Jolly Jocker
31-12-2011, 14:18
Bir devrimci ve komünist olarak, üstelik Marks'tan bol bol yararlanan ve kendini marksist olarak tanımlamakta sakınca görmeyen biri olarak marksizmi biraz eleştirelim. Zira özeleştiri her dinamik ve bilimsel doktrinin olmazsa olmazıdır. Özeleştiri aynı zamanda liberallerin, dincilerin ve kemalistlerin bir türlü yapamadıkları birşeydir. Öte yandan, marksizmin ortodoks kavranışının hakikaten de kuvvetle eleştiri gerektiren ciddi arızaları var.
Önce marksizme ilişkin kısa (ve kabaca) bir anlatımda bulunalım.
Marksizm, diyalektik materyalizmdir. Bu öğreti ışığında tarihi okur. Böylece tarihsel materyalizmi üretir.
Temel argümanlarını şöylece sıralayabiliriz;
- Tarih, sınıfların mücadelesidir. Aslolan ekonomik altyapıdır.
- Üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin antagonistik(uzlaşmaz) nitelik kazanması devrimle sonuçlanır.
- Antagonist çelişkinin ortaya çıkıp devrimi 'çağırması' için üretici güçlerin belli bir gelişim seviyesinde olması şarttır.
- Tarih deterministtir. İleriye doğru akar. Üretici güçler hep gelişmektedir. Bu süreç sonunda komünizmin alt yapısı da kurulacak ve son antagonistik çelişki sosyalist bir devrimle son bulacaktır.
Marksizmde -ya da ortodoks marksizmde diyelim- kabul edilen bu temel argümanların doğru olmadığını düşünüyorum. Şöyle ki;
- Ekonomik altyapının temel olması, sadece ilk belirleyenin bu altyapı olduğunu anlatır, daha fazlasını değil. Üstyapının karşı etkisi sanıldığından çok daha fazladır. Altyapının temel olması, sadece başlancıç olmasını, en genel rengi vermesini ifade eder yoksa herşeyin ona indirgenebileceğini ya da üst yapı üzerinde mutlak baskın olduğunu değil. Örneğin, bir üstyapı bileşeni olan din, ekonomik ilişkilerin izlerini taşır ve doğumunun temelinde çıkar ilişkileri vardır fakat bir kez doğduktan ve yayıldıktan sonra insanlar üzerinde ekonomik çıkarlardan daha etkili olabilir. Kısacası; marksizmde -materyalizmin bir gereği olarak da dile getirilmiş olan- ''ekonomik alt yapının temel olduğu'' önermesi çoğu marksistçe yanlış anlaşılmış, abartılmış ve ekonomist indirgemeci yorumlar yapılmasına sebep olmuştur.
- Ekonomist indirgemecilik tarihin hep ileriye akan bir yön izlediği kavrayışını da beraberinde getirmiş ve komünizmin ''ileride ulaşılacak bir cennet'' gibi algılanmasını doğurmuştur. Diğer bir deyişle, marksizmin indirgemeci kavranışı komünizmi erekselci bir bakışla kavramayı da beraberinde getirmiştir. Komünizm ''yüce bir erek/amaç'' gibi görülünce de, ona ulaşmak için herşeyin mübah görülmesi, ''üretici güçler gelişiyor'' bahanesiyle baskıcı ve katliamcı yönelimlerin desteklenmesi gibi ciddi hatalar peşisıra gelmiştir.
- Marksizmin yanlış kavranışının bir diğer olumsuz sonucu da -ki bu da ekonomist indirgemeci zihniyetin bir uzantısıdır- sınıfsız toplum idealini sermayenin diyalektiğine kapatmak olmuştur. Çünkü sermaye varolabilmek için emeği tahakküme alıp 'ücretli emek' haline getirmek zorundadır. Sermaye ile ücretli emek arasında bir sınıflaştırma diyalektiği oluşur. Asıl devrimci olan, bu sınıflaştırma diyalektiğinden çıkmaktır. Sistemi krize sokacak olan ve asıl devrimci olan budur. Marksizmde ise sınıf mücadeleleri yüceltilir. Yani sınıflaştırılmayı reddetmeyi hedef alan bir pratik(sınıfsızlaşma) yerine, sınıf ilişkileri içerisinde bir mücadele desteklenir. Bu mücadele, yani sınıf mücadelesi, aslında özü itibariyle reformisttir çünkü hala sermayenin kendini varettiği diyalektik ilişki içerisinde durmaktadır. Bu bakış açısında, devrim de sermayenin krize girdiği bir momente ertelenir ve o da altyapıya kilitlenir.
