PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Demokratik Özerklik Projesi


Jolly Jocker
27-01-2012, 00:34
BDP'nin Demokratik Özerklik Projesi var, mulumunuz. En habersiz insan dahi bunun adını duymuştur. Bu projeden Halkların Demokratik Kongresi'nin bildirilerinde, BDP parti programında ve BDP'lilerin bu proje için açtığı özel başlıkta detaylıca bahsediliyor. Buradan alıntılarla bu projeyi burada tartışmaya açmak istiyorum.

Proje, burjuva medya tarafından genellikle ''bölünme-parçalanma'' görüşü içerisinde ve sadece ulusal sorun bağlamında değerlendirilse de bundan ibaret değil. Bu proje yönetim ve denetim aygıtının halka yakınlaştırılması, ''daha az devlet - daha çok toplum'' düşüncesi yönünde bir adım, yerel ve yerinden yönetimleri güçlendirerek demokrasiyi derinleştirmesi gibi açılardan da dikkate alınmalı.

----------------------------------------------------------------

BDP'nin Demokratik Özerklik Dosyasında proje şöyle anlatılıyor(tümünü değil kısaca anlaşılmasını sağlayacak biçimde bir kısmını alıntılıyorum);

''Türkiye’de ‘hâkimiyetin kayıtsız, şartsız millete ait’ olduğu, milletin iradesinin her şeyin üstünde olduğu söylemlerine rağmen, halkın demokratik bir şekilde devlet yönetimine katılımını sağlayacak mekanizmalar oluşturulmamakta, sivil siyaset üzerindeki askeri vesayet gerçeği olağan bir durum olarak telakki edilmektedir.

''Kongremiz, bu temelde Türkiye’deki siyasi-idari yapılanmanın köklü bir reformla ele alınarak değiştirilmesini kaçınılmaz görmektedir. Yaşanan süreçler, dünya genelinde yaşanan deneyimler ve hali hazırda Ortadoğu’da ve ülkemizde yaşanmakta olan fiili durumlar da göz önünde bulundurularak, devletleşmenin hele hele ulus temelinde bir devletleşmenin halklara demokrasi ve özgürlük yerine baskı getirdiği açıktır.

''Bu tespit doğrultusunda, her ulus için ayrı bir devlet talep etme gibi felsefi ve konjönktürel gerçeklikten uzak ve halkların birbirini boğazlamasına kadar gidebilecek bir süreci tetikleyecek siyaset anlayışı yerine, halkların demokratik birliğini esas alan, demokrasiyi genel bir meclise hapsetmeyen, halkın tartışma ve karar mekanizmalarına katılımını kolaylaştıran, toplumun temel bütün sorunlarını en iyi şekilde ve yerinde çözüme kavuşturacağı bir siyasi ve idari yapılanma modeli, kendini büyük bir ihtiyaç olarak dayatmaktadır.

''Kongremiz, Ülke bütünlüğü içinde halkın yerelde söz ve karar sahibi olmasını sağlayacak ve tüm farklılıkların kendini özgürce ifade edebileceği düzeyde özerklik kazanması temeline dayanan modelin çağdaş anlatımını “demokratik özerklik” biçiminde tanımlamaktadır. Demokratik öz yönetim anlamına gelen demokratik özerklik, Demokratik Cumhuriyet’in özüne uygun niteliklerinin pekiştirilmesidir.

''Demokratik Özerklik

·Türkiye siyasi ve idari yapısında demokratikleşmeyi sağlamak amacıyla köklü bir reformu öngörür.

·Sadece devlet sistemini değiştirerek sorunların çözülemeyeceğinden hareketle, toplumun öz yeterliliğini esas alır.

·Sorunların çözümünde geliştirilecek yöntemler için, yereli güçlendirme, halkı söz ve karar sahibi kılma felsefesiyle hareket eder.

·Halkın karar süreçlerine dâhil olması için demokratik katılımcılığı savunur ve tüm yerel birimlerde meclis sistemini esas alır.

·Salt “Etnik” ve “Toprak” temelli özerklik anlayışı yerine kültürel farklılıkların özgürce ifade edildiği bölgesel ve yerel bir yapılanmayı savunur.

