PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kurtuluş savaşında kürtler


Mutezile
24-01-2012, 12:33
Kurtuluş savaşında kürtler

Kurtuluş Savaşımızın başlangıcında, Milli Güçleri idare etmek üzere Erzurum’da bir Heyet-i Temsiliye oluşturulur. 24 Ağustos 1919’da oluşturulan Heyet-i Temsiliye Mustafa Kemal Paşa başkanlığında 9 kişiden oluşur. Diğer temsilciler, eski Bahriye Nazırı Rauf Bey, eski Trabzon milletvekili İzzet Bey, eski Erzurum milletvekili Raif Efendi, eski Trabzon milletvekili Servet Bey, Erzincan’da Nakşi Şeyhi Fevzi Efendi, eski Beyrut valisi Bekir Sami Bey, eski Bitlis milletvekili Sadullah Efendi ve Mutki aşireti lideri Hacı Musa Beydir.


Kurtuluş Savaşımızın bu ilk önder kadrosundan sadece Rauf ve Bekir Sami Beyler Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar yola devam etmişlerdir. Yani denildiği gibi Kurtuluş Savaşımız ağaların ve şeyhlerin desteğiyle verilmemiştir.
Ama burada çok daha önemli bir gerçeği de ortaya koymamız gerekmektedir. Mutki Aşireti reisi Hacı Musa Bey sözde Kurtuluş Savaşımızın ilk önderlerindendir. Belgeleri inceleyenler bunun böyle olduğunu kabul etmek zorunda kalırlar. Ancak gerçek bambaşkadır.

Hacı Musa Bey, 1923 yılı Mayıs ayında Erzurum’da kurulan Kürt Azadi Cemiyeti’nin de lideridir. Azadi Cemiyeti’nin üyelerinden biri de Şeyh Sait’tir. Azadi Cemiyeti İngilizlerle, Fransızlarla ve Sovyetler Birliği ile temas kurarak Bağımsız Kürdistan için destek aramıştır. Daha sonra bu örgüt İngiliz desteği ile başlayan Nasturi Ayaklanması’na katılır. Nasturi Ayaklanması’nın bastırılmasından sonra ise İran’a kaçarlar.

Mustafa Kemal de Nutuk’ta bu konuya şöyle değinir:
“Baylar, tarih, söz götürmez bir biçimde ortaya koymuştur ki, büyük işlerde başarı için yeteneği ve gücü sarsılmaz bir başkanın varlığı çok gereklidir. Bütün devlet büyüklerinin umutsuzluk ve güçsüzlük içinde, bütün ulusun başsız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sırada ‘yurtseverim’ diyen bin bir çeşit kişinin, binbir türlü davranış ve inanç gösterdiği kargaşalı bir zamanda danışmalarla, birçok saygın ve erkli kişilerin sözlerine uyma zorunluluğuna inanmakla; sağlam, esaslı ve özellikle sert yürünebilir mi? Tarihte buna ulaşmış bir topluluk gösterilebilir mi? İkincisi baylar, ulus, ülke, siyasa ve ordu yöneticiliğinde hiç bulunmamış ve bu alanda değeri belirmemiş ve denenmemiş gelişigüzel kişilerden, örneğin Erzincanlıbir Nakşi Şeyhi ve Mutki’li gibi zavallılardan da kurulabilecek herhangi bir temsilciler kuruluna, söz konusu durum ve görev bırakılabilir miydi?”

Mustafa Kemal’e idam kararı veren de Kürttü!
Kürtlerin ağaları bunu yaparken milletvekilleri de boş durmaz. Bitlisli Kürt milletvekili Yusuf Ziya Bey de Azadi örgütünün içindedir. Yusuf Ziya Bey aynı zamanda İngiliz ajanıdır. Mustafa Kemal Paşa, Yusuf Ziya Bey’den kuşkulanmakta ve onu takip ettirmektedir. Gerçekten de Mustafa Kemal’in kuşkuları gerçek olur ve Yusuf Ziya Bey Nasturi İsyanı’na katılır.
İşin daha da vahimi Yusuf Ziya Bey’in askeriye içinde de adamları vardır. Nasturi İsyanı’nı bastırmakla görevli birlikten, Fırka komutanı İhsan Nuri, Vanlı Rasim, Tevfik Cemal ve Teğmen Ali Rıza da Kürt örgütünün üyesidir ve isyan sırasında 270 askerle birlikte karşı tarafa geçerler!

Görüldügü gibi Kurtuluş Savaşımıza katılan ve Türklerle savaşan Kürtlerle değil, Kurtuluş Savaşı’nın içine sızan, ancak kendi Kürt örgütlenmesini devam ettiren, İngiliz, Fransız işgalcilerle işbirliği yapan ve en sonunda da Türk askerine karşı cephe açan Kürtleri görüyoruz. Bu örgütün İngiliz desteğini sağlamak için Nasturi isyanından üç yıl önce 1920 yılında yine Hakkari’de başka bir isyan çıkarttığını da kaydedelim.

Aslında Kurtuluş Savaşı’nın başından itibaren Mustafa Kemal’in karşısındadır Kürtler. Mustafa Kemal’in idam emrini veren Kürt Mustafa Paşa’dır!.

Aynı Kürt Mustafa Paşa’nın eniştesi ise Kürt İzzet Bay’dir ve İstanbul Hükümeti’nin İçişleri Bakanıdır. Kürt İzzet Bey de İngiliz ajanıdır. Kürt İzet Bey’in bir de yeğeni vardır Şerif Paşa, o da Kürdistan Teali Cemiyeti’nin Paris temsilcisidir.
İstanbul Hükümeti’nin ve İngilizler’in Mustafa Kemal hareketini engellemek için kullanmayı düşündükleri kütle ise Kürtlerdir. Damat Ferit, Kürdistan Teali Cemiyeti ile görüşerek onlara özerklik karşılığında Mustafa Kemal’e karşı savaşmayı teklif eder. Damat Ferit Yüksek Komiser De Robeck ile görüşerek Sevr koşulları gereğince 15 bin kişilik bir Kürt ordusu kurulmasını ve Kürtleri Mustafa Kemal’e saldırtmayı teklif eder.

Bu yönde en önemli girişim Ali Galip olayıdır. İngiliz ajanı Binbaşı Noel, Ali Galip ve Kürdistan Teali Cemiyeti liderleri Malatya’ya geçerler. Burada bir Kürt birliği kurarak Sivas yolunda Mustafa Kemal’i öldürecekler ve Kongre’nin toplanmasına engel olacaklardır.

Ancak Mustafa Kemal girişimi haber alır ve tedbir alır. Malatya’da Türk birlikler İngiliz ajanı, Ali Galip ve Kürdistan Teali Cemiyeti liderlerini kıstırırlar. Tutuklama emri vardır. Noel, İngilizlerden yardım ister. Saraya baskı yapılır fakat sonuç varmez. En sonunda kaçmak zorunda kalırlar.

Görüldüğü üzere daha Sivas Kongresi öncesinde bile Kürtler İngilizlerle, İstanbul Hükümeti ile birlikte Mustafa Kemal’e karşıdır.

İngiliz gizli belgeleri de bunu doğrulamaktadır.

28 Kasım 1919’da Mr. Kindson’un Londra’ya gönderdiği raporda şöyle yazılıdır:
“Kürtlere her ne kadar inanmasak da onları kullanmamız çıkarlarımız gereğidir.

9 Aralık 1919 tarihli Yüksek Komiser Robeck’in Lord Curson’a raporunda ise şunlar yazılıdır:
“Kürtler bütün ümitlerini İngiliz hükümetine bağlamış durumdalar. Bu ara Mustafa Kemal gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor. Kuvvetler, Kürtleri Mustafa Kemal Paşa’ya karşı kullanmak için para ödemeye hazırdırlar” Yunan ordusundaki Kürtler Ama Kürtler bununla da yetinmemektedir. İngiliz Gizli Belgeleri’nin verdiği bilgiye göre Kürtler aynı zamanda Yunanlılarla da temas halindedir. Amasya’da Yunan temsilcisi ile görüşün Kürtler, Yunanlılara Türk ordusunda ele geçirilen Kürt esirlere iyi davranılmasını ve bu esirlerin Türk ordusuna karşı kullanılmasını önerir. Teklif kabul edilir ve esir Kürtler Yunan ordusunun hizmetine girerler.

Kürt-Yunan işbirliğinin en büyük sonucu ise Koçgiri İsyanı’dır. Yunan ordusu büyük ilerleyişe geçmeden hemen önce Kürtler isyan eder. Yunan ordusu Bursa’ya doğru ilerlerken Kürtler Sivas’a doğru yürümeye başlar.

Amerikan Askeri Ateşesi durumu şöyle rapor eder:
“... Yunanlılar önemli bir zafer kazanırlarsa Kürt isyanı Türkiye’nin arkasını ciddi bir şekilde tehdit edebilir. Ancak Batıdaki savaş Türklerin lehine gelişirse, Türkler, ellerindeki yarım düzine yetenekli liderden biriyle Kürt sorununa son verebilir. İngilizler kuşkusuz bu durumu bilmektedirler. Gene de Kürt sorunu ile meşgul olduğu sürece Mustafa Kemal’in Musul’a el koyamayacağını düşünmektedirler. Dolayısıyla Kürt akımına yardımcı olmaktadırlar.”

Koçgiri İsyanı’nın başlangıç tarihi sadece Yunan ilerleyişine değil aynı zamanda Londra ve San Remo Konferansları’na da denk gelir. Ankara Hükümeti böylece sıkıştırılmaktadır.

Koçgiri İsyanı’nın liderlerinden Baytar Nuri isyan programını şu şekilde açıklar:
“İlk önce Dersim’de Kürt istiklali ilan edilecek, Hozat’a Kürdistan bayrağı çekilecek, Kürt milli kuvveti Erzincan, Elazığ ve Malatya istikametlerinden Sivas’a doğru hareket ederek Ankara Hükümeti’nden Kürdistan istiklalinin tanınmasını isteyecekti. Türkler bu isteği kabul edeceklerdi. Çünkü isteğimiz silah kuvvetiyle desteklenmiş olacaktı.”

Ayaklanma büyür ve isyancılar Ankara Hükümeti’ne bir muhtıra yollarlar. Telgraf yoluyla iletilen muhtıra şu maddelerden oluşmaktadır:
1-İstanbul Hükümeti’nce kabul edilen Kürdistan özerkliğinin Ankara Hükümeti’nce de tanınıp tanınmayacağının açıklanması
2-Kürdistan özerk yönetimi konusunda Mustafa Kemal hükümetinin ivedi yanıt vermesi
3-Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan cezaevlerindeki Kürtlerin hemen salıverilmesi
4-Kürt çoğunluğu bulunan illerden Türk memurlarının çekilmesi
5-Koçgiri yöresine gönderilen birliklerin geri alınması.”

Kürtler bununla da kalmaz, 25 Kasım 1920 tarihinde Batı Dersim Aşiretleri reisleri adına TBMM’ye şu şekilde başvurur:
“Sevr Antlaşması gereğince Diyarbakır, Elazığ, Van ve Bitlis illerinde bağımsız bir Kürdistan kurulması gerekiyor. Bu nedenle bu oluşturulmalıdır. Yoksa, bu hakkı silah zoruyla almaya mecbur kalacağımızı beyan ederiz.”

Ankara Hükümeti, Batıda Yunanların Bursa’yı ele geçirmesine rağmen Kürtlere karşı geri adım atmaz. Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa isyanı bastırmak için bir plan hazırlar. Topal Osman komutasındaki Giresun alayı da Nurettin Paşa’nın emrine verilir.
Türk Ordusu 11 Nisan 1921 günü Kürtlerin üzerine yürüyüş başlatır. 45 bin kişilik Kürt milisleri ile çapışmalar 3 ay sürer. 17 Haziran 1921 günü isyancılar teslim alınır.
Koçgiri isyanının bastırılmasından sonra BMM’deki Kürt milletvekilleri Ordu Komutanı Nurettin Paşa’nın halka zulmettiği, gereksiz yere kan döktüğü gerekçesiyle olağanüstü ve gizli bir oturum talep ederler. Kürtler isyanı bastıran Nurettin Paşa’nın kellesini istemektedir.

