PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Çürüyen Kapitalizm ve Eleştirisi


Jolly Jocker
31-01-2012, 17:18
- Çocukluk dönemi insanın sonraki gelişiminde ve psikolojisinin, karakterinin şekillenmesinde çok önemli. Çocukluk döneminde ebeveynlerden ve etraftaki insanlardan ilgi görmek, ama öylesine değil duygulu ve duyarlı gerçek bir ilgi görmek çocuk için çok önemli. Ne var ki yoğun ve rekabetçi çalışma temposu, bireycilik ve sosyal güvencesizlik sebebiyle ebeveynler stresli ve telaşlı. Boş vakitleri yok. Çocuklarla yeterince ilgilenilmiyor. İlgilenildiğinde çocuk birşeylerin ters gittiğini hissediyor. Sonraki gelişimi ve psikolojisi bunun izlerini taşıyor. Kapitalizm daha çocukluktan itibaren bizleri sakatlıyor.

- Suç ve suçlular ne gökten iniyorlar, ne genetik yapıları gereği böyleler, ne de fıtrat yüzünden. Suç toplumsal bir olgu. Sosyo-ekonomik sistemle ve o sistemde yetişen bireyle doğrudan ilgisi var. Herkes bağlı bulunduğu kültürün ya da altkültürün ürünü. Hayvanlarla büyüyen çocukların hayvan gibi davrandıklarını biliyoruz. Kültür ve yetişme çevresi çok önemli. İnsanlar arasındaki ilişkilerin en büyük belirleyeni de sosyo-ekonomik sistem. Araştırmalar ağır suç işleyenlerin çoğunluğunun küçüklüklerinde istismara uğradıklarını gösteriyor. Onları istismar edenler de bu sistemin ürünü. Sistem insanları, insan ilişkilerini, emeklerini ve ürünlerini, velhasıl tüm sosyal yaşamı alınıp satılabilen bir metaya dönüştürüyor. Herkese ve herşeye bir fiyat biçiyor. Tüketim ve daha fazla tüketimi körüklüyor. Rekabet, bencillik, stres, güvencesizlik ve bunların sonucu olarak da empati yetileri körelen bireyler üretiyor. Bu bireyler etraflarına da zarar veriyor ve suç oranları düşmüyor. ABD'de yasalar, güvenlik güçleri, gelişmişlik ve refah seviyesinin yüksekliğine karşın suç oranının yüksekliğinin sırrı burada. Sosyo-ekonomik sistem üzerine temellenen insan ilişkileri sağlıklı değil. Dolayısıyla da sağlıklı bireyler üretmiyor. Kapitalizm tüm toplumu nevrotikleştiriyor. Kapitalizm sosyal psikolojiyi bozuyor. Kendisine tepeden bakıldığını, aşağılandıklarını düşünen, onca bolluğun ve alıcısı olmadığından çöpe giden malların yanıbaşında ihtiyaçlarını zar zor karşılayabilmek için çırpınan insanlar asabileşiyor. Tahakküm hissi insanın ruhsal sağlığını saptırıyor.

- İnsancıl bir düzeni kurmak için insanlarda ütopik bir dönüşüm olması gerekmiyor. Aksine, insancıl bir düzen insanları da değiştirecektir. Sosyal varoluş, bilinci belirler. Sevilme, yakın ilişkiler, arkadaşlık, bağlanmak, önemsenmek, fark edilmek, desteklenmek, kabul edilmek, sevgi görmek v.b. temel ihtiyaçlarımız var. Bunlar karşılandıkça merhametli, empati yetisi gelişmiş, düşünceli, yardımsever, barışçıl ve iyi insanlar oluruz. İnsanların yönelimlerini ve davranışlarını yaşanmışlıkları belirler. Peki sosyo-ekonomik sistemimiz bizim ihtiyaç duyduğumuz ilgiyi bize verebiliyor mu? Verebilseydi toplum bu kadar güvensiz ve üçüncü sayfa haberleri bu kadar korkunç olmazdı. Bize, insani olanın serpilip gelişebileceği insan ilişkilerine temel olacak yeni bir sosyo-ekonomik ilişkiler bütünü, yeni bir sistem gerekiyor.

