000 kişilik bir kuru kalabalık olarak sanki bir maça gider gibi henüz hava karanlıkken, sabah saat 7:00'de toplanmışlar. Oradaki vatandaşlarımızın durumu ortada. Yani oradaki vatandaşlarımızın Fransız Meclis'inde alınacak kararı değiştirme gibi herhangi bir gücü yoktu! Ama öğrnecisi okulunu bırakmış, gurbetçi işçi olan vatandaşlarımız ise günlük kıyafetleriyle işini-gücünü bırakmış oraya gelmiş. Oradaki başörtülü kadınlardan bunu anlamak zor değil. Anlamadığım şey ise, aşağıdaki Valerie Boyer'in çıkışından da görüleceği gibi oradaki vatandaşlarımızın Meclis'te alınacak kararı etkileme gibi bir güçleri yoktu.
Ha, şu olurdu: İyi bir lobi faaliyeti yürütebilen ve Meclis'teki karara etki edebilen birkaç Türk vatandaşımız olsaydı, o zaman durum lehimize dönüşebilirdi. Nitekim 5000 kişilik Türk topluluğuna karşılık Meclis'teki 30-35 kişilik Fransız milletvekili yasayı kolaylıkla geçirdi!
Boyer'den Türk göstericilere tepki
Yasa teklifini hazırlayan Fransız milletvekili: Türklerin bize ne yapacağımızı dayatmak istemesi kabul edilemez!
Fransa meclisi genel kurulunda bugün kabul edilen yasa teklifini kaleme alan iktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) Marsilya milletvekili Valerie Boyer, bugün meclis binası önünde gösteri yapan Türkler'e tepki gösterdi.
"DAYATMA KABUL EDİLEMEZ"
Meclisteki oylamadan sonra A.A. muhabirinin sorularını yanıtlayan Boyer, ''Türklerin meclis binasının önünde gösteri yapıp bize ne yapılacağını dayatmaları kabul edilemez. Bu alışık olmadığımız bir durum'' dedi.
''Örgütlenme ve gösteri yapma hakkının karşı mısınız?'' sorusunu yanıtlamayan Boyer, yine Türk yetkililerinin diplomatik ve ekonomik alanda yaptırım tehditlerinin kendisini ''şoke'' ettiğini söyledi.
''Türkiye'ye bir şey dayatmamız söz konusu değil'' ifadesini kullanan Fransız milletvekili, bu tür bir yasanın diğer AB ülkelerinde de geçtiğini ifade ederek, ''Bu Fransız meclisinin özgür iradesinde alınan bir karar'' diye konuştu.
''Bu yasa teklifi Türkiye'ye karşı değil'' diyen Boyer, Fransa'nın Türkiye ile ilişkilerine büyük önem verdiklerini söyledi. Boyer, özellikle ''AB kapısını çalan Türkiye'nin bu tepkisini anlamakta güçlük çektiğini'' ifade etti.
A.A. muhabirinin parlamentonun araştırma komisyonunun ''tarihin tarihçilere bırakılması, parlamentoların yasa yapmaması'' yolundaki soruyu yanıtlamaktan kaçınan Boyer, yine Fransız tarihçilerin yaptığı uyarıyla ilgili soruyu da cevap vermedi.
Kaynak: Boyer'den Türk göstericilere tepki (http://www.ensonhaber.com/bayerden-turk-gostericilere-tepki-2011-12-22.html), 22.12.2011, 15:28.
Tasarının mimarına öpücüklü kutlama
Bakan Patrick Ollier, tasarının mimarı Valerie Boyer'i öperek kutladı.
http://i.ensonhaber.com/resimler/diger/esh_36612.jpg
Bugün tüm gözler, "soykırımı inkar yasası" olarak bilinen, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddedilmesini suç sayan yasa teklifini parlamentoya sunan Valerie Boyer'deydi.
ÖPEREK KUTLADI
Fransız Ulusal Meclisi'nde kabul edilen "soykırımı inkar yasası"nın mimarı olan milletvekili Valerie Boyer'i ilk kutlayanlardan biri de Fransız hükümeti adına parlamento ile ilişkilerden sorumlu bakan Patrick Ollier idi. Fransız Bakan, Boyer'i öperek kutladı.
Kaynak: Tasarımın mimarına öpücüklü kutlama (http://www.ensonhaber.com/tasarinin-mimarina-opucuklu-kutlama-2011-12-22.html), 22.12.2011, 15:11.
Not: Bu haberlerde haber editörünün "Türkiyelilik" politikasını gütmesi yüzünden doğru yerlerde kullanılmayan "Fransa" ve "Fransız" kelimelerini yeniden düzenledim. Yani, normalde Türkçe'yi doğru düzgün kullanmayan hiçbir editöre iş verilmez ama, bu adamlar bu hatayı saçma bir politika yüzünden bile bile yapıyorlar.
Hangi millettensin?
Bildiğiniz gibi, Türkçe'de ikamet ettiğiniz herhangi bir yer için "-li, lu" eki kullanılır. Örneğin ben İstanbul'da oturduğum için, bana "Nerede oturuyorsunuz?" sorusu sorulursa, "İstanbul'da" derim. Ama bana "Nerelisiniz?" sorusunu sorsanız, "İstanbulluyum" derim. Ancak bana "Milliyetin (national) nedir?" sorusunu sorarsanız, "Türküm" derim. Çünkü bu sihirli kelime hepimizi aynı şemsiye altında toplar. Aynen şu şarkıdaki gibi.
http://www.youtube.com/watch?v=ytGmWgRwM_0 (http://www.youtube.com/watch?v=ytGmWgRwM_0)
Rihanna, bu şarkısının analizini yaparken, şarkı sözlerinin çok derin anlamlara sahip olduğunu söylüyor. Buna göre şarkıdaki "Under my umbrella, ella, ella, ey, ey, ey..." sözünün Tevrat'ta "Ellah", İncil'de "İlah" ve Kuran'da "Allah" olarak geçen Tanrı'nın olmadığı anlatılmak istenmiş. Tıpkı Penguen dergisinin çizeri Bahadır Baruter'in "Allah yok, din yalan!" dediği karikatüründeki gibi.
Fakat bu gerzekler, hiçbir dünya dilinde olmayan bir şeyi yapıyorlar ve "Türkiyeli" diyorlar. Siz bu kelimeyi Fransızca olarak söyleyin, ben de bu olaya Fransız kalacağıma, dolayısıyla size katılacağıma söz veriyorum.
Bu olay, Avrupa'nın göbeğinde yaşanmış en büyük siyasi soytarılıklardan biri olarak tarihe geçti. Bakalım daha neler göreceğiz. Umalım da Fransa'nın aptallığı bu yasayla sınırlı kalsın.
Bu olay, Avrupa'nın göbeğinde yaşanmış en büyük siyasi soytarılıklardan biri olarak tarihe geçti. Bakalım daha neler göreceğiz. Umalım da Fransa'nın aptallığı bu yasayla sınırlı kalsın.
Ben bu olay sonunda ortaya çıkan sonuçları Atatürk İlkeleri ve Inkilap Tarihi derslerimizdeki gibi sıralarsam, bu sonuçlar şunlardır:
1. Ne İşçi Partisi tarafından örgütlenen Talat Paşa Komitesi'nin, ne de Ustalık Dönemi'nde olduğunu iddia eden AKP'nin Fransa'ya karşı hiçbir yaptırım gücü olmadığı anlaşılmıştır.
2. Dış politikasında "Sıfır Sorun"u temel ilke olarak kabul eden AKP, ilk acı yenilgisi almıştır. Hem de Ustalık Dönemi'nde.
3. Yurtta ve dünyada önemli olanın, kemiyet (sayı) üstünlüğü değil, sayısı az da olsa nicelik olduğu ortaya çıkmıştır. Bu sonuç Batı Medeniyeti'ne göre şekillenmiştir.
Bu son sonuç ülkemizdeki politikaya da ışık tutmaktadır. Çünkü Fransız Meclisi'nden geçen kararı Meclis önünde toplanan 5000 kişilik Türk topluluğu değil, Meclis'teki 30-35 kişiden oluşan Fransız milletvekilleri almıştır.
Demek ki Doğu'nun geri kalmış toplumlarında kemiyet önemli iken (bkz. Türkiye'deki 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri'ne), Batı'da sayıca az ama nicelik bakımından etkin olan insan kalitesi önemlidir (bkz. Fransa Meclisi'ndeki 22.12.2011'de Meclis'ten geçirilen Soykırımı İnkar Yasası'na).
Firestorm
22-12-2011, 23:02
Nasl bir yaptırım uyguliyicaklar ki zaten ticaret haçmi turizim derken hiç bir şey yaptırımda bulunamazlar fransaya ki buda iyi olur her koşul altında fransanın tek hatası düşünceyi tamamen yasaklaması olmuş buda özgürlükler kapsamında yanlış bir adım düşünce doğru veya yanlış kısmı ile değil bir düşüncenin engellendiği ve cezalandırılmaya çalışıldığı yönünden bakarsanız durum böyledir.
Türkiye-Fransa Ticari ve Ekonomik İlişkileri
http://img840.imageshack.us/img840/7112/adszwau.png
Türkiye-Fransa dış ticaret hacmi 2008 yılında, bugüne kadar kaydedilen en yüksek değer olan 15,6 milyar dolar düzeyine ulaşmıştır. Ülkemiz ile Fransa arasındaki dış ticaret dengesi ülkemiz aleyhine seyretmektedir. Küresel ekonomik krizin olumsuz etkisi 2009 yılında ikili ticaret hacmi rakamlarına da yansımıştır. Diğer taraftan, 2009 yılında Fransa ile ikili ticarette yaşanan düşüş oranı dış ticaretimizdeki genel düşüş oranının altında kalmıştır.
2010 yılında da Fransa’nın Türkiye’ye ihracatı genel ihracat artışından, Fransa-Türkiye ticareti Fransa’nın genel ticaret artışından daha yüksek oranlarda seyretmiştir. 2010 yılında Türkiye’nin Fransa’nın ihracatındaki payı % 1,62, ithalatındaki payı % 1,20, dış ticaretindeki payı % 1,39 olmuştur.
Ülkemizde 2.000 adet Fransız sermayeli şirket faaliyet göstermektedir. Fransız firmaları özellikle nükleer enerji santralleri ihaleleri, yenilenebilir enerji ve ulaştırma alanlarındaki proje ve ihalelere ilgi göstermektedir. Fransız yatırımları otomobil, elektronik, çimento, eczacılık ve hizmet sektörlerinde yoğunlaşmaktadır.
2002-2010 döneminde ülkemize gelen yatırımların yaklaşık 4 milyar Dolarlık bölümü Fransa kaynaklıdır. 2010 yılında Fransa’dan ülkemize gelen yatırım miktarı ise 600 milyon Dolar olmuştur.
Fransa’daki Türk yatırımcılar, gerek ülkemizin sanayi ve hizmetler sektörü firmalarından gerek Fransa’da yerleşik vatandaşlarımızın kurup geliştirdikleri ve genelde inşaat ve gıda alanlarında faaliyet gösteren firmalardan oluşmaktadır.
1987 yılında kurulan Türk-Fransız İş Konseyi’nin Fransız muhatabı "Mouvement des Entreprises de France-MEDEF International" isimli kuruluştur. İş Konseyi’nin Türk kanadı başkanı Hasan Çolakoğlu, Fransız kanadı başkanı Jean Lemierre’dir.
2010 yılında Fransa’dan ülkemize gelen turist sayısı 930 bin olarak gerçekleşmiştir.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı (http://www.mfa.gov.tr/turkiye-fransa-ticari-ve-ekonomik-iliskileri.tr.mfa)
Yandaş yalamalar, nasıl yalanacaklarını şaşırmışlar (Bundan sonrakisi kız olsam hem Tayyip'e hem de Abdullah Gül'e aynı anda (double penetration) verirdim olacaktır korkarım.), Sarkozy korkudan Abdullah amcamızın telefonuna çıkamıyor falan diyorlardı. Hatta bazıları kıskandığını falan söylüyorlardı Türkiye'yi.
Anlaşılan Sarkozy mikine bile takmıyormuş bizimkileri. Ben genel de öylelerin telefonlarını açmam da oradan biliyorum.
Biz zamanında bu lavukları kurtarmamış mıydık Kutsal Roma Germen İmparatorunun gazabından? Nankör bunlar, azizim. Ayıp ayıp... :D
Öte yandan bu Sarkozy denilen adam sahiden bir soytarıdan fazlası değil.
Bir de bilmediğimden soruyorum. Mesela dünyanın herhangi bir ülkesinde Cezayir'de olan biteni soykırım saymamanın ya da Ruanda'daki soykırımda Fransızların parmağı yoktur demenin suç olmaması gibi bir durum var mı? Ya da Amerikalıların Kızılderilere soykırımın tanımın yapılmadığı bir dönemde yaptıkları soykırım değildir demenin suç olduğu bir ülke? Yoksa bir tek mevzu bahis Yahudilere yönelik olanı mı? Bir de eğer öyleyse bizimkisi?
Evet, onlar da kötü şeyler yapmışlar, iki yanlış bir doğru etsin demeyeceğim. Olan bitenin sorumlusu bence Tc olmasa da yaşananların acısını yürediğinde hissetmediği ve yerinden yurdundan edilenlere geri dönün denmediği, açıkça değil Osmanlı babam da bu cürme ortaksa onları da kınıyorum denmediği, savaş hali ya da Ermeniler de aynısı yapmışlar şeklinde olayları mazur göstermeye yönelik komik savunmalara gidilmekten vazgeçilmediği, olan biteni olduğundan daha küçük göstermeye çalışılmadığı sürece olan bitenin vebalinin ciddi bir kısmı Türkiye Cumhuriyeti Ddevletinin boynunda kalmaya devam edecektir.
Ancak sahiden de insanların kendi kapılarının önünü temizlemeden tarihin gördüğü en büyük trajedilerden birini -ki bence bu sadece Ermenilere yönelik olaylarla sınırlı tutulmamalı, I. Dünya Savaşı öncesinde ve savaş sırasında Balkanlarda, Kafkaslarda, Anadolu da yerinden yurdundan edilen, katledilen tüm Osmanlı tebasını aynı kefeye koymak lazımdır, hepsi mazlumdur - siyasi malzeme yapmaları gerçekten aşağılık bir hareket.
Ama kimsenin niyeti üzüm yemek değil. Sen yaptın, ben yapmadım, ben az yaptım, sen çok yaptın, ben yaptım ama sor bir neden yaptım diyerek ne aynı acıların bir daha yaşanmaması için bir şeyler yapmış olursunuz, ne de bu suçlara ortak olmuş olmaktan kurtabilirsiniz.
Firestorm, Türkiye-Fransa Ticari ve Ekonomik İlişkiler hakkında verdiğin bilgi için teşekkür ederim. Yalnız, bugün Fransa Meclisi'nde yenilgi alan iktidar kadrosuna güvenilemiyeceği bu son olayla doruğa çıkmıştır.
Salaklıkta şampiyon bir kadro!
Bilirsin; son günlerde cep telefonu operatörlerinde numara taşımayla ilgili bir araştırmanın sonuçları televizyon reklamlarında Numara Taşımada Şampiyon Avea (http://www.alisverisrehberi.com/reklamlar/numara_tasima_da_sampiyon_avea.540.html) ile veriliyor.
Eğer bu linki tıklarsan, orada bir bu reklamın videosunu izleyebilirsin. Bu reklama göre, operatörler arasındaki numara taşıma sayıları şöyle gerçekleşmiş:
1. AVEA: +510,000
2. Diğer Operatörler: 309,000
3. Öbür Operatörler: -819,000
Yani bu reklamı yapan gerzek herifler, bu kadronun bir başka yenilgisini bile lehlerinde kullanmaktan çekinmiyorlar. Nasıl?
Time dergisinin Tayyip Erdoğan'ı kapak yaptığını bilirsin. Bu kapak için Türkiye'den 120,000 oy gitmiş ve birinci seçilmiş başbakanımız. Fakat Time'ın bir başka anketinde de, Tayyip Erdoğan -180,000 oy alarak en az sevilen ya da sevilmeyen lider olarak seçilmiştir.
İşte Time editörü AVEA reklamında gibi,
1. En çok sevilen lider: Tayyip Erdoğan, +120,000 oy.
2. En az sevilen lider: Tayyip Erdoğan, -180,000 oy.
sonuçlarının çıkmasına çok şaşırmış ve oturmuş, bu tezat durum için bir makale döşenmiş; Tayyip Erdoğan neden -80,000 oy aldı diye?
Öyle ya, bir ülkenin başbakanı hem en çok sevilen hem de en az sevilen bir lider nasıl olur ki? Time editörü, bu şaşırtıcı -%20'lik farkın nedenlerini araştırmış ve bir makale yazmıştır.
Üçüncü olarak, biz aynı durumu ülkemizin yıllara göre cari açık tablosunda da görüyoruz. Bu tabloda da durum aynen AVEA tablosundaki gibi iç karartıcıdır. Fakat bu yüzsüz herifler, her alandaki yenilgiyi işte böyle lehlerine çevirerek durumu kurtarmaya çalışıyorlar.
Şimdi söyle bakalım: Sen bu kadroya güveniyor musun?
Firestorm
23-12-2011, 00:26
Firestorm, Türkiye-Fransa Ticari ve Ekonomik İlişkiler hakkında verdiğin bilgi için teşekkür ederim. Yalnız, bugün Fransa Meclisi'nde yenilgi alan iktidar kadrosuna güvenilemiyeceği bu son olayla doruğa çıkmıştır.
Salaklıkta şampiyon bir kadro!
Bilirsin; son günlerde cep telefonu operatörlerinde numara taşımayla ilgili bir araştırmanın sonuçları televizyon reklamlarında Numara Taşımada Şampiyon Avea (http://www.alisverisrehberi.com/reklamlar/numara_tasima_da_sampiyon_avea.540.html) ile veriliyor.
Eğer bu linki tıklarsan, orada bir bu reklamın videosunu izleyebilirsin. Bu reklama göre, operatörler arasındaki numara taşıma sayıları şöyle gerçekleşmiş:
1. AVEA: +510,000
2. Diğer Operatörler: 309,000
3. Öbür Operatörler: -819,000
Yani bu reklamı yapan gerzek herifler, bu kadronun bir başka yenilgisini bile lehlerinde kullanmaktan çekinmiyorlar. Nasıl?
Time dergisinin Tayyip Erdoğan'ı kapak yaptığını bilirsin. Bu kapak için Türkiye'den 120,000 oy gitmiş ve birinci seçilmiş başbakanımız. Fakat Time'ın bir başka anketinde de, Tayyip Erdoğan -180,000 oy alarak en az sevilen ya da sevilmeyen lider olarak seçilmiştir.
İşte Time editörü AVEA reklamında gibi,
1. En çok sevilen lider: Tayyip Erdoğan, +120,000 oy.
2. En az sevilen lider: Tayyip Erdoğan, -180,000 oy.
sonuçlarının çıkmasına çok şaşırmış ve oturmuş, bu tezat durum için bir makale döşenmiş; Tayyip Erdoğan neden -80,000 oy aldı diye?
Öyle ya, bir ülkenin başbakanı hem en çok sevilen hem de en az sevilen bir lider nasıl olur ki? Time editörü, bu şaşırtıcı -%20'lik farkın nedenlerini araştırmış ve bir makale yazmıştır.
Üçüncü olarak, biz aynı durumu ülkemizin yıllara göre cari açık tablosunda da görüyoruz. Bu tabloda da durum aynen AVEA tablosundaki gibi iç karartıcıdır. Fakat bu yüzsüz herifler, her alandaki yenilgiyi işte böyle lehlerine çevirerek durumu kurtarmaya çalışıyorlar.
Şimdi söyle bakalım: Sen bu kadroya güveniyor musun?
Soruna yanıt vemek gerekir ise hiç bir zaman için devlete ve hükümete güvenmedim tam anlamı ile...
Yazına gelirsem ben bu konuya türkiye, devlet veya hükümet fransa karşısında yenildi filan olarak bakmıyorum burada yeniden bir taraf varsa oda düşünce özgürlüğü olmuştur. Bir insan dünyanın en yanlış fikrini bile savunabilir ama bu onun düşüncesinin yasaklanması gerektiği anlamına gelmez. Buna katliyamlar filan şeklilnde savunmak gerekir ise siteninde amaçı olaraktan Dinleri savunmak dine inanmak gibi şeyler yasaklanmalı ilk önce cünkü ermeni soykırımında ki ölen insanlardan katlarca fazlası din uğruna öldürülmüştür ama yinede onun bile yasaklanmasına karşı çıkardım. En başta da dediğim gibi dünyanın en yanlış düşünceside olsa bunun savunulması böyle yasaklanamaz onun yerine düşüncenin yanlış olduğu farklı yollarla anlatılmalı bu yanlış düşünceya sahip olan insanlar bilgilendirilerek biliçlenmeleri sağlanmalıdır.
He bide o rakamlar ticari rant oyunları her firma bir şekilde kendini en iyi konumuna sokmak ister buda bir çeşit kampanyadır. Mesela sen bunu görürsen ve araştırmazsan ilk opratör değişikliğinde avea'yı seçiceksindir cünkü anketlere göre bu kadar insan geçmiştir ve bu kadar insan geçtiğine göre iyidir tabi bu anketlere vs ne kadar güveniyorsan açıkcası ben o tür anketlere hiç güvenmemişimdir.
Not:Time gazetesinde erdoğana eksi verenlerden biride bendim :heh: bence en popiler adam olması hikayeside akp örgütünün işi ama en popiler adam olmamalı sıralamasını görmemişler mi nedir pek çözemedim açıkcası :heh:
Firestorm, bir konuda haklısın. Reklamlarla halkın yanıltıldığı ya da yanıltılmaya çalışıldığı doğrudur. Tıpkı izlenme (reyting) oranını bildiren AGB adlı kuruluşun yaptığı gibi. AGB, yanıltıcı reyting ölçümleriyle haksız kazanç sağlamaktan suçlu bulundu ve el çektirildi.
Şimdi, hazır konu yanıltmaktan açıldığından, dünkü Fransız Meclisi önündeki 5000 kişilik Türk topluluğunun çeşitli kanallarda gösterilen görüntüleri hakkında da bir noktanın altının iyice çizmemiz gerekiyor.
Örneğin TRT ve yandaş kanallara bakarsanız, Meclis önünde toplanmış 5000 kişilik Türk topluluğunun yalnızca başörtülü olanlara odaklanılmış olduğu görülür ve sanki bütün topluluğun bunlardan ibaretmiş olduğunu görürüz.
Ulusal Kanal ise, dünkü Ana Haber bülteninde Meclis önünde toplanan Talat Paşa Komitesi'nin yaptığı açıklamalara odaklandı ve bu görüntüleri sundu bize.
Bu durumda ilkinde bir yanıtma sözkonusudur çünkü izleyicide, topluluğun yalnızca başörtülü ve dinine düşkün insanlardan ibaret olduğu izlenimi oluşturulmaya çalışılmıştır. Açılış mesajımda bu durumu bildirdim ama olayın arka planından söz etmemiştim. Şimdi bu mesajımla olayın arka planını açık bir şekilde görebiliyoruz.
İkincisinde ise, orada toplanan kalabalık hakkında izleyici yanıltılmamıştır; Talat Paşa Komitesi'nin ordaki faaliyetine yer verilmiştir.
Peki bu yanıltıcı durum hakkında bir vizyon yaparsak, ne söyleyebiliriz?
Bu konuda en azından şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Nasıl ki Çiller Dönemi'nde faili meçhul cinayetler örtülü ödenekle Çiller tarafından gizlenmişse (bkz. Mesut abimizin dobra dobra konuşarak anlattığı "Örtülü ödenek bilgilerini Çiller gizledi! (http://haber.gazetevatan.com/Haber/419609/1/Gundem)" haberine), ileride bunların da miadı dolduğunda, bugünkü istenmeyen olaylar teker teker çözülecektir. Örneğin, şimdi hapiste olan yazar Soner Yalçın tarafından keşfedilen Opus Dei tarikatının artık kopyası diyemeyeceğim çünkü her hal ve hareketi önceden bilinen ve bu nedenle çakması durumuna düşmüş cemaatler ve tarikatların şimdikilerle nasıl bir ilişki içinde oldukları yani kirli çıkını bir bir ortaya çıkacaktır (Bkz. Mehmet Şevki Eygi Soner Yalçın'ı nasıl doğruladı? (http://www.odatv.com/n.php?n=mehmet-sevket-eygi-soner-yalcini-nasil-dogruladi-1912111200))
Fransa Meclisi Ermeni Soykırımını inkar etmeyi suç sayan bir karar aldı. Peki Türkiye Cumhuriyeti'nin tutumu, Fransa meclisi önünde toplanan ve protesto eden Türk vatandaşların tutumundan daha değişik ve faydalı olacak mı?
Cevabı da tarihte aramak lazım .. Nitekim koca bir hiç..
Tarihimizle Yüzsüzleşmek
1972...
Fransa’da ilk soykırım anıtı dikildi. Paris Büyükelçimiz Hasan Esat Işık, ilk THY uçağıyla geri çekildi. Sonra bakıldı ki, Fransa jömanfu diyor, Eyfel’den aşşa Kasımpaşa bi nevi... Türkiye çark etti, Bizim Dışişleri Bakanı, Fransa Dışişleri Bakanı’nı aradı, büyükelçi göndermek istiyoruz dedi, Fransa Dışişleri Bakanı “keyfiniz bilir, nasıl isterseniz” dedi. Bizim Dışişleri Bakanı’nın keyfi yerine geldi, anıt meselesini açtı, “vatandaşlarımızı rahatsız ediyor, önüne bi ağaç dikelim de görülmesin, ne dersiniz” dedi. Fransız Dışişleri Bakanı ne cevap verdi biliyor musunuz? “O işe ben bakmıyorum, bizim Orman Bakanı’yla görüşün” dedi!
*
2001...
Fransa, soykırımı tanıdı. Paris Büyükelçimiz Sönmez Köksal, ilk THY uçağıyla geri çekildi, “adiyö” filan denildi, “elveda” yani... Sonra bakıldı ki, adamlar bizi sallamadığı gibi, arkamızdan el bile sallamıyor, anında u dönüşü yapıldı, büyükelçimiz tıpış tıpış geri gönderildi.
*
2006...
Fransa, soykırım yok diyeni hapse tıkan yasayı geçirmeye çalıştı. Paris Büyükelçimiz Osman Korutürk, ilk THY uçağıyla geri çekildi. Yumurta kapıya gelene kadar
kılını kıpırdatmayan Türkiye, baktı ki, yumurta rafa kaldırıldı... Büyükelçimiz rafadan olarak geri gönderildi.
*
2006...