- Sırf üretimde merkezileşmeyi sağladığı ya da 'insanları eğiteceği' düşünüldüğü için bir dönem kapitalizm ve hatta sömürgecilik, devletçilik, katı merkeziyetçilik ve baskıcılık marksistlerce desteklenmiştir. Stalin'in milyonların ölümüne yol açan hızlı kollektivizminin mazereti de buydu: Komünizmin koşullarını yaratıyoruz, yaptığımız şey tarihi ileri götürmektir.
- Marksizmin ekonomist indirgemeci kavranışı nihayetinde insanı dışta bırakan(anti-hümanist) ve teknisist bir bakış açısını da doğurur. Yine bu indirgemeci ve ilerlemeci tarih saplantısı yüzünden geçmişteki şanlı özgürlük ve eşitlik mücadeleleri(örneğin Spartaküs ve hareketi) 'hayalperestlik' sayılarak küçümsenmiştir.
- Marksizmin bu denli yanlış kavranmasında Marks ve Engels'in de payı olduğu bir gerçektir. Lenin ve sonrakiler de bu sakat kavrayışın izlerini taşımışlardır. Fakat Ekim Devrimi sürecinde Lenin o güne dek kendisinin de sürdürüp teorize ettiği bu tip bir indirgemeci marksizm kavrayışını pratikte aşmıştır. Fakat bu pratiğin teorisini yapamadan hayatını kaybetmiştir. Stalin ve Troçki marksizmi indirgemeci kavramak noktasında aynı berbat seviyededirler.
Bence;
- Tarih illa ileriye akmaz. Hele ki ekolojik felaketin kapımızda olduğu ve herşeye karşın yine de bir nükleer savaş tehlikesinin bulunduğu dünyamızda tarihin ileriye akacağının güvencesini kimse veremez. Zaten kriterimiz insan ve insan mutluluğudur, tarihin ileriye akışı değil. Üretici güçler gelişiyor diye insan mutluluğunun ikinci planda görülmesi kabul edilemez. Sosyalizmi ancak üretici güçler belli bir gelişime ulaşınca elde edilebilecek bir yüce amaç gibi tanımlamak sakattır. Sosyalizm herşeyden evvel insanlar arasında farklı ve daha özgür bir ilişkiselliğin inşasıdır.
- Üretici güçlerin gelişkinliği de elbette önemlidir, ekonomik alt yapı temel olandır ama bunlar üst yapının belirlenen olduğu anlamına gelmez. Üst yapı ürünleri(devlet, hukuk, din, ahlak, v.s.) bir kez ortaya çıkınca her bir unsuruyla büyük birer belirleyen olurlar.
- En büyük üretici güç insandır. Sınıf mücadelesinin ve sınıfsızlaşma pratiğinin öznesi de insandır. İnsanı merkeze almadan tarihe bakılmaz. Marksizm hümanizmle uyumlu kavranmak zorundadır. İnsan pratiğinin amacı özgürleşmektir ve bunun en etkili yolu iktidarın kendini var ettiği diyalektik ilişkiden çıkıştır. Bireyin ve sınıfın kendini iktidarın gözünden görüp tanımlamayı bırakarak başka türde tanımlaması ve var etmesi en devrimci eylemdir. Bu eylem için üretici güçlerin belli bir gelişmişlik seviyesinde olmasını ya da sistemin krizini beklemek gerekmez. Bu özgürleşme eylemi zaten sistemi krize sokacaktır. Komünizm ulaşılacak bir mutlu son değil, kendi hayatlarımızın gerçekten sahibi olmamıza ilişkin bugünden başlayan bir eylemselliktir. Özgürlüksüz bir komünizm olamaz. İnsanı merkeze almayan bir komünizm de olamaz. Mutluluğun belli bir zamana ertelenmesi ya da hayatların lidere/partiye emanet edilmesi kabul edilemez.
Şimdi denebilir ki, ''Bu kadar eleştirdin madem, ne diye hala marksistim diyorsun?''
Çünkü kapitalizmin doğru düzgün bir çözümlemesini yapan da Marksizmdir.
Bana bu eleştiri malzemelerini veren de marksizmdir.
