PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Piyasacılık, Darbecilik, Otoriteryanizm İlişkisi


Jolly Jocker
27-01-2012, 05:59
Başlıkta sözü geçen üçlü birbiriyle fazlasıyla ilişkili değil mi? Bizdeki 12 Eylül faşist darbesinin 24 Ocak kararlarıyla doruğa çıkarılmak istenen ekonomik liberalizasyon için ortamı dikensiz gül bahçesine çevirmek, işçi sınıfı mücadelesini sindirerek sermaye sınıfını rahatlatmak üzere yapıldığını artık bilmeyen var mı? Şili'de demokratik seçimlerle başa gelen sosyalist Allende'nin pek demokrat(!) ABD destekli bir faşist darbeyle indirildiğini bilmeyen var mı? ''Liberal demokrasi'' denen sahtekarlık ne hikmetse çoğu ülkede askeri-faşist darbeler sonrasında geliyor. Darbeci demokrasi!

Ülkemizde piyasacı sağın(böyle derken piyasacı CHP'yi de dahil ediyorum) politik yönelimlerine bakarsanız, dozu farklı olsa da otoriterlik, milliyetçilik ve tektipçilik ile tanımlandıklarını görürsünüz. En liberal geçinenlerin bile emekçilerin haklarını aramaları karşısında polis devletini ya da direkt askeri müdaheleyi savundukları vakidir. Piyasacılık, açık konuştuğunda geniş emekçi sınıflardan destek bulma olanağı olmadığı için daima gerici ve otoriter ideolojilerin peşine yapışmıştır. Liberaller dahi sürekli milliyetçi, muhafazakar ve ataerkil partilerden medet ummuşlardır. Bu, eşyanın tabiatı gereği böyledir.

Piyasa ekonomisi, klasik ve kaçınılmaz krizleri karşısında halkın isyanını önlemek için son derece otoriteryan yönelimlere girebilmektedir. Faşizm ve nazizm dünyaya kapitalizmin armağanıdır.

Piyasa ekonomisi, ''liberal demokrasi'' denen ideal(!) durumlarda da sürekli olarak kölelik üretir. Zira çalışanların iş sürecini denetim ve kontrolleri çok kısıtlıdır. İş yönetimine katılımları ise neredeyse sıfırdır. Kısacası piyasa ekonomisinde demokrasi sadece siyasal alan için geçerlidir(o da olduğu kadar!), ekonomik alanda ise demokrasinin zırnığı bile yoktur. Sosyal hakların geriliği, rekabet ortamı, stres, yorgunluk, uzayan çalışma saatleri, iş güvencesinin yokluğu, işsizlik tehdidi v.b. de eklenince kapitalizm ''cennet dekorlu cehennem hayatı'' olarak özetlenebilir. Vitrini çok süslüdür ama başka bir numarası yoktur. İş çıkışı bir barda iki bardak su katılmış bira içebiliyor olmak sizi demokratik bir ülkenin özgür yurttaşı yapmaya yetmez. Ekonomik yaşam ile politik yaşam arasındaki ayrım, yöneten yönetilen ayrımı, devlet ile 'sivil toplum' ayrımı ve bunun gibi ikilikler piyasa ekonomisinin sebep olduğu yabancılaşmalardır.

Kapitalizmde demokrasi, birkaç yıllığına yöneticileri seçip tüm yetkiyi onlara devretmeye dayanır. Hayat asaleten değil vekaleten yaşanmaktadır. Vekil adaylarını parti başkanlarının tek başlarına seçtiği düşünüldüğünde parlamenter demokrasinin foyasi iyice meydana çıkacaktır. Siyasal istikrar piyasanın istikrarıyla ilişkilendirildiği için, istikrar bozulmasın diye demokrasinin ırzına hepten geçilir. Düşmeyen seçim barajlarından ''oylar bölünmesin'' borazancılığına dek her türlü ikiyüzlülük bunlardadır.

Piyasa ekonomisinin zaten kadük ve yarım yamalak olan temsili demokrasisi bu gibi durumlar yüzünden daha da değersiz hale gelir. Kapitalizmde demokrasi, -''alt sınıfların'' politik mücadelesi korkusuyla- sürekli vesayet altındadır. Bu vesayet tek çeşit değildir. İç içe geçmiş halkalar gibidir. Emperyalist zincirde daha üst durumda olan ülkelerin vesayeti, ülke içinde devlet kurumlarının(başta asker, polis ve yargı olmak üzere) vesayeti ve hepsinin temeli olan sermayenin vesayeti söz konusudur.

Gerçek bir demokrasi ise ancak devrimci demokrasidir. Devrimci demokrasi radikaldir, üretenlerin yönetmesine dayanır. Her tür toplumsal ikiliği aşar; geleneksel devleti ortadan kaldırır. Yerel öz yönetimleri yaygınlaştırır. Doğrudan demokrasi pratikleri radikal ölçüde geliştirilir. Demokrasi kimsenin vesayetinde değildir. Siyasal alan ile toplumsal alan arasındaki yarılmışlık ortadan kaldırıldığı için ekonomi de çalışanların denetimine alınmış ve demokratik, katılımcı bir planlama başlatılmıştır. Yani demokrasi ekonomiye de sirayet etmiştir. Piyasa ekonomisi demokrasiyi taşıyamamaktadır. Tıpkı laikliği taşıyamayıp muhafazakarlığı yeniden hortlatması gibi. Kuşkusuz her sosyalist olduğunu iddia eden sistem demokrat olacak değildir. Bunu tarihsel deneyim de gösterdi. Ama tam demokrasiye ancak sosyalizmle ulaşılabilir. Sosyalizm demokrasi için yeterli değildir ama gereklidir.

Kapitalizm sadece eşitlik ve emeğin hakkı için değil özgürlük ve demokrasi adına da reddedilmelidir.