·“Bayrak” ve “Resmi Dil” tüm “Türkiye Ulusu” için geçerli olmakla birlikte her bölge ve özerk birimin kendi renkleri ve sembolleriyle demokratik öz yönetimini oluşturmasını öngörür.

·Demokratik özerk yönetim, “bölge meclisi” olarak örgütlenir ve meclislerde görev alan kişiler de “bölge meclis temsilcisi” olarak tanımlanır. Meclis hem meclis başkanını hem de görevli olduğu alandaki işleri yürütecek yürütme kurulu üyelerini ayrı ayrı seçer. Başkan ve yürütme kurulu üyelerinin, meclisin aldığı kararların icrasından sorumlu olmaları öngörülür.

·Bölgelerin her biri o bölgenin özel adı veya bölge meclisinin yetki sınırları içinde bulunan en büyük ilin adıyla anılacaktır.

·Demokratik özerklik modelinde il valileri, hem merkezi hükümetin hem de bölge yürütme kurulunun aldığı kararları uygulamakla görevlidir. Bakanlıkların taşra teşkilatları da aynı prosedüre tabi olacaklardır. İl Genel Meclisleri, Belediye ve Muhtarlıklar gibi diğer idari yapılar varlığını korumaya devam edeceklerdir.

''Bu idari modelde, birbiriyle yoğun bir şekilde sosyo-kültürel ve ekonomik ilişki içinde bulunan komşu illeri kapsayan, yapı olarak seçimle iş başına gelen il genel meclislerine benzeyen âdem-i merkeziyetçi bölgesel meclis olacaktır. Bu bölgesel meclisler, eğitim, sağlık, kültür, sosyal hizmetler, tarım, denizcilik, sanayi, imar, çevre, turizm, telekomünikasyon, sosyal güvenlik, kadın, gençlik, spor ve diğer hizmet alanlarından sorumlu olacaktır. Dışişleri, maliye ve savunma hizmetleri de merkezi hükümet tarafından yürütülecektir. Emniyet ve adalet hizmetleri merkezi hükümet ve bölge meclisleri tarafından ortak yürütülecektir.

''Türkiye’de sayıları 20-25 olabilecek şekilde kurulacak bölge meclisleri, TBMM ve bölgeler arasında işleri kolaylaştıran, halkın yönetime daha fazla katılımını sağlayan, çağdaş, demokratik bir siyasi ve idari yapılanmadır. Bu siyasi ve idari yapının işleyişi ve hukuku önümüzdeki dönemde sürdürülecek olan yoğun akademik ve siyasi tartışmalar sonucunda şekillenecektir.

''Toplumun kendi öz ve sivil örgütlenmeleri ile birlikte ele alınması gereken “Demokratik Özerklik” uygulaması, özünde “az devlet” “çok toplum”, başka bir ifadeyle “az yasak” “çok özgürlük” anlayışının açık bir modelidir. Bunun içindir ki, toplumun tüm sorunlarının çözümünün devletten beklenmediği, sivil ve bağımsız kurumlar aracılığı ile toplumun kendi sorunlarına çözümler geliştirebildiği daha pratik, daha demokratik ve daha katılımcı bir sistemdir. Ekonomiden çevre sorunlarına, sağlıktan eğitime, kültür ve sanattan kadın özgürlüğüne kadar toplumsal yaşamın her alanında öz yeterliliği esas alan özerk birimler planlanmaktadır. Bunun anlamı toplumun, kendi demokratik özerklik sistemini, kendi iradesi ile inşa etmesidir. Kongremiz, bir yandan devlet yapılanmasında reformu öngörürken öte yandan beklemeksizin toplumun kendi örgütlenme sistemini kurmasını kararlaştırmıştır.

''Kongremiz, özellikle Anayasa’daki mevcut “ULUS” kavramının etnik vurgularla değil, demokratik uluslaşmanın bir ifadesi olarak “DEMOKRATİK TÜRKİYE ULUSU” ortak aidiyetiyle yeniden tanımlanmasını zorunlu görür.