Mustafa Kemal daha sonra Nutuk’ta şu şekilde anlatır:
“Nurettin Paşa merkez bölgesinde bir yıla yakın bu görevi yaptı ama yetkisi dışında kimi yurttaşların haklarına el uzatıyar diye milletvetkillerinin yakınmaları ve İçişleri Bakanlığı’na soru yöneltmeleri, Bakanlığın da yakınmaları yerinde görmesi üzerine Meclis’in isteğiyle Kasım 1921 başlarında görevden çıkarıldı. Meclis Nuettin Paşa’nın yargılanmasına da karar verdi. Bu iş, benimle Bakanlar Kurulu arasında bir sorun çıkmasına da yol açtı. Ben, Nurettin Paşa’ya uygulanmak istenen işlemi kabul etmedim. Fevzi Paşa Hazretleri de benim görüşüme katıldı. İkimizle, Batkanlar Kurulu arasında çıkan anlaşmazlık Meclisçe bir çözüme bağlandı. Meclis’te Nurettin Paşa’yı savundum, kendisini ağır bir işleme uğramaktan kurtardım.”


Görüldüğü gibi Mustafa Kemal Paşa, sadece Kürt isyanını bastırmakla kalmamış, isyanı bastıran komutanı da sonuna kadar savunmuştur. Mustafa Kemal’in, Meclis’te tek kalması ise son derece öğreticidir. Gerçekten de Birinci Meclis’te, Mustafa Kemal Paşa, Şeriatçılara ve Kürtçülere karşı tek başına kalmaktadır. Ama tek kalmak pahasına kendi komutanını savunmuştur!


Görüldüğü üzere, daha Sivas Kongresi’nin toplanma hazırlıklarından başlanarak Kürtler, Kurtuluş Savaşı için çalışmamış, tam tersine hep Kurtuluş Savaşı’na karşı savaşmışlardır. Koçgiri ayaklanması bunun en büyük kanıtıdır.

Genel Kurmay Başkanlığı da bu isyanı şu şekilde değerlendirmektedir:
“Siyasi bakımdan büyük bir önem taşıyan bu harekat dolayısıyla, Kürt bağımsızlık davasının ilk basamağının Koçgiri olayları ile kurulmak istendiği, bu dış etkilerin en açık ve kesin delilidir.”

Bu değerlendirmeden de anlaşılacağı gibi, olay münferit bir isyan değil, bir davanın ilk adımıdır! Ardından gelecek olan Kürt isyanları da bunu kanıtlayacaktır. Nitekim isyanın liderleri de olayı böyle değerlenodirmektedir:
“Koçgiri, Kürt İstiklal Savaşı’nın bir merhalesidir, onunla bir meydan muharebesi kaybettik, fakat harp bitmedi. Biz son zaferi kazanacağız.”

Kürtlere özerklik Mustafa Kemal’in değil Damat Ferit’in programı

Kürtler’in Kurtuluş Savaşı’na ne şekilde katıldıkları yalanını gördükten sonra şimdi de Mustafa Kemal’in Kürtlere özerklik vereceği yalanının nasıl uydurulduğuna geçebiliriz.
12 Eylül 1919’da İstanbul Hükümeti ile İngiltere arasında gizli bir antlaşma imzalanır. Sekiz maddelik anlaşma maddelerinden üçüncüsü şöyledir:
-Türkiye bağımsız bir Kürdistan kurulmasına karşı çıkmayacaktır.
Anlaşmanın altında Damat Ferit’in imzası vardır.

Anlaşma’nın esas önemi Damat Ferit’in Mustafa Kemal hareketine, yani Türk milli hareketine karşı Kürt ayrılıkçılarıyla uzlaşması ve Kürtleri Mustafa Kemal’e karşı kullanmasını saptamasıdır. Yukarıda bu kullanmanın ne şekilde hayata geçirildiğini görmüştük.

İstanbul Hükümeti’nin bu tür bir yola girmesi aslında Damat Ferit Hükümeti’nin sonunu getirir. Kabine değişikliği olur ve Ali Rıza Paşa Hükümeti kurulur. Bu değişiklik son derece önemlidir çünkü Kürt milliyetçiliğinin ve ayrılıkçılığının önü kesilecektir.
Amasya Görüşmeleri bunun ilk safhasıdır. Kürtlere özerkliğin ilk belgesi imiş gibi sunulan Amasya Görüşmelerinde şu karar alınmıştır:
“Beyannamenin 1. maddesinde Osmanlı Devleti’nin düşünülen ve kabul edilen sınırı Türk ve Kürtlerin oturduğu araziyi kapsadığı ve Kürtlerin Osmanlı topluluğundan ayrılması imkansızlığı izah edildikten sonra, bu sınırın asgari bir istek olmaz üzere elde edilmesinin temininin lüzumumüştereken kabul edildi. Bununla beraber, yabancılar tarafından görünüşte Kürtlerin bağımsızlığı maksadı altında yapılmakta olan tezvirlerinönüne geçmek için de bu hususun şimdiden Kürtlerce bilinmesi uygun görüldü.”
Tutanaktan da anlaşılacağı üzere Ankara ile İstanbul’un yeni hükümeti, Kürt ayrılıkçılığına karşı ortak bir karar almışlar ve kurulacak ya da kurtarılacak devletin sınırlarının Kürtlerin oturduğu arazıyi de kapsadığını belirtmişlerdir. Bu tutanaktan çıkacak biricik sonuç, Kürtlerin oturduğu arazide ayrı bir devlet ve özerklik hakkının bu tutanakla reddedildiğidir. Ama ne hikmetse gördüğü her Kürt kelimesini özerkliğe yoran tarih heveslisi bir kısım hukuk asistanı bunu tam tersine yormaktadır.
Amasya görüşmesinin teyidi ise Misak-ı Milli’dir. Misak-ı Milli ise, özerklik değil ulusal bir devlet programıdır. Kuvayı Milliye’nin bu ilk belgesi, aynı zamanda İstanbul Meclisi’nin son kararında özerklik yoktur! Dahası Misak-ı Milli için çalışan bir harekete katılan herkes de ulusal devleti kabul etmiş demektir.


Milli Mücadele’nin Kürtlere özerklik vereceğini söyleyenlerin iddiası aynı zamanda son derece de komiktir. Kürtler bağımsızlık ve özerkliği zaten Sevr ile kazanmışlardı. Sevr’e karşı çıkan bir hareketin Sevr’de dayatılan bir maddeyi savunması olacak şey değildir!
Kaldı ki ne Erzurum, ne Sivas Kongrelerinde de bu yönde alınmış bir karar yoktur. BMM’nin bu yönde aldığı bir karar da yoktur. Özerkliği savunan bir hareketin bunu bir karar olarak duyurması gerekmez miydi? İngilizlerin Kürtlere özerklik uydurması
Mustafa Kemal’in Kürtlere özerklik vereceği uydurmasının kaynağı ise doğrudan İngilizlerdir!
Yukarıda bahsettiğimiz gibi Koçgiri isyanının bastırılmasından sonra Meclis’te Kürt milletvekilleri isyancılara destek çıkarlar. Uzun süren tartışmalardan sonra Mustafa Kemal’in isyanın bastırılmasını savunan konuşması üzerine tartışma kapanır.
Ancak İngiliz raporlarına göre bu görüşmeler sırasında Kürtlere özerklik verilen bir karar alınır. Maddeler şunlardır:
1-Uygarlığın gereklerine uygun olarak Türk milletinin ilerlemesini sağlamayı hedefleyen BMM, ulusal gelenekleriyle uyum içinde, Kürt milletinin özerk yönetimini kurmayı üzerine alır.
2-Çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bu topraklar için Kürt ileri gelenleri tarafından bir genel vali, vali yardımcısı ve bir müfettiş seçilebilir. ...
4-Kürt ulusal meclisi doğu vilayetlerinde kurulacak ve 3 yıl için oluşturulacaktır.
5-Özerk yönetim Van, Bitlis, Diyarbakır vilayetleri, Dersim sancağı, bazı nahiye ve kazaları içine alacaktır.
Toplam 9 maddelik kanun tasarısı İngilizlere göre kabul edilmiştir!
Ancak İngiliz raporlarının gösterdiği 10 Şubat 1922 tarihinde anılan gizli oturum yoktur! TBMM Gizli Celse Zabıtları yayınlanmıştır ve orada böyle bir gün yoktur! Olması da son derece saçma olurdu. Çünkü anılan 9 maddenin Sevr’den bir farkı yoktur. Kaldı ki Koçgiri isyanını bastıran bir Meclis’in bu kararları alması da mantıksızdır. Çünkü bu kararları alacak Meclis, mantıken isyancılarla anlaşır ve istenilen bu hakları verirdi.
İngilizler yetmedi bir de Perinçek...
Atatürk’ün Kürtlere özerklik vereceğine ilişkin ikinci bir iddia ise İngilizlerden sonra Perinçek’ten gelmektedir. Atatürk 16/17 Ocak 1922 tarihinde çıktığı İzmit seyahatinde gazetecilerin sorularını yanıtlar. Vakit gazetesi başyazarı Ahmet Emin Yalman’ın “Kürtlük Sorunu nedir? Bir iç sorun olarak değinmeniz iyi olur” sorusuna şu yanıtı verir:
“Kürt sorunu, bizim, yani Türklerin çıkarı için kesinlikle sözkonusu olamaz. Çünkü, bizim ulusal sınırlarımız içinde Kürt öğeleri öylesine yerleşmişlerdir ki, pek sınırlı yerlerde yoğun olarak yaşarlar. Bu yoğunluklarını da kaybede ede ve Türklerin içine gire gire öyle bir sınır oluşmuştur ki, Kürtlük adına bir sınır çizmek istesek, Türkiye’yi mahvetmek gerekir.
....
“Bu nedenle başlıbaşına bir Kürtlük düşünmekten çok Anayasamız gereğince zaten bir çieşit özerklik oluşacaktır. O halde hangi bölgenin halkı Kürt ise kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir...”
Perinçek ve Apo, Atatürk’ün bu demecini Atatürk’ün özerkliği savunduğunun kanıtı olarak verirler. Oysa Uğur Mumcu’nun da belirttiği gibi Mustafa Kemal özerklikten değil bir çeşit özerklikten bahsetmektedir. Bu ise, 1921 Anayasasına göre illerin manevi kişiliğe ve özerkliğe sahip olmaları maddesiyle uyum içindedir.
1921 Anayasasının 21. maddesi şöyledir:
“İl yönetimi yerel işlerde manevi kişilik sahibidir ve özerktir”
Buradan da anlaşılacağı üzere Atatürk, Kürtlerin kendi kendilerini yönetmesinden değil illerin kendilerini yönetmesinden bahsetmektedir. Zaten Kürtlerin yoğunluğundan bahsetmesi de bu nedenledir.
Aslında Atatürk’ün bu açıklamasının özerklik için değil tam tersine Kürt sorununun kabul edilmemesi için bir dayanak olarak gösterilmesi gerekmektedir. Gerçekten de bu açıklamasında Atatürk, Kürtlüğü reddetmekte, dahası Kürt sorununu kabul etmemektedir!
Dahası açıklamaların devamında Lozan’da tartışılan Musul meselesi ele alınmakta ve şu ifade edilmektedir:
“İngilizler orada bir Kürt hükümeti kurmak istiyorlar. Bunu yaparlarsa, bu düşünce bizim sınırlarımız içindeki Kürtlere de yayılır. Bune engel olmak için sınır güneyden geçirmek gerekir.”
Yani Atatürk bizim sınırlarımı içindeki Kürtlerin olası bir talebine karşı olduğunu çok açık bir şekilde ifade etmekte bu nedenle de Musul’u vermemeyi savunmaktadır! Nitekim Lozan’da Türkiye, Kürt meselesinin konuşulmasını dahi kabul etmemiştir! Çünkü Türkiye için artık böyle bir mesele yoktur!
Şeyh Sait isyanı ve Mustafa Kemal tedbiri: Takrir-i Sükun, İstiklal Mahkemesi
İkinci uydurmanın da çürütülmesinden sonru Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet idaresinde Kürt meselesinin nasıl ele alındığına geçebiliriz. Burada karşımıza Musul Sorunu çıkar. İngilizler’le Musul müzakereleri sürmektedir. Türkiye Musul’u geri almak için askeri bir harekatın da hazırlıklarını yapmaktadır. Tam bu ortamda Şeyh Sait isyanı patlak verir.
Kürtler yine İngilizlerin oyuncağı olmuştur. İngiliz desteği ile ayaklanan Şeyh Sait, önemli başarılar kazanır. Başbakan Fethi Okyar’dır. Fethi Bey, isyanı çok önemsemez ve üzerine hemen gitmez. Daha sonra Meclis’te kendini savunacağı üzere “gereksiz kan dökülmesine karşıdır”
Tam bu sırada Mustafa Kemal, Ankara Garı’nda İsmet Paşa’yı beklemektedir. Hükümet değişir, İsmet Paşa kabinesi kurulur. İsmet Paşa hükümeti iki karar alır, biri İstiklal Mahkemelerinin kurulması, ikincisi Takrir-i Sükun kanunu. Bu, devletin isyanın üzerine sertlikle gideceğinin işaretidir.
Takrir-i Sükun görüşmeleri, gizli Kürtçü liboşlarla, Cumhuriyetçilerin hesaplaşmasına dönüşür. Terakiperver Cumhuriyet Fırkası liderleri, Kazım Karabekir, Ali Fuat, Rauf Bey, Takrir-i Sükun’a karşı çıkarlar. Onlara göre isyancılarla masum halkı ayırmak gerekmektedir. Takrir-i Sükun özgürlükleri ortadan kaldıracak ve bir dikta idaresi kuracaktır.
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın 15 milletvekili bulunmaktadır. Bunlardan özellikle Dersim milletvekili Feridun Fikri’nin isyancıları korumak için çırpındığı görülür. TCF’nin tüm muhalefetine karşın Takrir-i Sükun Yasası ve İstiklal Mahkemeleri’nin kuruluşu yasası kabul edilir.
Çünkü başta Atatürk olmak üzere, Cumpuriyetçiler, isyancılara özgürlük tanımanın Cumpuriyet’in sonu olacağını görmektedirler. Cumhuriyet Halk Fırkası içinde de bir bölünme olmuştur. 92 millitvekili isyanın üzerine sertlikle gitmekten yana tavır koyarken 60 milletvekili buna karşı çıkmaktadır. Son noktayı Mustafa Kemal koyar. 2 Mart günü kürsüye çıkar ve kararı açıklar: “Milletin elinden tutmaya lüzum vardır. Devrimi başlayan tamamlayacaktır.”
Nifak vardır vahdet olsun diyoruz
Böylece Mustafa Kemal’in çözümü uygulanmaya koyulur. Mustafa Kemal muhalifleri ve ürtçüler ise özellikle İstanbul basınında yuvalanmıştır. Milli Savunma Bakanı Recep Peker durumu şu şekilde ifade eder:
“... Türkiye’de devlet nüfuzu adına gösterilen hoşgörünün sonunda devlet işlemez hale gelmiştir. Çok yüksek adlar adına yapılmış yasalar da buna yol açmıştır. Basın, özellikle İstanbul sbasını Türkiye’de devlet gücü diye ne kadar kutsal yer ve makam varsa hepsini ite kaka meşruluk dışı bir çekişme aracı yapmıştır. Bunlar, devlet kuruluşu diye ne varsa hepsine birden yalan ve iftiralarla saldırıp tüm devleti tahrip etmektedirler.
“Her sabah milletin yüzüne fışkıran mikroplu balgamlar masum halka devlet gücünün değerli birşey olmadığını aşılyamaktadır...
“Hükümetimiz pislik yuvalarını temizlemeye yetkisi olmadan bu ülkenin yönetimini ele alamaz. İç tehhlike içinden yanan yangın gibidir. Eğer devlet kuruluşları, meclisler ve hükümetler, bu yangını patlamadan önce bulup gereken yasal önlemleri almazsa yangın büyüdükten sonra önlem almaya da zaman kalmaz.
“Herhangi bir düşünce ile ve herhangi bir amaçla, özgürlüğü yine bizzat özgürlüğe çevrilmiş bir silah gibi kullanmak, gerçeğe ve yurt yararına uygun değildir.”
Sonuçta isyan bastırıldı.
İsyanın elebaşılarındak 46’sı idam edildi.
Mehmet Emin Bey,
Meclis’te Cumhuriyet’in isteğini açıklıyordu:
“Memlekette nifak vardır vahdet olsun diyoruz.
İhanet vardır sadakat olsun diyoruz.
İzmihlal tehlikesi vardır beka olsun diyoruz.
Ölüm vardır hayat olsun diyoruz.”1