- Serbest piyasa ekonomisinin değerli kalemlerinden ve ''Görünmez el'' tanrısını kapitalizme armağan edenlerden Adam Smith, Ulusların Zenginliği adlı kitabında aynen şöyle yazıyor: ''Geçim kıtlığı, fakir kesimin yeniden yapılanmasının limitlerini belirler ve doğal olarak bununla baş etmek için, çocuklarının elenmesinden başka yol yoktur.'' Nasıl ama? Sosyal darwinizmin en kudurmuş hali değil mi? Sanki insan çocuğundan bahsetmiyor da köpek yavrularından bahsediyor. Bireyler arası acımasız bir ırkçılık! Zaten kendisi işçi sınıfından da ısrarla ''işçi ırkı'' diye bahsetmekte. Bu sistemde çocuklarını kurban vermek zorunda kalan işçi sınıfı için demokrasi ve özgürlüğün anlamı ne kadar olabilir ki?

- Kapitalizm müsrif bir sistemdir. Kaynakların sınırlı olduğu, başta petrol olmak üzere git gide azaldığı, dünya nüfusunun arttığı ve ekolojik yıkımın kapıya dayandığı günümüz dünyasında müsrif bir sisteme tahammül yok. Kapitalizm sürekli tüketimi özendirir. Tasarruftan hoşlanmaz. Bol mal satabilmek için bol tüketim körüklemesi yapar. Bu arada, bol tüketimi karşılamak için yaptığı bol üretim ve dolayısıyla kaynak kullanımı umurunda değildir. Tüketici sayısı belli. İhtiyaçlar da katılımcı bir ekonomik dizaynla belirlenebilir. Örneği ilgili bölgede 100 aile varsa 100 çamaşır makinesi talebi olacaktır. Buna göre planlayıp üretmek varken, piyasada bu talebi karşılamaya talip beş şirket ortaya çıkar ve 500 makine üretirler. Aralarında satış için kıyasıya rekabet başlar. Ne olursa olsun sadece 100 tane satılacaktır ve 400 tanesi elde kalıp çöpe atılacaktır. Dikkat buyurun, ihtiyacı olanlara dağıtılacaktır değil, çöpe atılacaktır! Böylece 400 makine üretimi için kullanılan işgücü ve kaynaklar da boşu boşuna kullanılmış olacaktır. Sistemin müsrifliği ortada. Dünyanın artık buna tahammülü yok. Bu kadar saçma, akıl dışı bir sistemle daha fazla devam edilemez. Bu sistemi aşarsak, gereksiz üretime son verileceği için emekçiler için gereksiz çalışma da son bulacak ve boş zaman, dolayısıyla da özgürlük olanağı artacaktır.

- Piyasada uzun ömürlü malların üretimi hoş karşılanmaz. Çünkü dayanıklı, uzun ömürlü mal üretilirse, satış döngüsü uzayacak ve şirketin karlılığı düşecektir. Kapitalist dinamik bir satış döngüsünü ister. Yani bir mal satılsın, çabucak tüketilsin ve sonra yine satılsın! Satış döngüsünün sürebilmesi için mal ne kadar kısa ömürlü olursa kapitalist o kadar çok satış yapar ve o kadar çok kar eder. Bu yüzden gerçekten uzun ömürlü ürünleri üretmiyor, buna izin vermiyorlar. Uzun ömürlü ürünler 'ekonomik büyümeye' ters!

- Ama örneğin bol bol hasta olursa bolca ilaç satılacak ve yeni istihdam kapıları açılacaktır. Hastalıkların artışı ve insan sağlığının bozulması kapitalizmi kar ettirir, ekonomiyi büyütür. Bu akıl dışı sistemde ekonomik büyüme ve istihdam, insan sağlığıyla çelişebilmektedir!

- Kapitalistlerin uzun ömürlü olmayan mallara yönelimi, yani ''planlı eskitme'', tüketicileri bol bol yolmaya dayandığı gibi, uzun ömürlü mallar üretilmiş olsaydı israf edilmeyecek ve ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını gidermek için kullanılabilecek finansal kaynakların kısa ömürlü malların bolca üretimi için harcanmasına da sebep olur. Bu da sistemin yoksullardan esirgediği, onları mağdur eden bir sakatlığıdır. İsraftır. Randıman, sürdürülebilirlik, tasarruf ve sağlıklı bir yaşam kapitalizmin düşmanıdır. Sistem bunlarla ters orantılı gelişir.