''Herkesi Türk olarak tanımlayan bir vatandaşlık tanımı yerine kültürel kimlikleri kabul eden ve bu kültürel kimliklere dayalı Türkiye Ulusu’nun tümünü kapsayan “TÜRKİYELİLİK” üst kimliği çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını esas alır. Türkiye Ulusu’nu oluşturan farklı kimlik ve kültürler, kendi farklılıklarını anayasal güvence içerisinde koruyup geliştirdikleri bu sistemle daha özgür bir ortama kavuşacaklardır. Aslında 1920’lerde kabul edilmiş olan bu esaslar, 1921 Anayasası’nda da yer alırken, 1924 Anayasası ile ortadan kaldırılmıştır.

Devam Eedecek...

Jolly Jocker
27-01-2012, 00:42
BDP parti programında Demokratik Özerklikle ilintili kısımlar ise şöyle(çok uzun olmaması için atlayarak alıntılıyorum);

''Katılımcı, Demokratik ve Özgür Bir Türkiye
Seçimle halk tarafından geçici bir süre için görevlendirilen iktidarlar, kendi dar çıkarlarına göre kadın-erkek, emek-sermaye, doğa-toplum, devlet-toplum, devlet-birey arasında tek taraflı “sözleşme”lerle devleti ele geçirilmesi gereken bir tabuya dönüştürmüştür. İktidar arayışı bir sosyal hizmet yarışı olmaktan çıkarılmış, diğer bütün siyasi güçleri ortadan kaldırmayı amaçlayan bir muhalefet düşmanlığı halini almıştır. Uzlaşma ve diyalog yolları çoğu kez etkin ve verimli bir biçimde kullanılmamış, zaman zaman da tamamen reddedilmiştir. Siyasal faaliyet özünden koparılmış, zorunlu itaat mekanizması haline getirilmiştir.

''İnsanların devletten temel beklentisi; güvenlik, barış ve refah içinde bir arada yaşamanın koşullarının yaratılmasıdır. Devletin daha fazla güç ve yetkiyle donatılarak, büyük bir organizasyona dönüşmesi, toplumu baskı altına alma keyfiyetine yol açmaktadır. BDP devletin, küçük bir azınlığın çıkarlarının temsiline dayanan hantal yapısının değiştirilmesi gereğine inanmaktadır. Bu da, devletin, toplumsal hukuku ve adaleti esas alan, siyasal açıdan küçültülmüş bir hizmet ve eşgüdüm aracına dönüştürülmesiyle sağlanacaktır. Devlet baskıcı niteliğiyle küçültülecek, sosyal devlet niteliği ile ise, güçlendirilecektir.

''Yerel yönetimler, özgürlükçü, eşitlikçi, çoğulcu ve katılımcı demokrasinin temel yönetim organları olarak yeniden düzenlenecektir.

''Tarihte yerel ve bölgesel özerklik politikaları hep olagelmiş, ahlakî ve politik toplumun varlığını sürdürmesinde önemli rol oynamışlardır. Tarih boyunca dağlar, çöller ve ormanlık alanlar başta olmak üzere, yeryüzünün çok geniş bir coğrafyasında kabile, aşiret, köy ve kent toplumu halinde yaşayan halklar ve uluslar, demokratik-özgürlükçü olmayan güçlere karşı sürekli özerklik ve bağımsızlık politikaları ile direniş sergilemişlerdir. İdari yönetim bağlamında yerel özerklik ve demokrasi taleplerinin giderek artması, günümüzde katı merkeziyetçi yönetim modellerinin terk edilerek, âdem-i merkeziyetçiliği esas alan ve yerellerde halkın karar süreçlerine doğrudan katılımının önünü açan güçlendirilmiş yerel yönetimler modeline geçişi beraberinde getirmiştir. Ülkemizde ise, katı merkeziyetçi, hantal yönetim yapısı halen varlığını sürdürmekte ve yerel demokrasinin gelişiminin önünü kesmektedir.

''Bu anlamda yerel yönetimleri demokrasinin beşiği olarak kabul eden temel paradigmadan hareketle siyasal yönetimin katılımcılığı temelinde, ekolojik dengenin esas alındığı yerinden yönetimle, yerel toplumun özgül talep ve ihtiyaçlarına dayanan demokratik özerklik geliştirilecektir. Tüm bu saydıklarımızın gerçekleşmesi için sosyal adalet ilkesi temel alınacaktır.