****AYRICA: Sinan Meydan’dan: http://www.facebook.com/note.php?note_id=217497978268023

***AYRICA: YİNE Serdar ANT’tan: http://www.edebiyatgazetesi.com/2011/07/25/sinan-meydan-dogu-perincek%E2%80%99i-de-elestirecek-mi-serdar-ant/

Nevandaar
09-01-2014, 05:23
Güncelleme.

Selmet
09-01-2014, 14:04
sosyalist!! marksist!! lerinde Kürt hayranlığı ayrıca bir araştırma konusu...

dindar olacaksan TÜRK kelimesine düşman olacaksın.. sosyalist marksist olacaksan da TÜRK e düşman olacaksın.. demokrat!!?? ileri demokrasici!!?? de olsan TÜRK e düşman olacaksın.. !!?? :)
ben ırkçı değilimdir.. en samimi kardeşten ileri iki arkadaşımda kürt kökenlidir.. kürtlerin yoğun olduğu bir mahallede oturuyorum.. az çok zihniyetlerini bilirirm.. devlete bağlı olanalrıda var tam tersi olanlarıda.. ama çoğunlukla önyargılıdırlar, geçmişte yapılan b azı yanlışlardan ötürü.. genelde Türk halkı gibi çoğunluğu cahildir.. ve sürü psikolojisi ile hareket ederler...

son olarak bir çok kürt aydın!! ının ağzına pelesenk olmuş bir konuya "Kürtlerin Türkler tarafından asimile edilmeleri konusu" buna katılmıyorum..

Kürtler, Türklere oranla daha baskın bir örf ve ananeye sahiptirler ve kolay kolay Türkler tarafından asimile edilemezler.. herşey ortada etrafınıza bakmanız yeter

Neva
09-01-2014, 14:58
http://4.bp.blogspot.com/-8qErS9TKVf0/T7ksvPN4kHI/AAAAAAAAAF4/K_kkIa2Hf0w/s1600/ataturksoyad-3.jpg

Erdem Alaca
09-01-2014, 15:47
Mustafa Kemal’e idam kararı veren de Kürttü!
Bu yazıyı kim kaleme almışsa, böyle bir ifade; emperyalizm tarafından kutuplaştırılmış günümüz vatandaşları için müspet tesir yapmaz; bilakis bölünmeye yardımcı olur tarzda bir ifadedir bu.

Atatürk'ün idam kararını vermekteki hainliği, bir kişinin etnik kökeninde değil - en başta vatanı satan Vahdettin ve Damat Ferit'te aramak gereklidir bana göre.

postalmarx
09-01-2014, 17:46
Ben anlamıyorum ki bir imparatorluğa bağımsızlık için ayaklanmak ne zamandan beri ayıp olmuş. "İstiklal" eğer onurlu şerefli bir şeyse o zaman ne diye bunu her millet istemesin ki? Burada anormal ve kınanması gereken durum nedir?

Kürtler ama gerizekalı gibi gene de destek vermişler yeni Cumhuriyet'e. Ödülleri de Zilan katliamı, Dersim katliamı, ve 80 senelik bir zorbalık olmuş.

İşte daha geçen sene sınırdan geçen kaçakçı Kürtler havadan kendi uçaklarımızla bombalandı. Bir Allahın kulu da istifa etmedi. 21 yüzyılın aydınlık çağdaş Türkiye'si bu. AB'ye girecek. Havadan kendi etnik azınlık vatandaşlarını öldürüyor ve bir Allahın kulu istifa etmiyor. Askeri mahkeme suçlu bulamıyor. Ölenler Kürt ne de olsa. Ya aynı şey İzmir'de olsaydı? Edirne'de olsaydı?

Kürtler de gerizekalı mı peki Kürt vatandaşın hayatına değer vermeyen, kendilerine ikinci sınıf vatandaş muamelesi çeken, dillerini devlet eliyle sistematik olarak yoketmeye çalışan, partilerini türlü bahaneyle kapatan niyetinin temiz olmadığı gayet belli bir milletle hala birlik beraberlik düşünüyor? Sırf şu forumdaki "aydın" ve "ilerici" tayfanın Kürt düşmanlığına baksana? Ama evet. Yine de Kürtler birlik beraberlik düşünüyor. Ama Türkçü tarafın bu şımarıklığı ne kadar devam edecek, ve insanların sabrı nereye kadar bunu kaldıracak o belirsiz işte.

Türklerle Kürtler arasında bu tarz bir nifak ve düşmanlık sokmak isteyenlerin başında nedense bu göçmen tayfa geliyor. Çok acaiptir. Ülkeyi ateşe vermekte hiç sorun görmüyorlar. Çünkü ülkeyi düşünmüyorlar. Tek düşünebildikleri sonradan geldikleri bu topraklarda bir yer edinebilmek. Onun için de "Türkçülük" denilen bu akıl hastalığını keşfetmişler. Türkçülük yapıp Kürt düşmanlığı yaptıkça burada kraldan çok kralcı olarak bir yer edinecekler akıllarınca. Ülkeyi ateşe verip iç savaş çıkartınca onların da herkesle beraber bu yıkımın altında kalacağını anlamak ve düşünmek istemiyorlar şu anda. Çocuk zekasıyla ve şımarıklığıyla ateşle oynuyorlar.

Bir insan gerçekten bu kadar gerçeklikten kopuk olabilir mi? Kesin bunu kasten yapıyorlar. Ya da "iç savaş çıkmaz ama o raddeye getirene kadar insanların sabrını zorlayalım" diye mi düşünüyorlar nedir?

İç savaşın çocuk oyuncağı olduğunu zanneden embesiller bir zahmet Suriye'ye baksın. İç savaş çıkınca bırak internetten girip Kürt düşmanlığı yapmayı, bakkalda ekmek bile bulamayacaksın gerizekalı. Mum ışığında yağmacılardan korka korka titreyerek oturur Kurtuluş Savaşında Kürtler ne kadar yardım etti onları düşünürsün artık.

bakkalmahmud
10-01-2014, 00:23
Sayin mütezile hocam,halk kurtulus savasi yapdida,kurtuldumu?,ezen gene eziyor,ezilen gene eziliyor,,böyle kurtulusun icine tüküreyim,,diz üstünde yasayacaksam,ayak üstünde öleyim daha iyi,,,ülke kurtulduda halkami yarediliyor?,gemicikler gene yürüyor,halk gene sürünüyor.saygilar

Selmet
10-01-2014, 13:17
İşte daha geçen sene sınırdan geçen kaçakçı Kürtler havadan kendi uçaklarımızla bombalandı. Bir Allahın kulu da istifa etmedi.

bu olayı çok sığ yorumluyorsun... sınırdan geçen kaçakçı kürtler!!!.. o bölgede uzun yıllardır bir devlet terörist grubu savaşı var.. ve teröristlerce askeri birlklere baskınlar yapılıyorken.. ayrıcada bu bombalama işinde yine dış yabanacı istihbarat örgütlerinide hesaba katmıyorsun.. devlet içinde veya dışında. direkt faturayı T.C devletine kesiyorsun... bunları hesaba katmadan.. daha T.C devleti bile tam anlamıyla bağımsız değilken siz Kürtler(!?) o bölgede gerçek anlamda bağımsızlığınızı kazanabileceğinizimi düşünüyorsunuz?