Kanada, soykırımı tanımakla kalmadı, devlet okullarında müfredata koydu. Ottawa Büyükelçimiz Aydemir Erman, ilk THY uçağıyla geri çekildi. Sonra
bakıldı ki, koyduklarını çıkarmıyorlar, bari biz çıkardığımızı koyalım denildi, büyükelçimiz geri gönderildi.
*
2007...
ABD Temsilciler Meclisi, soykırımı tanıdı. Washington Büyükelçimiz Nabi Şensoy, ilk THY uçağıyla geri çekildi.
Ankara’da yakıt ikmali yapıldı.
İlk THY uçağıyla geri gönderildi.
*
(İlk tanıyan ülke, teee Uruguay...
Angusları teee oradan alıyoruz.)
*
(Arjantin, iki-üç değil, yedi defa tanıdı... Bizi “insan kasabı” ilan eden Arjantin’in devlet başkanı, geçenlerde Türkiye’ye geldi, Çankaya’da onur konuğu olarak ağırlandı, Dışişleri Bakanım az önce
imzayı attı, Türkiye’ye 80 milyon dolarlık “sığır” göndereceğiz dedi.)
*
2009...
Kanada’da soykırımı anma gecesi yapıldı, Kanada Hükümeti resmen katıldı. Ottawa Büyükelçimiz Rafet Akgünay, ilk THY uçağıyla geri çekildi. Sonra bakıldı ki, en azından daha bi sene anma gecesi yok, öbür seneye kadar zaten bizim ahali çoktan unutur, büyükelçimiz geri gönderildi.
*
2010...
İsveç, soykırımı tanıdı. Stockholm Büyükelçimiz Zergun Korutürk, ilk THY uçağıyla geri çekildi. Sonra düşünüldü ki... Kardeşim biz daha önce soyadı Korutürk olan öbür büyükelçiyi geri çekip, gerisingeri göndermedik mi? Gönderdik... E madem öyle, bu Korutürk’ü niye göndermeyelim ki? Ha yaşa be denildi... Bu büyükelçi Korutürk de gerisingeri gönderildi.
*
2010...
ABD Temsilciler Meclisi, soykırımı bi daha tanıdı. Washington Büyükelçimiz Namık Tan, ilk THY uçağıyla geri çekildi.
Ankara’da yakıt ikmali yapıldı.
İlk THY uçağıyla geri gönderildi.
*
2011...
Fransa, soykırımı tanımakla kalmadı, soykırım yok diyeni hapse tıkan yasayı kabul etti. Paris Büyükelçimiz Tahsin Burcuoğlu, tahminim ilk THY uçağıyla...
http://www.cnnturk.com/Yazarlar/YILMAZ.OZDIL/Tarihimizle.yuzsuzleselim/113.5121/index.html
rastaman
24-12-2011, 18:38
Geçen TRT de bu tasarıyla ilgili bir programa İbrahim Kaboğlunu çıkardılar.Devlet televizyonunda hem de Ermeni katliamıyla ilgili bir programa Kaboğlunu çıkarmaları çok ilginç,çünkü Kaboğlu hem Ermenilerden özür kampanyasını yürütenlerden biri,hem Laz ''bölücüsü'' hem de uslanmaz bir solcu.
Kaboğlu Sarkozy'nin Türkiye'ye karşı olumsuz tavrındaki aşırılığın normal olmadığını,klasik sağ refleksiyle açıklanamayacağını,bunun altında yatan ve gözden kaçan sebebin onun Yahudi köklere sahip olması olduğunu savundu.
Bozulan İsrail ilişkilerinin Sarkozy'nin Türkiye'ye olan yaklaşımını etkilemesi mümkün.
Kaboğlundan birkaç saat sonra-tesadüf mü bilemem-Tayyip de onun Yahudi köklerinden bahsetti,ama politik tavrında İsrail etkisi olup olmadığını sorgulamak için değil,''senin dedeni de biz kurtardık''türünden aşağılayıcı bir cümle sarfiyatı için.
Kaboğlunun tesbiti çok önemli bence,20 sene Fransada ders vermiş,Sarkoziyi de iyi tanıyan biri.
Tayyip İsraile rest çekerken nasıl bir gücü karşısına aldığını biliyordu,bilmiyordu ise bile önümüzdeki 10-20 yıl hep beraber öğreneceğiz.
spartacus
24-12-2011, 19:35
Sevgili Rastaman, evet yabana atılmayacak tespitler...
Yalnız eklemek gerekiyor, Fransa ile ilişkiler Libya meselesinde bozuldu. Çünkü görünmese de o coğrafyalarda, sömürge coğrafyası olarak Fransa(ve İtalya) öteden beri etkin ve söz-hak sahibi. Türkiye Libya konusunda zıplayan Fransa'ya karşı cephe aldı... Şimdi de Suriye meselesinde Türkiye zıplıyor, Fransa cephe alıyor...
----------------------------
Mesele geçmiş tarihdeki katliamlar ve sosykırımlar olursa, hiç kimse temiz değil. Soykırım konusu bu gün siyasal bir silah, üstünlük, baskı, ezmek vb, koz haline getirildi ki asıl üzücü ve adi olan burasıdır. Diplomasiyi dahi soykırımlar üzerinden belirleyen kirli bir dünya. Oysa unutmadık, örneğin ABD de yerli kellesi getirene 200$ ödül konalı beri çok uzun bir zaman geçmedi, 1 yüzyıldan biraz fazla sadece...
Fransa'nın tutumu ciddi anlamda ifade özgürlüğünedir. Kişi soykırım yapılmadı diye düşünebilir, cevap vermek ayrı, ama bunun için ceza vermek ayrıdır ve tasvip edilemez bir tutumdur. Zira tarihde en çok katliam yapan ülkelerin başında ise Fransa gelir. Fransa bir zamanların süper gücü, dünya jandarması, işgalcisi, geniş kıta-coğrafyalarda sömürgeci-işgalci idi. Kronolojik sıra, Fransa, Almanya, ABD.
Listem tam değil, 10 yıl eskiye dayanıyor ve oradan buradan -bazı belgelerden, yayınlardan, makalelerden, kitapdan- topladığım rakamlar, güncel bir iki taneyi ise yeni ekledim....
Birleşik devletlerde XIX yüzyılda yerlilere karşı savaş, ölü:100.000
İngiliz-Boer savaşı(sebep? Güney Afrikayı denetime almak) ölü: 100.000
XIX-XX. Yüzyıl arası Uzakdoğu sömürgeleştirme savaşları: Ölü 500.000
Rus-Japon savaşı 1904-1905 ölü: 300.000
Rusyada 1905 devriminin bastırılması ölü: 100.000
Balkan savaşları ölü: 500.000
Ermeni Soykırımı ölü:1.000.000
Birinci Dünya savaşı ölü: 8.500.000
SSCB nin işgali(12 kapitalist devlet) ve iç savaş ölü: 6.000.000
Finlandiya, Baltık Ülkeleri, Macaristan, Almanya ve çevre ülkeler devrimci hareketlerin bastırılması ölü:200.000
Türk-Yunan savaşı: 1920-1922 ölü:100.000 üzeri, 1.500.000 insanın sürgün edilmesi, epey bir ölüm
Avrupada faşizm kurbanları ölü: 150.000
Fransız, İspanyol savaşı (1925-1926) ölü: 50.000
ABD nin Orta Amerika ve Karaiplere müdahalesi ölü: 50.000
Bolivya-Paraguay petrol savaşı(Chaco Savaşı 1931-1935) ölü: 150.000
Hindistan, Çin ve Çinhindinde Kıtlık ve hastalık kurbanları 1900-1945 ölü: 8.000.000
Çin de iç baskı ve iç savaş, 1931-1947 ölü: 1.000.000
Etiyopya da İtalyan Faşizmi ölü: 200.000
İspanya da Franko faşizmi ölü: 700.000
İkinci Dünya Savaşı ve yahudi soykırımı dahil: 50.000.000
Çinhindinde Fransız işgal savaşı ölü: 1.200.000 Fransanın orada ne işi var?
Vietnam - Amerika. Savaş 1956-1975 ölü: 3.000.000
Madahgaskarda Sömürgeci baskısı ölü: 800.000
Kara Afrikada Sömürgeci baskıları 1945 ölü: 500.000
Cezayirde savaş: 1956-1962 ölü: 1.200.000
1965 Endonezya da Komünistlerin toplu öldürülmesi 1.500.000 sonraki dönemlerle devam edilip solcularında dahil edilmesiyle bu rakam 4.000.000..
Doğu Bengal ve bangledeş de iç baskılar ölü: 3.000.000
Hindistan-Pakistan savaşı 1948 ölü: 300.000, 14.000.000 insan yerlerinden olmuştur, bu süreçdeki ölümler bilinmiyor...
Ortadoğuda İsrail-Arap Savaşı 1948-1973 arası... ölü: 300.000, 700.000 Filistinli Sürgün...
Türkiye de farklı ulusların bastırılması(örneğin kürtler) ölü:200.000
İran-Irak savaşı ölü : 600.000
ABD nin Nikaragua, Salvador, Guetemala, Panama, Dominik Cumhuriyetine dolaylı-dolaysız askeri müdahaleleri, ölü: 200.000
Doğu Timor savaşı ölü: 200.000
Şili, Arjantin, Brezilya, Peru, Bolivya, Kolombiya vb, ABD müdahaleleri ya da karşı bastırmalar. ölü: 150.000
Orta Asya'da etnik çatışmalar 1990-1995 ölü:200.000
1995 çeçenistan savaşı ölü: 80.000
Angola ve Mozambik savaşı ölü: 3.000.000
Tutsilere karşı soykırım ölü: 500.000 ve (Somali, Ruanda, Burundi, Sierra, Leone, Kongo/Brazavville, Irk ayrımı ve kıtlık kurbanı + Sahel, Somali, Etiyopya bakımsızlık kurbanları) ölü:4.000.000 1990-1997
Afganistanda köktendinci savaşı ölü: 700.000
Yugoslavya etnik savaş ölü: 200.000, 1 milyon sürgün
ABD-Irak savaşı 3.000.000 ölü. (Savaş gerekçelerinin sahte olduğu ispatlanmıştır.sudan sebeplerle ve sırf ortadoğuya hakim olmak adına insanlar öldürülmüştür.)
rastaman
24-12-2011, 23:37
Spartacus Libya olayları başlamadan ''biz kediye kedi deriz'' krizi yaşanmıştı,yani gerginliğin öncesi de var.
Kuzey Afrikada en etkili isim Fransa'nın kendi çıkarları gereği ortadoğuda etkinleşen Türkiyeyle ilişkilerini sıcak tutması gerekirken tersini yapması geleneksel Fransız dış politikasıyla da çelişiyor,yani mesele Türkiyeyle yayılma alanlarını paylaşmanın çok ötesinde.
Tayyibin Trablus ve K. Afrika ziyareti sonrası bölgedeki popülerliği günyüzüne çıkmasına rağmen Sarkinin bu tavrını artırarak devam ettirmesi de mantıksız.
Bence Sarkozy o makama gelmesine yardım eden İsraile borcunu ödüyor,bu önemli bir etken.Türkiyeyi rakip olarak görmesi,yabancı düşmanlığı,sağ oylara oynaması,partinin eksenin daha da sağa kaydırması vs.ikincil etkenlerdir.
spartacus
24-12-2011, 23:59
Spartacus Libya olayları başlamadan ''biz kediye kedi deriz'' krizi yaşanmıştı,yani gerginliğin öncesi de var.
Kuzey Afrikada en etkili isim Fransa'nın kendi çıkarları gereği ortadoğuda etkinleşen Türkiyeyle ilişkilerini sıcak tutması gerekirken tersini yapması geleneksel Fransız dış politikasıyla da çelişiyor,yani mesele Türkiyeyle yayılma alanlarını paylaşmanın çok ötesinde.
Evet. Mantıklı...
Tayyibin Trablus ve K. Afrika ziyareti sonrası bölgedeki popülerliği günyüzüne çıkmasına rağmen Sarkinin bu tavrını artırarak devam ettirmesi de mantıksız.
Katılıyorum. Yine de Libya konusu daha diplomatik alanda çözülmemişken, saldırıyı yapan Fransa idi. Tam da o sırada, daha diplomatik alanda bir karar çıkmamışken, Erdoğan "NATO'nun Libya'da ne işi var? (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17150261.asp)" demişti. Ardından ise, iş döndü, dolaştı NATO eksenine zorlandı ve üstelikde "Nato'nun Libya'da ne işi var yahu" diyen Erdoğan aksi için çabaladı... Bana göre bu çabalarda hedef Fransa idi... Etkisi bir tarafa atılabilir mi? Sanmıyorum...
spartacus
25-12-2011, 00:02
fransa meclisi ermeni soykırımını inkar etmeyi suç sayan bir karar aldı. Peki türkiye cumhuriyeti'nin tutumu, fransa meclisi önünde toplanan ve protesto eden türk vatandaşların tutumundan daha değişik ve faydalı olacak mı?
Cevabı da tarihte aramak lazım .. Nitekim koca bir hiç..
fransa’da ilk soykırım anıtı dikildi. Paris büyükelçimiz hasan esat işık, ilk thy uçağıyla geri çekildi. Sonra bakıldı ki, fransa jömanfu diyor, eyfel’den aşşa kasımpaşa bi nevi... Türkiye çark etti, bizim dışişleri bakanı, fransa dışişleri bakanı’nı aradı, büyükelçi göndermek istiyoruz dedi, fransa dışişleri bakanı “keyfiniz bilir, nasıl isterseniz” dedi. Bizim dışişleri bakanı’nın keyfi yerine geldi, anıt meselesini açtı, “vatandaşlarımızı rahatsız ediyor, önüne bi ağaç dikelim de görülmesin, ne dersiniz” dedi. Fransız dışişleri bakanı ne cevap verdi biliyor musunuz? “o işe ben bakmıyorum, bizim orman bakanı’yla görüşün” dedi! http://www.cnnturk.com/yazarlar/yilmaz.ozdil/tarihimizle.yuzsuzleselim/113.5121/index.html
:) :)
rastaman
25-12-2011, 00:33
Katılıyorum. Yine de Libya konusu daha diplomatik alanda çözülmemişken, saldırıyı yapan Fransa idi. Tam da o sırada, daha diplomatik alanda bir karar çıkmamışken, Erdoğan "NATO'nun Libya'da ne işi var? (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17150261.asp)" demişti. Ardından ise, iş döndü, dolaştı NATO eksenine zorlandı ve üstelikde "Nato'nun Libya'da ne işi var yahu" diyen Erdoğan aksi için çabaladı... Bana göre bu çabalarda hedef Fransa idi... Etkisi bir tarafa atılabilir mi? Sanmıyorum...
Evet Libya konusunda Tayyip gerçekten çuvalladı.O an devlet başkanı ben olsaydım aynı hatayı aynı şekilde yapardım çünkü isyanın başlarında kimse Kaddafinin bu kadar halk desteğinden yoksun-yada isyancıların güçlü-olduğunu tahmin edemezdi,Fransa da etmedi aslında,şöyle ki;
Libyanın hemen öncesinde Fransız kamuoyu Sarkozinin Tunus isyanı başlarında isyancılar yerine Bin Aliye destek vermesini tartışıyordu.Bin Aliyi arayarak ''silah,para, ne olursa olsun sadece bildirin''demişti.
Kısa süre sonra Bin Alinin altının boş olduğu anlaşıldı,devrildi.Sarkozi de tiranlarına silah teklif ettiği halkla karşı karşıya kaldı.Bir liderin yaşayabileceği en büyük fiyaskolardan biriydi bu.
İşte Libya sürecine böyle bir atmosferle girmişti Fransa,Tunus devriminde halk yerine diktatöre destek vermesiyle aldığı kara lekeyi biran önce silmek için Sarkozy bir anda ortalığı dağıttı.
Yani ikisi de ardarda aynı hatayı işlediler.
Kötü lider kendini belli eder,verdiği kararlardan emin olamayansık sık çarkeden,güçsüz,dengesiz,başarısız bir lider Sarkozy.Bizim Kılıçdaroğlu gibi,liderlik üzerine yakışmıyor.Çok şanssızız ki böyle bir süreçte Fransa gibi bir ülkenin başında dış politikadan zerre kadar anlamayan biri var.
Cezayir Başbakanı'ndan Türkiye'yi şoke edecek açıklama (http://www.hurriyet.com.tr/planet/19628497.asp)
Cezayir Başbakanı, Türk yetkililerin Fransa’yla yaşadıkları “soykırım” tartışmalarında Cezayir tarihine gönderme yapmaktan vazgeçmelerini istedi.
Associated Press’in haberine göre, Başbakan Ahmed Uyahya, gazetecilere yaptığı açıklamada, “Türkiye’deki dostlarının Cezayir’in kolonileştirilmesinin ticaretini yapmaktan vazgeçmesini” istedi.
Başkanı olduğu Ulusal Demokrasi Yürüyüşü (RND) partisinin kongresinde konuşan Uyahya, “Hiç kimsenin Cezayirlilerin kanından faydalanmaya hakkı yoktur” dedi.
Kaçıncı bu yav? Daha önce de Araplar birden fazla kez işimize karışma demişlerdi Recep Sultan Tayyip hazretlerine. :D
Bu arada yıllardır yakındığı şeyin aynını Türkiye yapıyordu; katledilen insanlar üzerinden siyaset. Adamlar bu açıdan gayet haklılar. Ne yani Fransa o yasayı çıkarmasaydı Cezayir halkına soykırım yapmamış mı olacaktı?
Cezayirlilerin (eğer öyleyse) kendilerine yapılanları sineye çekmeleri, yok saymaları vs. eleştirilebilir. Ama Türkiye'nin olan biteni politika malzemesi yapması, Fransa'nın bu yasayı çıkartarak yaptığından daha az kötü değil. Neymiş? Kendi tarihimizdeki katliamları politik kaygılarla susitimal etmek kadar kolay değilmiş bu işler.
spartacus
08-01-2012, 04:09
Cezayir başbakanı bence doğru söylüyor gibi, ama şu da var. yanlış sorulara doğru cevaplar üretiyor?
Birincisi Cezayir başbakanı gibi düşündüğümüzde Fransa'nın söylemleri ve dahi aldığı karar 2 kez halt etmek olur -zira Ermenilerin kanı üzerinden politika yapmış olur- Çağımızın en sevimsiz, en çirkin istismarlarından birisidir bence bu-iki ucu değnek gibi, böyle de iğreniyor insan, öyle de(olayların kendisi)-. Hezeyanlıların, çeşitli propagandistlerin(bağcı dövmek temelli) zeytinyağı gibi üste çıkmak adına ve tarihdeki acıların çeşitli politik-ekonomik çıkarlar adına kullanıldığını ve istismar edildiğini düşünüyorum.-. Fransa'nın böyle bir yasa çıkarttığı süreçde Cezayir'in kendisinin Cezayir'i unutmayalım dememesi de ayrıca anormal bir durum(demişde bilmiyorsam tabi bu benim eksiğim, dememişse kendilerinin.)...
AlbatrosS
08-01-2012, 04:46
Düşünce özgürlüğü insanlığa karşı işlenen suçları kapsamaz
Ragıp Zarakolu yazdı…
07 Ocak 2012 Cumartesi 11:04
Türkiye'de, Fransa'da çıkan yasaya ilişkin tartışmalardaki önyargı ve cehalet insanı şaşırtıyor. Daha metnini okuyup üzerinde düşünmemiş olanlar ahkâm kesip Türkiye'yi küçük düşürüyor.
Avrupa, İkinci Dünya Savaşı’nda sadece bir holokosta, yani bir soykırıma sahne olmadı. Bunu işleyen mantık, aynı zamanda 50 milyon insanın hayatını yitirmesine neden oldu.
Bunun içindir ki orada ırkçılık, yabancı düşmanlığı en azından sözel ve formal olarak demokratik sistem tarafından bir tehlike olarak görülür (yani bizde olduğu gibi sosyalizm, farklı inançlar, azınlıklar, misyonerlik vb. değil). Bunun için okullarda soykırım konulu dersler verilir, ders kitapları nefret söyleminden arındırılır, filmler yapılır, kitaplar yazılır.
Buna rağmen Avrupa’da ekonomik krizlerin, kazanılmış toplumsal hakların yitirilmeye başlanmasının da etkisiyle, 1930’larda olduğu gibi ırkçılık ve yabancı düşmanlığı yükselme eğilimi göstermekte, bunun siyasal arenadaki yansımaları da artmaktadır.
ABD’de ifade özgürlüğü anlayışı, ilke olarak her türlü sınırlamaya karşıdır. ABD, aynı zamanda uluslararası savaş suçları ve bunların yargılanmasına ilişkin Roma Sözleşmesi’ni de imzalamamıştır. Nitekim ABD, 1948’de imzalanan BM Uluslararası Soykırım Sözleşmesi’ni de ancak 1986’da imzalamıştır.
Bu nedenle Avrupa’da Hitler’in ‘Kavgam’ adlı kitabı yayımlanamaz, Nazi işaretleriyle dolaşılamaz. Fakat ABD’de bunlar mümkündür. Çünkü ABD toprakları, Avrupa gibi hiçbir dünya savaşında yıkıma uğramamıştır.
Avrupa’da yasal adımlar
Soykırım ve nefret suçları, insanlığa karşı işlenen suçların övülmesi ve propagandası, bu nedenle insan hakları savunucuları tarafından ‘düşünce ve ifade özgürlüğü olarak kabul edilmezler’. Soykırım ve nefret suçlarına karşı olmak, aynı zamanda bir insan hakları savunucusu olmanın kriteridir. Nitekim kurucularından biri olmaktan onur duyduğum İnsan Hakları Derneği (İHD) 1985’te, 100 küsur yıllık tarihi olan Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu’na üyelik görüşmeleri yapılırken, kurumumuzun 1915 gerçekliğini kabul ettiği, genel başkan yardımcısı olarak bizzat benim tarafımdan beyan edilmiştir. 1993’te Ayşe Nur Zarakolu’nun yayımladığı Yves Ternon’un ‘Ermeni Tabusu’ adlı kitabının terör kapsamında yargılanması da Türkiye’de insan hakları savunucularının ‘ilkeli’ oluşunun bir örneği olarak kabul edilmiştir. Nitekim bu davaya ilişkin olarak Ternon/Zarakolu davasına, eski Paris Barosu başkanını gözlemci olarak yollamıştır. İHD, 1995’ten bu yana aynı zamanda azınlık haklarının da ilkeli bir savunucusu olmuş, daha 1990’larda Ara Sarafyan gibi araştırmacılara konferans verdirmiş, ilk 6-7 Eylül Olayları sergisini ve Tuzla Kampı’nın kapatılması sergisini düzenlemiş; 2005’ten itibaren de 24 Nisan’a ilişkin paneller düzenlemeye, açıklamalar yapmaya başlamıştır. İki yıldan beri Cumartesi Anneleri’nin kayıplar eylemliliğinde, kaybedilen Ermeni aydınlarından örneklere de sembolik olarak yer vermektedir.
Bugün Avrupa’da ırkçı dalganın yeni bir boyutu da hedef alınan Afrikalılar, Romanlar, Asyalılar yanında, bir ‘İslamofobi’ artışıdır. Bu gruplardan olan insanlar, ırkçı ve neo-Nazi mantalite tarafından adeta 1930’larda Almanya’da ve kimi Avrupa ülkelerinde Yahudiler nasıl görülüyorsa, öyle görünmektedir. Avrupa seçimlerinde ırkçılığın yeniden prim yapmaya başlaması, Almanya’da Neo-Nazilerin işlediği sistematik cinayetler ve en son Norveç’te yaşanan ırkçı katliam, yükselmekte olan bu yeni dalganın somut örnekleridir. Öte yandan yıllardır saldırıya uğrayan Yahudi ve Müslüman mezarları ve Ermeni anıtları da ‘inkârcılık’ karşısında, bunun aynı zamanda bir ‘eylem’ boyutu olması karşısında anlaşıldığı kadarıyla ‘yasal’ bir düzenlemeyi zorunlu kılmıştır. Ve ünlü 301. ve 305. maddeler, düşünce ve ifadeyi ‘terör’, yazar ve gazetecileri ‘terörist’ kabul eden ve her türlü savunma hakkını kısıtlayan, ayrımcılık yapan yasal sistemimizle herhalde en son söz hakkı bize düşer.
Bu bakımdan yükselen ırkçı ve neo-Nazi dalga karşısında demokratik sistemin, insanlığa karşı işlenmiş suçların inkârını yasal olarak önlemek istemesi anlaşılır bir şeydir. Her ne kadar bu tür eğilimlerin tek başına ‘yasa’ ile engellenmesinin mümkün olmadığı, çok daha köklü bir eğitim çalışmasına, daha fazla birlikte yaşama projesi üretilmesine ve her şeyden önce neo-faşist akımlarla, Soğuk Savaş kalıntısı derin ilişkilerin tasfiye edilmesine ihtiyaç olduğu açıktır.
Avrupa toplumu son yirmi yıldır azınlık haklarının, bölgesel kültürlerin korunması konusunda önemli yasal adımlar attı. Uluslararası hukuk alanında da insanlığa karşı işlenen suçların, savaş suçlarının yargılanamaz olmasının önüne geçilmesi için Roma Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmeler imzalandı. Ruanda ve Bosna yargılamaları gerçekleşti
Esas sefiller kim?
Türkiye’de, Fransa’da çıkan yasaya ilişkin tartışmalardaki önyargı ve cehalet beni şaşırtıyor. Daha metnini okuyup üzerinde düşünmemiş olanlar, ahkâm kesiyor, saçmalıyor ve Türkiye’yi küçük düşürüyorlar.
Dersim trajedisi için özür dileyenle inkâr edenin bir araya gelip ortak tavır koyması, bizi bin kat daha derin düşünmeye sevk etmesi gerek; bayram değil, seyran değil Kılıçdaroğlu bizi niye öptü diye; büyükelçi emeklisi Elekdağ niçin ekranları kapladı diye. Perinçek-Kerinçsizler, şöyle deseler haksız olmazlar mı: “Zihniyetimiz egemen, biz hapisteyiz.”
Elekdağ-Baykal ikilisinin 2005’te TBMM’yi sevk ettiği yanlış yol, bugün yine tekerrür ediyor. O zaman İngiliz parlamentosuna, bugün de Fransız parlamentosuna ders verdiriyor aynı mantık.
Şu anda hakikatleri araştırma komisyonu gibi çalışan Radikal’in ‘Les Misérables’ başlığı, bana çok irrite edici geldi. Acaba sefilleri oynayan kim? Türkiye’de şu anda yaşananlar bu sefaletten başka bir şey mi? Türkiye bir ceset tarlasına dönüşmüşken, bir yerler kazılırken neden bahsediyoruz Allah aşkına?
Türkiye basınında görebildiğim kadarıyla sadece Milliyet, Fransa’da çıkan yasanın tam metnini vererek gazetecilik yaptı. Ve Türkiye’de aklı başında olan insanlar, metinde tek bir ‘Ermeni’ kelimesi geçmediğini gördü.
