Jolly Jocker
25-01-2012, 02:42
Yavaş yavaş gidelim. Tabusuz düşünelim.
- Bu 'Kurtuluş Savaşı' ne kadar ''büyüktü''? 30 senedir devlet ve PKK savaşıyor mesela. Yaklaşık 40.000 insan öldü. Ama buna rağmen devlet bunun bir (iç)savaş olduğunu kabul etmiyor. ''Çatışma'' diyor, ''terörle mücadele'' diyor. Ama sadece 4 yıl süren ve ölü sayısı 10.000'i bile bulmayan bir çatışma anlı-şanlı kurtuluş savaşı olarak resmi tarih kitaplarında okutuluyor! Bunda bir gariplik yok mu? Bu arada, İstiklal Mahkemelerince yargılanıp öldürülenlerlerin ''kurtuluş savaşında'' ölenlerden daha fazla olduğunu da not edelim. M.Kemal'in huyu böyle. Osmanlı zamanında katıldığı savaşlarda da(Libya, Filistin) düşmana yenilmiş, düşmandan çok kendi halkı içinde hain ilan ettiklerini öldürmüştür.
- Osmanlı Devleti ile TC'yi kuran kadrolar ilişkisiz değildir. TC'yi kuranlar da Osmanlı bürokrasi ve ordusundandır, politikacıdır, herşeyden evvel vatandaştır. Osmanlı bir savaşa girmiş(Birinci Dünya Savaşı) ve yenilmiştir. Diğer yenilen devletlere ne yapıldıysa ona da o yapılmıştır. Farklı bir hüküm yoktur. Toprak ilhakı ve kendi nüfusunu yerleştirme İtilaf devletleri için söz konusu değildir. Adamların zaten savaş dolayısıyla kamuoyları rahatsız, maliyeleri zor durumda. Sömürgelerine giden yoldaki Anadolu'nun güvende olmasını istiyorlar. Anadolu'yu paylaşmaya kalkmanın aralrında yeni bir savaş çıkarabileceğini biliyorlar. Bunu kimse istemiyor. Yapacakları şey tarihsel, kurumsal ve nüfussal olarak bariz biçimde üstün olan Türklerin çoğunlukta olduğu yerlerde(yani bugünkü TC sınırlarında) güçlü(yani piyasa ekonomisinin gerekleri açısından istikrarı güvenceye alacak), güvenilir(yani işbirlikçi) bir Türk devleti kurmaktı. Bunu nereden biliyoruz? Hem aklın gereği bu hem de zaten gerek -Amerikan- Wilson İlkelerinde gerekse -İngilizlerin yayınladığı- Savaş Hedefleri Deklarasyonunda açık açık belirtiyorlar. Zaten İngiltere, ordusunu terhise başlamıştı. Avrupa kamuoyu savaş aleyhine dönmüştü. Kurulması istenen Türk Devletinin Lozan'da kurulandan farkı yok. ''Kurtuluş savaşı'' neyin savaşıydı o zaman? İşte esas mesele bu. Resmi tarihin yalan perdesinden bizi kurtaran ince nokta da burası. Kurtuluş savaşından önce İtilaf devletlerince kurulması planlanan Türk devleti ile ''Kurtuluş Savaşından'' sonra kurulan Türk devleti arasında başlıca iki fark var: Savaş ve soykırım suçlusu ittihatçı artıklarının büyük kısmının yargılanmaktan yakayı kurtarmış olması ve -bununla da bağlantılı olarak- saltanatın kalkıp kemalist bürokrasinin egemen olması.
- ''Kurtuluş Savaşı''nda biz tam olarak neyden kurtulduk o halde? Sevr'den olmadığı kesin! Hatta Sevr'i başımıza bela eden ''kurtuluş savaşı'' verenler oldu. Kurtuluş savaşı 1919'da başlar, Sevr ise 1920'de görüşülüp planlanmıştır. Yani Sevr, kurtuluş savaşından sonra ortaya çıkmıştır. İttihatçı artıkları ve kemalistler rahat durmayınca ''kurtuluş savaşına'' bir tepki olarak adamlar Sevr'i hazırladı, Yunan'ı İzmir'e çıkardı. Kilikya'ya Fransız müdahelesi söz konusu edildi. ''Kurtuluş savaşı'' denen süreç, tümüyle gereksiz bir macera sürecidir ve tek amacı iktidarı sultandan almaktır. Bunu da elbette halka dayanarak yapması mümkün değil. Zira halkın çoğunluğu sultana ve hilafete bağlı. Tepeden yapıyor bunu. Kitleleri kullanmak için de bir ''kurtuluş savaşı'' hikayesi propoganda ediliyor. Oysa söz konusu olan bir darbeden ibarettir. İtilaf devletlerinin istediği Türk devleti 4 yıl gecikerek Lozan'da kurulmuştur. Fakat artık muhatapları Saray değil TBMM'dir.
