Orijinalini görmek için tıklayınız : Şafak Pavey'e İğrenç Saldırı yine Engin Ardıç.
ahmetsln
16-02-2012, 11:59
CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey, Sabah yazarı Engin Ardıç'ın saldırısına maruz kaldı
Sabah Gazetesi Yazarı Engin Ardıç, CHP Milletvekili Şafak Pavey için "hem özürlü hem CHP'li" tabirini kullandı. Engin Ardıç'ın bu sözleri, twitter'da tepkiyle karşılaştı. Binlerce twit kullanıcısı, Ardıç'ın sözlerini eleştirdi.
TWITTER'DAN TEPKİ YAĞDI
Murat Çelik - Bu ülkede aklı başında bir sürü insan hala Engin Ardıç ve benzerlerini ciddiye alıyor ya... Benim aklım da bunu almıyor işte...
hakan demir - Engin Ardıç, Şafak Pavey'e "hem özürlü hem CHP'li" demiş. Tıp çok ilerledi Engin, parası neyse verelim git yüz nakli yaptır. Sıfatsız gezme.
DİON MODAEVİ- Bu şey genemi çıktı piyasaya Engin Ardıç be adam çirkinlik ve bayalıkla insan bu kadar mı beslenir.midemi bulandırıyorsun derdın kaç para kı
CHP online: CHP online Engin Ardıç gibilerin köşelerinde rahat etmeleri için Silivri zindanları onurlu insanlarla doldurulmadı mı?
CHP online: Engin Ardıç'ı kovmayan "Bizim Çalık" ve "Damat"... sizi de onun söylediklerine ortak sayıyorum....
Ozge Mumcu- Engin Ardıç ile niye kimse yollarını ayırmaz da diğerleriyle ayırır durur?
Nafer Ermiş - Siyasi görüş, seçtiğin parti, tuttuğun takım eleştirilebilir, tercih etmişsindir; özürlü olmak eleştirilemez, tercih değildir Engin Ardıç.
Nafer Ermiş- Şafak Pavey için "Hem özürlü hem ..." diyen Engin Ardıç, insanlık çok güzel, gelsene...
Özlem Gürses - Sabah gazetesine not : yüz verdin deliye, geldi ... halıya ! Yazıklar olsun bu medya patronlarına. Bu kaçıncı. Engin Ardıç hala yazacak mı ?
Arda Çetin - şimdi bu durumda engin ardıç gibiler "gazeteci", ahmet ışık, nedim şener gibiler de "terörist" oluyor öyle mi? adaletini seveyim dünya!
vartan - Anarşist kadınlardan Engin Ardıç'a: twitpic.com/8keie4
Balçiçek İlter - Engin Ardıç Şafak pavey için Hem özürlü hem Chp'li demiş.Şaşıran var mı? beni şaşırtan hala o nefret dolu satırları yazmasına izin verilmesi
Erdem GÜLER - Engin Ardıç konusunda tarih Leman'ı haklı çıkardı!
Nihat Genç - Şafak Pavey'e "hem özürlü hem CHP'li" diyen Engin Ardıç'a... "Bu surata şans tanımıyorum!"
mehmetbaransu - Engin Ardıç'a neden cevap vermiyorsun diye soran arkadaşlara. Ciddiye almadığım birine ne diye cevap vereyim. Ardıç "öleli" 10 yıl oldu
İŞTE O YAZI...
Ardıç bugünkü yazısında şu ifadeleri kullandı:
Yumurtasız eylemin tadı yok
Hani ne denilmiştir, "adam suyun üstünde yürüse bu sefer de yüzme bilmiyor diyecekler"...
Şimdi de beklenen oldu, "yeni Taksim Meydanı projesi" sırf AKP'li belediye eliyle hazırlandığı için on beş-yirmi kişi tarafından protesto edildi. (Amigo basın "çok sayıda aydın" diyor, inanmayın, yalan.)
Protesto kimsenin umurunda değil, proje çatır çatır uygulanacak ama "sanatçı arkadaşların" isimleri basında bir kere daha geçmiş oldu.
Tülay ve sanatçı arkadaşı Açılay gibi!...
Başka türlü geçeceği de pek yoktu, çünkü bu isimler uzun süredir "gündemden düşmüş" isimler. Artık "12 Eylül filmleriyle" de ilgi uyandıramıyorlar, yaptıkları "kıl müziğiyle" de... Tövbe, "hem özürlü hem CHP'li" olduğu için amigo basının çok sevdiği Şafak Pavey hanım kızımız hariç.
Fosladıkları nokta şu: Projenin altında, İstanbul'un CHP'li belediye meclisi üyelerinin de onayı var! Kültür Varlıklarını Koruma Kurumu da olur demiş.
Ama ne diyor bu, kendi kendine "Taksim platformu" adını takan topluluk?
"Taksim hepimizin" diyor (yani bu demektir ki AKP seçmeni vatandaşların da!)
Bir postalcı gazeteci de "Taksim'i vermeyelim" yazdı. Öyle ya, Taksim'i düşman kuvvetleri ele geçirmek üzereler, belki adını da Sindaghma yaparlar.
"Bu projeden çok daha başarılı alternatifler vardır" diyorlar, bunları bugüne kadar gören işiten yok. Hangi protestocu şehirci ve mimar hangi alternatif projeyi ortaya koymuş da biz duymadık?
Sırf, uyuzluk olsun, torba dolsun.
CHP'nin otuz yıllık iktidarında hangi mimari proje "halka sorulmuştur" acaba, onu da bir zahmet açıklasınlar.
Topçu kışlasının yeniden yapımına karşı çıkıyorlar, açıkça söylemiyorlar ama sırf "Osmanlı yapısı" olduğu için, eh bir de ağababaları Lütfi Kırdar onu İnönü'nün emriyle yıktırmış olduğu için.
Haa, bir de kışla binası alışveriş merkezi olursa "pis kapitalistler para kazanacakları" için. (Oysa binanın kültür ve sanat merkezi olacağı defalarca açıklandı, giriş katında da kafeteryalar falan bulunacakmış.)
"Cami yapılacakmış" diye kıyameti koparıyorlar, yalanlandı. (Ayia Triada kilisesini çok severler ama.) Bunların asıl derdi nedir?
Bunların asıl derdi "AKP ne yaparsa" karşı çıkmak, ak dediğine kara demektir.
Onun için de kendileri söyleyecekler kendileri dinleyeceklerdir, tıpkı Boğaziçi Köprüsü konusunda olduğu gibi.
Tek umarları vardır: Çıkmaz ayın son çarşambasında Gürsel Tekin'i belediye reisi seçerler, o da projeyi durdurur, kazı ve yapım bütün molozlarıyla olduğu gibi öylece bırakılır, paralar sokağa atılır, sanatçı arkadaşlar rahat bir nefes alırlar. (İstanbul belediyesini kazara Mustafa Sarıgül eline geçirse inşaatın duracağını hiç sanmam!)
Eh, 2014 yerel seçimini de İstanbul'da gene AKP kazanacağına göre...
Proje uygulanacaktır.
Sanatçı arkadaşların bir sonraki eylemlerinde çakmak çakıp gitar eşliğinde "protest müzik" falan yapmalarını da bekleriz (Joan Baez, Zülfü Livaneli ve Victor Jara söylesinler... Dinleyici isteği kabul ediyorlarsa benim ricam "Venceremos" şarkısı.)
Fakat yumurtalar nerede yahu, yumurtalar? Yumurtasız entellik mi olurmuş?
vatan
ahmetsln
16-02-2012, 12:01
ben bu insan kadar ağır bir pislik görmedim.
Bu sayede Safak Pavey'i tanimis oldum. Iste görmek istedigim CHP'li tipi diyebilirim. Onur Öymen gibi insani cileden cikaran, insanlik düsmani tiplerden degil. Azinliklari yokedelim demiyor, herkesi Türklestirelim demiyor, tersine demokrasi istiyor. Ornegin Agos gazetesinin ilk Türk köse yazari imis. Ne güzel bir bulusma.