Balkocha
13-01-2014, 22:41
Sayin mütezile hocam,halk kurtulus savasi yapdida,kurtuldumu?,ezen gene eziyor,ezilen gene eziliyor,,böyle kurtulusun icine tüküreyim,,diz üstünde yasayacaksam,ayak üstünde öleyim daha iyi,,,ülke kurtulduda halkami yarediliyor?,gemicikler gene yürüyor,halk gene sürünüyor.saygilar
Halkin mi yoksa halklarin mi kurtulusunun ozlemiyle gercek hedefe ulasilabilir.Bunu algilamakta yarar var.Aydinlik ovunclerinde ahkam kesenler basindan beri ezenlerin demogojist politikalarina alet olmuslardir.Bu yuzden de sonuc ortada.Ayni acilara ve ayni canavara esir olmus ,ayni daragacina cekilen insan topluluguna halk denir.Paylasamadigimiz mutluluklardan bahsetmeye gerek yok.
Halklara ozgurluk dendigi anda birden fazlaligin ardina varilamaz.Deniz gezmis savunmasinda soyle diyor.
Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı'na iştirak etmiştir
Turkiye halkinin icindeki etnik guruplarin ne kadari katilmis ve ne kadari ihanet etmisin muhasebesini carpitmak cok kolay olacaktir. Ayni tur karsit tavri sergileyip karsi tarafla (yunanlilarla) isbirligi yapanlar (Celal Bayar )Cumhurbaskani dahi oldular.
Misak-ı Milli’de şu vardır: Misak-ı Milli sınırları içinde iki kardeş kavim yaşar. Türk ve Kürt kavmi yaşamaktadır. Birinci Büyük Millet Meclisi’nin kararı böyledir. Türkiye’de iki kardeş kavim ve unsurun yaşadığını kabul etmektedir. Bunu kabul etmek bölücülük değildir. Bu iki kardeş unsur birinci kurtuluş savaşını, müştereken başarmışlardır. Güney cephesinde düşmanla omuz omuza savaşmışlardır. Bu ikisine birden Türkiye halkı diyoruz. Ve bu iki kardeş unsur, ikinci bağımsız savaşını da müştereken başaracaklardır.
diyor Deniz Gezmis.Sizce halklarin ozgurlugu basligi altinda bu basarilabilir mi?Turk olsun Kurt olsun her onune gelen hakliligina sahit olsun diye gerceklerin isine yarar tarafini derliyor.
Hicbirsey gorundugu gibi basit degil.

bakkalmahmud
14-01-2014, 02:59
Halkin mi yoksa halklarin mi kurtulusunun ozlemiyle gercek hedefe ulasilabilir.Bunu algilamakta yarar var.Aydinlik ovunclerinde ahkam kesenler basindan beri ezenlerin demogojist politikalarina alet olmuslardir.Bu yuzden de sonuc ortada.Ayni acilara ve ayni canavara esir olmus ,ayni daragacina cekilen insan topluluguna halk denir.Paylasamadigimiz mutluluklardan bahsetmeye gerek yok.
Halklara ozgurluk dendigi anda birden fazlaligin ardina varilamaz.Deniz gezmis savunmasinda soyle diyor.
Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı'na iştirak etmiştir
Turkiye halkinin icindeki etnik guruplarin ne kadari katilmis ve ne kadari ihanet etmisin muhasebesini carpitmak cok kolay olacaktir. Ayni tur karsit tavri sergileyip karsi tarafla (yunanlilarla) isbirligi yapanlar (Celal Bayar )Cumhurbaskani dahi oldular.
Misak-ı Milli’de şu vardır: Misak-ı Milli sınırları içinde iki kardeş kavim yaşar. Türk ve Kürt kavmi yaşamaktadır. Birinci Büyük Millet Meclisi’nin kararı böyledir. Türkiye’de iki kardeş kavim ve unsurun yaşadığını kabul etmektedir. Bunu kabul etmek bölücülük değildir. Bu iki kardeş unsur birinci kurtuluş savaşını, müştereken başarmışlardır. Güney cephesinde düşmanla omuz omuza savaşmışlardır. Bu ikisine birden Türkiye halkı diyoruz. Ve bu iki kardeş unsur, ikinci bağımsız savaşını da müştereken başaracaklardır.
diyor Deniz Gezmis.Sizce halklarin ozgurlugu basligi altinda bu basarilabilir mi?Turk olsun Kurt olsun her onune gelen hakliligina sahit olsun diye gerceklerin isine yarar tarafini derliyor.
Hicbirsey gorundugu gibi basit degil.
Sayin balckohe, bebekliyim ve cocuklugum gecekonduda gecdi ve o gecekonduda yilanda gördüm akrepde gördüm,yilani sadece seyretdim ama akrebi öldürdüm orda birseyi anladim her insanin güven icinde yasayabileceyi biryere ,yiyeceye ve giyeceye ihtiyaci var irklar ve milliyetler bunun yaninda bos birsey.saygilar

bakkalmahmud
14-01-2014, 03:57
Sayin balckohe, bebekliyim ve cocuklugum gecekonduda gecdi ve o gecekonduda yilanda gördüm akrepde gördüm,yilani sadece seyretdim ama akrebi öldürdüm orda birseyi anladim her insanin güven icinde yasayabileceyi biryere ,yiyeceye ve giyeceye ihtiyaci var irklar ve milliyetler bunun yaninda bos birsey.saygilar
Ayrica kürt kökenliyim.

upuaut
14-01-2014, 04:42
Bu yazıyı kim kaleme almışsa, böyle bir ifade; emperyalizm tarafından kutuplaştırılmış günümüz vatandaşları için müspet tesir yapmaz; bilakis bölünmeye yardımcı olur tarzda bir ifadedir bu.

Atatürk'ün idam kararını vermekteki hainliği, bir kişinin etnik kökeninde değil - en başta vatanı satan Vahdettin ve Damat Ferit'te aramak gereklidir bana göre.

Tam tersine, bu durum Kürtler'in ne olduğunu ortaya koyan gayet doğru bir tarihi tespittir.

Biz, Kürtler'in Kurtuluş Savaşı'nda yer almadığını, Çanakkale Savaşları'nda da firar ettiğini gayet iyi biliriz. Osmanlığı İmparatorluğu'nun son 150 yılında devamlı iç isyanlar çıkartmış ve Cumhuriyet'in başlangıcında da isyanlarına devam etmiş Kürtler'e iyi gözle bakmamız mümkün değildir. Bugün Kuzey Irak'ta Batı'nın iteklemesiyle bir devlet elde etmiş Kürtler'in nasıl bir geleceği arzu ettikleri gün gibi ortadadır.

Özetle, Cumhuriyet, Türkiye içinde yaşayan herkese eşit şartlarda yarışma imkanı sağlamış ya da sağlamaya çalışmış ama Kürtler bunun yerine tıpkı Osmanlı İmparatorluğu'nda olduğu gibi kendileri için imtiyaz istemişlerdir. Dinciler de aynı şekilde, çalışmak ve bir amaca ulaşmak yerine Kürtler gibi imtiyaz istemişlerdir. Bu ise kabul edilemez. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde hiçbir kitleye, sınıfa, zümreye imtiyaz verilemez. Bugün ne yazık ki 12 yıllık AKP iktidarında gelinen nokta budur. Oysa bu nokta bir insan için zavallıktan başka bir şey değildir.

Ne demişti, Atatürk: "Efendiler ve ey ulus biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat uygarlık tarikatıdır".

Atatürk'ü sevmesek bile kızılmaz; çünkü Atatürk, bu sözüyle bize zamanın gerçeğini söylemiştir (Şahsen, ben Yüce Önderimiz Atatürk'ü çok severim). Yani herkesin tek yarışacağı bir tek ilke vardır. O da, medeniyettir. Son tahlilde, M. Akif Ersoy, "tek dişi kalmış medeniyet" dese de bu ne yazık ki medeniyettir. Bunun dışındaki tüm göstergeler yalandır, ülkeyi uçuruma götürür.

Burada elbette 622 yıllık kof bir çınar olduğu anlaşılan Osmanlı İmparatorluğu'nun dünya medeniyetine hiçbir katkıda bulunmadığını uzun uzun anlatacak değiliz. Özetle, Kuran'ı Kerim'in, İslamiyet'in, Osmanlı İmparatorluğu'nun ve Cumhuriyetimiz'in tek bir iddiası vardır: Medeniyet.

Diğerlerinin çizgi dışında kaldığı günümüzde Cumhuriyetimiz 100. yaşını kutlamaya giderken bizim için tek umut ışığımızdır.

Balkocha
14-01-2014, 13:58
Sayin balckohe, bebekliyim ve cocuklugum gecekonduda gecdi ve o gecekonduda yilanda gördüm akrepde gördüm,yilani sadece seyretdim ama akrebi öldürdüm orda birseyi anladim her insanin güven icinde yasayabileceyi biryere ,yiyeceye ve giyeceye ihtiyaci var irklar ve milliyetler bunun yaninda bos birsey.saygilar
Eee dostum.Ben ne demisim.Savastan kacanlari,hainleri arayanlara yuzlerce generali orneklemisim.Ille de hain arayanlara damat feritin etrafindaki takkecileri de isaret etmisim.
Bana gore gercek kafatascilar, halk kavraminin tanimini dil,din irk gibi safsatalarla saptiranlardir.Sinifsal zulmunden siyrilma bilincine ulasamamis bir cogunlugun adi halk olamaz.Sayisi ne olursa olsun.Ister Kurt ve isterse Turk olsun.Turkiye halki dunyada esine az rastlanir zenginlikte sosyo kulturel ve sosyo ekonomik paylasimlara sahip.Bu yuzden dayatilan tum lokal mucadeleler emperyalizmin akilli hamleleridir.Ve halkin kurtulusunun onunde engeldir

Ahlaksız
14-01-2014, 15:34
Biz, Kürtler'in Kurtuluş Savaşı'nda yer almadığını, Çanakkale Savaşları'nda da firar ettiğini gayet iyi biliriz. Osmanlığı İmparatorluğu'nun son 150 yılında devamlı iç isyanlar çıkartmış ve Cumhuriyet'in başlangıcında da isyanlarına devam etmiş Kürtler'e iyi gözle bakmamız mümkün değildir. Bugün Kuzey Irak'ta Batı'nın iteklemesiyle bir devlet elde etmiş Kürtler'in nasıl bir geleceği arzu ettikleri gün gibi ortadadır.
Irkçı olduğunuzu söylüyorsunuz yani..
Peki sn.upuaut..
Doğuda ermenilere karşı savaşan,güneyde fransızlara/ingilizlere karşı savaşan kürtler değil miydi?
Eğer kürtler batı hariç,bu ülkenin her yerinde savaşmasalardı,Türkiye diye bir ülke var olabilir miydi acaba?
Çanakkale savaşına kürtler katılmamış veya bu savaştan kaçmışlar;demek ki kürtler hain gibi sığ bir yaklaşım kabul edilebilir mi?

Erdem Alaca
14-01-2014, 16:45
Çanakkale savaşına kürtler katılmamış veya bu savaştan kaçmışlar;demek ki kürtler hain gibi sığ bir yaklaşım kabul edilebilir mi?
Edilemez... Bu şuna benzer: "Çerkes Ethem ve kuvvetleri I. İnönü savaşında Kuva'yı Milliye'yi arkadan vurmaya başlamıştır, demek ki tüm Çerkes kökenliler haindir!"

Yani bana göre, bizlerin, yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, her zamankinden fazla birlik-beraberlik göstermemiz lazımdır, eğer ki emperyalizm denen canavara milletçe yem olmak istemiyorsak.

Bu konudaki ilk mesajımda dediğim gibi, bu tarz yaklaşımlar sadece emperyalizmin işine yarayacaktır - var mı aksini ispat edebilecek kişi?

Nevandaar
14-01-2014, 20:33
Bu konudaki ilk mesajımda dediğim gibi, bu tarz yaklaşımlar sadece emperyalizmin işine yarayacaktır - var mı aksini ispat edebilecek kişi?

Kuzey Irak'ı neden kaybettik?
Kuzey Irak'ı kaybetmek demek Türkiye'nin şah damarının kesilmesi demekti, ve de oldu...
Bugün Kuzey Irak'ın nüfus yapısı son 10 senede nasıl değişti?
Bu konuya Bdp'nin bakış açısı nasıldı ve hala nasıl?
Akp'nin Kürt kökenlilerinin bakışı nasıl?
Kuzey Suriye'deki Türkmen bölgelerinde neler oluyor?
Bu konuya Türkiye'deki Kürt kökenli siyasetçilerin bakış açısı nedir?
Düşerseniz tekme vuracak çok olur. Düşmüş vaziyetteyiz ve çevremizdekiler "biz sizin kardeşiniz" diyerek tekmeliyorlar ve biz de yediğimiz tekmelere aldırış etmeden "evet ya biz kardeşiz :)" diyoruz.

