PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Dindar Nesil - Volume-2


Jolly Jocker
08-02-2012, 00:59
Başbakan yeni inciler armağan etti topluma. Bunları tek tek ele alıp irdelemek lazım. Lazım ki, hem muhafazakar hem demokrat olunabileceğinde ısrar eden birileri nerede hata yapmakta olduklarını artık anlasın. Başbakan son olarak şunları söyledi;

''Bu hükümet muhafazakar demokrat bir hükümettir. Dünyanın hangi ülkesine bakarsanız bakın her iktidarın belli hedefleri vardır. O ülkedeki gençlik üzerinde, insanlar üzerinde hedefleri vardır. Anayasamızın 24. maddesi bu görevi verir. Bu devlet şu anda hükümetimizin elinde bir hedefe doğru yürüyor.'' diyor...

Hedef ne olaki? Başbakan demokrasiyi serbest seçimler sonunda kim kazanırsa onun baskıcılık yapıp toplumu kalıba dökme hakkı edinmesi olarak algılıyor sanırım. Muhafazakar demokratlar tek başlarına iktidara geldiyse, tüm toplumu muhafazakar demokrat yapmak üzere devlet gücünü kullanabilirler türünden bir mantık yürütüyor. Böylece çoğulculuk ve demokrasiyi ne kadar anlamadığını da bir kez daha gösteriyor.

''Bu ülke ne çektiyse, öğrencileri formatlamak isteyen, öğrencileri, belli kalıplarla, belli ideolojilerle şekillendirmek isteyen, ikna odalarında öğrencilere zulmeden zihniyetten çekmiştir.'' diyor.

Öyle anlaşılıyor ki başbakana göre aslında esas mesele öğrenci formatlama değil. Formatın içeriği. Bu içerik ''milli'' olunca ''kötü'', ''dini'' olunca ''iyi'' oluyor. Gençliğe dinsel format atmakta -''din çok güzel birşey olduğu için''- sakınca görmeyen bir zihniyet kendini ele veriyor. Öyle anlaşılıyor ki din gibi ''güzel ve iyi şeyler'' devlet gücüyle de topluma verilebilir. Amacın yüceliği aracı meşrulaştırıyor.

''En masum kitaplar, elif ba cüzleri, Hazreti Ali cengleri, dua mecmuaları yasaklı ilan edildi. Bu ülkenin evlatlarının, dini değerlerini, manevi, milli değerlerini öğrenmeleri engellendi. İşte o malum CHP zihniyeti yaptı. Milli, manevi değerleri öğrenenler, öğretenler, cinayet işlemiş gibi tutuklandı, takip edildi, baskınlara ve baskılara maruz bırakıldı.'' diyor...

Aslında aynı şeyin kat be kat fazlası devrimcilerin başına geldi ama islamcılar sürece karşı çıkmak bir yana baskıcı devletin ortaklığını yaptılar. Kendi kitaplarının yasaklanması söz konusu olunca duyarlı ve demokrat olanlar başkaları için kör oldu. Hala öğrencilerin evinden çıkan Marks kitapları ya da 1 Mayıs bildirileri ''illegal örgüt delili'' sayılmıyor mu? Resmi ideolojiye aykırı fikirlere hayat hakkı vermemek konusunda AKP'nin tek parti döneminden farkı yok. Keza islamcı iktidarlar da bu konuda kötü bir sicile sahip. İran'da müzik bile dinlenemiyor. Ama 'demokrat' başbakanımız eleştirmek için sadece tek parti dönemi TC'sini görüyor. Onun dışındaki herşeye gözünü kapıyor. Her sıkıştığında lafı tek parti dönemi eleştirisine getirmesi de artık kabak tadı vermeye başladı. Biz o dönemi AKP sıkıştıkça kullansın diye eleştirmemiştik.

''Din ve ahlak dersi bize yüklenen bir görev. Anayasa’da “Bunu devlet öğretir” deniyor. Sadece ’öğretir’ demiyor. ‘Eğitimini ve öğretimini yapar’ diyor. Öğretim başka bir şeydir, ama eğitim bambaşka bir şeydir, aslolan odur. Onu da yapar diyor 24. madde. Biz yapmadık bunu, geldiğimizde bunu bulduk, anayasamızda var.'' diyor...