- Kurtuluş savaşında emperyalizmden kurtulmak söz konusu değildir. Kemalistler her zaman için emperyalizmle uzlaşmaya hazır olmuşlardır. Batum'un işgali ve bunun İngilizlerle masaya oturmak için koz olarak kullanılması bunun en büyük göstergesidir. Kemalistlerin tek derdi iktidara bütünüyle sahip olmaktı. Kurtuluş savaşında emperyalist devletlerle değil düne kadar tebamız olan bizden daha ufak devletlerle(Yunanistan, Ermenistan v.s.) savaşılmıştır. Bu emperyalizme karşı verilmiş bir kurtuluş savaşı değildir. Emperyalist sistemden ise zaten bir çıkış söz konusu değildir zira kemalizm de kapitalist sistemle barışıktır. Kendi elleriyle burjuva sınıfı yaratmış, o sınıf da daha sonra -piyasa ekonomisinin kaçınılmaz sürüklemesi sonucu- komprador yönelimlere girmiştir. Kemalistler yabancı sermayeyi de davet etmişlerdir. Kısacası; ne açıdan bakarsak bakalım ortada bir ''kurtuluş'' yoktur.
- Savaş sonrası kurulan TC de ''ilerici'' sayılabilecek bir devlet değildir. Kemalizm demokratik devrimci olarak görülemez zira ne demokrasi getirmiştir ne de feodalizmi tasfiye etmiştir. Kapitalizmin global boyutta tekelleşip muhafazakarlaştığı ve tüm ilericiliğini yitirdiği emperyalizm çağında tercihini kapitalizmden yana yapan bir yeni devletin ilerici niteliğe haiz olması zaten mümkün değildi. Darbe sürecindeki milliyetçilik, iktidarın ele geçirilmesi ve resmi tarih yazımına girişilmesiyle git gide şovenleşti. Kürtlere karşı kitle katliamları, asimilasyon, imha ve inkar politikaları uygulandı. Bizans'tan kök alan, devletin dini kontrol altına almasına dayanan gelenek biraz rötuşlanıp ''laiklik'' diye takdim edildi. Yabancı devletlerin azınlık hakları için müdahil olmasını engellemek için hem azınlık düşmanı ve tektipçi, yağmacı, linççi bir milliyetçi saldırganlık geliştirildi hem de -müslim ve garımüslimlere uygulanan- çift hukukluluk yerine ''medeni hukuk'' mecburen kabul edildi. Tabi kemalist iktidar medeni hukuk ve ''kadın haklarını'' da Ata'mızın milletine bahşetmesi olarak sunmayı ihmal etmedi. (Feodal altyapı aynen dururken ne kadın hakkıysa artık?)
- Devlet eliyle gerçekleştirilen kapitalistleşme, dönüşümün tabandan ve sağlıklı biçimde yaşanmasının önüne geçerek tepeden, toplum mühendisliği biçimde yaşanmasını sağladı. Bu yüzden dönüşümler toplumda kök de salamadı. Zaten çoğu -başta şapka giyilmesi zorunluluğu olmak üzere- şekilde kalan, kemalizmin kendine özgü milliyetçiliğinin Batı karşısındaki aşağılık kompleksini ve özentiliğini gidermeyi hedef alan yapay konuları içeriyordu.
Kısacası; ''kurtuluş savaşı'' denen süreç tam bir resmi tarih uydurmasıdır. İşin iç yüzünde bir darbe yatar. Kurulan demokrasisiz, feodalizmli, şovenist, katliamcı cumhuriyetin ise içi boştur, değersizdir ve zaten topluma kök salamamıştır. Kemalist hareket antiemperyalist nitelik taşımaz. Bu yüzden kurtuluşçu nitelikte de değildir. Burjuva, küçük burjuva ve bürokrat özlüdür. Azınlık fobisi onda islam dışılığı tehdit olarak algılamayı doğurmuş, bu da ne denli boş bir laiklik anlayışına sahip olduğunun göstergesi olmuştur. (''Laiklik var, inanç hürriyeti var, elbette islamdan çıkabilirsin ama o zaman azınlık olursun, yabancı devletler seni kullanıp iç işlerimize karışırlar, buna izin veremeyiz. En iyisi bu ülkeden 'temizlenmen'dir.'' mantığı...)