Önemli olanın dünyayı yorumlamak değil değiştirmek olduğunu söyleyen de marksizmdir.
İnsan pratiğinin de nesnelliğe içkin olduğunu belirterek insan pratiğinin altını çizen ve eski materyalizm kavrayışından kopan, bize yeni ufuklar açan da yine marksizmdir.
Önce marksizme ilişkin kısa (ve kabaca) bir anlatımda bulunalım.
Marksizm, diyalektik materyalizmdir. Bu öğreti ışığında tarihi okur. Böylece tarihsel materyalizmi üretir.
Temel argümanlarını şöylece sıralayabiliriz;
- Tarih, sınıfların mücadelesidir. Aslolan ekonomik altyapıdır.
- Üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin antagonistik(uzlaşmaz) nitelik kazanması devrimle sonuçlanır.
- Antagonist çelişkinin ortaya çıkıp devrimi 'çağırması' için üretici güçlerin belli bir gelişim seviyesinde olması şarttır.
- Tarih deterministtir. İleriye doğru akar. Üretici güçler hep gelişmektedir. Bu süreç sonunda komünizmin alt yapısı da kurulacak ve son antagonistik çelişki sosyalist bir devrimle son bulacaktır.
Marksizmde -ya da ortodoks marksizmde diyelim- kabul edilen bu temel argümanların doğru olmadığını düşünüyorum. Şöyle ki;
- Ekonomik altyapının temel olması, sadece ilk belirleyenin bu altyapı olduğunu anlatır, daha fazlasını değil. Üstyapının karşı etkisi sanıldığından çok daha fazladır. Altyapının temel olması, sadece başlancıç olmasını, en genel rengi vermesini ifade eder yoksa herşeyin ona indirgenebileceğini ya da üst yapı üzerinde mutlak baskın olduğunu değil. Örneğin, bir üstyapı bileşeni olan din, ekonomik ilişkilerin izlerini taşır ve doğumunun temelinde çıkar ilişkileri vardır fakat bir kez doğduktan ve yayıldıktan sonra insanlar üzerinde ekonomik çıkarlardan daha etkili olabilir. Kısacası; marksizmde -materyalizmin bir gereği olarak da dile getirilmiş olan- ''ekonomik alt yapının temel olduğu'' önermesi çoğu marksistçe yanlış anlaşılmış, abartılmış ve ekonomist indirgemeci yorumlar yapılmasına sebep olmuştur.
- Ekonomist indirgemecilik tarihin hep ileriye akan bir yön izlediği kavrayışını da beraberinde getirmiş ve komünizmin ''ileride ulaşılacak bir cennet'' gibi algılanmasını doğurmuştur. Diğer bir deyişle, marksizmin indirgemeci kavranışı komünizmi erekselci bir bakışla kavramayı da beraberinde getirmiştir. Komünizm ''yüce bir erek/amaç'' gibi görülünce de, ona ulaşmak için herşeyin mübah görülmesi, ''üretici güçler gelişiyor'' bahanesiyle baskıcı ve katliamcı yönelimlerin desteklenmesi gibi ciddi hatalar peşisıra gelmiştir.
- Marksizmin yanlış kavranışının bir diğer olumsuz sonucu da -ki bu da ekonomist indirgemeci zihniyetin bir uzantısıdır- sınıfsız toplum idealini sermayenin diyalektiğine kapatmak olmuştur. Çünkü sermaye varolabilmek için emeği tahakküme alıp 'ücretli emek' haline getirmek zorundadır. Sermaye ile ücretli emek arasında bir sınıflaştırma diyalektiği oluşur. Asıl devrimci olan, bu sınıflaştırma diyalektiğinden çıkmaktır. Sistemi krize sokacak olan ve asıl devrimci olan budur. Marksizmde ise sınıf mücadeleleri yüceltilir. Yani sınıflaştırılmayı reddetmeyi hedef alan bir pratik(sınıfsızlaşma) yerine, sınıf ilişkileri içerisinde bir mücadele desteklenir. Bu mücadele, yani sınıf mücadelesi, aslında özü itibariyle reformisttir çünkü hala sermayenin kendini varettiği diyalektik ilişki içerisinde durmaktadır. Bu bakış açısında, devrim de sermayenin krize girdiği bir momente ertelenir ve o da altyapıya kilitlenir.