Hopa eylemcileri icin Sirri Süreyya ile birlikte sacini kesti (http://www.safakpavey.com/chpli-pavey-ve-bdpli-onder-de-saclarini-kestirdi/)
LGBT Derneklerini ziyareti (http://www.safakpavey.com/safak-paveyden-lgbt-derneklerine-ziyaret/)
Taksim'deki proje (http://www.safakpavey.com/gezinin-agaclari-evlat-edinildi/)
BM'de calisirken pekcok baris projesinde yer almis (http://www.safakpavey.com/safak-hakkinda/projeler/)
Engin Ardic, senin basina Taksim kadar tas düssün emi. Sana kalsa bütün sehirleri birer cirkinlik abidesine dönüstürürsün, sirf modernlik olsun diye. Bir zamanlar meshur bir "haci aga" tipi vardi. Sehire gelir, geleneksel degerleri tasir ama parasi vardir, bir tarafta geleneksel karisi diger tarafta sehirli metresi vardir.
Engin Ardic da bu tipin negatifi. Sehirli olmus, gelenekselden nefret ediyor, öylesine ki modernlik diye kicina pervane takmasi gerekse takacak. Demokrasi, hak, talep su bu onu irgalamiyor. Gelisme gelisme diye yirtiniyor, saniyor ki her yere yollar, köprüler, metro insaatlari yapildiginda hersey cözülecek, karsi cikanlar hep gericilerdir. Nazim'in makinalasmak siirindeki gibi. Hadi makinalasin bakalim, ne olacak?
Bu arada bir sürü insan Engin Ardic'in "hem özürlü hem CHP'li" demesine takilmis. Safak Pavey'e özürlü olmasindan dolayi hakaret etmis diye düsünüyorlar. Bence buna takilmak da baska bir zihniyet sorunu. Onemli olan kisimlari hasir alti etmeye yariyor.
Engin Ardic'in asil derdi özürlüler degil, ne olursa olsun geliselimciligi.
rastaman
16-02-2012, 16:40
"hem özürlü hem CHP'li" olduğu için amigo basının çok sevdiği Şafak Pavey
Ben burada iğrenç saldırı falan göremiyorum.
Ama ''hem özürlü hem CHP'li'' diye cımbızla alınca ''hem suçlu hem güçlü'' gibi çok farklı bir anlam çıkıyor.
yucemanitu
16-02-2012, 18:06
Burada Pavey'e hakaretten çok düşüncesizce sarf edilmiş saçma sapan sözler var. Ayrıca "amigo basın" diyen birinin SABAH'ta çalışması ve her koşulda AKP'ye güzellemeler yazması da hayli ilginç. Yahu sen her koşulda iktidar borozanı değil misin?Kendi lağım çukurunun içinde iken üstüne çamur sıçrayanı tenkit etmek gibi olmuş. Ama bu yazıdan bağımsız olarak konuşmak gerekirse bu adam pek çok yazısında AKP'ye muhalefet edenlere "uyuz, aptal, eşşek, beyinsiz..." vs. diye sövüyor. Türkiye'nin gazetecilik tarihinde ağzı en pis köşe yazarı budur belki de.
Genel kadin haklari hareketini, lezbiyenlige baglamis bir kose yazari icin, Safak Pavey cok fazla bence.
AlbatrosS
17-02-2012, 08:48
Başka türlü geçeceği de pek yoktu, çünkü bu isimler uzun süredir "gündemden düşmüş" isimler. Artık "12 Eylül filmleriyle" de ilgi uyandıramıyorlar, yaptıkları "kıl müziğiyle" de... Tövbe, "hem özürlü hem CHP'li" olduğu için amigo basının çok sevdiği Şafak Pavey hanım kızımız hariç.
Bu heriften sahiden tiksinirim; ama alıntılanan sözün HAKARET amacı yok. Adam kısaca hem engelli durumundan hem de CHP'li olduğu için ilgi gören birisi olmasını vurgulamış. Ancak ARDIÇ tiksindiğim kadar da KURNAZ biridir. Bu sözün nasıl anlaşılacağını zannediyorum ki farkında:) Ehh, kendine laf edeceklere de bu vesileyle de ''çakma'' fırsatını kaçırmayacaktır.
SARGON'a da katılmaktayım. İstanbul'u bir kez bile olsun gezen her sokağının nasıl bir tarih deposu olduğunu bilir.
milomanara
18-02-2012, 14:30
Ben severim Engin Ardıç'ı. Ejderha Dövmeli Kız'ı onun tavsiyesiyle okumuştum daha Türkçeye çevrilmeden. Güzel adamdır, hayatımı zengileştiriyor. Bu başlığın konusuna da cevap vermiş:
Budalalar saldırıda
Ben Şafak Pavey'e "hem özürlü hem CHP'li" demedim. Bunu bir aşağılama olarak kullanmadım. Pavey'i tenzih ederim.
"Amigo basın Şafak Pavey'i 'hem özürlü hem CHP'li' olduğu için çok seviyor" dedim. Benim bakış açımdan değil, onların bakış açısından. Pavey'i değil, CHP medyasını eleştirdim. "Ben böyle düşünüyorum" demedim, "onlar öyle bakıyorlar" demeye getirdim. İkisi aynı şey mi?
Bıktım ahmaklarla uğraşmaktan yahu... Bazı feministlerin "kapitalizmi soyunarak protesto etmeleriyle" dalga geçerim, "kadınların soyunmalarını isteyen sapık" olurum... "Atatürk niçin hiç yurt dışı gezisine çıkmadı" diye sorarım, Atatürk düşmanı olurum...
Hayatım bunlara laf anlatmakla mı geçecek?
Birisi de "yazı yazmasın" demiş, bir CHP sözcüsü. Daha önce bir sosyalist vatandaş da kovulmamı istemişti (o şimdi mebus.)
Kendilerine teşekkür ederim. İşte ben de tam olarak bu "istemezük" zihniyetinin ve faşist kafa yapısının ne mal olduğunu anlatmaya çalışıyordum...
Beyinlerinin çalışma düzeyi, seçimde alacakları sonucun da teminatıdır![1 (http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2012/02/18/antranik-pasa)]
yucemanitu
18-02-2012, 14:51
Bu heriften sahiden tiksinirim; ama alıntılanan sözün HAKARET amacı yok. Adam kısaca hem engelli durumundan hem de CHP'li olduğu için ilgi gören birisi olmasını vurgulamış. Ancak ARDIÇ tiksindiğim kadar da KURNAZ biridir. Bu sözün nasıl anlaşılacağını zannediyorum ki farkında:) Ehh, kendine laf edeceklere de bu vesileyle de ''çakma'' fırsatını kaçırmayacaktır.
Tam isabet! Dediğin de olmuş işte bu pis ağızlı mikroba düşüncesiz diyerek haksızlık etmişim. Ne düşüncesizi herf bunu enine boyuna düşünmüş. Gerçekten çok kurnaz ve CHP'nin de her şeye muhalefet edeceğini gerekli gereksiz her şeye atladığını niliyor. Eh bunu da sözleri çarpıtılsın ve mazlum görünsün diye bu şekilde söylemiş. Bazıları da anında çarpıtıp ona güzel bir malzeme vermiş. O da fırsatı kaçırmamış iğrenç bir şekilde hakaretlerini kusa kusa yanıt vermiş. Aferin pis ağızlı mikroba işini biliyor.
AlbatrosS
18-02-2012, 17:20
Tam isabet! Dediğin de olmuş işte bu pis ağızlı mikroba düşüncesiz diyerek haksızlık etmişim. Ne düşüncesizi herf bunu enine boyuna düşünmüş. Gerçekten çok kurnaz ve CHP'nin de her şeye muhalefet edeceğini gerekli gereksiz her şeye atladığını niliyor. Eh bunu da sözleri çarpıtılsın ve mazlum görünsün diye bu şekilde söylemiş. Bazıları da anında çarpıtıp ona güzel bir malzeme vermiş. O da fırsatı kaçırmamış iğrenç bir şekilde hakaretlerini kusa kusa yanıt vermiş. Aferin pis ağızlı mikroba işini biliyor.