2000’de Fransız senatosu çatısı altında yapılan Türk-Ermeni aydınları diyaloğunun düzenlenmesinde Türkiye ayağı için çalışmıştım. Ve bu tartışmada Cezayir olayında, o çatı altında Fransa’yı Cezayir konusunda kabul ve özre çağıran kişi, Fransız ordusunun işkenceden geçirdiği Fransız komünist yazar, Cezayir/Yahudi kökenli büyük insan Henri Alleg oldu. Kendisine Jean Claude ile başkanlık önerdiğimizde “Beni kabul etmezler” demişti.
Cezayirliler ise “Bizim adımızı ağzınıza almayın, acımızı sömürmeye kalkmayın2 dedi, 2000’de TBMM’ye Cezayir inkâr yasası geldiğinde.
Fransa’da yaşayan Ermeni kökenli yurttaşlar gibi, Cezayir kökenliler de kendilerine yönelik kıyımın tanınması için mücadele verip, bu yasa sayesinde bu gerçeğin inkârını engellemek için çalışacaktır.
Bu yıl soykırım inkâr yasasını hazırlayan Sosyalist Parti önemli bir adım atarak (bizim Dersim adımı gibi), 1961’de Paris’in göbeğinde Cezayirli protestocuların kıyıma uğratılıp Seine Nehri’ne dökülmesinden dolayı özür diledi.
2000’li yılların ortasında Hrant Dink beni ikna etti. Fransız parlamentosuna Ermeni soykırımını kabul eden yasa tasarısı geldiğinde, bunun ‘düşünce özgürlüğü’ açısından ele alınması gerektiğini söyledi. İkna oldum, ifade özgürlüğü açısından ‘Amerikan’ yaklaşımını değil, ‘Avrupalı’ yaklaşımını benimsedim. 2001’de son bir umut Paris’e gitmiştik rahmetli eşim Ayşe Nur ile birlikte. Jean Claude Kebabcıyan, onunla son bir röportaj yaptı. Ayşe bu röportajda 19 Aralık 2000’de yapılan ‘Hayata Dönüş’ katliamından acıyla söz etti ve Fransız parlamentosunun Ermeni Soykırımı’nı tanımasını eleştirmenin yanlış olduğunu söyledi. Anadolu’nun sağ kalmış insanları, elbette yaşadıkları her yerde bir haksızlığın giderilmesi ve kabul edilmesi için çaba harcayacaklardı. Ben de bir insan hakları savunucusu olarak, inkârın insanlığa karşı işlenen suçları meşru gösterdiği, nefret söylemlerini teşvik için ifade özgürlüğü kapsamında olmadığını düşünüyordum.
Hrant tasarıya karşıydı
2006’da ise Hrant, beni Etyen Mahçupyan ile birlikte Fransa’da parlamentoda bu yasanın çıkmaması için üçlü deklarasyonu imza etmeye ikna etti. Kendimi Hrant’tan daha ‘iyi’ bilir kabul edemezdim. Eğer o, soykırım kurbanı bir halkın çocuğu olarak Fransa’daki tasarıya karşı çıkıyorsa, ona ‘Hayır’ demek haddim değildi.
Hrant, “Bu yasayı Fransa’da çiğneyeceğim” dedi. Öte yandan Türkiye’de ‘soykırım’ tanımlamasını kullanmaktan kaçınmamaya başladı. Ve 301’den mahkûm oldu. Ve artık Hrant aramızda yok. Ve onu kaybettikten sonra, şanlı adaletimiz onu 1915’i ‘soykırım’ diye tanımladığı için mahkûm etti.
Ben eğer yaşasaydı Ayşe Nur’un, Taner Akçam gibi, Hrant ve Etyen Mahçupyan ile imzaladığımız üçlü deklarasyona katılmayacağını biliyorum. Bilinç altından belki de bu çabanın Hrant’ın yaşamasına olanak sağlayacağını düşünmüştüm. Heyhat, ne yanılgı!
Hrant’ın ölümünden sonra katıldığım konferanslarda, onun ölümüyle inkârcılığın nasıl maddi bir tehdit olduğunu anladığımı ifade ettim.
Bizzat Fransız parlamentosu önünde düzenlenen bayraklı protestolar, bu tehdidin ne kadar maddi olduğunu algılamamıza neden oldu. Ne Ermenilere ne Türklere değinen soykırımı inkâr yasası, adeta bir itirafa neden oldu.
Bu yasanın çıkmasına yol açan olaylar zincirini hatırlamak istemiyoruz. Resmi inkârcılık sadece ülkede değil, yurtdışında da faaliyette. İnsanların ‘yas gününde’ ne kadar çok taciz edildiğini biliyor musunuz? Kaç anıtın bombalandığını, kaç mezarlığın tahrip olduğunu, hakaret yazıları yazıldığını biliyor musunuz? Sadece Lyon kentinde kaç olay yaşandı?
Bizim açımızdan manevi değeri olan yerlere bu tür şeyler yapılsa ne hissedersiniz?
Eğer böyle yasalar çıkarılıyorsa, bunun kaynağının resmi inkârcılık olduğunu görmek zorundayız. Bütün bu olayların 12 Eylül faşist darbesinden sonra tırmanması bir tesadüf mü?
Bugün Asılsız Soykırım İddiaları ile Mücadele Koordinasyon Kurulu (ASİKK) gibi bir ‘ucube’ hâlâ devam ediyorsa, ortak bir ‘tarih komisyonu’ kurmaktan nasıl bahsedilebilir? Bunun samimiyetine kim inanır? İlk ASİKK Başkanı Devlet Bahçeli’ydi.
Sayın Abdullah Gül ise 2006’da ASİKK kurulu başkanıydı. Bugün bu kurulun başkanının kim olduğunu bilmiyoruz bile. O zaman siz neden bahsediyorsunuz, neye karşı çıkıyorsunuz Allah aşkına? (radikal)
http://www.demokrathaber.net/guncel/dusunce-ozgurlugu-insanliga-karsi-islenen-suclari-kapsamaz-h6156.html
Ne yalan söylüyeyim, yasayı ilk duyduğumda ben de Hrant gibi düşünüyor; inkar yasasının saçma olduğuna kanaat getiriyordum. Ancak, bu tip yasalar ırkçılık ve faşizmden oldukça çekmiş Avrupa merkezli yaklaşımları temsil ediyor en nihayetinde.
Nazizim ve ona ait sembol-kitapların yasak oluşu paralelinde Avrupa'nın birçok yerinde Yahudi Holokost'unu inkar da yasaktır.
Bu yasanın saçma olduğunu iddia etmek için hem bizde ırkçılığın olmadığı hem de soykırım'ın külliyan palavra olduğunu düşünmek gerekir. Zarakolu ve gerekçelerini okuduğumdaysa esasında oldukça makul ve eli-yüzü düzgün bir yasa olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca bir not:Bu yasanın doğrudan Ermeni Soykırımı'yla ilgisi yok, hatta yasa metninde adı bile geçmez.
Arkadaşlar, Fransız Meclisi'nde şimdi Ermeni Tasarısı oylanıyor. 1. madde geçti, 2. madde reddedildi ama şimdi tasarının tamamı oylanıyor. Büyük ihtimalle (ki ben bu mesajı yazarken oylamaya henüz geçilmedi), tasarı geçecek gibi görünüyor. Ekranlarda AKP'liler'in ve onları savunanların yüzlerini görmeliydiniz. Hepsi mosmor olmuş vaziyette!
Evet, arkadaşlar. TSİ 23:27 itibariyle Ermeni Tasarısı geçti!!! Tasarı 127 oyla geçti. Artık bunda sonra kimse Fransa'da Ermnei Soykırımı olmamıştır diyemiyecek. Derse, 1 yıl hapis ve 45000 Euro ceza ödeyecek!!!
Ne demiştim size 3. mesajımda: İlk olayda Ermeni Yasası Fransız Meclisi'nden geçmişti ve şimdi aynı tasarı Fransız Senatosu'ndan da geçti. Ben ilk olay sonunda ortaya çıkan sonuçları Atatürk İlkeleri ve Inkilap Tarihi derslerimizdeki gibi sıralamış ve şu sonuçları vermiştim:
1. Ne İşçi Partisi tarafından örgütlenen Talat Paşa Komitesi'nin, ne de Ustalık Dönemi'nde olduğunu iddia eden AKP'nin Fransa'ya karşı hiçbir yaptırım gücü olmadığı anlaşılmıştır.
2. Dış politikasında "Sıfır Sorun"u temel ilke olarak kabul eden AKP, ilk acı yenilgisi almıştır. Hem de Ustalık Dönemi'nde.
3. Yurtta ve dünyada önemli olanın, kemiyet (sayı) üstünlüğü değil, sayısı az da olsa nicelik olduğu ortaya çıkmıştır. Bu sonuç Batı Medeniyeti'ne göre şekillenmiştir.
Gördüğünüz gibi, bu sonuçların tamamında haklı çıktım.
İyi Öpüşmeler!
Bu arada, ilk mesajımda Bakan Patrick Ollier'in tasarının mimarı olan Valerie Boyer'i öperek kutlaması, bana 30.09.1978'deki "Am laufenden Band" Rudi Carrell Gameshow, Germany programında Rudi Carrell'in "Et je voyage" şarkısını söyleyen Ajda Pekkan'ı öpmesini hatırlattı.
http://www.youtube.com/watch?v=eHWG3XOg-0o
Mutezile
24-01-2012, 01:33
Murted'den:Ancak sahiden de insanların kendi kapılarının önünü temizlemeden tarihin gördüğü en büyük trajedilerden birini -ki bence bu sadece Ermenilere yönelik olaylarla sınırlı tutulmamalı, I. Dünya Savaşı öncesinde ve savaş sırasında Balkanlarda, Kafkaslarda, Anadolu da yerinden yurdundan edilen, katledilen tüm Osmanlı tebasını aynı kefeye koymak lazımdır, hepsi mazlumdur - siyasi malzeme yapmaları gerçekten aşağılık bir hareket.
Tarihin gördüğü en büyük trajedileri arasına 1915 ilkbaharındaki ermeni tehcirini de koyduğunuz anlaşılıyor.
1923 Bükreş'te Taşnak partisinin toplantısında Ermenistan Başbakanı kendi ulusunun yaşadıkları hakkında sizinle koşut düşünmüyor; çok farklı değerlendirmeler yapıyor:
1923 yılı Nisan ayında Taşnaksutyun Partisinin Bükreşte yapılan Yurtdışı Konferansına sunulmuş olan bu tarihî rapor, Ermenistanda yasaklanmıştır. Kitabın çeşitli dillerden yayımlanan basımları, Avrupa kütüphanelerinden toplatılmıştır.
Kitabın Ana Hatları:
-Gönüllü birliklerin oluşturulması hataydı.
-Kayıtsız şartsız Rusya'ya bağlanmışlardı.
-Türklerden yana olan güç dengesini hesaba katmamışlardı.
-Tehcir kararı amacına uygundu.
-Türkiye savunma içgüdüsü ile hareket etmişti.
-İngiliz işgali, Taşnakların umudunu kabartmıştı.
-Ermenistan'da Taşnak diktatörlüğü kurmuşlardı.
-Denizden, denize Ermenistan projesi gibi emperyalist bir hayale kapılmışlar ve bu yönde kışkırtılmışlardı.
-Müslüman nüfusu katletmişlerdi.
-Ermeni eylemleri batıda kamuoyu kazanmaya yönelikti.
-Taşnak yönetimi dışında suçlu aranmamalıydı.
-Taşnak partisinin artık yapacağı bir şey yoktu. İntihar etmeliydi.
Ülkemizin misilleme olarak Cezayir'i kullanmayı denemiş olması bile utanç verici bir şeydir.
Bugün Cezayirlilerden herhangi bir tepkime gören var mı Fransızlara karşı, hatta asimile bile oldular, çıtları çıkmadı.
Fransa futbol tarihinin en ünlü oyuncusu Zinedine Zidane dahi Cezayir asıllıdır.
Bu denli örneklere rağmen Türkiye neden samimiyetsiz bir tavır takındı?
Milliyetçi refleks ile ümmetçilerin her zaman ki işbilmezlikleri sonunda Cezayir bayraklarına sarıldılar ve çuvalladılar.
İlla bir şey gündeme gelecekse, Ruanda iç savaşı gelsin.
Bir ırk katletildi ve tetiği çekenler Fransızlardı, Belçikalılardı.
Tabi yine samimiyet testinden geçirirsek bu da pek uygun düşmez.
O yüzden Türkiye yolunu yekten çizmeli...
Tabi samimiyetlerine katiyen inanmadığım "Hepimiz Ermeniyiz" işbirlikçilerinden arınarak...
Ülkemizin misilleme olarak Cezayir'i kullanmayı denemiş olması bile utanç verici bir şeydir.
Bugün Cezayirlilerden herhangi bir tepkime gören var mı Fransızlara karşı, hatta asimile bile oldular, çıtları çıkmadı.
Fransa futbol tarihinin en ünlü oyuncusu Zinedine Zidane dahi Cezayir asıllıdır.
Bu denli örneklere rağmen Türkiye neden samimiyetsiz bir tavır takındı?
Milliyetçi refleks ile ümmetçilerin her zaman ki işbilmezlikleri sonunda Cezayir bayraklarına sarıldılar ve çuvalladılar.
İlla bir şey gündeme gelecekse, Ruanda iç savaşı gelsin.
Bir ırk katletildi ve tetiği çekenler Fransızlardı, Belçikalılardı.
Tabi yine samimiyet testinden geçirirsek bu da pek uygun düşmez.
O yüzden Türkiye yolunu yekten çizmeli...
Tabi samimiyetlerine katiyen inanmadığım "Hepimiz Ermeniyiz" işbirlikçilerinden arınarak...
Zamanında ben de onu söylüyordum işte: Bu Zinedine Zidane hiç mi kendi tarihini okumamış ki Fransız futbol takımında o kadar top koşturdu? Yani Zinedine Zidane'in yaptığı şey şu: Civciv yumurtadan çıkmış ama kabuğunu beğenmemiş!
Fakat bir futbolcuya dirsek atıp futbol hayatını bitirmesi, bana göre içinde birikmiş bu milliyetçilik patlamasının eseridir.
Biraz düşündüm, konu ile ilişkili güzel bir söz aklıma geldi.
Kimin söylediğini şu an anımsayamadım ama önümüze ışık tutacak nitelikte bir söz bu.
"O sokaklardan bir Zidane çıkarabilirsiniz fakat Zidane'ın içinden o sokakları çıkaramazsınız."
Zidane'ı örnek kişi olarak değerlendirelim...
Peki neden kabullenmişlikle karşılaşıyoruz biz hâlâ?
rastaman
24-01-2012, 03:25
Türkiye'nin tezleri bir kez daha hezimete uğradı,ama asıl darbe geçenlerde Cezayir başbakanının açıklamalarıyla geldi.Sen Fransaya karşı tüm savunmanı Cezayir soykırımı üzerine yap,adam ''sanane'' desin.Fransa Türkiye'ye asıl golü o zaman attı.
İşin Cezayir hükumetiyle ilgili başka yönleri de var ama;başbakan Uyahya Kuzey Afrika sahil şeridindeki son kaleyi muhafaza eden,meşruiyeti halktan gelmeyen bir lider ve sağı solu Erdoğan çizgisindeki liderlerle kuşatılı;Fas Adalet ve Kalkınma Partisi adını alan,Türkiyedeki AKP'yi örnek aldığını açıkça söyleyen bir hükumetle yönetiliyor,Tunusu yöneten En Nahda hareketiyse Erdoğanın kendilerini örnek aldığını söylüyor ve AKP'yle yakın ilişki içerisindeler.Cezayir muhalefetinde de En Nahda başı çekiyor,yani başbakan Uyahya'nın Türkiyeden ve AKP'den çekinmesi için çok fazla sebep var.
Cezayir En Nahdasının lideri Fatih Rebii Türkiye'yi bu konuda açıkça destekliyor,o demeci sonrası Uyahya'nın istifasını istedi.
Sonunda Akp'nin bölgedeki ideolojik-politik etkileri ve bağlantıları Fransaya galip gelemedi.Gerçi bu AKP'nin değil Türkiye'nin dış politikasının başarısızlığı çünkü AKP'nin yerinde başka bir parti de olsa benzer tezlerle yola çıkacak,sonuç da aynı olacakdı.
Mutezile
24-01-2012, 12:24
İktidar partisinin soykırım kararının fransa senatosundan geçmesi taraftarı olduğunu -Kıbrısta Annan planının 'Evet' taraftarı ve KKTC karşıtı olduğu gibi - görmek, bilmek gerekir diye düşünüyorum.
İktidarın amacı, çabası bu konularda yanlış anlamaya mahal vermeyecek kadar açık ve net aslında.
Oncelikle bilinmesi gereken sey bu yasanin sadece Turkiye'yi hedef alan bisey olmadigidir. Fransiz parlamentosundan gecmis olan butun soykirimlari inkar etmek suc kabul edilecektir
Ikinci husus, Avrupa ulkelerinde irkci soylemler ifade ozgurlugu kapsami disindadir. Soykirim inkarciligi ile irkciligin ne kadar icli disli oldugunu soylememe gerek varmi bilemiyorum
AlbatrosS
24-01-2012, 20:31
Murted'den:
Tarihin gördüğü en büyük trajedileri arasına 1915 ilkbaharındaki ermeni tehcirini de koyduğunuz anlaşılıyor.
1923 Bükreş'te Taşnak partisinin toplantısında Ermenistan Başbakanı kendi ulusunun yaşadıkları hakkında sizinle koşut düşünmüyor; çok farklı değerlendirmeler yapıyor:
1923 yılı Nisan ayında Taşnaksutyun Partisinin Bükreşte yapılan Yurtdışı Konferansına sunulmuş olan bu tarihî rapor, Ermenistanda yasaklanmıştır. Kitabın çeşitli dillerden yayımlanan basımları, Avrupa kütüphanelerinden toplatılmıştır.
Kitabın Ana Hatları:
-Gönüllü birliklerin oluşturulması hataydı.
-Kayıtsız şartsız Rusya'ya bağlanmışlardı.
-Türklerden yana olan güç dengesini hesaba katmamışlardı.
-Tehcir kararı amacına uygundu.
-Türkiye savunma içgüdüsü ile hareket etmişti.
-İngiliz işgali, Taşnakların umudunu kabartmıştı.
-Ermenistan'da Taşnak diktatörlüğü kurmuşlardı.
-Denizden, denize Ermenistan projesi gibi emperyalist bir hayale kapılmışlar ve bu yönde kışkırtılmışlardı.
-Müslüman nüfusu katletmişlerdi.
-Ermeni eylemleri batıda kamuoyu kazanmaya yönelikti.
-Taşnak yönetimi dışında suçlu aranmamalıydı.
-Taşnak partisinin artık yapacağı bir şey yoktu. İntihar etmeliydi.
Soykırım sorunu hakkında bugüne dek yapılmış tüm eleştirel tartışmaları cezai müeyyidelerle engelleyen, önünü kesen ve kendi elindeki tarihsel belgeleri tarihçilere açmayan bu devlet tezlerinde haklı olmadığını düşündürecek ne varsa yapmıştır.
Haklı olduğunu düşünen haklılığını ispat ve haklı olduğunu bilmenin güveniyle elindeki tüm belge ve fırsatları kullanmaktan çekinmez, tartışmaları bilakis teşvik etmez miydi?
Türkiye bugüne dek olayları kendi perspektifinden dikte ettirmeye çalışmanın dışında ne yapmıştır?
İslamcıların Kur'an ve İslam'ın tartışılmasından duydukları garez ve antipatiyle Türkiye'nin bu mevzunun tartışılmasından duyduğu garez ve kin arasında bir fark var mıdır ?
Siz ki bir ateist olarak İslam'ın ''tartışılamazlığının'' nedenini çok iyi idrak edebilmenize karşın aynı şeyi ''resmi tarih'' için yapamamaktasınız...
Mutezile
24-01-2012, 21:13
Ortada tek bir gerçek olabilir. Ya ermeni ahaliye soykırım yapılmıştır.. Ve olay bir tehcirden, yer değiştirmeden ibaret değildir.
Ya da ermeni soykırımı -neredeyse- 1 asırlık koca bir yalandır.
Türkiyenin bugüne dek tuttuğu tutum: Ermeni, türk vs Tarihçilerden bir kurul oluşturulsun, tüm arşivler açılsın ve yapılacak analizlerin sonucu ortaya çıkacak hakikati; iki tarafta kabul edeceğini b a ş t a n beyan etsin.
Ermenistan bu tarihi araştırmalar kuruluna katılım davetini her defasında geri çevirmiştir.
Son tahlilde Türkiye onurlu, dik durabilen bir ülke olarak kendi arşivlerini açma; tarihsel akademik kurul oluşturma teşebbüsünde bulunmuştur; defalarca..
Ben Geçmiş türk hükümetlerinin avukatı falanda değilim. Zira ekseriyetinden hazetmem. Ama doğruya doğru. Türk hükümetleri bu şayianın artık netleşmesi uğruna katkı yapmaya hazır olduklarını her defasında teyit ettiler.
Sizin yazdıklarınız konuyu pek araştırmadan; ama dolu dolu ön kabul ve peşin hükümlerle konuya yaklaştığınızı düşündürüyor. Türkiye bu konunun araştırılmasından ne gocunmakta, ne de araştıranlara garez gütmektedir (Türkiye= adalet ve kalkınma p'si değildir)
Tarihsel önemi olan bu konu hakkında bence ne kadar okusak azdır..
Son olarak; Mehmet Perinçek Rus -Azeri Arşivlerini, konuyla bağlantılı gizli İngiliz resmi yazışmalarını uzun yıllar yerinde araştırmış ve ortaya bu konuyu eksiksiz irdeleyen; tarihi gerçekleri açımlayan kitaplar koymuştur.
Mehmet Perinekten önce Yusuf Halaçoğlu hocanın bu konudaki emeklerini mutlaka hatırlamakta fayda var.
20'li yaşlarda Tarih kürsüsünde daha resmi doktorasını tamamlamamış bir akademisyen bundan bir kaç ay önce aniden neden içeri alındı? Adam hayatının son 7-8 yılını Arşiv, belge, kütüphane, tanık ile geçirmiş.. Ermitaj'dan ümraniye soruşturmasına bahis olan örgüte (bu sözde örgüt için 'Ergenekon' yaftasını kullanılamayacağı, ancak karar kesinleştikten sonra kullanılması hususu hakim kararıyla onanandı) nasıl katkı yapmış olabilir?
Hepsi birbiriyle bağlantılı bunların, ve hiç bir şey tesadüf değil.
Oncelikle bilinmesi gereken sey bu yasanin sadece Turkiye'yi hedef alan bisey olmadigidir. Fransiz parlamentosundan gecmis olan butun soykirimlari inkar etmek suc kabul edilecektir
Ikinci husus, Avrupa ulkelerinde irkci soylemler ifade ozgurlugu kapsami disindadir. Soykirim inkarciligi ile irkciligin ne kadar icli disli oldugunu soylememe gerek varmi bilemiyorum
Evet, burada yirmi kişiden on dokuzu Fransızların sırf kıllığına 1915teki olayları soykırım saymamayı suç sayan bir yasa çıkarttığını sanıyor. Bizim basın her zamanki gibi öyle bir sunum yaptı ki başta biz de yasanın bu olaylara özel çıkartıldığını falan sandık. Yasa neden çıkmıştır, kimlerin işine gelmiştir, kimler desteklemiştir, kimler destek olmuştur, kimler bunu siyasi malzeme yapmıştır falan fişman ayrıca tartışılır. Ama yansıtıldığı kadar büyük, en azından Türkiye ve Türk merkezli bir durum olmadığı açık. Hastalıklı bir bakış açımız var her zamanki gibi.
Türkiye'nin politkalarının gram tutarlılığı olsa Fransa'ya yönelik bol keseden sallayarak gündeme getirdiği yaptırımları, komple Avrupa Birliği ülkelerine uygulaması lazım.
Fransız Senatosu'nda 16:00'da başlayan ve 24:00'te biten Ermeni Yasa Tasarısı hakkında konuşmalar ve oylamalar yapılırken, NTV, CNNTÜRK, SKYTÜRK, HaberTürk, TGRT, Samanyolu, Ülke TV, TRT haber, Kanal 7, Bugün TV, TV8, Kanaltürk, Fox TV, ATV, Kanal D, TRT 1, Show TV vb. yandaş ve paydaş kanallar neden Fransız senatosu'ndaki gelişmeleri alt yazı şeklinde verip Türk Tıp Tarihi'ndeki ilk yüz nakli ve 2 kol nakline ilişkin gelişmelere odaklanmıştı?
http://www.youtube.com/watch?v=PUPhOC5X7cc (http://www.youtube.com/watch?v=PUPhOC5X7cc)
Hatırlarsanız, bu şarkıyı ünlü Fransız şarkıcı Dalida ile birlikte yine ünlü Fransız sinema artisti Alain Delon söylemişti. Bu şarkının daha sonra bizde aranjmanı yapılmış "Paroles Paroles"ten "Palavra Palavra"ya dönüştürülmüştü.
Palavra, palavra...
Yani milletin her gün medya bombardımanıyla beyninin yıkandığı bir zamanda (ki şeriatçı, kürtçü, entel, liboş, ileri demokrat (!) vesaire tamamı AKP'ye çalışıyor), yukarıdaki soruma binaen bakalım milletin beyni son derece önemli gelişmelerin yaşandığı dün de yıkanmış mıydı?
Dün Fransız Senatosu'nda aleyhimize olan bu gelişme yaşanırken, AKP de Meclis'te Bölünme Anayasası'nda kritik bir adım attı.
Değiştirilemez maddeler değiştirilecek!
AKP'nin Siyasi partiler Kanunu'nun 117. maddesinde yaptığı bir düzenlemeyle Anayasa'nın değiştirilemez maddelerinin değiştirilmesinin önünü açtı. Bu uygulamayla Anayasa yasayla değiştirilmiş oldu.
"Yaptırımdan yoksun bırakılmıştır"
İP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Cengiz, bu düzenleme için, "Bu iptal kararıyla Cumhuriyetin temel niteliklerine yönelik faaliyetler, Siyasi Partiler Yasası'nda yaptırımdan yoksun bırakılmıştır" değerlendirmesini yapmıştır.
Dün Türk Tıp Tarihi'ndeki ilklere imza atanlar, AKP'nin Sağlık alanındaki düzenlemesinden yakınıyorlar!
Prof. Dr. Aktan: 1500 deneyimli hekim ayrıldı ya da hasta bakamaz oldu. Artık AKP Dönemi'nde nitelikli hekim yetiştirilemez.
Prof. Dr. Ömer Özkan ise dün ilk yüz naklini yapar yapmasına ama, AKP'nin getirdiği düzenlemeyle hekim yetiştiremez olmuştur.