- Bu 'Kurtuluş Savaşı' ne kadar ''büyüktü''? 30 senedir devlet ve PKK savaşıyor mesela. Yaklaşık 40.000 insan öldü. Ama buna rağmen devlet bunun bir (iç)savaş olduğunu kabul etmiyor. ''Çatışma'' diyor, ''terörle mücadele'' diyor. Ama sadece 4 yıl süren ve ölü sayısı 10.000'i bile bulmayan bir çatışma anlı-şanlı kurtuluş savaşı olarak resmi tarih kitaplarında okutuluyor! Bunda bir gariplik yok mu? Bu arada, İstiklal Mahkemelerince yargılanıp öldürülenlerlerin ''kurtuluş savaşında'' ölenlerden daha fazla olduğunu da not edelim. M.Kemal'in huyu böyle. Osmanlı zamanında katıldığı savaşlarda da(Libya, Filistin) düşmana yenilmiş, düşmandan çok kendi halkı içinde hain ilan ettiklerini öldürmüştür.
- Osmanlı Devleti ile TC'yi kuran kadrolar ilişkisiz değildir. TC'yi kuranlar da Osmanlı bürokrasi ve ordusundandır, politikacıdır, herşeyden evvel vatandaştır. Osmanlı bir savaşa girmiş(Birinci Dünya Savaşı) ve yenilmiştir. Diğer yenilen devletlere ne yapıldıysa ona da o yapılmıştır. Farklı bir hüküm yoktur. Toprak ilhakı ve kendi nüfusunu yerleştirme İtilaf devletleri için söz konusu değildir. Adamların zaten savaş dolayısıyla kamuoyları rahatsız, maliyeleri zor durumda. Sömürgelerine giden yoldaki Anadolu'nun güvende olmasını istiyorlar. Anadolu'yu paylaşmaya kalkmanın aralrında yeni bir savaş çıkarabileceğini biliyorlar. Bunu kimse istemiyor. Yapacakları şey tarihsel, kurumsal ve nüfussal olarak bariz biçimde üstün olan Türklerin çoğunlukta olduğu yerlerde(yani bugünkü TC sınırlarında) güçlü(yani piyasa ekonomisinin gerekleri açısından istikrarı güvenceye alacak), güvenilir(yani işbirlikçi) bir Türk devleti kurmaktı. Bunu nereden biliyoruz? Hem aklın gereği bu hem de zaten gerek -Amerikan- Wilson İlkelerinde gerekse -İngilizlerin yayınladığı- Savaş Hedefleri Deklarasyonunda açık açık belirtiyorlar. Zaten İngiltere, ordusunu terhise başlamıştı. Avrupa kamuoyu savaş aleyhine dönmüştü. Kurulması istenen Türk Devletinin Lozan'da kurulandan farkı yok. ''Kurtuluş savaşı'' neyin savaşıydı o zaman? İşte esas mesele bu. Resmi tarihin yalan perdesinden bizi kurtaran ince nokta da burası. Kurtuluş savaşından önce İtilaf devletlerince kurulması planlanan Türk devleti ile ''Kurtuluş Savaşından'' sonra kurulan Türk devleti arasında başlıca iki fark var: Savaş ve soykırım suçlusu ittihatçı artıklarının büyük kısmının yargılanmaktan yakayı kurtarmış olması ve -bununla da bağlantılı olarak- saltanatın kalkıp kemalist bürokrasinin egemen olması.
- ''Kurtuluş Savaşı''nda biz tam olarak neyden kurtulduk o halde? Sevr'den olmadığı kesin! Hatta Sevr'i başımıza bela eden ''kurtuluş savaşı'' verenler oldu. Kurtuluş savaşı 1919'da başlar, Sevr ise 1920'de görüşülüp planlanmıştır. Yani Sevr, kurtuluş savaşından sonra ortaya çıkmıştır. İttihatçı artıkları ve kemalistler rahat durmayınca ''kurtuluş savaşına'' bir tepki olarak adamlar Sevr'i hazırladı, Yunan'ı İzmir'e çıkardı. Kilikya'ya Fransız müdahelesi söz konusu edildi. ''Kurtuluş savaşı'' denen süreç, tümüyle gereksiz bir macera sürecidir ve tek amacı iktidarı sultandan almaktır. Bunu da elbette halka dayanarak yapması mümkün değil. Zira halkın çoğunluğu sultana ve hilafete bağlı. Tepeden yapıyor bunu. Kitleleri kullanmak için de bir ''kurtuluş savaşı'' hikayesi propoganda ediliyor. Oysa söz konusu olan bir darbeden ibarettir. İtilaf devletlerinin istediği Türk devleti 4 yıl gecikerek Lozan'da kurulmuştur. Fakat artık muhatapları Saray değil TBMM'dir.