Hacı bu adam KURNAZ bir FIRSATÇI'dır. Hayatı boyunca ilkeli muhalif olmuş biri değildir. CHP tayfası da bu herife prim yapmak için olanca fırsatı sunuyor . Ehh CHP gibi düşmanın varsa dosta ne hacet ki? :) Suyun akışını vs oldukça iyi koklarlar, böyle bir hakareti ederek işinden olma durumunu da göze almayacak kadar akıllıdır.
Buna en iyi yanıtı, eski bir arkadaşı ve 2 yazıyla çattığı ORHAN ALKAYA (http://www.turktime.com/haber/Orhan-Alkaya-da-Engin-Ardic-a-Cakti/168304) vermişti aslında.
milomanara
27-02-2012, 09:36
Bilmem takip ettiniz mi? İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun bu sezon sahnelediği Rosenbergler Ölmemeli[1 (http://www.ibb.gov.tr/sites/sehirtiyatrolari/tr-TR/Sayfalar/Oyun.aspx?oyunid=395)] oyunu polemiği Engin Ardıç'a altın kemer getirdi. Çünkü cümle çakma enteli dövdü herif.
Efendim bu Rosenbergler[2 (http://en.wikipedia.org/wiki/Julius_and_Ethel_Rosenberg)] Rusya hesabına Amerika'da casusluk yapıp yakalanan bir çift. 53'de idam edilmişler. Daha sonra, onların suçsuz olduğu ve boş yere infaz edildiklerine dair bir propaganda estirilmiş Rusya tarafından ve bu oltaya takılan Fransız edebiyatçı Alain Decaux konuyu oyunlaştırmış. Sonra bunların gerçekten casus olduğu sabitlenince de, yazarı kandırıldığını söyleyerek özür dilemiş(40 yıl evvel) ve oyun bir çok ülkede yasaklanmış. Fakat bizim yargı ajitasyonu meraklısı çakma entel tiyatrocularımız buna rağmen oyunu sahnelemiş, polemik sonrası aslında oyunu sahnelemelerinin oyun yazarı izin vermediğinden mümkün olmadığını görmüşler.[3 (http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2011/09/11/rosenbergler-olmemeli-mi)][4 (http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2012/02/02/hay-sizin-rosenberglerinize)][5 (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1079833&CategoryID=41)][6 (http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2012/02/27/cahil-curetinin-sonu)]
En çok güldüğüm de, Hıncal Uluç oldu. Suçlu/Suçsuz oldukları mühim değilmiş, mesele yargının siyasallaşmasını tartışmakmış[7 (http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/uluc/2012/02/04/rosenbergler-her-zaman-her-yerde-yasar)]. Mealen, hükümete çakalım da, ister yalan, ister manipülasyon yoluyla olsun! Yuh arkadaş...
AlbatrosS
27-02-2012, 14:02
Bilmem takip ettiniz mi? İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun bu sezon sahnelediği Rosenbergler Ölmemeli[1 (http://www.ibb.gov.tr/sites/sehirtiyatrolari/tr-TR/Sayfalar/Oyun.aspx?oyunid=395)] oyunu polemiği Engin Ardıç'a altın kemer getirdi. Çünkü cümle çakma enteli dövdü herif.
Efendim bu Rosenbergler[2 (http://en.wikipedia.org/wiki/Julius_and_Ethel_Rosenberg)] Rusya hesabına Amerika'da casusluk yapıp yakalanan bir çift. 53'de idam edilmişler. Daha sonra, onların suçsuz olduğu ve boş yere infaz edildiklerine dair bir propaganda estirilmiş Rusya tarafından ve bu oltaya takılan Fransız edebiyatçı Alain Decaux konuyu oyunlaştırmış. Sonra bunların gerçekten casus olduğu sabitlenince de, yazarı kandırıldığını söyleyerek özür dilemiş(40 yıl evvel) ve oyun bir çok ülkede yasaklanmış. Fakat bizim yargı ajitasyonu meraklısı çakma entel tiyatrocularımız buna rağmen oyunu sahnelemiş, polemik sonrası aslında oyunu sahnelemelerinin oyun yazarı izin vermediğinden mümkün olmadığını görmüşler.[3 (http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2011/09/11/rosenbergler-olmemeli-mi)][4 (http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2012/02/02/hay-sizin-rosenberglerinize)][5 (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1079833&CategoryID=41)][6 (http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2012/02/27/cahil-curetinin-sonu)]
En çok güldüğüm de, Hıncal Uluç oldu. Suçlu/Suçsuz oldukları mühim değilmiş, mesele yargının siyasallaşmasını tartışmakmış[7 (http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/uluc/2012/02/04/rosenbergler-her-zaman-her-yerde-yasar)]. Mealen, hükümete çakalım da, ister yalan, ister manipülasyon yoluyla olsun! Yuh arkadaş...
Vallahi ben Orhan Alkaya'nın Engin ve Hadi paşalara eleştirilerini okuyunca hiç de altın kemer falan görmedim... Tıpkı ''İskender Pala'' gibi oyunu izleme zahmetinde dahi bulunmayan iki sivri akıllının İktidar güzellemesi yapmak adına yaptığı fırsatçılığını gördüm:
Engin Ardıç 2 Şubat tarihli Sabah gazetesinde, “Hay sizin Rosenbergler’inize...
Orhan Alkaya
Engin Ardıç 2 Şubat tarihli Sabah gazetesinde, “Hay sizin Rosenbergler’inize “başlıklı bir mürekkep çorbası ısıtmış. En iyi becerdiği işi, “bir muhbir vatandaş”lığı da çorbanın dibine helmelendirmiş.
Aslında Engin’e “bir muhbir vatandaş” derken çıkış noktam, Rosenberg alerjisine kapılıp döktürdüğü duygulu yazısını Başbakan’a tezvirat yaparak bitirmesi değil. Bu “eskiden arkadaş” taa 1. Körfez Savaşı sırasında, bendenizi Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılarına ihbar etmişti. Başbakan’a “Abi seni McCarthy’ye benzetiyorlar, bir şeyler yapsana” demesi ilkinin yanında pek hafif kalır.
Aslında Engin’den hareketle bir yazı yazmayı hiç istemezdim. Eskiden arkadaşımızdı, doğrudur. Okur yazarlığı kuvvetli, şeker gibi bir adamdı. Hatırada hep öyle kalsın, diye, muhbirlik haysiyetinden bile pek söz açmamaya özen gösterdim Ama bu sefer fena halde kaşındı. Kanatmadan kaşıyalım öyleyse.
Müsabaka sporu yahut polemikçilik yapmaya niyetiniz varsa, karşınızdaki rakibe göre bir hazırlık da yapmalısınız. Fi tarihinde solculuk eylediği zamanlardan kalma birkaç bilgi kırıntısıyla karşımıza çıkması, üstelik bunu ilk Rosenbergler sataşmasının cevaplanmamasından güç alıp, latifeyle başlayıp Çengelköy zerzevatına evrilerek yapması tipik bir Engin Ardıç durumu aslında.
Bu Engin, Rosenbergler hassasiyetini, 11 Eylül 2011 tarihli Sabah gazetesi nüshasında da dillendirmişti. Cevap vermedim, bir tek Cengiz Semercioğlu sordu, ne diyorsun diye, “Engin eski arkadaşlığımızı hatırlayacağına, eski Engin’i hatırlasa daha iyi olur,” deyip geçiştirdim. Gene, es gelir tırıs gider, deyip yürürdüm ama Doğan Hızlan’ı “yaşlı eleştirmen” diye sıfatlandıracak bir fütursuzluk karşısında meydanı göstermek zorunda hissettim kendimi.
Engin’in vardığı durakta soluk alıp verebilmesi için nelere ihtiyaç duyduğunu üzülerek anlıyorum. Mesela, insanlık tarihindeki bütün sivil itaatsizlik hareketlerini, entelektüel karşı koyuşları istihbarat örgütlerinin tezgâhladığına inanmak zorunda Engin. Bunu yapmasa, geç gelen sakallarını düzeltmek için bakmak zorunda kaldığı ayna, gözbebeklerine saklanmış son çocuk pırıltısını yakalayıp kündeye getirir... ma’zallah vicdanı galebe çalıp, ekmek parasına mani olacak bir yazı çıkıverir elinden. Sartre’ın karşısında Raymond Aron’u yeğlemesi de bu sığınma ihtiyacının bir tezahürü. Ama unutmamalı ki, “sol” ile “sağ” arasındaki en seviyeli polemikleri yürüttü bu iki adam, Çengelköy tarlalarına hiç uğramadan üstelik.