- Sırf üretimde merkezileşmeyi sağladığı ya da 'insanları eğiteceği' düşünüldüğü için bir dönem kapitalizm ve hatta sömürgecilik, devletçilik, katı merkeziyetçilik ve baskıcılık marksistlerce desteklenmiştir. Stalin'in milyonların ölümüne yol açan hızlı kollektivizminin mazereti de buydu: Komünizmin koşullarını yaratıyoruz, yaptığımız şey tarihi ileri götürmektir.
- Marksizmin ekonomist indirgemeci kavranışı nihayetinde insanı dışta bırakan(anti-hümanist) ve teknisist bir bakış açısını da doğurur. Yine bu indirgemeci ve ilerlemeci tarih saplantısı yüzünden geçmişteki şanlı özgürlük ve eşitlik mücadeleleri(örneğin Spartaküs ve hareketi) 'hayalperestlik' sayılarak küçümsenmiştir.
- Marksizmin bu denli yanlış kavranmasında Marks ve Engels'in de payı olduğu bir gerçektir. Lenin ve sonrakiler de bu sakat kavrayışın izlerini taşımışlardır. Fakat Ekim Devrimi sürecinde Lenin o güne dek kendisinin de sürdürüp teorize ettiği bu tip bir indirgemeci marksizm kavrayışını pratikte aşmıştır. Fakat bu pratiğin teorisini yapamadan hayatını kaybetmiştir. Stalin ve Troçki marksizmi indirgemeci kavramak noktasında aynı berbat seviyededirler.
Bence;
- Tarih illa ileriye akmaz. Hele ki ekolojik felaketin kapımızda olduğu ve herşeye karşın yine de bir nükleer savaş tehlikesinin bulunduğu dünyamızda tarihin ileriye akacağının güvencesini kimse veremez. Zaten kriterimiz insan ve insan mutluluğudur, tarihin ileriye akışı değil. Üretici güçler gelişiyor diye insan mutluluğunun ikinci planda görülmesi kabul edilemez. Sosyalizmi ancak üretici güçler belli bir gelişime ulaşınca elde edilebilecek bir yüce amaç gibi tanımlamak sakattır. Sosyalizm herşeyden evvel insanlar arasında farklı ve daha özgür bir ilişkiselliğin inşasıdır.
- Üretici güçlerin gelişkinliği de elbette önemlidir, ekonomik alt yapı temel olandır ama bunlar üst yapının belirlenen olduğu anlamına gelmez. Üst yapı ürünleri(devlet, hukuk, din, ahlak, v.s.) bir kez ortaya çıkınca her bir unsuruyla büyük birer belirleyen olurlar.
- En büyük üretici güç insandır. Sınıf mücadelesinin ve sınıfsızlaşma pratiğinin öznesi de insandır. İnsanı merkeze almadan tarihe bakılmaz. Marksizm hümanizmle uyumlu kavranmak zorundadır. İnsan pratiğinin amacı özgürleşmektir ve bunun en etkili yolu iktidarın kendini var ettiği diyalektik ilişkiden çıkıştır. Bireyin ve sınıfın kendini iktidarın gözünden görüp tanımlamayı bırakarak başka türde tanımlaması ve var etmesi en devrimci eylemdir. Bu eylem için üretici güçlerin belli bir gelişmişlik seviyesinde olmasını ya da sistemin krizini beklemek gerekmez. Bu özgürleşme eylemi zaten sistemi krize sokacaktır. Komünizm ulaşılacak bir mutlu son değil, kendi hayatlarımızın gerçekten sahibi olmamıza ilişkin bugünden başlayan bir eylemselliktir. Özgürlüksüz bir komünizm olamaz. İnsanı merkeze almayan bir komünizm de olamaz. Mutluluğun belli bir zamana ertelenmesi ya da hayatların lidere/partiye emanet edilmesi kabul edilemez.
Şimdi denebilir ki, ''Bu kadar eleştirdin madem, ne diye hala marksistim diyorsun?''
Çünkü kapitalizmin doğru düzgün bir çözümlemesini yapan da Marksizmdir.
Bana bu eleştiri malzemelerini veren de marksizmdir.
Önemli olanın dünyayı yorumlamak değil değiştirmek olduğunu söyleyen de marksizmdir.
İnsan pratiğinin de nesnelliğe içkin olduğunu belirterek insan pratiğinin altını çizen ve eski materyalizm kavrayışından kopan, bize yeni ufuklar açan da yine marksizmdir.