İşte dün Fransız Senatosu'nda Ermeni Tasarısı görüşülürken, AKP de altımızı oymak için ne elinden geliyorsa yapmıştır, yapacaktır. ABD İslamı altında durmak yok, yola devam.
Uğur Mumcu'nun ölümünün 19. yıldönümünde AKP ortaya çıktı!
Bugün Uğur Mumcu'nun ölümünün 19. yıldönümüdür ve şimdiye kadar Uğur Mumcu'nun yayımlanmamış 2 konuşması ortaya çıktı (Demek ki artık bu konuşmaların ülkemizde hiçbir caydırıcılığı kalmamış ve ABD gözetimi altında servis ediliebiliyor. Burada ABD ve onun işbirlikçilerine dikkat ediniz lütfen! Çünkü bu durum, onların gerçek yüzünü gösteriyor).
"Bir gün savcı olacaklar! (http://www.habercim.net/ugur-mumcunun-simdiye-kadar-yayinlanmamis-iki-konusmasi.html)"
Mumcu, “Hukuk fakültesinde okuyup da daha önce imam hatip mezunu olanlara burs veriyorlar. Burs verilen öğrenciler de sınavsız yargıç ve savcı oluyorlar. 2000 yılına doğru baktığımızda, vali ilahiyat fakültesi mezunu, emniyet müdürü İslam enstitüsü mezunu, kaymakam imam hatip mezunu olacak” diyordu.
Mumcu, konuşmasının devamında "Hangi iktidar din sömürüsüne dayanmışsa, mutlaka yıkılmıştır" diyerek gelişmeleri teker teker anlatıyor ve konuşmasının son bölümünde ülkemizdeki şu ayrıma varıyor:
Ya laiklik, ya İslamcılık!
Biliyorsunuz, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devrimi yaptı. İtalya’dan ceza yasası aldık, Fransa’dan idare hukuku ilkeleri aldık, İsviçre’den medeni hukuku aldık, Almanya’dan ceza yargılaması hukukunu aldık. Bir gülmece dergisindeki şu tanım olayları yeterince sergiliyor: Türk vatandaşı tanımı. Diyor ki, “Türk ne demektir? Türk kimdir? Türk vatandaşı İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemeleri usulüne göre yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir.” (Bkz. Atatürk’ün “Millet” Tanımı ve Hatası (http://members.multimania.co.uk/upuaut/Millet.pdf)).
O dönemde böyle yasaların alınması zorunluydu, çünkü toplum bir yol ağzındaydı. Ya Batılı laik sistem, ya şeri hukuk. Mustafa Kemal ve düşün arkadaşları Batılı ve laik sistemi benimsediler. 1928 yılında anayasadan devletin İslamcı devlet olduğunu belirten madde kaldırıldı, 1930 yılında da okullardan din dersleri. 1939 yılında da köy okullarından din dersleri kaldırıldı. Bunlar ne için yapıldı? Laiklik için yapıldı. Çünkü, dünyada ya olayları teokratik açıdan göreceksiniz, böyle bir eğitim anlayışınız olacak ya da laik anlayışınız olacak. Karma ekonomi gibi hem İslamcı hem laik anlayış olmaz. Ya laiklik ya İslamcılık. Eğitim bu. Mustafa Kemal ve düşün arkadaşları, laisizmi benimsediler. Köy Enstitüleri olayını bu süreç içinde değerlendirmek gerekir. Köy Enstitüleri 40’lı yılların başında çıktı, ortalarına ve sonlarına doğru yıkıldı. Niçin? Çünkü Türkiye 40’lı yıllarda da bir yol ayrımındaydı. Dünyada büyük bir savaş yaşanmaktaydı. Nasyonal sosyalist rejimlerle Marksist rejimler ve burjuva demokrasileri arasında, bunların orduları arasında sıcak savaş yaşanıyordu. Türkiye bu sıcak savaşta, bu savaşa katılmama siyaseti gütmekteydi. Bir çeşit duyarlı siyasetle iki tarafın gelişimini de izlemekteydi ve bir denge politikası izliyordu. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Köy Enstitülerini destekledi. Köy Enstitüleri fikri bugün önemi daha çok anlaşılan Tonguç Baba’nın çalışma, düşünce ve ideolojisiyle ortaya çıkmıştı. Saffet Arıkan’ın bakanlığı döneminde genel müdürlüğe getirilen Hakkı Tonguç, daha sonra Hasan Âli Yücel’le birlikte çalıştı. Hasan Âli Yücel, bugün bakıyoruz, yeniden değerlendiriyoruz, oğlu Can Yücel’in şiirinde yazdığı gibi “çağın en güzel gözlü maarif müfettişi”, gerçekten bu toplumun özlediği, hümanist ilerici bir aydın.
Şimdi başımızdaki bu pislik, Uğur Mumcu'nun bu öngörüsüyle tamamen ortaya çıkmış ve bize açıkça kafa tutmaya başlamıştır. Siz, hiç "Ermeni Soykırımı olmamıştır" diyen Talat Paşa Komitesi'ndekiler gibi, bir tane bile olsun, şeriatçı, namazında niyazında olan birini Fransız Meclisi ya da Fransız Senatosu'nun önünde protesto ederken gördünüz mü?
Oysa Hz. Muhammed, Hicret'ten sonra Kuran'a peşisıra "savaş ayetleri"ni döşenmeye başlamış, Kureyşliler'den kendi yurdunu kurtarmaya çalışıyordu! Hangi İslam ulan! Tabii ki ABD İslamı.
Mutezile
24-01-2012, 23:42
Yazınızda geçen köy enstitüleri konusu hayatidir. Anadolu Aydınlanmasının sacayağı olarak başta tasarlanan Köy Enstitüleri konusunu açmışsınız, ama neden kapatıldıklarını pek tahlil edememişsiniz kanımca..
Bu konuya içinde yer veren başyapıtlardan biri de Çetin Yetkin'in: ''Karşıdevrim''adlı muazzam kitabıdır.
Köy Enstitülerinin kapatılması, ÇTK (Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu) projesinin akamete uğraması birbirine çok bağlı konular; ve bunlar ne yazık ki genç cumhuriyetimizin de büyük eksikliklerindendir.
Siz, hiç "Ermeni Soykırımı olmamıştır" diyen Talat Paşa Komitesi'ndekiler gibi, bir tane bile olsun, şeriatçı, namazında niyazında olan birini Fransız Meclisi ya da Fransız Senatosu'nun önünde protesto ederken gördünüz mü?
Oysa Hz. Muhammed, Hicret'ten sonra Kuran'a peşisıra "savaş ayetleri"ni döşenmeye başlamış, Kureyşliler'den kendi yurdunu kurtarmaya çalışıyordu! Hangi İslam ulan! Tabii ki ABD İslamı.
Arkadaşlar, ben bu soruda Avrupa'daki Türkler için özür diliyorum. Bu soruyu sorarken, onları dikkate almamıştım.
Hatırlarsanız, Ermeni Yasa Tasarısı Pazartesi günü Fransız Senatosu'nda görüşülmeden önce (ki normalde Fransız Senatosu Pazartesi günleri toplanmaz. Fakat Sarkozy'nin bastırmasıyla Ermeni Tasarısı için özel bir oturum yapmak zorunda kaldılar), Cumartesi günü Fransız basının önemli bir bölümü (tıpkı bizim basınımızın yaptığı gibi) Paris'te yapılan dev eylemi görmezden gelirken Liberation gazetesi dünkü (Pazartesi) sayısında eyleme geniş yer vermiş.
Liberation: Daha önce görülmemiş eylem
Liberation gazetesinin muhabiri Marc Semo, bu eylemle ilgili unutulması mümkün olmayacak gözlemlerini yazdı ve eyleme katılan Türkler ile yaptığı görüşmelere yer verdi.
Semo, "Eylemi düzenleyenlere göre 50,000 (50 bin) kişi gösteri yaptı. Bana göre en az 25,000 kişi vardı; Fransa'dan, Almanya'dan, Belçika'dan 550 otobüs gelmiş (*), ki sadece bunu hesap etmek yeter. Türk bayrakları her yerde; her tarafı kaplayan bir örtü gibi büyüktü. Cumartesi Paris'te yürüyenler arasında gençler çoğunluktaydı. Avrupa Avrupa olalı, daha önceden böyle bir büyük eylem görmemişti.
"Her kesim bir aradaydı"
Liberation muhabiri Marc Semo ayrıca, Türkler'in ilk kez birlikte hareket ettiğini ifade ederek; "İslamcılar, Kemalistler, sol işçi grupları ve milliyetçiler bir aradaydı. Sadece Kürtler ve aşırı solcular 'Devlet Eylemi' diye katılmayı reddettiler" diye yazdı.
"Bir daha Fransa'ya gitmem!"
Olayı dün Ataşehir'deki Mimar Sinan Camiisi'nden izleyen Başbakan Tayyip Erdoğan, bir gazetecinin Bülent Arınç'ın sözlerini hatırlatması üzerine, "Böyle bir şeyde acaba artık Fransa ziyareti olur mu? O da düşünülür" dedi.
Bülent Arınç önceki gün "Eğer böyle bir kanun çıkarsa Fransız gazetelerinin sorduğu soruyu ben de sorayım; Tayyip Erdoğan Fransa'ya, Paris'e geldi ve 'Soykırım yoktur' dedi, ne yapacaksınız? Bunu göze almış binlerce Türk vardır, bunu göze almış binlerce Fransız entellektüel vardır" demişti.
Bülent Arınç'ın sözünden anlaşıldığı kadarıyla, "Soykırım yoktur" demeyi göze alan binlerce Türk'ten yalnızca Cumartesi günkü olay için 550 otobüs çeşitli Avrupa ülkelerinden Paris'e gelmiş. Ortalama olarak, bir otobüste oturan yolcu sayısını 70 kişi olarak düşünürsek, 70x550=38,500 kişi olur ve ayaktaki yolcularla birlikte bu sayı rahatlıkla 50,000 kişiyi bulur. Liberation gazetesi muhabiri Marc Semo bu sayının en az 25,000 kişi olduğunu düşünüyor.
Nerde Ecevit Hükümeti dönemindeki kendini zincirleyen, ellerinde Kuran olan İslamcı eylemciler?
Şimdi, benim bu olaya ilişkin soracağım soru son derece önemli olmakla birlikte, içinde bulunduğumuz vaziyeti de özetler: Talat Paşa Komitesi üyelerinin Ermeni Yasa Tasarısı için gerek Fransız Meclisi'nde, gerekse (bugün) Fransız Senatosu'nda gösteri yaptıklarını yandaş ve paydaş olmayan kanallarının (Ulusal kanal ve birkaç kanal. Ama daha fazlası değil. Örneğin, Ulusal Kanal Ana Haber bülteninde sunulan ilk haber şöyleydi:
İlk Eylem İşçi Partisi'nden
Büyükelçilik ve konsolosluklarda Fransa ve AKP'ye tepki yükseldi)
haber bültenlerinde gördük. Peki siz, hiç Ecevit Hükümeti dönemindeki ellerinde Kuran ve kendilerini zincirleyen eylemciler gibi, bir tane bile olsun, (Avrupa'dakiler hariç) bizden bir İslamcıyı Fransız elçiliklerinin birinin önünde eylem yaparken gördünüz mü?
Kendi adıma cevap verecek olursam, ben hiç görmedim. Zaten bu yüzden bunlara güvenmiyorum. Ama Avrupa'daki İslamcılar içimizdeki İslamcılar'dan daha cesaretli olduklarını Cumartesi günü Paris'te gösterdiler. Ben onları tebrik ve takdir ediyorum ama içimizdeki İslamcıları asla!
Yazınızda geçen köy enstitüleri konusu hayatidir. Anadolu Aydınlanmasının sacayağı olarak başta tasarlanan Köy Enstitüleri konusunu açmışsınız, ama neden kapatıldıklarını pek tahlil edememişsiniz kanımca..
Bu konuya içinde yer veren başyapıtlardan biri de Çetin Yetkin'in: ''Karşıdevrim''adlı muazzam kitabıdır.
Köy Enstitülerinin kapatılması, ÇTK (Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu) projesinin akamete uğraması birbirine çok bağlı konular; ve bunlar ne yazık ki genç cumhuriyetimizin de büyük eksikliklerindendir.
Kardeşim, o yazı bana ait değil. Ben, yalnızca Uğur Mumcu'nun 19 yıl sonra ortaya çıkan konuşmalarından birini size olduğu gibi verdim. Burada sorulması gereken asıl soru, Uğur Mumcu'nun 19 yıl sonra ortaya çıkan bu konuşmaların neden daha önce yayınlanmadığıdır. Peki yayınlansaydı, "Bir gün savcı olacaklar! (http://www.habercim.net/ugur-mumcunun-simdiye-kadar-yayinlanmamis-iki-konusmasi.html)" dediği kişilerin başımıza gelmesi engellenebilir miydi? Bu da, diğer bir sorumdur.
AlbatrosS
25-01-2012, 00:42
Ortada tek bir gerçek olabilir. Ya ermeni ahaliye soykırım yapılmıştır.. Ve olay bir tehcirden, yer değiştirmeden ibaret değildir.
Ya da ermeni soykırımı -neredeyse- 1 asırlık koca bir yalandır.
Türkiyenin bugüne dek tuttuğu tutum: Ermeni, türk vs Tarihçilerden bir kurul oluşturulsun, tüm arşivler açılsın ve yapılacak analizlerin sonucu ortaya çıkacak hakikati; iki tarafta kabul edeceğini b a ş t a n beyan etsin.
Ermenistan bu tarihi araştırmalar kuruluna katılım davetini her defasında geri çevirmiştir.
Dalga mı geçiyorsunuz siz? Hrant'ı 301'den mahkum eden; soykırım vardır sözüne dava açan da aynı ülke.
Türkiye'nin belgelerini açıp Ermenistan'ın istemediği de yalanın ağdalısıdır. Türk Tarih Kurumu, Van dolaylarında bir kazı çalışması için Yurt dışı'ndan gelen heyeti reddettiği gibi çalışmanın yapılacağı yerde bulanan kemikler ''onay çıkana kadar'' apar topar temizlenmiştir.
Türkiye'nin arşivleri açmak için Ermenistan arşivlerinin açılıp ortak komisyon hede-hödö'sünü şart koşup arşivleri HALA KAPALI TUTMASI sorunu çözümsüzlüğe itip REHİN ALMAK'tır. Haklılığından bu denli emin olan bir ülkenin arşivlerini 50 BİN SEFER AÇMASI GEREKMEZ MİYDİ? Haklılığından emin olan bir ülkenin arşivlerini açması için şart koşması aptallık değil midir?
Son tahlilde Türkiye onurlu, dik durabilen bir ülke olarak kendi arşivlerini açma; tarihsel akademik kurul oluşturma teşebbüsünde bulunmuştur; defalarca..
Ben Geçmiş türk hükümetlerinin avukatı falanda değilim. Zira ekseriyetinden hazetmem. Ama doğruya doğru. Türk hükümetleri bu şayianın artık netleşmesi uğruna katkı yapmaya hazır olduklarını her defasında teyit ettiler.
Palavra:
Bu Kürt sorununun çözümü için en temel bireysel hakları bile REHİN ALAN iktidar tavrıdır. Maalesef ki bizim milli politikamızdır.
Soykırım araştırmaları dolayısıyla arşivlerin tamamının açılması için herhangi bir ülkeyle herhangi bir diplomatik şart koşulması tam bir ŞARK KURNAZLIĞIDIR.
Sizin yazdıklarınız konuyu pek araştırmadan; ama dolu dolu ön kabul ve peşin hükümlerle konuya yaklaştığınızı düşündürüyor. Türkiye bu konunun araştırılmasından ne gocunmakta, ne de araştıranlara garez gütmektedir (Türkiye= adalet ve kalkınma p'si değildir)
Tarihsel önemi olan bu konu hakkında bence ne kadar okusak azdır..
Ben yalnızca 23'ten sonra bu ülkenin baskı ve sindirme politikaları nedeniyle BİNLERCE GAYRI MÜSLİM'in göç ettirildiğini biliyorum. Varlık vergisi ile 6-7 EYLÜL provokasyonu ve Trakya olayları bile her şeyi anlatmaya kafidir.
Bu ülkenin azınlık karnesi ortada:
http://www.demokrathaber.net/medya/mustafa-kemal-ermeniler-ve-digerlerinin-burada-hicbir-hakki-yoktur-h6447.html
Son olarak; Mehmet Perinçek Rus -Azeri Arşivlerini, konuyla bağlantılı gizli İngiliz resmi yazışmalarını uzun yıllar yerinde araştırmış ve ortaya bu konuyu eksiksiz irdeleyen; tarihi gerçekleri açımlayan kitaplar koymuştur.
Mehmet Perinekten önce Yusuf Halaçoğlu hocanın bu konudaki emeklerini mutlaka hatırlamakta fayda var.
TANER AKÇAM'ın da Osmanlı DAHİLİYE YAZIŞMALARI'NDA şifreli katliam emirlerini belgeyen akademik çalışmaları mevcuttur. Emirler bizzat TALAT PAŞA ve avanesi'nden.
20'li yaşlarda Tarih kürsüsünde daha resmi doktorasını tamamlamamış bir akademisyen bundan bir kaç ay önce aniden neden içeri alındı? Adam hayatının son 7-8 yılını Arşiv, belge, kütüphane, tanık ile geçirmiş.. Ermitaj'dan ümraniye soruşturmasına bahis olan örgüte (bu sözde örgüt için 'Ergenekon' yaftasını kullanılamayacağı, ancak karar kesinleştikten sonra kullanılması hususu hakim kararıyla onanandı) nasıl katkı yapmış olabilir?
Hepsi birbiriyle bağlantılı bunların, ve hiç bir şey tesadüf değil.
Ergenekon davası nedeniyle içeri tıkılmıştır. Avrupa'da Talat Paşa konferansı düzenleyen avanenin birçoğu dava nedeniyle içeridedir.
Evet... Tesadüf değil...
Hrant'ı katlettiren uyduruk yargıtay kararlarıyla LİNÇ GÖSTERİLERİ tesadüf değil...
1915'EN 23'E; 23'TEN 46'YA ve bugünlere dek azınlıkları kovma ve sindirme girişimlerinin hiçbiri tesadüf değil.
Anadoluyu TÜRKLEŞTİRME'nin 100 yıllık bir proje olduğunu yönetenler biliyor, biz biliyoruz; ancak bir tek kraldan çok kralcılar bunun hakkını vermemekte.
Bugün PKK'yle olan çatışmalar nedeniyle Kürtleri örneğin Kuzey Irak'a sürmek ne denli AHLAKİ bir tercih olursa ERMENİLERİ sürmek; sürerken gizli ve organize katliam emirleri vermek de o denli ahlaki bir tercihti.
Tehcir eylemi dahi tek başına SOYKIRIM KAPSAMI'ndandır.BM soykırım tanımına göre insanları besin-yeme içme kaynaklarından yoksun kalacakları bölgelere göçe zorlayıp ölümlerine sebebiyet vermek ''ETNİK TEMİZLİK''tir.
Kaldı ki BM soykırım tanımı ve kapsamı önemli ölçüde ERMENİ TRAJEDİSİ'^nden esin alınarak yazılmıştır.
Peki PERİNÇEK VE IRKÇI AVANESİ neyi kanıtladı?
Tehcir ve katliam emirlerinin merkezden gelmediğini mi?
Tehcir sırasında çete ve çulsuz başları eliyle katliamlar yaptırılmadığı mı?
Neyi?
AlbatrosS
25-01-2012, 00:46
Mustafa Kemal: Ermeniler ve diğerlerinin burada hiçbir hakkı yoktur
Ayşe Hür, Cumhuriyet’in azınlık karnesini çıkardı…
22 Ocak 2012 Pazar 11:36
Hrant Dink Davası’nda çıkan karar aslında beni şaşırtmadı. Çünkü bu topraklardaki gayrımüslim düşmanlığının köklerinin ne kadar derinde, dallarının ne kadar yaygın olduğunu biliyorum. İktidar partisinin tepkileri yatıştırmak için kullandıkları “Yargıtay aşaması” sürecinin nasıl biteceğini de tahmin ediyorum. Çünkü hem AKP’nin Ergenekonlaşmış bu devletle giderek nasıl bütünleştiğini görüyorum, hem de Yargıtay’ın Pınar Selek, Uğur Kaymaz, Baskın Oran, N.Ç. başta olmak üzere daha nice dava hakkında verdiği kararları biliyorum. Bu hafta Cumhuriyet tarihi boyunca, devletin gayrımüslimlere karşı işlediği suçların özet bir dökümünü yapacağım. Böylece işimizin ne kadar zor olduğunu görüp tekrar derlenip toparlanalım.
» 16 Mart 1923’te, Mustafa Kemal Adana’da esnafa yaptığı konuşmada “Memleket en sonunda yine gerçek sahiplerinin elinde karar kıldı. Ermeniler ve diğerlerinin burada hiçbir hakkı yoktur. Bu bereketli yerler koyu ve öz Türk memleketidir” dedi. Böylece Cumhuriyet’in azınlık politikalarının çerçevesi belirlenmiş oldu.
» Haziran 1923’te, Yahudi, Rum ve Ermeni memurlar işlerinden çıkartılarak yerlerine Müslümanlar alınmaya başladı. Gayrımüslim azınlıkların Anadolu’da serbestçe dolaşımları kısıtlandı. Karar öyle ani olmuştu ki, pek çok kişi kısıtlamalar yüzünden memleketine dönemedi, gittiği yerde mahsur kaldı. Bu yetmezmiş gibi Yahudilerin Filistin’e göçmelerine de engeller konuldu.
» Eylül 1923’te, Kilikya (Adana havalisi) ve Doğu Anadolu’dan savaş sırasında göç eden Ermenilerin geri dönüşünü yasaklayan bir kararname çıkarıldı.
» Aralık 1923’te, Çorlu’da yaşayan birkaç yüz kişilik Yahudi cemaatine şehri 48 saat içinde terk etmesi emredildi. Hahambaşılığın müracaatı üzerine karar ertelendi ancak benzer bir karar Çatalca için alındı ve hemen uygulandı.
» 24 Ocak 1924 tarihli Eczacılar Hakkındaki Kanun’la eczane açma yetkisi “Türk bulunma” meselesine bağlandı.
» 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu uyarınca 40 kadar Fransız ve İtalyan okulu kapatıldıktan sonra sıra azınlık okullarının binalarının onarımında, genişletilmelerinde, yeni binalar yapmalarında kısıtlamalara geldi. Okul programları ve sınavlar MEB tarafından denetlenmeye başladı.
» 3 Nisan 1924’te, kabul edilen Avukatlık Kanunu uyarınca 960 avukat iyi ahlaklı olup olmadığı açısından değerlendirildi ve sonuçta 460 avukatın çalışma izni iptal edildi. Böylece Yahudi avukatların yüzde 57’si, Rum avukatların üçte biri işsiz kaldı. (İşsiz kalan Ermeni avukat sayısı öğrenilemedi.)
» 29 Ocak 1925 gecesi, Fener Rum Patrikliğine seçilen Araboğlu Konstantinos bir trene bindirilerek Selanik’e gönderildi. Suçu, hükümetin hoşuna gitmeyen biri olmasıydı. Bu durum, Yunanistan tarafından Lozan’ın ihlali olarak La Haye Adalet Divanı’na ve Milletler Cemiyeti’ne götürüldü ancak Türkiye’nin “Patrikhane’yi de sınırdışı etme” tehdidi savurması üzerine Yunanistan şikâyetlerini geri çekti ve Patrik “kendi isteğiyle istifa etmiş” gibi yapılarak konu kapatıldı.
» 22 Nisan 1926’da, ticari yazışmalarda sadece Türkçe kullanılmasını mecburi kılan kanundan sonra idari kadrolarda çalışan ve Türkçe yazı diline hâkim olmayan gayrımüslimler işten çıkarılmaya başlandı. Bu yönetmelik uyarınca işten çıkarılan Rumların sayısı beş bindi.
» 17 Şubat 1926’da, Medeni Kanun’un kabulünden sonra, Ermeni, Yahudi ve Rum cemaatleri, birbiri ardı sıra, Lozan Barış Antlaşması ile kendilerine tanınan azınlık haklarından vazgeçtiklerini açıklamaya zorlandılar.
» 1 Ağustos 1926’da, devletin Lozan Barış Antlaşması’nın yürürlüğe girdiği 23 Ağustos 1924’ten önceki tarihlerde gayrımüslimlerce edinilmiş tüm malları müsadere etme hakkına sahip olduğu ilan edildi.
» 17 Ağustos 1927’de, Elza Niyego adlı 22 yaşındaki Yahudi kızı, kendisine âşık olan ve uzun süredir taciz eden evli ve torun sahibi Osman Ratıp Bey tarafından öldürüldü. Olayın devlet tarafından örtbas edilmeye çalışıldığını gören Yahudi cemaatinin ilk kez sesini çıkarmaya cesaret etmesi üzerine, gazetelerde yoğun bir Yahudi düşmanı kampanya başlatıldı. Bazı Yahudiler “Türklüğe hakaret ettikleri” gerekçesiyle mahkemeye verildiler.
» 13 Ocak 1928’de, rejimin gözüne girmek isteyen bir grup Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) Hukuk Fakültesi öğrencisinin aldığı karar uyarınca, birden vapur, tramvay gibi toplu taşıma araçlarına “Vatandaş Türkçe Konuş!” yazılı pankartlar asılmaya başladı. Dönemin gazetelerinde “Türkçe Konuş!” hitabına tahammül edemeyen “sözde vatandaş”lardan şikâyet ediliyordu. Bu tarihten itibaren kampanyanın gereklerine uymadıkları gerekçesiyle pek çok gayrımüslim hakkında Türklüğü tahkir davası açıldı.
» 11 Nisan 1928 tarihli Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarz-ı İcrasına Dair Kanun’la doktorluk “Türk olma” şartına bağlandı. Böylece gayrımüslimler doktorluk yapamaz oldular.
» Eylül 1929’de, Defterdarlık, Yahudi okullarını, Or Ahayim Hastanesi’ni, Ortaköy Yetimhanesi’ni ve sinagogları ticari müessese sayarak bunlara yapılan bağışları ve intikalleri vergilendirmeye karar verdi. Uygulama geriye doğru, 1925 yılından başlatıldı. Bu yüksek vergileri ödeyemeyen Hahambaşılığa haciz geldi. Hükümetin baskıları sürdü ve bağışlar sıkı takibe alındı.
» 1929-1930 arasındaki 18 ay içinde Türkiyeli Ermenilerden 6.373 kişi Suriye’ye göç etmek zorunda kaldı.
» 18 Eylül 1930’da, Adalet Vekili Mahmut Esat Bozkurt, Ödemiş Yaylası’nda “Benim fikrim, kanaatim şudur ki, bu memleketin kendisi Türk’tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmak, köle olmaktır” şeklindeki ünlü vecizesini söyledi.