İşte hükümetin muhafazakarlığının demokratlığını bitirdiği satırlar. Anayasada yazıyor diye zorunlu din dersi dayatmasını sürdüreceğini, hatta eğitimi daha da dinselleştirerek artıracağını söylüyor. Hangi anayasa? Darbe anayasası. İşine gelince o anayasanın darbeyle yapıldığını söyleyip eleştirir, işine başka türlü gelince birden anayasaya bağlı oluverir! Alevi ve ateistlerin çocuklarına reva görülen zorunlu din eğitimi zulmü ve dayatması demokrasiye sığar mı?

''Köşelerinde yazanlara sesleniyorum; bu gençliğin tinerci olmasını mı istiyorsunuz? Siz bu gençliğin büyüklerine isyankar bir nesil mi olmasını istiyorsunuz? Siz, bu gençliğin milli, manevi değerlerinden kopuk, hiçbir istikameti, meselesi olmayan bir nesil mi olmasını istiyorsunuz?'' diyor...

İşte bu da tipik bir dinci söylemi. ''Ya dindarsın ya ateist, tinerci, ahlaksız!'' dayatması. Dindar olmayan herkese ağır hakaret ve ötekileştirme var bu sözlerde. Başbakan resmen kendi vatandaşlarının bir kısmına ayrımcılık yapıyor. Halkı dindarlık temelinde bölüp bir kesimi tinercilerle bir tutuyor. Dindar zihinde dindar olmayanların nasıl görüldüğünü de bir kez daha gözler önüne seriyor.

Öte yandan, dindar gençlik vurgusu ile ''gençlerin büyüklerine isyankar olmaması'' vurgusu da dikkat çekici. Sonra dine afyon deyince kızarlar bir de! Bu arada, başbakana göre ''milli ve manevi değerlere'' bağlılığın tek yolunun da dindar olmaktan geçtiğini anlıyoruz. Ya dindarsın ya milletsiz, vatansız, maneviyatsızsın! Maneviyatın dine indirgenmesi de ayrı bir abukluk.

Yine son cümlesinden anlaşılıyor ki başbakan için gençliğin tek meselesi ancak din olabilir. Seküler meseleler, sınıf mücadelesi, kadın hakları, genel insan hakları v.s. önemsiz!

''Beyler, önce başınızı öne eğin de hem çağdaş hem dindar bir nesil nasıl yetiştirilirmiş onu bir düşünün. Dindar bir nesil özgürlüklere saygılıdır; dindar bir nesil, farklı düşüncelere, farklı inanç gruplarına da saygılıdır. O terbiyeyi alarak yetişmiş bir nesiliz biz.'' diyor...

Öyle anlaşılıyor ki başbakan dindarlığı 'çağdaş' ve 'demokrat' bir içerikle tanımladıktan sonra devlet gücüyle herkese dayatmanın meşru olduğunu düşünüyor! Nasılsa dindarlığın içinde demokrasi de çağdaşlık da olacak! O halde herkese dayatalım. Toplum mühendisliği yapalım. Yeni resmi ideolojimiz bu olsun. Zihniyetleri bu!

Ne diyelim? Bu zihniyetten gözü kapalı demokrasi bekleyenler utansın!

ereninthenature
08-02-2012, 01:46
Ben Turkiye gibi bir ulkede yasamak icin sebep bulamiyorum artik.Gelecek cok karanlik.Hic geregi yok buralarda oylanmanin.:)

AhbAp
08-02-2012, 19:06
Bu, elbette Türkiye ile sınırlı değil! Devlet-hükümet ne demek, artık insan bunu anlamalı! Ama tabi, Türkiye'de en acıklı şekillerinden biri yaşanıyor on yıllardır.

Nerede, hangi hükümet olursa olsun, herhangi bir türünden bir nesil yetiştirme gibi bir görevleri ve hakları olmadığının anlaşılması lazım! Siyasilerin efendi değil, "hizmetli-hizmetçi" olduklarının, bunun sadece bir miting sloganından ibaret olmadığının anlaşılması lazım.

Bu, apartman için seçtiğimiz yöneticinin, diğer dairelerdeki insanların saat kaçta yemek yiyeceklerine, hangi günler sevişeceklerine, hangi TV kanalını izleyeceklerine karar vermeye başlaması gibi bir şey olur. Bu farazi örnek gerçek olsa, bu satırları okuyanlar buna da "eyvallah" derler miydi ya da böyle denmesini makul karşılarlar mıydı?

Apartman yöneticisi, apartmanın aidatlarının yatırılmasından, temizliğinden ve benzeri şeylerden sorumlu olan, bunun karşılığında bir ücret kazanan (hatta çoğu yerde işbilirliğine güvenilen ve evde boş oturmaktansa bir işe yaramaktan hoşlanan, ücret almayan emekliler yapar bunu) kişilerdir ve aslında bir hizmetlidir; işini, kendine görev veren insanların isteklerine göre yapmakla da yükümlüdür; apartmanın efendisi değildir (ama bunun bile yaşandığı yerler var).