- Bir kerede insanı tedavi eden ürünlerdense yavaş yavaş tedavi eden ürünleri -daha uzun satış döngüsü nedeniyle- üretmek kapitalist için daha karlı ve tercih edilirdir. Ya da ciddi bir hastalığın, örneğin kanserin, tedavisi bulunursa sağlık endüstrisi ciddi zarara uğrayacaktır. O halde sizce tedavinin bulunmasını ya da bulunsa bile yayılmasını ister mi?

- Suç ve terörizm de aslında piyasa ekonomisinin işine gelmektedir. Zira polislere yeni istihdam olanakları yaratıp ekonomiyi büyüttüğü gibi güvenlik ürünlerine yönelik talebi de artırarak yeni yatırım ve satış imkanları doğurur. Günden güne özel sektöre devrolan karlı hapishaneler de yeni 'müşterilerine' kavuşur.

- Ya savaşa ne demeli? Bu sistem savaştan da büyük paralar kazanır. Silah sanayisi en karlı ve büyük endüstrilerden biridir. Savaş olmaması, üretilen malların elde kalması, dolayısıyla yeni malları için üretimin durması, bu da işten çıkarmalar ve iflas demektir. Sistem için hiç hoş değildir. Ama savaş olursa yeni yatırımcılar da ölüm makineleri üretecek, hatta en büyük ölüm makinesini kimin üreteceği konusundaki rekabet bu konuda büyük ''ilerlemelere'' de yol açacaktır. Ne kadar çok savaş, o kadar çok silah satışı ve kar demektir. ''(Silah ve bomba) Alın, verin, ekonomiye can verin!'' Nasıl ama? Çok insancıl, çok demokratik, çok özgürlükçü değil mi!

- Üstelik sattığın silahlarla yıkılan, savaşlarda yerle bir olan herşeyi baştan üretmek için yeni yatırım ve satış olanakları da doğar! Ne güzel mantık değil mi? Önce yık, sonra baştan yarat! Sonra yine silah satıp kar et ve yıktır, sonra yine baştan yapıp kar et.

- Piyasa ekonomisinde üretim maliyetlerinin düşüklüğü karı arttıracağı için tercih edilir. Üretim maliyetlerinin düşüşü ne demektir? Taşeronlaştırma, asgari ücretin de altında insanlık dışı ücretle çalıştırma, esnek çalışma ve iş güvenliği için gerekli maliyetleri önemsemeden işçi ölümlerine sebep olma!

- Sistem bizi diğer insanlarla öyle ilişkilendiriyor ki bencilliğe, yalnızlığa, kıstırılmışlık duygusuna sıkışıyoruz. Depresyon en yaygın hastalıklardan biri haline geliyor. Kendimiz olmaya değil sahip olmaya şartlandırlıyoruz. Kendi değerimizi sahip olduklarımız üzerinden ölçer hale getiriliyoruz. Zira bu sistemde geçer akçe bu. Tükettiğin kadar varsın. Stres, güvensizlik ve yalnızlık, bencilce çıkar ilişkileri toplumdaki empatiyi sakatlıyor, toplumu yozlaştırıyor. İnsanlar birbirlerinden korkuyorlar. Kimse kimseye güvenemiyor. Herkes birbirini kolayca nesneleştirebiliyor çünkü piyasada herşey meta. Piyasa ilişkileri insan ilişkilerine de yansıyor. Tüket, kullan ve at. İnsanlık ve etik yerin dibine sokuluyor.

- Şurası bir gerçek ki kapitalizm delice temposu ve rekabetiyle, yoğun sömürüsüyle üretici güçleri sosyalizmden daha çok geliştiriyor. Ama ne pahasına? Bunu yıkıcı bir ekonomiyle, doğayı ve toplumu yıkarak, büyük bir müsriflikle, insanları ezerek yapıyor.

- Bu sistemde reklamlar, kendisine ayrılan devasa paralar yüzünden gereksiz bir israf olmanın yanısıra, ihtiyacımız olmayan şeyler için bizde arzu yaratmaya çalışıyor. duygu dünyamıza el uzatılıyor. Pavlov'un deneyindeki köpek gibi koşullandırılıyoruz satılmak istenen ürüne. Üstelik, ürünler reklamlar sayesinde gerçekte hak esahip olmadıkları bir değeri barındırıyorlarmış gibi kandırılıyoruz.