''Yerinden Yönetim
Demokrasinin derinleştirilmesi açısından yerel yönetimler tarihsel bir öneme sahiptir. Halkın katılımına ve denetimine kapalı merkezi ve yerel yönetim anlayışının olduğu Türkiye’de, milyonlarca insanın geleceğini ilgilendiren tüm ekonomik ve siyasal kararlar bir avuç azınlık tarafından alınmaktadır. İşçiler, emekçiler, ezilenler, kadınlar ve gençler yok sayılmakta, toplumsal yaşamın bütün alanlarında olduğu gibi burada da dışlanmaktadır.

''Oysa yerel yönetimler yüz yüze ilişkilerin yaşandığı ve gündelik hayatımızı ilgilendiren hizmetlerin görüldüğü ev/mahalle ile merkezi yönetim arasında yer alan siyasal katılımı özendiren bir özelliğe sahiptir. Bu nedenle de özellikle kadınları, çocukları, gençleri doğrudan ilgilendiren bir siyasal faaliyet düzeyidir. Partimiz özellikle kadınların yerinden yönetime katılımını özendirecek, dışarıda bırakılan kesimleri yerel sürece katacak tedbirleri alacaktır.

''Türkiye'de yerel yönetimlerin temel sorunu, merkezi yönetimin vesayetini esas alan yasal ve idari düzenlemelerdir. Yerel yönetimlerin gerçek anlamıyla rollerini oynayabilmeleri için, merkezin vesayetine son verilerek, yerinden yönetim ilkesine uygun merkez karşısında özerk bir konum kazanmaları sağlanacaktır. Böylece anayasada düzenlenecek geniş yetki devriyle idari açıdan temel yönetim organlarına dönüştürüleceklerdir. Yerel yönetimlere, merkezi yasalarla çelişmemek üzere görev alanlarıyla ilgili konularda yasama yetkisi de verilecektir.

''Yerel yönetimler mali açıdan merkeze bağlı olmaktan çıkarılacak, merkeze bağımlı olan yerel yönetimlerin haksız, adaletsiz ve ayrımcı uygulamalara maruz kalmasına son verilecek, bu açıdan yerel yönetimlerin kendi kaynaklarını kendilerinin yaratması esas alınacak, yerel ölçekte vergi toplamaları, merkezi hükümetle eş güdüm içinde vergi oranlarını belirlemelerine olanak tanınacak, idari ve mali yönden özerk hale gelmeleri sağlanacaktır.

''Belediyeler arası eşitsizliklerin giderilmesi ve adaletsiz kaynak aktarımının önlenmesi için "Ortak Fon" uygulamasına gidilerek güçsüz belediyeler desteklenecektir.

''Genel güvenlik, ulaşım, gümrük ve dış ilişkiler dışındaki tüm hizmetler merkezi yapıdan, yetki devri ve paylaşımı yöntemiyle yerel yönetimlere devredilecek, bununla birlikte gerekli kaynak, yetki ve sorumluluk tanınacaktır. Sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, konut ve çevre gibi alanlarda merkezi hükümet makro hedefleri ve genel standartları belirleyecek, kamu hizmetlerinin sunulması ise yerel yönetimlere bırakılacaktır.

''Belediyeler; Türkiye’nin çok kültürlü, çok kimlikli ve değişik inanç sahiplerine göre hizmetlerini yürütmelidirler. Bu nedenle çok dilli, çok kültürlü belediyecilik temel yaklaşımımız olacaktır. Hizmetlerin etkin ve verimli olması için yerel dillerde hizmet verilecektir.

''Belediyeler arası eşitsizliklerin giderilmesi ve adaletsiz kaynak aktarımının önlenmesi için "Ortak Fon" uygulamasına gidilerek güçsüz belediyeler desteklenecektir.

Jolly Jocker
27-01-2012, 01:22
Demokratik Özerklik Projesi görüldüğü gibi ''Demokratik Öz Yönetim'' olarak tanımlanabilir. Varolan illerin biraz daha büyütülerek ''bölge'' gibi değerlendirilmesi, böyle 20-25 bölge oluşturulması, bölgelerin seçimle gelen meclislere sahip olması, yerel ve yerinden yönetimin güçlendirilmesi, böylece yönetim aygıtının kitlelere daha yakınlaştırılarak halkın daha katılımcı bir hale gelmesi, demokrasinin derinleştirilmesi v.b.'yi temel alıyor. Kürt sorununu da ''geçerken'' çözüyor.