Elbette, hükümetin-devletin bir apartman yöneticisi olmadığını biliyorum; aslında böylesi bir şeyle, gerçekte her türlüsünden nefret ettiğim devlete, sanki pembe gözlüklerle bakılabilirmiş gibi bir intiba bıraktığımı hissederek rahatsız bile oluyorum. Ama neticede, artık insanların devlete "Hizmetli! Haddini bil! Sana verdiğim görevlerin, sana düşen işlerin peşine düş! Beni kafana göre adam etmeye çalışma!" demesi gerekiyor! Yahu sen kimsin de, benim ne şekil bir adam olduğumu beğenmiyorsun ve alternatif bir nesil yaratacağını ilan ediyorsun? Sana "nesil yetiştir" diye bir görevi kim verdi?

Bunları, kendinde bu veya benzeri veya zıddı cüretleri gören/görebilecek her türlü devlet modeli için söylüyorum. Kısacası, "devlet" için söylüyorum.

Bu saçmalık ağacının yaprakları yolunarak çözülecek şeyler değil bunlar; kökünden devirmek gerekiyor!

espedos
11-04-2012, 14:15
Başbakanın atesit değil dindar nesil yetiştirme iddiası Allah'ın üstüne çıkıp, onun iman etmesini sağlayamadıklarını iman ettirme çabasıdır. Tövbe etmelidir. Bir insan bir insana iman bahşedemez.

Selalim
12-04-2012, 01:16
Freddie,

Sen aptal biri değilsin; yalnızca aptal olmakta ısrar eden birisin. Bu sözleri söylerken seni eleştirmek değil niyetim yanlış anlama. Aptal sözünü de ironik olarak algıla. Hakaret değil. Eminim istersen Başbakan'ın sözlerini başka şekilde de yorumlayabilirsin.

İnanır mısın bilmem ama ben hem Başbakan'ın sözlerini, hem de senin sözlerini tüm benliğimle anlayabiliyorum. Hani sanki senin ruhuna ya da Başbakan'ın ruhuna geçmiş gibi (tuhaf gelecek belki bu).

Sana bir şey sormak istiyorum ama bunu samimiyetinle cevaplamanı istiyorum. Kendi kendine düşünmen ve cevaplaman yeterli, alenen cevaplaman gerekmiyor istemezsen.

1. Kendini seviyor musun, benliğini, bedenini?
2. Dünyayı, insanları, yaşamayı ve yardım etmeyi seviyor musun? İnsanlar için ve insanlık için çalışmayı?
3. İnsanları ve dünyayı gerçekten tanıyor musun?
4. İnsanlara sunacağın ''gerçek ve doğru'' bir perspektifin var mı? Bunun insanları ''gerçekten'' nereye getireceğinden ''bütün kalbinle'' emin misin?
5. Herkesin senin gibi olmasını ister misin?

Şimdilik bu kadar.

Senin konuyla ilgili yazdıklarına da yazmak isterim ama belki artık sonra...
Zamanım daha doğrusu yazma isteği diyorum ben buna ikisi birarada olursa.

Sevgiler.

Jolly Jocker
12-04-2012, 02:21
Sana bir şey sormak istiyorum ama bunu samimiyetinle cevaplamanı istiyorum. Kendi kendine düşünmen ve cevaplaman yeterli, alenen cevaplaman gerekmiyor istemezsen.

1. Kendini seviyor musun, benliğini, bedenini?
2. Dünyayı, insanları, yaşamayı ve yardım etmeyi seviyor musun? İnsanlar için ve insanlık için çalışmayı?
3. İnsanları ve dünyayı gerçekten tanıyor musun?
4. İnsanlara sunacağın ''gerçek ve doğru'' bir perspektifin var mı? Bunun insanları ''gerçekten'' nereye getireceğinden ''bütün kalbinle'' emin misin?
5. Herkesin senin gibi olmasını ister misin?
Soruların konuyla bağını kuramadım ama gene de yanıtlayayım;
1. Kendimi sevmeye takılmıyorum çünkü kendimi yıkıp baştan kurmayı artık öğrendim denebilir. Sevmezsem yıkar, tekrar kurarım. Kendime bağımlı değilim. Kendimi kendime kaptırmamaya çalışıyorum. Hani derler ya, ''Bir ben var benden içeri'' diye. ''Ben'' o içeridekiyim.
2. Dünyayı şu haliyle pek sevmiyorum ama sevebileceğim şekile dönüştürülebileceğini düşünüyorum. İnsanların bazılarını seviyorum, bazılarını sevmiyorum. Çoğunlukla tanımadığım insanları severim. Çalışma zorunluluğunu ve hele ki sevmediğim bir işte çalışmayı hiç sevmem. İnsanların yardıma muhtaç hale düşmesi beni üzer ve kurtulmalarını arzularım.
3. Tanımaya çalışıyorum.
4. Böyle bir perspektife sahip olduğumu düşünüyorum. Ama eleştiri ve gelişime hep açığım.
5. İstemem. Ama arzuyu ortaklaştırmak isterdim. Özgürlüğü istemelerini isterdim. Egoizmin aşılabilmesini isterdim.