Erdem Alaca
14-01-2014, 20:41
Peki ne yapmalıyız sayın Nevaandar? Bir kısım kukla siyasetçi, emperyalizm maşası partiler ve kukla bir terör örgütü birbirimizi katletmemizi istiyorlar diye onlara alet mi olalım? Yani iç savaşa kadar gider bu kutuplaşma, -eğer tedbir alınmazsa-. Ben gene diyorum, birbirimize kenetlenip yurdumuzu savunmaktan başka çaremiz yok. Birbirimize düşersek, asıl o zaman işimiz bitecektir. Çok klasik olacak ama, "bize bizden başka dost yok" - aynen böyle...

Ahlaksız
14-01-2014, 20:50
Kuzey Irak'ı neden kaybettik?
Kuzey Irak'ı kaybetmek demek Türkiye'nin şah damarının kesilmesi demekti, ve de oldu...
Bugün Kuzey Irak'ın nüfus yapısı son 10 senede nasıl değişti?
Bu konuya Bdp'nin bakış açısı nasıldı ve hala nasıl?
Akp'nin Kürt kökenlilerinin bakışı nasıl?
Kuzey Suriye'deki Türkmen bölgelerinde neler oluyor?
Bu konuya Türkiye'deki Kürt kökenli siyasetçilerin bakış açısı nedir?
Düşerseniz tekme vuracak çok olur. Düşmüş vaziyetteyiz ve çevremizdekiler "biz sizin kardeşiniz" diyerek tekmeliyorlar ve biz de yediğimiz tekmelere aldırış etmeden "evet ya biz kardeşiz :)" diyoruz.
Bu farklı bir konu..Yani Kürtler de bir milli bilincin oluşamaması,kürtlerin emperyalistlerin sözcülüğünü yapması,kürtlerin cehaletten bir türlü kurtulamaması gibi mevzular;günümüzde bile kürtlerin dağlarda özgürlük taleplerini dinlememize neden oluyor..Halbuki kürtler zaten özgürler,yaşadığı topraklar zaten kendi malları..Yaşadıkları coğrafyaya yeni bir sınır çizmekle hiç bir şey kazanamazlar,aksine çok daha kötü durumlara düşerler..!

Biz zaten 2014 yılına siyasi/ekonomik ve toplumsal olarak müthiş bir krizle girdiysek;bunun belki de en önemli sorunu kimseyi kardeş olarak görmemeyişimizdendir..Kendi sınırlarımız içinde yaşayanlara bile kardeş gözüyle bakmadığımız için,bu müthiş kaosu yaşıyoruz..Halbuki zamanında insanlara Mustafa Kemal'in devrimi doğru olarak anlatılabilseydi;bugün çok farklı bir ülke olabilirdik..Kürtler kendini Türk olarak görmüyor ve bunun suçlusu da Türklerdir..Kürtleri 100 yıldır eğitemeyen(cumhuriyeti anlatamayan) Türkler,Kürtlerin isyanlarını durduramazlar..Çünkü kendilerini farklı bir halk olarak görüyor bu insanlar ama doğrusu hepimiz aynı halkın üyesiyiz..!

Kendimizle bile barışık halde olamayışımız,en çokta emperyalistlerin işine gelir..Emperyalistler de sen kürtsün,sen sünnisin diyerek;bu toplumu bölmeye çalışıyorlar işte..Hepimiz Türk'üz ve başka Türkiye yok..Bunun farkına varamadığımız için de kaybetmeye mahkumuz ve kaybediyoruz da..!

Türk milliyetçiliği veya Kürt milliyetçiliği yapan arkadaşlara soruyorum..
Benim kanımın(genlerimin) yarısı Kürt,yarısı Türk..
Neyim ben?

Erdem Alaca
14-01-2014, 21:00
Şu an belge gösterip ispat edemem ama, bana göre, yine emperyalist devletler tarafından zaten bölge kasıtlı olarak geri-cahil bıraktırılıyor. Yatırım yapılmıyor/yaptırılmıyor. Misal, daha 2-3 ay önce bir işadamımız oraya bir yatırım yapıyordu, tuttu PKK iş makinasının birini yaktı. İşadamı feryat-figan ediyordu, daha kredi borcu var, diye. Bu adam tutup oraya daha yatırım yaparmı? (yarım kaldı anlatacaklarım, ancak acil çıkmam lazım)

Nevandaar
14-01-2014, 21:06
Peki ne yapmalıyız sayın Nevaandar? Bir kısım kukla siyasetçi, emperyalizm maşası partiler ve kukla bir terör örgütü birbirimizi katletmemizi istiyorlar diye onlara alet mi olalım? Yani iç savaşa kadar gider bu kutuplaşma, -eğer tedbir alınmazsa-. Ben gene diyorum, birbirimize kenetlenip yurdumuzu savunmaktan başka çaremiz yok. Birbirimize düşersek, asıl o zaman işimiz bitecektir. Çok klasik olacak ama, "bize bizden başka dost yok" - aynen böyle...

5n1k programında Osman Baydemir; "Diyarbakır'ı alıp Trabzon'u, İzmir'i bırakacak değiliz." demişti. Kısacası Güneydoğu ve Doğu Anadolu'nun bir kısmı bize ait, diğer yerlere ortağız diyor.

Selahattin Demirtaş bir söyleşide "Kürtler isterse bölünür ve buna da kimse engel olamaz." demişti.
Yine Osman Baydemir, bir röportajda "Türkler Kürtler ile yaşamak istiyorlarsa Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Ürdün ile sınırları kaldırmalı ve Ermenistan ile de sınır kapılarını açmalı." demişti.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Bu örneklerin yüzlercesini binlercesini vermek mümkündür herhalde.
Bdp'nin Kürtlerden aldığı oy oranına bakarsak Kürt halkının ciddi bir kısmının da bu şekilde düşündüğünü varsaymamız yanlış olmaz herhalde.
Keza, Akp'nin Kürt kökenlilerinin de bakış açısı aman aman farklı değil. Ana hat olarak aynılar, detaylarda bölünüyorlar.
Bu durumu Almanya'da yaşayan Türklere uyarlayalım.
Türkiye'deki Kürtler nasıl bizim vasıtamız ile bu topraklara ayak bastılar ise Almanyadaki Türkler de Almanlar vasıtası ile o topraklara ayak bastılar.
Almanya'da yaşayan Türkler Bdp'lilerin söylemleri gibi söylemlerde bulunsalar Alman devletine karşı.
Teröristlere müsamaha gösterilmesini isteseler, onlar bizim çocuklarımız sizin askerlerinizi öldürüyorlar ama halden anlamaya çalışın deseler.
Ve benzeri hal ve davranışlarda olsalar.
Almanya'nın tutumu ne olurdu?
Hepimizin kafasında neler olabileceği 3 aşağı 5 yukarı şekilleniyor değil mi?
Biz de bunları yapmalıyız işte.

Ahlaksız
14-01-2014, 21:28
Türkiye'deki Kürtler nasıl bizim vasıtamız ile bu topraklara ayak bastılar ise Almanyadaki Türkler de Almanlar vasıtası ile o topraklara ayak bastılar.
Hayır sn.Nevandaar..Kürtler zaten hep burada idiler..Türkler sayesinde şu an yaşadıkları yerlerde yaşamıyorlar..Türklere bir borçları yok yani..
Günümüzdeki bölücü Kürt kesiminin(Bdp) söylemleri değersizdir..Bu bölücüler zırcahil insanlardır..Bu insanları eğitemeyen bu rejim/devlet/millet suçludur..

postalmarx
15-01-2014, 11:58
5n1k programında Osman Baydemir; "Diyarbakır'ı alıp Trabzon'u, İzmir'i bırakacak değiliz." demişti. Kısacası Güneydoğu ve Doğu Anadolu'nun bir kısmı bize ait, diğer yerlere ortağız diyor.

Selahattin Demirtaş bir söyleşide "Kürtler isterse bölünür ve buna da kimse engel olamaz." demişti.
Yine Osman Baydemir, bir röportajda "Türkler Kürtler ile yaşamak istiyorlarsa Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Ürdün ile sınırları kaldırmalı ve Ermenistan ile de sınır kapılarını açmalı." demişti.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Bu örneklerin yüzlercesini binlercesini vermek mümkündür herhalde.
Bdp'nin Kürtlerden aldığı oy oranına bakarsak Kürt halkının ciddi bir kısmının da bu şekilde düşündüğünü varsaymamız yanlış olmaz herhalde.
Keza, Akp'nin Kürt kökenlilerinin de bakış açısı aman aman farklı değil. Ana hat olarak aynılar, detaylarda bölünüyorlar.
Bu durumu Almanya'da yaşayan Türklere uyarlayalım.
Türkiye'deki Kürtler nasıl bizim vasıtamız ile bu topraklara ayak bastılar ise Almanyadaki Türkler de Almanlar vasıtası ile o topraklara ayak bastılar.
Almanya'da yaşayan Türkler Bdp'lilerin söylemleri gibi söylemlerde bulunsalar Alman devletine karşı.
Teröristlere müsamaha gösterilmesini isteseler, onlar bizim çocuklarımız sizin askerlerinizi öldürüyorlar ama halden anlamaya çalışın deseler.
Ve benzeri hal ve davranışlarda olsalar.
Almanya'nın tutumu ne olurdu?
Hepimizin kafasında neler olabileceği 3 aşağı 5 yukarı şekilleniyor değil mi?
Biz de bunları yapmalıyız işte.

Yani ne demek istiyorsun? Kürtler'e soykırım mı yapılmalı diyorsun? Veya sınırdışı mı edilmeliler?

Gözüm, devlet daha 5000 PKK militanıyla başedemiyor. Doğu'da bugün 80.000 kişilik ağır silahlı korucu güruhu var. Sen önden buyur istersen. Çok asker bir adamsın galiba sen. Savaşçısın ya. Buyur. Sen mi gidecen Kürtleri soykırım etmeye? Yoksa 20 yaşındaki köylü Konyalı Yozgatlı gençleri gene zorla alıp götürsünler mi diyorsun orada "vatan toprağı" savunmaya?

Sen cahilsin. Zannediyorsun ki devlet Kürtler'e karşı çok yumuşak davrandı. Daha sert olmak lazım ki sorun çözülsün. Sen sanıyorsun ki Kürtler ülkeden kovulabilir veya soykırım edilebilir.

Bak evladım. Devlet Kürtlere karşı ne kadar acımasız olduğunu anlaman için mesela 90ların ilk yarısından haberleri git biraz araştır. Bu ülkede devlet yeri geldi Doğu'da şehir merkezlerine bile tankla tüfekle girip taradı. Nevruz kutlamalarında kalabalıklara ateş açıldı. Suikastler yapıldı, hem de 3-5 tane değil: 17.000 faili meçhul var. PKK'nın da dağda zaiyatı 30.000 militan.

Bölgede tam 20 sene kanun askıya alındı; bunun adı da "Olağanüstü hal"dir. İngilizcesi Martial Law. Git araştır bunları. Tam 20 sene.

Sen galiba Kürtler'i Ermeniler gibi koyun zannediyorsun. Ya da senin Balkanlardaki ataların gibi kolayca sınırdışı edilebilecek bir avuç zavallı olduğunu sanıyorsun.

Buyur sen önden git. Git Diyarbakır'a. 1 milyonluk bir şehir orası. Git orada de ki insanlara: "Ya bu şehirden çıkın gidin Kuzey Irak'a, ya da size ateş edecem." Buyur.

Sen cahilsin veya gerizekalısın. Almanya'da Türklerin toplam nüfusa oranı %2. Türkiye'deki Kürtlerin toplam nüfusa oranları %20. Sen neyle uğraştığının farkında değilsin.