- Bir ülkenin, kendi bütçe açığını IMF ya da DB'den borç alarak kapatma yoluna gitmesi halkına ihanettir! Çünkü bu kuruluşlar, ülkelerin zor durumlarından en iğrenç şekilde faydalanıp yüksek faizle borç veriyorlar. Vermeden önce nasıl ödeneceğini de kararlaştırıyorlar tabi. Aslında AB üyeliği(Maastrich Kriterlerinin özü) de böyle. Ülkeye tasarruf paketleri uyguluyorlar. Kemer sıkma politikaları devreye giriveriyor. Hem ülkenin birikimi(emekçilerin cebinden) emperyalistlere aktarılıyor hem de ülkede kölece şartlarda çalışmaya razı ucuz işgücü ortaya çıkıyor. Ondan sonra gelsin daha şiddetli sömürü! Gıkını çıkarını polisinle ve daha etkili olmak üzere işsizlik tehdidiyle sindiriyorlar. Ülke içindeki piyasa aktörlerinin de istediği bu aslında. Daha az ücret, daha fazla süre çalıştırma, daha az üretim maliyeti, daha çok kar. Bütçeden sermaye sahiplerine daha çok transfer ve teşvik, daha az vergi. Tam bir soygun düzeni. Herşey emekçilerin cebindeki sermayeye aktarmak üzerine kurgulanmış. Burjuva politikacıları ve devlet bunun bir aracı. Daha ucuza çalıştırılan, stres içinde, yorgun, boş zamansız, güvensiz insanlar. İşte size ''demokrasi ve özgürlükler!''

- Diyelim ki 10 milyon TL param var. Piyangodan çıktı ya da miras kaldı. Bankaya yıllık faizle yatırdım ve %10(yani 1 milyon TL) faiz alıp yiyorum, hiç çalışmadan krallar gibi yaşıyorum. Bu demektir ki çalışıp üretenlerden, ekonomiden her yıl 1 milyon TL çalıyorum! Güç bela biriktirdiği parayla ev almak için bankadan tüketici kredisi çeken bir emekçi, bunu faiziyle birlikte geri öderken benim yediğim %10'u ödüyor. Bankacılık sistemi, yoksul ve orta sınıflardan alınan paraların zengin ve çok zengin sınıflara katarılması üzerine kuruludur. Soygun düzenidir! Buna ''demokrasi'' deniyor!

- Kapitalizmin sağladığı ''ilerleme'' ve ''yüksek yaşam standardı'' sadece üst sınaflar içindir. İstatistikler toplumsal piramitte aşağılara inildikçe; ortalama ömrün kısaldığını, bebek ölüm oranlarının arttığını, hastalıkların sıklaştığını gösteriyor. Daha eşit ülkelerde ise eşitsizliğin yoğun olduğu ülkelere göre; ortalama yaşam süresi daha yüksek, uyuşturucu kullanımı daha az, akıl hastalığı oranı daha az, insanların birbirlerine güvenmeleri(sosyal sermaye) daha fazla, cinayet oranı daha düşük, genel olarak suç oranı daha düşük, bebek ölüm oranı daha az, yenilik çok daha fazla!

- Ekoloji için planlı ekonomi günden güne daha elzem bir hale geliyor. Kaynakların yenilenme hızları ölçülmeli, daha hızlı tüketmemek üzere bir plan yapılıp kaynaklar buna göre değerlendirilmeli. Açık ki bu piyasanın asla yapamayacağı birşeydir. Dünya ekolojik bir felakete doğru gidiyor. İnsanlığın ipleri eline alması, kaynak kullanımı ve üretimi planlaması gerekiyor.

- Uluslararası iktisattaki ülkeler arası ''uzmanlaşma'' görüşü de sakattır. Belli bir alana yönelim, onun dışındaki alanları -kendi ülkende üretilebilir kaynakları bulunduğu halde- göz ardı edip o alanda uzmanlaşmış başka bir ülkeden ithalat yapmak mantıksız olmamasının yanısıra finansal kaynak israfına da yol açar ve aslında maliyeti artırır. Zira ulaşım maliyetleri de önemlidir. O ulaşım sırasında enerji kaynakları da boşa harcanmakta ve israf edilmektedir. Bunu önlemek için üretimin mümkün olduğunca yerelleştirilmesi lazım. Ki dağıtım maliyeti de az olsun.