Engin’deki kavram aşınmasının bir örneği de, Shakespeare, Çehov, İbsen, Brecht dururken Rosenbergler Ölmemeli’yi yönetmiş olmama duyduğu tepkiyi dile getirdiği cümleler. Kıyas öznelerindeki fukaralığı bir yana bırakıyorum. Engin’in bu konudaki kanaati: “Çünkü solculuk yapılacak”. Vallahi havsalam duruyor, bunu yazan bir beyinsiz yobaz mı, eskiden arkadaşımız olmuş biri mi?
Fiil çekimindeki seviyeyi de bir yana koyalım, ben politik görüşlerimi ifade etmek için edebiyatı, tiyatroyu aracı kılmaya ihtiyaç duymayacak kadar sahih bir hayat yaşadım. Engin’in bunu anlamasını beklemiyorum elbette. Tiyatroma aklında kalan birkaç önemli yazarı önermesini anlayabilirim. Seyircimizin elbette böyle bir hakkı vardır. Bu yazarların hangi oyunlarını uygun bulduğunu da yazarsa, Genel Sanat Yönetmeni’ne iletirim.
Engin’in tutturdukları da iddiaları da kulaktan dolma ile yalancı dolmanın aynı tabakta sunulmasından ibaret. Morton Sobell, Engin’i açığa düşürecek biçimde, atom sırlarını Sovyetler’e vermediklerini açıkladı. David Greenglass, kızkardeşi Ethel’i yalancı tanıklık yaparak suçladığını açıkladı. Ki bu Greenglass, Sobell-Rosenberg davasında kararı etkileyen tek doğrudan tanıktı. Kruşçev’e kim ne bilgi verdi, onu bilemem ama iyi bildiğim şeyler var.
1951 yargılamasında, Greenglass dışında, suçlandıkları konuda Rosenbergler aleyhine doğrudan tanıklık yapan bir kişi bile yoktu. Rosenbergler’in, uranyum atomunun parçalanması ile elde edilen atom bombasının yapım sırlarını Sovyetler Birliği’ne verdiklerine dair en ufak bir kanıt ya da belge de mahkemeye sunulmamıştı. Yargılama, Rosenberglerin dünya görüşleri üzerinden yürütüldü. Cumhuriyetçi Başkan Eisenhower’ın Adalet Bakanı Herbert Brownell Jr.’u bile karşı koymaya yöneltecek kadar adalet duygusunu inciten bir karardı New York Eyalet Mahkemesi’nin kararı.
2008’de New York Eyalet Mahkemesi’ne yapılan bir başvurunun reddedildiğini de Engin öğrenmek istemez. Sobell-Rosenberg Casusluk Davası Jüri tutanaklarının açıklanması talebi Mahkeme tarafından reddedildi. İşte böyle eskiden arkadaş, senin deyiminle “dön dolaş illa Rosenbergler”.
Bu oyunu neden seçtiğimi, Ocak ayı gazete ve televizyonlarını tarayanlar (fazla zahmet gerektirmiyor artık) okuyup dinleyebilirler. 1950’ler Amerikan siyaseti, benim ülkemin, insanlarımın zehirlenmesinin de müsebbibidir. Türkiye’nin NATO’ya girmesi ve ardışık olarak Gizli Katiller Ordusu’nun (göbek adı Ergenekon, İtalyancası Gladio) kuruluşu tam bu döneme denk gelir. Askeri darbelerle, emekleyen demokrasi kültürünün yerle bir edilişi de bu dönemin hasatıdır. Etnik kışkırtmalar, kitlesel katliamlar, suikastler için kerteriz arayanlara da Hür Dünya palavrasıyla paranoyaklaştırılan bir dünyanın kuruluş günlerine bakmalarını tavsiye ederim.
Gelelim yazının başlığına, Engin’in “bir muhbir vatandaş” olarak tezahürüne... 1. Körfez Savaşı sırasında yazdığım “Savaşmıyorum Mr. President” başlıklı yazımı DGM savcılarına ihbar edişine şimdilik fazla atıfta bulunmayacağım. Bizim eskiden arkadaş tartışmaya devam etmek isterse, yeni bir malzeme daha olsun da yazılar renklensin.
“Amaç, güya mazlumu savunup Amerika’nın McCarthy dönemine, ‘cadı avı’na vurmaktır, damdan düşer gibi, aradan altmış yıl geçmiş olsa bile. Bu, görünen amaçtır. Gerçek amaç da, durduk yerde bir Rosenberg gündemi açıp ‘Tayyip Erdoğan tıpkı McCarthy gibi davranıyor, zavallı masumları içeri tıkıyor’ mesajını vermek...” deyip baklasını Ankara’ya savuruvermiş Engin.
Kavramlara bakın Goebbels’inizi ya da McCarthy’nizi görün: Görünen Amaç – Gerçek Amaç! Külyutmaz vatandaş, şıpınişi gerçek amacımı görüp vazifesini yerine getirmiş ve ifşaatta bulunmuş. Üstelik bu günlük yazar, seyretmediği bir oyun üzerinden ikinci yazısını da yazarak sorumluluğunu ifa etmiş.
Öncelikle, McCarthy kimseyi içeri tıkmıyordu. Başta Ayn Rand olmak üzere, çetesiyle birlikte operasyonun logic bölümünü yürütüyor, yalan üretimini son sürat sürdürüyor, ortada tek bir muhalif, entelektüel, ilerici kalmayana kadar sürdürmeye yemin ettiği “kutsal” savaşının kılıcını “Hür Dünya”nın üzerine doğru sallıyordu.
Dolayısıyla, bir McCarthy anolojisi kurmaya kalkışmış olsaydım, fazla uzağa gitmeme gerek kalmazdı Engin, senden bahsetmem yeterli olurdu. Dahası, düşünüyorum da, senden Ayn Rand’ı da içeren bir karma bile çıkabilirdi.
Nedir, senin oyun seyrettiğin yıllarda politik tiyatronun pek sevdiği anoloji, benzeşim, anıştırma vb. metotlarını hiçbir oyunumda kullanmadım. Ne söylemek istiyorsam onu söylerim, sen de ne anlamak istiyorsan onu anlarsın.
Şimdilik bu kadar. Rosenbergler üzerine, hele Venona Kriptoları açıklandıktan sonra söz söylemek, elbette daha derin, daha sofistike bakışlar gerektiriyor. Sen de, bu topa yeniden girmek istersen, biraz çalış da öyle gel.
Bu arada 13. mesajdaki alıntının kaynağını unutmuşuz. Linki verelim :
http://t24.com.tr/yazi/bir-muhbir-vatandas-uzerine/4621
AlbatrosS
27-02-2012, 14:09
Bu da Orhan Alkaya'dan ikinci Rozenbergler şamarı:
Orhan Alkaya
Yazar
Hadi ordan, Engin sen de...
28 yorum
18 Şubat tarihli Hürriyet gazetesinde, Hadi Uluengin “Rosenbergler Gerçeği” başlıklı “enginsi” bir yazı yazmış, Engin Ardıç da 19 Şubat tarihli Sabah’taki köşesinde tam metin alıntı yapmış.
Aslında “Bir Muhbir Vatandaş” yazısı ikisine de yeter ama, bir kere bulaştık bu levse, bir iki noktaya daha açıklık getirip, sonra işimize bakalım.
Evvela üslûp… Engin mahalle arkadaşıyla şevklenip ağzını bozmaya niyet etmiş. Öbürünün yazısı ise galiz olmanın ötesinde, bir haddini bilmezlik abidesi.
Yıllarca uğraşa didine edindiği seviyeyi “Rosenberg Çocukları” buluşuyla taçlandıran Engin’e sadece acıyorum. Ama o “ar damarı” meselesine hiç girmese daha iyi ederdi Engin. Bu hususta kimsenin eline su dökemeyeceği bir kariyer biriktirdi, malûm.
Öbürüne gelince… tanımam, yazılarını takip etmem, üzerine yazı yazmaya değer bulmam. Engin’le birçok benzerlik barındırdığını ise biliyorum.