» Ekim 1930’daki Belediye seçimleri sırasında yeni kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın (SCF) listesinde altı Rum, dört Ermeni ve üç Yahudi olması üzerine, iktidardaki CHF şiddetli bir gayrımüslim karşıtı kampanya başlattı. Parti kuruluşundan 99 gün sonra kendini feshetmek zorunda bırakıldı ama gayrımüslimlere kızgınlık bitmedi.
» 11 Haziran 1932’de, yürürlüğe konan Türk Vatandaşlarına Tahsis Edilen Sanat ve Hizmetler Hakkındaki Kanun’la yabancıların bazı mesleklerde çalışmaları yasaklandı. Bu durum özellikle Yunan uyruklu serbest meslek erbabını, küçük esnaf ve sokak satıcılarını kapsıyordu.
» Kasım 1932’de, İzmirli her Yahudi’ye Türk kültürünü benimsemeye ve Türk diliyle konuşmaya söz veren birer taahhütname imzalatıldı. İzmir Yahudilerini Bursa, Kırklareli, Edirne, Adana, Diyarbakır, Ankara Yahudileri izledi.
» 1933’te, Mardin’deki Süryani Patrikliği, gizli ve açık baskılara dayanamayarak “cemaatin arzusu doğrultusunda”, “görülen lüzum üzerine”, “muvakkaten” (geçici olarak) Mardin’den Suriye’deki Humus’a taşındı. Ancak o günden beri geri dönmesi mümkün olmadı.
» 14 Haziran 1934’te, kabul edilen ve ülkeyi “Türk kültüründen olan ve Türkçe konuşanlar” (has Türkler), “Türk kültüründen olan ve Türkçe konuşmayanlar” (Kürtler) ve “Türk kültüründen olmayan ve Türkçe konuşmayanlar” (gayrımüslimler ve diğerleri) olarak üçe bölen İskân Kanunu’ndan sonra Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki Rumlar ve Ermeniler, kendileri için uygun görülen bölgelere sürüldüler.
» 21 Haziran-4 Temmuz 1934’de, Irkçı Cevat Rıfat Atilhan ve Nihal Atsız gibi ırkçı yazarların Yahudi aleyhtarı ve ırkçı yazılarla galeyana gelen kitleler, Çanakkale, Gelibolu, Edirne, Kırklareli, Lüleburgaz, Babaeski’de Yahudilere saldırdılar. Olaylarda Yahudilere ait evler ve mağazalar yağmalandı, kadınlara tecavüz edildi, bir haham öldürüldü. CHF Trakya teşkilatının örgütlediği anlaşılan olaylar sonucu 15 bin Yahudi, mal ve mülklerini geride bırakıp can havliyle başka şehirlere, ülkelere kaçmak zorunda kaldı. Olaylar yatıştığında bilanço ortaya çıktı. CHF’nin hazırladığı bir rapora göre Trakya ve Çanakkale’de yaşayan 13 bin Yahudi’den üç bini İstanbul’a göçmüş, pek çok kişi mallarını yağmalarda, mülklerini ise yok pahasına sattıkları için kaybetmişlerdi.
» 24 Temmuz 1937 tarihli Cumhuriyet gazetesinde çıkan bir ilana bakılırsa, Ankara Askerî Baytar Mektebi’ne alınacak öğrencilerde aranan özelliklerden biri “Türk ırkından olmak” idi.
» 6 Eylül 1938 tarihli Cumhuriyet gazetesinde çıkan Türk Kuşu Direktörlüğü’ne alınacak tayyare öğretmenlerine dair bir başka ilanda ise ifade biraz daha rafine hale gelmiş ve “Türk soyundan olmak” haline dönmüştü.
» Ağustos 1938’de, hükümet “Tebaası oldukları devlet arazisinde yaşama ve seyahat bakımından baskılara tâbi tutulan Musevilerin bugünkü dinleri ne olursa olsun Türkiye’ye girmeleri ve ikametleri yasaktır” diyen 2/9498 numaralı kararnameyi çıkardı. Ülkenin tek resmî haber ajansı Anadolu Ajansı’nda çalışan 26 Musevi personelin işine son verildi. Gazete ve dergilerde genel olarak azınlıkları, özel olarak da Yahudileri ülkenin çektiği sıkıntıların sorumlusu gösteren yazı ve karikatürlerde patlama oldu.
» 1938-1939’da, yaklaşan savaşta milli güvenliği tehdit edecekleri gerekçesiyle, Anadolu’nun kırsal bölgelerinde yaşayan gayrımüslimler büyük şehir merkezlerine nakledildiler. Büyük şehirlerin yaşam koşullarına ayak uyduramayanlar ülkeden göç etmek zorunda kaldı.
» Temmuz 1939’da, Hatay’ın Türkiye’ye katılması sırasında bölgedeki Ermeniler baskılar sonucu Suriye’ye göç ettiler.
» 8 Ağustos 1939’da, Avrupa’nın çeşitli yerlerinden topladığı 860 Yahudi mülteciyi Filistin’e taşırken, yolda karşılaştığı bazı sorunlar yüzünden İzmir’e sığınmak zorunda kalan Parita gemisi, yolcuların “Bizi öldürün ama geri göndermeyin” haykırışlarına rağmen 14 ağustosta iki polis motorunun refakatinde limandan çıkarıldı. Gemi çıkarılırken CHP’ye yakın Ulus gazetesi “Serseri Yahudiler İzmir’den gitti” diye başlık atmıştı.
» 28 Aralık 1939’da, Erzincan’daki büyük depremde onbinlerce kişinin öldüğünü duyan Tel-Aviv, Hayfa, Buenos Aries, New York, Cenevre, Kahire ve İskenderiye’deki Yahudi cemaatleri aralarında topladıkları paraları, giyim eşyalarını Türkiye’ye yolladılar. Ancak gazetelerde Yahudilerin bu tavrını alaya alan, altında kötü niyet arayan yazılar, karikatürler boy gösterdi.
» 12 Aralık 1940’ta, Romanya’nın Köstence limanından aldığı 342 Yahudi mülteci ile İstanbul’a varan “yüzen tabut” namlı Salvador’un (aslında 40 kişilik bir tekneydi) bir mil bile gidecek hali olmadığı açık olduğu halde Türk makamları, gemiyi yoluna devam etmesi için zorladı. Sonuç hazindi: 13 aralık günü Silivri açıklarına şiddetli fırtınaya yakalanan Salvador’un parçalarından tam 219 ölü toplandı.
» 22 Nisan 1941’de bir gün kapılarında beliren jandarmalar tarafından 12 bin gayrımüslim erkek, sivrisinek kaynayan ve sıtma yayan bataklığın, rutubet, çamur ve aşırı sıcağın bunalttığı, su darlığı çekilen altyapısız kamplara gönderildiler. “İstanbul’u unutunuz!” diye bağıran çavuşları ve subayların sesi dönemi yaşamış tüm azınlıkların belleğine yerleşti. 20 Kur’a İhtiyatlar denen bu “askerler”, Zonguldak’ta tünel inşaatlarında, Ankara’da Gençlik Parkı’nın yapımında, Afyon, Karabük, Konya, Kütahya illerinde taş kırma, yol yapma gibi ağır işlerde çalıştırıldılar ve ancak 27 Temmuz 1942 günü terhis edildiler.
» 15 Aralık 1941, Köstence limanından aldığı 769 Romen Yahudi’sini Nazi zulmünden kaçırıp Filistin’e götürmek isteyen Struma gemisi Türk makamlarının yolcuların karaya çıkmalarına izin vermemeleri üzerine, 2,5 ay Sarayburnu açıklarında hastalıkla ve ölümle pençeleştikten sonra zorla Karadeniz’e çıkarıldı. 23 mil açıkta, motorsuz, yakıtsız, yiyeceksiz, susuz, ilaçsız kaderine terk edilen Struma 24 Şubat 1942 günü, saat 02:00’de kimliği bilinmeyen denizaltılarca batırıldı. Faciadan sadece bir kişi kurtuldu. Parita, Salvador ve Struma gibi mülteci gemilerine reva görülen muamele, aynı zamanda Türkiye Yahudilerine verilmiş bir mesajdı.
» 11 Kasım 1942’de, Şükrü Saracoğlu Hükümeti, savaş sırasında ortaya çıkan mali sorunları aşmak gerekçesiyle Varlık Vergisi’ni çıkardı. Vergi mükelleflerinin yüzde 87’si gayrımüslimdi. Ermeni tüccarlar kapital güçlerinin yüzde 232’si, Yahudi tüccarlar, yüzde 179’u, Rum tüccarlar yüzde 156’sı, Müslüman-Türk tüccarların ise sadece yüzde 4,94’ü oranında vergilendirilmişlerdi. Vergilerini ödeyemeyenler Aşkale, Sivrihisar, Karanlıkdere kamplarına gönderildiler. Mart 1944’e kadar süren “Varlık Vergisi Faciası” sırasında kimi malını, kimi canını, kimi onurunu, kimi Türkiye’ye inancını yitirdi.
» 1946 yılında ilk kez üniversite mezunu gayrımüslimlerin yedek subay olarak askerlik yapmasına izin verildi. Bu demekti ki, daha önce gayrımüslimlere bu yol kapalıydı. Ancak o tarihten bu yana TSK’da gayrımüslim bir komutana rastlanmadı.
» 1946’da, CHP’nin 9. Bürosu tarafından yayımlanan “Azınlık Raporu”nda “İstanbul’da özellikle Rumlara karşı ciddi tedbirler almalıyız. Bu anlamda söylenecek tek bir cümle var: İstanbul’un fethinin 500. yıldönümüne kadar bu şehirde tek bir Rum bile kalmamalıdır” deniyordu. Rapora göre bu sorunun çözümüne geçilmeden önce Anadolu’nun geri kalan kısmı da gayrımüslimlerden arındırılmalıydı.
» 1948’de, Yahudiler yeni kurulan İsrail’e, Ermeniler ise Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti’ne göç etmeye kalkınca, yıllardın onları kaçırtmak için her şeyi yapan devlet ve devlet güdümlü basın bu sefer de göçmek isteyenleri “hain” gösteren yayınlara başladılar.
» 6-7 Eylül 1955 günlerinde, Kıbrıs’la ilgili olarak Londra’da toplanacak üçlü konferansta Türkiye’nin “elini güçlendirmek” için ağırlıklı olarak İstanbul Rumlarına yönelik büyük bir yağma harekâtı örgütlendi. Ancak olaylar İzmir, Adana, Trabzon gibi merkezlere de yayıldı ve sadece Rumlar değil Ermeniler ve Yahudiler de saldırılardan nasiplerini aldılar. Kimi kaynaklara göre üç, kimine göre 11 kişi öldü, yaklaşık 300 kişi yaralandı, yüzlerce kadına tecavüz edildi. Resmî rakamlara göre 5.300’ü aşkın, gayrı resmî rakamlara göre yedi bine yakın bina saldırıya uğradı. Hasarın mali portresi konusundaki en düşük tahmin o günün değerleriyle 150 milyon lira, en yüksek tahmin bir milyar liraydı.
» 1964’te, Kıbrıs Olayları’nın etkisiyle Türk-Yunan ilişkilerinin gerginleştiği ve ünlü Johnson Mektubu’nun Türkiye’yi köşeye sıkıştırdığı günlerde, Atatürk ve Venizelos arasında 1930 yılında imzalanan “Dostluk Antlaşması” bir hükümet genelgesiyle, Türk hükümetince tek taraflı olarak iptal edildi. Türkiye’de doğup büyümüş, burada ticaret yapan, esnaflık yapan, emekçilik yapan Yunanistan vatandaşı on binlerce Rum sınırdışı edildiler. Sürgünlerin yanlarına bir bavul ve 200 lira almalarına izin verilmişti. Onlarla evli Türk vatandaşı Rumların da ülkeyi terk etmesiyle Rum cemaati yok olma noktasına geldi.
» 1974’te, İstanbul’daki Balıklı Rum Hastanesi Vakfı Yönetim Kurulu ile Hazine arasındaki bir dava nedeniyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun verdiği bir kararda Türkiye’deki gayrımüslim vatandaşlar “Türk olmayanlar” olarak değerlendirildi.
» 1984’te, Fener Rum Patrikhanesi, Heybeliada Ruhban Okulu’nun masraflarını karşılayamadığını söyleyerek kapatılması için izin istedi ancak o güne kadar okulu kapatmak için elinden geleni yapan hükümet, Lozan Barış Antlaşması, diğer ikili anlaşmalar açısından ve “mütekabiliyet ilkesi” açısından bunun mümkün olmadığını ileri sürerek, bu talebi kabul etmedi. Bugün bir tek öğrencisi olmadığı halde Milli Eğitim Bakanlığı’nca atanan okulun Türk yöneticisi her gün göreve gitmekte. Patrikhane de okulu açık tutmak için masraf yapmaya devam etmekte.
» 1985-1990 arasında PKK’ya karşı korucu olmayı reddettikleri için topraklarına el konularak yerlerinden edilen “Melek Tavusa Tapan” Yezidiler kitlesel olarak Batı ülkelerine göç etmek zorunda kaldı.
» 2000’li yıllarda Milli Güvenlik Kurulu toplantılarının önde gelen konularından biri “Misyonerlikle mücadele” idi.
» 15 Kasım 2003, Şişli’deki Beth İsrail Sinagogu ile Galata’daki Neve Şalom Sinagogu’na iki Müslüman Türk teröristi tarafından intihar saldırısı yapıldı, eylemciler de dâhil 25 kişi öldü, 300’den fazla kişi yaralandı.
» 5 Şubat 2006, Trabzon’daki Santa Maria Katolik Kilisesi Rahibi Andrea Santoro 16 yaşında bir genç tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
» 19 Ocak 2007’de, AGOS’un başyazarı Hrant Dink öldürüldü.
» 18 Nisan 2007, Malatya’da yedi “milliyetçi” genç Hıristiyanlıkla ilgili yayın yapan Zirve Yayınevi’ni basarak üç büro çalışanını vahşice öldürdüler.
Şimdi bu tarihçeye bakınca Hrant Dink Davası’ndan çıkan karara şaşırılır mı? Sizi bilmem ama başta da dediğim gibi ben şaşırmadım. (Taraf)
Türkiye önce şu utanç belgeleriyle yüzleşsin hele, sonra Fransa gibi bir ülkeye demokrasi dersi versin.
Gayrı müslim bir gazetecinin katilleriyle GURUR POZLARI çektiren jandarma-polis'lere dahi dokunamayan bir ülke ve yurdum vasatları neyin peşinde?
rastaman
25-01-2012, 02:12
Oncelikle bilinmesi gereken sey bu yasanin sadece Turkiye'yi hedef alan bisey olmadigidir. Fransiz parlamentosundan gecmis olan butun soykirimlari inkar etmek suc kabul edilecektir
Ikinci husus, Avrupa ulkelerinde irkci soylemler ifade ozgurlugu kapsami disindadir. Soykirim inkarciligi ile irkciligin ne kadar icli disli oldugunu soylememe gerek varmi bilemiyorum
Evet, burada yirmi kişiden on dokuzu Fransızların sırf kıllığına 1915teki olayları soykırım saymamayı suç sayan bir yasa çıkarttığını sanıyor. Bizim basın her zamanki gibi öyle bir sunum yaptı ki başta biz de yasanın bu olaylara özel çıkartıldığını falan sandık. Yasa neden çıkmıştır, kimlerin işine gelmiştir, kimler desteklemiştir, kimler destek olmuştur, kimler bunu siyasi malzeme yapmıştır falan fişman ayrıca tartışılır. Ama yansıtıldığı kadar büyük, en azından Türkiye ve Türk merkezli bir durum olmadığı açık. Hastalıklı bir bakış açımız var her zamanki gibi.
Ya ben siz ikinize biraz sinirlenmek istiyorum arkadaşlar:)
Bir kere ''Bu yasa Ermeni soykırımı ve Türkiye merkeze konularak hazırlanmamıştır,tüm soykırımlar içindir''tekerlemesi Fransa'nın hiç de inandırıcı olmayan resmi söylemidir.Türkiyeninkiler gibi Fransanın resmi tezleri de hikayeden ibaret.
Zaten Fransız Yeşiller de,komünistler de açıkça bu yasanın Ermeni ve aşırı sağ oyları alma amaçlı olduğunu söylüyor,siz ikiniz dışında herkes bu yasada hedefin Türkiye ve konunun Ermeni soykırımı olduğunun farkında:).
Olayları Sarkozinin politik çizgisinden,Almanya ve Fransada merkez sağın yörüngesinin daha da sağa kaymasından bağımsız düşünemezsiniz.Bu da yeterli değil,Arap isyanlarından Türkiyeye,Balkanlara,Kuzey ve Orta Afrikaya kadar gelişen tüm olaylarla beraber düşünmek lazım herşeyi.
Fransız RDSE'nin iki,Yeşiller grubunun da üç açıklaması oldu şu ana kadar konuyla ilgili,netten okuyun anlayacaksınız ne kadar yanlış tesbitlerde bulunduğunuzu.
Fransiz parlamentosunda bugune kadar hangi soykirim yasalari gecmis? Google'da arattim ama pek bisey bulamadim. Su an Turkiye'nin en buyuk sermayedarlari servetlerini, Ermenilerden gaspettiklerine borcludurlar. Kaldiki biz, cumburbaskanligi konutu bile calinti olan bir devletiz. Turkiye'nin soykirim iddalarina asiri reaksiyon vermesinin nedeni aslinda budur. Cunku sermayedarlar irkciligi korukluyor. Gerci arastirilsa tc'nin kurucu babalarinin bile mal varliklarinin altindan neler neler cikacaktir. Verilen bu anormal tepki, Fransa'da gecen yasanin sadece tc aleyhine oldugu izlenimi yaratiyor dogal olarak.
İyi olmuş iyi.
TC yüzünü batıdan dönsün artık.
Bide şu emperyal terör çetesi NATO dan kurtulsa ne güzel olurdu... Avrupa denince kayıp babalarını görmüşçesine gözleri ışıldayan yağcı, kendinden utanan kalın bk lardan da arınırdık belki.
Mesajlara bakıyorum da, bazı arkadaşlar (ki bunlar mimlidir) hala Ermeni meselesinde atıp, tutuyorlar. Olay onların söyledikleri gibi değildir. Bu kişiler hiç olmazsa bırakın Ermenistan'ın ilk Başbakanı'nın sözlerini, sadece Hrant Dink'in sözlerine baksalar yeter.
Burada yapılmış olan ve Ermeni Diasporası tarafından tüm dünyaya yayılmış olan şey bellidir: Bilek güreşi.
Bu kişiler en azından Yılmaz Özdil'in bugünkü "Kanguru (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19763494.asp)" makalesine baksınlar yeter. Çünkü bu kişilerin laftan, insanlıktan anlamadığı ortada.
Şimdi gelelim, bu bilek güreşinin başlangıcında Atatürk'ün ne dediğine? Atatürk, 1919'da Vilayatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti'nin faaliyetlerini şöyle tespit etmiş (Bkz. Nutuk, Sayfa: 4):
"Bu cemiyetin ilk Erzurum şubesini kuran kişiler, Doğu illerinde yapılan propagandaları ve bunların amaçlarını, Türklük-Kürtlük-Ermenilik sorunlarını, bilim, teknik ve tarih açısından inceleyip araştırdıktan sonra, gelecekteki çalışmalarını şu üç noktada saptıyorlar (Erzurum Şubesi'nin basılı raporu):
1-Kesinlikle göç etmemek;
2- Derhal bilim, ekonomi, din örgütleri kurmak;
3- Saldırıya uğrayacak Doğu illerinin herhangi bir bucağını savunma için birleştirmek.
Vilayatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti'nin İstanbul'daki yönetim merkezinin bilimsel ve uygarca yöntemlerle amaca ulaşabileceği konusunda çokça iyimser olduğu anlaşılıyor. Doğrusu, bu yolda çaba harcamaktan da geri durmuyor. Doğu illerindeki Müslüman halkın haklarını savunmak için "Le Pays (Ülke)" adında Fransızca bir gazete yayımlıyor, Hadisat gazetesinin sahipliğini üzerine alıyor. Bir yandan da İtilaf Devletleri başbakanlarına ve istanbul'daki temsilcilerine birer uyarı veriyor. Avrupa'ya bir kurul yollamaya girişiyor.
Bu açıklamalardan kolayca anlaşılacağını sanırım ki, Vilayatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti'nin kurulmasına yol açan önemli kaygı ve nedenler, Doğu illerinin Ermenistan'a verileceği olasılığından kaynaklanıyor. Bu olasılığın gerçekleşmesinde, Doğu illeri nüfusunda Ermeniler'i çoğunluk göstermeye ve tarihsel haklar bakımından öncelikli saydırmaya çalışanların, bilimsel ve tarihsel belgelerle dünya kamuoyunu aldatmayı başarmaları; bir de Müslüman halkın Ermeniler'i toptan öldüren yabanıllar olduğu iftirasını doğruymuş gibi kabul ettirmeleri durumunda gerçekleşebileceği varsayımı ağır basıyor. Bu nedenle dernek, aynı gerekçe ve araçlarla donanarak tarihsel ve ulusal hakları savunmaya çalışıyor."
Atatürk bu olayın canlı bir şahidi idi ve olayı, üzerinden 4 yıl geçtikten sonra sıcağı sıcağına kaleme almış. Atatürk'ün bu anlattıkları ile Hürriyet gazetesinin "Fransa büyüklüğünü gösterdi (http://www.hurriyet.com.tr/planet/19758471.asp)" haberindekiler ne kadar da birbirine benziyor değil mi? Ya bu haberin altındaki "ERMENİ SOYKIRIMI"NI KABUL EDEN ÜLKELER / FOTO ANALİZ (http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=33604&rid=4369) tam da Atatürk'ün dediği gibi kandırılmış ülkeler değil mi?
Peki bu habere ait alttaki yorumlardaki Mehmet Kurt'un "Onların yaptığını biz yaparsak onların seviyesine düşmüş oluruz.Dünyaya haklılığınızı ispat etmek istiyorsanız elinizin altındaki kanıtları çeşitli argümanlara işlemeniz,yeni argümanlarda kullanmanız gerekmektedir. Mesela Ermenilerin 1915 li yıllarda Anadoluda yaptıkları işleyen bir film yapmak gibi" yorumuna ne demeli?
Sanki bu konuda filmler yapsak, bütün dünya bize inanacak da, biz de haklılığımızı böylece kanıtlamış olacağız. Fakat nafile de olsa bütün girişimlerin yapılmasından yanayım.
Hatırlarsanız, Ermeni Diasporası tarafından desteklenen "Geceyarısı Ekspresi (Midnight Express)" adlı film 1978'de tüm dünyada gösterime girdikten sonra haklılığımızı anlatana kadar akla-karayı seçmiş ve ancak daha birkaç yııl önce Oliver Stone tarafından yazılan bu filmin senaryosunun uydurma olduğunu kanıtlayabilmiştik. Hatırlayan bilir; Oliver Stone ülkemize tatile gelmiş ve bu film nedeniyle bir de günah çıkartmıştı.
Mutezile
25-01-2012, 04:28
''Taşnak Partisinin yapacağı bir şey yok'' adlı kitapla; Kızıl Kitapla, ve Kaynak yayınlarının yayınladığı diğer 7 kitapla Ermenistan 1.Başbakanı, Rus Arşivleri, Azeri Arşivleri, Soykırım iftirasının, hakikatten iftira olduğunu Perinçek ve diğer yazarlar ispatlamışlardır. Türkiye'ye 100kg ağırlığında belgelerle dönen Mehmet Perinçek cezaevinden iktidara seslenmiş ve tasnif edilmiş, elden geçirilmiş, Rusçadan tercüme edilmiş tüm belgelerini kullanıma hazır iktidar sahiplerine sunduğunu belirtmiştir. Kendisine cevap dahi verilmedi. Aslında çok anlamlı ve biliçli bir tavır.
jadi:Turkiye'nin soykirim iddalarina asiri reaksiyon vermesinin nedeni aslinda budur.
Aşırı reaksiyon dediğiniz şey Avrupa'da yaşayan Türklerin bunu onur meselesi yapıp gösteri düzenlemeleri. O da mütevazi rakamlarla..
Aşırı reaksiyon dediğiniz Büyükelçiyi Türkiyeye çağırıp 3-5 gün sonra geri göndermek olmasa gerek.
Aşırı reaksiyona bir kaç örnek:
Fransayla ticari ilişkileri sıfır noktasına çekmek;
Fransız her türlü mal ve hizmete boykot;
Fransız tüm büyükelçileri ve konsolosluları 'persona non grata' ilan etmek
Oysa iktidar açısından hayat mis gibi devam ediyor. Askeri alanda bazı yaptırımlar dışında Fransanın aslında sırtı sıvazlanmıştır. 1789 deklarasyonunu yayınlayan bir ülke olarak 2012 itiarıyla Fikir ifade özgürlüğünü zincirler bağlamış durumdadır; bunun utancı Fransa'nın üzerinde kalacaktır. Voltaire, Diderot, Rousseau mezarlarında muhtemelen ters dönmüşlerdir. (''Senin düşüncelerine katılmıyorum. Fakat onları ifade edebilmen uğruna gerekirse hayatımı veririm'' - Bu kültür & h a z ı m anlaşılan ''liberte, fraternite ve eternite'' diskuruyla beraber artık tarih olmuştur)
Asıl anormal ve aşırı tepki sizden geliyor: Kendi devletinizi ve onun kurucularını hakaretlere boğuyorsunuz. İşin kötüsü tüm hakaretler temelsiz iddialarla mazeretlendiriliyor. Yani: ''Ben yaşadığım ülkeye, cumhuriyete ve kurucularına ağız dolusu sövüyorum, ama hakkediyorlar abi'' tavrı..
Ama zaten artık 'İn' olan tavırda bu değil mi?
rastaman
25-01-2012, 04:43
Verilen bu anormal tepki, Fransa'da gecen yasanin sadece tc aleyhine oldugu izlenimi yaratiyor dogal olarak.
İzlenimi mi yaratıyor? !
Sıcağı sıcağına yeni bir haber;
Fransa, Rum Yönetimi'yle savunma anlaşması imzaladı
Ankara-Paris hattında gerginliğin arttığı bir dönemde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Fransa arasında 2012 yılını kapsayan savunma işbirliği programı imzalandı.
Bu tür zamanlamalar diplomaside çok büyük önem taşır,ciddi mesajlar verir.Dış politika,kodlar doğru okunduğunda çok değerli bilgiler verir,aksi takdirde bu başlıkda gördüğümüz gibi bu ülkenin vatandaşları aydın Fransızların reddettiği buram buram eurocentrism kokan bir yasayı bile savunur hale gelirler.
İzlenimi mi yaratıyor? !