Bu projeyi A. Öcalan'ın ''ekolojik, demokratik, cinsiyet özgürlükçü paradigma''sı ve ''demokratik sosyalizm'' tasavvuruyla birlikte düşünmek daha zihin açıcı olur. PKK'nin sitelerinde yaptığım küçük bir gezinti ve okuduğum peşpeşe makalelerde gördüm ki Öcalan'la pek çok konuda ortak düşüncelerimiz var! Benim için fazlasıyla şaşırtıcı oldu. Açıkçası, onu fazla tanımıyor ve bu kadar gelişkin bir teorik kapasitesi olduğunu bilmiyordum.

Öcalan Murray Bookchin'in eko-anarşizminden bir hayli etkilenmiş. Fakat kendi görüşünü -biraz da pragmatik kaygıyla olsa gerek- anarşizm olarak değil de ''demokratik sosyalizm'' olarak ortaya koyuyor. Devlet düşüncesini tümüyle bir kenara bırakmış. Halkın kendini yönettiği -öz yönetim- organlarına dayanan bir demokratik komünler ağını tasavvur ediyor. Haliyle bölünme ve ayrı bir Kürt devleti kurma gibi bir düşüncesi de yok. Ulus devlet hedefi olmadığı için milliyetçilikle itham edilmeyi de hak etmiyor.

Fakat Öcalan -kendi cümlelerimle özetlersem- demokratik sosyalizme direkt geçilemeyeceğini, bunu yapmanın kitlelerin eseri olması gerektiğini, bunun için de evvela kitlelerin kendi yaşamlarını yönetmeyi öğrenmeleri ve aktifleşmeleri gerektiğini düşünüyor. Bu yüzden evvela demokratik sosyalizmin yolunu hazırlayacak, 'tabir caizse' sistemi kuracak insan gücünü hazırlayacak bir aşamayı öne çıkarıyor. İşte buna ''ekolojik, demokratik, cinsiyet özgürlükçü paradigma'' diyor. Anladığım kadarıyla böyle. Bu aşamada radikal ve yerinden yönetime dayanan bir demokrasi ile hem burjuva devlet güçten düşürülecek hem de halkın yönetim aygıtına katılımı radikal ölçüde artırılarak emekçiler siyasallaşacak. Herşey üzerinde git gide daha fazla müdahil, kontrolör ve yönetici olan emekçi halkın yönettikleri üzerindeki mülkiyeti de talep edeceği varsayımına dayanıyor gibi. Cinsiyet özgürlükçü hareketin bugünden inşası ve ekolojik duyarlılığın geliştirilmesi de bu devrimci demokrasi anlayışına eşlik ediyor.

Görüldüğü üzere burada leninizmden ciddi bir kopuş var. Öcalan kendini marksizmden de koparıyor. Ondan faydalanıyor ama eleştiriyor da. ''Marksizmi aştığını'' söylüyor. Marksist olmadığını belirtiyor. Bendeniz de benzer bir tutumu takınmakla birlikte kendimi heterodoks marksizm sınırlarında muhafaza etmeyi sürdürürüm. Öcalan marksizmin ortodoks kavranışını genel olarak marksizme eşitliyor. Bu yüzden kendini marksist olarak tanımlamıyor. Bir de tabi şu Zerdüştlüğün etkisi var. Ama bu apayrı bir konu...

Öcalan ile tarih okuması konusunda da ortaklaşıyoruz. Ekonomist indirgemeciliğe karşı çıkıyor, tarihsel determinizmi ve üretici güçler fetişizmini eleştiriyor, sosyalizmi ulaşılacak bir mutlu son gibi değil bugünden kurulabilecek bir ilişkisellik olarak okuyor. Bu yüzden tarihin eski zamanlarındaki sosyalizan hareketleri ortodoks marksistler gibi ''üretici güçlerin gelişimi elvermediğinden hayalperest olan hareketler'' olarak görmüyor, sahipleniyor. Bir egemenlerin bir de ezilenlerin tarihi olduğu görüşünü öne sürüyor ki yine ortaklaşıyoruz.

Her neyse, uzatmayalım. Öcalan'ın ''ekolojik, demokratik, cinsiyet özgürlükçü paradigma''sının vücut bulacağı proje demokratik özerklik projesi anladığım kadarıyla.