İkisi de örgütlü komünist olarak başladıkları siyasi biyografilerini şedîd anti-komünist olarak sürdürdü. İkisi de, elbette onları “bağlamaz” ama, bizim mahallede hiç tasvip görmemiş bir yazma metoduna sahip; Uğur Mumcu’nun yaydığı şekliyiyle “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma”yı marifet sayıyorlar.
Şu ana kadar 20 gösterim yapmış, bu hafta 7 gösterim yapacak Rosenbergler Ölmemeli oyununu ikisi de seyretmedi sözgelişi. 11 Ocak’tan bu yana Rosenbergler Ölmemeli oyunu üzerine çok sayıda makale, haber ve eleştiri yazısı çıktı. Oyunun yönetmeni olarak, görüşlerimi, yazılı ve görsel medyada birçok röportajda belirttim. Mesela, “Rosenbergler casus muydu?” sorusuyla ilgilenmediğimi, altını kalınca çizerek defalarca söyledim.
Dramaturjide yoğunlaştığım ve metni odakladığım noktaların başlıcaları; Rosenberglerin delil ile değil kanaat ile hüküm giymiş olması; NAZİ ardılı McCarty’ciliğin, bir yalan fabrikası gibi çalışarak kamuoyu yaratması; tek doğrudan “tanık”ın, yani David Greenglass’ın kendi beyanıyla “yalancı tanık” olması (5 Aralık 2001, CBS); hükümet tanıklarının hiçbirinin doğrudan tanık olmaması ve en önemlisi Ethel ve Julius’un, işlemedikleri kesin olan bir “suç” ile itham edilip idam edilmeleri idi.
Rosenbergler ile ilgili bir oyuna, 1960’ların naiv masumiyet karinesi ile yaklaşmadığımı, 1989 sonrası dünya konjonktüründe bu oyunu seçme nedenimi, bu iki şedîd anti-komünist ile uzun boylu konuşacak değilim. Siyasi düşüncesi ne olursa olsun, insanı tarif ederken olumlayabildiğimiz vasıfları koruyan herkesle, her zeminde bu çok önemli bulduğum tartışmaya dahil olurum. Çünkü bu tartışma “vatan”ı tarif etmeden başlayamaz ve böyle bir paradigmayı konuşabilmek, temiz zihinleri gerektirir.
Gelelim, Engin’in üstüne atlayıp köşesinde ağırladığı öbürünün önemli bulduğum iddiasına: “Bizzat o yazar (Alain Decaux O.A.) dahi tongaya geldiğini itiraf ederek özeleştiri yaptı. Hatta kendi oyununu Fransa’da yasakladı,” iddiasına…
Yazımı bir gün gecikmeli yayımlama nedenim de bu iddia zaten. İki asistanımla birlikte bu iddianın peşine düştük, sorduk, soruşturduk, pösteki sayar gibi internet taraması yaptık. Bu iddianın karşılığı olabilecek hiçbir şey bulamadık.
Ama sözgelişi, Théâtre de Vichy’nin Janine Berdin mizanseniyle sahnelediği prodüksiyonun, 2000 Lyon Festivali’nde Festival Ödülü aldığını da bu vesileyle öğrenmiş olduk. Yani Alain Decaux’nun Senatör olduğu, ABD’ne gidip geldiği ve yakın dostlarına “Amerikalılar bana Rosenbergler’le ilgili bazı dokümanlar gösterdi,” dediği 1988-91 yıllarının, bir miktar sonrasında...
Şimdi sıra Hadi Uluengin’de. İddiasını ispatlamasını bekleyeceğim.
Gelelim, “Yurttaş vergileriyle finanse edilen bir belediye kurumu” sataşmasına…
İstanbul Şehir Tiyatroları, bir belediye kurumu değil, bir sanat kurumudur, bu bir. 98 yıla varan sürekliliğiyle dünyadaki nadir sanat kurumları arasında yer alır ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından sübvanse edilir. Devlet Tiyatroları’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından sübvanse edilmesi gibi…
Avrupa’nın her ülkesinde bu iş böyle yapılır. Bütçeleri neredeyse bizim Kültür Bakanlığı’nınkine denk tiyatro kurumlarına, TNP’ye, Comédie-Française’e, National Theatre’a, Royal Shakespeare Company’ye, Schaubühne’ye, Burgtheater’e “belediye kurumu” ya da “devlet kurumu” sataşmasında bulunanlara ne yaparlar bilmem, çünkü böyle saçma sapan bir niteleme, bir Fransız’ın, bir İngiliz’in, bir Alman’ın, bir Avusturyalı’nın, aklına bile gelmez.
Bu soy bir cehalet, yazısını “entelektüel namus”tan dem vurarak bağlayan bir Türk’ün cesaretidir olsa olsa. Hadi ordan…
Engin sen de al arkadaşını, dişetlerinize sıkışmış leş gibi kelimelerinizi birbirinize koklata koklata dolaşın.
http://t24.com.tr/yazi/hadi-ordan-engin-sen-de/4672
Nasıl bir adam izlemediği oyun hakkında kanaat bildirir? Nasıl bir adam ''sanat''ı ve ''sanat estetiğini'' anlamaktan bu denli ayrıksı bir tutum serdeder, üstelik tüm o şaşalı birikimlerine?
Tolstoy'u okumadan eleştiren bir edebiyat eleştirmeni düşünülebilir mi? Ben edebiyat eğitim aldım. Öyle bir şey yapmak en hafifinden meşe odunuyla bir araba sopa yeme nedenidir. Hamdolsun sanat eleştirmenliği işinde az buçuk ''hakiki'' yorumlardan haberdarız da bu maskaralıkları görebiliyoruz...
AlbatrosS
27-02-2012, 14:21
Ben aktarmaktan yoruldum bu fırsatçı zerzevat tokat yemekten ve entelektüel DERS almaktan yorulmadı. Konuyla oldukça ilintili olduğu üzere ve yine üstat Orhan Alkaya'dan siyasal tarih dersiyle birlikte bir şamarı daha yazalım da ünvanında ''prof'' yazıp benim dahi alanındaki ferasetini(klasik türk şiiri/divan uzmanıdır bu zat) takdir ettiğim bu zatın alet olduğu politik linci herkes görsün:
Günlük Müstehcen Yazarlar
9 yorum
Onlardan çok var. Üstelik hiç beklenmedik gazeteciler arasından da çıkıveriyorlar. Bu gözler, Şeyh-ül Muharririn’in, kendisinden yirmi sekiz yaş küçük darbe generalinin elini öptüğü günü de gördü ma’lesef. Arkadaşlarımız arasından bile çıktı bunlar;kimi muarızımıza hayranlık duyabilme yeteneğimizi böyle böyle parlattık.
“Günlük Müstehcen”ler, her işkolunda bolca bulunur aslında. Ruhi Su, bir tiyatro ustamız için, “O müstehcen bir adam,” demişti. Evet, o ustamız bizi budamak için hayli ileri yaşında görev üstlenmiş, darbe hukukunu işletmeye gönüllü olmuştu ama yakıştıramamıştım gene de. Neden, demiştim Ruhi Amca’ma. Demli çayı kaynarken içmeyi seven arkadaş babası ustamdan,“Çünkü pornografi yalnızca cinsellikle ilişkili değildir,” cevabını almış, böylece hayli yol almıştım.
İstihcan’dan sıfat halini almıştır bu kelime, kökü de hücnet’tir. Ruhi Amca’mın zarif dokunmasıyla sözlüğe gittiğimi hatırlıyorum...
Hücnet: A.i. 1. Soysuzluk, karışıklık. 2. Bayağılık, aşağılık. 3. Kötü davranış. 4 Söz ve dil ayıbı, yanlışı...
İstihcan:A.i. Kötü görme. Çirkin sayma, çirkin sayılma (abç).
Buradan türeyen sıfat ise şöyle: Müstehcen: A.s. Ayıp, terbiyesizce, iğrenç.
Karşılıklar, babamdan intikal ettiği için en değerli saydığım Özön sözlüğünden.
Uludere katliamını on bir saat “görmeyen” gazetecilerden bahsetmiyorum burada. Onlar ayrı bir yazının, 1979 sonrası basınının konusu.