- Kurtuluş savaşında emperyalizmden kurtulmak söz konusu değildir. Kemalistler her zaman için emperyalizmle uzlaşmaya hazır olmuşlardır. Batum'un işgali ve bunun İngilizlerle masaya oturmak için koz olarak kullanılması bunun en büyük göstergesidir. Kemalistlerin tek derdi iktidara bütünüyle sahip olmaktı. Kurtuluş savaşında emperyalist devletlerle değil düne kadar tebamız olan bizden daha ufak devletlerle(Yunanistan, Ermenistan v.s.) savaşılmıştır. Bu emperyalizme karşı verilmiş bir kurtuluş savaşı değildir. Emperyalist sistemden ise zaten bir çıkış söz konusu değildir zira kemalizm de kapitalist sistemle barışıktır. Kendi elleriyle burjuva sınıfı yaratmış, o sınıf da daha sonra -piyasa ekonomisinin kaçınılmaz sürüklemesi sonucu- komprador yönelimlere girmiştir. Kemalistler yabancı sermayeyi de davet etmişlerdir. Kısacası; ne açıdan bakarsak bakalım ortada bir ''kurtuluş'' yoktur.
- Savaş sonrası kurulan TC de ''ilerici'' sayılabilecek bir devlet değildir. Kemalizm demokratik devrimci olarak görülemez zira ne demokrasi getirmiştir ne de feodalizmi tasfiye etmiştir. Kapitalizmin global boyutta tekelleşip muhafazakarlaştığı ve tüm ilericiliğini yitirdiği emperyalizm çağında tercihini kapitalizmden yana yapan bir yeni devletin ilerici niteliğe haiz olması zaten mümkün değildi. Darbe sürecindeki milliyetçilik, iktidarın ele geçirilmesi ve resmi tarih yazımına girişilmesiyle git gide şovenleşti. Kürtlere karşı kitle katliamları, asimilasyon, imha ve inkar politikaları uygulandı. Bizans'tan kök alan, devletin dini kontrol altına almasına dayanan gelenek biraz rötuşlanıp ''laiklik'' diye takdim edildi. Yabancı devletlerin azınlık hakları için müdahil olmasını engellemek için hem azınlık düşmanı ve tektipçi, yağmacı, linççi bir milliyetçi saldırganlık geliştirildi hem de -müslim ve garımüslimlere uygulanan- çift hukukluluk yerine ''medeni hukuk'' mecburen kabul edildi. Tabi kemalist iktidar medeni hukuk ve ''kadın haklarını'' da Ata'mızın milletine bahşetmesi olarak sunmayı ihmal etmedi. (Feodal altyapı aynen dururken ne kadın hakkıysa artık?)
- Devlet eliyle gerçekleştirilen kapitalistleşme, dönüşümün tabandan ve sağlıklı biçimde yaşanmasının önüne geçerek tepeden, toplum mühendisliği biçimde yaşanmasını sağladı. Bu yüzden dönüşümler toplumda kök de salamadı. Zaten çoğu -başta şapka giyilmesi zorunluluğu olmak üzere- şekilde kalan, kemalizmin kendine özgü milliyetçiliğinin Batı karşısındaki aşağılık kompleksini ve özentiliğini gidermeyi hedef alan yapay konuları içeriyordu.
Kısacası; ''kurtuluş savaşı'' denen süreç tam bir resmi tarih uydurmasıdır. İşin iç yüzünde bir darbe yatar. Kurulan demokrasisiz, feodalizmli, şovenist, katliamcı cumhuriyetin ise içi boştur, değersizdir ve zaten topluma kök salamamıştır. Kemalist hareket antiemperyalist nitelik taşımaz. Bu yüzden kurtuluşçu nitelikte de değildir. Burjuva, küçük burjuva ve bürokrat özlüdür. Azınlık fobisi onda islam dışılığı tehdit olarak algılamayı doğurmuş, bu da ne denli boş bir laiklik anlayışına sahip olduğunun göstergesi olmuştur. (''Laiklik var, inanç hürriyeti var, elbette islamdan çıkabilirsin ama o zaman azınlık olursun, yabancı devletler seni kullanıp iç işlerimize karışırlar, buna izin veremeyiz. En iyisi bu ülkeden 'temizlenmen'dir.'' mantığı...)