Bu ülkeden nihayetinde defolup gidenler Kürtler değil senin gibi parazit bölücü ırkçılar olacak. Bir de hiç olmazsa ne dediğini bilen bir ırkçı olsan. Sen kaale almaya bile değmez bir çocuksun. Emin ol Askeriye'de çok anti-Kürt ırkçı var. Ama hepsi farkında Kürtler'e karşı ne yapılabilir ve ne yapılamaz. Onlar bile seni kaale almaz bundan emin ol. O yüzden biraz sus otur aşşa bence. Sıktın artık.

Kuzey Irak konusunda da şöyle zırvalamışsın:

Kuzey Irak'ı neden kaybettik?
Kuzey Irak'ı kaybetmek demek Türkiye'nin şah damarının kesilmesi demekti, ve de oldu...

Şu basit gerçekleri bile bilmiyorsun: İngilizler Birinci Dünya Savaşında petrol olan yerleri zaten biliyorlardı ve zaten hedeflerindeydi. O zaman Osmanlı için petrol anlamsız değersiz birşeydi, çünkü sanayi yoktu. İngilizler için önemli olan ise petrol bölgesini kendilerine almaktı. Petrolü olmayan Anadolu'yla da bir işleri yoktu. Bu kadar işin ABC'sini bilmeden gelip aptal aptal konuşma burada.

Bugün Kuzey Irak'ın nüfus yapısı son 10 senede nasıl değişti?

Sen anlat bize nasıl değişmiş. Sen bu konularda baya uzmansın baksana.

postalmarx
15-01-2014, 12:46
Kuzey Irak nasıl elden gitti acaba? Adamın sorduğu soruya bak. Git sor Atatürk'e. Niye Lozan'da çok ısrar etmemiş Musul için. İngilizler'e gücü yetmiyor diye mi? Yoksa aralarında başka anlaşmalar mı varmış? "Sen bizim petrolümüze karışma, biz de padişah yerine seni muhatap alalım". Kimbilir.

spartacus
15-01-2014, 14:21
Sen galiba Kürtler'i Ermeniler gibi koyun zannediyorsun.

sosyalmarx

Üstteki renklendirdiğim bölüm için moderatör işlemi talep ederek bir halka topyekün koyun demiş olma durumunuzu düzeltmenizi öneriyorum !

postalmarx
15-01-2014, 14:59
sosyalmarx

Üstteki renklendirdiğim bölüm için moderatör işlemi talep ederek bir halka topyekün koyun demiş olma durumunuzu düzeltmenizi öneriyorum !

Ben Ermenilerin hakkını burada herkesten çok savunuyorum. Soykırım inkarcısı değilim. Ama tarihsel bir gerçek de şudur ki 1915 yılında Ermeni vatandaşlar dağbaşlarındaki toplu mezarlarına polis eşliğinde kendi ayaklarıyla tıpış tıpış gittiler. Tabii ki kendi devletlerinin böyle haince bir şey planladığını tahmin edememişlerdir. Doğrudur. Ama burada "koyun gibi" benzetmesi bu manada söylenmiştir.

Ben burada asıl uyarılması gerekenin Nevandaar ve Romulus gibi aşırı fikirlere sahip insanlar olduğunu düşünüyorum. Burada yıkımdan, düşmanlıktan, nefretten tek bahseden onlar. Herkes yapıcı birşeyler konuşmaya çalışırken bunlar sadece ırkçı bir temelde düşmanlık yapıyorlar. Soykırımcı fikirler savunarak insanları tahrik ediyorlar. Halkları birbirine düşman etme niyetindeler. Bu nasıl kabul edilebilir birşey ki? Uyarılan ben mi olmalıydım burada? Adamların günlerdir neler yazdığını okumuyor musun? Fikir özgürlüğü de bu kadar mı be kardeşim? Şiddet ve hatta soykırım fikirlerinin ima edilerek dillendirilmesi ifade özgürlüğüne sığar mı? Siz de armudun çöpünü ayıklarken deveyi hamuduyla yutuyorsunuz yani kusura bakmayın. Bak yukarda yazdığım öfkeli yazıyı bu ırkçının provokatif yazısı olmasa yazmazdım, normalde düşünmezdim bile. Bu adam ve bunun gibiler resmen ortalığa zehir saçıyor. Kendi ırkçı saplantılarından başka birşey konuşamayarak habire insanlar arasında düşmanlık ve bölücülük yaratıyorlar. Buna dur deyin bence. Aptallık ediyorsunuz. Irkçıları anladık da artık resmen soykırımdan bahseden ırkçılara da müsamaha olur mu yahu?

upuaut
15-01-2014, 17:50
Irkçı olduğunuzu söylüyorsunuz yani..
Peki sn.upuaut..
Doğuda ermenilere karşı savaşan,güneyde fransızlara/ingilizlere karşı savaşan kürtler değil miydi?
Eğer kürtler batı hariç,bu ülkenin her yerinde savaşmasalardı,Türkiye diye bir ülke var olabilir miydi acaba?
Çanakkale savaşına kürtler katılmamış veya bu savaştan kaçmışlar;demek ki kürtler hain gibi sığ bir yaklaşım kabul edilebilir mi?

Sağolsun, Nevander #20 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=510178&postcount=20) no'lu mesajında düşüncelerime tercüman olmuş. Ben ırkçı falan değilim; sadece malumun ilanı tekrarladım. Ama bu arada, dediğin gibi Kürtler'in Ermeniler'e ve Fransızlar'a karşı savunmalarını biliyoruz, Tarik kitaplarından. Ancak Kürtler buna rağmen Atatürk'ün "Türkiye Halkı" çerçevesinde verdiği "Millet" tanımında çok şeyi yerine getirmez ya da getirmemiştir. Yani sorun burada. Ben de buna dikkat çekmek istedim. Yoksa, Kürtler ile bir alıp veremediğim yoktur.

Eğer siz görüşlerinizde haklıysanız o zaman şu temel sorunun yanıtını vermeniz gerekir: Nevander'in #20 (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=510178&postcount=20) no'lu mesajında verdiği örneklerin 40'ta 1'i Batılı ve gelişmiş bir ülkede, bırakın bu ülkeleri dünyanın herhangi bir normal ülkesinde yapmış olsaydı, onlara nasıl davranılırdı?

Sen bu soruya doyurucu ve ikna edici bir yanıt ver, biz de kendi düşüncelerimizde haksız olduğumuzu hemen itiraf edelim.

Yahu diyorum ki; Kürtler de Dinciler gibi Devletimizden imtiyazlar (ayrıcalıklar) istiyor ve eğer istedikleri imtiyazları vermezsek Devletimize başkaldırıyor, ayrılacağını söylüyor. Onların bu istekleri tüm dünyada insanoğlunun en aşağılık, zavallılık denilen seviyedir. Yani çalışmadan rahat yaşamak istiyorlar. Biz de diyoruz ki, tüm dünyada çalışmadan yaşamanın mümkün olmadığı ve normal bir devlette her yurttaşa eşit haklar sağlanır ve kim, çalışmasına ve kabiliyetine göre öne geçerse o yükselir. Bunun dışında, Devlet'ten ayrıcalık/lar istemek zavallılıktır. Bununla birlikte, dinimize göre (ki bu özellik sadece İslamiyet'te mevcuttur) düşkünlere ve zayıflara yardım etmek herkesin görevidir. Ama Devletimiz bunları yerine getirmesine rağmen Kürtler kafayı yemişçesine hala ayrılık istiyorsa, kusura bakmasınlar, kimse onlara iyi gözle bakmaz.

Özetle, eğer doğruları söylemek suçsa, evet ben suç işliyorum ya da size göre ırkçılık ise öyle olsun. Bu söylediklerim yalnızca Kürtler için geçerli değildir; özellikle Cumhuriyetimizin başlangıcından bu yana aşırı eziklik duyan Dinciler için de geçerlidir.

upuaut
15-01-2014, 17:54
Edilemez... Bu şuna benzer: "Çerkes Ethem ve kuvvetleri I. İnönü savaşında Kuva'yı Milliye'yi arkadan vurmaya başlamıştır, demek ki tüm Çerkes kökenliler haindir!"

Yani bana göre, bizlerin, yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, her zamankinden fazla birlik-beraberlik göstermemiz lazımdır, eğer ki emperyalizm denen canavara milletçe yem olmak istemiyorsak.

Bu konudaki ilk mesajımda dediğim gibi, bu tarz yaklaşımlar sadece emperyalizmin işine yarayacaktır - var mı aksini ispat edebilecek kişi?

Kardeşim, sen Tarih okumamışsın galiba. Çerkes Ethem bir çete lideri idi ve bastırıldı. Ama Çerkes Ethem'in başkaldırısı tüm Çerkesleri kapsasaydı, o zaman otururp Kürtler'de olduğu gibi konuyu enine boyuna ele almamız gerekecekti. Dolayısıyla senin Çerkesler hakkındaki çıkarımın Aristo mantığında kalır. Buna göre emperyalizme başkaldırmak, birlik içinde olur; ayrılık içinde değil.

postalmarx
15-01-2014, 18:10
Yahu diyorum ki; Kürtler de Dinciler gibi Devletimizden imtiyazlar (ayrıcalıklar) istiyor ve eğer istedikleri imtiyazları vermezsek Devletimize başkaldırıyor, ayrılacağını söylüyor. Onların bu istekleri tüm dünyada insanoğlunun en aşağılık, zavallılık denilen seviyedir. Yani çalışmadan rahat yaşamak istiyorlar. Biz de diyoruz ki, tüm dünyada çalışmadan yaşamanın mümkün olmadığı ve normal bir devlette her yurttaşa eşit haklar sağlanır ve kim, çalışmasına ve kabiliyetine göre öne geçerse o yükselir. Bunun dışında, Devlet'ten ayrıcalık/lar istemek zavallılıktır. Bununla birlikte, dinimize göre (ki bu özellik sadece İslamiyet'te mevcuttur) düşkünlere ve zayıflara yardım etmek herkesin görevidir. Ama Devletimiz bunları yerine getirmesine rağmen Kürtler kafayı yemişçesine hala ayrılık istiyorsa, kusura bakmasınlar, kimse onlara iyi gözle bakmaz.


Bu adamın bu lafından sonra kim onu ciddiye alır da buna cevap verirse seviyeyi düşürmüş olur. Daha politik mevzuların ABC'sini bilmeyenlerle, niyeti bozuk olup bariz çarpıtmalara kasten veya zırcahillikten girenlerle bu mevzuyu kimse tartışmamalıdır. Biraz sessiz otursun, tartışmaları izlesin, öğrensin konu neymiş. Ondan sonra mevzuya dalsın. Biraz tavır koyun bu tarz gerzekliklere beyler allahaşkına ya.

upuaut
15-01-2014, 20:22
Bu adamın bu lafından sonra kim onu ciddiye alır da buna cevap verirse seviyeyi düşürmüş olur. Daha politik mevzuların ABC'sini bilmeyenlerle, niyeti bozuk olup bariz çarpıtmalara kasten veya zırcahillikten girenlerle bu mevzuyu kimse tartışmamalıdır. Biraz sessiz otursun, tartışmaları izlesin, öğrensin konu neymiş. Ondan sonra mevzuya dalsın. Biraz tavır koyun bu tarz gerzekliklere beyler allahaşkına ya.

Madem öyle, şuna ne diyeceksin?

“Botan aşiretinden Bedirhan ailesi İngiliz ajanları ile anlaşmış ve İngiliz mandasını kabul etmiştir. (http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/08/09/turkiye%E2%80%99de-kurt-isyanlari/)”

İngiliz mandasını kabul etmek demek, ne demek? Her ne kadar sorun (Kürt Sorunu değil) siyasi gibi gözükse de gerçekte, İngiliz mandası, sonrasında da ABD mandasını kabul ederek gücün transferinden ve bunun için de aşağılık durumu seçmekten başka bir şey değildir.

Bu konuda şu madde son derece önemli ve bir mihenk taşıdır:

6 — Manda ve Himaye kabul olunamaz (Bildiri, madde 7), Erzurum Kongresi'nin bildirisi ve kararları (http://www.atam.gov.tr/nutuk/erzurum-kongresinin-bildirisi-ve-kararlari).

Peki "Manda (http://tr.wikipedia.org/wiki/Manda_(diplomasi))" ne idi?