Halisane inanışla bir lidere, bir partiye, bir ideolojiye bağlanıp Canetti’vari bir “körleşme” yahut “kamaşma” yaşayan yazarlardan da bahsetmiyorum. Onların sevilmeyi hak eden çocuksu bir yanları olma ihtimali var çünkü.İstihcanda beis va’zetmeyen bir gazetede uzun yıllardır yazan iki arkadaşım var sözgelişi. Onlar samimiyetle demokrasi karşıtıdır, İslam Şeriatı hükümlerini idealize ederler. Onların gönül hanemde yeri büyük, çünkü samimiyetlerinden şüphe duymuyorum.
Nuray Mert gibi, entelektüel vicdanından kuşku duymadığım bir yazarın “izne ayırtıldığı” bir günde... Fikri olarak uzağımda duran Oda Tv yöneticilerinin, sınırlı da olsa hukuk okumuşluğumla hiçbir yere koyamadığım bir iddianame eşliğinde hapishanede tutulduğu bir günde... Yayımlanmamış bir kitabın yazarının, Ahmet Şık’ın, yayımlanmış bir karartılmış dava kitabının yazarı Nedim Şener’in neredeyse bir senedir hapishanede tutulduğu bir günde... Elime doğmuş küçük kızım, Birgün muhabiri Zeynep’in seçtiği haber konuları yüzünden parmaklıklar arkasına itildiği bir günde... Darbe içtihadına en yürekli direnişi serdetmiş Ragıp Zarakolu’nun, silahlı mücadeleyi reddeden Büşra Ersanlı’nın, kızkardeşim Ayşe Berktay’ın dama atıldığı bir günde...
Tam da retorik haline gelecek bir durum çekimi işte. Kimden bahsetsem diğeri eksik kalıyor, işte böyle bir günde, “Günlük Müstehcen” yazarların sayfa alması çok da olağandışı sayılmamak gerekir –ki öyle oluyor.
Sabahları gazete okuma alışkanlığımdan vazgeçemedim bir türlü. İnternet ortamı sayesinde, bu gazetelerin eve gelenlerini ikiye indirdim ama, on bir on iki gazeteyi okumadan da güne başlayamıyorum.Günlük yazı uçucudur, tarih vermeliyim, 14 Şubat 2012 tarihli Zaman gazetesi nüshasında, bu yazarlardan birisi, benim de aidiyet hissettiğim İstanbul Şehir Tiyatrosu’na, galiz, kelime anlamıyla müstehcen, kelimenin(abç) yaptığım anlamıyla “latan” duygular içeren bir saldırıda bulunmuş.
“Günlük Müstehcen” için gerçek yoktur, iddia vardır, bu Dr. Goebbels’ten bu yana böyledir. Söz konusu yazar da –ismini vermeyi ihmal etmişim, yukarı çıkıp düzeltme yapmaya gerek yok, burada söyleyeyim: İskender Pala– seyretmediği ve okumadığı kesin olan bir oyun üzerinden, yüzüncü yılına yaklaşan bir tiyatro kurumuna doğru, mecazen “kusmuş”. Bu arkadaş, üstelik Profesör unvanı taşıyor.
Goebbels ve ardılları, kitlelerin kışkırtılması, en alt ortalamalarda buluşturulup galeyana getirilmesi için strateji geliştirdi. Onlar için bir yalanın ısrarla tekrarlanması yeterliydi. Çünkü onlar kitleleri provoke etme üzerine mütehassıs olmuştu. Yalanda ısrarlı olmak üzerine bir sosyal pedagoji geliştirmişti Goebbels’giller.
“Günlük Müstehcen”ler ise, bu derece derinlikli değil. Yalanlarının sırıtacağını bile hesaba katmazlar. Logic hazırlıklar için yeterli mesaiyi harcamazlar. Çünkü onlar, stratejist değil, basit birer taktisyendir ve kendi “Günlük Müstehcen” yararları, ideolojik bağlanımınlarının çok üzerinde yer almaktadır.
İskender Pala’nın tarihini ve mecraını verdiğim yazımsısı üzerine konuşmaya, şimdilik niyetim yok. Gerekirse, elbette bu tuhaflık satır satır yahut kelime kelime değil, hece hece bozulur da, hâlâ bu soy yazılara inanan kimsenin olmadığına inanıyorum. Çünkü benim için bir çöp değil o yazı, olsa olsa keenlemyekûn...
Gene de, bu soy bir yazının verdiği ilhamı özetlemem gerekiyor: Cehalet, prim yaptıkça şımarıyor. Vakt-ı zamanında –habercilik zamanında-yazarının işsiz kalmasına neden olacak, fikri takipten mahrum yazılarla köşeler dolup taşıyor. Mesleğin esası olan habercilik itilip kakıldı senelerdir, şimdi gömülmeye çalışılıyor. Bir de, gazete patronlarının babaları da gazeteciydi eskiden ve gazetecilik bir meslekti.
Bu yazıya ilham veren “Günlük Müstehcen” başlığının bir oyunu da var. Marco Antonio de la Parra’nın yazdığı Günlük Müstehcen Sırlar, parlak bir metafor-metin ve iyi bir sahne üzeri. İstanbul Şehir Tiyatrosu yapımı. Hepinize seyretmenizi öneririm.http://t24.com.tr/yazi/gunluk-mustehcen-yazarlar/4655
yucemanitu
27-02-2012, 16:26
Harbi altın kemer GİYDİRMİŞ Engin'e Alkaya. En iyi dayak yeme dalında giymiş, ava giderken avlanmak bu olsa gerek. Hangi vicdandan bahsediyor ki Alkaya? Şu ardıçkuşu mu leş kargası mıdır nedir herifte vicdan olsa tutup da çocuğunu düşüren hamile kadın için o da yürüyüşe gitmeseydi, demezdi. Nasıl bir izan, nasıl bir vicdan bu yahu! Tek kadına çocuğunu düşürten katilleri savunması bile bu heriften nefret etmeme yetiyor.
milomanara
28-02-2012, 12:22
Vallahi ben Orhan Alkaya'nın Engin ve Hadi paşalara eleştirilerini okuyunca hiç de altın kemer falan görmedim...
Bu da Orhan Alkaya'dan ikinci Rozenbergler şamarı:
Nasıl bir adam izlemediği oyun hakkında kanaat bildirir? Nasıl bir adam ''sanat''ı ve ''sanat estetiğini'' anlamaktan bu denli ayrıksı bir tutum serdeder, üstelik tüm o şaşalı birikimlerine?
Tolstoy'u okumadan eleştiren bir edebiyat eleştirmeni düşünülebilir mi? Ben edebiyat eğitim aldım. Öyle bir şey yapmak en hafifinden meşe odunuyla bir araba sopa yeme nedenidir. Hamdolsun sanat eleştirmenliği işinde az buçuk ''hakiki'' yorumlardan haberdarız da bu maskaralıkları görebiliyoruz...
Nasıl bir insan yemediği halde hint cevizinin baş dönmesi yapacağını söyleyebilir? Nasıl bir insan gitmediği halde Dominik Cumhuriyetini eleştirebilir?
Bu demagojik ...halde... argümanı, argümansızlıktan çemkirme ifadesidir. Oyunun bir yalan üzerine kurulu olduğunu konuşuyoruz, oyuncuların performanslarını değil! Ne alaksı var oyunu seyretmenin?
Ben aktarmaktan yoruldum bu fırsatçı zerzevat tokat yemekten ve entelektüel DERS almaktan yorulmadı. Konuyla oldukça ilintili olduğu üzere ve yine üstat Orhan Alkaya'dan siyasal tarih dersiyle birlikte bir şamarı daha yazalım da ünvanında ''prof'' yazıp benim dahi alanındaki ferasetini(klasik türk şiiri/divan uzmanıdır bu zat) takdir ettiğim bu zatın alet olduğu politik linci herkes görsün:
Harbi altın kemer GİYDİRMİŞ Engin'e Alkaya. En iyi dayak yeme dalında giymiş, ava giderken avlanmak bu olsa gerek. Hangi vicdandan bahsediyor ki Alkaya? Şu ardıçkuşu mu leş kargası mıdır nedir herifte vicdan olsa tutup da çocuğunu düşüren hamile kadın için o da yürüyüşe gitmeseydi, demezdi. Nasıl bir izan, nasıl bir vicdan bu yahu! Tek kadına çocuğunu düşürten katilleri savunması bile bu heriften nefret etmeme yetiyor.