- Bir bu sistemin çarpık yapısından kaynaklanan ''teknolojik işsizlik'' diye birşey var. Teknoloji geliştikçe ve insan gücünün yerini aldıkça, -ekonomi insan ihtiyaçları için değik kar etmek için örgütlenmiş olduğundan-, işçiler işlerini kaybediyor. Tüm insanlık için yaşamı kolaylaştırması gereken teknolojik gelişim ve makineleşme maalesef tam aksine işsizliği yayıp gelir dağılımını bozma sonucu veriyor. Çünkü sistem yapısal olarak çarpık. Sistemin hedefinde insan değil sermayenin büyümesi var. Sanayi büyük ölçüde teknoloji yoğun hale geldiği için en büyük sektör hizmet sektörü. Ama artık orada da makineler yavaş yavaş insanların yerini alıyor. İnsana kaçış kapısı kalmıyor. İnsanlar işten çıkarıldıkça ve çalışanlar daha düşük ücretlere boyun eğdikçe tüketici talebi düşüyor. Çünkü tüketiciler dediğimiz insanlar çalışanlardan başkası değil ve çalışanın gelirinin düşmesi, tüketicinin gelirinin ve dolayısıyla alım gücünün düşmesi demek. Alım gücünün düşmesi ise deli gibi üretilen o malların yeterli oranda satılamaması ve elde kalması sonucunu doğuruyor. Ondan sonra krizler, iflaslar, işten çıkarmalar... Görünmez el nedense bir türlü hiçbir şeyi organize edemiyor. Krizler rutinleşiyor. Ücretliyor sürekli düşüyor, kemer sıkma politikaları bitmiyor, sosyal haklar törpüleniyor ama bu krizleri ve işten çıkarmaları önlemiyor, en fazla erteleyebiliyor.

- İnsanlık tarihi büyük diktatörler gördü. Çok kan döktüler. Ama kapitalizm hesini geçti, Hitler'i bile! Pazar ve kaynak kapma yarışının sonucu olan Birinci Dünya Savaşının sorumlusu kapitalistlerdir. Milyonlarca insan ölmüştür. İkinci Dünya Savaşı da, Birincisi sonrasında Almanların maruz kaldıkları yaptırımların Alman milliyetçiliğini tetiklemesiyle çıkmıştır. Bu kadar da değil. Kapitalizm sebep olduğu kıtlıklarla milyonlarca insanın yaşamını söndürmüştür. Gandhi, ''Şiddetin en ölümcül biçimi yoksulluktur.'' der. Haklıdır. Yoksulluğu artırıp derinleştirmekten başka fonksiyonu olmayan kapitalizm bu en öldürücü silahı insanlığın başına musallat etmiştir.

- Ama iyi haberler de var. Kapitalizmin alternatifi 150 yıl öncesinden düşünüldü. O günden bugüne gerek teorik katkılar gerekse pratikten alınan derslerle gelişti zenginleşti. Sosyalizm, insanlığın önündeki biricik kurtuluş kapısı olarak parıldıyor. Daha da iyi bir haber var. Bugün varolan işlerin ezici çoğunluğu otomatiğe bağlanabilir. Bilgisayar ve makine teknolojisi bu kadar ilerlemiş vaziyette. Belli sayıda işler için insan emeği harcanacak. Yakında bu da ortadan kaldırılacaktır. Bu da demektir ki ihtiyaca göre paylaşımın(komünist aşamanın) maddi koşulları hızla olgunlaşıyor. Devlete gereksinmemiz yok. Öz yönetimle ekonomik yapıyı da siyasi-idari yapıyı da yürütmek mümkün. Gerçek bir özgürlük, eşitlik, demokrasi ve insanlık toplumunun koşulları her zamankinden daha olanaklı.

Jolly Jocker

selanikli
05-02-2012, 14:05
Dostum;

eline, beynine, yüreğine sağlık.
Muhteşem yazmışsın.
Eklenecek tek bir kelime bile yok.

Teşekkür ederim.