Sıcağı sıcağına yeni bir haber;
Bu tür zamanlamalar diplomaside çok büyük önem taşır,ciddi mesajlar verir.Dış politika,kodlar doğru okunduğunda çok değerli bilgiler verir,aksi takdirde bu başlıkda gördüğümüz gibi bu ülkenin vatandaşları aydın Fransızların reddettiği buram buram eurocentrism kokan bir yasayı bile savunur hale gelirler.
Fransa Ermeni soykirimi konusunda Turkiye'nin aleyhinde calisirken mesela Israil ve Yahudi lobisi hep bizim tezlerimizi destekledi. Fransa bize dusman ama Israil cok dost oluyor senin bakis acina gore sanirim.
Geciniz bunlari. Ermeni soykirimi sonrasi kalan mallarin kimlere, ne sekilde taksim edildigi konusunda tc bugune kadar iki kez arsiv karartma yapti. Aslinda o arsivler aciklandigi gun neyin ne oldugu kabak gibi ortaya cikacak. Sizler bunlarin sonsuza dek gizli kalacagini saniyorsunuz ama bunla yuzlesmekten kacis yok. Su an toplumun biraz daha hazir hale gelmesi icin bekleniyor sadece. Insanlari daglarda katledip mallarini zimetlenenler tarih onunde bunun hesabini verecekler
Mutezile
25-01-2012, 05:02
Taşnaksütyun partisinin kongresinde konuşan ermenistan'ın 1. Başbakanı Ovanes Kaçaznuni'nin Tehcirden 3-4 yıl sonra yaptığı konuşmaları, olayların tanıklarının anlatımlarını okumanız sizi bazı önyargılardan kurtaracaktır.
Taşnaksütyun partisinin kongresinde konuşan ermenistan'ın 1. Başbakanı Ovanes Kaçaznuni'nin Tehcirden 3-4 yıl sonra yaptığı konuşmaları, olayların tanıklarının anlatımlarını okumanız sizi bazı önyargılardan kurtaracaktır.
Sn muntezile. Simdi bildiginiz gibi uzun yillardir Kurt sorunu yasamaktayiz. Tc tarafindan 40 bin kisi oldu deniyor. Kurt tarafindan olenler ve faili mechuller ile bu sayi kimbilir ne kadar olur.
Simdi bir darbe hukumeti bu sorunu bahane edip Turkiye'nin dortbir yaninda kendi halinde yasayan Kurtleri bir bir evinden toplasa, cete orgutleyip bu insanlari yollarda oldurtse, cok varlikli olan bu insanlardan geriye kalan mallari saibeli bir sekilde koy agalarina ve belli bir zumreye peskes cekse, anadolu'da tek bir Kurt koyu bile birakmasa, bu eylemin adi ne olur? Yani daha oncesinde pkk sorunu adi altinda yasanan kayiplar, kendi halinde yasayan Kurt vatandaslarimizin bu sekilde ortadan kaldirilmasini hakli gosterir mi?
Soykirimin ve irkciligin ne oldugunu bilmediginiz icin alakasiz seyleri birbirine karistiriyorsunuz
rastaman
25-01-2012, 05:51
Fransa Ermeni soykirimi konusunda Turkiye'nin aleyhinde calisirken mesela Israil ve Yahudi lobisi hep bizim tezlerimizi destekledi. Fransa bize dusman ama Israil cok dost oluyor senin bakis acina gore sanirim.
Geride kaldı günler,kısa bir süre sonra hep beraber Amerikan meclisinden yasanın geçişini göreceğiz,üstelik Yahudi lobisinin desteğiyle.
Sarkozy de Yahudi bu arada,onu nereye sokacağız?
Bir de Sarkozy öncesi ve sonrası Fransasının Türkiye politikasını karşılaştırmak lazım.
Geciniz bunlari. Ermeni soykirimi sonrasi kalan mallarin kimlere, ne sekilde taksim edildigi konusunda tc bugune kadar iki kez arsiv karartma yapti. Aslinda o arsivler aciklandigi gun neyin ne oldugu kabak gibi ortaya cikacak. Sizler bunlarin sonsuza dek gizli kalacagini saniyorsunuz ama bunla yuzlesmekten kacis yok.
Ya yüzbinlercesi öldürülmüş,mallarına el konulması mı flaş haber?
Arşivler açıklansa ne olacak,çok şaşıracağımızı mı sanıyorsun?
Bu coğrafyada malı mülkü talan edilmeyen kaç halk var?
1900'lerin ortadoğusuna hoşgeldin.
AlbatrosS
25-01-2012, 06:10
Mesajlara bakıyorum da, bazı arkadaşlar (ki bunlar mimlidir) hala Ermeni meselesinde atıp, tutuyorlar. Olay onların söyledikleri gibi değildir. Bu kişiler hiç olmazsa bırakın Ermenistan'ın ilk Başbakanı'nın sözlerini, sadece Hrant Dink'in sözlerine baksalar yeter.
Burada yapılmış olan ve Ermeni Diasporası tarafından tüm dünyaya yayılmış olan şey bellidir: Bilek güreşi.
Bu kişiler en azından Yılmaz Özdil'in bugünkü "Kanguru (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19763494.asp)" makalesine baksınlar yeter. Çünkü bu kişilerin laftan, insanlıktan anlamadığı ortada.
Şimdi gelelim, bu bilek güreşinin başlangıcında Atatürk'ün ne dediğine? Atatürk, 1919'da Vilayatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti'nin faaliyetlerini şöyle tespit etmiş (Bkz. Nutuk, Sayfa: 4):
"Bu cemiyetin ilk Erzurum şubesini kuran kişiler, Doğu illerinde yapılan propagandaları ve bunların amaçlarını, Türklük-Kürtlük-Ermenilik sorunlarını, bilim, teknik ve tarih açısından inceleyip araştırdıktan sonra, gelecekteki çalışmalarını şu üç noktada saptıyorlar (Erzurum Şubesi'nin basılı raporu):
1-Kesinlikle göç etmemek;
2- Derhal bilim, ekonomi, din örgütleri kurmak;
3- Saldırıya uğrayacak Doğu illerinin herhangi bir bucağını savunma için birleştirmek.
Vilayatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti'nin İstanbul'daki yönetim merkezinin bilimsel ve uygarca yöntemlerle amaca ulaşabileceği konusunda çokça iyimser olduğu anlaşılıyor. Doğrusu, bu yolda çaba harcamaktan da geri durmuyor. Doğu illerindeki Müslüman halkın haklarını savunmak için "Le Pays (Ülke)" adında Fransızca bir gazete yayımlıyor, Hadisat gazetesinin sahipliğini üzerine alıyor. Bir yandan da İtilaf Devletleri başbakanlarına ve istanbul'daki temsilcilerine birer uyarı veriyor. Avrupa'ya bir kurul yollamaya girişiyor.
Bu açıklamalardan kolayca anlaşılacağını sanırım ki, Vilayatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti'nin kurulmasına yol açan önemli kaygı ve nedenler, Doğu illerinin Ermenistan'a verileceği olasılığından kaynaklanıyor. Bu olasılığın gerçekleşmesinde, Doğu illeri nüfusunda Ermeniler'i çoğunluk göstermeye ve tarihsel haklar bakımından öncelikli saydırmaya çalışanların, bilimsel ve tarihsel belgelerle dünya kamuoyunu aldatmayı başarmaları; bir de Müslüman halkın Ermeniler'i toptan öldüren yabanıllar olduğu iftirasını doğruymuş gibi kabul ettirmeleri durumunda gerçekleşebileceği varsayımı ağır basıyor. Bu nedenle dernek, aynı gerekçe ve araçlarla donanarak tarihsel ve ulusal hakları savunmaya çalışıyor."
Atatürk bu olayın canlı bir şahidi idi ve olayı, üzerinden 4 yıl geçtikten sonra sıcağı sıcağına kaleme almış. Atatürk'ün bu anlattıkları ile Hürriyet gazetesinin "Fransa büyüklüğünü gösterdi (http://www.hurriyet.com.tr/planet/19758471.asp)" haberindekiler ne kadar da birbirine benziyor değil mi? Ya bu haberin altındaki "ERMENİ SOYKIRIMI"NI KABUL EDEN ÜLKELER / FOTO ANALİZ (http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=33604&rid=4369) tam da Atatürk'ün dediği gibi kandırılmış ülkeler değil mi?
Peki bu habere ait alttaki yorumlardaki Mehmet Kurt'un "Onların yaptığını biz yaparsak onların seviyesine düşmüş oluruz.Dünyaya haklılığınızı ispat etmek istiyorsanız elinizin altındaki kanıtları çeşitli argümanlara işlemeniz,yeni argümanlarda kullanmanız gerekmektedir. Mesela Ermenilerin 1915 li yıllarda Anadoluda yaptıkları işleyen bir film yapmak gibi" yorumuna ne demeli?
Sanki bu konuda filmler yapsak, bütün dünya bize inanacak da, biz de haklılığımızı böylece kanıtlamış olacağız. Fakat nafile de olsa bütün girişimlerin yapılmasından yanayım.
Hatırlarsanız, Ermeni Diasporası tarafından desteklenen "Geceyarısı Ekspresi (Midnight Express)" adlı film 1978'de tüm dünyada gösterime girdikten sonra haklılığımızı anlatana kadar akla-karayı seçmiş ve ancak daha birkaç yııl önce Oliver Stone tarafından yazılan bu filmin senaryosunun uydurma olduğunu kanıtlayabilmiştik. Hatırlayan bilir; Oliver Stone ülkemize tatile gelmiş ve bu film nedeniyle bir de günah çıkartmıştı.
Allah'ın İspatına Kur'andan delil sunan MÜSLÜMANLAR gibisiniz. Yüzbinlerce gayrı müslimin dirisine rahmet okutan bir devlet-i ali'nin şanlı subayı elbette buna bir KILIF bulmak zorundaydı. Tıpkı, Dersim'de çoluk çocuk ONBİNLERCE masum Kürdün katliam emrinin verilip buna utanmadan ve ahlaksızca İSYAN demek gibi. Ehhh, 60 yıl sonra ülkenin Başbakan'ı çıkıp BİNLERCE KÜRDÜN KATLİAM EMRİ VERİLDİ diye açıklar mevzuyu. Ha, bunun da kılıfı var: ADAM ŞERİATÇI.
rastaman
25-01-2012, 06:19
http://a1201.hizliresim.com/t/t/22tr7.jpg
El konulan Ermeni malları demişken;
Yukarıdaki resim Şuşanın uzaydan görünümü,tüm Nagorno Karabağda 150.000 den fazla konut ve sayısız arazi sahiplerine tek kuruş ödenmeden el konuldu.Üstelik bu geçtiğimiz asır değil,20 yıl önce yaşandı.
O yüzden kimse şaşırmaz ve korkmaz o arşivlerden.
Bu arada farkındaysanız evlerin çoğu yağmalanmış,yakılmış.Yakılmayan evlerin en iyi ihtimalle çatıları sökülmüş,sadece 4 duvarlar.Bu görüntü bana eski bir Rum kasabası olan ve mubadelede boşaltılan Kayaköy'ü hatırlattı şimdi.Ordaki evler de tıpatıp bunlara benzer,çatıları sökülmüş,kiremitler çalınıp satılmıştır.Kayaköydeki üç kilise de delik deşik edilmiştir,aynı Karabağda Ermenilerin camilere yaptığı gibi.
İşte bu yüzden hikaye o işler,Türkler de en az düşmanları kadar zalim,daha fazla değil.
İşte bu yüzden hikaye o işler,Türkler de en az düşmanları kadar zalim,daha fazla değil.
Eger milliyetci degilsen bundan nasil bu kadar emin olabiliyorsun? Ermenilerin sahip oldugu servet o kiytirik evlerle mukayese kaldirir mi sence? Kemal'in oku oku bitmeyen sayfalarca mal varliginin ne kadari Ermenilerden gasp edilmisti acaba? Dunya uzerinde Suudi Arabistan'dan sonra ikinci en az dini azinlik barindiran ulke olmamiz, bu dini azinliklarin gecmiste cok zengin olmasinin bir sonucu olabilir mi?
Ayrica bu topraklarda Ermeni vatandaslarimiza yapilan bu haksizligin hesabini sormak icin ille Ermeni mi olmak gerek? Bu tip vahsetlere etnik pencereden bakmak ne kadar dogru? Milliyetcilik bu insanlarin genlerine islemis bisey saniyorum. Simdi bu tip kesin ben milliyetci degilim diye tepinmeye baslayacak. Ama baska bir ulkenin yaptigi isleri, kendisninkini mesru gostermek icin kullanan birine bile milliyetci demeyeceksek kime diyecegiz bilemiyorum. Bu, bir katilin kendisini mahkemede "ama ahmet de adam oldurdu, o yuzden ben sucsuzum" diye savunmasina benziyor
http://www.sivilmedya.com/ermeni-meselesinin-belkemigi-mallar...--32042h.htm
AlbatrosS
25-01-2012, 06:56
''Taşnak Partisinin yapacağı bir şey yok'' adlı kitapla; Kızıl Kitapla, ve Kaynak yayınlarının yayınladığı diğer 7 kitapla Ermenistan 1.Başbakanı, Rus Arşivleri, Azeri Arşivleri, Soykırım iftirasının, hakikatten iftira olduğunu Perinçek ve diğer yazarlar ispatlamışlardır. Türkiye'ye 100kg ağırlığında belgelerle dönen Mehmet Perinçek cezaevinden iktidara seslenmiş ve tasnif edilmiş, elden geçirilmiş, Rusçadan tercüme edilmiş tüm belgelerini kullanıma hazır iktidar sahiplerine sunduğunu belirtmiştir. Kendisine cevap dahi verilmedi. Aslında çok anlamlı ve biliçli bir tavır.
jadi:
Aşırı reaksiyon dediğiniz şey Avrupa'da yaşayan Türklerin bunu onur meselesi yapıp gösteri düzenlemeleri. O da mütevazi rakamlarla..
Aşırı reaksiyon dediğiniz Büyükelçiyi Türkiyeye çağırıp 3-5 gün sonra geri göndermek olmasa gerek.
Aşırı reaksiyona bir kaç örnek:
Fransayla ticari ilişkileri sıfır noktasına çekmek;
Fransız her türlü mal ve hizmete boykot;
Fransız tüm büyükelçileri ve konsolosluları 'persona non grata' ilan etmek
Oysa iktidar açısından hayat mis gibi devam ediyor. Askeri alanda bazı yaptırımlar dışında Fransanın aslında sırtı sıvazlanmıştır. 1789 deklarasyonunu yayınlayan bir ülke olarak 2012 itiarıyla Fikir ifade özgürlüğünü zincirler bağlamış durumdadır; bunun utancı Fransa'nın üzerinde kalacaktır. Voltaire, Diderot, Rousseau mezarlarında muhtemelen ters dönmüşlerdir. (''Senin düşüncelerine katılmıyorum. Fakat onları ifade edebilmen uğruna gerekirse hayatımı veririm'' - Bu kültür & h a z ı m anlaşılan ''liberte, fraternite ve eternite'' diskuruyla beraber artık tarih olmuştur)
Asıl anormal ve aşırı tepki sizden geliyor: Kendi devletinizi ve onun kurucularını hakaretlere boğuyorsunuz. İşin kötüsü tüm hakaretler temelsiz iddialarla mazeretlendiriliyor. Yani: ''Ben yaşadığım ülkeye, cumhuriyete ve kurucularına ağız dolusu sövüyorum, ama hakkediyorlar abi'' tavrı..
Ama zaten artık 'İn' olan tavırda bu değil mi?
Perinçek neyi kanıtlamış?
Ermenilere daha 1800'lerin sonundan itibaren kanlı provokasyonlar yapılmadığını mı?
1915'lerde doruğa ulaşan, tek merkezden gizli şifrelerle katliam emirlerinin verilmediğini mi?
Perinçek ve avanesi 1915'in öncesine dair bir tane ERMENİLERİN KATLETTİĞİNE dair belge gösterememiştir(SEVAN NİŞANYAN)
Yahut 1923'ten bugüne dek gayrı müslimlerin 1915'in devamı sistemli provokasyonlar ve muhteşem ''özel harp'' taktikleri ve IRKÇI yasalarla sinidirilip göçe zorlanmadığını mı kanıtlamış?
Yahut Dersim'de Onbinlerce Kürdün bizzat Atatürk'ün emir ve talimatlarıyla katledilmediklerini mi?
Yahut 6-7 eylül'ün yaşanmadığını mı?
Varlık vergisinin olmadığını mı?
Hrant'ın KATLEDİLMEDİĞİNİ Mİ?
NEYİ KANITLAMIŞ!
Hrant katledilirken bile ona destek için söylenen HEPİMİZ ERMENİ'yiz sözüne TÜRK IRKÇILARININ acaip mutlu olduklarını mı kanıtlamış!
Türkiye'de KÜRT DİLİ'nin günlük hayatta bile yasaklanmadığı mı kanıtlamış!
Atatürk'ün TÜM DÜNYA'nın TÜRK IRKI'ndan türediğini iddia eden NEO-NAZİ benzeri IRKÇI TEZLERİ OLMADIĞINI MI!
Neyi, ne şekilde, nerede kanıtladınız be adam?
Bu ülke 80 küsur yıldır tüm kurumsal ve ideolojik yapılarıyla FAŞİZAN bir devlet ideolojiyle ilmik ilmik örülmüş. Neyi kanıtladınız ? Alman faşizmine rahmet okutacak denli bağnaz resmi ideoloji, tarih, toplum ve kültür okumalarınızın olmadığını mı kanıtladınız? Neyi?
yalnız bizim kasımpaşalı, bu yeni gelişmeler üzerine fransaya resmi ziyaret yapıp basın önünde de soykırım yoktur gibilerinden bir demeç verirse amma olur ha! valla olur mu olur, ikinci davos vakası gibi. naniği çekip geri döner, bizim millet te sloganlarla hava alanında karşılar yine :)
Jadi ve AlbatrosS, merak ediyorum; Ermeni meselesi ve ona destek için azınlık hakları hakkında bu kadar desteksiz attığınıza göre, herhalde bir bildiğiniz vardır, değil mi?
Yok canım, olamaz. Siz burada kuru gürültü yapıyorsunuz.
Önce AlbatrosS'a bakıyoruz, ne demiş diye. 36. mesaj (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=429041&postcount=36)da upuzun bir liste vermiş. Listenin yarısından çoğu Atatürk dönemi ile ilgili. Demek ki bu arkadaşlar "Veda" filmini seyretmemişler, seyretmişlerse bile bile lades diyorlar. Bu filmde Mustafa Kemal (Atatürk) ile şimdi kankası denilen mahalle arkadaşı Salih Bozok'un Yunanistan'dayken neler çektiğini yönetmen Zülfü Livaneli elinden geldiği kadar iyi bir şekilde aktarmaya çalışmış. Mustafa Kemal'in Balkan Savaşları sonunda "mübadele" demiyorum, resmen "soykırım"a bağlı "asimilasyon" sonucu Selanik'ten ayrılışı ve annesini gönderilecek Türkler arasında, bir camiide elindeki yüzükten tanıyıp bulması ve Türkiye'ye göçü sizin o listede saydıklarınızı silip süpürür.
Mustafa Kemal ile beraberindeki Türkler Selanik'ten Balkan Savaşları sonunda Türkiye'ye göç etmişlerdi, bizim aile de yine aynı yerden 1800'lerin sonunda Türkiye'ye göç etti.
AlbatrosS kendine göre biçtiği listedeki bir madde şöyle demiş:
»1 Ağustos 1926’da, devletin Lozan Barış Antlaşması’nın yürürlüğe girdiği 23 Ağustos 1924’ten önceki tarihlerde gayrımüslimlerce edinilmiş tüm malları müsadere etme hakkına sahip olduğu ilan edildi.
Burada "müsadere (http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCsadere)" Osmanlı İmparatorluğu'nda devlet hazinesinden haksız yere kazanç sağlayarak zenginleşen kişilerin mallarına devletçe el konulması usulüdür.
AlbatrosS tarafından listede verilen 6-7 Eylül 1955'te de İstanbul Rumları'na ait malların yağmasına ilişkin var ki, bu ilkine göre biraz daha ileriye gidilmiştir.
Fakat gerçekte Yunanlılar'ın ve Rumların "nüfus mübadelesi" altında yaptıkları şey de, bundan farklı değildi. Hatta daha ileriye bile gitmişlerdi. Örneğin, baba tarafım Selanik'ten Türkiye'ye göçerken ellerinde ne varsa almışlar ve sadece üzerlerindeki elbiselerle göndermişlerdi. Bu yüzden çulsuz kalmış bizler ekonomik durumumuzu 3 nesildir hala düzeltemedik. Belki birkaç nesil sonra düzelebilir ama onların bu yaptıkları asla unutulacak olay değil. 6-7 Eylül Olayları, içinde bulunduğumuz bu duruma ilişkin bir olaydır. Üzücüdür, hoş değildir ama geçmişte biz Türkler'e yapılanlar karşısında bizim çektiğimzi kadar can acıtıcı bir olay değildir.
Özetle, şimdi Türkiye'de yaşayanların soyuna, sopuna bakarsak; nüfusun önemli bir bölümünün göçömen olduğunu görürsünüz. Örneğin, Başbakan Tayyip Erdoğan bile Kırım göçmenidir (http://www.odatv.com/n.php?n=nereden-cikti-bu-kirim-tatarlari-modasi-1307091200). Herhalde bu insanlar alacakları için sıraya girseler, arkanıza bakmadan kaçarsınız.
AlbatrosS
25-01-2012, 21:18
Jadi ve AlbatrosS, merak ediyorum; Ermeni meselesi ve ona destek için azınlık hakları hakkında bu kadar desteksiz attığınıza göre, herhalde bir bildiğiniz vardır, değil mi?
Yok canım, olamaz. Siz burada kuru gürültü yapıyorsunuz.
Önce AlbatrosS'a bakıyoruz, ne demiş diye. 36. mesaj (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=429041&postcount=36)da upuzun bir liste vermiş. Listenin yarısından çoğu Atatürk dönemi ile ilgili. Demek ki bu arkadaşlar "Veda" filmini seyretmemişler, seyretmişlerse bile bile lades diyorlar. Bu filmde Mustafa Kemal (Atatürk) ile şimdi kankası denilen mahalle arkadaşı Salih Bozok'un Yunanistan'dayken neler çektiğini yönetmen Zülfü Livaneli elinden geldiği kadar iyi bir şekilde aktarmaya çalışmış. Mustafa Kemal'in Balkan Savaşları sonunda "mübadele" demiyorum, resmen "soykırım"a bağlı "asimilasyon" sonucu Selanik'ten ayrılışı ve annesini gönderilecek Türkler arasında, bir camiide elindeki yüzükten tanıyıp bulması ve Türkiye'ye göçü sizin o listede saydıklarınızı silip süpürür.
Mustafa Kemal ile beraberindeki Türkler Selanik'ten Balkan Savaşları sonunda Türkiye'ye göç etmişlerdi, bizim aile de yine aynı yerden 1800'lerin sonunda Türkiye'ye göç etti.
Bir ırkçının yahut Kemalistin zihni daimi olarak ''biz ve onlar'' ikilikleriyle çalıştığı üzere TC üzerine verdiğimiz asimilasyon, özel harp ve operasyon örneklerine ''AMA BAKIN ONLAR DA BUNU-ŞUNU ETTİ'' diyebilir. Azınlıklara yapılan baskılarda azınlıklar ''ONLAR'' olurken anayasada vatandaşlık tanımında kıvrak bir el çabukluğuyla herkes TÜRK OLUR oysa:D Demek ki bir Kemalistin duası Tüccar bir Müslüman'ın besmelesi kadarmış.
Bizler Kemalistin bu kıvrak zekasından anlıyoruz ki, Kemalist için ülkesinde yaşayan gayrı müslimler gerektiğinde komşu ülkelerde pazarlıkta kullanılacak bir REHİNE'dir; ama ASLA VATANDAŞ DEĞİLDİR.
Ne zaman ki azınlıklar LOZAN'da garanti altına alınmış haklarını dillendirmeye başlarsa KEMALİST azınlığı kendimizden ayırmadığımızı, nasıl olsa herkesi TÜRK gördüğümüzü söyler. Demek ki Kemalistin duası LOZAn'A kadarmış.
Kemalist aynı zamanda MANTIK KURALLARI'yla tarot açıp fal bakan kişidir. Kemalistte mantık aramak, hele ki MİLLİ KONULARDA, kutuplarda avakado aramak gibidir. Bir Kemalistin bizim kendi vatandaşımız olan gayrı müslimlerimizle Yunanistan'daki Türklere yapılanlar arasında mantıksal bir bağ olmadığını idrak etmesi zor bir şeydir. Bu bir Kemalist için zor bir problemdir.
AlbatrosS kendine göre biçtiği listedeki bir madde şöyle demiş:
»1 Ağustos 1926’da, devletin Lozan Barış Antlaşması’nın yürürlüğe girdiği 23 Ağustos 1924’ten önceki tarihlerde gayrımüslimlerce edinilmiş tüm malları müsadere etme hakkına sahip olduğu ilan edildi.
Burada "müsadere (http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCsadere)" Osmanlı İmparatorluğu'nda devlet hazinesinden haksız yere kazanç sağlayarak zenginleşen kişilerin mallarına devletçe el konulması usulüdür.
AlbatrosS tarafından listede verilen 6-7 Eylül 1955'te de İstanbul Rumları'na ait malların yağmasına ilişkin var ki, bu ilkine göre biraz daha ileriye gidilmiştir.
Fakat gerçekte Yunanlılar'ın ve Rumların "nüfus mübadelesi" altında yaptıkları şey de, bundan farklı değildi. Hatta daha ileriye bile gitmişlerdi. Örneğin, baba tarafım Selanik'ten Türkiye'ye göçerken ellerinde ne varsa almışlar ve sadece üzerlerindeki elbiselerle göndermişlerdi. Bu yüzden çulsuz kalmış bizler ekonomik durumumuzu 3 nesildir hala düzeltemedik. Belki birkaç nesil sonra düzelebilir ama onların bu yaptıkları asla unutulacak olay değil. 6-7 Eylül Olayları, içinde bulunduğumuz bu duruma ilişkin bir olaydır. Üzücüdür, hoş değildir ama geçmişte biz Türkler'e yapılanlar karşısında bizim çektiğimzi kadar can acıtıcı bir olay değildir.
Özetle, şimdi Türkiye'de yaşayanların soyuna, sopuna bakarsak; nüfusun önemli bir bölümünün göçömen olduğunu görürsünüz. Örneğin, Başbakan Tayyip Erdoğan bile Kırım göçmenidir (http://www.odatv.com/n.php?n=nereden-cikti-bu-kirim-tatarlari-modasi-1307091200). Herhalde bu insanlar alacakları için sıraya girseler, arkanıza bakmadan kaçarsınız.