Sevgili AlbatrosS, yucemanitu,
Adama nefretiniz muhakemenizi sekteye uğratmış. Hala Orhan Alkaya'nın saçmalamalarını c/p yapıyorsunuz. Buyrun 95'de açıklanan KGB mesajı:[VERONA-ROSENBERGS (http://www.nsa.gov/public_info/_files/venona/1944/21sep_recruitment_by_rosenbergs.pdf)]. Kendi çocukları casus olduklarını söylerken, aksini inatla iddia eden adama gülmeniz lazım[1 (http://www.nytimes.com/2008/09/17/nyregion/17rosenbergs.html?_r=1&hp&oref=slogin)].
Mesele argümanı çökmüş bir oyun. Engin bunu yazdı. Oyunculuk söyle, kostüm böyle demedi ki adam! Sonra "üstad"gillerin bir kaç kişinin lafıyla oyunu kaldıracağını mı sanıyorsunuz? Engin ve Hadi de muhtemelen oyunun telifi olmadığını, (yalancılıktan)yasaklanmış olduğunu bilmiyorlardı. Bundan güzel patlama olur mu? :)
40 sene sonra Rosenberler ajitasyonu, demagojisi, savunması yapan adam, kusura bakmayın da, ne entellektüeldir ne de dürüsttür.
Bu konuda Arda Uskan'in yazdigi yaziyi cok begendim. Tavsiye ederim.
http://www.medyafaresi.com/yazi/830/arda-uskan-rosenbergler-efsanesi.html
Ortada bir trajedi var, kimseye gülemiyorum.
AlbatrosS
28-02-2012, 13:25
Nasıl bir insan yemediği halde hint cevizinin baş dönmesi yapacağını söyleyebilir? Nasıl bir insan gitmediği halde Dominik Cumhuriyetini eleştirebilir?
Bu demagojik ...halde... argümanı, argümansızlıktan çemkirme ifadesidir. Oyunun bir yalan üzerine kurulu olduğunu konuşuyoruz, oyuncuların performanslarını değil! Ne alaksı var oyunu seyretmenin?
Sanat eleştirisi ''metin-icra'' temelinde yapılır. Tolstoy'un DİRİLİŞ'indeki vak'aların gerçekten yaşanıp yaşanmadığı üzerinden eleştiri yaptığını sanan adama TIMARHANELİK gözüyle bakarlar. Bizzatihi yazarın kendisi ''gerçekten casus olup olmadıklarıyla ilgilenmediğini'' daha Engin ve Hadi Paşa'ların verdiği beyanatlardan önce açıkladıysa bunun üzerinden bir TAHLİL inşa etmek, eseri izlemediğin gibi üründe verilmeye çalışılan mesaj-aktarım-metin bağlamını anlamadan peşin ön yargıyla yazıyorsun demektir. O saatten sonra bana ''0 derecede suyun kaynama sıcaklığı nasıl bizzat kendin ölçmeden bilinir'' örneği anlamsız kalır. Kozmoz göstermesin adam ''masal'' anlatmamış... deriz biz de...
Sevgili AlbatrosS, yucemanitu,
Adama nefretiniz muhakemenizi sekteye uğratmış. Hala Orhan Alkaya'nın saçmalamalarını c/p yapıyorsunuz. Buyrun 95'de açıklanan KGB mesajı:[VERONA-ROSENBERGS (http://www.nsa.gov/public_info/_files/venona/1944/21sep_recruitment_by_rosenbergs.pdf)]. Kendi çocukları casus olduklarını söylerken, aksini inatla iddia eden adama gülmeniz lazım[1 (http://www.nytimes.com/2008/09/17/nyregion/17rosenbergs.html?_r=1&hp&oref=slogin)].
Orhan Prens Nehlidov'un Katyuşa'yı gerçekten hamile bırakıp bırakmadığıyla değil; Katyuşa'yı böyle bir söylenti nedeniyle ''düşkün bir kadın'' durumuna getiren sosyal bağlamla ilgiliyim... diyor...İkisi arasındaki farkı anlıyor muyuz öncelikle?
İkinci bir mesele: Rosenbergler casus oldukları için mi yoksa ATOM SIRLARINI verdikleri için mi asıldı?
Yargılama sırasında gerçekten ADİL BİR YARGILAMA oldu mu?
Yargılamanın doğrudan tek tanığının daha sonra verdiği beyanatlara ne demeli?
Bu adamlar, mahkeme sürecinde tek tek çürütülmüş ıvır zıvır deliller-tanık ifadeleri ötesinde davanın doğrudan tek tanığının gözünde de aklanmış...
Mesele argümanı çökmüş bir oyun. Engin bunu yazdı. Oyunculuk söyle, kostüm böyle demedi ki adam! Sonra "üstad"gillerin bir kaç kişinin lafıyla oyunu kaldıracağını mı sanıyorsunuz? Engin ve Hadi de muhtemelen oyunun telifi olmadığını, (yalancılıktan)yasaklanmış olduğunu bilmiyorlardı. Bundan güzel patlama olur mu? :)
40 sene sonra Rosenberler ajitasyonu, demagojisi, savunması yapan adam, kusura bakmayın da, ne entellektüeldir ne de dürüsttür.
Bir tek PUŞİ yüzünden 22 AYDIR TUTUKLU olan insanlar hala varsa, bu davanın ARGÜMANI çökmüş olabilir mi? Mc Carty'nin ''tutuklama furyaları''nı inkar edemiyorsak o dönemin sosyal bağlamı içerisinde dava çökebilir mi?
Söz gelimi yalnızca ''sayın öcalan'' dediği için insanlar ''terörist'' yaftası yiyebiliyorsa bu dava ÇÖKEBİLİR Mİ?
İncik boncuk ve tuvalden ''terör'' çıkabiliyorsa çökebilir mi?
Bunları sosyal bağlamında ve analojik biçimde düşünürsen Rosenberg'lerin suçlu-suçsuz oluşlarından ziyade, davanın biçimi, kanıtlar ve adil yargılama dolayımlarında ROSENBERGLER hala bir muamma olduğu kadar bir sosyo-politik vak'adır da.
Nasıl ki bir insan PKK'yı övse hatta sempatizan olsa dahi bu TERÖRİST olmaya yetmiyorsa...
Rosenbergler Sovyet rejimi için ''güvenilir'' olabilir, hatta birtakım bilgileri özel bir amaç gütmeden sızdırmış dahi olabilirler; ancak bu onların ATOM BİLGİLERİNİ sızdırdığı noktasında kesin bir DELİL olabilir mi? Elinizde birtakım ''beyanlar'' dışında kesin belgeler varsa eyvallah, ingilizcem yeterli olmadığı için verdiğin belgeye bakamadım.
Ki mesele de bu değil-Dİ...
milomanara
28-02-2012, 14:12
Bir tek PUŞİ yüzünden 22 AYDIR TUTUKLU olan insanlar hala varsa, bu davanın ARGÜMANI çökmüş olabilir mi? Mc Carty'nin ''tutuklama furyaları''nı inkar edemiyorsak o dönemin sosyal bağlamı içerisinde dava çökebilir mi?
Söz gelimi yalnızca ''sayın öcalan'' dediği için insanlar ''terörist'' yaftası yiyebiliyorsa bu dava ÇÖKEBİLİR Mİ?
İncik boncuk ve tuvalden ''terör'' çıkabiliyorsa çökebilir mi?
Bunları sosyal bağlamında ve analojik biçimde düşünürsen Rosenberg'lerin suçlu-suçsuz oluşlarından ziyade, davanın biçimi, kanıtlar ve adil yargılama dolayımlarında ROSENBERGLER hala bir muamma olduğu kadar bir sosyo-politik vak'adır da.
Nasıl ki bir insan PKK'yı övse hatta sempatizan olsa dahi bu TERÖRİST olmaya yetmiyorsa...