Siyasal anlamda, Wiki'ye göre, I. Dünya Savaşı (http://tr.wikipedia.org/wiki/I._D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1)'ndan sonra bazı az gelişmiş ülkeleri, kendi kendilerini yönetecek bir düzeye eriştirip, bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Milletler Cemiyeti (http://tr.wikipedia.org/wiki/Milletler_Cemiyeti) adına yönetmek için bazı büyük devletlere verilen yetkidir. Geleneksel sömürgeciliği tasfiye etmeye yönelik bir proje olarak düşünülmüş, ancak uygulamada geleneksel sömürgeciliğe benzer sonuçlar doğurmuştur.

Fransızca olan manda sözcüğünün kelime anlamı "yetki, görev" demektir.

Atatürk, "NUTUK (http://www.nigde.edu.tr/ckfinder_portal/userfiles/files/NUTUK.pdf)" adlı büyük yapıtına "1919 senesi Mayısının 19-uncu günü Samsuna çıktım. Genel durum ve görünüm" sözüyle başlayarak, memleketteki genel vaziyeti şöyle şöyle diyerek uzun uzadıya anlattıktan sonra (ki bu genel vaziyet 3-13 sayfaları arasında 11 sayfa yer tutar) şu karar varır:


Açıkladığım bilgi ve gözlemlere göre üç tür karar ortaya atılmıştı:

Birincisi, İngiltere'nin koruyuculuğunu istemek.
İkincisi, Amerika'nın mandasını istemek.

Bu iki türden karara varmış olanlar, Osmanlı Devletinin bir bütün olarak kalmasını düşünenlerdir. Osmanlı ülkesinin değişik devletler arasında bölüşülmesinden ise ülkeyi bütün olarak, bir devletin koruması altında bulundurmayı yeğleyenlerdir.

Üçüncü karar: Yerel kurtuluş yollarına yöneliktir. Örneğin; bazı bölgeler, kendilerinin Osmanlı Devletinden koparılacağı varsayımına karşı ondan ayrılmamak önlemlerine başvuruyor. Bazı bölgeler de, Osmanlı Devletinin yok edileceği ve Osmanlı ülkelerinin paylaşılacağını bir olup bitti sayarak kendi başlarına kurtarmaya çalışıyorlar.

Bu üç tür kararın gerekçeleri vermiş olduğum açıklamalar arasında vardır.

Efendiler, ben, bu kararların hiçbirini yerinde bulmadım. Çünkü, bu kararların dayandığı bütün kanıtlar ve mantıklar çürüktü, esassız idi. Gerçekte, içinde bulunduğumuz tarihte, Osmanlı Devletinin temelleri çökmüştü, ömrü tamam olmuştu. Osmanlı memleketleri tümüyle parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son sorun, bunun da bölüşülmesini sağlamaya çalışanlarla uğraşılmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükûmet bunlar hepsi içeriği kalmamış birtakım anlamsız sözlerden ibaretti.

Neyin ve kimin korunması için kimden ve ne yardım istenmek düşünülüyordu? O halde ciddî ve gerçek karar ne olabilirdi?


Efendiler, bu durum karşısında bir, tek bir karar vardı. O da, ulusal egemenliğe dayalı, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak!


İşte, daha, İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.

Atatürk, devamında (14. sayfada) aldığı kararın gerekçesini açıklarken, "Manda"dan ne anladığını şöyle açıklar:

Bu kararın dayandığı en kuvvetli düşünülmüş ve mantık şu idi:

Esas; Türk milletinin haysiyetli ve onurlu bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin ve refah içinde olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir ulusa, uygar insanlık, uşaklıktan üstün bir nitelik yakıştırmaz.

Yabancı bir devletin koruma ve kayırmasını kabul etmek, insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü, miskinliği benimsemekten başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağılık duruma düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine hiç olasılık yoktur.

Halbuki Türk'ün değeri ve onuru ve yeteneği çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.

Bundan ötürü, ya bağımsızlık ya ölüm!

‹İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktı›.

Oku da öğren, Sosyalmarx. Aaaa, tabii sen yalnızca Marksizm okuduğun için bunları anlayamazsın. Kaldı ki, başlangıçta Leninizm ile aynı amaç uğruna koştuğumuzu nereden bileceksin.

Atatürk'ün bu sözlerini (bana kalsa, "NUTUK (http://www.nigde.edu.tr/ckfinder_portal/userfiles/files/NUTUK.pdf)"u tamamen oku diyeceğim) iyi oku! Oku da ne demek istediğimi anla! Yukarıda Atatürk'ün kırmızı renkle vurguladığım sözleriyle benim söylediklerim birbirine paraleldir. Sadece ifade farklılığı var, o kadar!

çakırcalı
15-01-2014, 20:24
Ben Ermenilerin hakkını burada herkesten çok savunuyorum. Soykırım inkarcısı değilim. Ama tarihsel bir gerçek de şudur ki 1915 yılında Ermeni vatandaşlar dağbaşlarındaki toplu mezarlarına polis eşliğinde kendi ayaklarıyla tıpış tıpış gittiler. Tabii ki kendi devletlerinin böyle haince bir şey planladığını tahmin edememişlerdir. Doğrudur. Ama burada "koyun gibi" benzetmesi bu manada söylenmiştir.

Ben burada asıl uyarılması gerekenin Nevandaar ve Romulus gibi aşırı fikirlere sahip insanlar olduğunu düşünüyorum. Burada yıkımdan, düşmanlıktan, nefretten tek bahseden onlar. Herkes yapıcı birşeyler konuşmaya çalışırken bunlar sadece ırkçı bir temelde düşmanlık yapıyorlar. Soykırımcı fikirler savunarak insanları tahrik ediyorlar. Halkları birbirine düşman etme niyetindeler. Bu nasıl kabul edilebilir birşey ki? Uyarılan ben mi olmalıydım burada? Adamların günlerdir neler yazdığını okumuyor musun? Fikir özgürlüğü de bu kadar mı be kardeşim? Şiddet ve hatta soykırım fikirlerinin ima edilerek dillendirilmesi ifade özgürlüğüne sığar mı? Siz de armudun çöpünü ayıklarken deveyi hamuduyla yutuyorsunuz yani kusura bakmayın. Bak yukarda yazdığım öfkeli yazıyı bu ırkçının provokatif yazısı olmasa yazmazdım, normalde düşünmezdim bile. Bu adam ve bunun gibiler resmen ortalığa zehir saçıyor. Kendi ırkçı saplantılarından başka birşey konuşamayarak habire insanlar arasında düşmanlık ve bölücülük yaratıyorlar. Buna dur deyin bence. Aptallık ediyorsunuz. Irkçıları anladık da artık resmen soykırımdan bahseden ırkçılara da müsamaha olur mu yahu?
"Sen ne sevgi pıtırcığıymışsın öyle, aman da aman diyebilirdim bir kısım yazılarını okumasam" diyebilirdim, şu iletini okuduktan sonra okumamış olsam. Mum dikmişsin burada. Hele şu "Aptallık ediyorsunuz" agulamasına bayıldım. Ne anlamlı bir ileti...

Ahlaksız
15-01-2014, 20:48
................
Özetle, eğer doğruları söylemek suçsa, evet ben suç işliyorum ya da size göre ırkçılık ise öyle olsun. Bu söylediklerim yalnızca Kürtler için geçerli değildir; özellikle Cumhuriyetimizin başlangıcından bu yana aşırı eziklik duyan Dinciler için de geçerlidir.
Sn.upuaut;şu cümle size ait;
Kürtler'e iyi gözle bakmamız mümkün değildir.
Kürtlerin sürekli isyan etmesi gerçeği,bizim kürtlere kötü gözle bakmamıza neden olmamalı..''Acaba neden isyan ediyor bu insanlar?'' desek daha doğru olmaz mı?
Doğu bölgesinde hâlâ çocuklar okula yollanmıyor..O bölgede çocuklar evlenip çocuk sahibi oluyor..O bölgede ne fabrika,ne de doğru düzgün bir altyapı var..Böyle bir bölgede bir kısım gençlerin isyanını baz alıp,kürtlere genel olarak kötü gözle bakmaya hakkımız var mı?

Empati yapalım..

Uludere'de iki kardeşinizi kaybettiniz diyelim..İsyan etmez misiniz?

Şeyh sait isyanının veya koçgiri gibi isyanların nedeni sadece bölücülük mü,yoksa o bölgedeki muazzam cehalet mi?

Eline silah almış cahil insana ne anlatacaksın?!

Devlet olarak cahil insanların eline silah almasının önüne geçemezsen,bölünmeye mahkumsundur..!

upuaut
15-01-2014, 21:11
Sn.upuaut;şu cümle size ait;

Kürtlerin sürekli isyan etmesi gerçeği,bizim kürtlere kötü gözle bakmamıza neden olmamalı..''Acaba neden isyan ediyor bu insanlar?'' desek daha doğru olmaz mı?
Doğu bölgesinde hâlâ çocuklar okula yollanmıyor..O bölgede çocuklar evlenip çocuk sahibi oluyor..O bölgede ne fabrika,ne de doğru düzgün bir altyapı var..Böyle bir bölgede bir kısım gençlerin isyanını baz alıp,kürtlere genel olarak kötü gözle bakmaya hakkımız var mı?

Empati yapalım..

Uludere'de iki kardeşinizi kaybettiniz diyelim..İsyan etmez misiniz?

Şeyh sait isyanının veya koçgiri gibi isyanların nedeni sadece bölücülük mü,yoksa o bölgedeki muazzam cehalet mi?

Eline silah almış cahil insana ne anlatacaksın?!

Devlet olarak cahil insanların eline silah almasının önüne geçemezsen,bölünmeye mahkumsundur..!

Haklısın, orada geçmişteki olayların kötü tesiriyle amacımı aşmışım. Yani o sözü söylerken bugünkü Kürtleri kastetmedim.

Bu arada, hazır Uludere (Kürtçe, Roboski) olayından bahsetmişken, neden hala bu olay aydınlatılamadı; insan bu soruyu sormaktan kendisini alamıyor. Acaba o sırada bölgede uçuş yapmakta olan İHA (İnsansız Hava Aracı) düşük çözünürlüklü görüntüler çekti de, Genelkurmay çözünürlüğü düşük bu belirsiz görüntülerden bir şey mi anlayamadı?

Bilindiği üzere, Başbakan Erdoğan'ın Türkiye'de siyasetin ısındığı bugünlerde Japonya'ya yaptığı ziyaretin asıl nedeni, İsrail Göktürk 2 uydusuna yaptığı perdeleme olduğu anlaşıldı (Bkz. "Başbakan Göktürk 2 uydusunun İsrail üzerinden uçarken düşük çözünürlük problemini çözmek için Japonya'ya gitti (http://www.haberalkibrisli.net/turkiye/ziyaretin-konusu-israil-perdesi-h6939.html)").

Ahlaksız
15-01-2014, 22:07
Bu arada, hazır Uludere (Kürtçe, Roboski) olayından bahsetmişken, neden hala bu olay aydınlatılamadı; insan bu soruyu sormaktan kendisini alamıyor.
Pkklılar yıllarca karakol bastılar ve askerleri katlettiler..Sivillerin üzerine ateş açtılar ve katliamlara imza attılar..Bu katilleri EL Akp hükümeti dağdan indirdi ve bu katillerin ''yaptıklarımızdan pişman değiliz'' demelerine rağmen,bu katilleri affetti..Şimdi böyle bir hükümetin,masum sivilleri katledenlere hesap sormasını istemek,mantıklı bir istek mi?

Suçlu oldukları bariz olanları cezalandır(a)mayan devlet,Uludere olayını aydınlatır mı acaba?!

Devlet ''ben de katilim'' der mi acaba?