Kemalistin zihni ''biz-onlar'' şekliyle tarafgir ikilikler şeklinde çalıştığı için özünde bizim insanımız, bu toprakların-coğrafyanın insanları olan toplumların, hele hele 23'ten sonra VATANDAŞ kalmışları EŞİT VATANDAŞ kabul etmek imkansız ötesidir.
Bir Kemalist, bu topraklara asli kimliğinle damga vurmuş, efendi-sahiptir. Bir Kemalist ve Türk'ün dışında olanlarınsa kendilerine bahşedilenler kadar hakkı vardır.
Ne zamana kadar???
Birileri azınlık hakları, lozan ve VATANDAŞLIK TANIMI'nı eleştirene kadar. Kemalist işte o vakit dünyanın ENNNN ENNNNNN HÜMANİST adamı olur, hatta hızına formula patronları da şaşar. Kemalist ''Lozan'dan aşşaa Kasım paşaa'' dediği içindir ki, Lozan kapılarına kadar son derece gaddar, asimilasyonist ve ırkçı; Lozan kapı göründüğündeyse inanılmaz humanist, insan sever, insan ayırmayan, anti-faşisttir.
Kemalist yakın tarih ve özel harp operasyonlarına: BİZ-ONLAR
Lozan ve vatandaşlık tanımına: Hepimiss Türküz, viva hümanizm, kardeşlerimisss'tir.
Mutezile
25-01-2012, 23:37
(Sayın albatros ve sayın jadinin doğrudan bana hitap ederken hakaret dolu ifadeler kullandıklarını görüyorum.
Tartışma, konuşma, fikir aktarmayı mutedil bir dille başaramıyorsunuz anlaşılan. Dolayısıyla doğrudan bana hitap ederek yazmazsanız sevinirim.)
Hazır bu Ermeni tehciri konusunu konuşurken; bu konuyu birlikte incelemek isteyen arkadaşlara (eğer var ise) çağrı olarak: sadece bu konuyu irdeleyen bir topic açmayı onun altında tartışmayı öneriyorum.
Ben de açabilirim, başkası açmış ise o başlık altında da tartışabiliriz. Mümkünse dengeli, serinkanlı, karşımızdakini dinlemeye hazır bir halde.
Bir kişi bu siteye geliyorsa zaten söyleyecek bir sözü var demektir.
Mesela bu sözü, (mesajı) karşındakine iletirken seni ciddiye almanı zorlaştıracak bir üslubu kullanmadan söylemek..
Dediğim gibi, ermeni tehciri konusu ayrıntılı bir başlık altında incelense yeridir.
Aslında a priori kabul şu olmalıdır: Ermeni soykırımı kesinlikle yapılmıştırErmeni çeteleri ve şakiler tarafından TÜRK köylüsüne bir mezalim, bir mukatele uygulanmıştır. Bu kesindir, tanıklı, delillidir. Örnekleyeyim:
1-) Giresun'un Görele ilçesinde 20 türk genci silahlı ermeniler tarafından topluca kurşuna dizildi. Yapılan kazılarla bu toplu katliamın kemiklerine ulaşıldı.
2-) Yine Giresun'un Mahsutlu köyü - Dikmetaş mevkisinde/Mahsutlu köyünde de ermeni çeteler baskın yapmış, köyü yağmalamış. Ölen türklerin 15-20 yaş arasındaki gençler olduğunu Giresun Müze müdürü Hulusi Güleç kaydediyor.
3-) Iğdır'ın Oba köyünde 1986 yılında yapılan kazılarda bulunan kemikler 98 Türkün toplu katliama maruz kaldığını kaydetmekte. Kazı ve bulgu incelemeleri Atatürk Üniversitesi tarafından yapıldı.
4-) Erzurum Alacaköy'de 2 oda-mezara ulaşıldı yine 1986 kazılarında. Prof. Konukçu & Prof. Akbulut ve kazı ekipleri 150'den fazla türkün öldürüldüğünü kanıtladılar.
5-) Aynı köyde Prof. Cevat Başaran daha sonra kendi ekibiyle bir araştırma kazısı yapar. Konukçu ve Akbulut kazılarında bulunan 150 küsur insan kemiklerine ilaveten -bir başka oda mezarda- 130 civarında Türkün katledildiğini gösteren insan kemiklerine ulaşırlar.
6-) Kars'a bağlı Derecik ve Subatan köylerinde 1991 tarihli kazılarda Ermeni silahlı çeteler tarafından 930 Türk köylüsünün katledilişini gösteren bulgular günışığına çıkarılır.
Buradaki v a h ş e çarpıcıdır! İskeletlerin çoğunun 0-1 yaş arası minik bebelere ait olması kazı ekibini çok etkiler. Bu 930 bebeye ilaveten sonraki kazılarda 12 çocuk ve 3 yetişkinin iskeletine daha ulaşıldı.
7-) Van'ın Zeve Şehitliğinin güney yaacında 1990'da yapılan kazıda bir düzine Türkün katledildiği bir başka kıyımın iskeletlerine rastlandı.
SİLAHLI ERMENİ ÇETELERİ HERYERDE
Sivil Halka uygulanan mezalimlere başka örnekler:
8-) Kars'ın Arpaçay ilçesine bağlı Küçük Çatma köyünde 1918'de Ermeni Taşnak çetelerinin katlettiği 183 türk köylüsünün toplu mezarına 2010'da yapılan kazılarda ulaşıldı.
Kafkas Üniversitesinin yaptığı incelemeler: şehit kemiklerinin, elbiselerinin tamamen yanmış olduğu bu da insanların bir samanlığa tıkılıp ateşe verildiklerine delalet ettiğini ortaya koymuştur.
Demek ki Auschwitz, Dachau, Bergen Belsen vb. KZ (toplama kampları + yüksek fırınlar) için Hitlerin nereden ve kimlerden ilham aldığını öğrenmiş bulunuyoruz.
9-) Ardahan'da Halil Efendi Mhallesinde, Yanık Cami bölgesinde yine 2010'da şimdili 30 insan iskeletine ulaşıldığını; fakat kazıyı yöneten Kars Müze müdürü Necmettin Alp Ermeni katliamının belgelenmesi için yaptıkları kazı çalışmalarında dev bir toplu mezarla karşı karşıya olduklarını düşündüklerini, kesin şehit sayısının çok yüksek çıkacağını düşündüklerini ifade etti.
Iğdır merkeze bağlı Hakmehmet köyleri, Tuzluca ilçesine bağlı Gedikli köyünde toplu mezarlar; Tarihe TANDIR KATLİAMI olarak geçen kıyımda katledilen 90 civarında türkün kemikleri; Ardahan Karagöl mahallesinde inşaattan tesadüfen çıkan toplu mezarlar....
Saymakla bitmiyor.. Liste buraya asla sığmaz.
Son bir örnekle konuyu kapatalım, şimdilik:
10-) Bitlisin Saray Mahallesinde Ermeniler tarafından katledilenlerin toplu mezarı bulundu. 2010 yılında yapılan kazıda Basri Tahincioğlu kazı ekibine babasının olayın görgü tanığı olduğunu ve Ermenilerin işlediği mezalimin ayrıntılarını anlatır:
''Arkada gördüğümüz şehitler Ermenilerin köy halkının katletmesinin neticesi. Babamın anlattıklarını size aktarıyorum. 7 yaşındayken buradan göç etmişler. Ermeniler dedemlerin bulunduğu evi ateşe vermişler. Evden kaçmaya çalışanları da kurşunlamışlar.''
ERMENİ soykırımı bir hakikattir. Ermeniler bu soykırımın FAİLİDİR. Sivil halk üzerinde yağma, katliam, tecavüz, kundaklama vb insanlık suçu işlemişlerdir.
Bu yüzleşme kaçınılmaz olmuştur.
AlbatrosS
26-01-2012, 00:56
Sayın Mutezile;
Hakaret ettiğimi düşünüyorsanız modlara şikayet edebilirsiniz; kendileri daha objektif bakacaklardır. Yahut bir tane hakaret içeren cümlemi gösteriniz.
Üslubumdan şikayet ediyorsanız; önce tarihsel gerçeklere TAKLA attıran imalarınıza göz atacak; metinlerinizdeki MANTIK KURGUSUNA bakacaksınız.
Bir ülkede yaşayan- dili,cinsi ne olursa olsun- herkes öncelikle o ülkenin asli sahibi olup o ülkenin GELECEĞİ HAKKINDA söz hakkına sahiptir. Bu demokrat olmanın gereğidir. Herhangi bir azınlık grubu o ülkenin siyasi, kültürel ve kurumsal organizasyonları ile şematik örgütlenmesinde kendi kimliği ve var oluşuyla ilgili ayrımcı-gerici-ilkel dayanaklara rast geliyorsa buna İSYAN etmek siyaseten her grubun hakkı'dır.
Öncelikle;
Azınlıklar ACAİP MESUT VE MUTLUYDU; OSMANLI ADİLDİ... diyebilmeniz lazımdır ki Ermenilerin siyasal talep, isyan ve hatta bazı şımarıklarında gayrı meşru yanlar bulasınız. KEMALİSTLERin osmanlı'dan Siyasal, ideoloijik ve kültürel kopuşu her fırsatta ballandıra ballandıra anlattığı bir tarih-toplum sosyo-politiğinde Osmanlı'nın nasıl bir hiyerarşik-kastsal örgütlenme-toplum-siyaset modeli olduğunun hakkını da vermeniz gerekmez mi?
Asgari mantık kuralları dahi BU BAĞLAMDA;
Osmanlı'nın şematik toplumsal ve siyasal örgütlülüğünün bir HAKSIZLIK MODELİ-HAK GASPI İNŞASI olduğunun hakkını teslim etmez mi?
Asgari mantık, bu durumda AZINLIKLARIN siyasal ve toplumsal taleplerinin MEŞRULUĞUNUN hakkını vermez mi?
Osmanlı çok kötü, tu-kaka, PADİŞAHLIK REJİMİYDİ; emmeee ERMENİ isyanları da haksızdı, gayrı meşruydu gibi bir politik MANTIKSIZLIk olabilir miydi? Ya biri yanlıştır ya öbürü. Ve bir karar verin artık:
Osmanlı demokrasi, özgürlükler ve eşitliğin FATİHİYDİ de Azınlıklar mı nankördü? Yahut Osmanlı tersi bir istikamete girdi de azınlıklar baş mı kaldırdı?
OSMANLI'yı yıktık, aştık, bitirdik. Yerine harika, gıcır gıcır ve üstelik MODERN bir rejim kurduk mu?
Peki...
Bu hain Ermeni, Yahudi ve Rumları kovduk da ANADOLU'da kalan bir AVUÇ GAYRI MÜSLİM'den neden korktuk.
Neden bugüne dek BİR DOLU baskın, operasyon ve sindirme politikasıyla kalan bir avuç gayrı müslimi de kaçırmayı başardık?
ASGARİ MANTIK burada da şunu sormalıydı:
Demek ki, MESELE, kökleri oldukça eskilere dayanan bir PROJEydi. Onca baskı,sindirme ve kirli özel harp operasyonunun verdiği tek netice: Kalan azınlıkların da yarısından fazlasının göç etmek zorunda kalmasıydı.
Demek kiiiii....
Sizin örnekleriniz, tezleriniz ve AZINLIK REAKSİYONLARI'nı gösterdiğiniz şekillerin aksine; Azınlıkların örgütlülük, siyaset yapma ve isyanlarında kökenleri teee 1800'lerin sonuna kadar giden; Balkan harpleri sonrasındaysa oldukça SİSTEMİK olan provokasyon ve komplolara karşı savunma refleksleri oldukça etkin rol oynadı.
Asgari mantık şunu da sorar: Bir devlet sizi yüzyıllardır sahibi olduğunuz ev ve mülklerden zorla kovmaya kalkarsa siz ne yaparsınız?
EL-CEVAP:
Dikmen vadisinde (http://www.google.com.tr/imgres?q=dikmen+vadisi+direniyor&um=1&hl=tr&sa=N&biw=1280&bih=709&tbm=isch&tbnid=5gQUP-_R87rvUM:&imgrefurl=http://bianet.org/bianet/toplum/131153-dikmen-vadisi-yine-dozerlerle-uyandi&docid=RWIE1Nw9lkgKwM&imgurl=http://bianet.org/resim/olcekle/27265/490/250&w=490&h=250&ei=vnYgT52JD4el-gaOqoHEBA&zoom=1), HES direnişlerinde (http://www.google.com.tr/imgres?q=hes+direni%C5%9Fleri&um=1&hl=tr&biw=1280&bih=709&tbm=isch&tbnid=-fGgGTZXIaVPGM:&imgrefurl=http://yarinhaber.net/HaberGoster/f7eb3363-1a48-4edf-bd3c-a606bebccf0a/maden-avcilarina-karsi-mucadele.aspx&docid=xaoys8r-wRn9_M&imgurl=http://yarinhaber.net/Images/haberresim/baymyo_20111105_012458_ec4cb4b517d04816.jpg&w=250&h=200&ei=-XYgT4j6FYrn-gbF7YjEBA&zoom=1&iact=hc&vpx=1045&vpy=360&dur=3022&hovh=160&hovw=200&tx=115&ty=55&sig=113453387556909923251&page=1&tbnh=160&tbnw=196&start=0&ndsp=14&ved=1t:429,r:9,s:0) ve Sulu KULE'DE (http://www.google.com.tr/imgres?q=sulu+kule+direniyor&um=1&hl=tr&biw=1280&bih=709&tbm=isch&tbnid=OM3UNJSCF9luoM:&imgrefurl=http://sulukulegunlugu.blogspot.com/2008_07_01_archive.html&docid=T5bIzSKMKUONlM&imgurl=http://bp3.blogger.com/_tZQA7T1XZB0/SIZSaG4jfjI/AAAAAAAAAk4/Dcg3z8g27rE/s320/P1080764.JPG&w=320&h=213&ei=OncgT6GCHono-gaW04nEBA&zoom=1&iact=hc&vpx=625&vpy=226&dur=3606&hovh=170&hovw=256&tx=80&ty=53&sig=113453387556909923251&page=5&tbnh=153&tbnw=204&start=78&ndsp=20&ved=1t:429,r:2,s:78) ne yapıldıysa onu yaparsanız.
Tek fark...
Siz Dikmen ve sulukule'den daha derli toplu bir topluluk olduğunuz için daha örgütlü direnirsiniz.
Peki ''devlet'' kendi içinde bir dolu çete, meczup ve provakatör varsa ne yapar?
1977 1 Mayıs'ında (http://www.google.com.tr/imgres?q=1+may%C4%B1s+1977&num=10&um=1&hl=tr&biw=1280&bih=709&tbm=isch&tbnid=jMqyMHjG3ICbvM:&imgrefurl=http://www.barikat-lar.de/tarih/77.htm&docid=fGCLuf8U1r7fcM&imgurl=http://www.barikat-lar.de/resim/1m77_2/kazanci4.JPG&w=300&h=197&ei=53cgT_2eN4XqOeuvibMO&zoom=1&iact=hc&vpx=991&vpy=12&dur=324&hovh=157&hovw=240&tx=73&ty=60&sig=113453387556909923251&sqi=2&page=1&tbnh=157&tbnw=240&start=0&ndsp=15&ved=1t:429,r:4,s:0), Şırnak köylülerinin bombalanması (http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/12/111230_uludere_bdp.shtml)da yahut Kanlı Newroz'larda (http://www.birgun.net/culture_index.php?news_code=1269346452&year=2010&month=03&day=23) ne yaparsa onu yapar.
Sizlerse Amed'in Jitem bahçesinde bulunan toplu mezarlara (http://www.demokrathaber.net/guncel/jitem-ussunde-kafatasi-sayisi-23e-cikti-h6506.html), Uludere Katliamı'na (http://www.demokrathaber.net/guncel/uluderede-sivil-katliami-35-olu-h5979.html) yahut -ASIL SÜPRİZİ SONA SAKLADIM- boynuna haç takılıp ERMENİ İMAM diye katledilen Kürtlere
(http://www.demokrathaber.net/guncel/hukumet-uyuma-katilleri-yargila-h6415.html) nasıl bakarsanız öyle bakarsınız.
Asgari mantık;
Somut belgeler;
Gerçekler;
Ve
80 küsur yıllık kirli bir TARİH ortadayken BİZLER ''hakaret'' ediyoruzdur.
Peki ''göz göre göre, ayan beyan örgütlü biçimde katledilip kollanmasına rağmen'' üç beş çapulcu işi HEHEHE demek'ten büyük HAKARET var mıdır?
Mutezile
26-01-2012, 01:10
Sayın Albatros;
İstediğiniz başlık altında yazın. İstediğiniz konuyu işleyin.
Bana hitaben e n u f a k bir şey yazmamanızı sizden son derece zarif ve medeni bir şekilde bir kaç kez rica ettim..
Zaten yazdıklarınızı okumayı çoktan bıraktım. Bana hitaben h i ç bir şey yazmayın.
AlbatrosS
26-01-2012, 01:36
Mutezile'nin isteğini kırmayacağım;ancak başlığa yazmaya devam edeceğim...
Türk tarihi ittihat ve terakki'den bu yana Modernist Bir Türkleştirme yahut Uluslaştırma tarihin özü ve tecellisidir. Modern Uluslaşmalarsa bilindiği üzere Avrupa Burjuva devrimleri sonrasında sınıfsal ve politik bir mücadele-düşünsel alanı olarak ortaya çıkmıştır; ancak bunun daha az bilinen bir yönü vardır ki, bu ''felsefi gelenek''in arka planında Kültürbilim, Antrapoloji ve Tarih gibi disiplinlerin çalışmaları mevcuttur. Denilebilir ki Siyaset mühendisliği ve siyasal tarihle bu üç disiplinin çalışmaları birbirlerini besleyip var eden bir ''gelenek'' üzere şekillenmiştir.
Uluslaşma süreçleri, nasıl ki Feodalite-aristokrasi sürecinden modern devletlere geçişi sembolize ederse, bu süreçlere içkin olarak üçüncü bir cephe de ''işçi hareketleri ve ezilen ulus hareketleri'' var olmuştur.
Avrupa fikir tarihinde ''ulus'' ve o'nu ihtiva eden ''halk-millet'' tanımları genellikle Avrupa'da gelişen modern kültürbilim ve antropoloji çalışmalarıyla bağlantılı olarak ''medeniyet, modernlik'' gibi kavramlarla belirleyici biçimde düşünülmüştür. Avrupalı düşünürler ve siyaset mühendisleri burjuva demokratik devrimler neticesinde eskiden farklı olarak yeni ''vatandaşlık tanımları'' ortaya çıkarmışlar;şu haliyle bu tanımlar eski rejim'den bir kopuşu da nispeten ihtiva eder olmuştur.
Ancak modern Ulus inşası, aynı zamanda siyasal bir ''mühendislik'' projesi olarak sürmüştür.Bilimi, teknolojiyi ve moderniteyi içselleştirmiş ''hakim toplulukların'' ancak ULUS olarak nitelenebileceği, hatta ancak bu toplulukların özgün bir geçmiş, kültür ve tarihe sahip olabilecekleri iddia edilmiştir. Öyle ki bir dönem Avrupalı kültürbilimciler tarafından bilim, teknik ve moderniteden uzak yaşayan; hatta şehirleşmemiş ve taşralı topluluklar HALK bile sayılmadıkları gibi bu toplulukların bir KÜLTÜRLERİ DAHİ OLAMIYACAĞI iddia edilmiştir.
Öyleyse Uluslaşmak isteyip eski, köklü ve tarihi bir Kültürü olan ''medeniyet kurucu'' bir toplum haline gelmek için ne yapılabilirdi? Elbette, medeniyeti, teknolojiyi, bilimi ve tekniği kabul etmek; öte yandan, tarihi ve kültürel açıdan da ''köken''lerimizi çok eskilere dayandırmak. Bu bağlamda Türk Tarihe ve Dil tezleriyle modern cumhuriyet paradigmasının hangi mantıkla inşa edildiğini anlamış bulunmaktayız. Yeni cumhuriyet, ''modern ve ulus'' sayılıp köklü-engin bir birikime sahip olduğuna ispat için ne yapılması gerekiyorsa onu yapmıştır. Elbette, kadim bir ulus olmanın işaretleri, ta o. asya steplerinden başlayarak bulunacaktı. Bulunamadığı zamanlardaysa İMAL EDİLECEKTİ. Cumhuriyet tarihindeki AKDENİZLİLİK, TARİH-DİL TEZLERİ, Truva'nın aslının Türk olması ... GİBİ bazı arayış ve yönelimleri bu paralelde okumakta fayda vardır.
Modern cumhuriyet paradigması oldukça katı ve sert bir rejim ve sosyo-politik inşayla oluşturulmuş ideolojik kümelenmelerdir. Uluslaşma tarihi, kökenleri ve dinamiklerini bilmeden tarihsel sorunlar anlaşılamaz.
rastaman
27-01-2012, 19:19
Eger milliyetci degilsen bundan nasil bu kadar emin olabiliyorsun? Ermenilerin sahip oldugu servet o kiytirik evlerle mukayese kaldirir mi sence? Kemal'in oku oku bitmeyen sayfalarca mal varliginin ne kadari Ermenilerden gasp edilmisti acaba? Dunya uzerinde Suudi Arabistan'dan sonra ikinci en az dini azinlik barindiran ulke olmamiz, bu dini azinliklarin gecmiste cok zengin olmasinin bir sonucu olabilir mi?
Ayrica bu topraklarda Ermeni vatandaslarimiza yapilan bu haksizligin hesabini sormak icin ille Ermeni mi olmak gerek? Bu tip vahsetlere etnik pencereden bakmak ne kadar dogru? Milliyetcilik bu insanlarin genlerine islemis bisey saniyorum. Simdi bu tip kesin ben milliyetci degilim diye tepinmeye baslayacak. Ama baska bir ulkenin yaptigi isleri, kendisninkini mesru gostermek icin kullanan birine bile milliyetci demeyeceksek kime diyecegiz bilemiyorum. Bu, bir katilin kendisini mahkemede "ama ahmet de adam oldurdu, o yuzden ben sucsuzum" diye savunmasina benziyor
http://www.sivilmedya.com/ermeni-meselesinin-belkemigi-mallar...--32042h.htm
Sakın,sakın ha böyle önüne geleni milliyetçilikle falan suçlama.Sen daha geçen seneye kadar Kürtleri aşağılayan,Kemalist reflekslerden kurtulamamış biriydin.
Nasıl ki yeni ateist olan ex Müslimler tüm hınçlarıyla abartılı bir şekilde İslam'a saldırıyor,sende aynı tepkisellikle yaklaşıyorsun.Tamam anladık,şu ana kadar bildiğin tüm gerçekler yalanmış,sen bunların yeni farkına varıyorsun,ama bu yalan olduğunu anladığın Türk tezlerinin karşıtlarının doğru olduğu,yada tüm Türk tezlerinin yanlış olduğu anlamına gelmez.
O zaman bir uçtan kurtulup başka bir radikal uca sürüklenmiş olursun.
Zaman içinde oturur görüşlerin ama,daha dengeli,daha az tepkisel yaklaşmaya başlarsın o zaman.
''Türkler en az diğerleri kadar zalim,fazlası değil''cümlesini bile milliyetçi buluyorsan yazık sana,şu an Avrupalı faşistlerle aynı saftasın.
Hatta dur hemen ispat edeyim sana bunu;
Ikinci husus, Avrupa ulkelerinde irkci soylemler ifade ozgurlugu kapsami disindadir. Soykirim inkarciligi ile irkciligin ne kadar icli disli oldugunu soylememe gerek varmi bilemiyorum
Uluslararası Af Örgütü: Fransa düşünce özgürlüğüne darbe vuruyor
Uluslararası Af Örgütü, Fransa Senatosu'nun Ermeni soykırımı inkar yasasını onaylamasının ülkedeki düşünce özgürlüğüne büyük bir darbe vurduğunu belirtti.
Londra merkezli örgütten yapılan "Fransa: Ermeni soykırımı inkar yasası düşünce özgürlüğünü tehdit ediyor" başlıklı açıklamada, 2001 yılında Fransa'nın Ermeni soykırımını yasal olarak tanıyan bir kanunu onayladığı hatırlatılarak, "Senato'nun onayladığı bu yeni kanuna göre, Ermeni soykırımını inkar edenler veya eleştirenler 1 yıla kadar hapis ve 45 bin Euro para cezasına mahkum edilecek." denildi.
Açıklamada Uluslararası Af Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Nicola Duckworth'ün, "Eğer bu yasa uygulanırsa, Fransa, ifade hürriyetinin desteklenmesi konusunda uluslararası sorumluluğuna ters hareket etmiş olacak." sözlerine yer verildi.
İnsanların her yerde düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi gerektiğini söyleyen Duckworth, "Bu yasada söz konusu olan asıl şey, 1915 yılında Ermenilerin geniş çapta öldürülmesi ve de yerlerinden edilmelerin soykırım olup olmadığı değil, Fransız yetkililerin bu tarihi tartışmayı ifade özgürlüğünü kısıtlama girişimine dönüştürmesidir. Fransa, uluslararası insan hakları konusundaki yükümlüklerini yerine getirmede başarısız olmaktadır." diye konuştu.
Önce Yeşiller,Liberaller,komünistler,şimdi de af örgütü.Etnik konularda tarafsız davranacağı öngörülen tüm bu yapılar yerine senin gibiler Sarkozy yanında saf tutuyor.
Böyle saçma bir yasayı savunacak duruma gelmişsin,herkesi faşistlikle milliyetçilikle suçlamadan önce nerede durduğuna bir bak.
Büyü artık bırak bu tepkiselliği.
AlbatrosS
28-01-2012, 09:14
Soykırım ve "büyük" sermaye -Ferda Koç
26 Ocak 2012 - Ferda Koç
Gözler önünde olmayan bir şey var: Yeni sömürge “demokrasimizin”, yani sömürge tipi faşizmimizin arkasındaki oligarşinin Ermeni Soykırımı ile ilişkisi!
Ermeni Soykırımını İnkarı yasaklayan yasa Fransa Senatosu tarafından kabul edildi. “Soykırım Yasası”nın kabulüyle birlikte, bu yasanın bir kez önerge haline getirildikten sonra reddedilme olasılığının bulunmadığını konuyu az çok bilen herkes görüyordu.
Bir katliam “Soykırım” olarak tanındıktan sonra, soykırımın “inkarını yasaklamak” neredeyse kaçınılmaz.
Hele de bu Fransa gibi, soykırımdan kurtulan Ermenilerin yoğun olarak sığındığı bir ülkeyse, iki kat böyle.(1)
“Bizimkiler”, “soykırımı inkar yasağı”nı “düşünce özgürlüğüne” vurulan bir darbe olarak yerden yere vuruyorlar.