Eee, nereye ulaştık şimdi bu sorularla?
Nedense görüşlerimden çok kişiliğimle ilgilendiğin ve beni göz hapsine aldığın izlenimi edindim.

Ascendent
12-04-2012, 03:16
Soruların konuyla bağını kuramadım ama gene de yanıtlayayım;
1. Kendimi sevmeye takılmıyorum çünkü kendimi yıkıp baştan kurmayı artık öğrendim denebilir. Sevmezsem yıkar, tekrar kurarım. Kendime bağımlı değilim. Kendimi kendime kaptırmamaya çalışıyorum. Hani derler ya, ''Bir ben var benden içeri'' diye. ''Ben'' o içeridekiyim.
2. Dünyayı şu haliyle pek sevmiyorum ama sevebileceğim şekile dönüştürülebileceğini düşünüyorum. İnsanların bazılarını seviyorum, bazılarını sevmiyorum. Çoğunlukla tanımadığım insanları severim. Çalışma zorunluluğunu ve hele ki sevmediğim bir işte çalışmayı hiç sevmem. İnsanların yardıma muhtaç hale düşmesi beni üzer ve kurtulmalarını arzularım.
3. Tanımaya çalışıyorum.
4. Böyle bir perspektife sahip olduğumu düşünüyorum. Ama eleştiri ve gelişime hep açığım.
5. İstemem. Ama arzuyu ortaklaştırmak isterdim. Özgürlüğü istemelerini isterdim. Egoizmin aşılabilmesini isterdim.

Eee, nereye ulaştık şimdi bu sorularla?
Nedense görüşlerimden çok kişiliğimle ilgilendiğin ve beni göz hapsine aldığın izlenimi edindim.

Ad hominem (http://www.youtube.com/watch?v=z1_BM2rKpus)

Ad hominem içeren sinsi tartışma taktikleri işte. Sorulara cevap vermene bile gerek yoktu. Senin kişisel noksanlıklarından yola çıkıp, düşünce sistemini eleştirmeyi amaçlıyor.

Bir insanın düşüncelerinin yanlış ya da doğru olup olmaması o kişinin şahsi özlelliklerinden bağımsız bir şekilde, düşüncelerin kendi gerçekliği içinde değerlendirilmelidir.

Selalim
12-04-2012, 03:47
Ad hominem (http://www.youtube.com/watch?v=z1_BM2rKpus)

Ad hominem içeren sinsi tartışma taktikleri işte. Sorulara cevap vermene bile gerek yoktu. Senin kişisel noksanlıklarından yola çıkıp, düşünce sistemini eleştirmeyi amaçlıyor.

Bir insanın düşüncelerinin yanlış ya da doğru olup olmaması o kişinin şahsi özlelliklerinden bağımsız bir şekilde, düşüncelerin kendi gerçekliği içinde değerlendirilmelidir.
Gece gece güldürdünüz beni.

Nasıl kurtulacak insanlar bu paranoyalardan?
Aklımın ucundan dahi geçmedi, nasıl varıyorsunuz bu sonuçlara anlamıyorum.

Benden yana kötü niyet beslemenize gerek yok.

Ben konuyla ilgili düşüncelerimi de ilk yazdıklarımla ve o soruların içinde verdim aslında.

Sorular konu dışı değil, eğitim ve öğretimle, yeni bir nesil yetiştirmekle alakalı kişisel perspektifi olan herkesin kendisine sorması gereken ve üzerinde düşünmesi gereken sorular olduğundan sorgulanmasını istedim yalnızca.

Zira nesil yetiştirmek, hele de insan gibi insan olacak bir nesil, hiç kolay bir iş değil.

Hak veriyorsam birilerine sadece bunu bildiğimden.

Sevgiler.