Nevandaar
15-01-2014, 23:32
Yahu diyorum ki; Kürtler de Dinciler gibi Devletimizden imtiyazlar (ayrıcalıklar) istiyor ve eğer istedikleri imtiyazları vermezsek Devletimize başkaldırıyor, ayrılacağını söylüyor. Onların bu istekleri tüm dünyada insanoğlunun en aşağılık, zavallılık denilen seviyedir. Yani çalışmadan rahat yaşamak istiyorlar. Biz de diyoruz ki, tüm dünyada çalışmadan yaşamanın mümkün olmadığı ve normal bir devlette her yurttaşa eşit haklar sağlanır ve kim, çalışmasına ve kabiliyetine göre öne geçerse o yükselir. Bunun dışında, Devlet'ten ayrıcalık/lar istemek zavallılıktır. Bununla birlikte, dinimize göre (ki bu özellik sadece İslamiyet'te mevcuttur) düşkünlere ve zayıflara yardım etmek herkesin görevidir. Ama Devletimiz bunları yerine getirmesine rağmen Kürtler kafayı yemişçesine hala ayrılık istiyorsa, kusura bakmasınlar, kimse onlara iyi gözle bakmaz.

Özetle, eğer doğruları söylemek suçsa, evet ben suç işliyorum ya da size göre ırkçılık ise öyle olsun. Bu söylediklerim yalnızca Kürtler için geçerli değildir; özellikle Cumhuriyetimizin başlangıcından bu yana aşırı eziklik duyan Dinciler için de geçerlidir.

BDP'li Yıldız: Vergi vermeyiz yardım alırız (http://siyaset.milliyet.com.tr/bdp-li-yildiz-vergi-vermeyiz-yardim-aliriz/siyaset/siyasetdetay/25.07.2011/1418506/default.htm)

Sn.upuaut;şu cümle size ait;

Kürtlerin sürekli isyan etmesi gerçeği,bizim kürtlere kötü gözle bakmamıza neden olmamalı..''Acaba neden isyan ediyor bu insanlar?'' desek daha doğru olmaz mı?
Doğu bölgesinde hâlâ çocuklar okula yollanmıyor..O bölgede çocuklar evlenip çocuk sahibi oluyor..O bölgede ne fabrika,ne de doğru düzgün bir altyapı var..Böyle bir bölgede bir kısım gençlerin isyanını baz alıp,kürtlere genel olarak kötü gözle bakmaya hakkımız var mı?

Empati yapalım..

Uludere'de iki kardeşinizi kaybettiniz diyelim..İsyan etmez misiniz?

Şeyh sait isyanının veya koçgiri gibi isyanların nedeni sadece bölücülük mü,yoksa o bölgedeki muazzam cehalet mi?

Eline silah almış cahil insana ne anlatacaksın?!

Devlet olarak cahil insanların eline silah almasının önüne geçemezsen,bölünmeye mahkumsundur..!

Sayın Nolan; hırsızın hiç mi suçu yok?

Güneydoğu ve Doğu'nun Kürt yoğunluklu kısımlarında aşırı bir nüfus artışı var. Ülkenin ekonomisi zaten içler acısı. İşsizliği düşük göstermek için anketlerdeki soruların zaman aralıklarını geniş tutmayı geçtim, her yere üniversite(!) açıp sorunu halının altına süpürmeye çalışıyorlar; gençlere resmen hayal tacirliği yapıyorlar.
Şimdi durumumuz bu kadar vahim. Varsayalım ki terör olayları hiç olmadı, Türkler ile Kürtler 150 senedir kanlı değiller. Kendi yağı ile kavrulmaya çalışan fakir halkız diyelim.

Kürtler'in bu kadar hızlı çoğalmasının Türkiye'ye zararları nelerdir?

Türkiye'nin etnik yapısını değiştirmeye çalışmaları, daha fazla nüfusa sahip olarak ülkenin altını oymaya çalışmaları, Apo'nun: Kürtler ya silaha ya karısına sarılacak. Türkler Anadolu'yu 1000 senede Türkleştirdiler, biz 100 senede Kürtleştireceğiz sözlerini falan hepsini bir kenara bırakarak cevaplamaya çalışalım.
Hem fakir hem de çok fazla çocuk olunca haliyle çocuklar en temel ihtiyaçlarını bile tedarik edemiyorlar, ana baba sevgisi hak getire. Bu çocuklar bolca suça bulaşıyorlar ve şehirleri terörize ediyorlar. İş az işsiz sayısı çokken ve de Kürtler nüfus artışına ultra katkı sağlarken patronların da insanları daha iyi sömürmesine el ayak oluyorlar.
Şimdi, Türk devleti Güneydoğu'da doğum kontrolü uygulamasına geçmek istese, her aileyi kayıt altına alınıp düzenli aralıklarla kontrol etse ve planlamanın dışına çıkan istenmeyen çocuk doğumlarının önüne geçmek istese ne olur?

Bdp'liler ve muhtemelen Akp'nin Kürt kökenlileri de birlikte olmak üzre Kürt kökenli vatandaşları devlete isyana teşvik ederler mi etmezler mi?
Zira tarihimizde grip aşısına karşı "Sakın aşı olmayın, sizleri kısırlaştırmaya çalışıyorlar. Kürtlerin kökünü kazıyacaklar." gibi söylemleri mevcut barış ve demokrasi aşıklarının.
Kürt kökenli siyasetçiler Türk devletini oradan kazımak için her türlü yolu deniyorlar. Kah Avrupa Birliği'nin kah Abd'nin yollarını aşındırıp bolca "Sizin Ortadoğu'daki planlarınız için talibiz. Bize TC'ye karşı yardım edin." mesajlarını veriyorlar.
Peki Kürt kökenli halk bunları destekliyor mu desteklemiyor mu?
Halkından tamamen farklı söylemlerde bulunmuyor herhalde bu kürt kökenli siyasetçiler değil mi?
Sanırım vatandaş kürdün de Türk devleti üzerinde baza hayalleri var gibi!?

https://www.youtube.com/watch?v=-zmMMwQ-sGs

Örneğin bu video Güneydoğu'nun durumunu özetliyor diyebiliriz. Şimdi bu çocuklara ne yapmak gerekli?
Muhtemelen eğitmeli vatana millete hayırlı vatandaş yapmalı diyeceksiniz.
Bu çocukların bu hal ve tavırları sadece sokaklardan etkilenmeyle olamaz. Ailelerinde de buna benzer durum olmalı ki bu yaşta daha Türk askerini öldürme hayali kuruyor olabilsinler.
Muhtemel olarak teröre destek veren ailelerini mahkemeye verip hapse atıp çocukları da özel olarak devlet eliyle yetiştirebilir miyiz?
Hiç sanmıyorum. Devletin bu yönde bir gücü yok. Birkaç kez böyle işler yapmaya kalkışsa bile Kürt kökenli siyasetçiler ortaya çıkıp "TC kürt çocuklarını kaçırıyor. Faşist TC" ve benzeri söylemlerde bulunup halkı kışkırtmaya çalışırlar değil mi?

Peki sizce ne yapmalıyız?

Uludere olayı ile alakalı da cevap vermek isterim: Hangi ülkede yaşıyor olursam olayım o ülkenin hukukuna uyar her insan gibi normal vatandaş olmaya çalışırım. Eğer kardeşim devletin altını oymaya çalışan işler içine girmişse ve devlet de onu öldürmüşse, onun cesedini alır kanalizasyona atarım.
Herkes fakirlikten kırılırken benim kardeşim her türlü pisliğe bulaşacak ve cezalandırılmaya kalktığında da "Yaptım ama sor bakalım neden yaptım?" diyecek. Böyle bir dünya yok...

çakırcalı
16-01-2014, 00:58
...
Yine Osman Baydemir, bir röportajda "Türkler Kürtler ile yaşamak istiyorlarsa Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Ürdün ile sınırları kaldırmalı ve Ermenistan ile de sınır kapılarını açmalı." demişti.
...
Cidden bunu demiş olamaz. Hani, "Türkler Türkler ile yaşamak istiyorsa tüm Asya, Afrika ve Avrupa sınırları kaldırılmalı" diyen birine karşılık söylense hadi neys... Efenim? Onu diyen de mi var? Şaka şaka...

"Türkler, Türkiye'nin olmasını istiyorlarsa tüm sınırlarını kaldırmalı" :amen:denseydi, ne kadar da aptalca olurdu ama. Hele bir de bunu bir hukukçu (muhakeme/mantık formasyonlu biri) derse var ya, dadından yinmez. Şaka, şaka... gibi.

Yok, yok! Zorla güzellik olmuyor hakikaten. Dil eğitiminin ve ikinci, üçüncü dil öğreniminin insan zekasına oldukça olumlu etki ettiği ileri sürülür bir takım araştırmanlarca ama demek ki evdeki hesap çarşıya uymuyor, alışmadık gözde lens durmuyor. Zorla okumak, cehaleti bile öldüremeyebiliyor bazen...

Erdem Alaca
16-01-2014, 01:15
"Bu çocuklara ne yapmak gerekli?"den ziyade, "Devletin hatası nedir de oyun çağındaki bu çocuklar bunları söylemektedir?" hakkında fikirlerimi açıklamak isterim.

Terör... Kardeşim bitir şunu devlet olarak, bir bitir. Altı üstü 5000 tane terörist, bunla başedemiyorsan zaten o makamında oturma - cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, genelkurmay, vs. Önce bitir şu belayı. Yani bugün yurtdışında hangi adama söylesen "Ya, bizim 700bin askerimiz, 300bin polisimiz var ama, 5000 kişiyle başedemedik, onlara teslim olduk - dolayısıyla Abdullah bey İmralı'dan ne emrediyorsa, onu gerçekleştirmeye gayret etmekteyiz." --- adam bi tarafıyla güler sana.

Eğitim... Devlet olarak o bölgeye seferber ol, hedefin eğitim seviyesini ülke genelinin çok üstüne çıkarmak olsun oralarda. Kız çocukları, gerekiyorsa kızını okutmak istemeyen ana-babaları ikna etmek için psikologlarını, vs. devreye sok - okula gitsin tüm çocuklar, hepsi üniversite devirsinler...

Yatırımlar... Terörü bitirirsen, zaten yatırımcı işadamları için "pazar" olacaktır oraları. Teşvik ver (gerçi bu şu anda yapılıyor galiba), ucuz maliyetli kredi sağla, devlet olarak sen de yatırım yap, yeni yeni işsahaları aç durmaksızın. Yani biz devlete niye vergi veriyoruz? Bu gibi eksikliklerle de uğraşsın diye. Biraz daha az çalınız da, memleketin eksiğine ihtiyacına bakınız... Devlet olarak amacın bir İzmir, İstanbul, Denizli, Bursa, vb. nasılsa bir Muş, Bitlis, Hakkari, Şırnak'ın, vb. da o emsalde olması olsun, bunun için çaba sarfet... Oradaki insanlardan hiçbiri aklından geçirmesin "Devletimiz bizim şehrimize üvey evlat muamelesi yapıyor" diye.

...

Şu yukarıda saydığım üç maddeyle başlasa "devlet baba(!)", problemin büyük çoğunluğunu çözmüş olacak - ama tabii sen senelerce emperyalizm kuklalığıyla kendini kademeli olarak bölgeden ve bölge sorunlarından sütre gerisine çekersen, başına bunlar gelecektir elbet. Ben ve benim gibi insanlar da hergün yırtınır dururuz "Aman ülkemiz bölünmesin, aman kardeş kardeşi katletmesin, aman emperyalizme lokma olmayalım" diye...

Ahlaksız
16-01-2014, 01:28
Sn.Nevandaar;devlet nüfus politikasını uygulayamıyorsa,çok çocuk yapan kürtlere bir şey demeye hakkımız yoktur..Fakir ve cahil bir insana çocuk yapma diyemezsiniz..Bu sorunu devlet çözmelidir..Devlet bu çok önemli sorunu çöz(e)meyince,fakirlik ve cehaletten kurtulamıyoruz işte..!

Ben teröristlerle müzakereye karşıyım..Bu apayrı bir konu..Dağdaki teröristlerin yok edilmesini isterim..Bu konular ile bu sorunların sosyolojik/toplumsal/siyasi yönleri farklı şeyler..
Devlet doğudaki insanları kucaklamadıkça,bu terör sorunu hiç bitmeyecek..Gerçi batıdakileri de kucaklamıyor ama neyse artık..

Uludere konusunda farklı düşünüyoruz galiba..O insanlar geçim sıkıntısı yüzünden illegal yollara başvuruyorlar..Dertleri sadece karınlarını doyurmak..Bu insanlar sigara ve mazot kaçakçılığı yaptılar diye ölmeyi hak etmediler/etmiyorlar..