Bunu nerede ve ne zaman yapıyorlar? Sosyalist Ermeni gazeteci Hrant Dink’in bir “Kırmızı Pazartesi” cinayetine kurban gittiği Türkiye’de ve Dink cinayeti davasının tam bir rezaletle sonuçlandığı günlerde! “Faşist” gerçekten de iğrenç bir şey…
Soykırımın inkarının suç sayılmasını bir “düşünce özgürlüğü” sorunu olarak kabul edecek olursak, Dink’in de bir “özgür düşünce kurbanı” olduğu kabul etmemiz gerekecek. Ermeni soykırımı gibi bir insanlık suçunu ve bu suçu “masumlaştırarak” körüklenen “Nefret Söylemini” “düşünce özgürlüğü” olarak koruma altına alan “özgürlükçü demokrasimize” bir Ermeni değil bir milyon Ermeni kurban edilse “helal” değil mi?
Ermeni tehcirinin masumlaştırılmasının Türkiye’deki “Ermeni düşmanlığı”nı beslemenin araçlarından biri olduğu Dink cinayetiyle tartışma götürmez bir hale gelmiştir. Dink cinayetine ilişkin mahkeme kararı ise, “Ermeni Nefreti”nin sömürge tipi faşizmimizin bekası için nasıl “vazgeçilmez” bir “tutkal” olduğunu göstermiştir.(2)
Bu koşullarda 1915 Ermeni Soykırımının resmi inkarı ve toplumsal bellekteki “masumlaştırılması”nın suç sayılmasını istemekten daha doğal ne olabilir?
Yine bu koşullarda, Fransa’daki Ermenilerin Fransız devletinden “Soykırımın inkarını suç sayan bir yasa” çıkarılmasını talep etmeleri de Fransız devletinin şu ya da bu nedenle bu talebe olumlu yanıt vermesi de Türkiye’de “tartışılabilecek” bir şey değildir!
Türkiye’de tartışılması gereken asıl sorun, Türkiye toplumunun 1915 Ermeni Tehciri ile yüzleşmesini nasıl yapacağı sorunudur.
Bu yüzleşmenin önündeki en büyük engelin yeni sömürge “demokrasimiz”in faşist çekirdeği olduğu gözler önünde.
Ama gözler önünde olmayan bir şey var: Yeni sömürge “demokrasimizin”, yani sömürge tipi faşizmimizin arkasındaki oligarşinin Ermeni Soykırımı ile ilişkisi!
Mesela Eliyeşiller ve Karamehmetlerin Tarsus’taki Ermeni malları ve fabrikalarını, Berdan suyu kenarındaki topraklarını ele geçirdikten sonra kurdukları ortaklığın bugünkü Çukurova Holding’in doğuşundaki rolü ne?
Mesela Pirinçcioğlu ailesinin bugünkü “büyük turizm girişimciliği”nin temellerinde, Diyarbakır’daki Ermeni tehcirinin, bu ailenin “büyüğü” Fethi Bey tarafından idare edilmiş olmasının ne kadar payı var?
Mesela, Ege Tütün Rejisinin “yerli” yöneticisinin damadı Selçuk Yaşar’ın Pirinçcioğullarıyla kurduğu akrabalığın Yaşar Holding’in köklerine nasıl bir katkıda bulunduğu biliniyor mu?
Mesela, 1927’de “Adanalı Kayserililer”in eline geçen Simyonoğlu Fabrikasının önce işçi simsarı, sonra ortağı olan Ömer Sabancı’nın girişimcilik macerasında, kolayca kurulan bu tip irtibatların ne kadar payı oldu?
Mesela Kasapyanların Keçiören’deki bağlarının Koç ailesinin zenginliğinin doğuşuna katkısı ne oldu?
Bu soruların çok çok daha fazlasının yüz yıldır sorulamamasının nedeni, yine Kasapyan ailesinin Çankaya’daki köşkünün öyküsünde saklı olmasın?
Dipnotlar:
[1] Bu noktada not etmeliyim ki; Fransa’daki Ermenilerin “Soykırım Yasası” ve “Soykırımın inkarını yasaklayan yasa” için yürüttükleri çalışmaları, “Ermeni Lobisi” ifadesiyle küçümseyenler, bizzat bu karşı çıkış biçimlerinin “Ermeni Soykırımını inkarı suç sayan yasa” için bir gerekçe oluşturduğunu farkedemeyecek kadar hödükler! Fransa’daki Ermenilerin çok büyük bir çoğunluğu soykırım kurbanlarının mirasçıları. Soykırım inkarını yasaklayan yasaların temel gerekçelerinden biri de “soykırım kurbanlarının mirasçılarının anılarının rencide edilmesini önlemek ve güvenlik hissi sağlamak”tır. Bu gerekçenin tam olarak anlaşılabilmesi için yukarda “Ermeni” geçen yerlere “Yahudi” yazın ve tartışılanın “Yahudi Soykırımını İnkarı Suç Sayan Yasa” olduğunu düşünün.
[2] Bu karar, “sivil” faşist terörün sömürge tipi faşizmin bir organlaşması olduğunu bir kez daha anlamamızı sağlamış olmalıdır. Devletin, suçları örtbas edilemeyen faşist katiller için eskiden beri uyguladığı “ceza hafifletme yöntemleri”nin Dink davasında en utanmaz biçimlerle kullanılması bu gerçeğin sarsıcı bir kanıtıdır.
http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=42538
Tonlamalar bana ait.
Son zamanlarda bu konuyla alakalı en beğendiğim iki yazıdan biri oldu. Diğeri RAGIP ZARAKOLU'nun güzel bir makalesiydi. Zannediyorum yine bu başlıkta paylaşmıştık.
milomanara
28-01-2012, 13:37
Böyle bir karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden çıksaydı desteklerdim.
Ama, Fransız da kim oluyor? Bu kibirli züppeler aynı zamanda evrensel yargıçlarmış da haberimiz yokmuş!
Bu kadar terbiyesizlik olmaz ki arkadaş. Şarabı(bence tek tekeli) da kendi de cehennemin dibine gitsin!
Sakın,sakın ha böyle önüne geleni milliyetçilikle falan suçlama.Sen daha geçen seneye kadar Kürtleri aşağılayan,Kemalist reflekslerden kurtulamamış biriydin.
"Sen gecmiste soyleydin" falan diyerek, sapina kadar her turlu milliyetciligi yaparim mi diyorsun yani? Yok boyle bisey. Benim gecmisimde sadece Kurtlere ve islamcilara karsi kemalistik reflekslerim vardi. Asla milliyetci degildim, Ermeni soykirimi inkar etmezdim. Chp'ye ve darbelere her zaman karsiydim.
Ayrica ben senin en bagayi yontemler ile milliyetcilik yaptigini soyluyorum. Bunun icin ille kemalist olma zorunlugu yoktur. Milliyetcilikten ve milliyetcilerden hayatim boyunca nefret ettim ve sen gibi milliyetcilerle mucadeleme omur boyu devam edecegim
Ermeniler'den geriye kalan mallarin, kemalist oligarsi ve koy agalari tarafindan ic edildigini ve bu arsivlerin karartildigini soyluyorum. Adam bana Turk dusmanlarindan Azerilerin evlerinin fotolari ile yanit veriyor. Simdi buna milliyetci demeyeceksek, kime diyecegiz? Bir de milliyetci olmadiginin kaniti olaran benim iki yil once yazdigim yazilari mevzu ediyor. Sizin gercekten cok ciddi mantik dersine ihiyaciniz var. Ben mhp duzeyinde milliyetci biri olsaydim bile bu, senin su anda milliyetcilik yaptigin gercegini degistiremezdi. Belli bir olaya etnisite veya ulus devletler perspektifinden bakiyorsan milliyetcisindir. Bu kadar basit. Ad hominem ile bunu ortbas edemezsin.
Kendi devletlerinin propogandalari ile beyinleri yikanmis, tepinerek inkar edince dunyayi ikna ettiklerini sanan surusunuz.
Firestorm
28-01-2012, 20:12
Böyle bir karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden çıksaydı desteklerdim.
AHİM böyle bir karar verseydi kendileri ile çelişirdi ancak...
Dünyanın en yanlış düşüncesi bile düşünülebilmeli ve buna inanan biri varsa bu düşüncesini dile getirebilmeli... Düşünce özgürlüğü denir buna ve önünde hiç bir engel yoktur...
Bu kadar terbiyesizlik olmaz ki arkadaş. Şarabı(bence tek tekeli) da kendi de cehennemin dibine gitsin!
Hangi cehenneme yoksa sen cehenneme inanıyor muydu :heh:
rastaman
29-01-2012, 08:52
Kendi devletlerinin propogandalari
Benim devletim değil,sizin devletiniz.Türkiyeli bile değilim ben.Bu bile zırvalarının tutarsızlığını gösterir.
Milliyetcilikten ve milliyetcilerden hayatim boyunca nefret ettim ve sen gibi milliyetci magandalarla mucadeleme omur boyu devam edecegim
Hem Kürtleri aşağıladığını-mecburen- kabul edeceksin,hem de ''milliyetcilerden hayatim boyunca nefret ettim'' diyeceksin.
Kürtleri aşağılarken aynı zamanda nasıl milliyetçilerden nefret ettin,insan kendisinden nasıl nefret edebilir?
Faşist-ırkçı zamanlarının diyetini ödüyorsan başkasının üzerinde öde,kendin gibi birini.
Anladığım kadarıyla forumda ulusalcı kalmamış, bu da milliyetçi niyetine bana saldırıyor.
Deknoloji ne güzel şey degil mi,bir yere bir şey yazıyorsun ve orda hep kalıyor.Hamdolsun Kürt sorunundan,Ermeni meselesine hemen her konuda çizgim yıllardır belli,yıllar önce olduğu gibi hala Yeşiller çizgisini kendime yakın buluyorum,Ermeni katliamı meselesinde de onlardan farklı düşünmüyorum.Katliam vardır,ama bu tarz yasalar çok tehlikelidir,barışa değil gerginliğe hizmet eder.
Ama sen şu an başka bir süreç yaşıyorsun,fikirlerin fikir değil,sadece tepki.önümüzdeki yıl muhtemelen çok daha başka şeyler zırvalayacan.
Banane.
Sadece kisisel saldirilar yaparak milliyetci olmadigini ispatlamaya calisan biri. Devletin empoze ettigi zirvalari gevelemek, "ama baska ulkeler de soykirim yapti" demek, anti Turkluk gibi seylerden dem vurmak disinda argumani olmayan bir ittihatci.
"Sen eskiden sunlari yazmistin" diyerek kendisini savunmaya calismak bile nasıl bir beyne sahip oldugunun kaniti zaten
Ya ben siz ikinize biraz sinirlenmek istiyorum arkadaşlar:)
Bir kere ''Bu yasa Ermeni soykırımı ve Türkiye merkeze konularak hazırlanmamıştır,tüm soykırımlar içindir''tekerlemesi Fransa'nın hiç de inandırıcı olmayan resmi söylemidir.Türkiyeninkiler gibi Fransanın resmi tezleri de hikayeden ibaret.
(...)
Fransız RDSE'nin iki,Yeşiller grubunun da üç açıklaması oldu şu ana kadar konuyla ilgili,netten okuyun anlayacaksınız ne kadar yanlış tesbitlerde bulunduğunuzu.
Sarkozy'nin ülkesindeki ''yabancılara'' çok şefkatli davranmadığına şahit olmuştuk yakın zamanda. Avrupa'nın da, onların da ekseninin son yıllarda nereye kaymaya başladığını kaygılanarak izliyoruz. Bu bağlamda eksik ya da hatalı yaklaşmız olabiliriz. Yasayı destekleyen birileri (Belki de çoğunluğun öncelikli derdi sadece budur.) bu yasa üzerinden Türkiye'yi sıkıştırmaya çalışıyorsa bu da bizim hastalıklı bakış açımızın bir ürünüdür.
rastaman
29-01-2012, 21:44
Sarkozy'nin ülkesindeki ''yabancılara'' çok şefkatli davranmadığına şahit olmuştuk yakın zamanda. Avrupa'nın da, onların da ekseninin son yıllarda nereye kaymaya başladığını kaygılanarak izliyoruz. Bu bağlamda eksik ya da hatalı yaklaşmız olabiliriz. Yasayı destekleyen birileri (Belki de çoğunluğun öncelikli derdi sadece budur.) bu yasa üzerinden Türkiye'yi sıkıştırmaya çalışıyorsa bu da bizim hastalıklı bakış açımızın bir ürünüdür.
Aynen katılıyorum.Yıllarca Avrupada aşırı sağ geliyor diye ortalığı ayağa kaldırdılar,oysa şu an yaşadığımız aşırı sağın güçlenmesi değil;merkez sağın aşırılaşması.Bu hepsinden daha tehlikeli çünkü yüzde üçlük,beşlik marjinal bir gruptan bahsetmiyoruz,kitleler sözkonusu.
Tek tek her Avrupa ülkesinin nasıl bu duruma geldiğini anlatmaya gerek yok,Almanya,Fransa,Hollanda tüm bu ülkelerde dengeler değişiyor.
Tüm bu olanların en büyük sebebiyse bu ülkelerde yaşayan Müslüman kökenli azınlık yada mülteciler.Almanyada Türkler,Fransada Mağribiler sıradan Avrupalıları korkutuyor.
Aslında kitlelerin endişelerini de anlamak lazım,insanlar yakın bir gelecekde kendi ülkelerinde azınlık olmaktan korkuyor.Ama bu bile Müslümanlara karşı ayrımcı politikalar için bahane olamaz.
Geçen sene bayan Clinton ''Turkey is dramatically developing'' gibi bir cümle kurmuş,bunun pek üzerinde durulmamıştı.buradaki ''dramatically'' aslında son derece negatif bir anlam taşır,Clinton'un ki sıradan bir hata yada pot değil,bilinç altına yerleşmiş önyargıların sonucuydu.Demokrat Partili bir lider bile bu durumdaysa sağın vaziyetini siz düşünün artık.
milomanara
30-01-2012, 01:05
AHİM böyle bir karar verseydi kendileri ile çelişirdi ancak...
Dünyanın en yanlış düşüncesi bile düşünülebilmeli ve buna inanan biri varsa bu düşüncesini dile getirebilmeli... Düşünce özgürlüğü denir buna ve önünde hiç bir engel yoktur...
Bu konunun ifade özgürlüğüyle alakası yok çünkü nefret söylemine giriyor. Yahudi soykırımını inkar eden tek bir sağlıklı insan biliyor musun? Hayır, çünkü onlar ırkçı, anti-semitik manyaklar sadece. Mesela yine bilimsel bir gerçek olan Evrim'in inkarı suç değil ama inkarcılar aynı irrasyonalitede dangalaklardan ibaret. Nasıl "Kürtler dünyanın hastalığıdır, her biri yok edilmelidir" cümlesi ifade özgürlüğü sayılamazsa, soykırım inkarı da sayılamaz. Artık toplumların insanlığa karşı işlenen suçları hafife alacak lüksü kalmamıştır.
Hangi cehenneme yoksa sen cehenneme inanıyor muydu :heh:
İnanıyorum tabi :) Ben eşek cennetine de inanıyorum :D
rastaman
30-01-2012, 02:11
Bu konunun ifade özgürlüğüyle alakası yok çünkü nefret söylemine giriyor. Yahudi soykırımını inkar eden tek bir sağlıklı insan biliyor musun? Hayır, çünkü onlar ırkçı, anti-semitik manyaklar sadece. Mesela yine bilimsel bir gerçek olan Evrim'in inkarı suç değil ama inkarcılar aynı irrasyonalitede dangalaklardan ibaret. Nasıl "Kürtler dünyanın hastalığıdır, her biri yok edilmelidir" cümlesi ifade özgürlüğü sayılamazsa, soykırım inkarı da sayılamaz. Artık toplumların insanlığa karşı işlenen suçları hafife alacak lüksü kalmamıştır.
Uluslararası Af Örgütü: Fransa düşünce özgürlüğüne darbe vuruyor
Uluslararası Af Örgütü, Fransa Senatosu'nun Ermeni soykırımı inkar yasasını onaylamasının ülkedeki düşünce özgürlüğüne büyük bir darbe vurduğunu belirtti.
Af örgütü üyeleri de ''aynı irrasyonalitede dangalaklar'' dan mı oluşuyor?
Firestorm
30-01-2012, 23:42
Bu konunun ifade özgürlüğüyle alakası yok çünkü nefret söylemine giriyor. Yahudi soykırımını inkar eden tek bir sağlıklı insan biliyor musun? Hayır, çünkü onlar ırkçı, anti-semitik manyaklar sadece. Mesela yine bilimsel bir gerçek olan Evrim'in inkarı suç değil ama inkarcılar aynı irrasyonalitede dangalaklardan ibaret. Nasıl "Kürtler dünyanın hastalığıdır, her biri yok edilmelidir" cümlesi ifade özgürlüğü sayılamazsa, soykırım inkarı da sayılamaz. Artık toplumların insanlığa karşı işlenen suçları hafife alacak lüksü kalmamıştır.
İnanıyorum tabi :) Ben eşek cennetine de inanıyorum :D
Ermeni sokırımını kabul etmediğim için bu yasaya karşı değilim yanlış anlaşılmasın ama yineliyorum konunun yanlış veya doğru olması değil ifade edildiği taktirde ceza verilmesi çok saçma... Eğer bu mantıkla gidersek bazıları sırf islamiyette kadarşı laf ettiğimiz için yada hristiyanlık bize ceza uygulamak istediğinde onlarıde desteklememiz gerekir çünkü bu onlara göre doğru olan bir şeydir. Bir şeyin doğru olması tek başına yeterli değildir. Örnek bu konuda birisi ermeni soykırımı yoktur diyorsa sebebleri onunla konuşulur bir şekilde bilgiler karşılaştırılıp doğru yola çıkılır. Elbet ki herkes anlamıyıcaktır ki böyle bir beklenti ütopyacılık olucaktır ama yinede bu bir insanın yanlış bir şeyi de olsa kendini ifade etmesini engellememeli....
Diğer örneklerde ise yahudi soykırımını yok sayan birisini zaten ciddiye almamak lazım... Kürt konusu ise buram buram ırkcılık keşke ırkcılık olmasa ama malesef öyle(yine sırf ırkcı olduğu için cezalandırılsın demem sadece eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekir)...
:)
Birseyi merak ediyorum, Turkiye'de ermeni soykirimi olmustur demek suc mudur, degil midir? Medyada sozde takisi takilmadan soylendigini hic duymadim da. Eger suc ise, ayni tepki ve protestoyu ulkemizde de gostermeliyiz.
AlbatrosS
31-01-2012, 04:57
Af örgütü üyeleri de ''aynı irrasyonalitede dangalaklar'' dan mı oluşuyor?
Sayın Rastaman;
İnkarcılığın suç sayılması bildiğim kadarıyla ancak ''uluslar arası ceza mahkemelerinde yargılanmış'' suçlara yöneliktir. Şu haliyle AF ÖRGÜTÜ'nün söylediği büyük ihtimalle buna yönelik bir atıftır. Bu konu entelektüel çevreler ve tarihçiler tarafından SOYKIRIM olarak bilinir. Ancak henüz UCM'de yargılanmamıştır ki Türkiye'nin lobicileri bunu yargılatmaz. Ona gücü yeter. Ha, ancak bu ülkenin liderleri bu gerçeği kabul buyururlar, yargılanma olmasa dahi ''tazminat vb'' konularda uzlaşmalara gidilerek konu hallolur.
Soykırımın inkarı... mevzusuysa bir OLGU olarak entelektüel çevrelerce ''nefret suçu'' olarak tanımlanır. Ermenilere yapılan etnik bir nefret ve temizlik değildiyse ''ermeniler bunu hakkettiler'' kanısı ortaya çıkar ki en büyük dayanaklardan biri de ''savaş ve karşılıklı çatışma''dır. Buysa, 1890'lardan beri Ermeni toplumu üzerinde yapılmış provokasyonları inkar etmek demektir. Tıpkı Türkiyeli milliyetçilerin 23'ten beri azınlıklara yapılmış DEVLET OPERASYONLARI'nı inkar etmeleri gibi. Tıpkı Dersim'i, Zilan'ı, Zini Gediği'ni, Koçgiri'yi inkar edip katliamları ''meşru'' görmeleri gibi. Buysa en açık tabiriyle NEFRET SUÇLARI kapsamına girer. Nefret suçunu ''düşünce özgürlüğü'' kapsamında görmeniz sizin bu milliyetçi cenahlarla aynı sarmala düşmeniz demektir.
Bazı ülkeler AB merkezli bu tarz bir kavramsallaştırmayı kabul etmezler. Sanırım ABD bunlardan biri. Ne var ki bu ülkelerin geçmişlerinde ve halen şimdilerde ciddi savaş suçlarına karışmış oldukları da biliniyor. Örneğin ABD UCM'ye de taraf değildi yanlış hatırlamıyorsam. Benzer biçimde Nükleer karşıtı paklara da.
Bence Yahudilere yönelik soykırım falan yoktur, dünyayı kandırıyorlar demekle ya da akıllara ziyan gerekçelerle -ki iddia sahiplerine aynı şüpheciliği genele yaydıklarında en ileri derece paranoya teşhisi konulması falan gerekir herhalde.- evrim yoktur ya da evrim teorisi çökmüştür demenin 1915 olaylarını soykırım niteliğinde görmeme arasında irrasyonelite açısından dağlar kadar fark vardır. Dangalaklık seviyesi açısından herhalde ''Biz hiçbir şey yapmadık, aksine onlar bize soykırım yaptı.'' demenin aynı dereceye tekabül ettiğini sanıyorum. :)
rastaman
02-02-2012, 13:07
Türkiyede böyle bir yasa çıksa şu forum üyelerinin üçte biri hapsi boylardı herhalde.
Leninin katliamları,holodomor,Maonun katlettiği 20 milyon insan...
rastaman
02-02-2012, 13:30
Bence Yahudilere yönelik soykırım falan yoktur, dünyayı kandırıyorlar demekle ya da akıllara ziyan gerekçelerle -ki iddia sahiplerine aynı şüpheciliği genele yaydıklarında en ileri derece paranoya teşhisi konulması falan gerekir herhalde.- evrim yoktur ya da evrim teorisi çökmüştür demenin 1915 olaylarını soykırım niteliğinde görmeme arasında irrasyonelite açısından dağlar kadar fark vardır. Dangalaklık seviyesi açısından herhalde ''Biz hiçbir şey yapmadık, aksine onlar bize soykırım yaptı.'' demenin aynı dereceye tekabül ettiğini sanıyorum. :)
Tarihçi onu da araştırıp sorgulayabilme özgürlüğüne sahip olmalıdır.
Yaşça büyük olanlarınız hatırlayacaktır,eskiden çok yaygındı Yahudilerin sabun yapıldığı propagandası.Almanyadan gelen gurbetçilere takılırlardı,''sabun yapacaklar olm sizi''diye.
Sonra utanmaz arlanmaz bazı antisemit(!) tarihçiler yasaklara rağmen araştırdılar,asılsız bir propaganda olduğunu ortaya koydular.
Artık hiçkimseden duyamazsınız bu sabun hikayesini.Onyıllarca insanlar kandırılmamış,böyle birşey hiç olmamış gibi davranıyor herkes.
Şimdi başka ''antisemitler'' gaz odalarının varlığını sorguluyor,aslında sorgulamıyor bu propagandayı çürütüyor.Sözde gaz odalarından alınan seramiklerin üzerindeki sır-glaze tabakasından milyonlarca yıl çık(a)mayan,başta siyanür olmak üzere kullanıldığı varsayılan gazın hiçbir artığı bulunamadı.Oysa bir kez bile kullanılmış olsa ortaya çıkmalıydı,ne tür glaze olursa olsun.
Elbette olmuş Yahudi soykırımı,ama nasıl bizimkiler kendi tarih yazıcılarına herşeyi kendi lehlerine farklı yazdırdılarsa Yahudi soykırımı da aynı tarafgirlikle yazıldı.Doğunun resmi tarihi gibi batının da resmi tarihi var ve en az bizimki kadar yalanlarla dolu.
Burada bazı arkadaşlar kendi tarihimizin yalanlarının farkına varmış,bu büyük bir erdem.Ama batının tarihini olduğu gibi sorgulamadan kabul etmiş,bu da büyük aptallık.Bizimkilerin tarihi saptırdığını kabul ederken karşı tarafın da bunu yapmış olabileceğine ihtimal vermemeleri sakat bir yaklaşım.
Almanya harbi kaybetmeseydi, buyuk bir olasilkla, yahudi soykirimi da kabul edilmeyebilinirdi. Sabun yapmamis, gazla oldurmemis de acliktan oldurmus, kursuna dizmis, farki ne? maksatlari bu insanlari ortaliktan kaldirmak degil miydi?
Firestorm
02-02-2012, 23:03
Birseyi merak ediyorum, Turkiye'de ermeni soykirimi olmustur demek suc mudur, degil midir? Medyada sozde takisi takilmadan soylendigini hic duymadim da. Eger suc ise, ayni tepki ve protestoyu ulkemizde de gostermeliyiz.
Galiba bununla ilgili bir kaç sıkıntı çıkıyor bu yüzden tv'lerde filan hep sözde ermeni soykırımı diye söylüyorlar....
Gerçi suç olsada bu suça kimsenin takıcağını sanmam...
rastaman
03-02-2012, 05:09
Almanya harbi kaybetmeseydi, buyuk bir olasilkla, yahudi soykirimi da kabul edilmeyebilinirdi. Sabun yapmamis, gazla oldurmemis de acliktan oldurmus, kursuna dizmis, farki ne? maksatlari bu insanlari ortaliktan kaldirmak degil miydi?
Arada çok fark var,tarih teziniz yalanlar ve propaganda üzerine kuruluysa yarın öbür gün bu yalanlar ortaya çıktığında hiçbir inandırıcılığınız kalmaz.Ahmedinejad gibileri çıkar,ahanda sabun yapmadıkları ispatlandı,o halde Yahudi soykırımı yalandır der.İnsanlar da hak verir.
Katledilen onca Yahudi de güme gider.
Almanya konusunda haklısınız,savaşı kazanan onlar olsaydı şu an çok farklı soykırımlardan bahsediyor olurduk.Aslında sorun da burada zaten,bu soykırım meselelerinin bu kadar siyasileştirilmesi,herkesin senin soykırımın sana benimki bana demesi.
Güç kimdeyse o yazıyor tarihi bu dünyada.Kimse öldürülen Çingenelerde bahsetmiyor,Çingene soykırımı kavramı daha oluşmamış bile.
Beyaz adam Yahudi soykırımı hakkında yüzlerce film çekilmişken Çerkes soykırımından,Dersim katliamından bahsetmiyorsa ben onu sorgularım arkadaş.
Ben de sorguluyorum zaten.:) La Fontain'in fable,larindan birinde verdigi dersi 50 sene sonra unutmadim; kurtla kuzu masalini bilenler hatirlar; "en guclunun dusunce sekli en dogru olanidir" La raison du plus fort, est toujours la meilleure.