Rosenbergler Sovyet rejimi için ''güvenilir'' olabilir, hatta birtakım bilgileri özel bir amaç gütmeden sızdırmış dahi olabilirler; ancak bu onların ATOM BİLGİLERİNİ sızdırdığı noktasında kesin bir DELİL olabilir mi? Elinizde birtakım ''beyanlar'' dışında kesin belgeler varsa eyvallah, ingilizcem yeterli olmadığı için verdiğin belgeye bakamadım.
Ki mesele de bu değil-Dİ...
Zurnanın zırt dediği, meselenin Engin olmadığı itirafına gelindi. Kiminin Rosenberg'i taş atan çocuklar, öbürününki "boru parçasıyla" demeç veren komutanlar.
Rosenbergler -su gibi ortada- casusdu. O dönem Amerika'sında casusluğun cezası ölümdü ve bu ceza uygulandı. Daha ne bıdı bıdı ediyorsunuz yahu? Yok onu vermiş de bunu vermemiş..., ölüm cezası ilkelliktir..., Cancavid ElBeşir'in Darfur'da soykırım yaptığına DELİL olabilir mi?... Saçmalamak bedava.
Olaylara ve kişilere taraflı bakışınız muhakemenizi yamultuyor. Ben ne Engin hayranıyım ne de bu ülkede adaletin düzgün işlediğini söylüyorum.
Bazı kurnazların yalan ve çarpıtmayla tezlerini desteklemelerini ve bunun birileri tarafından ortaya çıkarılmasının ortaya çıkardığı morluktan bahsediyorum o kadar. Denklemden Engin'i ve adalet ajitasyonunu çıkarsanız sizin de bal gibi aynı görüşte olacağınız algı yanılgısından bahsediyorum.
Rosenberg'lerin ikisi de mi casusluk yapmislar?
Arda Uskan'in yazisinda sadece Julius Rosenberg'in casusluk yaptiginin ortaya ciktigi söyleniyordu. Ethel Rosenberg icin böyle bir ifade yok deniyordu.
AlbatrosS
29-02-2012, 00:04
Zurnanın zırt dediği, meselenin Engin olmadığı itirafına gelindi. Kiminin Rosenberg'i taş atan çocuklar, öbürününki "boru parçasıyla" demeç veren komutanlar.
Rosenbergler -su gibi ortada- casusdu. O dönem Amerika'sında casusluğun cezası ölümdü ve bu ceza uygulandı. Daha ne bıdı bıdı ediyorsunuz yahu? Yok onu vermiş de bunu vermemiş..., ölüm cezası ilkelliktir..., Cancavid ElBeşir'in Darfur'da soykırım yaptığına DELİL olabilir mi?... Saçmalamak bedava.
Olaylara ve kişilere taraflı bakışınız muhakemenizi yamultuyor. Ben ne Engin hayranıyım ne de bu ülkede adaletin düzgün işlediğini söylüyorum.
Bazı kurnazların yalan ve çarpıtmayla tezlerini desteklemelerini ve bunun birileri tarafından ortaya çıkarılmasının ortaya çıkardığı morluktan bahsediyorum o kadar. Denklemden Engin'i ve adalet ajitasyonunu çıkarsanız sizin de bal gibi aynı görüşte olacağınız algı yanılgısından bahsediyorum.
Pamuk prenses'in gerçek olup olmadığını tartışarak bir ELEŞTİRİ yapmakla Rosenbergler OYUNUNUN bu minvalde eleştirisini yapmak aynı şeydir. Sanatın en başta FİKTİF BİR İCRA olduğunu bilen biri sanat eserleri üzerinden böylesine ABSÜRT laflar etmeye, buna da ''çarpıtma'' diye konuşmaya yeltenmez. Hepi topu bir OYUN bu... Siz ne dediğinizin, neye hizmet ettiğinizin farkında mısınız?
Meselenin Rosenbergler bile olmadığı, bariz bir biçimde ortada.... Rosenbergler'in gerek METİN BAĞLAMI gerekse tarihsel bağlamda sosyolojik bir vak'a olduğunu bilmenin yarattığı İKTİDAR TEDİRGİNLİĞİ'dir. Oyunun biçemi, tekniği ve senaryosuyla zerrece ilgilenmeden ELEŞTİRİ yapmanın manası ne o zaman? Tanrı'nın var yada yok oluşu mütedeyyin bir şairin sanatının eleştiri kriteri olabilir mi?
Bir de soruyor hazret; neden Gorki falan oynanmıyormuş? Brecht oynansa alkışlar-mış... VALLAHA MI? SEN YEDİN Mİ BUNU?
''Bugün de bizde, Sartre'ın Cezayir savaşında takındığı tavıra özenip, kendine toplumda onun kadar etkinlik vehmedip "Kürtler istiyorlarsa bırakalım gitsinler" diyen adamlar var.)'' (http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2012/02/02/hay-sizin-rosenberglerinize) diyen adam bu. Ulan mantık sormaz mı: Fransa'yı cezayir'de sömürgeci yapan şeyle TC'yi Kürdistan'da sömürgeci yapmayan şey ne? Birinin 500 küsur birinin 100 senecik iktidar kalabilmesi mi? Bunu neden örnek veriyorum biliyor musun? Çünkü adamın derdi ''leziz bir muhalif oyun'' seyretmek değil. Leziz bir MUHALEFET hiç değil. Hamdolsun bu ülkede Enginden yüzbin milyon katmerli ve ahlak sahibi muhalifler var.
Dert ne, AHAN DA BU:
Bu, görünen amaçtır. Gerçek amaç da durduk yerde bir Rosenberg gündemi açıp "Tayyip Erdoğan tıpkı Senatör McCarthy gibi davranıyor, zavallı masumları içeri tıkıyor" mesajını vermek, aklı sıra muhalefet etmek.
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2012/02/02/hay-sizin-rosenberglerinize
Niyet öyle okunmaz böyle okunur... Ve bunu diyen adam MUHALEFET DERSİ VERİYOR, öyle mi? Ve sen de ENGİN HAYRANI değilsin ya, maksat tarihsel doğruyu söylemek değil mi?
Buna olsa olsa ''cin olmadan adam çarpmak denir''...
spartacus
29-02-2012, 00:32
Rosenbergler konusunda zaten muhatap cevap vermiş diye düşünüyorum...
Bunu geçtik TC de hangi iktidar mensubu, öyle ya da böyle, şu ya da bu biçimde, bürokrat, belki çevre örgütler, siyasal, sosyal, toplumsal örgütler vs ABD, başka ülkeler(islamcısından, demokratik, kapitalistinden-sosyalistine kadar) ilişkiler geliştirmedi? Ardıç kuşu (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96ter_ard%C4%B1%C3%A7_ku%C5%9Fu) ses çıkartır...
Rosenbergler konusunu sadece SSCB-ABD arası atom bombası gibi abuk bir gerekçeyle ele almak mümkün değildir-Kaldı ki TC de 40 yıl önce, toplumdan saklanarak(!) Nükleer Füze diken de ABD idi, hayli geniş bir işbirlikçi, AJAN yelpazesi olmalı...
Asıl sorun ABD de yükselen savaş karşıtı mücadeledir, Rosenbergler de bu mücadeleye indirilmiş bir darbenin kurbanları(her ülkede benzerleri olduğu gibi). Zaten bir şey ispatlanmışda değil, Rosenbergler ideolojik duruşları, politik görüş ve düşünceleri gereği SSCB ye yakın olabilir, hatda politik ilişkilerde de bulunabilir, politik, siyasi örgütlenemelerde yer alabilirler. Bu onların atom bombasının sırlarını veren ajanlar olduğu anlamına gelmez. Kanıtı olan koysun.
Neyse lafı bırakalım, varsa bir kanıt, objektif bir veri görelim. Zira ABD nin evvel delil ve kanıtlarının düzmece olduğu zaten biliniyordu. Onları çıktığımızda bilinmeyen bir kanıt varsa nerededir? İdamlarından yarım yüzyıl sonra bakılan Sovyet arşivleri mi? (ki o arşivlerde de bir kanıt yok.) Bu kadar saçma bir şey olabilir mi? (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=41072)